İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

A ile Başlayan İngilizce Kelimeler ve Anlamları


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

A ile başlayan İngilizce kelimeler ve anlamlarını aşağıda sıraladık. 1000 adet en çok kullanılan a harfi ile başlayan İngilizce kelime listesi;

  • a:lâ, pek iyi
  • a.b.c.:abc, alfabe, ilkeler, temel kurallar
  • a.d.:anno domini, m.s., milâttan sonra
  • a.m.:öğleden önce, sabah
  • aback:geri, geriye, kıç tarafta, pupada
  • abacus:abaküs, sayı boncuğu, sütun başlığı
  • abaft:kıç tarafında, kıç tarafta
  • abandon:bırakmak, coşku, kendinden geçme, kesmek, taşkınlık, terketmek, vazgeçmek, yüzüstü bırakmak
  • abandoned:ahlaksız, haylaz, kullanılmayan, terkedilmiş, uçarı
  • abandoning:bırakmak, kesmek, terketmek, vazgeçmek, yüzüstü bırakmak
  • abandonment:bırakılma, bırakma, terk, terketme, vazgeçme
  • abaout:aksi yöne, aşağı yukarı, dair, etrafına, etrafında, hakkında, hemen hemen, ilgili, konusunda, orada burada, takriben, üstünde, yaklaşık
  • abase:aşağılamak, küçük düşürmek, küçültmek
  • abasement:alçalma, aşağılama, küçük düşürme, küçülme
  • abash:bozmak, gururunu kırmak, utandırmak
  • abashed:bozulmuş, utanmış, yüzü kızarmış
  • abashing:bozmak, gururunu kırmak, utandırmak
  • abasing:aşağılamak, küçük düşürmek, küçültmek
  • abate:azalmak, azaltmak, dindirmek, geçmek, hafiflemek, yatıştırmak, yürürlükten kaldırmak
  • abatement:azalma, azaltılma, azaltma, indirim, iptal, yürürlükten kaldırma
  • abating:azalmak, azaltmak, dindirmek, geçmek, hafiflemek, yatıştırmak, yürürlükten kaldırmak
  • abatis:ağaç barikat, barikat
  • abattoir:kesimevi, mezbaha
  • abbacy:başkeşişlik, başrahiplik
  • abbey:manastır, manastır kilisesi
  • abc:abc, alfabe, ilkeler, temel kurallar
  • abcs:abc, alfabe, ilkeler, temel kurallar
  • abdicate:çekilmek, el çekmek, feragat etmek
  • abdication:çekilme, el çekme
  • abecedarian:alfabetik olarak düzenlenmiş, okumayı yeni öğrenen kimse, temel
  • abecederian:alfabetik olarak düzenlenmiş, okumayı yeni öğrenen kimse, temel
  • abed:yatağın üstünde, yatakta
  • abele:akçakavak, akkavak
  • aberrance:anormallik, sapıklık
  • aberrancy:anormallik, sapıklık
  • aberrant:anormal, sapık
  • aberration:aberasyon, sapıklık, sapınç, sapıtma
  • abet:özendirmek, suç ortaklığı yapmak, teşvik etmek, yoldan çıkarmak
  • abetment:suç ortaklığı, suça teşvik, yardakçılık
  • abetting:özendirmek, suç ortaklığı yapmak, teşvik etmek, yoldan çıkarmak
  • abettor:suç ortağı, yardakçı
  • abeyance:askıda olma, sürünceme
  • abhor:iğrenmek, nefret etmek
  • abhorence:iğrenme, nefret, nefret edilen şey
  • abhorrence:iğrenme, nefret, nefret edilen şey
  • abhorrent:iğrenç, nefret uyandıran
  • abhorring:iğrenmek, nefret etmek
  • abide:beklemek, çekmek, kalmak, katlanmak
  • abiding:bitmez tükenmez, sonsuz, sürekli
  • abigail:nedime, refakâtçi kadın
  • ability:beceri, güç, iktidar, yetenek, yeterlik
  • abject:adi, aşağılık, rezil, sefil
  • abjection:bayağılık, sefillik
  • abjectly:adice, alçakça
  • abjectness:bayağılık, sefillik
  • abjuration:tövbe etme, yeminle vazgeçme
  • abjure:dönmek, tövbe etmek, yeminle vazgeçmek
  • abjuring:dönmek, tövbe etmek, yeminle vazgeçmek
  • ablactation:memeden kesme, sütten kesme
  • ablation:ablasyon, ameliyatla çıkarma
  • ablatival:ablatif, -den halindeki
  • ablative:ablatif, -den hali, -den halindeki
  • ablaze:alev alev, alevler içinde, ışıl ışıl, ışıltılı, pırıl pırıl, yanan
  • able:beceri gerektiren, -ebilen, gücü yeten, yapabilen, yetenekli
  • abler:beceri gerektiren, -ebilen, gücü yeten, yapabilen, yetenekli
  • abloom:çiçeklerle dolu, çiçekli
  • ablution:aptes, boy abdesti, yıkanma
  • ablutions:aptes, boy abdesti, yıkanma
  • ably:beceriyle, hünerle
  • abnegate:inkâr etmek, reddetmek, tanımamak, yadsımak
  • abnegating:inkâr etmek, reddetmek, tanımamak, yadsımak
  • abnegation:fedakârlık, feragat, inkâr, vazgeçme, yadsıma
  • abnormal:anormal, olağandışı
  • abnormality:anormallik, olağandışılık
  • aboard:atobüse, gemide, gemiye, trene, uçağa, uçakta
  • abode:ikametgâh, konut, oturulan yer
  • aboil:hararetli, kaynayan
  • abolish:bozmak, feshetmek, iptal etmek, kaldırmak, ortadan kaldırmak
  • abolition:feshetme, fesih, iptal, kaldırılma, kaldırma, yürürlükten kaldırılma, yürürlükten kaldırma
  • abolitionism:kaldırma akımı, köleliğin kaldırılması akımı
  • abominable:berbat, iğrenç, tiksindirici
  • abominate:iğrenmek, nefret etmek, tiksinmek
  • abomination:iğrenme, nefret, nefret edilen şey
  • aboriginal:yerli, yerlisi olan
  • abort:başarısızlıkla sonuçlanmak, çocuk düşürmek, durdurmak, düşük yapmak, gelişememek, iptal etmek
  • aborted:başarısızlığa uğramış, boşa çıkmış
  • abortion:başarısızlık, bebek aldırma, düşük, kürtaj
  • abortionist:düşük yaptıran kimse, kürtaj yapan kimse
  • abortive:başarısız, düşük yaptıran, erken doğmuş, kısır, prematüre, verimsiz
  • abound:bol olmak, çok olmak, dolu olmak, kaynamak
  • abounding:bol, çok, dolu
  • about:aksi yöne, aşağı yukarı, dair, etrafına, etrafında, hakkında, hemen hemen, ilgili, konusunda, orada burada, takriben, üstünde, yaklaşık
  • above:cennette, daha çok, önce, öte, sözü geçen, üstün, üstünde, üzerinde, üzerine, yukarıda, yukarıda olan şey, yukarıdaki, yüksek
  • aboveboard:açıkça, doğru, dürüst, dürüst olarak, dürüstçe, hilesiz
  • aboveground:açık, toprağın üzerinde olan, toprak üstündeki, yeryüzündeki
  • abovementioned:yukarıda adı geçen, yukarıdaki
  • abracadabra:abrakadabra, anlamsız söz
  • abrade:aşındırmak, bilemek, sıyırmak
  • abraded:aşındırmak, bilemek, sıyırmak
  • abraham:dalavereci, sahte dilenci
  • abrasion:aşındırma, aşınma, aşınma sonucu kopan parçalar, aşınmış kısım, sıyırma, sıyrık, yenme, yıpranma
  • abrasive:aşındıran, aşındırıcı, aşındırıcı madde, sinirlendirici, taşlama malzemesi, törpüleyici, yıpratıcı
  • abreaction:abreaksiyon, dışa vurup rahatlama
  • abreast:aynı hizada, yan yana
  • abridge:kısaltmak, kısmak, mahrum etmek, özetlemek
  • abridgement:kısaltma, özet, özetleme
  • abridgment:kısaltma, özet, özetleme
  • abroad:dışarıda, etrafa, gurbette, her tarafa, yurt dışına, yurt dışında
  • abrogate:feshetmek, iptal etmek, yürürlükten kaldırmak
  • abrogation:iptal, yürürlükten kaldırma
  • abrupt:ani, beklenmedik, dik, kaba, sarp, tutarsız
  • abruptly:aniden, ansızın, beklenmedik bir şekilde, birdenbire
  • abruptness:anilik, diklik, kabalık, tutarsızlık
  • abscess:apse, çıban
  • abscission:kesilme, kesme
  • abscond:alacaklıdan kaçmak, kaçıp gizlenmek, kaçmak, kanundan kaçmak
  • absconding:alacaklıdan kaçmak, kaçıp gizlenmek, kaçmak, kanundan kaçmak
  • absence:bulunmama, dalgınlık, gıyap, yokluk
  • absent:bulunmamak, bulunmayan, dalgın, devamsız, yok
  • absentee:devamsız kimse, gelmeyen kimse, görevi başında bulunmayan kimse
  • absenteeism:devamsızlık, işe gelmeme, malının olduğu ülkede bulunmama
  • absently:dalgın dalgın, dalgınlıkla
  • absinth:apsent, pelin
  • absinthe:apsent, pelin
  • absolute:katışıksız, kayıtsız şartsız, kesin, mutlâk, saf, salt, sınırsız, tam
  • absolutely:elbette, kesinlikle, muhakkak, mutlâka, tamamen
  • absolution:günahların bağışlanması, suçun bağışlanması
  • absolutism:mutlâkiyet, saltçılık
  • absolve:affetmek, aklamak, bağışlamak, kurtarmak, temize çıkarmak
  • absolved:affetmek, aklamak, bağışlamak, kurtarmak, temize çıkarmak
  • absolving:affetmek, aklamak, bağışlamak, kurtarmak, temize çıkarmak
  • absorb:anlamak, çekmek, devralmak, emmek, kavramak, özümsemek, yutmak
  • absorbed:dalmış, dikkatini vermiş
  • absorbing:emici, ilgi çekici, ilginç, sürükleyici
  • absorption:dalma, emilme, emme, içine çekme, kendini verme
  • absorptive:emen, emici
  • abstain:çekimser olmak, içkiden uzak durmak, kaçınmak, sakınmak
  • abstaining:çekimser olmak, içkiden uzak durmak, kaçınmak, sakınmak
  • abstemious:az ile yetinen, kanaatkâr
  • abstention:çekimser kalma, kaçınma, uzak durma
  • abstinence:içkiden uzak durma, kaçınma, uzak durma
  • abstinent:az yiyip içen, kanaatkâr, perhizkâr
  • abstract:abstre, aşırmak, ayırmak, çalmak, damıtmak, kuramsal, özet, özet çıkarmak, özetlemek, soyut, soyut düşünce, soyutlamak, teorik
  • abstracted:dalgın, düşünceli, soyutlanmış
  • abstraction:ayırma, çalma, dalgınlık, soyut terim, soyutlama
  • abstruse:anlaşılması zor, derin
  • absurd:abes, anlamsız, ipe sapa gelmez, mantıksız, olanaksız, saçma
  • absurdity:anlamsızlık, mantıksızlık, saçmalık
  • absurdness:akılsızlık, anlamsızlık
  • abundance:bereket, bolluk, coşkunluk, servet, taşkınlık, zenginlik
  • abundant:bereketli, bol, çok, dolu, verimli
  • abundantly:bol bol, bol miktarda, bolca
  • abuse:kötü davranmak, kötü emellerine alet etmek, kötüye kullanma, kötüye kullanmak, küfretmek, küfür, suistimal, suistimal etmek, taciz, taciz etmek, tecâvüz etmek
  • abused:kötü davranmak, kötü emellerine alet etmek, kötüye kullanmak, küfretmek, suistimal etmek, taciz etmek, tecâvüz etmek
  • abuses:kötü davranmak, kötü emellerine alet etmek, kötüye kullanma, kötüye kullanmak, küfretmek, küfür, suistimal, suistimal etmek, taciz, taciz etmek, tecâvüz etmek
  • abusing:kötü davranmak, kötü emellerine alet etmek, kötüye kullanmak, küfretmek, suistimal etmek, taciz etmek, tecâvüz etmek
  • abusive:ağzı bozuk, hor kullanan, kötü davranan, kötüye kullanan, küfürbaz, küfürlü, taciz eden
  • abut:bitişik olmak, dayanmak
  • abutment:dayanak, kemer ayağı, köprü ayağı
  • abuttal:dayanak, kemer ayağı, köprü ayağı
  • abutting:bitişik olmak, dayanmak
  • abysm:boşluk, sonsuz derinlik, uçurum
  • abysmal:berbat, çok derin, dipsiz, sonsuz
  • abyss:boşluk, derinlik, uçurum
  • abyssinia:etiyopya, habeşistan
  • abyssinian:etiyopyalı, habeş
  • acacia:akasya, akasya sakızı, arap zamkı
  • academic:akademik, bilimsel, kuramsal, teorik
  • academical:akademik, bilimsel, kuramsal, teorik
  • academician:akademi üyesi, eğitimci
  • academy:akademi, okul, yüksekokul
  • acanthus:kengel, kenger, kenger yaprağı şekli, kenger, kengel
  • acccurate:doğru, kesin, tam
  • accede:iktidara gelmek, kabul etmek, razı olmak, tahta çıkmak, yönetime geçmek
  • accelerando:accelerando, hızlanarak
  • accelerant:artıran, hızlandıran, pozitif katalizör
  • accelerate:çabuklaştırmak, canlandırmak, gaza basmak, hız kazanmak, hızlandırmak, hızlanmak, özendirmek
  • accelerating:artan, hızlanan, hızlandırıcı
  • acceleration:hızlandırma, hızlanma, ivme, süratlenme
  • accelerator:gaz pedalı, hızlandırıcı, sempatik sinir
  • accent:ağız, aksan, aksan işareti, ayırıcı özellik, önem, şive, üzerinde durmak, vurgu, vurgulamak, vurgulu okumak
  • accented:üzerinde durmak, vurgulamak, vurgulu okumak
  • accenting:üzerinde durmak, vurgulamak, vurgulu okumak
  • accents:aksan, aksan işaretleri, şive
  • accentuate:üzerinde durmak, vurgulamak, vurgulu okumak
  • accentuation:vurgu işaretlerini koyma, vurgulama, vurgulu okuma
  • accept:almak, anlamak, hazmetmek, kabul etmek, kabullenmek, katlanmak, onaylamak, üstlenmek
  • acceptability:kabul edilebilirlik, uygunluk
  • acceptable:elle tutulur, geçer, geçerli, kabul edilebilir, kabul edilir, makbul, makul, uygun
  • acceptance:akseptans, alma, kabul, kabul etme, onama, onaylama, teslim alma, üstlenme
  • acceptation:anlam, kabul
  • accepted:kabul edilen, makbul, tanınan
  • accepter:akseptör, alıcı, kabul eden
  • acceptor:akseptör, alıcı, kabul eden
  • accesion:artma, erişme, göreve gelme, katılım, tahta çıkma, ulaşma
  • access:bağlamak, erişme, geçit, giriş, hastalık nöbeti, kullanım, ulaşma, yaklaşma
  • accessary:aksesuar, suç ortağı, suç ortağı olan, yardakçı, yardımcı
  • accessibility:giriş imkânı, kolay bulunabilme, ulaşabilme, yaklaşabilme
  • accessible:bulunur, elde edilebilir, etkilenebilir, girilebilir, kandırılabilir, ulaşılabilir
  • accessing:bağlamak
  • accession:artma, erişme, göreve gelme, katılım, tahta çıkma, ulaşma
  • accessory:aksesuar, eklenti, suç ortağı, suç ortaklığı eden, yardakçı, yardımcı
  • accidence:morfoloji, yapıbilim
  • accident:araz, beklenmedik olay, kaza, rastlantı, tesadüf
  • accidental:kazara olan, rastlantı sonucu olan, tesadüfen gelen bemol ya da diyez, tesadüfi
  • accidentally:kazara, rastlantı sonucu, tesadüfen
  • accidentaly:kazara, rastlantı sonucu, tesadüfen
  • acclaim:alkış, alkışlamak, alkışlarla karşılamak, beğeni, ilan etmek, övmek
  • acclaimed:alkışlamak, alkışlarla karşılamak, ilan etmek, övmek
  • acclaiming:alkışlamak, alkışlarla karşılamak, ilan etmek, övmek
  • acclamation:alkış, alkışlama, kabul oyu
  • acclimate:alışmak, havaya alıştırmak, iklime alışmak, ortama alıştırmak
  • acclimation:iklime alıştırma, ortama alışma, ortama alıştırma
  • acclimatisation:iklime alıştırma, ortama alışma, ortama alıştırma
  • acclimatization:iklime alıştırma, ortama alışma, ortama alıştırma
  • acclimatize:alışmak, havaya alışmak, iklime alıştırmak, ortama alıştırmak
  • acclimatized:alışmak, havaya alışmak, iklime alıştırmak, ortama alıştırmak
  • acclivity:bayır, yokuş
  • accolade:onurlandırma, övgü, rabıta
  • accolades:onurlandırma, övgü, rabıta
  • accomadation:borç, bulma, kalacak yer, sağlama, uyma, uyum, uyuşma, uzlaşma, uzlaştırma, yatacak yer
  • accommodate:alışmak, alıştırmak, bağdaştırmak, kalacak yer sağlamak, sağlamak, uydurmak, uyum sağlamak, uzlaştırmak, yerleştirmek
  • accommodating:mezhebi geniş, uygun, uysal, uyumlu
  • accommodation:borç, bulma, kalacak yer, sağlama, uyma, uyum, uyuşma, uzlaşma, uzlaştırma, yatacak yer
  • accommodations:kalacak yer, yatacak yer
  • accompaniment:akompaniman, eşlik, refakât
  • accompaniments:akompaniman, eşlik, refakât
  • accompanist:akompanist, eşlik eden kimse
  • accompany:aynı anda yapmak, birlikte olmak, eşlik etmek, katılmak, refakât etmek, yanında olmak
  • accompanying:beraberindeki, birlikte olan, eşlik eden
  • accomplish:almak, başarmak, sonuçlandırmak, üstesinden gelmek, yapmak, yerine getirmek
  • accomplished:başarılı, başarılmış, kusursuz, mükemmel, tam, yapılmış
  • accomplishment:başarı, başarma, beceri, tamamlama, yapma, yetenek
  • accomplishments:beceri, kabiliyet, yetenek
  • accord:ahenk, anlaşma, bağdaşmak, birleşme, uymak, uyum, uyum sağlamak, uzlaşma, vermek
  • accordance:uygun olma, uygunluk, uyum
  • according:göre, uygun olarak
  • accordıng:göre, uygun olarak
  • accordingly:bu nedenle, bu yüzden, gereğince, göre
  • accost:asılmak, sarkıntılık etmek, yaklaşıp konuşmak, yanaşmak
  • accouchement:doğum, loğusalık
  • accoucheur:doğum doktoru, ebe
  • accoucheuse:doğum doktoru, ebe
  • account:açıklama, açıklamak, açıklamasını yapmak, avlamak, banka hesabı, göz önünde tutma, gözüyle bakmak, hesaba katma, hesap, hesap verme, önem, saymak, sebep, söylenti, yakalamak, yarar
  • accountability:mesuliyet, sorumluluk
  • accountable:açıklanabilir, mesul, sorumlu
  • accountancy:muhasebe, muhasebecilik, saymanlık
  • accountant:muhasebeci, sayman
  • accounted:açıklamak, açıklamasını yapmak, avlamak, gözüyle bakmak, saymak, yakalamak
  • accounting:muhasebe, saymanlık
  • accounts:açıklama, açıklamak, açıklamasını yapmak, avlamak, banka hesabı, göz önünde tutma, gözüyle bakmak, hesaba katma, hesap, hesap verme, önem, saymak, sebep, söylenti, yakalamak, yarar
  • accoutred:donanımlı, teçhizatlı
  • accoutrement:donanım, teçhizat
  • accoutrements:donanım, teçhizat
  • accredit:atamak, atfetmek, güvenmek, itibar etmek, yetki vermek
  • accredited:itibarlı, resmen tanınmış
  • accrete:artmak, katılımlarla büyümek
  • accretion:arazinin genişlemesi, büyüme, ilave, katılım
  • accrual:artış, artış miktarı, büyüme, çoğalma
  • accrue:artmak, büyümek, çoğalmak, payına düşmek, tahakkuk etmek
  • accrued:artmak, büyümek, çoğalmak, payına düşmek, tahakkuk etmek
  • accruing:artmak, büyümek, çoğalmak, payına düşmek, tahakkuk etmek
  • accumulate:birikmek, biriktirmek, toplamak, toplanmak, yığmak
  • accumulates:birikmek, biriktirmek, toplamak, toplanmak, yığmak
  • accumulating:birikmek, biriktirmek, toplamak, toplanmak, yığmak
  • accumulation:birikim, toplanma, yığın
  • accumulative:birikmiş, toplanmış, toplayan
  • accumulator:akü, akümülatör
  • accuracy:ayar, doğruluk, kesinlik, tamlık
  • accurate:doğru, kesin, tam
  • accurately:kesin olarak, tam olarak
  • accursed:berbat, iğrenç, lanetli, melun, uğursuz
  • accurst:berbat, iğrenç, lanetli, uğursuz
  • accusation:itham, suçlama
  • accusations:itham, suçlama
  • accusative:akuzatif, ismin -i hali
  • accusatory:suçlayan, suçlayıcı
  • accuse:itham etmek, suçlamak
  • accused:sanık
  • accuser:suçlayan kimse
  • accusing:itham, sitemli, suçlama, suçlayan, suçlayıcı
  • accustom:alıştırmak
  • accustomed:alışık, alışılmış, alışkın, alışmış
  • ace:as, bey, birinci sınıf, birli, en iyi, karşılanamayan atış, yek
  • acephalous:başsız
  • acer:akçaağaç, akçaağaçgiller
  • acerbate:acılaştırmak, huysuzlaştırmak, sabrını tüketmek
  • acerbity:acılık, burukluk, ekşilik, huysuzluk, terslik
  • acetabulum:çanakçık
  • acetate:asetat, asetik asit tuzu
  • acetic:asetik
  • acetify:ekşimek, ekşitmek
  • acetylene:asetilen
  • ache:acı, acımak, ağrı, ağrımak, sancı, sancımak, sızı, sızlamak
  • achene:aken, kapçık meyve
  • achiee:başarmak, elde etmek, erişmek, gerçekleştirmek, kazanmak, meydana getirmek, ulaşmak
  • achieve:başarmak, elde etmek, erişmek, gerçekleştirmek, kazanmak, meydana getirmek, ulaşmak
  • achieved:başarmak, elde etmek, erişmek, gerçekleştirmek, kazanmak, meydana getirmek, ulaşmak
  • achievement:başarı, başarma, eser, kazanma
  • achievements:kahramanlık, yiğitlik
  • achiever:başarılı kimse
  • achieving:başarmak, elde etmek, erişmek, gerçekleştirmek, kazanmak, meydana getirmek, ulaşmak
  • achilles:aşil
  • aching:acıma, acıyan, ağrılı, ağrıyan
  • achromatic:akromatik, perdesi değişmeyen, renksemez
  • acid:acı, asit, dokunaklı, ekşi, lsd
  • acidification:asitleştirme
  • acidify:asitlemek, asitleştirmek, ekşitmek
  • acidity:asidite, ekşilik, ekşime
  • acidulated:ekşice, mayhoş
  • acidulous:acı, dokunaklı, ekşice, mayhoş
  • ackemma:uçak teknisyeni
  • acknowledge:alındığını bildirmek, itiraf etmek, kabul etmek, onaylamak, tanımak, teşekkür etmek
  • acknowledged:kabul edilen, tanınan
  • acknowledgement:alındı, alındığını bildirme, borcun kabulü, kabul, onay, tanıma, teşekkür
  • acknowledges:alındığını bildirmek, itiraf etmek, kabul etmek, onaylamak, tanımak, teşekkür etmek
  • acknowledging:alındığını bildirmek, itiraf etmek, kabul etmek, onaylamak, tanımak, teşekkür etmek
  • acknowledgment:alındı, alındığını bildirme, borcun kabulü, kabul, onay, tanıma, teşekkür
  • aclinic:meyilsiz
  • acme:buhran, doruk, kriz, zirve
  • acne:akne, sivilce
  • acolyte:rahip yardımcısı, yardımcı
  • acorn:meşe palamudu, palamut
  • acoustic:akustik, ses, sesle ilgili
  • acoustics:akustik, ses dağılımı, sesbilim, yankılanım
  • acquaint:bildirmek, bilgi vermek, haber vermek, tanıtmak
  • acquaintance:bilgi, tanıdık, tanıma, tanışma
  • acquaintances:eş dost
  • acquaintanceship:tanıdıklar, tanışıklık
  • acquainted:tanışık, tanışmış
  • acquiesce:kabul etmek, karşı çıkmamak, razı olmak
  • acquiescence:kabul etme, razı olma, rıza, uysallık
  • acquiescent:kabul eden, uysal
  • acquiescently:karşı çıkmadan, uysallıkla, yumuşak başlılıkla
  • acquiescing:kabul etmek, karşı çıkmamak, razı olmak
  • acquire:edinmek, elde etmek, kazanmak, sonradan kazanmak
  • acquired:edinilen, sonradan kazanılan, zamanla kazanılan
  • acquirement:edinilen şey, edinme, kazanç, kazanma, zamanla kazanılan nitelik
  • acquiring:edinme
  • acquisition:edinme, kazanç, kazanma, kütüphaneye yeni gelen kitap, müzeye yeni gelen eşya
  • acquisitions:edinme, kazanç, kazanma, kütüphaneye yeni gelen kitap, müzeye yeni gelen eşya
  • acquisitive:açgözlü, para delisi, paragöz
  • acquisitiveness:para hırsı, paragöz olma
  • acquit:aklamak, ayrıcalık tanımak, beraat ettirmek, muaf tutmak, ödemek, suçsuz çıkarmak, temize çıkarmak
  • acquittal:beraat, temize çıkma, yapma, yerine getirme
  • acquittance:borcunu ödeme, ibraname, ödeme belgesi
  • acquitted:aklamak, ayrıcalık tanımak, beraat ettirmek, muaf tutmak, ödemek, suçsuz çıkarmak, temize çıkarmak
  • acre:arazi ölçü birimi
  • acreage:arazinin büyüklüğü, yüzölçümü
  • acres:arazi ölçü birimi
  • acrid:acı, buruk, keskin, sert
  • acridity:burukluk, keskinlik
  • acrimonious:hırçın, huysuz, ters
  • acrimony:hırçınlık, huysuzluk, terslik
  • acro:yüksek, yükseklik
  • acrobat:akrobat, cambaz
  • acrobatic:akrobatik
  • acrobatics:akrobasi, cambazlık
  • acronym:baş harflerden oluşan sözcük
  • acrophobia:akrofobi, yükseklik korkusu
  • acropolis:akropol, iç kale
  • across:çapraz, genişliğinde, içinden, karşıdan karşıya, karşısında, karşıya, öbür tarafında, ortasından, üstünden
  • acrostic:akrostiş
  • acrylic:akrilik
  • act:amel, cinsel ilişki, davranış, davranmak, etki etmek, eylem, fiil, görevini yapmak, hareket, hareket etmek, kanun, numara, numara yapmak, numarası yapmak, oynamak, oyun, perde, resmi yazı, rol, rol oynamak, rol yapmak, yasa
  • acting:davranan, hareket eden, oynama, oyun, oyunculuk, sahnelenebilen, temsil, temsil eden, vekâlet eden, yapan
  • actinic:aktinik
  • action:amel, çalışma, çarpışma, dava, davranış, etki, etkileme, eylem, faaliyet, hareket, olayların gelişimi
  • actionable:dava edilebilir, dava konusu olabilir
  • actions:amel, çalışma, çarpışma, dava, davranış, etki, etkileme, eylem, faaliyet, hareket, olayların gelişimi
  • activate:aktif hale getirmek, etkinleştirmek, harekete geçirmek, kurmak
  • activated:aktif hale getirmek, etkinleştirmek, harekete geçirmek, kurmak
  • activating:aktif hale getirmek, etkinleştirmek, harekete geçirmek, kurmak
  • activation:aktifleştirme, etkinleştirme, harekete geçirme
  • active:aktif, çalışan, çalışkan, canlı, enerjik, etken, etkin, faal, hareketli, işleyen, kıvrak, üretken
  • activist:eylemci
  • activities:etkinlikler, faaliyetler
  • activity:etkinlik, eylem, faaliyet, hareket halinde olma, iş
  • actor:aktör, erkek oyuncu, katılımcı, oyuncu
  • actress:aktris, kadın oyuncu
  • acts:havariler tarihi, yeni ahit
  • actual:aktüel, asıl, fiili, gerçek, güncel, mevcut, şimdiki
  • actualise:gerçekleşmek, gerçekleştirmek
  • actuality:aktüalite, gerçeklik, güncellik
  • actualize:gerçekleşmek, gerçekleştirmek
  • actually:aslında, doğrusu, fiilen, gerçekte, gerçekten, sahi, sahiden
  • actuary:aktüer, sigorta uzmanı
  • actuate:çalıştırmak, harekete geçirmek, işletmek
  • actuating:çalıştırmak, harekete geçirmek, işletmek
  • actuation:çalıştırma, harekete geçirme
  • actuator:çalıştırıcı, işletici
  • actuators:çalıştırıcı, işletici
  • acuity:keskinlik, sivrilik, zekâ
  • acumen:çabuk kavrama, sezgi, zekâ
  • acumulate:birikmek, biriktirmek, toplamak, toplanmak, yığmak
  • acupuncture:akupunktur, akupunktur yapmak
  • acuracy:ayar, doğruluk, kesinlik, tamlık
  • acute:akut, aşırı, dar, ilerlemiş, keskin, şiddetli, sivri
  • acuteness:çabuk kavrama, keskinlik, şiddet, zekâ
  • ad:duyuru, ilan, reklâm
  • adage:atasözü, özdeyiş
  • adagio:adaciyo, ağır olarak
  • adam:adem
  • adamant:çok sert efsanevi bir taş, hoşgörüsüz, sert
  • adamantine:çok sert, sarsılmaz
  • adapt:adapte etmek, aktarmak, alıntı yapmak, uyarlamak, uydurmak, uymak
  • adaptability:adapte olabilirlik, uyma yeteneği
  • adaptable:uyabilen, uyarlanabilir, uydurulabilir, uygun
  • adaptation:adaptasyon, aktarma, alıntı, intibak, uyarlama, uygunluk, uyma
  • adapted:adapte edilmiş, uyarlanmış
  • adapter:adaptör, ara parçası, uyarlayan, uyarlayıcı
  • adapters:adaptör, ara parçası, uyarlayan, uyarlayıcı
  • adapting:adapte etmek, aktarmak, alıntı yapmak, uyarlamak, uydurmak, uymak
  • adaptive:uyabilen
  • adaptor:adaptör, ara parçası, uyarlayan, uyarlayıcı
  • add:artırmak, eklemek, ilave etmek, karıştırmak, katmak, toplamak
  • added:ekli, katılmış, katma
  • addenda:ek, ilave
  • addendum:ek, ilave
  • adder:engerek
  • addict:alışmak, alıştırmak, bağımlı, bağımlısı olmak, düşkün, meraklı, tiryaki, tiryaki olmak
  • addicted:bağımlı, düşkün, meraklı, tiryaki
  • addicting:alışmak, alıştırmak, bağımlısı olmak, tiryaki olmak
  • addiction:alışma, bağımlılık, düşkünlük, tiryakilik, tutku
  • addictive:alışkanlık yapan, bağımlılık yapan
  • adding:ekleme, katma
  • addition:artış, ek, ekleme, eklenti, ilave, katılan şey, katılma, katkı, katma, toplama, zam
  • additional:ek, ekstra, fazladan, ilave, ilave edilen, katma
  • additionally:ayrıca, bundan başka, ilaveten
  • additions:artış, ek, ekleme, eklenti, ilave, katılan şey, katılma, katkı, katma, toplama, zam
  • additive:eklenecek, katılacak, katkı, katkı maddesi
  • additives:katkı, katkı maddesi
  • addle:bozuk, bozulmak, cılk, kafa karıştırmak, kafası karışmış, kokmak, kokmuş, şaşırtmak
  • addlebrained:kafasız, şaşkın, sersem
  • addled:cılk, kafası karışmış, şaşkın
  • addlepated:kafasız, şaşkın, sersem
  • address:adres, adres yazmak, beceri, dilekçe, göndermek, hitabe, hitap etmek, hüner, konuşma, konuşma tarzı, konuşma yapmak, nutuk çekmek, söylev, söylev vermek, tavır
  • addressee:alıcı
  • addresses:kur, kur yapma
  • addressing:adres yazmak, göndermek, hitap etmek, konuşma yapmak, nutuk çekmek, söylev vermek
  • addtion:artış, ek, ekleme, eklenti, ilave, katılan şey, katılma, katkı, katma, toplama, zam
  • adduce:göstermek, ileri sürmek, vermek
  • adduct:yaklaştırmak
  • adduction:addüksiyon, yaklaştırma
  • adenoid:bezelerle ilgili, lenf bezi, lenf bezleriyle ilgili
  • adenoids:lenf bezi büyümesi, lenf bezleri
  • adept:becerikli, ehil, mahir, usta, üstâd, uzman
  • adequacy:uygunluk, yeterlik
  • adequate:elverişli, uygun, yeterli
  • adequately:lâyıkıyle, yeterli olarak
  • adfiliation:bağlama, bağlanma, birleştirme, ekleme, evlat edinme, katma, üyeliğe kabul, üyelik, yakın ilişki
  • adhere:bağlanmak, bağlı kalmak, bitiştirmek, katılmak, yapışmak
  • adhered:bağlanmak, bağlı kalmak, bitiştirmek, katılmak, yapışmak
  • adherence:bağlılık, uyma, vefa, yapışma
  • adherent:bağlı, taraftar, yandaş, yapışık, yapışkan
  • adherents:taraftar, yandaş
  • adhesion:bağlı olma, bağlılık, yapışma
  • adhesive:bağlı, sadık, tutkal, yapışkan, yapıştırıcı, zamk
  • adieu:allahaısmarladık!, elveda!, hoşça kal!
  • adieu!:allahaısmarladık!, elveda!, hoşça kal!
  • adieux:veda
  • adipose:etin yağlı tarafı, yağ, yağlı
  • adiposity:şişmanlık, yağlılık
  • adit:galeri, giriş, tünel
  • adjacencies:çevre, civar, dolay, etraf
  • adjacency:bitişik olma, civar, yakınlık
  • adjacent:bitişik, komşu, yakın
  • adjectival:sıfat, sıfat gibi kullanılan
  • adjective:bağlı, biçimsel, önad, sabitleştiricili, sıfat, sıfat gibi kullanılan, tabi
  • adjoin:bitişik olmak, bitiştirmek, eklemek, katmak, yan yana koymak, yan yana olmak
  • adjoined:bitişik, ekli, katılmış
  • adjoining:bitişik, yan yana
  • adjourn:dağılmak, ertelemek, geciktirmek, geçmek, son vermek, sonraya bırakmak
  • adjourned:dağılmak, ertelemek, geciktirmek, geçmek, son vermek, sonraya bırakmak
  • adjourning:dağılmak, ertelemek, geciktirmek, geçmek, son vermek, sonraya bırakmak
  • adjournment:erteleme, ertelenme, geciktirme, oturum arası
  • adjt:emir subayı, yaver
  • adjudge:hükmetmek, hükmüne varmak, hüküm giydirmek, hüküm vermek, kararına varmak, mahkum etmek, vermek
  • adjudicate:hakemlik etmek, hükmüne varmak, hüküm vermek, ihale etmek, kararına varmak, yargıcılık yapmak
  • adjudication:hüküm, hüküm verme, karar
  • adjudicator:hakem, hakim, yargıç, yargıcı
  • adjunct:ek, ikinci dereceden şey, ilave, niteleme sözcüğü, tamamlayan, tamamlayıcı, yardımcı
  • adjunctive:birleşik
  • adjuration:ant, dilek, istek, rica, yalvarma, yemin
  • adjure:rica etmek, yalvara yakara istemek, yalvarmak, yeminle istemek
  • adjust:alışmak, alıştırmak, ayarlamak, belirlemek, düzeltmek, halletmek, uydurmak
  • adjustable:ayarlanabilir, ayarlı
  • adjusted:alışmak, alıştırmak, ayarlamak, belirlemek, düzeltmek, halletmek, uydurmak
  • adjuster:ayarlayan kimse, dispeççi, düzelten kimse, tasfiye memuru
  • adjusting:ayar, ayarlayıcı
  • adjustment:alışma, ayar, ayarlama, dispeç, düzeltme, halletme, uydurma
  • adjustments:alışma, ayar, ayarlama, dispeç, düzeltme, halletme, uydurma
  • adjutant:emir subayı, yaver
  • adlib:doğaçlama, doğaçtan söylemek, hazırlıksız yapılan, o anda söylemek
  • adman:reklâmcı
  • admin:idare, yönetim
  • administer:ettirmek, hizmet etmek, idare etmek, uygulamak, verdirmek, vermek, yönetmek
  • administering:ettirmek, hizmet etmek, idare etmek, uygulamak, verdirmek, vermek, yönetmek
  • administrate:idare etmek, yönetmek
  • administration:bakanlar kurulu, ettirme, hükümet, idare, idarecilik, uygulama, yerine getirme, yönetim
  • administrative:idari, yönetimle ilgili, yönetimsel
  • administrator:idareci, müdür, vasi, vekil, yönetici
  • administrators:idareci, müdür, vasi, vekil, yönetici
  • admirable:beğenilen, hayran eden, hayranlık uyandıran, takdire değer
  • admiral:amiral, bir kelebek türü, oramirâl
  • admiral’s:amiral, bir kelebek türü, oramirâl
  • admiralty:amiraller, amirallik
  • admiration:beğeni, hayranlık, hayranlık uyandıran şey, takdir
  • admire:çok beğenmek, hayran hayran bakmak, hayran kalmak, hayran olmak, takdir etmek
  • admired:çok beğenmek, hayran hayran bakmak, hayran kalmak, hayran olmak, takdir etmek
  • admirer:aşık, hayran
  • admirers:aşık, hayran
  • admiring:beğeni dolu, hayranlık ifade eden
  • admiringly:beğeniyle, hayran olarak, hayranlıkla
  • admissibility:kabul edilebilirlik, kabul olunabilme
  • admissible:dinlenebilir, geçerli, kabul edilebilir, kabul edilir
  • admission:emme, giriş, giriş izni, giriş ücreti, girme, itiraf, kabul, katılma
  • admit:almak, içeri almak, itiraf etmek, kabul etmek, meydan vermek
  • admittance:giriş, giriş ücreti, kabul
  • admitted:herkesçe bilinen, kabul edilmiş
  • admittedly:hiç kuşkusuz, kabul edilmelidir ki
  • admitting:almak, içeri almak, itiraf etmek, kabul etmek, meydan vermek
  • admix:karıştırmak
  • admixed:karıştırmak
  • admixture:karışım, karıştırma, katma
  • admonish:azarlamak, ihtar etmek, tembih etmek, uyarmak
  • admonishing:azarlamak, ihtar etmek, tembih etmek, uyarmak
  • admonition:ihtar, öğüt, tembih, uyarı
  • admonitory:uyarı, uyarıcı
  • ado:gürültü, patırtı, telaş
  • adobe:kerpiç, kerpiç ev
  • adobt:benimsemek, çalmak, evlât edinmek, kabul etmek, nüfusuna geçirmek, sahip çıkmak, seçmek
  • adolescence:büyüme çağı, delikanlılık, gençlik
  • adolescent:delikanlı, genç, yeniyetme
  • adolescents:delikanlı, genç, yeniyetme
  • adonis:adonis, yakışıklı genç, züppe
  • adopt:benimsemek, çalmak, evlât edinmek, kabul etmek, nüfusuna geçirmek, sahip çıkmak, seçmek
  • adopted:benimsenen, evlat edinilmiş, kabul edilen
  • adopting:benimsemek, çalmak, evlât edinmek, kabul etmek, nüfusuna geçirmek, sahip çıkmak, seçmek
  • adoption:alma, benimseme, evlât edinme, kabul etme, nüfusuna geçirme
  • adoptive:evlat edinen, evlat edinilmiş
  • adorable:çok güzel, tapılacak, tapılası
  • adoration:aşk, hayranlık, tapınma, tapma
  • adore:bayılmak, bitmek, delicesine sevmek, tapınmak, tapmak
  • adored:bayılmak, bitmek, delicesine sevmek, tapınmak, tapmak
  • adorer:aşık, tapan kimse
  • adoring:aşk dolu, sevgi dolu
  • adorn:bezemek, güzelleştirmek, renk katmak, süslemek
  • adorned:bezemek, güzelleştirmek, renk katmak, süslemek
  • adornment:dekor, donatma, güzelleştirme, süs, süsleme
  • adrenal:böbreküstü bezi ile ilgili
  • adrenalin:adrenalin
  • adriatic:adriyatik
  • adrift:akıntıya kapılmış, başıboş, kendi haline bırakılmış, rüzgâra kapılmış, serseri
  • adroit:becerikli, eli çabuk, usta
  • adroitly:ustaca, ustalıkla
  • adroitness:beceri, beceriklilik, el çabukluğu, hüner
  • adsorb:adsorbe etmek, emmek
  • adsorbent:emici, emici madde
  • adsorbing:adsorbe etmek, emmek
  • adsorption:emme
  • adulate:dalkavukluk etmek, pohpohlamak, yaltaklanmak
  • adulation:dalkavukluk, pohpohlama, yaltaklanma, yaranmaya çalışma
  • adulator:dalkavuk, yalaka, yaranmaya çalışan kimse
  • adulatory:dalkavuk, yalaka, yaltakçı, yaranmaya çalışan
  • adult:büyümüş, ergin, ergin kimse, erişkin, reşit, yetişkin
  • adulterate:bozmak, seyreltmek, yabancı madde karıştırarak
  • adulterated:karışık
  • adulteration:hile, karıştırma, seyreltme
  • adulterer:aldatan erkek, zina yapan erkek
  • adulteress:aldatan kadın, zina yapan kadın
  • adulterous:eşini aldatan, zina yapan
  • adultery:eşini aldatma, zina
  • adulthood:erginlik, reşitlik, yetişkinlik
  • adultry:eşini aldatma, zina
  • adults:ergin kimse, yetişkin
  • adumbrate:dokundurmak, hissettirmek, ima etmek, sezdirmek, taslağını çizmek
  • adumbration:dokundurma, ima, sezdirme
  • advance:artış, artmak, atamak, atılım, avans, avans vermek, avantaj, gelişme, gelişmek, geliştirmek, ileri almak, ileri sürmek, ilerleme, ilerlemek, ilerletmek, öncü, öne almak, öne sürmek, peşinat vermek, yükselme, yükseltmek
  • advanced:gelişmiş, ileri, ilerlemiş, modern, öncü
  • advancement:gelişme, ilerleme, terfi, yükselme
  • advancements:gelişme, ilerleme, terfi, yükselme
  • advances:asılma, sırnaşma
  • advancing:ilerleyen
  • advantage:avantaj, çıkar, fayda, menfaat, üstünlük
  • advantageous:avantajlı, faydalı, kârlı, yararlı
  • advent:gelip çatma, gelme, isa’nın görünmesi, noel öncesi dört hafta
  • adventitious:beklenmedik, dıştan gelen, şans eseri olan, tesadüfi
  • adventure:atılmak, macera, risk, riske atmak, serüven, spekülasyon, tehlikeli iş, tehlikeye atmak, vurgunculuk, yeltenmek
  • adventurer:dolandırıcı, maceraperest, serüvenci, spekülatör, vurguncu
  • adventures:atılmak, macera, risk, riske atmak, serüven, spekülasyon, tehlikeli iş, tehlikeye atmak, vurgunculuk, yeltenmek
  • adventuresome:atılgan, cesur, gözüpek
  • adventuress:dolandırıcı kadın, maceraperest kadın, serüvenci kadın, spekülatör kadın
  • adventurous:cesaret isteyen, cesur, cüretli, gözüpek, maceraperest, riskli, tehlikeli
  • adverb:belirteç, zarf
  • adverbial:zarf, zarf niteliğinde
  • adversaries:düşman, hasım, iblis, karşı kimse, muhalif, rakip
  • adversary:düşman, hasım, iblis, karşı kimse, muhalif, rakip
  • adversative:aksi düşünce bildiren, karşıt fikir belirten
  • adverse:aksi, aleyhte, karşıt, ters, zıt
  • adversities:güçlük, şanssızlık, sıkıntı, zorluk
  • adversity:güçlük, şanssızlık, sıkıntı, zorluk
  • advert:bahsetmek, değinmek, duyuru, ilan, reklâm
  • advertise:duyurmak, ilan etmek, ilan vermek, reklâm yapmak, reklâmını yapmak, tanıtım yapmak
  • advertisement:duyuru, ilan, reklâm
  • advertisements:duyuru, ilan, reklâm
  • advertiser:ilancı, reklâm yapımcısı, reklâmcı
  • advertising:duyurma, ilan, reklâm, reklâmcılık, reklâmcılık ile ilgili
  • advertize:duyurmak, ilan etmek, ilan vermek, reklâm yapmak, reklâmını yapmak, tanıtım yapmak
  • advice:akıl, danışma, fikir, nasihat, öğüt, tavsiye, uyarı
  • advisability:tavsiye edilebilirlik, uygunluk
  • advisable:akla uygun, tavsiye edilebilir, uygun
  • advise:akıl vermek, bildirmek, fikir vermek, haber vermek, nasihat etmek, öğüt vermek, öğütlemek, tavsiye etmek, uyarmak
  • advised:düşünceli, iyice düşünülmüş, tedbirli
  • advisedly:düşünüp taşınarak, iyice düşünüp
  • adviser:akıl hocası, danışman, danışman öğretmen, müşavir
  • advising:akıl vermek, bildirmek, fikir vermek, haber vermek, nasihat etmek, öğüt vermek, öğütlemek, tavsiye etmek, uyarmak
  • advisor:danışman, danışman öğretmen, müşavir
  • advisory:akıl veren, danışma, tavsiye niteliğinde
  • advocacy:avukatlık, müdafaa, savunma, tarafını tutma
  • advocate:avukat, desteklemek, müdafaa etmek, savunmak, savunucu, taraftar, yandaş
  • advocates:avukat, desteklemek, müdafaa etmek, savunmak, savunucu, taraftar, yandaş
  • advocating:desteklemek, müdafaa etmek, savunmak
  • adze:keser, marangoz keseri
  • aegean:ege, ege denizi
  • aegis:kalkan, koruma, siper
  • aeolian:rüzgârdan oluşan
  • aeon:çok uzun zaman, ebediyet, evrenin yaşı, sonsuzluk
  • aerate:gaz doldurmak, hava vermek, havalandırmak
  • aerated:gaz doldurmak, hava vermek, havalandırmak
  • aeration:havalandırma, havalanma
  • aerial:anten, anten ile ilgili, hava, havai, hayali
  • aerialist:akrobat, ip cambazı, trapezci
  • aerie:kartal yuvası, tepedeki ev, yüksek kuş yuvası
  • aero:havacılık, havacılıkla ilgili, uçak, uçakla ilgili
  • aerobatic:hava akrobasisi ile ilgili, uçak cambazlığı ile ilgili
  • aerobatics:hava akrobasisi, uçak cambazlığı
  • aerodrome:havaalanı, havalimanı
  • aerodynamic:aerodinamik
  • aerodynamical:aerodinamik
  • aerodynamics:aerodinamik
  • aerofoil:kanat, kanatçık
  • aerogram:telsiz telgraf
  • aerolite:aerolit, göktaşı, meteorit
  • aerology:aeroloji, hava bilimi, meteoroloji
  • aeronaut:balon pilotu
  • aeronautic:havacılık, havacılık ile ilgili
  • aeronautical:havacılık, havacılık ile ilgili
  • aeronautics:havacılık
  • aeros:aşk tanrısı
  • aerosol:aerosol
  • aerosols:aerosol
  • aerostat:aerostat, balon, zeplin
  • aerostatics:aerostatik, hava kanunları bilimi
  • aesculapian:tıbbi, tıp, tıp tanrısı ile ilgili
  • aesthete:estet
  • aesthetic:estetik
  • aesthetical:estetik
  • aesthetics:estetik, güzellik ilmi
  • aestival:yaz, yaz ile ilgili
  • aether:eter, lokmanruhu
  • afar:uzak, uzakta, uzaktan
  • affability:hoşluk, naziklik, nezaket, sokulganlık, tatlılık
  • affable:hoş, nazik, sokulgan
  • affair:gönül macerası, ilişki, iş, konu, mesele, olay, şey
  • affaire:aşk ilişkisi, ilişki
  • affairs:işler
  • affect:arzu, bozmak, dokunmak, etki etmek, etkilemek, heyecan, hoşlanmak, numarası yapmak, sarsmak, sevmek, taslamak, tutmak, üzmek, yaşamak
  • affectation:eda, gösteriş, naz, numara, taklit, yapmacık tavır
  • affectations:eda, gösteriş, naz, numara, taklit, yapmacık tavır
  • affected:düşkün, eğilimli, etki altında kalmış, etkilenmiş, numaracı, sarsılmış, taklitçi, üzülmüş, yakalanmış, yapmacık
  • affecting:etkileyen, etkileyici, numaracı, yapmacıklı
  • affectingly:etkileyici bir tarzda
  • affection:düşkünlük, eğilim, etkileme, hastalık, meyil, şefkât, sevgi
  • affectionate:müşfik, şefkâtli, sevecen, seven, sevgi gösteren
  • affectionately:sevgilerle
  • affective:dokunaklı, duygulandırıcı, duygusal, etkileyici
  • affects:arzu, bozmak, dokunmak, etki etmek, etkilemek, heyecan, hoşlanmak, numarası yapmak, sarsmak, sevmek, taslamak, tutmak, üzmek, yaşamak
  • afferent:getiren
  • affiance:güven, inanç, nişan, nişanlanmak
  • affianced:nişanlanmış, nişanlı
  • affidavit:beyanname, taahhüt, yeminli belge
  • affiliate:bağlamak, bağlı şirket, birleşmek, evlat edinmek, kabul etmek, katılmak, katmak, tanımak, üye olmak, üyeliğe kabul etmek, yakınlaşmak
  • affiliated:bağlı
  • affiliation:bağlama, bağlanma, birleştirme, ekleme, evlat edinme, katma, üyeliğe kabul, üyelik, yakın ilişki
  • affinity:akrabalık, benzerlik, benzeşme, birleşme eğilimi, çekicilik, dünürlük, ilgi, ilişki, yakınlık
  • affirm:beyan etmek, bildirmek, doğrulamak, iddia etmek, ileri sürmek, onaylamak, söylemek
  • affirmation:doğrulama, onay, yemin yerine geçen söz
  • affirmative:doğrulayan, doğrulayıcı, olumlu, olumlu cevap
  • affirmatively:olumlu olarak, onaylayarak
  • affirmed:beyan etmek, bildirmek, doğrulamak, iddia etmek, ileri sürmek, onaylamak, söylemek
  • affix:atmak, basmak, eklemek, iliştirmek, önek, sonek, takı, takmak, yapıştırmak
  • affixing:atmak, basmak, eklemek, iliştirmek, takmak, yapıştırmak
  • afflatus:esin, ilham
  • afflict:acı vermek, eziyet etmek, sarsmak, üzmek
  • afflicted:dertli, sarsılmış, tutulmuş, uğramış, üzgün
  • affliction:acı, ağrı, belâ, dert, felâket, ızdırap, üzüntü
  • afflictions:acı, ağrı, belâ, dert, felâket, ızdırap, üzüntü
  • afflictive:acı veren, üzücü
  • affluence:bolluk, çokluk, servet, zenginlik
  • affluent:bol, çok, gürül gürül akan, ırmağa dökülen akarsu, ırmak ayağı, varlıklı, zengin
  • afflux:akın, akıntı, akış, kan hücumu, kan toplanması
  • afford:bulabilmek, gücü yetmek, parası yetmek, zaman ayırabilmek
  • affordable:para yetirilebilir, satın alınabilir
  • afforded:bulabilmek, gücü yetmek, parası yetmek, zaman ayırabilmek
  • afforest:ağaçlandırmak, ormanlaştırmak
  • afforestation:ağaçlandırma, ormanlaştırma
  • afforested:ağaçlandırmak, ormanlaştırmak
  • affranchise:salıvermek, serbest bırakmak
  • affray:dalaş, dövüş, kavga, kavga kıyamet
  • affricate:yarı kapantılı ünsüz
  • affright:korku, korkutmak
  • affrighted:korkutmak
  • affront:gücendirmek, hakaret, hakaret etmek, küçük düşürmek
  • affronted:gücendirmek, hakaret etmek, küçük düşürmek
  • afghan:afgan, afganca, afganistan ile ilgili, afganlı
  • afghanistan:afganistan
  • afghans:afgan, afganca, afganlı
  • aficionado:boğa güreşi meraklısı, meraklı
  • aficionados:boğa güreşi meraklısı, meraklı
  • afield:evden uzak, kırda, kırlara, uzağa, yolunu şaşırmış
  • afire:alev alev, alevler içindeki, tutuşmuş, yanan
  • aflame:alev alev, alevler içinde, alevler içindeki, tutuşmuş, yanan
  • aflight:havada, uçmakta
  • afloat:denizde, dolaşmakta, havada, su basmış, su içinde, su üstünde, su üzerinde, suda, yüzmekte
  • aflutter:çarpıntılı, titreme halindeki, titreyerek
  • afoot:ayakta, hazırlanan, hazırlanmakta, oluşmakta, yaya, yayan, yürüyerek
  • afore:-den önce, önce, önceden, yukarıda
  • aforementioned:adı geçen, daha önce belirtilen, yukarıda geçen
  • aforenamed:adı geçen, yukarıda geçen
  • aforesaid:adı geçen, daha önce belirtilen, yukarıda geçen
  • aforethought:düşünülmüş, kasıtlı, planlanmış
  • aforetime:evvelden, önceden
  • afoul:bir şeye takılmış
  • afraid:korkan, korkmuş
  • afreet:ifrit
  • afresh:baştan, yeni baştan, yeniden
  • africa:afrika
  • african:afrika, afrika ile ilgili, afrikalı
  • afrikander:güney afrika’da doğan avrupalı
  • afrikaner:güney afrika’da doğan avrupalı
  • aft:kıç tarafta, kıça doğru, kıçta
  • after:ardından, arkasından, daha sonra, -den sonra, -dikten sonra, göre, izleyen, peşinden, sonra, sonra gelen, sonraki
  • afterbirth:plasenta, son
  • afterburner:art yakıcı
  • aftercare:salıverilme sonrası yardım, sonraki bakım, tahliye sonrası yardım, tamamlayıcı tedavi
  • afterdeath:ahiret, öbür dünya
  • afterdeck:kıç güvertesi
  • aftereffect:ikincil etki, sonraki etki
  • afterglow:gün batımı sonrası kızıllık
  • aftergrass:hasattan sonra büyüyen otlar
  • aftergrowth:ikinci mahsul
  • afterlife:ahiret, hayatın kalan kısmı, öbür dünya
  • aftermath:akıbet, hasattan sonra çıkan otlar, sonuç
  • aftermost:en son, en sondaki
  • afternoon:öğleden sonra
  • afterpains:doğum sonrası ağrılar
  • afterpiece:ek oyun
  • afters:tatlı, yemek sonrası yenilen şey
  • aftershave:after shave, tıraş kremi
  • aftertaste:ağızda kalan tat
  • afterthought:sonradan akla gelen düşünce
  • afterward:daha sonra, sonra, sonradan
  • afterwards:daha sonra, ondan sonra, sonra, sonradan
  • afteryears:sonraki dönem, sonraki yıllar
  • again:ayrıca, bir daha, gene, tekrar, üstelik, yeniden, yine
  • against:aleyhinde, aleyhte, aykırı, dayalı, karşı, karşısında, ters olarak
  • agamic:cinsiyetsiz, eşeysiz
  • aganist:aleyhinde, aleyhte, aykırı, dayalı, karşı, karşısında, ters olarak
  • agape:ağzı açık kalmış, ağzı açık olarak, hayır, merhamet, şaşırıp kalarak, şaşırıp kalmış
  • agaric:çayır mantarı, katran köpüğü
  • agate:akik, bilye, kantaşı, misket
  • agave:agav, sabır otu
  • age:asır, çağ, devir, erginlik, ihtiyarlamak, kocamak, reşit olma, yaş, yaşlandırmak, yaşlanmak, yaşlılık, yıpratmak
  • aged:ihtiyar, kocamış, yaşında, yaşlı, yıllanmış
  • ageing:eskime, ihtiyarlama, ihtiyarlayan, kocayan, yaşlanan, yaşlanma
  • ageless:eskimez, evlâdiyelik, yaşlanmaz, yıpranmaz
  • agelong:asırlık, çağlar boyu süren, uzun süren, yüzyıllar süren
  • agencies:acenta, ajans, aracılık, organ, vasıta
  • agency:acenta, ajans, aracılık, organ, vasıta
  • agenda:görüşülecek konular, gündem
  • agent:acenta, ajan, distribütör, etken, etkili olan kimse, etmen, faktör, temsilci, yapan kimse
  • agents:acenta, ajan, distribütör, etken, etkili olan kimse, etmen, faktör, temsilci, yapan kimse
  • ages:asırlar, uzun süre, uzun zaman
  • agglomerate:bir araya getirmek, toplama, toplamak, toplanmak, toplanmış, volkanik yığılma, yığılmak, yığılmış, yığın, yığma, yığmak
  • agglomerated:bir araya getirmek, toplamak, toplanmak, yığılmak, yığmak
  • agglomeration:toplama, toplanma, yığın, yığma
  • agglutinate:bileştirmek, bitişimli, bitişken, bitiştirmek, tutkallamak, yapışan, yapışkan, yapıştırmak
  • agglutinating:bileştirmek, bitiştirmek, tutkallamak, yapıştırmak
  • agglutination:bitişkenlik, bitişme, tutkallama, yapıştırma
  • agglutinative:bitişimli, bitişken
  • aggrandisement:abartma, büyütme, çoğaltma, yükseltme
  • aggrandize:abartmak, artırmak, büyütmek, çoğaltmak, yüceltmek
  • aggrandized:abartmak, artırmak, büyütmek, çoğaltmak, yüceltmek
  • aggrandizement:abartma, büyütme, çoğaltma, yükseltme
  • aggravate:ağırlaştırmak, ciddileştirmek, çileden çıkarmak, kızdırmak, kötüleştirmek, şiddetlendirmek, sinirlendirmek
  • aggravated:ağırlaştırmak, ciddileştirmek, çileden çıkarmak, kızdırmak, kötüleştirmek, şiddetlendirmek, sinirlendirmek
  • aggravating:ağırlaştırıcı, can sıkıcı, cezayı arttırıcı, ciddileştirici, çileden çıkarıcı, kötüleştirici, sinirlendirici
  • aggravation:ciddileştirme, çileden çıkarma, kızdırma, kötüleştirme, şiddetlendirme
  • aggregate:biriktirilmiş, birleştirmek, bütün, etmek, küme, kütle, toplam, toplamak, toplanmış, tutar, ulaşmak
  • aggregated:birleştirmek, etmek, toplamak, ulaşmak
  • aggregating:birleştirmek, etmek, toplamak, ulaşmak
  • aggregation:bir araya gelme, birleştirme, küme, toplama, toplanma, yığın, yığışım
  • aggress:saldırmak, tecâvüz etmek
  • aggression:hücum, saldırganlık, saldırı, tecâvüz
  • aggressive:agresif, atılgan, girişken, kavgacı, saldırgan, saldırı ile ilgili
  • aggressor:saldıran, saldırgan
  • aggrieve:incitmek, kederlendirmek, mağdur etmek, rencide etmek, üzmek
  • aggrieved:dertli, haksızlığa uğramış, incinmiş, mağdur, mazlum, üzgün
  • aggro:ağırlaştırma, kızdırma, kötüleştirme
  • aggrssion:hücum, saldırganlık, saldırı, tecâvüz
  • agha:ağa
  • aghast:çok korkmuş, donakalmış, ödü patlamış
  • agile:atik, becerikli, çevik, kıvrak
  • agility:atiklik, beceriklilik, çeviklik, kıvraklık
  • aging:eskime, ihtiyarlama, ihtiyarlayan, kocayan, yaşlanan, yaşlanma
  • agio:acyo, para farkı
  • agiotage:acyotaj, borsa oyunu
  • agitate:altüst etmek, çalkalamak, çalkalanmak, kışkırtmak, propaganda yapmak, sallamak, sarsmak, tahrik etmek, üzmek
  • agitated:heyecanlı, tedirgin
  • agitating:altüst etmek, çalkalamak, çalkalanmak, kışkırtmak, propaganda yapmak, sallamak, sarsmak, tahrik etmek, üzmek
  • agitation:çalkalama, çalkalanma, endişe, galeyan, heyecan, kışkırtma, sallama, sıkıntı, tahrik
  • agitator:fesat, karıştırıcı, kışkırtıcı, tahrikçi
  • agitprop:kışkırtma, komünizm propagandası, propaganda
  • agleam:ışıl ışıl, ışıltılı, parıltılı, pırıl pırıl
  • aglet:bağcık ucu
  • agley:çarpık, ters
  • aglimmer:ışıldayan, ışıyan, parıldayan
  • aglow:ateşli, hararetli, heyecanlı, kıpkırmızı, parlak, parlayan
  • agnate:akraba, baba tarafından akraba olan, soydaş
  • agnatic:akraba, soydaş
  • agnatical:baba tarafından akraba, soydaş
  • agnation:akrabalık, soydaşlık
  • agnomen:lakap, takma ad
  • agnostic:agnostik, agnostisizm ile ilgili, bilinemezci
  • agnostical:agnostik, agnostisizm ile ilgili
  • agnosticism:agnostisizm, bilinemezcilik
  • ago:evvel, önce
  • agog:arzulu, can atan, can atarak, heyecanla, heyecanlı, istekli, sabırsız, sabırsızlıkla
  • agonise:acı çektirmek, can çekişmek, eziyet etmek, işkence etmek, işkence görmek, kıvrandırmak, kıvranmak, mücâdele etmek, uğraşmak
  • agonised:acı çektirmek, can çekişmek, eziyet etmek, işkence etmek, işkence görmek, kıvrandırmak, kıvranmak, mücâdele etmek, uğraşmak
  • agonising:acı veren, cefalı, işkenceli
  • agonize:acı çektirmek, can çekişmek, eziyet etmek, işkence etmek, işkence görmek, kıvrandırmak, kıvranmak, mücâdele etmek, uğraşmak
  • agonized:acı çektirmek, can çekişmek, eziyet etmek, işkence etmek, işkence görmek, kıvrandırmak, kıvranmak, mücâdele etmek, uğraşmak
  • agonizing:acı veren, cefalı, işkenceli
  • agony:acı çekme, agoni, can çekişme, isa’nın son ıstırapları, ızdırap, kıvranma
  • agora:açık alan, meydan, pazar yeri
  • agoraphobia:agorafobi, alan korkusu
  • agrarian:çiftçilere yardım amaçlı, kırsal, tarım, tarımsal, tarımsal reform hareketi yanlısı, ziraat, zirai
  • agree:anlaşmak, aynı fikirde olmak, bağdaşmak, birleşmek, hemfikir olmak, kabul etmek, kararlaştırmak, razı olmak, uymak, uyuşmak, yaramak
  • agreeable:hazır, hoş, iyi, kabul edilir, makbul, münasip, razı, tatlı, uygun, uysal
  • agreeableness:hoşluk, tatlılık
  • agreeablness:hoşluk, tatlılık
  • agreeably:hoş bir şekilde, kabul ederek, razı olarak, tatlılıkla, uygun bir şekilde, uygunca
  • agreed:anlaşmaya varılmış, aynı fikirde olan, birlikte alınmış, hemfikir, kararlaştırılmış, ortak
  • agreed!:anlaştık!, kabul!, oldu!, olur!, tamam!
  • agreeing:anlaşmak, aynı fikirde olmak, bağdaşmak, birleşmek, hemfikir olmak, kabul etmek, kararlaştırmak, razı olmak, uymak, uyuşmak, yaramak
  • agreement:anlaşma, antlaşma, aynı fikirde olma, ittifak, kabul etme, kontrat, mukavele, pakt, razı olma, sözleşme, uyma, uyuşma, uzlaşma
  • agression:hücum, saldırganlık, saldırı, tecâvüz
  • agribusiness:tarım ticareti
  • agricultural:tarım, tarımsal, ziraat, zirai
  • agriculturalist:çiftçi, tarımcı, ziraatçi
  • agriculture:çiftçilik, tarım, ziraat
  • agriculturist:çiftçi, tarımcı, ziraatçi
  • agronomic:bilimsel tarımla ilgili, tarım bilimiyle ilgili
  • agronomical:bilimsel tarımla ilgili, tarım bilimiyle ilgili
  • agronomics:bilimsel tarım, tarım bilimi
  • agronomist:bilimsel tarım uzmanı
  • agronomy:bilimsel tarım, tarım bilimi
  • aground:karaya oturmuş, karaya oturmuş şekilde
  • ague:malarya, sıtma, sıtma nöbeti
  • aguish:sıtma, sıtmalı
  • ah:ah!, of!, öf!, ya!
  • ah!:ah!, of!, öf!, ya!
  • aha:aha!, işte!, şimdi tamam!
  • aha!:aha!, işte!, şimdi tamam!
  • ahead:başta, ilerde, ileri, önceden, önde
  • ahem:hım!
  • ahem!:hım!
  • ahoy!:hey!, yahu!
  • ai:her şey dahil
  • aid:alet, aygıt, çare, destek, yardım, yardım etmek, yardımcı, yardımcı olmak
  • aide:emir subayı, yardımcı, yaver
  • aided:yardım etmek, yardımcı olmak
  • aides:emir subayı, yardımcı, yaver
  • aiding:yardım etmek, yardımcı olmak
  • aids:aids
  • aigrette:akbalıkçıl, sorguç
  • aikido:japon güreşi
  • ail:hasta olmak, hastalanmak, rahatsız etmek, rahatsız olmak, sıkmak
  • aileron:eleron, kanatçık
  • ailing:hasta, keyifsiz, rahatsız
  • ailment:hastalık, keyifsizlik, rahatsızlık
  • ailments:hastalık, keyifsizlik, rahatsızlık
  • aim:amaç, çalışmak, doğrultmak, erek, fırlatmak, gaye, hedef, hedefleme, hedeflemek, ideal, kastetmek, maksat, nişan alma, nişan almak, niyet, niyet etmek, yöneltmek
  • aimed:çalışmak, doğrultmak, fırlatmak, hedeflemek, kastetmek, nişan almak, niyet etmek, yöneltmek
  • aiming:çalışmak, doğrultmak, fırlatmak, hedeflemek, kastetmek, nişan almak, niyet etmek, yöneltmek
  • aimless:amaçsız, gayesiz, hedefsiz, maksatsız
  • aimlessly:amaçsızca, gayesizce, hedefi olmadan, rasgele
  • aimlessness:amaçsızlık, gayesizlik, hedefsizlik
  • aims:amaç, çalışmak, doğrultmak, erek, fırlatmak, gaye, hedef, hedefleme, hedeflemek, ideal, kastetmek, maksat, nişan alma, nişan almak, niyet, niyet etmek, yöneltmek
  • ain’t:değil, yok
  • air:açılmak, caka, çalım, eda, esinti, fiyaka, gökyüzü, güneşe sermek, hafif rüzgâr, hava, havalandırmak, kurutmak, melodi, nağme, ortaya dökmek, söylemek, tavır, yayın
  • airbag:hava yastığı
  • airbed:deniz yatağı, hava yastığı
  • airbladder:hava kesesi, yüzme kesesi
  • airborne:hava indirme, havadan nakledilen, havalanmış, havayla gelen, uçakla taşınan, uçuşan
  • airbrake:havalı fren
  • airbreak:havalı fren
  • airbus:hava otobüsü
  • aircraft:uçak, uçaklar
  • aircraftman:havacı, pilot
  • airdrome:havaalanı, havalimanı
  • airdrop:havadan atmak, havadan yardım, uçaktan atmak
  • airfield:havaalanı, pist, uçak pisti
  • airfoil:kanat ucu, uçak kanadı
  • airforce:hava kuvvetleri
  • airframe:uçak gövdesi, uçak iskeleti
  • airfreight:uçak yükü
  • airgun:hava tabancası, hava tüfeği
  • airily:hafife alarak, hoppaca, uçarıca
  • airiness:hafiflik, havadarlık, havailik, hoppalık, kolaylık, uçarılık
  • airing:açığa vurma, açık etme, gezinti, hava alma, havalandırma, ortaya dökme
  • airlane:hava geçidi, uçuş rotası
  • airless:durgun, havasız, sakin
  • airlift:hava köprüsü, uçakla taşıma, uçakla taşımak
  • airline:havayolu
  • airliner:büyük yolcu uçağı, dev uçak
  • airlock:hava kilidi
  • airmail:havayolu, uçak postası, uçak postasıyla göndermek
  • airman:havacı
  • airmanship:havacılık
  • airplane:uçak
  • airplanes:uçak
  • airport:havaalanı, havalimanı
  • airproof:hava geçirmez, hava sızdırmaz
  • airs:caka, çalım, fiyaka, hava, kurum
  • airscrew:uçak pervanesi
  • airshaft:aydınlık, hava bacası
  • airship:uçak, zeplin
  • airsick:uçak tutmuş
  • airsickness:uçak tutması
  • airspace:hava sahası
  • airspeed:hava hızı
  • airstrip:iniş pisti, küçük havaalanı, uçak pisti
  • airtight:hava geçirmez, hava sızdırmaz, kaçar yolu olmayan
  • airway:aydınlık, hava bacası, havayolu
  • airwoman:havacı kadın, kadın havacı
  • airworthiness:uçabilirlik, uçuş güvenliği, uçuşa elverişlilik
  • airy:boş, gevşek, hafif, havadar, havalı, hayali, neşeli
  • aisle:ara yol, bina kolu, geçit, koridor, yapı uzantısı
  • ajar:ahenksiz olarak, aralık, sarsıntılı olarak, yarı açık
  • akimbo:eller belde, elleri belinde
  • akin:akraba, benzeyen, yakın
  • alabaster:albatr, kaymaktaşı, kaymaktaşından yapılan, su mermeri, su mermerinden yapılan
  • alack:eyvah!, vah!, yazık!
  • alack!:eyvah!, vah!, yazık!
  • alacrity:can atma, canlılık, heves, istek
  • alarm:alârm, alârm vermek, alârma geçirmek, ayağa kaldırmak, dehşet, korku, korkutmak, panik yapmak, tehlike işareti, telaş, telaşlandırmak
  • alarmed:paniğe kapılmış, panik
  • alarming:korkutucu, panik yaratan, telaşlandıran
  • alarmist:panik yaratan, panik yaratan kimse, telaşlandıran, telâşlandıran kimse
  • alarms:alârm, alârm vermek, alârma geçirmek, ayağa kaldırmak, dehşet, korku, korkutmak, panik yapmak, tehlike işareti, telaş, telaşlandırmak
  • alarum:alârm
  • alas:eyvah!, tüh!, yazık!
  • alas!:eyvah!, tüh!, yazık!
  • alaska:alaska
  • alaskan:alaska, alaskalı
  • alated:kanatlı
  • alb:papaz cüppesi
  • albania:arnavutluk
  • albanian:arnavut, arnavutça
  • albatross:albatros
  • albedo:aklık, aklık derecesi
  • albeit:gerçi, her ne kadar, ise de, karşın
  • albert:köstek, saat zinciri
  • albescent:akçıl, beyazımsı, beyazlaşan
  • albinism:akşınlık, albinizm
  • albino:akşın, albino, çapar
  • albion:ingiltere
  • album:albüm, plak
  • albumen:albümin, yumurta akı
  • albumin:albümin, yumurta akı
  • albumins:albümin, yumurta akı
  • alburnum:ağaç özü
  • alcali:alkali, alkalik, baz
  • alchemic:alşimi ile ilgili, simya ile ilgili
  • alchemist:alşimist, simyager
  • alchemy:alşimi, simya
  • alcholic:alkol, alkolik, alkollü, ayyaş
  • alcohol:alkol, içki, ispirto
  • alcoholic:alkol, alkolik, alkollü, ayyaş
  • alcoholics:alkolikler, alkollü içkiler
  • alcoholism:alkoliklik, alkolizm, ayyaşlık, içki alışkanlığı
  • alcove:çardak, cumba, girinti, kameriye, oyuk
  • aldehyde:aldehit
  • alder:akçaağaç, kızılağaç
  • alderman:belediye meclisi üyesi
  • aldermanry:belediye meclisi üyeliği
  • alderney:alderney adası, alderney ineği
  • alderwoman:belediye meclisi üyesi kadın
  • ale:bira, birinci kalite bira
  • aleatoric:şansa bağlı
  • aleatory:şansa bağlı
  • alee:bocada, rüzgâraltına, rüzgâraltında
  • alehouse:bar, birahane, meyhane
  • alembic:imbik, süzgeç
  • alert:açıkgöz, alârm, alârma geçirmek, atik, gözünü açmak, tehlike işareti, tetik, tetikte olma, uyanık, uyarmak
  • alerter:açıkgöz, atik, tetik, uyanık
  • alerting:alârma geçirmek, gözünü açmak, uyarmak
  • alertness:açıkgözlük, atiklik, tetiklik, uyanıklık
  • alewife:birahaneci kadın, meyhaneci kadın, ringa cinsinden iri balık
  • alexia:aleksi, okuma yitimi
  • alfalfa:alfalfa, kabayonca
  • alfresco:açık hava, açık havada
  • alga:alg, suyosunu, yosun
  • algae:alg, suyosunu, yosun
  • algebra:cebir
  • algebraic:cebir, cebirsel
  • algebraical:cebir, cebirsel
  • algerian:cezayir, cezayirli
  • algerine:cezayirli
  • algesia:ağrıya aşırı duyarlılık, aljezi
  • algology:suyosunları bilimi
  • algorism:arap rakamları sistemi
  • algorithm:arap rakamları sistemi
  • algorithms:arap rakamları sistemi
  • alias:başka ad, başka bir deyişle, diğer adıyle, takma ad
  • alibi:gerekçe, mazeret, suç mahallinden başka yerde
  • alien:aktarma, ecnebi, farklı, uymayan, uzaylı, yabancı, yabancı kelime, yabancı uyruklu, yabancı uyruklu kimse, yaratık
  • alienable:başkasına devredilebilir, devredilebilir
  • alienage:yabancı uyruklu olma, yabancılık
  • alienate:aralarını açmak, devretmek, soğutmak, yabancılaştırmak
  • alienated:aralarını açmak, devretmek, soğutmak, yabancılaştırmak
  • alienating:aralarını açmak, devretmek, soğutmak, yabancılaştırmak
  • alienation:aralarını açma, dengesizlik, devir, devretme, soğutma, yabancılaştırma
  • alienator:ara bozucu kimse, devreden kimse
  • alienism:akıl hastalıkları
  • alienist:akıl hastalıkları uzmanı, psikiyatrist, ruhbilimci
  • aliform:kanat şeklinde
  • alight:aydınlanmış, inmek, ışıkları yanmış, ışıl ışıl, konmak, rastlamak, tesadüfen bulmak, tutuşmuş, yanan, yere inmek
  • align:dizilmek, dizmek, hizaya sokmak, sıralamak, sıralanmak, sıraya koymak
  • aligned:dizilmek, dizmek, hizaya sokmak, sıralamak, sıralanmak, sıraya koymak
  • alignment:gruplaşma, hiza, hizalanma, işbirliği yapma, sıra, sıralama, uyuşma
  • alike:aynı, benzer, benzer şekilde, benzeyen, fark gözetmeden, farksız
  • aliment:besin, gıda, yiyecek
  • alimentary:beslenme, besleyici
  • alimentation:besleme, beslenme
  • alimony:nafaka
  • aline:dizilmek, dizmek, hizalamak, sıralamak, sıralanmak
  • aliquot:kalansız bölen, tümbölen
  • alive:canlı, diri, elektrik yüklü, farkında, hayat dolu, hayatta, sağ, yaşayan
  • alizarin:alizarin, kök kırmızısı
  • alkali:alkali, alkali metal, baz
  • alkaline:alkalik, bazik
  • alkalinity:alkaliklik, baziklik
  • alkaloid:alkaloid ile ilgili, alkaloit
  • all:alayı, büsbütün, bütün, bütünüyle, hep, hepsi, her, her şey, herkes, katışıksız, özbeöz, saf, tamamen, tüm
  • allah:allah
  • allay:bastırmak, gidermek, hafifletmek, sakinleştirmek, yatıştırmak
  • allaying:bastırmak, gidermek, hafifletmek, sakinleştirmek, yatıştırmak
  • allegation:bahane, iddia, ileri sürme, mazeret, özür, sav
  • allegations:bahane, iddia, ileri sürme, mazeret, özür, sav
  • allege:iddia etmek, ileri sürmek, kanıt olarak göstermek, mazeret olarak göstermek
  • alleged:iddia edilen, sözde, sözümona
  • allegedly:iddiaya göre, sözde
  • allegiance:bağlılık, sadakât
  • alleging:iddia etmek, ileri sürmek, kanıt olarak göstermek, mazeret olarak göstermek
  • allegoric:alegorik, kinayeli
  • allegorical:alegorik, kinayeli
  • allegorize:alegori biçiminde yorumlamak, kinaye yazmak
  • allegory:alegori, kinaye
  • allegretto:allegretto
  • allegro:allegro
  • alleluia:tanrıya şükretme
  • allergic:alerjik
  • allergy:alerji, antipati, aşırı duyarlılık
  • alleviate:azaltmak, bastırmak, dindirmek, hafifletmek, teskin etmek, yatıştırmak
  • alleviated:azaltmak, bastırmak, dindirmek, hafifletmek, teskin etmek, yatıştırmak
  • alleviates:azaltmak, bastırmak, dindirmek, hafifletmek, teskin etmek, yatıştırmak
  • alleviating:azaltmak, bastırmak, dindirmek, hafifletmek, teskin etmek, yatıştırmak
  • alleviation:azalma, dinme, hafifleme, yatışma
  • alley:dar yol, geçit, pasaj, patika
  • alleyway:dar yol, geçit
  • alliance:akrabalık, anlaşma, antlaşma, bağ, birleşme, birlik, dünürlük, ittifak, pakt
  • allied:akraba, bağlaşık, birlik olan, müttefik
  • alligator:timsah
  • alliterate:aliterasyon yapmak, aynı sesi tekrarlamak
  • alliteration:aliterasyon, aynı sesin tekrarı, ses yinelemesi
  • allocate:ayırmak, bölüştürmek, paylaştırmak
  • allocated:ayırmak, bölüştürmek, paylaştırmak
  • allocating:ayırmak, bölüştürmek, paylaştırmak
  • allocation:bölüştürme, dağıtma, ödenek, pay, pay ayırma, paylaştırma, tahsis
  • allocution:hitabe, konuşma, nutuk, söylev
  • allomorph:alomorf, biçimbirimsel değişke
  • allot:ayırmak, bölüştürmek, hisselere ayırmak, kura ile belirlemek, paylaştırmak, tahsis etmek
  • allotment:bölüştürme, hisse, kiraya verilen küçük arazi, pay, pay etme, paylaştırma, tahsis
  • allotted:ayırmak, bölüştürmek, hisselere ayırmak, kura ile belirlemek, paylaştırmak, tahsis etmek
  • allow:ayırmak, bırakmak, düşünmek, fikrinde olmak, göz önüne almak, hesaba katmak, imkân vermek, indirim yapmak, itiraf etmek, izin vermek, kabul etmek, koyvermek, vermek
  • allowable:hoşgörülebilir, indirim yapılabilir, izin verilebilir, mübâh, uygun
  • allowance:avans, göz önünde tutma, handikap, harçlık, hesaba katma, hoşgörü, indirim, iskonto, izin, müsaade, ödenek, tolerans
  • allowances:avans, göz önünde tutma, handikap, harçlık, hesaba katma, hoşgörü, indirim, iskonto, izin, müsaade, ödenek, tolerans
  • allowed:ayırmak, bırakmak, düşünmek, fikrinde olmak, göz önüne almak, hesaba katmak, imkân vermek, indirim yapmak, itiraf etmek, izin vermek, kabul etmek, koyvermek, vermek
  • allowing:ayırmak, bırakmak, düşünmek, fikrinde olmak, göz önüne almak, hesaba katmak, imkân vermek, indirim yapmak, itiraf etmek, izin vermek, kabul etmek, koyvermek, vermek
  • alloy:alaşım, alaşım hazırlamak, bozmak, değeri azaltan şey, değerini düşürmek, kaliteyi düşüren şey, karışım, karışım yapmak
  • alloyed:alaşım hazırlamak, bozmak, değerini düşürmek, karışım yapmak
  • allround:çok yetenekli, çok yönlü
  • allspice:yenibahar
  • alltime:diğerlerinden üstün, en, tam günlük
  • allude:kastetmek, taş atmak, üstü kapalı söylemek
  • alluding:kastetmek, taş atmak, üstü kapalı söylemek
  • allure:aklını başından almak, aklını çelmek, albeni, ayartmak, baştan çıkarmak, büyüleme, büyülemek, cazibe, cazip şey, çekme
  • allured:aklını başından almak, aklını çelmek, ayartmak, baştan çıkarmak, büyülemek
  • allurement:albeni, büyüleme, cazibe, cazip şey, çekici taraf, çekicilik, çekme
  • alluring:albenili, cazip, çekici
  • allusion:dokundurma, ima, kinaye, laf çaktırma, taş
  • allusive:imalı, kinayeli, üstü kapalı
  • alluvial:alüvyonlu, lığlı
  • alluvion:alüvyon, alüvyondan oluşan arazi, lığ
  • alluvium:alüvyon, alüvyonlu arazi
  • ally:birleşmek, birleştirmek, dost, katılmak, katmak, müttefik
  • allying:birleşmek, birleştirmek, katılmak, katmak
  • almanac:almanak, takvim, yıllık
  • almighty:büyük, her şeye gücü yeten, müthiş, müthiş biçimde, sınırsız gücü olan, son derece, ulu, yüce
  • almond:badem
  • almoner:sosyal görevli, yardım dağıtan görevli
  • almost:adeta, az daha, az kalsın, hemen hemen, neredeyse, yaklaşık olarak
  • alms:sadaka, yardım, zekât
  • almsgiving:sadaka verme
  • almshouse:darülaceze, düşkünler evi, imarethane, yaşlılar evi
  • almsman:düşkün, sadaka alan kimse
  • aloe:aloe, ödağacı, sarısabır
  • aloft:gemi direğinde, havada, havaya, yukarıda, yukarıya, yükseklerde
  • alone:bir başına, kimsesiz, tek başına, yalnız, yalnız başına
  • along:beraberine, boyunca, ileri, ileriye, süresince, yanına, yanısıra
  • alongshore:kıyı boyunca, sahil boyunca
  • alongside:borda bordaya, yan yana, yanında, yanısıra
  • aloof:ayrı, ilgisiz, soğuk, uzak, uzakta
  • aloofness:mesafe koyma, sokulmama, uzak durma
  • alopecia:kellik
  • aloud:bağırarak, yüksek sesle
  • alp:alp, yüksek dağ
  • alpaca:alpaka, alpaka yünü, alpaka yününden kumaş
  • alpenhorn:çoban borusu
  • alpenstock:demir uçlu dağcı sopası
  • alpha:alfa, pek iyi
  • alphabet:alfabe, esaslar, ilkeler
  • alphabetic:alfabetik
  • alphabetical:alfabetik
  • alphabetize:alfabetik olarak sıralamak
  • alphorn:çoban borusu
  • alpine:yüksek dağlar ile ilgii
  • alpinist:alpinist, dağcı
  • alps:alp dağları, alpler
  • already:bile, çoktan, önceden, şimdiden, zaten
  • alright:iyi
  • alright!:olur!, peki!, tamam!
  • alsatian:alsas, alsas çoban köpeği, alsaslı
  • also:ayrıca, da, dahi, de, hem, hem de, keza, üstelik
  • altar:altar, kurban kesilen taş, mihrap, sunak
  • altarpiece:mihrabın arkasındaki heykel
  • alter:başkalaşmak, başkalaştırmak, değişiklik yapmak, değişmek, değiştirmek, hadım etmek, kısırlaştırmak
  • alterable:değişebilir, değişir, değiştirilebilir
  • alteration:başkalaşma, değişiklik, değişim, değişme, değiştirme, tadilat
  • alterations:başkalaşma, değişiklik, değişim, değişme, değiştirme, tadilat
  • alterative:değiştiren ilaç, değiştirici
  • altercate:atışmak, kavga etmek, tartışmak
  • altercation:ağız kavgası, atışma, münakaşa, tartışma
  • altered:değişmiş, değiştirilmiş, diğer
  • altering:başkalaşmak, başkalaştırmak, değişiklik yapmak, değişmek, değiştirmek, hadım etmek, kısırlaştırmak
  • alternate:alternatif, birbiri ardından gelen, birbirini izlemek, birbirini izleyen, birbirini takip etmek, değişimli, değişimli olarak yapmak, değişmek, değiştirmek, muavin, sıra ile yapmak, vekil
  • alternately:değişimli olarak, nöbetleşe, sıra ile
  • alternating:alternatif, dalgalı
  • alternation:birbirini izleme, değişimli olma, nöbetleşme
  • alternative:alternatif, başka, değişik, öbür, seçenek, şık
  • alternatively:alternatif olarak
  • alternatives:alternatif, seçenek, şık
  • alternator:alternatör
  • altho:gerçi, karşın, rağmen
  • although:gerçi, ise de, karşın, olduğu halde, rağmen
  • altimeter:altimetre, yükseklik ölçer
  • altitude:irtifa, itibar, rakım, üstünlük, yükseklik, yükselti
  • altitudes:doruklar, yüksek yer
  • alto:alto, alto sesli sanatçı, en kalın kadın sesi
  • altogether:baştan sona, büsbütün, bütün bütün, genelde, hepten, tamamen
  • altruism:başkalarını düşünme, özgecilik
  • altruist:başkalarını düşünen, özgeci
  • altruistic:başkalarını düşünen, özgecil
  • alturism:başkalarını düşünme, özgecilik
  • alum:şap
  • alumina:alümin, alüminyum oksit
  • aluminium:alüminyum
  • aluminum:alüminyum
  • alumna:eski kız öğrenci, mezun kız
  • alumnus:eski erkek öğrenci, mezun erkek
  • alveolar:diş yuvası, diş yuvası ile ilgili
  • alveoli:alveol, diş yuvası
  • alveolus:alveol, diş yuvası
  • always:boyuna, daima, defalarca, hep, her zaman, tekrar tekrar
  • alyssum:deliotu
  • amain:şiddetle, tüm gücüyle, var gücüyle
  • amalgam:birbirine karışma, cıvalı alaşım, karışım, malgama
  • amalgamate:birleşmek, birleştirmek, cıva ile karıştırmak, karışmak, karıştırmak
  • amalgamated:birleşmek, birleştirmek, cıva ile karıştırmak, karışmak, karıştırmak
  • amalgamation:alaşım, cıva ile bir başka madeni karıştırma, karışım, şirketlerin birleşmesi
  • amanuensis:kâtip, sekreter, yazman
  • amaranth:eflâtun, horozibiği çiçeği, mor, solmayan çiçek
  • amaranthine:ebedi, mor, solmaz
  • amaryllis:güzelhatun çiçeği, köylü güzeli, nergis zambağı
  • amass:biriktirmek, toplamak, yığmak
  • amassed:biriktirmek, toplamak, yığmak
  • amassing:biriktirmek, toplamak, yığmak
  • amateur:amatör, meraklı
  • amateurish:acemice yapılan, amatörce
  • amateurs:amatör, meraklı
  • amative:aşk dolu, aşkıkâne, aşkın belirtisi olan
  • amatol:amatol
  • amatory:aşıkâne, aşk dolu, aşkın belirtisi olan
  • amaze:afallatmak, hayran bırakmak, hayret ettirmek, hayrete düşürmek, şaşırtmak
  • amazed:hayret etmiş, şaşırmış
  • amazedly:şaşılacak biçimde
  • amazement:hayret, şaşkınlık
  • amazing:hayran eden, hayret verici, ilginç, şaşılacak, şaşırtıcı
  • amazon:kadın savaşçı
  • amazonian:amazon, amazon nehri ile ilgili, amazonlar ile ilgili
  • ambages:dolambaçlı yol, dolaylı davranış
  • ambassador:büyükelçi, elçi, temsilci
  • ambassadorial:büyükelçi ile ilgili, büyükelçilik ile ilgili
  • ambassadress:büyükelçi kadın, büyükelçi karısı
  • amber:kehribar, kehribar rengi, koyu sarı
  • ambergris:amber, esmeramber
  • ambi:çift, iki, ikisi de
  • ambiance:ambians, çevre, hava, ortam
  • ambidexter:iki elini de kullanabilen kimse, iki yüzlü
  • ambidexterity:iki elini de kullanabilme, iki yüzlülük
  • ambidextrous:çok yönlü, elinden her iş gelen, iki elini de kullanabilen, iki yüzlü
  • ambience:ambians, çevre, hava, ortam
  • ambient:çevre, çevreleyen, ortam
  • ambiguities:anlam belirsizliği, belirsizlik, iki anlamlılık, şüpheli oluş
  • ambiguity:anlam belirsizliği, belirsizlik, iki anlamlılık, şüpheli oluş
  • ambiguous:belirsiz, iki anlamlı, lastikli, müphem
  • ambit:alan, çevre, etraf, muhit, ortam
  • ambition:heves, hırs, ihtiras, tutku
  • ambitions:heves, hırs, ihtiras, tutku
  • ambitious:arzulu, başarma isteği olan, hevesli, hırslı, ihtiraslı, istekli, tutkulu
  • ambitiousness:hevesli olma, hırslılık, tutkulu olma
  • ambivalence:çelişik duyguları olma, duygu karmaşası
  • ambivalent:duyguları çelişen, kararsız, karışık duygular besleyen
  • amble:rahvan koşma, rahvan koşmak, sallana sallana yürüme, sallana sallana yürümek, yavaş yavaş dolaşma, yavaş yavaş dolaşmak
  • ambler:eşkinli at, rahvan yürüyen at
  • ambrosia:çok lezzetli yemek, ölümsüzlük yemeği, tadı ve kokusu güzel şey, tanrı yemeği
  • ambrosial:güzel tatlı, mükemmel, nefis
  • ambulance:ambulans, cankurtaran, gezici hastane
  • ambulant:ayakta tedavi edilen, gezici, hastanın yatmasını gerektirmeyen, seyyar
  • ambulatory:ayakta tedavi edilen, gezici, gezilebilir, kemerli yol, seyyar
  • ambuscade:pusu, pusuya düşürmek, pusuya yatmak, pusuya yatmış askerler, pusuya yerleştirmek, tuzağa düşürmek, tuzak, tuzak kurmak
  • ambush:pusu, pusuya düşürmek, pusuya yatmak, pusuya yatmış askerler, pusuya yerleştirmek, tuzak, tuzak kurmak
  • ambusher:pusucu, tuzak kuran
  • ameba:amip
  • amebic:amibik, amiplerin neden olduğu
  • ameer:emir
  • ameliorate:düzelmek, düzeltmek, gelişmek, geliştirmek, iyileşmek, iyileştirmek
  • ameliorated:düzelmek, düzeltmek, gelişmek, geliştirmek, iyileşmek, iyileştirmek
  • ameliorating:düzelmek, düzeltmek, gelişmek, geliştirmek, iyileşmek, iyileştirmek
  • amelioration:düzelme, gelişme, iyileşme
  • ameliorative:düzelebilir, iyileşebilir, iyileştirilebilir
  • amen!:amin!, haklısınız!, öyle olsun!
  • amenable:bağlı, cevap verebilir, mükellef, sorumlu, tabi olan, uysal, yükümlü, yumuşak başlı
  • amenably:uysalca, yumuşak başlılıkla
  • amend:değişmek, değiştirmek, düzelmek, düzeltmek, iyileşmek, iyileştirmek
  • amendable:düzeltilebilir, iyileştirilebilir
  • amendatory:düzeltici, iyileştirici
  • amended:değişmek, değiştirmek, düzelmek, düzeltmek, iyileşmek, iyileştirmek
  • amendment:düzeltme, iyileştirme, yasa değişikliği, yasayı değiştirme
  • amendments:düzeltme, iyileştirme, yasa değişikliği, yasayı değiştirme
  • amends:özür, tazminat, telâfi, zararın karşılanması
  • amenities:kolaylıklar, rahatlıklar, yaşamın hoş yönleri
  • amenity:hoş tavırlar, hoşluk, tatlılık
  • amerce:para cezası vermek, para cezasına çarptırmak
  • amercement:ceza tutarı, para cezası verme
  • america:amerika
  • american:amerikalı, amerikan, amerikan ingilizcesi
  • americanism:amerikalılara özgü özellik, amerikan ingilizcesine özgü deyim, amerika’ya bağlılık
  • americanize:amerikalılaşmak, amerikalılaştırmak
  • americans:amerikalı, amerikan ingilizcesi
  • amerind:eskimo, kızılderili, yerli
  • amerindian:eskimo, kızılderili, yerli
  • amethyst:ametist, mor kuvars, mor yakut
  • amiability:cana yakınlık, sevimlilik, tatlılık
  • amiable:cana yakın, sevimli, sıcakkanlı, sokulgan, tatlı
  • amianthus:amyant, pamuk taşı
  • amicable:barışçıl, dostane, dostça
  • amicably:barışçıl, dostane, dostça
  • amid:arasına, arasında, ortasına, ortasında
  • amide:amit
  • amidships:gemi ortası, geminin ortasında
  • amidst:arasına, arasında, ortasına, ortasında
  • amine:amin
  • amir:emir
  • amirate:emaret, emirlik
  • amiss:hatalı, ters, yanlış, yersiz
  • amity:arkadaşlık, dostça ilişki, dostluk, iyi ilişki
  • ammeter:ampermetre, amperölçer
  • ammo:cephane, mühimmat
  • ammonia:amonyak
  • ammoniac:amonyak, amonyak ile ilgili
  • ammonium:amonyum
  • ammunition:cephane, koz, saldırı fırsatı
  • amnesia:amnezi, bellek yitimi, hafıza kaybı, unutkanlık
  • amnesiac:hafızasını kaybetmiş, unutkan
  • amnesty:af, genel af, genel afla serbest bırakmak
  • amoeba:amip
  • amoebic:amibik, amiplerin neden olduğu
  • amok:bunalım sonucu öldürme arzusu
  • among:arasına, arasında, içinde
  • amongst:arasına, arasında, içinde
  • amoral:ahlâk ile ilgisiz, ahlâkdışı, amoral, töredışı
  • amorist:aşık, çapkın, kadınların sevgilisi
  • amorous:aşık, aşk, aşkla ilgili, tutkun
  • amorousness:aşıklık, tutkunluk
  • amorphous:amorf, biçimsiz, şekilsiz
  • amortisation:amortisman, aşınma, aşınma payı, itfa, sönüm
  • amortization:amortisman, aşınma, aşınma payı, itfa, sönüm
  • amortize:amortisman ayırmak, amortize etmek, itfa etmek, sönümlemek
  • amortizing:amortisman ayırmak, amortize etmek, itfa etmek, sönümlemek
  • amount:anlamına gelmek, değer, eşit olmak, ifade etmek, miktar, önem, sonuca varmak, toplam, toplama ulaşmak, tutar
  • amounting:anlamına gelmek, eşit olmak, ifade etmek, sonuca varmak, toplama ulaşmak
  • amounts:anlamına gelmek, değer, eşit olmak, ifade etmek, miktar, önem, sonuca varmak, toplam, toplama ulaşmak, tutar
  • amour:aşk, aşk macerası
  • amperage:amper gücü, amperaj
  • ampere:amper
  • amphetamine:amfetamin
  • amphi:çift, iki
  • amphibia:amfibi hayvanlar
  • amphibian:amfibi, amfibi araç, amfibi hayvan, karada ve suda çalışabilen, suda ve karada yaşayabilen, yüzergezer
  • amphibious:amfibi, karada ve denizde yaşayan, yüzergezer
  • amphitheater:amfi, amfiteatr, amfitiyatro
  • amphitheatre:amfi, amfiteatr, amfitiyatro
  • amphora:amfor, amfora, çift kulplu eski testi
  • ample:bol, büyük, çok, geniş, heybetli, iri, kâfi, yeterli
  • ampleness:bolluk, büyüklük, çokluk, genişlik
  • amplification:amplifikasyon, ayrıntıları ile açıklama, büyütme, genişletme, sesi yükseltme
  • amplified:artırmak, büyütmek, geniş olarak açıklamak, genişletmek, yükseltmek
  • amplifier:amplifikatör, büyütücü alet, hopârlör, yükseltici
  • amplify:artırmak, büyütmek, geniş olarak açıklamak, genişletmek, yükseltmek
  • amplifying:artırmak, büyütmek, geniş olarak açıklamak, genişletmek, yükseltmek
  • amplitude:bolluk, çokluk, genişlik, genlik
  • amply:bol bol, bolca, fazlasıyla
  • ampoule:ampul
  • ampulla:hacı şişesi, kutsal yağ şişesi
  • amputate:budamak, kesmek, organını almak
  • amputation:organın alınması, uzvun kesilmesi
  • amputee:organı alınmış kimse
  • amuck:bunalım sonucu öldürme arzusu
  • amulet:muska, nazar boncuğu, nazarlık, tılsım
  • amuse:eğlendirmek, güldürmek, neşelendirmek, oyalamak
  • amused:eğlendirmek, güldürmek, neşelendirmek, oyalamak
  • amusement:eğlence, eğlenme, gülünçlük, komiklik, oyalanma
  • amusing:eğlenceli, gülünç, komik
  • amusingly:eğlendirici bir şekilde
  • amygdaloid:badem şeklinde, bademcik taşı
  • amyl:amil, nişasta
  • amylaceous:nişasta ile ilgili, nişastalı, nişastaya benzer
  • anabaptist:anabatist, vaftize karşı çıkan kimse
  • anabolism:anabolizma, özümleme olayları bütünü
  • anachronism:anakronizm, kronolojik hata, tarih hatası, tarihini karıştırma
  • anachronistic:kronolojik hatayla ilgili
  • anacoluthon:anakolüt, cümledeki anlam uyuşmazlığı
  • anaconda:anakonda, dev piton
  • anacreon:anakrion, yunan lirik şairi
  • anaemia:anemi, kansızlık
  • anaemic:anemik, beti benzi kaçmış, kansız, solgun
  • anaesthesia:anestezi, duyu yitimi, duyumsuzlaşma, hissizlik, uyuşma, uyuşturma
  • anaesthetic:anestetik, anestetik ilaç, uyuşturucu, uyuşturucu ilaç
  • anaesthetist:anestezi uzmanı, anestezist, narkozcu
  • anaesthetize:narkoz vermek, uyuşturmak, uyutmak
  • anaesthetized:narkoz vermek, uyuşturmak, uyutmak
  • anagram:çevrik kelime, evirmece, harflerin yerini değiştirme
  • anal:anal, anüs ile ilgili, anüsten yapılan
  • analects:seçme eserler, seçmeler
  • analgesia:ağrı yitimi, ağrının kesilmesi, analjezi
  • analgesic:ağrı kesici, ağrı kesici ilaç, analjezik, analjezik ilaç
  • analgesics:ağrı kesici ilaç, analjezik ilaç
  • analogic:analojik, andıran, benzer, benzeşen
  • analogical:analojik, andıran, benzer, benzeşen
  • analogous:analojik, andıran, benzer, benzeşen
  • analogue:analog, benzer, benzer şey
  • analogy:analoji, benzerlik, benzeşim, karşılaştırma, kıyas, örnekseme
  • analyse:analiz etmek, araştırmak, çözümlemek, incelemek, tahlil etmek
  • analyser:analizör, tahlil cihazı
  • analyses:analiz, çözümleme, inceleme, tahlil
  • analysis:analiz, çözümleme, inceleme, tahlil
  • analyst:analist, araştırmacı, tahlilci
  • analysts:analist, araştırmacı, tahlilci
  • analytic:analitik, çözümlemeli, çözümsel
  • analytical:analitik, çözümlemeli, çözümsel
  • analytics:mantıksal analiz, mantıksal çözümleme
  • analyzable:analiz edilebilir, çözümlenebilir
  • analyze:analiz etmek, araştırmak, çözümlemek, incelemek, tahlil etmek
  • analyzer:analizör, tahlil cihazı
  • anamnesis:hastanın geçmişi, hatırlama
  • anapaest:feilün, iki kısa ve bir uzun heceli ölçü
  • anapest:feilün
  • anaphylaxis:anafilaksi, aşırı duyarlılık
  • anarchic:anarşik, anarşiye neden olan
  • anarchical:anarşik, anarşiye neden olan
  • anarchism:anarşizm, anarşizm yanlısı olma, kargaşa
  • anarchist:anarşi yanlısı, anarşist
  • anarchy:anarşi, başıboşluk, başsızlık, kargaşa
  • anastomosis:anastomoz, kesişerek ağızlaşma
  • anathema:aforoz, lanetleme, lânetlenmiş kimse, lânetli şey, nefret edilen şey
  • anathematize:afaroz etmek, lanetlemek
  • anathematized:afaroz etmek, lanetlemek
  • anatomic:anatomi ile ilgili, anatomik
  • anatomical:anatomi ile ilgili, anatomik
  • anatomist:analizci, anatomi uzmanı, anatomici, incelemeci
  • anatomize:açımlamak, dikkatle incelemek, parçalara ayırıp incelemek
  • anatomy:analiz, anatomi, anatomik yapı, inceleme, vücut yapısı
  • ancestor:ata, cet, dede, soy
  • ancestors:soy
  • ancestral:atalar ile ilgili, atalardan kalma
  • ancestry:atalar, ecdat, soy
  • anchor:açık oturum yöneticisi, açık oturum yönetmek, çapa, dayanak noktası, demir, demir atmak, demirlemek, güven kaynağı, lenger, sağlama bağlamak, sunucu, sunuculuk yapmak
  • anchorage:dayanak, demirleme, demirleme yeri, destek, güven kaynağı
  • anchored:demirli
  • anchoress:toplumdan kaçan kadın, yalnızlığı seven kadın
  • anchoring:açık oturum yönetmek, demir atmak, demirlemek, sağlama bağlamak, sunuculuk yapmak
  • anchorite:toplundan kaçan adam, yalnızlığı seven adam
  • anchovy:ançuez, hamsi
  • anchusa:öküzdili, sığırdili
  • ancient:çok eski, eski, eskiden kalma
  • anciently:eski zamanlarda, eskiden, eskilerde
  • ancients:eski uygarlıklar, eskiler, klasik eserler yazarı
  • ancillary:yan, yardımcı
  • ancon:ankon, dirsek
  • and:de, ile, ve
  • andante:andante, yarı yavaş
  • andantino:andanteden daha canlı, andantino
  • andiron:ocak ayaklığı
  • andrew:iskoçya’nın koruyucu azizi
  • androgynous:çift cinsiyetli, erdişi, erselik
  • android:android, insan şeklinde robot
  • anecdotal:fıkra ile ilgili, fıkra türünde
  • anecdotalist:fıkra ile ilgili, fıkra türünde
  • anecdote:anekdot, fıkra, hikâye, kısa hikâye
  • anecdotic:fıkra ile ilgili, fıkra türünde
  • anecdotical:fıkra ile ilgili, fıkra türünde
  • anemia:anemi, kansızlık
  • anemic:anemik, beti benzi kaçmış, kansız, solgun
  • anemograph:anemograf, rüzgârölçer
  • anemometer:anemi, kansızlık
  • anemone:anemon, dağlâlesi, denizşakayığı
  • anent:dair, ilgili
  • aneroid:kadranlı barometre, sıvısız barometre
  • anesthesia:kadranlı barometre, sıvısız barometre
  • anesthetic:anestetik, anestetik ilaç, uyuşturucu, uyuşturucu ilaç
  • anesthetist:anestezi uzmanı, anestezist, narkozcu
  • anesthetize:narkoz vermek, uyuşturmak, uyutmak
  • anesthetized:narkoz vermek, uyuşturmak, uyutmak
  • anesthetizing:narkoz vermek, uyuşturmak, uyutmak
  • anew:baştan, bir daha, tekrar, yeniden
  • angary:angarya
  • angel:iyilik meleği, melek, sponsor
  • angelfish:keler, maymunbalığı
  • angelic:melek gibi, meleklere özgü
  • angelica:melekotu
  • angelical:iyilik meleği, melek, sponsor
  • angelus:isa’nın vücut bulması duası
  • anger:dargınlık, darıltmak, hiddet, hırs, kızdırmak, kızgınlık, kızma, öfke, öfkelendirmek, sinirlendirmek
  • angered:darıltmak, kızdırmak, öfkelendirmek, sinirlendirmek
  • angina:isa’nın vücut bulması duası
  • angle:açı, çarpıtmak, dirsek, görüş açısı, kıvırmak, köşe, köşe yapmak, olta, olta ile balık tutmak, saptırmak, tarz, yol
  • angled:açılı, köşeli
  • angler:fenerbalığı, olta ile balık tutan kimse
  • angleworm:açılı, köşeli
  • anglicism:ingilizce deyim, ingilizlere özgü özellik
  • anglicize:fenerbalığı, olta ile balık tutan kimse
  • angling:olta ile balık tutma
  • anglomania:ingiliz hayranlığı
  • angola:angora, tiftik dokuma
  • angostura:angostura, güzel kokulu bir ağaç
  • angrily:fena, hiddetle, kızgın bir şekilde, öfkeyle
  • angriness:ingiliz hayranlığı
  • angry:fırtınalı, hiddetli, hırslı, iltihaplı, kızarmış, kızgın, kızmış, öfkeli
  • angst:endişe, pişmanlık
  • angsty:fırtınalı, hiddetli, hırslı, iltihaplı, kızarmış, kızgın, kızmış, öfkeli
  • anguish:fırtınalı, hiddetli, hırslı, iltihaplı, kızarmış, kızgın, kızmış, öfkeli
  • angular:fırtınalı, hiddetli, hırslı, iltihaplı, kızarmış, kızgın, kızmış, öfkeli
  • angularity:açılı olma, aşırı zayıflık, köşeli olma, sevimsizlik
  • anil:çivitotu
  • animadversion:eleştiri, kınama, sitem, tenkit
  • animal:hayvan, hayvanlarla ilgili, hayvansal
  • animalcule:çivitotu
  • animalism:hayvan olma, hayvanilik
  • animate:anime etmek, canlandırmak, canlı, diriltmek, hareketlendirmek, hareketli, hayat dolu, neşelendirmek, neşeli, yaşayan
  • animated:anime edilmiş, canlandırılmış, canlı, hayat dolu, neşeli
  • animating:anime etmek, canlandırmak, diriltmek, hareketlendirmek, neşelendirmek
  • animation:animasyon, canlandırma, canlılık, çizgi film yapma, heyecan, şevk
  • animator:animatör, canlandırıcı, çizgi film ressamı, neşelendiren kimse
  • animism:animizm, canlıcılık
  • animosity:düşmanlık, husumet, kin, nefret
  • animus:düşmanlık, kin, nefret
  • anion:anyon
  • anions:düşmanlık, husumet, kin, nefret
  • anise:düşmanlık, kin, nefret
  • anisette:düşmanlık, kin, nefret
  • aniversary:düşmanlık, kin, nefret
  • anjou:düşmanlık, kin, nefret
  • ankle:düşmanlık, kin, nefret
  • anklebone:düşmanlık, kin, nefret
  • anklesock:kısa çorap, soket
  • anklet:ayak bileziği, halhal, kısa çorap, soket
  • anklets:düşmanlık, kin, nefret
  • ankylosis:düşmanlık, kin, nefret
  • ann:anyon
  • annal:düşmanlık, kin, nefret
  • annalist:düşmanlık, kin, nefret
  • annals:düşmanlık, kin, nefret
  • anne:anyon
  • anneal:düşmanlık, kin, nefret
  • annealed:anyon
  • annealer:anason
  • annealing:anyon
  • annex:düşmanlık, kin, nefret
  • annexation:düşmanlık, kin, nefret
  • annexationist:anyon
  • annexe:anyon
  • annexed:düşmanlık, kin, nefret
  • annexes:ek, ek bina, eklemek, eklenti, habersiz almak, ilave, ilave etmek, katmak, topraklarına katmak
  • annexing:düşmanlık, kin, nefret
  • annexion:anyon
  • annexure:düşmanlık, kin, nefret
  • annihilate:düşmanlık, kin, nefret
  • annihilated:anyon
  • annihilating:düşmanlık, kin, nefret
  • annihilation:anyon
  • annihilative:düşmanlık, kin, nefret
  • anniversary:düşmanlık, kin, nefret
  • annotate:düşmanlık, kin, nefret
  • annotation:düşmanlık, kin, nefret
  • annotator:düşmanlık, kin, nefret
  • announce:düşmanlık, kin, nefret
  • announcement:anons, bildiri, bildirme, duyurma, duyuru, haber, ilan, ilan etme
  • announcer:düşmanlık, kin, nefret
  • announcing:düşmanlık, kin, nefret
  • annoy:düşmanlık, kin, nefret
  • annoyance:anyon
  • annoyed:kızgın, rahatsız olmuş, sinirlenmiş
  • annoying:düşmanlık, kin, nefret
  • annuitant:anason
  • annuity:düşmanlık, kin, nefret
  • annul:anyon
  • annular:düşmanlık, kin, nefret
  • annulate:düşmanlık, kin, nefret
  • annulated:anason
  • annulation:düşmanlık, kin, nefret
  • annulet:anyon
  • annulled:düşmanlık, kin, nefret
  • annulment:bozma, fesih, iptal
  • annulus:halka
  • annum:anyon
  • annunciate:düşmanlık, kin, nefret
  • annunciation:anyon
  • anode:anot, artı uç, pozitif kutup
  • anodyne:anyon
  • anoint:düşmanlık, kin, nefret
  • anointed:düşmanlık, kin, nefret
  • anointing:anason
  • anointment:düşmanlık, kin, nefret
  • anomalous:düşmanlık, kin, nefret
  • anomalousness:düşmanlık, kin, nefret
  • anomaly:düşmanlık, kin, nefret
  • anomic:düşmanlık, kin, nefret
  • anomie:düşmanlık, kin, nefret
  • anomy:düşmanlık, kin, nefret
  • anon:düşmanlık, kin, nefret
  • anon.:düşmanlık, kin, nefret
  • anonym:anason
  • anonymity:düşmanlık, kin, nefret
  • anonymize:düşmanlık, kin, nefret
  • anonymized:anyon
  • anonymous:düşmanlık, kin, nefret
  • anonymus:düşmanlık, kin, nefret
  • anopheles:anason
  • anorak:düşmanlık, kin, nefret
  • anorectic:anyon
  • anorexia:anyon
  • anorexic:düşmanlık, kin, nefret
  • anosmia:anyon
  • another:ayrı, bambaşka, başka, başka bir tane, bir daha, bir tane daha, diğer, farklı, öbür
  • another’s:düşmanlık, kin, nefret
  • anoxemia:ayrı, bambaşka, başka, başka bir tane, bir daha, bir tane daha, diğer, farklı, öbür
  • anoxia:anason
  • answerability:anyon
  • answerableness:düşmanlık, kin, nefret
  • answered:ayrı, bambaşka, başka, başka bir tane, bir daha, bir tane daha, diğer, farklı, öbür
  • answering:anoksi, kanda oksijen azlığı
  • ant:anyon
  • antacid:anyon
  • antacids:düşmanlık, kin, nefret
  • antagonism:anyon
  • antagonist:düşman, hasım, karşı çıkan, karşı olan kimse, muhalif, rakip
  • antagonistic:anason
  • antagonize:düşmanlık, kin, nefret
  • antarctic:anyon
  • antarctica:anason
  • ante:anyon
  • anteater:karıncayiyen
  • antecede:düşmanlık, kin, nefret
  • antecedence:anason
  • antecedency:anason
  • antecedent:evvelki, önce gelen, önceki, öncül, yerine zamir gelen isim
  • antecedents:düşmanlık, kin, nefret
  • antechamber:anason
  • antedate:düşmanlık, kin, nefret
  • antelope:antilop
  • antelopes:düşmanlık, kin, nefret
  • antemeridian:düşmanlık, kin, nefret
  • antemeridiem:anyon
  • antenatal:düşmanlık, kin, nefret
  • antenna:düşmanlık, kin, nefret
  • antennae:düşmanlık, kin, nefret
  • antennas:düşmanlık, kin, nefret
  • antennule:düşmanlık, kin, nefret
  • antepartum:düşmanlık, kin, nefret
  • anterior:evvelki, ön, önceki, öndeki
  • anteriority:düşmanlık, kin, nefret
  • anteroom:düşmanlık, kin, nefret
  • anthelmintic:düşmanlık, kin, nefret
  • anthem:anyon
  • anther:anter, ercik başı
  • anthill:düşmanlık, kin, nefret
  • anthology:anyon
  • anthozoa:anter, ercik başı
  • anthracite:anyon
  • anthracosis:anter, ercik başı
  • anthrax:antraks, karakabarcık, şarbon, şirpençe
  • anthropo:insan, insanlarla ilgili
  • anthropography:anyon
  • anthropoid:anyon
  • anthropological:anter, ercik başı
  • anthropology:düşmanlık, kin, nefret
  • anthropometry:antropometri, insan vücudunu ölçme bilimi
  • anthropomorphic:anyon
  • anthropomorphise:anyon
  • anthropomorphism:anter, ercik başı
  • anthropomorphous:anyon
  • anthropophagi:düşmanlık, kin, nefret
  • anthropophagite:düşmanlık, kin, nefret
  • anthropophagous:düşmanlık, kin, nefret
  • anthropophagus:düşmanlık, kin, nefret
  • anthropophagy:insan yeme, yamyamlık
  • anti:anter, ercik başı
  • antiacid:düşmanlık, kin, nefret
  • antibacterial:anter, ercik başı
  • antibiosis:düşmanlık, kin, nefret
  • antibiotic:düşmanlık, kin, nefret
  • antibody:düşmanlık, kin, nefret
  • antic:düşmanlık, kin, nefret
  • antichrist:anyon
  • antichristian:düşmanlık, kin, nefret
  • anticipant:düşmanlık, kin, nefret
  • anticipate:anter, ercik başı
  • anticipated:anyon
  • anticipates:düşmanlık, kin, nefret
  • anticipating:düşmanlık, kin, nefret
  • anticipation:düşmanlık, kin, nefret
  • anticipative:anyon
  • anticipator:düşmanlık, kin, nefret
  • anticipatory:ilerisi düşünülerek yapılan, ileriye yönelik, ileriyi de kapsayan, önceden yapılan
  • anticlimax:düş kırıklığı, heyecandan sonraki sıkıntı
  • anticlockwise:anter, ercik başı
  • anticly:anyon
  • antics:acayiplik, antikalık, maskaralık, soytarılık, tuhaflık
  • anticyclone:antisiklon, yüksek basınçlı atmosfer kütlesi
  • antidotal:anter, ercik başı
  • antidote:anyon
  • antiepileptic:anyon
  • antifebrile:düşmanlık, kin, nefret
  • antifeminism:düşmanlık, kin, nefret
  • antigen:anyon
  • antiglobalization:düşmanlık, kin, nefret
  • antimacassar:anyon
  • antimalarial:düşmanlık, kin, nefret
  • antimicrobial:düşmanlık, kin, nefret
  • antimicrobic:düşmanlık, kin, nefret
  • antimycotic:düşmanlık, kin, nefret
  • antinomy:anter, ercik başı
  • antioxidant:düşmanlık, kin, nefret
  • antipathetic:antipati duyan, antipatisi olan, karşı olan, karşıt, zıt olan
  • antipathetical:düşmanlık, kin, nefret
  • antipathetically:anter, ercik başı
  • antipathy:antipati, hoşlanmama, nefret
  • antiperspirant:anyon
  • antiphlogistic:anyon
  • antiphon:anter, ercik başı
  • antiphony:düşmanlık, kin, nefret
  • antipodal:anter, ercik başı
  • antipodes:taban tabana ters olma, yerkürenin tam tersindeki yer, zıtlık
  • antipole:zıt
  • antipollutionist:düşmanlık, kin, nefret
  • antipyretic:anyon
  • antiquarian:anter, ercik başı
  • antiquary:antika meraklısı, antikacı
  • antiquate:anyon
  • antiquated:anyon
  • antique:antik, antika, eski sanat eseri
  • antiques:anter, ercik başı
  • antiquities:eski gelenekler, gelenek ve görenekler
  • antiquity:anter, ercik başı
  • antiscientific:düşmanlık, kin, nefret
  • antisepsis:anter, ercik başı
  • antiseptic:antiseptik
  • antisocial:antisosyal, toplum düzenini reddeden
  • antistatic:anyon
  • antitank:tanksavar
  • antithetic:aykırı, karşıt, zıt
  • antithetical:düşmanlık, kin, nefret
  • antitoxin:antitoksin
  • antitrust:anter, ercik başı
  • antitype:anter, ercik başı
  • antivenin:anyon
  • antiwar:anyon
  • antler:düşmanlık, kin, nefret
  • antlered:düşmanlık, kin, nefret
  • antlion:anter, ercik başı
  • antonym:anyon
  • antrum:anyon
  • ants:düşmanlık, kin, nefret
  • anuran:düşmanlık, kin, nefret
  • anurous:anter, ercik başı
  • anus:anyon
  • anvil:anter, ercik başı
  • anxious:düşmanlık, kin, nefret
  • anxiously:düşmanlık, kin, nefret
  • anxiousness:anyon
  • any:anter, ercik başı
  • anybody:düşmanlık, kin, nefret
  • anyhoo:düşmanlık, kin, nefret
  • anyhow:düşmanlık, kin, nefret
  • anymore:düşmanlık, kin, nefret
  • anyone:düşmanlık, kin, nefret
  • anyplace:düşmanlık, kin, nefret
  • anything:anter, ercik başı
  • anytime:anyon
  • anyway:anter, ercik başı
  • anyways:düşmanlık, kin, nefret
  • anywhere:düşmanlık, kin, nefret
  • anywise:düşmanlık, kin, nefret
  • anzac:anyon
  • aorist:anter, ercik başı
  • aortal:düşmanlık, kin, nefret
  • apace:düşmanlık, kin, nefret
  • apanage:düşmanlık, kin, nefret
  • apart:düşmanlık, kin, nefret
  • apartheid:düşmanlık, kin, nefret
  • apartment:düşmanlık, kin, nefret
  • apartness:düşmanlık, kin, nefret
  • apathetic:cansız, duygusuz, hissiz, ilgisiz, kayıtsız, soğuk
  • apathetical:anyon
  • apathy:apati, duygusuzluk, hissizlik, ilgisizlik, soğukluk
  • apatosaur:anter, ercik başı
  • ape:düşmanlık, kin, nefret
  • apeak:anyon
  • apelike:düşmanlık, kin, nefret
  • apeman:anyon
  • aper:düşmanlık, kin, nefret
  • aperient:müshil
  • aperitif:aperatif, iştah açıcı, iştah açıcı içki
  • aperture:müshil
  • apery:anter, ercik başı
  • apetalous:anter, ercik başı
  • apex:doruk, tepe, uç, zirve
  • aphasia:anter, ercik başı
  • apocope:apokop, son hecenin kaldırılması
  • apostatize:ayrılmak, dönmek
  • appease:azaltmak, bastırmak, gidermek, gönlünü almak, hafifletmek, sakinleştirmek, yatıştırmak
  • appeased:bastırılmış, yatıştırılmış
  • appeasement:bastırma, hafifletme, yatıştırma
  • appeasing:azaltmak, bastırmak, gidermek, gönlünü almak, hafifletmek, sakinleştirmek, yatıştırmak
  • appellant:temyiz eden taraf, temyize giden, üst mahkemeye başvuran, üst mahkemeye başvuran kimse
  • appellate:temyiz
  • appellation:ad, isim, san, ünvan
  • appellative:cins isimle ilgili
  • appellee:temyizde davalı taraf
  • append:eklemek, iliştirmek, katmak
  • appendage:askıntı, başkasına muhtaç kimse, ek, ilave, katkı, uzantı
  • appendectomy:apandis ameliyatı
  • appended:eklemek, iliştirmek, katmak
  • appendices:apandis, ek, ek bölüm, ilave
  • appendicitis:apandis iltihabı, apandisit
  • appendix:apandis, ek, ek bölüm, ilave
  • apperantly:anlaşılan, belli ki, görünen o ki, görünürde, görünüşe göre
  • apperceive:idrak etmek, kavramak
  • apperception:idrak, kavrama
  • apperciated:anlamak, beğenmek, değer biçmek, değer kazanmak, değer vermek, değerini artırmak, değerini bilmek, değerlendirmek, değerlenmek, fiyatını yükseltmek, kavramak, minnettar olmak, takdir etmek, teşekkür borçlu olmak, zevk almak
  • appertain:ait olmak, bağlı olmak, ilgili olmak
  • appetence:arzu, doğal eğilim, iştah
  • appetency:arzu, doğal eğilim, iştah
  • appetiser:aperatif, atıştırmak için, iştah açıcı, iştah açıcı yiyecek, iştah açıcılar, meze
  • appetisers:aperatif, atıştırmak için, iştah açıcı, iştah açıcı yiyecek, iştah açıcılar, meze
  • appetising:iştah açıcı, istek uyandıran
  • appetite:afiyet, arzu, iştah, istek
  • appetizer:aperatif, atıştırmak için, iştah açıcı, iştah açıcı yiyecek, iştah açıcılar, meze
  • appetizers:aperatif, atıştırmak için, iştah açıcı, iştah açıcı yiyecek, iştah açıcılar, meze
  • appetizing:iştah açıcı, istek uyandıran
  • applaud:alkışlamak, beğenmek, el çırpmak
  • applauded:alkışlamak, beğenmek, el çırpmak
  • applauding:alkışlamak, beğenmek, el çırpmak
  • applause:alkış, beğeni
  • apple:elma
  • applejack:elma rakısı
  • applepie:elmalı tart, elmalı turta
  • apples:elma
  • applesauce:boş lâf, elma püresi, palavra, saçmalık
  • applesauce!:palavra!, saçma!
  • appliance:alet, araç, cihaz
  • appliances:alet, araç, cihaz
  • applicability:uygulanabilirlik, uygulanabilme
  • applicable:uygulanabilir, uygun, yerinde
  • applicant:aday, başvuru sahibi, istekli
  • applicants:aday, başvuru sahibi, istekli
  • application:başvurma, başvuru, başvuru formu, dikkat, dilekçe, kullanım, özen, sürme, talep, tatbik, uygulama
  • applications:başvurma, başvuru, başvuru formu, dikkat, dilekçe, kullanım, özen, sürme, talep, tatbik, uygulama
  • applicator:aplikatör, sürmeye yarayan alet, takmaya yarayan alet
  • applied:pratik, uygulamalı
  • applies:başvurmak, gitmek, ilgili olmak, ilgisi olmak, kullanmak, müracaat etmek, sürmek, uygulamak, uygun düşmek, uygun olmak, yapıştırmak
  • applique:aplike
  • apply:başvurmak, gitmek, ilgili olmak, ilgisi olmak, kullanmak, müracaat etmek, sürmek, uygulamak, uygun düşmek, uygun olmak, yapıştırmak
  • applying:başvurmak, gitmek, ilgili olmak, ilgisi olmak, kullanmak, müracaat etmek, sürmek, uygulamak, uygun düşmek, uygun olmak, yapıştırmak
  • appoggiatura:notanın yanına eklenen ufak nota
  • appoint:atamak, belirlemek, dayayıp döşemek, döşemek, kararlaştırmak, saptamak, tayin etmek
  • appointed:belirlenmiş, döşenmiş, görevlendirilmiş, kararlaştırılmış, saptanmış, tayin edilmiş
  • appointee:atanan kimse, tayin edilen kimse
  • appointing:atamak, belirlemek, dayayıp döşemek, döşemek, kararlaştırmak, saptamak, tayin etmek
  • appointment:atama, buluşma, görev, iş, randevu, tayin
  • appointments:atamalar, donanım, döşeme, eşya, randevular, teçhizat
  • apportion:bölüştürmek, pay etmek, paylaştırmak
  • apportioning:bölüştürmek, pay etmek, paylaştırmak
  • apportionment:bölüştürme, pay, paylaştırma
  • apposite:münasip, uygun, yerinde
  • appositeness:münasiplik, uygunluk, yerindelik
  • apposition:appozisyon, bir araya koyma, ekleme, ilâve etme, yan yana koyma
  • appraisal:değer biçme, değer tahmini, değerlendirme
  • appraise:değer biçmek, değerlendirmek, fiyat saptamak
  • appraisement:değer biçme, değerlendirme
  • appraiser:değer biçen kimse
  • appraising:değer biçmek, değerlendirmek, fiyat saptamak
  • appreciable:farkedilir, hissedilir, sezilebilir
  • appreciate:anlamak, beğenmek, değer biçmek, değer kazanmak, değer vermek, değerini artırmak, değerini bilmek, değerlendirmek, değerlenmek, fiyatını yükseltmek, kavramak, minnettar olmak, takdir etmek, teşekkür borçlu olmak, zevk almak
  • appreciated:anlamak, beğenmek, değer biçmek, değer kazanmak, değer vermek, değerini artırmak, değerini bilmek, değerlendirmek, değerlenmek, fiyatını yükseltmek, kavramak, minnettar olmak, takdir etmek, teşekkür borçlu olmak, zevk almak
  • appreciates:anlamak, beğenmek, değer biçmek, değer kazanmak, değer vermek, değerini artırmak, değerini bilmek, değerlendirmek, değerlenmek, fiyatını yükseltmek, kavramak, minnettar olmak, takdir etmek, teşekkür borçlu olmak, zevk almak
  • appreciating:takdir eden
  • appreciation:anlama, beğenme, değer kazanma, değerini bilme, değerlendirme, değerlenme, idrak, minnettarlık, paha biçme, takdir, teşekkür, zevk alma
  • appreciative:değerini bilen, minnettar, takdir eden, teşekkür borçlu
  • appreciatory:değerini bilen, minnettar, takdir eden, teşekkür borçlu
  • apprehend:anlamak, endişe etmek, kavramak, korkuyla beklemek, tutuklamak
  • apprehended:anlamak, endişe etmek, kavramak, korkuyla beklemek, tutuklamak
  • apprehensible:anlaşılabilir, anlaşılır
  • apprehension:algı, anlama, anlayış, düşünce, endişe, görüş, kavrama, kaygı, korku, tutuklama
  • apprehensive:endişeli, kaygılı, korkulu
  • apprentice:acemi, çırak, çırak olarak vermek
  • apprenticeship:çıraklık
  • apprenticing:çırak olarak vermek
  • apprise:bilgi vermek, haber vermek, söylemek
  • appro:beğenme, onaylama
  • approach:andırmak, başlangıç, başvurmak, benzemek, benzerlik, ele almak, girişim, girişmek, görüşmek, ilk adım, koyulmak, temasta bulunmak, teşebbüs, ulaşmak, varmak, yaklaşım, yaklaşma, yaklaşmak, yanaşma, yanaşmak, yol
  • approachable:cana yakın, ulaşılabilir, yaklaşılabilir
  • approaches:andırmak, başlangıç, başvurmak, benzemek, benzerlik, ele almak, girişim, girişmek, görüşmek, ilk adım, koyulmak, temasta bulunmak, teşebbüs, ulaşmak, varmak, yaklaşım, yaklaşma, yaklaşmak, yanaşma, yanaşmak, yol
  • approaching:yakında olacak olan, yaklaşan
  • approbation:onama, onay, övgü, resmi izin, takdir
  • appropiation:ayırma, benimseme, el koyma, iç etme, kendine mâletme, ödenek, tahsisat, üstüne oturma
  • appropriate:ayırmak, biçilmiş kaftan, el koymak, has, iç etmek, kendine mâletmek, özelleştirmek, özgü, üstüne oturmak, uygun, yakışık alır, yerinde
  • appropriately:uygun olarak
  • appropriation:ayırma, benimseme, el koyma, iç etme, kendine mâletme, ödenek, tahsisat, üstüne oturma
  • approval:beğenme, kabul, onama, onay, onaylama, uygun bulma
  • approve:beğenmek, kabul etmek, onamak, onaylamak, razı olmak, uygun bulmak, uygun görmek
  • approved:denenmiş, izinli, onaylı, vefakâr, vefalı
  • approver:itirafçı, ortağını ele veren tanık
  • approving:beğenmek, kabul etmek, onamak, onaylamak, razı olmak, uygun bulmak, uygun görmek
  • approvingly:beğenerek, kabul ederek, onaylayarak
  • approximate:andırmak, benzemek, benzer, yakın, yaklaşık, yaklaşmak
  • approximately:aşağı yukarı, tahminen, takriben, yaklaşık olarak
  • approximating:andırmak, benzemek, yaklaşmak
  • approximation:tahmin, yakınlık, yaklaşma
  • approximations:tahmin, yakınlık, yaklaşma
  • approximative:aşağı yukarı, tahmini, yaklaşık
  • appurtenance:ek, ilave
  • appurtenances:irtifak hakkı
  • appurtenant:ait, bağlı
  • apr:nisan
  • apraxia:apraksi, işlev yitimi
  • apricot:kayısı
  • april:nisan
  • apriori:muhtemel, olası, önsel
  • apron:apron, göğüslük, kayışlı taşıyıcı, koruyucu kapak, önlük, rüzgârlık
  • apropos:sırası gelmişken, tam zamanında, uygun, yerinde, zamanı gelmişken
  • apse:apsis, yarım kubbe
  • apt:eğilimli, eğimli, uygun, yerinde, zeki
  • apterous:kanatsız, uzantısız
  • aptitude:eğilim, kabiliyet, meyil, uygunluk, yetenek
  • aptness:çabuk kavrama, kabiliyet, yatkınlık, yetenek, zekilik
  • aqua:su
  • aquaculture:su kültürü
  • aquafortis:kezzap, nitrik asit
  • aqualung:oksijen tüplü dalma aracı, skuba
  • aqualunger:dalgıç
  • aquamarine:akuamarin, mavimsi yeşil değerli bir taş, mavimsi yeşil renk
  • aquanaut:sualtı araştırmacısı
  • aquaplane:kaymak, su kayağı, su kayağı yapmak
  • aquarelle:suluboya, suluboya resim
  • aquarian:kova burcundan olan kimse
  • aquarium:akvaryum
  • aquarius:kova, kova burcu, kova takımyıldızı
  • aquatic:su, suda yaşayan, suda yaşayan hayvan veya bitki
  • aquatics:su sporları
  • aqueduct:kemerli köprü, sukemeri
  • aqueous:su, su içeren, su ile ilgili, sulu
  • aquila:kartal takımyıldızı
  • aquilegia:hasekiküpesi
  • aquiline:gaga gibi, kartal gagası gibi kıvrık
  • aquisiton:edinme, kazanç, kazanma, kütüphaneye yeni gelen kitap, müzeye yeni gelen eşya
  • arab:arabistanlı, arap, arap atı
  • arabesque:arabesk, arabesk tarzında
  • arabesques:arabesk
  • arabia:arabistan
  • arabian:arabistan ile ilgili, arabistan’a özgü, arabistanlı, arap, arap atı
  • arabic:arap, arapça, araplara özgü
  • arabist:arap dili ve edebiyatı uzmanı
  • arable:ekilebilir, ekilebilir arazi, işlenebilir toprak, sürülebilir, tarıma elverişli
  • arachnid:eklembacakılardan hayvan, eklembacaklılardan
  • arachnids:eklembacakılardan hayvan
  • arachnoid:araknoid, beyin zarı ile ilgili, beyin zarlarından biri, eklembacaklı, eklembacaklılarla ilgili
  • arbalest:mancınık
  • arbiter:belirleyici, efendi, hakem, söz sahibi, yargıcı
  • arbitrage:arbitraj
  • arbitral:hakem
  • arbitrament:hakem kararı, karar verme yetkisi
  • arbitrarily:hakem kararıyla, isteğe bağlı olarak, keyfi olarak
  • arbitrariness:keyfi hareket
  • arbitrary:gaddar, hakem kararı ile belirlenen, isteğe bağlı, keyfi, zalim
  • arbitrate:hakem olarak karar vermek, hakemlik etmek
  • arbitration:hakem kararıyla halletme
  • arbitrator:hakem, yargıcı
  • arbor:ağaç dikme, ağaçlandırma, çardak, dingil, kameriye, mil, ormanda gölgelik yer
  • arboreal:ağaç, ağaçsıl, ağaçta yaşayan
  • arboreous:ağaç gibi, ağaç ile ilgili, ağaçsı
  • arborescent:ağaç gibi, ağaca benzeyen
  • arboretum:botanik bahçesi
  • arboriculture:ağaç yetiştirme, fidancılık
  • arbour:ağaç dikme, ağaçlandırma, çardak, dingil, kameriye, mil, ormanda gölgelik yer
  • arc:ark, atlama yapmak, atlamak, elektrik atlaması, kavis, yay
  • arcade:çarşı, kemeraltı, pasaj, sıra kemerler
  • arcadia:kırsal cennet
  • arcadian:kırsal, pastoral
  • arcana:gizem, sır
  • arcane:esrarlı, gizli, sır dolu
  • arcanum:gizem, iksir, sır
  • arch:ayak tabanı kemeri, baş, cin gibi, en iyisi, kabarmak, kamburlaşmak, kamburlaştırmak, kamburunu çıkarmak, kavis, kemer, kemer yapmak, kubbelenmek, kurnaz, şahı, şeytan gibi, taban çukuru, yay
  • archacologist:arkeolog, kazıbilimci
  • archaelogical:arkeolojik, kazıbilimsel
  • archaelogy:arkeoloji, kazıbilim
  • archaeologic:arkeolojik, kazıbilimsel
  • archaeological:arkeolojik, kazıbilimsel
  • archaeologist:arkeolog, kazıbilimci
  • archaeology:arkeoloji, kazıbilim
  • archaic:arkaik, artık kullanılmayan, eski, modası geçmiş
  • archaism:artık kullanılmayan deyim, kullanımdan düşmüş sözcük
  • archangel:başmelek
  • archbishop:başpiskopos
  • archbishopric:başpiskoposluk
  • archdeacon:başdiyakoz
  • archdiocese:başpiskoposun yönetimindeki bölge
  • archduchess:arşidüşes
  • archduke:arşidük
  • archeaologist:arkeolog, kazıbilimci
  • arched:kavisli, kemerli
  • archelogy:arkeoloji, kazıbilim
  • archenemy:baş düşman, şeytan
  • archeologic:arkeolojik, kazıbilimsel
  • archeological:arkeolojik, kazıbilimsel
  • archeologist:arkeolog, kazıbilimci
  • archeology:arkeoloji, kazıbilim
  • archer:kavis, nişançı, yay, yay burcu
  • archers:kavis, nişançı, yay, yay burcu
  • archery:okçular, okçuluk
  • archetype:ilk örnek, model, prototip
  • archetypes:ilk örnek, model, prototip
  • archfiend:şeytan
  • archibald:uçaksavar topu
  • archie:uçaksavar topu
  • archiepiscopate:başpiskoposluk
  • archipelago:adalar, takımadalar
  • architect:mimar, planlamak, tasarlamak, yapmak, yaratıcı
  • architectonic:arkitektonik, mimarlıkla ilgili
  • architectonics:arkitektonik, mimarlık, yapı sistemi
  • architects:mimar, planlamak, tasarlamak, yapmak, yaratıcı
  • architectural:mimari, mimarlıkla ilgili
  • architecture:inşaat, mimari, mimarlık, yapı
  • architecture.:inşaat, mimari, mimarlık, yapı
  • architrave:sütun baş tabanı
  • archive:arşiv, kayıtlar
  • archives:arşiv, evraklar, kayıtlar
  • archivist:arşivci, evrak memuru
  • archness:cilve, kurnazlık, şeytan gibi olma
  • archpriest:başrahip, lider
  • archtiect:mimar, planlamak, tasarlamak, yapmak, yaratıcı
  • archway:kemer, kemeraltı, kemerli yol
  • archwise:kemer şeklinde, yay gibi
  • arctic:arktik, buz gibi, kuzey kutbu yakınındaki, kuzey kutbuyla ilgili, kuzey kutup bölgesi
  • arcuate:kavisli
  • ardent:ateşli, çok sıcak, coşkun, ışıl ışıl, kızgın, parlak, parlayan
  • ardor:gayret, heves, heyecan, şevk
  • ardour:gayret, heves, heyecan, şevk
  • ardous:ağır, çalışkan, çetin, dik, gayretli, güç, sarp, zor
  • arduous:ağır, çalışkan, çetin, dik, gayretli, güç, sarp, zor
  • arduousness:ağırlık, güçlük, zorluk
  • are:ar
  • area:alan, bodrum girişi, bölge, harekât bölgesi, yüzölçümü
  • areal:bölgesel
  • areca:areka, bir tür palmiye
  • arena:alan, arena, meydan, mücâdele alanı, sahne
  • arête:sarp dağ geçidi
  • argent:gümüş, gümüş rengi, gümüşi
  • argentine:arjantinli
  • argil:balçık, çömlekçi çamuru, kil
  • argillaceous:kil gibi, killi
  • argon:argon
  • argonaut:argonot
  • argosy:ticaret gemisi
  • argot:argo, özel dil
  • arguable:tartışılabilir, tartışmaya açık
  • argue:belli etmek, görüşmek, göstergesi olmak, iddia etmek, ikna etmek, ispatı olmak, itiraz etmek, kandırmak, karşı gelmek, münakaşa etmek, savunmak, tartışmak
  • argued:belli etmek, görüşmek, göstergesi olmak, iddia etmek, ikna etmek, ispatı olmak, itiraz etmek, kandırmak, karşı gelmek, münakaşa etmek, savunmak, tartışmak
  • arguing:belli etmek, görüşmek, göstergesi olmak, iddia etmek, ikna etmek, ispatı olmak, itiraz etmek, kandırmak, karşı gelmek, münakaşa etmek, savunmak, tartışmak
  • argument:delil, görüş, iddia, işlenen konu, kanıt, konu, münakaşa, savunma, tartışma
  • argumentation:münakaşa, tartışma, uslamlama, yargılama
  • argumentative:eleştirici, kanıt türünden, münakaşacı, tartışılır, tartışmaya açık, tartışmayı seven
  • arguments:delil, görüş, iddia, işlenen konu, kanıt, konu, münakaşa, savunma, tartışma
  • argus:argus, yüz gözlü prens
  • arguseyed:dikkatli, tetikte, uyanık
  • aria:arya
  • arid:çorak, kurak, kuru, sıkıcı, tatsız, yavan
  • aridity:çoraklık, kuruluk, sıkıcılık, yavanlık
  • aridness:kuraklık
  • aries:koç, koç burcu, koç takımyıldızı
  • aright:ark ışığı
  • aril:tohum zarı
  • arise:ayağa kalkmak, doğmak, kalkmak, kaynaklanmak, ortaya çıkmak, yükselmek
  • arisen:ayağa kalkmak, doğmak, kalkmak, kaynaklanmak, ortaya çıkmak, yükselmek
  • arising:ayağa kalkmak, doğmak, kalkmak, kaynaklanmak, ortaya çıkmak, yükselmek
  • aristocracy:aristokrasi, asiller, elit tabaka, soylular
  • aristocrat:aristokrat, asilzade, soylu
  • aristocratic:aristokrasi ile ilgili, asil, kibar, soylu
  • aristocratical:aristokrasi ile ilgili, asil, kibar, soylu
  • aristocratically:asilce, kibarca, soyluca
  • aristocrats:aristokrat, asilzade, soylu
  • aristotle:aristo
  • arithmetic:aritmetik, aritmetiksel, hesap
  • arithmetical:aritmetik, aritmetiksel
  • ark:duba, mavna, sandık
  • arm:cephane, dal, destek olmak, donatmak, elini uzatmak, güç, kol, körfez, koy, otorite, pazı, sağlamak, sarılmak, silâh, silâhlandırmak, silâhlanmak, şube, zırh giydirmek
  • arm’s:arma, cephane, koyun, kucak, silâh
  • armada:donanma
  • armadillo:armadillo, tatu
  • armageddon:mahşer, müthiş savaş
  • armament:donatım, silâh ve cephane, silâhlandırma, silâhlanma, silâhlı kuvvetler
  • armaments:donatım, silâh ve cephane, silâhlandırma, silâhlanma, silâhlı kuvvetler
  • armature:armatür, endüvi, zırh
  • armband:kolçak, pazıbent
  • armchair:koltuk, sadece akıl veren, sorunlara uzaktan bakan
  • armed:ateşli, silâhlı, zırhlı
  • armenia:ermenistan
  • armenian:ermeni, ermenice
  • armful:kucak dolusu
  • armies:kalabalık, ordu, topluluk
  • arming:arma, donatım, silâhlandırma, silâhlanma, teçhizat
  • armistice:ateşkes
  • armlet:haliç, kısa kol, kolçak, koy
  • armor:zırh, zırhla kaplamak
  • armored:zırhlı
  • armorer:silâh yapımcısı, silâhtar, zırh yapımcısı
  • armorial:hanedan arması ile ilgili, hanedan arması kitabı
  • armory:cephanelik, hanedan armacılığı, silâh deposu, silâh fabrikası, tophane, tüfekhane
  • armour:zırh, zırhla kaplamak
  • armoured:zırhlı
  • armourer:silâh yapımcısı, silâhtar, zırh yapımcısı
  • armoury:cephanelik, hanedan armacılığı, silâh deposu, silâh fabrikası, tophane, tüfekhane
  • armpit:koltuk altı
  • armrest:dirseklik, kol dayama yeri
  • arms:arma, cephane, koyun, kucak, silâh
  • army:kalabalık, ordu, topluluk
  • arnica:arnika, arnika ilacı
  • aroma:aroma, güzel koku, hava, ıtır, ortam
  • aromas:aroma, güzel koku, hava, ıtır, ortam
  • aromatic:aromatik, güzel kokulu, kokulu
  • arose:ayağa kalkmak, doğmak, kalkmak, kaynaklanmak, ortaya çıkmak, yükselmek
  • around:arada burada, aşağı yukarı, bu civarda, çevrede, çevresinde, çevresine, etrafına, etrafında, etrafta, oraya buraya, sularında
  • arouse:canlandırmak, harekete geçirmek, kaldırmak, uyandırmak
  • aroused:canlandırmak, harekete geçirmek, kaldırmak, uyandırmak
  • arousing:canlandırmak, harekete geçirmek, kaldırmak, uyandırmak
  • arpeggio:arpej
  • arquebus:eski bir tür silah
  • arragement:anlaşma, aranjman, ayarlama, diziliş, düzen, düzenleme, hazırlık, plan, sıra, sıralama, tertip
  • arraign:kusur bulmak, mahkemeye vermek, suçlamak
  • arraignment:davanın sanığa tebliği, kabahat yükleme, suçlama
  • arrange:aranje etmek, ayarlamak, düzeltmek, düzenlemek, halletmek, hazırlamak, kararlaştırmak, planlamak, sıralamak, sıraya koymak, yoluna koymak
  • arrangeable:düzenlenebilir
  • arranged:aranje etmek, ayarlamak, düzeltmek, düzenlemek, halletmek, hazırlamak, kararlaştırmak, planlamak, sıralamak, sıraya koymak, yoluna koymak
  • arrangement:anlaşma, aranjman, ayarlama, diziliş, düzen, düzenleme, hazırlık, plan, sıra, sıralama, tertip
  • arrangements:anlaşma, aranjman, ayarlama, diziliş, düzen, düzenleme, hazırlık, plan, sıra, sıralama, tertip
  • arranger:aranjör, düzenleyen
  • arranging:dizme, hazırlama, uydurma
  • arrant:adı çıkmış, çok kötü, katıksız, son derece
  • arras:duvar halısı, goblen
  • array:çeki düzen vermek, diziliş, düzen, giydirmek, görkem, gösteriş, gösterişli kıyafet, ihtişam, jüri heyeti, jüri heyeti listesi, sergileme, sıra, sıralamak, sıraya dizmek, süslemek
  • arrayed:süslü
  • arraying:çeki düzen vermek, giydirmek, sıralamak, sıraya dizmek, süslemek
  • arrear:bakiye, borç
  • arrears:bakiye, borç, kalan, ödemesi gecikmiş borçlar
  • arrest:bloke etmek, çekmek, durdurma, durdurmak, el koymak, önleme, önlemek, tevkif, tutuklama, tutuklamak
  • arrested:bloke etmek, çekmek, durdurmak, el koymak, önlemek, tutuklamak
  • arresting:dikkat çekici, göze çarpan
  • arrestment:ihtiyati haciz, mülkiyeti muhafaza, tutuklama
  • arrival:gelen şey, geliş, gelme, gözükme, mal girişi, ortaya çıkma, varış, varma
  • arrivals:geliş
  • arrive:başarı kazanmak, başarmak, doğmak, gelip çatmak, gelmek, ulaşmak, varmak
  • arrogance:haddini bilmeme, kendini beğenme, kibir, kibirlilik, küstahlık
  • arrogant:gururlu, haddini bilmez, kendini beğenmiş, kibirli, küstah, mağrur
  • arrogate:atfetmek, üzerine atmak
  • arrogation:haksız iddia, kendine mâletme
  • arrow:ok, ok işareti
  • arrowroot:ararot, ararot nişastası
  • arroyo:kuru vadi
  • arse:ahmak, eşek, eşek herif, göt, kıç
  • arsehole:göt deliği
  • arsenal:cephanelik, silâh deposu, tophane
  • arsenals:cephanelik, silâh deposu, tophane
  • arsenic:arsenik, arsenikli
  • arses:ölçünün vurgusuz kısmı, vurgusuz hece
  • arson:kasıtlı yangın çıkarma, kundakçılık
  • arsonist:kundakçı
  • art:beceri, bilim dalı, hüner, kurnazlık, ressamlık, sanat, sanatsal, şeytanlık, ustalık, yaratıcılık
  • art’s:edebiyat ve beşeri ilimler, hile, kurnazlık, şeytanlık
  • artefact:insan eliyle yapılmış şey, yapay doku
  • artemis:artemis
  • arterial:atardamar, atardamarla ilgili
  • arteries:anacadde, anayol, arter, atardamar, nehir
  • arteriosclerosis:arterioskleroz, damar sertliği
  • artery:anacadde, anayol, arter, atardamar, nehir
  • artesian:artezyen
  • artful:kurnaz, sanatlı, şeytan, ustalık gerektiren, ustalıklı
  • artfulness:beceri, hinlik, kurnazlık, maharet, ustalık
  • arthritic:eklem iltihabıyla ilgili, eklemle ilgili
  • arthritical:eklem iltihabıyla ilgili, eklemle ilgili
  • arthritis:arterit, artrit, eklem iltihabı, mafsal iltihabı
  • artichoke:enginar
  • artichokes:enginar
  • article:bent, çırak olarak vermek, eşya, fıkra, madde, makale, nesne, şey, sözleşmeyle bağlamak, yazı
  • articled:çırak olarak verilmiş, sözleşmeli
  • articles:şirket sözleşmesi, sözleşme
  • articulate:açık, açık seçik belirtmek, açıkça belirtilmiş, açıkça söylemek, düşüncelerini kolay ifade edebilen, eklemlerle birleştirmek, eklemli, hecelemek, kolay anlaşılan, konuşkan, tane tane söylemek, tane tane söylenmiş, telaffuz etmek
  • articulated:boğumlu, eklemli, mafsallı
  • articulation:berrak söyleyiş, bitiştirme, boğum, eklem, eklemleme, mafsal, söyleme, telâffuz, temiz ifade
  • artifact:insan eliyle yapılmış şey, yapay doku
  • artifacts:insan eliyle yapılmış şey, yapay doku
  • artifice:beceri, hile, kurnazlık, marifet, sanat
  • artificer:esnaf, sanatçı, sanatkâr, zanaatkâr, zanaatkâr asker
  • artificial:eğreti, sahte, suni, takma, yapay, yapma, yapmacık
  • artificiality:sahtelik, yapaylık, yapmacıklık
  • artillery:ağır silahlar, topçu sınıfı
  • artilleryman:topçu, topçu eri
  • artisan:esnaf, zanaatkâr
  • artist:artist, ressam, sanatçı, sanatkâr, usta
  • artiste:dansöz, sahne sanatçısı, şantöz, şarkıcı
  • artistic:artistik, güzel sanatlarla ilgili, sanatçı ruhlu
  • artistical:artistik, güzel sanatlarla ilgili, sanatçı ruhlu
  • artistry:güzel sanatlarla uğraşma, sanat yeteneği, sanatçılık, yetenek
  • artists:artist, ressam, sanatçı, sanatkâr, usta
  • artless:doğal, hünersiz, sade, saf, sanatsız
  • arts:edebiyat ve beşeri ilimler, hile, kurnazlık, şeytanlık
  • artsy:gösterişli, iddialı
  • artwork:sanat eseri
  • arty:gösterişli, iddialı
  • aryan:ari, arilerle ilgili, hint-avrupa dili, hint-avrupa diliyle ilgili, hint-avrupalı
  • as:-diği gibi, gibi, iken, -irken, kadar, karşın, ki, madem, mademki, olarak, olduğu gibi, rağmen
  • asafetida:çadıruşağı otu, şeytantersi
  • asafoetida:çadıruşağı otu, şeytantersi
  • asbestos:amyant, asbest, asbestos
  • ascend:artmak, çıkmak, pesten tize geçmek, tırmanmak, yukarı çıkmak, yükselmek
  • ascendancy:egemenlik, hüküm sürme, itibar, üstünlük
  • ascendant:egemen, ekliptiğin yükselen noktası, etkin, nüfuzlu, üstün, yükselen
  • ascendency:egemenlik, hüküm sürme, itibar, üstünlük
  • ascendent:egemen, ekliptiğin yükselen noktası, etkin, nüfuzlu, üstün, yükselen
  • ascending:yükselen
  • ascension:göğe yükselme, miraç, ufuktan yükseklik derecesi, yükselme
  • ascent:bayır, çıkış, rampa, tırmanma, yokuş, yükselme
  • ascertain:anlamak, aslını öğrenmek, bulmak, doğrusunu öğrenmek, öğrenmek, soruşturmak
  • ascertainable:anlaması mümkün, araştırılabilir, bulunabilir
  • ascertained:anlamak, aslını öğrenmek, bulmak, doğrusunu öğrenmek, öğrenmek, soruşturmak
  • ascertainment:araştırma, aslını anlama, bulma, ortaya çıkarma
  • ascetic:çileci, sofu
  • asceticism:çilecilik, sofuluk
  • ascribable:atfolunabilir, üstüne atılabilir, yakıştırılabilir, yüklenebilir
  • ascribe:atfetmek, üstüne atmak, yüklemek
  • ascribing:atfetmek, üstüne atmak, yüklemek
  • ascription:atıf, üstüne atma, yükleme
  • asepsis:asepsi, mikropsuzluk
  • aseptic:aseptik, mikropsuz, steril
  • asexual:aseksüel, cinsiyetsiz, eşeysiz
  • ash:dişbudak ağacı, kül
  • ashamed:mahçup, utanç duyan, utanmış
  • ashamedly:mahçup mahcup, utana sıkıla, utanarak
  • ashen:dişbudak, dişbudak ağacından yapılmış, kül gibi, külrengi, solgun
  • ashes:kül, küller, ölünün külleri
  • ashkenazim:polonya-alman yahudileri
  • ashlar:kesme yapı taşı, yontma taş, yontma taşlardan yapılmış yapı
  • ashore:karada, karaya, kıyıda, kıyıya
  • ashpit:kül çukuru, küllük
  • ashtray:kül tablası, sigara tablası
  • ashy:kül gibi, külle kaplı, küllü, solgun, soluk
  • asia:asya
  • asian:asya, asyalı
  • asiatic:asya, asyalı
  • aside:ayrı, bir kenara, bir tarafa, kendi kendine, kendi kendine söylenen sözler
  • asinine:ahmakça, eşek, eşekçe
  • ask:aranmak, davet etmek, hak etmek, istemek, kaşınmak, rica etmek, sormak, soru sormak
  • askance:göz ucuyla, şüphe ile, yan yan
  • askari:asker
  • asked:aranmak, davet etmek, hak etmek, istemek, kaşınmak, rica etmek, sormak, soru sormak
  • askew:çarpık, eğri olarak, yana doğru, yanlamasına
  • asking:isteme
  • aslant:eğri, eğri olarak, meyilli, meyilli biçimde, meyilli olarak, yan, yanlamasına
  • asleep:tembel, uykuda, uyumakta, uyuşmuş, uyuşuk, uyuyan
  • aslope:eğri, eğri olarak, meyilli, meyilli olarak, yatık
  • asocial:asosyal, toplumdan kaçan
  • asp:engerek yılanı, titrek kavak, toz ağacı
  • asparagus:kuşkonmaz
  • aspect:bakım, çehre, cephe, görünüm, görünüş, görüş, hal, tavır, yön
  • aspects:bakım, çehre, cephe, görünüm, görünüş, görüş, hal, tavır, yön
  • aspen:titrek kavak, titrek kavak ile ilgili, toz ağacı
  • asper:-e göre, gereğince, nazaran
  • aspergill:kutsal su kabı
  • aspergillum:kutsal su kabı
  • asperity:haşinlik, kaba söz, kabalık, sertlik
  • asperse:çamur atmak, iftira etmek, lekelemek, serpmek
  • aspersion:çamur, iftira, kutsal su serpme, serpme
  • aspersions:çamur, iftira, kutsal su serpme, serpme
  • asphalt:asfalt, asfalt kaplamak, asfaltlamak
  • asphalted:asfalt kaplamak, asfaltlamak
  • asphodel:cennetteki ölümsüz çiçek, çirişotu
  • asphyxia:asfeksi, boğulma, nefes kesilmesi, oksijensizlikten boğulma
  • asphyxiant:boğucu, boğucu kimyasal silah, boğucu madde
  • asphyxiate:boğmak, oksijensiz bırakmak
  • asphyxiating:boğmak, oksijensiz bırakmak
  • asphyxiation:boğulma, nefes alamama, oksijensiz kalma
  • aspirant:aday, istekli, talip
  • aspirate:soluklu, soluklu okumak, soluklu ünsüz
  • aspiration:arzu, can atma, emme, istek, nefes alma, özlem, soluklu okuma, soluma
  • aspirations:arzu, can atma, emme, istek, nefes alma, özlem, soluklu okuma, soluma
  • aspire:arzulamak, can atmak, çok istemek, peşinde olmak
  • aspired:arzulamak, can atmak, çok istemek, peşinde olmak
  • aspiring:amaçlayan, can atan, gözü olan
  • asquint:şaşı gibi, yan
  • ass:ahmak, eşek, eşek herif, göt, kıç
  • assail:dil uzatmak, hücum etmek, saldırmak
  • assailable:saldırılabilir
  • assailant:dil uzatan, eleştirici, saldırgan
  • assailed:dil uzatmak, hücum etmek, saldırmak
  • assailer:dil uzatan, eleştirici, saldırgan
  • assassin:katil, kiralık katil, suikâstçi
  • assassinate:öldürmek, suikâst düzenlemek
  • assassination:adam öldürme, suikâst
  • assault:fiili tecavüz, hücum, hücum etmek, ırza geçmek, saldırı, saldırmak, tecâvüz, tecâvüz etmek
  • assaulted:hücum etmek, ırza geçmek, saldırmak, tecâvüz etmek
  • assaulting:hücum etmek, ırza geçmek, saldırmak, tecâvüz etmek
  • assay:ayar belirleme, ayarını belirlemek, ayarlamak, değerli maden içermek, deneme, denemek, kalkışmak, tahlil
  • assayer:ayarcı, tahlilci
  • assemblage:kalabalık, meclis, montaj, toplanma, toplantı
  • assemble:birleştirmek, çevirmek, monte etmek, parçaları birleştirmek, toplamak, toplanmak, toplantı yapmak
  • assembled:birleştirmek, çevirmek, monte etmek, parçaları birleştirmek, toplamak, toplanmak, toplantı yapmak
  • assembler:çevirici, montajcı
  • assembling:birleştirme
  • assembly:çevirme, içtima, kongre, kurul, meclis, montaj, toplantı
  • assent:kabul, kabul etmek, onay, razı olmak, rıza
  • assenting:kabul etmek, razı olmak
  • assert:iddia etmek, ileri sürmek, öne sürmek, savunmak, söylemek
  • asserted:iddia etmek, ileri sürmek, öne sürmek, savunmak, söylemek
  • asserting:iddia etmek, ileri sürmek, öne sürmek, savunmak, söylemek
  • assertion:hakkını arama, iddia, sav
  • assertive:iddialı, kendine çok güvenen, kesin, olumlu, savunan
  • assertiveness:kendine güven
  • assesed:belirlemek, değer biçmek, değerini bilmek, para cezası vermek
  • assess:belirlemek, değer biçmek, değerini bilmek, para cezası vermek
  • assessable:değer biçilebilir, değerlendirilebilir, vergilendirilebilir
  • assessed:belirlemek, değer biçmek, değerini bilmek, para cezası vermek
  • assessing:belirlemek, değer biçmek, değerini bilmek, para cezası vermek
  • assessment:belirlenen değer, değerlendirme, vergi, vergilendirme
  • assessments:belirlenen değer, değerlendirme, vergi, vergilendirme
  • assessor:vergi tahakkuk memuru, yargıç yardımcısı
  • assessors:vergi tahakkuk memuru, yargıç yardımcısı
  • assests:aktif, alacaklar, mal varlığı, servet, varlıklar
  • asset:değerli şey, mal, mülk, varlık
  • assets:aktif, alacaklar, mal varlığı, servet, varlıklar
  • asseverate:beyan etmek, iddia etmek, resmen bildirmek
  • asseveration:beyan, bildiri, iddia
  • asshole:göt deliği, kıç deliği
  • assiduity:çalışkanlık, gayret, özen
  • assiduous:çalışkan, devamlı, dikkatli, gayretli, özenli, sürekli
  • assign:atamak, bağlamak, belirlemek, devralan kimse, devretmek, göreve seçmek, saptamak, tahsis etmek, vermek
  • assignable:atfedilebilir, devredilebilir, verilebilir, yüklenebilir
  • assignation:atama, belirleme, buluşma, devir, göreve seçme, randevu, saptama
  • assigned:atamak, bağlamak, belirlemek, devretmek, göreve seçmek, saptamak, tahsis etmek, vermek
  • assignee:devralan kimse, vekil
  • assigning:atamak, bağlamak, belirlemek, devretmek, göreve seçmek, saptamak, tahsis etmek, vermek
  • assignment:atama, belirleme, devir, devretme, ev ödevi, feragat senedi, görev, havale senedi, iş, kararlaştırma, ödev, tahsis, tayin
  • assignments:atama, belirleme, devir, devretme, ev ödevi, feragat senedi, görev, havale senedi, iş, kararlaştırma, ödev, tahsis, tayin
  • assignor:devreden
  • assimilate:benimsemek, benimsenmek, benzetmek, özümlemek, özümsemek, özümsenmek, sindirmek
  • assimilated:benzeşen
  • assimilating:benimsemek, benimsenmek, benzetmek, özümlemek, özümsemek, özümsenmek, sindirmek
  • assimilation:asimilasyon, benzeşme, benzeyiş, özümleme, özümseme, sindirim
  • assist:desteklemek, hazır bulunmak, sayı yaptırma, yardım, yardım etmek, yardımcı olmak
  • assistance:destek, yardım
  • assistant:asistan, muavin, tezgâhtar, yardımcı
  • assisted:desteklemek, hazır bulunmak, yardım etmek, yardımcı olmak
  • assisting:desteklemek, hazır bulunmak, yardım etmek, yardımcı olmak
  • assize:hüküm, kurul kararı
  • assizes:geçici mahkeme oturumu
  • associate:arkadaş, arkadaş olan, arkadaşlık etmek, bağdaştırmak, bağlı olan, benzetmek, birleşmiş, birleştirmek, çağrıştırmak, dost, ikinci derece statüsü olan, işbirliği yapmak, öğretim üyesi, ortak, ortak etmek, ortak olmak, üye
  • associated:birleşmiş
  • associating:arkadaşlık etmek, bağdaştırmak, benzetmek, birleştirmek, çağrıştırmak, işbirliği yapmak, ortak etmek, ortak olmak
  • association:akla getirme, arkadaşlık, birleşme, çağrıştırma, dernek, işbirliği, iştirak, ortaklık
  • associative:birliğe ait
  • assonance:asonans, yarım kafiye
  • assonant:yarım kafiye, yarım kafiyeli
  • assort:ayırmak, sınıflandırmak, türlerine göre ayırmak, uymak, yakışmak
  • assorted:çeşidine göre ayrılmış, çeşit çeşit, çeşitli, karışık
  • assorting:ayırmak, sınıflandırmak, türlerine göre ayırmak, uymak, yakışmak
  • assortment:ayırma, çeşit, çeşitlilik, sınıflandırma
  • assuage:bastırmak, dindirmek, hafifletmek, yatıştırmak
  • assuaging:bastırmak, dindirmek, hafifletmek, yatıştırmak
  • assume:addetmek, almak, farzetmek, hükmetmek, sanmak, saymak, takınmak, taslamak, üstlenmek, üstüne almak
  • assumed:farzedilen, takma
  • assuming:kendini beğenmiş, kibirli, küstah
  • assumption:farzetme, havalara girme, sanı, takınma, taslama, üstlenme, üstüne alma, yüklenme
  • assumptions:farzetme, havalara girme, sanı, takınma, taslama, üstlenme, üstüne alma, yüklenme
  • assurance:güven, güvence, kendinden eminlik, kendine çok güvenme, pişkinlik, sigorta, söz, teminât, vâât
  • assurances:güven, güvence, kendinden eminlik, kendine çok güvenme, pişkinlik, sigorta, söz, teminât, vâât
  • assure:garanti etmek, güvenceye almak, ikna etmek, inandırmak, sağlama almak, sağlamak, sigortalamak, söz vermek, temin etmek
  • assured:emin, inançlı, kendinden emin, önceden belli olan, sigortalı, sigortalı kimse
  • assuredly:elbette, kesinlikle
  • assuredness:kendine güven, kesinlik, küstahlık, pişkinlik
  • assuring:garanti etmek, güvenceye almak, ikna etmek, inandırmak, sağlama almak, sağlamak, sigortalamak, söz vermek, temin etmek
  • assyrian:asur, asurca, asurlu
  • astatic:dengesiz, kararsız, statik olmayan
  • aster:dalya, pat, yıldızçiçeği
  • asterisk:yıldız işareti
  • asterism:üç yıldız işareti, yıldız kümesi
  • astern:arkada, arkaya, geride, geriye, kıçta
  • asteroid:asteroit, küçük gezegen
  • asteroids:asteroit, küçük gezegen
  • asthma:astım
  • asthmatic:astımla ilgili, astımlı
  • astigmatism:astigmatizm
  • astir:hareket halinde, heyecanlı, kalkmış, uyanık, uyanmış
  • astonish:afallatmak, hayret ettirmek, hayrete düşürmek, şaşırtmak
  • astonished:afallamış
  • astonishing:hayret verici, şaşılacak, şaşırtıcı
  • astonishingly:şaşılacak derecede
  • astonishment:hayret, şaşırma, şaşkınlık, şaşma
  • astonomical:astronomik, çok yüksek, gökbilimsel
  • astound:afallatmak, hayret ettirmek, şaşırtmak
  • astounded:afallatmak, hayret ettirmek, şaşırtmak
  • astounding:hayret verici, şaşılacak, şaşırtıcı
  • astraddle:ata biner gibi, bacaklarını ayırarak
  • astrakhan:astragan
  • astral:yıldız, yıldızlara ait, yıldızlı
  • astray:baştan çıkmış, kötü yola düşmüş, yanlış yola sapmış
  • astride:ata biner gibi, bacaklarını ayırarak
  • astringe:büzmek, sıkıştırmak
  • astringent:astrenjan, büzücü, damarları büzen ilaç, kanamayı durduran ilaç, kanı durduran, sert, şiddetli, sıkıştırıcı
  • astrodome:astrodom, gözlem penceresi
  • astrolabe:usturlap
  • astrologer:astrolog, müneccim, yıldız falcısı
  • astrologic:astroloji ile ilgili, astrolojik
  • astrological:astroloji ile ilgili, astrolojik
  • astrology:astroloji, yıldız falcılığı, yıldızbilim
  • astronaut:astronot, uzay adamı
  • astronautics:astronotik, uzayda yolculuk bilimi
  • astronomer:astronom, gökbilimci
  • astronomers:astronom, gökbilimci
  • astronomic:astronomik, çok yüksek, gökbilimsel
  • astronomical:astronomik, çok yüksek, gökbilimsel
  • astronomy:astronomi, gökbilim
  • astrophysics:astrofizik, gök fiziği
  • astute:açıkgöz, akıllı, cin gibi, kurnaz, zeki
  • astuteness:açıkgözlük, cin gibilik, kurnazlık
  • asunder:ayrı ayrı, birbirinden ayrı, birbirinden uzak, parça parça
  • asylum:akıl hastanesi, barınak, himaye, iltica, koruma, sığınak, sığınma
  • asymmetric:asimetrik, bakışımsız
  • asymmetrical:asimetrik, bakışımsız, oransız
  • asymmetry:asimetri, bakışımsızlık
  • asymptote:asimptot, sonuşmaz
  • asynchronous:asinkron, aynı zamanda olmayan, eşzamanlı olmayan
  • at:-a, asker, -da, -de, -e, eyt, savaşçı, -ya, -ye
  • ataraxia:ataraksiya, uyarılmayan huzur
  • ataraxy:ataraksiya, uyarılmayan huzur
  • ataturk:ata, gazi
  • atatürk:ata, gazi
  • atavism:atacılık, atalara çekme, atavizm
  • atavist:atacı
  • atavistic:atalara çeken, atalarla ilgili
  • atelier:atölye, stüdyo
  • athaeneum:edebiyat kulübü, fen kulübü, kütüphane
  • athanasia:ebediyet, ölümsüzlük
  • atheism:allah’a inanmama, ateizm, dinsizlik, tanrıya inanmama
  • atheist:allah’a inanmayan kimse, ateist
  • atheistic:allah’sız, ateist, dinsiz, imansız, tanrıtanımaz
  • atheistical:ateist, tanrıtanımaz
  • athenaeum:edebiyat kulübü, fen kulübü, kütüphane
  • atheneum:edebiyat kulübü, fen kulübü, kütüphane
  • athens:atina şehri
  • athirst:susamış
  • athlete:atlet, sporcu
  • athletic:atletik, atletlerle ilgili
  • athleticism:atletizm
  • athletics:atletizm, sporculuk
  • athwart:aykırı, çaprazlama, karşı, karşı tarafa, karşıdan karşıya, karşıt, tersine, zıt
  • atilt:eğilmiş olarak, elinde mızrakla, saldırı pozisyonunda, yan yatmış biçimde
  • atlantes:atlas
  • atlantic:atlantik, atlas okyanusu, atlas okyanusu ile ilgili
  • atlas:başlıca dayanak, birinci omur, büyük boy resim kâğıdı, direk, harita kitabı, heykel direk, insan şeklinde sütun, ipekli kumaş
  • atm:atm, bankamatik
  • atmosphere:atmosfer, basınç birimi, çevre, hava, ortam
  • atmospheric:atmosferik, hava, ortam, ortam ile ilgili
  • atmospherics:atmosfer paraziti, parazit
  • atoll:atol, mercanada
  • atom:atom, çok az miktar, zerre
  • atomic:atom, atomik, atomla ilgili, atomsal
  • atomical:atom, atomik, atomla ilgili, atomsal
  • atomiser:pülverizatör
  • atomism:atomculuk
  • atomize:atom bombası atmak, atomlara ayırmak, püskürtmek
  • atomizer:atomizer, püskürteç, püskürtücü
  • atoms:atom, çok az miktar, zerre
  • atomy:atom, iskelet, küçücük şey
  • atonal:ahenksiz, atonal
  • atonality:ahenksizlik
  • atone:gönül almak, telâfi etmek
  • atonement:gönül alma, kefaret, ödeme, telâfi
  • atonic:aksansız, dermansız, kuvvetsiz, vurgusuz, zayıf
  • atony:dermansızlık, kuvvetsizlik, zafiyet
  • atop:daha iyi, tepede, üstte, üstün, üstünde, üstüne
  • atremble:korkan, korkarak, titreyen, titreyerek
  • atria:atriyum, avlu, kemeraltı, kulakçık, orta avlu
  • atrip:dipten kopmuş, salpa olmuş
  • atrium:atriyum, avlu, kemeraltı, kulakçık, orta avlu
  • atrocious:acımasız, berbat, çok kötü, gaddar, gaddarca, vahşi, zalim
  • atrociously:acımasızca, berbat biçimde, çok kötü şekilde, vahşice
  • atrocity:acımasızlık, canavarlık, gaddarlık, gaf, pot, vahşet
  • atrophied:dumura uğramış, gıdasızlıktan zayıflamış, körelmiş, yozlaşmış, zayıflayıp kurumuş
  • atrophy:atrofi, dumur, dumura uğramak, dumura uğratmak, körelme, körelmek, köreltmek
  • atrophying:dumura uğramak, dumura uğratmak, körelmek, köreltmek
  • atropine:atropin
  • attaboy:aferin!, bravo!, hadi aslanım!
  • attaboy!:aferin!, bravo!, hadi aslanım!
  • attach:bağlamak, bağlanmak, eklemek, el koymak, haczetmek, iliştirmek, takmak, tutturmak, yüklenmek
  • attachable:bağlanabilir, el koyulabilir, haczedilebilir, takılır, takma
  • attache:ataşe
  • attaché:ataşe
  • attached:bağlı, bitişik, ekli, sabit, takılı, yapışık
  • attaching:bağlamak, bağlanmak, eklemek, el koymak, haczetmek, iliştirmek, takmak, tutturmak, yüklenmek
  • attachment:aksesuar, alâka, bağlılık, dostluk, haciz, ilgi, parça, sevgi
  • attachments:aksesuar, alâka, bağlılık, dostluk, haciz, ilgi, parça, sevgi
  • attack:aşındırmak, atak, çatma, çatmak, dil uzatma, dil uzatmak, eleştirmek, girişme, girişmek, hamle, hamle yapmak, hücum, hücum etmek, koyulma, koyulmak, kriz, nöbet, saldırı, saldırmak, taarruz etmek, tecâvüz etmek, tutulma, tutulmak, uğraşmak, yakalanma, yakalanmak
  • attacked:aşındırmak, çatmak, dil uzatmak, eleştirmek, girişmek, hamle yapmak, hücum etmek, koyulmak, saldırmak, taarruz etmek, tecâvüz etmek, tutulmak, uğraşmak, yakalanmak
  • attacker:saldırgan
  • attacking:saldırma
  • attain:elde etmek, erişmek, gelmek, kazanmak, ulaşmak, varmak
  • attainability:elde edilebilirlik, ulaşılabilirlik
  • attainable:elde edilebilir, kazanılabilir, ulaşılabilir
  • attainder:manevi ölüm
  • attained:elde etmek, erişmek, gelmek, kazanmak, ulaşmak, varmak
  • attaining:elde etmek, erişmek, gelmek, kazanmak, ulaşmak, varmak
  • attainment:elde etme, erişme, kazanma, ulaşma
  • attainments:beceri, hüner, marifet
  • attaint:ayıp, leke, lekelemek, rezil etmek, tutulmak, yakalanmak
  • attar:çiçek yağı, ıtır
  • attemper:dengelemek, dindirmek, tavlamak, teskin etmek, yatıştırmak, yumuşatmak
  • attempt:denemek, girişim, girişimde bulunmak, kalkışma, kalkışmak, teşebbüs, teşebbüs etmek, yeltenme, yeltenmek
  • attempting:denemek, girişimde bulunmak, kalkışmak, teşebbüs etmek, yeltenmek
  • attempts:denemek, girişim, girişimde bulunmak, kalkışma, kalkışmak, teşebbüs, teşebbüs etmek, yeltenme, yeltenmek
  • attend:bakmak, beraberinde getirmek, devam etmek, dikkatini vermek, dinlemek, eşlik etmek, hazır bulunmak, hizmet etmek, katılmak, kulak vermek
  • attendance:bakım, bakma, devam, eşlik, hazır bulunma, ilgilenme, katılım, katılma, kumanda
  • attendant:bakan, bakıcı, beraberinde olan, eşlik eden, eşlik eden kimse, görevli, hizmetli, ilgilenen, mevcut, operatör, refakâtçi
  • attendants:maiyet
  • attended:bakmak, beraberinde getirmek, devam etmek, dikkatini vermek, dinlemek, eşlik etmek, hazır bulunmak, hizmet etmek, katılmak, kulak vermek
  • attending:bakmak, beraberinde getirmek, devam etmek, dikkatini vermek, dinlemek, eşlik etmek, hazır bulunmak, hizmet etmek, katılmak, kulak vermek
  • attends:bakmak, beraberinde getirmek, devam etmek, dikkatini vermek, dinlemek, eşlik etmek, hazır bulunmak, hizmet etmek, katılmak, kulak vermek
  • attention:aldırış, bakım, dikkat, ilgi, ilgilenme, iltifat, itina, kur, özen
  • attention!:dikkat!, hazırol!
  • attentions:aldırış, bakım, dikkat, ilgi, ilgilenme, iltifat, itina, kur, özen
  • attentive:dikkatli, kibar, nazik, özenli
  • attentively:dikkatle, dikkatlice
  • attentiveness:dikkat
  • attenuate:azalmış, azaltmak, değerini düşürmek, hafifletmek, ince, inceltmek, kısmak, seyreltik, seyreltmek, söndürmek
  • attenuated:azaltmak, değerini düşürmek, hafifletmek, inceltmek, kısmak, seyreltmek, söndürmek
  • attenuation:azalma, azaltma, inceltme, kısma, söndürme, zayıflama
  • attest:beyan etmek, doğrulamak, iddia etmek, ispat etmek, kanıtlamak, onaylamak, yemin ettirmek
  • attestation:kanıt olma, onaylama, şahadet, tanıklık, tasdik, yemin
  • attested:beyan etmek, doğrulamak, iddia etmek, ispat etmek, kanıtlamak, onaylamak, yemin ettirmek
  • attester:şahit, tanık
  • attesting:beyan etmek, doğrulamak, iddia etmek, ispat etmek, kanıtlamak, onaylamak, yemin ettirmek
  • attic:çatı katı, çatı odası, ince, tavanarası
  • atticism:atika üslubu, atina dil özelliği, güzel konuşma
  • attire:donatmak, elbise, giydirmek, giysi, kılık, kıyafet, süs
  • attired:donatmak, giydirmek
  • attitude:davranış, durum, duruş, düşünce, fikir, konum, poz, tavır, tutum
  • attitudes:davranış, durum, duruş, düşünce, fikir, konum, poz, tavır, tutum
  • attitudinize:havalara girmek, kasılmak, poz yapmak, tavır takınmak, yapmacık davranmak
  • attorney:avukat, dava vekili, vekil
  • attorneys:avukat, dava vekili, vekil
  • attract:çekmek, cezbetmek
  • attracted:çekmek, cezbetmek
  • attraction:alımlılık, atraksiyon, cazibe, çekicilik, çekim, eğlence programı
  • attractions:alımlılık, atraksiyon, cazibe, çekicilik, çekim, eğlence programı
  • attractive:alımlı, cazibeli, cazip, çekici, göz alıcı, ilgi çekici
  • attractiveness:albeni, cazibe, çekicilik
  • attributable:atfolunabilir, dayandırılabilir, verilebilir, yüklenebilir
  • attribute:araz, atfetmek, bağlamak, dayandırmak, nitelik, özellik, sembol, sıfat, simge, yormak
  • attributed:atfetmek, bağlamak, dayandırmak, yormak
  • attributing:atfetmek, bağlamak, dayandırmak, yormak
  • attribution:atfetme, bağlama, dayandırma, nitelik, özellik, sıfat, yorma
  • attributive:atfeden, niteleyici, niteleyici sözcük, sıfat, veren
  • attrited:sürtünmeyle aşınmış
  • attrition:aşındırma, aşınma, yıpranma, yıpratma
  • attune:akort etmek, alıştırmak, uydurmak
  • attuned:akort etmek, alıştırmak, uydurmak
  • atypical:alışılmamış, tipik olmayan
  • aubergine:patlıcan
  • auburn:koyu kestane, kumral
  • auction:açık artırma, açık artırma ile satmak, mezat
  • auctioneer:açık artırma ile satmak, açık artırmacı, mezatçı
  • auctioning:açık artırma ile satmak
  • audacious:cesur, cüretli, gözüpek, küstah, yürekli
  • audaciousness:cesurluk, gözüpeklik, küstahlık
  • audacity:arsızlık, cesaret, cüret, küstahlık, yürek
  • audible:akustik, duyulabilir, işitilebilir
  • audience:dinleyiciler, huzur, huzura kabul, izleyici, izleyiciler, okuyucu kitlesi, resmi görüşme, seyirci, seyirciler
  • audio:işitme, işitsel, ses
  • audiophile:ses cihazları meraklısı
  • audiovisual:görsel-işitsel
  • audit:denetim, denetlemek, hesap denetimi, hesapların kontrolü, incelemek, kontrol etmek, sistemli inceleme
  • audited:denetlemek, incelemek, kontrol etmek
  • auditing:denetleme, hesapları denetleme
  • audition:işitme, işitme gücü, kulak sınavı, ses sınavı, ses sınavı yapmak
  • auditions:işitme, işitme gücü, kulak sınavı, ses sınavı, ses sınavı yapmak
  • auditor:denetçi, denetici, dersi dışarıdan izleyen öğrenci, dinleyici öğrenci, hesap kontrolörü
  • auditorium:konferans salonu, konser salonu, oditoryum, toplantı salonu
  • auditors:denetçi, denetici, dersi dışarıdan izleyen öğrenci, dinleyici öğrenci, hesap kontrolörü
  • auditory:işitme, işitsel
  • aufait:bilen, haberdar, haberi olan
  • aug:ağustos
  • aug.:ağustos
  • augean:çok pis, leş gibi, pis
  • auger:burgu, delgi, matkap
  • aught:hiç, zerre kadar
  • augment:artırmak, artmak, büyümek, büyütmek, çoğalmak, çoğaltmak, geçmiş zaman öneki, uzamak, uzatmak
  • augmentation:artırma, artış, büyüme, çoğaltma
  • augmentative:anlamı büyüten ek, artıran, büyüten, çoğaltan
  • augmented:artırmak, artmak, büyümek, büyütmek, çoğalmak, çoğaltmak, uzamak, uzatmak
  • augmenting:artırmak, artmak, büyümek, büyütmek, çoğalmak, çoğaltmak, uzamak, uzatmak
  • augur:alâmet olmak, falcı, işareti olmak, kâhin, kehanette bulunmak, müneccim, önceden bildirmek
  • augury:alâmet, işaret, kehanet
  • august:aziz, muhterem, muhteşem, saygıdeğer
  • augustine:augustine
  • auidences:dinleyiciler, huzur, huzura kabul, izleyici, izleyiciler, okuyucu kitlesi, resmi görüşme, seyirci, seyirciler
  • auld:eski, yaşlı
  • aulic:saraya ait
  • aunt:hala, teyze, yenge
  • auntie:halacığım, halacık, teyzeciğim, teyzecik, yengeciğim, yengecik
  • aura:atmosfer, buhar, hava, koku, ruh, sıcak basması
  • aural:işitme ile ilgili, kulak
  • aureola:ağıl, atmosfer, ayla, hale, ışık halkası
  • aureole:ağıl, atmosfer, ayla, hale, ışık halkası
  • auricle:kulak kepçesi, kulakçık
  • auricula:ayıkulağı
  • auricular:fısıldanmış, gizlice söylenmiş, kulak kepçesiyle ilgili, kulaktan kulağa yayılmış
  • auriferous:altın içeren, altınlı
  • aurochs:avrupa bizonu, yaban öküzü
  • aurora:şafak, seher, tan
  • auscultate:steteskop ile dinlemek
  • auscultation:dinleme, steteskop ile dinleme
  • auspice:kuş falı
  • auspices:himaye, koruma
  • auspicious:elverişli, hayırlı, kutlu, şanslı, tâlihli, uğurlu
  • auspiciousness:hayır, kutluluk, şans, tâlih, uğur
  • aussie:avustralya, avustralyalı
  • austere:ağırbaşlı, ciddi, haşin, hoşgörüsüz, sade, sert, süssüz
  • austerity:haşinlik, masraftan kısma, sadelik, sertlik, tasarruf
  • austral:güney, güneyle ilgili
  • australia:avustralya
  • australian:avustralya, avustralyalı
  • austria:avusturya
  • austrian:avusturya, avusturyalı
  • austro:avusturya-
  • autarchic:otarşik, özerklik ile ilgili
  • autarchical:otarşik, özerklik ile ilgili
  • autarchy:bağımsız ekonomi politikası, otarşi, özerklik
  • autarkic:otarşik
  • autarkical:otarşik
  • autarky:bağımsız ekonomi politikası, otarşi, özerklik
  • authentic:asıl, doğru, esas, gerçek, güvenilir, otantik
  • authenticate:belgelemek, doğruluğunu kanıtlamak
  • authenticated:belgelemek, doğruluğunu kanıtlamak
  • authentication:belgeleme, doğruluğunu kanıtlama
  • authenticity:doğruluk, gerçeklik, güvenilirlik, otantiklik
  • author:yaratıcı, yazar
  • authoress:kadın yazar
  • authorisation:izin, ruhsat, yetki
  • authorise:izin vermek, onaylamak, ruhsat vermek, yetki vermek
  • authorised:izinli, resmi, yetkili
  • authoritarian:otorite yanlısı, otoriter
  • authoritarianism:otoriter rejim
  • authoritative:amirane, buyurucu, otoriter, yetkili
  • authorities:yetkili makamlar, yetkililer
  • authority:bilirkişi, hak, hüküm, itibar, nüfuz, otorite, uzman, yetki, yetki belgesi
  • authorization:izin, ruhsat, yetki
  • authorize:izin vermek, onaylamak, ruhsat vermek, yetki vermek
  • authorized:izinli, resmi, yetkili
  • authorizing:izin vermek, onaylamak, ruhsat vermek, yetki vermek
  • authorship:kaynak, köken, yazarlık
  • autism:içe yöneliklik, otizm
  • autistic:içe yönelik, otistik
  • auto:araba, araba ile gezmek, oto, otomobil, otomobille gezmek
  • autobiographic:otobiyografik
  • autobiography:kendi hayat hikâyesi, otobiyografi, özgeçmiş, özyaşamöyküsü
  • autobus:otobüs
  • autocar:araba, otomobil
  • autochthon:bir yerin yerlisi, yerli
  • autochthonous:yerli
  • autocide:arabayla intihar, intihar
  • autoclave:otoklav, sterilizatör
  • autocracy:otokrasi, saltçılık
  • autocrat:diktatör, otokrat
  • autocratic:despot, dikta, otokratik, zorba
  • autocratical:despot, dikta, otokratik, zorba
  • autocue:akıl defteri
  • autodidact:kendi kendini yetiştirmiş kimse, otodidakt
  • autogenous:kendi kendine oluşan, otojen
  • autograph:imza, imza vermek, imzalamak, kendi el yazısı, otograf baskı yapmak, yazarın kendi el yazması
  • autographic:imzalanmış, kendi eli ile yazılmış
  • autography:asıl nüsha, baskı tekniği, otografi
  • autoimmune:doğuştan olan bağışıklıkla ilgili
  • autointoxication:kendi kendini toksinleme, vücudun oluşturduğu toksinle zehirlenme
  • automat:otomat, otomatik makine, satış otomatı
  • automate:makineleştirmek, otomatikleştirmek
  • automated:makineleştirmek, otomatikleştirmek
  • automatic:istemsiz, kendi kendine olan, otomatik, otomatik makine, otomatik tabanca, otomatik vitesli araba
  • automatically:istemsiz olarak, kendi kendine, kendiliğinden, otomatik olarak, otomatikman
  • automating:makineleştirmek, otomatikleştirmek
  • automation:otomasyon, özdevin
  • automaton:otomat, robot
  • automobile:araba, otomobil
  • automobiles:araba, otomobil
  • automobilism:araba kullanma, sürücülük
  • automobilist:sürücü
  • automotive:arabalarla ilgili, otomobil, otomotiv
  • autonomous:otonom, özerk
  • autonomy:otonomi, özerklik
  • autopilot:otomatik pilot
  • autopsy:bizzat inceleme, otopsi, otopsi yapmak
  • autosuggestion:kendi kendine telkin
  • autotype:ototopi, ototopi yöntemiyle basmak
  • autumn:güz, sonbahar
  • autumnal:sonbahar, sonbaharla ilgili
  • auxiliaries:destek kuvvetleri, yardımcı personel
  • auxiliary:destek, yardımcı, yardımcı fiil, yedek
  • avail:avantaj, fayda, işe yaramak, kâr, yaramak, yarar, yararı olmak
  • avail.:avantaj, fayda, işe yaramak, kâr, yaramak, yarar, yararı olmak
  • availability:bulunma, geçerlik, geçerlilik, hazır bulunma, mevcut olma, müsait olma
  • available:eldeki, geçerli, hazır, işe yarar, kullanışlı, mevcut, müsait, var
  • avails:kâr, kazanç
  • avalanche:çığ, heyelan
  • avantgarde:öncü, öncü olanlar, yenilik getirenler, yenilikçi, yenilikçiler
  • avarage:avarya, averaj, cari fiyat, hasar, ortalama, ortalama olarak almak, ortalamasını bulmak, sıradan, zarar
  • avarice:açgözlülük, para hırsı
  • avaricious:para canlısı, paragöz, tamahkâr
  • ave:hazreti meryem’e selam duası
  • ave!:güle güle!, hoşça kal!, merhaba!, selam!
  • avenge:acısını çıkarmak, intikamını almak, öcünü almak
  • avenger:intikamcı, öç alan kimse
  • avenue:ağaçlı yol, bulvar, cadde, iki yanı ağaçlıklı yol, yol
  • aver:iddia etmek, kanıtlamak, söylemek
  • average:avarya, averaj, cari fiyat, hasar, ortalama, ortalama olarak almak, ortalamasını bulmak, sıradan, zarar
  • averment:delil, iddia, kanıt
  • averse:aksi görüşte olan, gönülsüz, hoşnutsuz, isteksiz, karşı olan
  • aversion:hoşlanmama, hoşnutsuzluk, iğrenç şey, isteksizlik, nefret, sevimsiz tip, sevmeme, yıldızı barışmama
  • aversions:hoşlanmama, hoşnutsuzluk, iğrenç şey, isteksizlik, nefret, sevimsiz tip, sevmeme, yıldızı barışmama
  • avert:başka tarafa çevirmek, çevirmek, gidermek, önlemek
  • averting:başka tarafa çevirmek, çevirmek, gidermek, önlemek
  • aviary:kuşhane
  • aviate:pilotluk yapmak, uçak kullanmak
  • aviating:pilotluk yapmak, uçak kullanmak
  • aviation:havacılık
  • aviator:havacı, pilot
  • aviculture:kuş besleme, kuşçuluk
  • avid:açgözlü, arzulu, doymayan, doyumsuz, hırslı
  • avidity:açgözlülük, hırs, istek
  • avionics:havacılık elektroniği
  • avocado:avokado
  • avocados:avokado
  • avocation:hobi, merak, meslek, uğraş
  • avoid:iptal etmek, kaçınmak, korunmak, önlemek, sakınmak, savuşturmak, uzak durmak
  • avoidable:iptal edilebilir, kaçınılır, sakınılır
  • avoidance:iptal, kaçınma, kurtulma, sakınma, uzak durma
  • avoided:iptal etmek, kaçınmak, korunmak, önlemek, sakınmak, savuşturmak, uzak durmak
  • avoiding:kaçınma, önleme
  • avoirdupois:ağırlık, ingiliz tartı sistemi
  • avouch:doğrulamak, itiraf etmek
  • avow:açıkça söylemek, beyan etmek, itiraf etmek
  • avowal:doğrulama, itiraf, kabul etme
  • avowed:açık, bariz, belli
  • avowedly:açıkça, alenen
  • avuncular:amca, amca gibi, amca ile ilgili
  • await:beklemek, hazır olmak
  • awaited:beklemek, hazır olmak
  • awaiting:beklemek, hazır olmak
  • awake:farkına varmak, farkında olan, gözü açılmak, gözünü açmak, tetik, uyandırmak, uyanık, uyanmak, uyarmak, uykudan kalkmak
  • awaken:farkına varmak, gözü açılmak, ikaz etmek, uyandırmak, uyanmak
  • awakened:farkına varmak, gözü açılmak, ikaz etmek, uyandırmak, uyanmak
  • awakening:ikaz, uyandıran, uyanış, uyanma, uykudan kalkma
  • award:hükmetmek, hüküm, ihale etmek, karar, karar vermek, mükâfat, ödenek, ödül, tazminat, vermek
  • awarded:hükmetmek, ihale etmek, karar vermek, vermek
  • awarding:hükmetmek, ihale etmek, karar vermek, vermek
  • awards:hükmetmek, hüküm, ihale etmek, karar, karar vermek, mükâfat, ödenek, ödül, tazminat, vermek
  • aware:farkında, farkında olan, haberdar, tetikte, uyanık
  • awareness:farkında olma, haberdar olma
  • awash:dalgalarla yıkanmış, su seviyesi ile beraber, suda yüzen
  • away:bir yana, deplasman maçı, deplasmanda, devamlı, durmadan, rakip sahada, uzağa, uzak, uzakta, yok
  • awe:haşmet, huşu, korku, korku vermek, korkutmak, saygıyla karışık korku, ululuk
  • awed:korku vermek, korkutmak
  • awesome:dehşet verici, korku ifade eden, korkunç
  • awestruck:dehşete kapılmış, korkmuş
  • awful:berbat, çok kötü, korkunç, müthiş, oldukça büyük
  • awfully:çok, müthiş bir şekilde, son derece
  • awfulness:berbatlık, korkunçluk
  • awhile:bir süre, biraz
  • awkard:aksi, beceriksiz, garip, kullanışsız, sakar, ters, zorluk çıkaran
  • awkward:aksi, beceriksiz, garip, kullanışsız, sakar, ters, zorluk çıkaran
  • awkwardly:beceriksizce, sakarca
  • awkwardness:acemilik, aksilik, beceriksizlik, kullanışsızlık, sakarlık, terslik
  • awl:biz, tığ
  • awn:başak kılçığı, kılçık
  • awning:güneşlik, tente
  • awoke:farkına varmak, gözü açılmak, gözünü açmak, uyandırmak, uyanmak, uyarmak, uykudan kalkmak
  • awoken:farkına varmak, gözü açılmak, gözünü açmak, uyandırmak, uyanmak, uyarmak, uykudan kalkmak
  • awry:çarpık, eğri, ters, yan
  • ax:azaltma, azaltmak, balta, çalgı, enstrüman, işten kovma, işten kovmak, kısma, kısmak, kovma, kovmak, sepetlemek
  • axe:azaltma, azaltmak, balta, çalgı, enstrüman, işten kovma, işten kovmak, kısma, kısmak, kovma, kovmak, sepetlemek
  • axial:eksen, eksen ile ilgili
  • axil:dal ile sap arası köşe, yaprak ile dal arası köşe
  • axilla:dal ile sap arası köşe, koltuk altı
  • axing:azaltmak, işten kovmak, kısmak, kovmak, sepetlemek
  • axiom:aksiyom, belit
  • axiomatic:aksiyom, aksiyom ile ilgili
  • axis:anlaşma, eksen, mihver, uyuşma
  • axle:aks, dingil, eksen, mil
  • axtenuating:ciddiye almamak, hafife almak, hafifletmek, mazur göstermek
  • ay:kabul oyu, olumlu oy
  • ay!:evet!, hay hay!
  • aye:kabul oyu, olumlu oy
  • aye!:evet!, hay hay!
  • azalea:açelya
  • azerbaijan:azerbeycan
  • azerbaijanese:azerice
  • azerbaijani:azerbeycanlı, azeri
  • azimuth:azimut, güney açısı
  • azote:azot, nitrojen
  • aztec:aztek
  • azure:bulutsuz, gök mavisi, gökyüzü, masmavi, mavi gök

 

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.