İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

B ile Başlayan İngilizce Kelimeler ve Anlamları


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

B ile başlayan İngilizce kelimeler ve anlamlarını aşağıda sıraladık. 1000 adet b harfi ile başlayan İngilizce kelime listesi;

  • b:iyi, si
  • b.a.:edebiyat fakültesi mezunu
  • b.c.:m.ö., milattan önce
  • b.s.:fen fakültesi mezunu
  • b.sc.:fen fakültesi mezunu
  • baa:meleme, melemek
  • baal:baal, fenike ve kartaca tanrısı, sahte tanrı
  • baas:efendi, patron
  • babble:ağulamak, ağzından kaçırmak, boş lâf, boşboğazlık, boşboğazlık etmek, çağıldamak, gevezelik etmek, şırıldamak
  • babbler:boşboğaz, dedikoducu, geveze, ötleğen
  • babbling:gevezelik
  • babe:bebe, bebek, kız, piliç
  • babel:ana baba günü, kargaşa
  • babies:bebek, bebek muamelesi yapmak, çocuk, çocuksu kimse, eser, piliç, şımartmak, sorumluluk, yavru
  • baboo:efendi
  • baboon:babuin, habeş maymunu
  • babushka:eşarp
  • baby:bebek, bebek muamelesi yapmak, bebeksi, çocuk, çocuksu kimse, eser, küçük, piliç, şımartmak, sorumluluk, yavru
  • babyhood:bebeklik çağı
  • babying:bebek muamelesi yapmak, şımartmak
  • babyish:bebek gibi, bebeksi, çocukça, çocuksu
  • babylon:babil, büyük ve gösterişli şehir
  • babylonian:babil ile ilgili, babilli
  • babysit:çocuğa bakmak
  • babysitter:bebek bakıcısı, çocuk bakıcısı
  • baccalaureate:bakalorya, fakülte diploması
  • bacchanal:ayyaş, içki alemi
  • bacchanalia:içki alemi
  • bacchanalian:içki alemi, içki alemi türünden
  • bacchanals:içki alemi
  • bacchant:ayyaş, baküs rahibi, içki alemi türünden, sarhoş
  • bacchante:ayyaş kadın, baküs rahibesi, sarhoş kadın
  • bacchic:baküs ile ilgili
  • baccy:tütün
  • bach:bekâr, bekâr erkek
  • bachache:bel ağrısı, sırt ağrısı
  • bachelor:bekâr, bekâr erkek, fakülte mezunu
  • bachelorhood:bakalorya, bekârlık
  • bachelor’s:bekâr, bekâr erkek, fakülte mezunu
  • bacillus:basil
  • back:arka, arka çıkmak, arkadaki, arkalık, arkaya, astarlamak, bek, belkemiği, ciro etmek, defans oyuncusu, destek olmak, elin tersi, eski tarihli, geçmişe, geçmişte, geri, geri geri gitmek, geride, geriye, geriye doğru giden, geriye doğru sürmek, kaplamak, kayırmak, kitap sırtı, ödemesi gecikmiş, ödenmemiş, önce, sırt, sırtına binmek, takviye etmek, tekne, ters taraf, uzak, üzerine bahse girmek
  • backache:bel ağrısı, sırt ağrısı
  • backbend:köprü
  • backbite:arkasından konuşmak, çekiştirmek, iftira etmek, kötülemek
  • backbiter:arkadan konuşan, arkadan konuşan kimse, dedikoducu, iftiracı
  • backbone:belkemiği, direk, karakter gücü, karakter kuvveti, metanet, omurga, temel
  • backbones:belkemiği, direk, karakter gücü, karakter kuvveti, metanet, omurga, temel
  • backbreaking:ağır, yıpratıcı, yorucu
  • backburner:ikinci derecede olan, önemsiz
  • backchat:karşılık verme, küstahça karşılık, küstahlık, terbiyesizlik
  • backcloth:sahne arka perdesi, uygun ortam, zemin
  • backcountry:geri kalmış yöreler, taşra
  • backdoor:el altından yapılan, gizli
  • backdown:cayma, sözünden dönme, vazgeçme
  • backdrop:perde arkası, sahne arka perdesi, temel, uygun ortam, zemin
  • backed:arka çıkılmış, arkalıklı, arkası olan, astarlı, desteklenmiş, kaplı
  • backer:arka, arka çıkan kimse, bahisçi, destekçi, finansör, sponsor, üstüne oynayan bahisçi
  • backers:arka, arka çıkan kimse, bahisçi, destekçi, finansör, sponsor, üstüne oynayan bahisçi
  • backfire:aleyhine dönme, aleyhine dönmek, erken ateşleme yapma, erken ateşleme yapmak, geri tepme, geri tepmek, ters gitme, ters gitmek
  • backgammon:tavla
  • background:arka plân, fon, geçmiş, geçmiş deneyimler, geri plân, özgeçmiş, sosyal çevre, zemin
  • backhand:sola yatık el yazısı, ters vuruş
  • backhanded:belirsiz, elin tersiyle yapılan, iki anlamlı, kapalı, sola yatık
  • backhander:rüşvet, ters vuruş
  • backing:arka, arkalık, ciro, destek, destekçiler, kayırma, onay, takviye, torpil, yardım
  • backlash:beklenmedik sonuç, boşluk, laçka, salgı, ters tepki
  • backlog:birikim, birikmiş işler, ihtiyat, rezerv, yarım kalmığ işler, yarım kalmış işler, yedek kütük
  • backpack:arka çantası, sırt çantası
  • backpedal:ayak frenine basmak, geri pedal çevirmek, sözünden dönmek, sözünü geri almak
  • backrest:arkalık
  • backroom:arka oda, gizli işlerin yapıldığı yer
  • backs:çimenlik, park
  • backsheesh:bahşiş
  • backside:arka taraf, kıç, popo
  • backsight:geri gözlem, gez
  • backslapper:aşırı samimi kimse, pohpohçu
  • backslide:dinden uzaklaşmak, günaha dönmek, kötü yola düşmek
  • backslider:günaha dönen kimse, kötü yola düşen kimse
  • backspace:geri tuşu
  • backspacer:geri tuşu
  • backstage:gizli olarak, kulis, kuliste, perde arkası, perde arkasında, sahne arkası, sahne arkasında
  • backstairs:arka merdiven, el altından olan, gizli iş çevrilen yol, gizli yapılan
  • backstay:patrisa
  • backstitch:iğneardı dikiş, iğneardı dikiş dikmek, teyel, teyellemek
  • backstop:saha arkası çit, toprak atış siperi
  • backstrap:atın kuyruk altı kayışı, kuskun
  • backstroke:sırtüstü yüzme, ters vuruş
  • backswept:geriye taranmış, geriye yatık
  • backsword:tek yüzlü kılıç, tek yüzlü kılıç kullanan eskrimci
  • backswordsman:tek yüzlü kılıç kullanan eskrimci
  • backtalk:karşılık verme, terbiyesizce cevap verme
  • backtoback:arka arkaya, sırt sırta
  • backtrack:aynı yoldan geri dönmek, sarfınazar etmek, sözünden dönmek, vazgeçmek
  • backup:destek, trafik sıkışıklığı, yardım, yedek
  • backward:çağdışı, çekingen, geç, geç kavrayan, geçmişe, gelişmemiş, geri, geri geri, geri kalmış, geriye, geriye doğru, isteksiz, ters, tersine, yavaş öğrenen
  • backwardness:geç kavrama, geri kalmışlık, geriye doğru olma, yavaş öğrenme
  • backwards:geçmişe, geri, geri geri, geriye, geriye doğru, ters, ters olarak, tersine
  • backwash:dalganın geri çekilmesi, dümen suyu, olayın yankıları
  • backwater:durgun su, durgunluk, ilgisizlik, pervaneyi ters işletmek, siya etmek, tersine kürek çekmek
  • backwoods:geri kalmış bölge, kaba, ormanın iç kısmı, taşra
  • backwoodsman:dağlı, kaba adam, taşralı
  • backyard:arka avlu, arka bahçe
  • bacon:beykın, domuz pastırması, tütsülenmiş domuz eti
  • baconian:filozof francis bacon ile ilgili
  • bacteria:bakteri
  • bacterial:bakteri, bakteriyle ilgili
  • bactericidal:bakterisit, bakterisit ile ilgili
  • bactericide:bakterileri yok edici madde, bakterisit
  • bacteriological:bakteriyoloji ile ilgili, bakteriyolojik
  • bacteriology:bakteri bilgisi, bakterileri inceleyen bilim dalı, bakteriyoloji
  • bacterium:bakteri
  • bad:berbat, bozuk, çürük, fena, kem, kokmuş, kokuşmuş, kötü, küfürlü, perişanlık, rahatsız, sahte, şanssızlık, sert, terbiyesiz, yıkım, zarar
  • baddie:kötü adam
  • baddy:kötü adam
  • bade:davet etmek, demek, emretmek, söylemek
  • badge:işaret, nişan, rozet
  • badger:başının etini yemek, gücendirmek, kızdırmak, porsuk, rahat vermemek, rahatsız etmek, yakasını bırakmamak
  • badgering:başının etini yemek, gücendirmek, kızdırmak, rahat vermemek, rahatsız etmek, yakasını bırakmamak
  • badges:işaret, nişan, rozet
  • badinage:şaka, takılma
  • badlands:çorak arazi, verimsiz topraklar
  • badly:ağır, berbat, berbat bir şekilde, çok, fena, fena halde, kötü
  • badminton:badminton, tüylü toplarla oynanan tenis
  • badmouth:şiddetle eleştirmek, sövüp saymak, yerden yere vurmak
  • badness:elverişsizlik, kötülük
  • badtempered:aksi, huylu, huysuz, kötü huylu, ters
  • baedeker:kılavuz, yolculuk rehberi
  • baffle:boşa çıkarmak, bozmak, engel olmak, önlemek, şaşırtmak, şaşkına çevirmek, zor gelmek
  • baffled:şaşırıp kalmış, şaşırmış, şaşkına dönmüş
  • baffling:aldatıcı, durmadan değişen, güç, kararsız, şaşırtıcı, zor
  • bag:aşırmak, av çantası, avlamak, çalmak, çanta, çantaya koymak, çekilmez kadın, çuval, çuvala koymak, germek, iç etmek, kese, poşet, sarkmak, sevimsiz kadın, şişirmek, torba, torbalanmak, torbaya koymak, yakalamak
  • bagatelle:bilardo benzeri bir oyun, önemsiz şey
  • bagel:simit
  • baggage:bagaj, civelek kız, haspa, moruk, ordu yükü, sevimsiz yaşlı kadın, şımarık kadın, valiz, yol eşyası
  • bagged:aşırmak, avlamak, çalmak, çantaya koymak, çuvala koymak, germek, iç etmek, sarkmak, şişirmek, torbalanmak, torbaya koymak, yakalamak
  • bagging:çuval bezi, kabarık, sarkık, şişkin, torba gibi
  • baggy:bol, sarkık, torba gibi
  • bagman:satıcı
  • bagnio:genelev, hamam, zindan
  • bagpipe:gayda
  • bagpiper:gaydacı
  • bagpipes:gayda
  • bags:bol pantolon, pantolon
  • bagsnatcher:çanta hırsızı, yankesici
  • bah!:tu!
  • bail:çember, emanet etmek, kefalet, kefaletle serbest bırakmak, kefil, kulp, kurtarmak, suyunu boşaltmak, teminât
  • bailee:emanetçi, emin, mutemet
  • bailer:kayığın suyunu boşaltan kimse, kefalet veren kimse, suyu boşaltma kabı
  • bailey:şatonun dış avlusu
  • bailiff:icra memuru, kâhya, kralın bölgedeki temsilcisi, mübaşir
  • bailiwick:bilgi alanı, yetki alanı, yetki bölgesi
  • bailment:kefalet, teminât verme
  • bairn:çocuk
  • bait:canını sıkmak, cezbeden şey, cezbetme, cezbetmek, kandırma, kandırmak, kızdırmak, köpek saldırtmak, mola, olta yemi, rahatsız etmek, yem, yem takmak, yemlemek
  • baiter:kızdıran kimse, rahatsız eden kimse
  • baiting:canını sıkma, kızdırma, konaklama, mola, rahatsız etme
  • baize:çuha
  • bake:çok terlemek, fırında pişirmek, fırınlamak, kavurmak, kurutmak, pişmek, yemekli toplantı
  • baked:fırında pişmiş, fırınlanmış, pişmiş
  • bakehouse:ekmek fırını, ekmekçi, fırın
  • bakelite:bakalit
  • baker:ekmekçi, fırıncı, portatif fırın
  • bakers:ekmekçi, fırıncı, portatif fırın
  • baker’s:ekmekçi, fırıncı, portatif fırın
  • bakery:ekmek fırını, ekmekçi dükkânı, fırın, fırıncılık
  • bakhshish:bahşiş, tip
  • baking:fırında pişirme, fırınlama, kızgın, kor halinde
  • baksheesh:bahşiş, tip
  • balaclava:yün başlık
  • balalaika:balalayka, mandolin
  • balance:bakiye, balans, bilanço, dalgalanmak, denge, dengede tutmak, dengelemek, dengelenmek, dengeli olmak, denk gelmek, denk olmak, denklemek, denklik, düşünmek, eşitlenmek, inip çıkmak, kalan, karşılaştırmak, ruhsal denge, salınmak, tartmak, terazi, uyum
  • balanced:dengelenmiş, dengeli, denk
  • balancing:dalgalanmak, dengede tutmak, dengelemek, dengelenmek, dengeli olmak, denk gelmek, denk olmak, denklemek, düşünmek, eşitlenmek, inip çıkmak, karşılaştırmak, salınmak, tartmak
  • balconies:balkon
  • balcony:balkon
  • bald:dazlak, kabak, kel, saçsız, sade, sıkıcı, tüysüz, yalın, yapraksız, yavan
  • baldachin:baldaken, sunak örtüsü
  • baldaquin:baldaken, sunak örtüsü
  • balderdash:boş lâf, saçmalık, zırva
  • baldhead:dazlak, kel
  • baldness:açıklık, çıplaklık, kellik
  • baldpate:kel
  • bale:balya, balya yapmak, balyalamak, denk, kayığın suyunu boşaltmak, paraşütle atlamak, suyunu boşaltmak
  • balefire:işaret ateşi, şenlik ateşi
  • baleful:kötü niyetli, uğursuz, zararlı
  • baling:balya yapmak, balyalamak, suyunu boşaltmak
  • balk:ayak diremek, başarısızlık, duraksamak, engel, engel olmak, engellemek, hata, inat etmek, inatla yürümemek, kaçınmak, ket, kiriş, sürülmemiş kısım
  • balkan:balkan
  • balkanize:balkanlaştırmak
  • balkans:balkan devletleri, balkanlar
  • balky:inatçı, yürümek istemeyen
  • ball:balo, bilye, fişek atmak, gülle, ilaç, küre, misket, sikmek, top, top mermisi, top oyunu, top yapmak, yumak, yumak yapmak, yuvar
  • ballad:balad, halk şarkısı, hikâyeli şiir, koşuk, şarkı, türkü
  • balladry:balad türü şiirler, öykü anlatan şiirler
  • ballast:balast, çakıl, çakıl döşemek, denge sağlamak, istikrar, istikrar sağlamak, kararlılık, safra, safra koymak
  • ballbearing:bilye, bilyeli yatak
  • ballcock:yüzen topla işleyen su valfı
  • ballerina:balerin
  • ballet:bale
  • ballgame:beysbol, durum, iş, top oyunu, vaziyet
  • ballista:mancınık
  • ballistic:balistik, mermi ile ilgili
  • ballistics:balistik, balistik bilimi
  • balloon:abartmak, balon, balon gibi, balon gibi olmak, balonla uçmak, havadan atmak, kabarık, küre, şişirmek, şişmek, zam yapmak
  • ballooning:abartmak, balon gibi olmak, balonla uçmak, havadan atmak, şişirmek, şişmek, zam yapmak
  • balloonist:balon pilotu, balonla dolaşan kimse
  • ballot:gizli oylama, kura çekmek, oy hakkı, oy pusulası, oy sayısı, oy vermek, oylama, oylama yapmak
  • balloting:kura çekmek, oy vermek, oylama yapmak
  • ballpark:top oynanan park
  • ballpen:tükenmez kalem
  • ballroom:balo salonu, dans salonu
  • balls:hayalar, taşaklar
  • balls!:saçma!
  • ballup:hengâme, karmakarışıklık
  • ballyhoo:gürültülü propaganda, gürültülü reklâm yapmak, propaganda yapmak, reklâm, velvele
  • ballyhooed:gürültülü reklâm yapmak, propaganda yapmak
  • ballyrag:el şakası yapmak, eşek şakası yapmak
  • balm:belesan yağı, krem, melisa, merhem, oğulotu
  • balmoral:bere, kasket
  • balmy:çatlak, dinlendirici, hoş kokulu, huzur veren, kaçık, sıcacık ve hoş
  • baloney:palavra, saçma, şişman salam, zırva
  • baloons:abartmak, balon, balon gibi olmak, balonla uçmak, havadan atmak, küre, şişirmek, şişmek, zam yapmak
  • balsam:balsam, belesan yağı, kınaçiçeği, pelesenk yağı, yumuşatıcı krem
  • balsamic:belesan yağı içeren, dinlendirici, huzur veren, kokulu, yumuşatıcı
  • balt:alman, baltık ülkelerinden kimse
  • baltic:baltık, baltık dilleriyle ilgili
  • baluster:korkuluk çubuğu
  • balusters:korkuluk çubuğu
  • balustrade:korkuluk, parmaklık, trabzan parmaklığı
  • bamboo:bambu, bambu çubuk, hint kamışı
  • bamboozle:aldatmak, işletmek, kafeslemek, kandırmak, şaşırtmak
  • bamboozled:aldatmak, işletmek, kafeslemek, kandırmak, şaşırtmak
  • ban:afaroz etmek, boykot etmek, menetmek, vali, yasak, yasaklamak
  • banal:banal, basmakalıp, bayağı, sıradan
  • banality:adilik, banallik, bayağılık
  • banalize:adileştirmek, banalleştirmek
  • banana:muz
  • bananas:muz
  • band:bağlamak, bando, bant, bantlamak, çete, frekans bandı, grup, kayış, kemer, mızıka, orkestra, sargı, şarkı, şerit, şerit yapmak, takım
  • band!:bağlamak, bando, bant, bantlamak, çete, frekans bandı, grup, kayış, kemer, mızıka, orkestra, sargı, şarkı, şerit, şerit yapmak, takım
  • bandage:bağ, bağlamak, bandaj, bandajlamak, sargı, sargı bezi, sarmak
  • bandaged:bağlamak, bandajlamak, sarmak
  • bandaging:bağlamak, bandajlamak, sarmak
  • bandana:bandana
  • bandanna:bandana
  • bandeau:saç bağı, saç bandı
  • banded:bağlı, bantlı, çizgili, şeritli
  • banderol:bandrol, flandra
  • banderole:bandrol, flandra
  • bandied:atışmak, sağa sola atmak, yumruklaşmak
  • banding:bağlamak, bantlamak, şerit yapmak
  • bandit:eşkıya, haydut, silâhlı soyguncu
  • banditry:eşkiyalık, haydutluk, soygunculuk
  • bandmaster:bando şefi
  • bandog:bekçi köpeği, çoban köpeği
  • bandoleer:fişeklik, omuz kayışı, palaska
  • bandolier:fişeklik, omuz kayışı, palaska
  • bands:bağlamak, bando, bant, bantlamak, çete, frekans bandı, grup, kayış, kemer, mızıka, orkestra, sargı, şarkı, şerit, şerit yapmak, takım
  • bandsaw:şerit testere
  • bandshell:deniz kabuğu şeklinde sahne
  • bandsman:bando sanatçısı, bandocu
  • bandstand:bando yeri, orkestranın yeri
  • bandwagon:bando arabası, çoğunluk partisi
  • bandy:atışmak, sağa sola atmak, yumruklaşmak
  • bandylegged:çarpık bacaklı, eğri bacaklı
  • bane:afet, felâket, yıkım
  • baneful:öldürücü, yıkıcı, zararlı
  • bang:bütünüyle, çarpmak, güm diye çarpmak, gürültü, heyecan, hızla çarpmak, küt diye çarpmak, patırtı, patlama, sevişmek, tam, tamamen, uyuşturucu enjeksiyonu, vurmak, yatmak, zevk
  • bang!:çat!, güm!, küt!, pat!
  • banger:külüstür araba, sosis
  • banging:çarpmak, güm diye çarpmak, hızla çarpmak, küt diye çarpmak, sevişmek, vurmak, yatmak
  • bangle:bilezik, halhal, halka
  • bangs:kâkül
  • banian:bengal’deki şirket temsilcisi, flanel ceket, hintli tüccar
  • banish:aklından çıkarmak, defetmek, kafasından atmak, kovmak, sürgün etmek, sürmek
  • banishment:aforoz, atma, kovma, sürgün, uzaklaştırma
  • banister:korkuluk, tırabzan, trabzan
  • banisters:parmaklık
  • bank:banka, banko, kıyı, küme, önlemek, para sürmek, para yatırmak, parasal işlerini yapmak, sahil, set, set çekmek, silindir arası, tuş arası, uçağı yan yatırarak döndürmek, uçağın bir yana yatması, yığın, yokuş
  • bankable:bankaca geçerli, güvenilir, sağlam
  • bankbook:banka cüzdanı, hesap cüzdanı
  • bankcard:banka kartı, kredi kartı
  • banker:bankacı, banker, bankocu
  • bankers:bankacı, banker, bankocu
  • banking:banka, banka işlemleri, bankacılık, dönerken yan yatma, işlem, viraj yüksekliği
  • banknote:banknot, kâğıt para
  • bankroll:hazır para, nakit, para destesi
  • bankrupt:batırmak, batmış, çökertmek, iflas etmiş, iflas etmiş kimse, iflas ettirmek, mahvetmek, mahvolmuş, yoksun kimse
  • bankruptcy:başarısızlık, batış, iflas, mahvolma, yenilgi
  • banned:afaroz etmek, boykot etmek, menetmek, yasaklamak
  • banner:afiş, bayrak, çok iyi, mükemmel, pankart, sancak, sembol
  • bannerbearer:bayraktar, öncü, sancaktar
  • banning:afaroz etmek, boykot etmek, menetmek, yasaklamak
  • banns:evlenme ilânı, nikâh ilamı
  • banquet:resmi yemek, şölen, yemeğe katılmak, yemek vermek, ziyafet, ziyafet vermek, ziyafete katılmak
  • banqueting:yemeğe katılmak, yemek vermek, ziyafet vermek, ziyafete katılmak
  • banshee:ölüm perisi
  • bantam:çin tavuğu, ispenç, ispenç horozu, küçük, ufak tefek, ufak tefek kabadayı
  • banter:alay, şaka, şaka yapmak, takılma, takılmak
  • banterer:şakacı, takılan kimse
  • bantering:şaka yapmak, takılmak
  • banting:özel diyet
  • bantling:ufaklık, yumurcak
  • bantu:bantu, bantu dil grubu, bantularla ilgili
  • banyan:banyan ağacı, hint inciri, hint tüccarı
  • baobab:baobap ağacı
  • baptism:ilk deneme, ilk deneyim, vaftiz, vaftiz töreni
  • baptismal:vaftiz, vaftizle ilgili
  • baptistery:kilisenin vaftiz bölümü
  • baptistry:kilisenin vaftiz bölümü
  • baptize:ilk denemeyi yapmak, isim koymak, vaftiz etmek
  • bar:avukatlar, avukatlık, bar, bariyer, baro, çizgi, çizgi yapmak, demir çubuk, -den başka, engel, engellemek, hapsetmek, hariç, hoşlanmamak, ışın, kalıp, katmamak, levrek, menetmek, meyhane, önünü kesmek, parmaklık, parmaklık takmak, parmaklıkla çevirmek, saymamak, saymazsak, sürgü, sürgülemek, yargı, yasaklamak
  • barb:diken, iğneleyici söz, iğneli söz, kanca, kuştüyünün bir kılı, mağrip atı, ok ucu, sakal
  • barbarian:barbar, kaba, vahşi
  • barbaric:barbar, medeniyetsiz, vahşi
  • barbarically:barbarca, vahşice
  • barbarism:barbarizm, barbarlık, dilin yanlış kullanılması, kabalık
  • barbarity:barbarlık, gaddarlık, kabalık, medeniyetsizlik
  • barbarize:barbarlaşmak, barbarlaştırmak, bozmak, kabalaşmak, mahvetmek
  • barbarous:barbar, insanlık dışı, kaba, yontulmamış
  • barbarously:barbarca, insanlık dışı, vahşice, zalimce
  • barbecue:açık havada et ızgarası, barbekü, barbekü soslu et, barbekü sosuyla pişirmek, barbekü yapmak, güneşte kurutmak, mangal, mangalda ızgara yapmak
  • barbecued:mangalda
  • barbed:alaycı, dikenli, dokunaklı, iğneli, kancalı
  • barbel:karakeçi balığı
  • barber:berber, tıraş etmek
  • barbering:tıraş etmek
  • barberries:amberbaris, sarıçalı
  • barberry:amberbaris, sarıçalı
  • barbershop:berber dükkânı
  • barbet:kaniş
  • barbican:gözetleme kulesi
  • barbie:barbie
  • barbiturate:barbiturat, uyku hapı
  • barcarole:venedik gondolcularının şarkısı
  • barcarolle:venedik gondolcularının şarkısı
  • bard:ozan, saz şairi
  • bardic:ozanlarla ilgili, şairane
  • bards:ozan, saz şairi
  • bare:açık, açılmak, açmak, azıcık, bomboş, çıkarmak, çıplak, sade, soymak, tamtakır, tüysüz, yalın, yapraksız
  • bareback:çıplak at, eyersiz, eyersiz at, eyersiz olarak
  • barebacked:eyersiz
  • bared:açılmak, açmak, çıkarmak, soymak
  • barefaced:arsız, utanmaz, yüzsüz
  • barefoot:çıplak ayakla, çıplak ayaklı, yalınayak
  • barefooted:çıplak ayaklı, yalınayak
  • barehanded:alet kullanmadan, silâhsız
  • bareheaded:şapkasız
  • barelegged:baldırı çıplak, çıplak bacaklı, çorapsız
  • barely:anca, ancak, hemen hemen, hemen hemen hiç, kıtı kıtına, zar zor
  • bareness:çıplaklık, yoksulluk
  • baresark:zırhsız, zırhsız asker
  • barfly:bar kuşu, barlardan çıkmayan kimse
  • bargain:anlaşma, anlaşmak, değiş tokuş etmek, işlem, karşılık, kelepir, pazarlık, pazarlık etmek, sudan ucuz şey, teklif, uyuşma, yok pahasına satılan şey
  • bargainer:görüşmeci, pazarlıkçı
  • bargaining:görüşme, pazarlık
  • barge:çarpmak, dalmak, duba, mavna, salapurya, saltanat kayığı, toslamak, yüzen ev
  • bargee:mavnacı
  • bargeman:mavnacı
  • baric:baryumlu
  • baring:açılmak, açmak, çıkarmak, soymak
  • baritone:bariton, erkek şarkıcı
  • barium:baryum
  • bark:ağaç kabuğu, bağırmak, barka, çığırtkanlık yapmak, gemi, havlama, havlamak, kabuğunu soymak, kabuk, öksürmek, öksürük, sıyırmak, soymak, yelkenli üç direkli gemi
  • barkeeper:barmen
  • barker:bağıran kimse, çığırtkan
  • barking:havlama
  • barky:kabuğa benzeyen, kabuklu, kabuksu
  • barley:arpa
  • barleycorn:arpa, arpa tanesi
  • barm:bira köpüğü, maya
  • barmaid:bar sorumlusu bayan, barmaid
  • barman:bar sorumlusu, barmen
  • barmy:çatlak, kaçık, kafadan çatlak, köpüklü, mayalı
  • barn:ahır, ambar, ambara koymak
  • barnacle:kaya midyesi, yabankazı, yapışkan tip
  • barnacles:kıskaç, nalbant yavaşası
  • barnstorm:taşra turnesine çıkmak, taşrada konser vermek
  • barnstormer:seçim gezisine çıkan politikacı, turneye çıkan oyuncu
  • barnyard:çiftlik avlusu
  • barogram:barograf eğrisi, barogram
  • barograph:barograf, yazıcı barometre
  • barometer:barometre, basınç ölçer, halkın nabzını ölçen kimse
  • barometric:barometre, barometrik
  • barometrical:barometre, barometrik
  • baron:baron, büyük işadamı, büyük sığır eti parçası, kral
  • baronage:baronlar sınıfı, baronların listelendiği kitap, baronluk
  • baroness:baron karısı, barones, kadın baron
  • baronet:barondan bir düşük rütbe, baronet, baronet olarak atamak
  • baronetcy:baronet payesi
  • baronial:baron ile ilgili, barona lâyık, gösterişli, heybetli
  • barony:baron payesi, baronluk
  • baroque:aşırı süslü, barok, barok tarzında, şatafatlı
  • barouche:fayton
  • barque:barka, yelkenli gemi
  • barrack:bağırarak desteklemek, baraka, kışlada oturtmak, tezahürat yapmak
  • barracking:bağırarak desteklemek, kışlada oturtmak, tezahürat yapmak
  • barracks:çirkin büyük bina, kışla
  • barrage:baraj, bent, engel, engelleme ateşi, set, yağmur, yaylım ateşi
  • barratry:baratarya, kasıtlı yapılan zarar, kavgacılık, kışkırtıcılık
  • barred:çizgili, demir parmaklıklı, parmaklıklı, yasaklanmış
  • barrel:atın karnı veya beli, çark, fıçı, fıçılamak, hızlı gitmek, kovan, namlu, uçmak, varil
  • barreled:fıçı, fıçı şeklinde, fıçılanmış, namlulu
  • barreling:fıçılamak, hızlı gitmek, uçmak
  • barrelled:fıçı, fıçı şeklinde, fıçılanmış, namlulu
  • barrelling:fıçılamak, hızlı gitmek, uçmak
  • barrelmaker:fıçıcı
  • barren:anlamsız, boş, budala, çorak, faydasız, kıraç, kısır, sonuçsuz, verimsiz
  • barrenness:anlamsızlık, çoraklık, kısırlık, yavanlık
  • barret:bere, küçük şapka
  • barricade:barikat, barikat kurarak savunmak, barikat kurmak, engel, siper
  • barricaded:barikat kurarak savunmak, barikat kurmak
  • barrier:antartika’daki buz engeli, bariyer, çit, duvar, engel, geçit, korkuluk, set, start sınırı
  • barring:başka, dışında, hariç, olmazsa
  • barrister:avukat, dava vekili
  • barristers:avukat, dava vekili
  • barrow:çekçek, el arabası, hadım edilmiş domuz, höyük, tepecik, tümsek
  • barrowman:seyyar satıcı
  • bars:parmaklıklar
  • bart:baronet
  • bartender:barmaid, barmen
  • barter:değiş tokuş, değiş tokuş etmek, mübâdele, mübâdele etmek, takas, takas etmek, trampa, trampa etmek
  • bartering:değiş tokuş etmek, mübâdele etmek, takas etmek, trampa etmek
  • barytone:bariton
  • basal:baz alınan, bazal, esas, esas ile ilgili, temel
  • basalt:bazalt, volkanik karataş
  • basaltic:bazalt, bazalt ile ilgili
  • base:adi, alçak, alt, altlık, aşağılık, başlangıç sayısı, baz, dayanak, dayandırmak, depart, dip, esas, kaba, kaide, kalp, katışık, kök, kurmak, saha kenarı, sahte, taban, temel, tesis etmek, üs
  • baseball:beysbol, beysbol topu
  • baseboard:süpürgelik
  • baseborn:alçak, piç, soysuz
  • based:bulunan, dayanmış, kurulmuş, merkezli, tesis edilmiş, yerleşik
  • baseless:asılsız, temelsiz, yersiz
  • baselessly:asılsızca
  • baseline:kenar çizgisi, ölçü alınan çizgi
  • basement:bodrum, bodrum katı, taban
  • baseness:adilik, alçaklık, aşağılık, rezillik
  • bases:alt, altlık, başlangıç sayısı, baz, dayanak, dayandırmak, depart, dip, esas, kaide, kök, kurmak, saha kenarı, taban, temel, tesis etmek, üs
  • bash:çarpmak, cümbüş, darbe, deneme, eğlence, geçirmek, indirmek, parti, sert vuruş, sertçe vurmak
  • bashed:çarpmak, geçirmek, indirmek, sertçe vurmak
  • bashful:çekingen, sıkılgan, utangaç
  • bashfulness:çekingenlik, sıkılganlık, utangaçlık
  • bashing:dayak, kötek, sopa
  • basic:ana, basit, bazal, esas, silisli, temel
  • basically:aslında, esasında, kökünden, temel olarak
  • basicaly:aslında, esasında, kökünden, temel olarak
  • basics:temel öğeler, temeller
  • basil:fesleğen, reyhan
  • basilica:bazilika
  • basilisk:basilikos, basilikos ile ilgili, güney amerika kertenkelesi, mitolojik yılan, şahmaran, ürkütücü
  • basin:havuz, havza, kara ile çevrili liman, kâse, koy, leğen, yalak
  • basinet:miğfer
  • basing:dayandırmak, kurmak, tesis etmek
  • basis:belkemiği, esas, ilke, kaide, kaynak, köken, prensip, temel, üs
  • bask:güneşlenmek, tadını çıkarmak
  • basket:basket, çember, küfe, pota, sayı, sepet, sepet örgüsünden yapılmış şey, zembil
  • basketball:basket, basket topu, basketbol
  • basketful:sepet dolusu
  • basketry:sepet işi, sepetçilik
  • baskets:basket, çember, küfe, pota, sayı, sepet, sepet örgüsünden yapılmış şey, zembil
  • basketwork:hasır işi
  • basking:güneşlenmek, tadını çıkarmak
  • basque:bask, bask kabilesinden kimse
  • basrelief:yarım kabartma
  • bass:alçak perdeli, bas, bas sesli, basso, hasır, ıhlamur ağacı kabuğu, kalın sesli, levrek, pes
  • bassinet:beşik, sepet örgüsü beşik
  • basso:bas, basso
  • bassoon:fagot
  • basswood:ıhlamur ağacı
  • bast:hasır lifi, ıhlamur iç kabuğu
  • bastard:adi herif, anormal, evlilik dışı, evlilik dışı çocuk, melez, piç, sahte, soysuz, taklit
  • bastardize:alçalmak, alçaltmak, dejenere etmek, gayri meşru olduğunu kanıtlamak, lekelemek, lekelenmek, piç olduğunu söylemek, yozlaşmak
  • bastardized:dejenere, lekelenmiş, yozlaşmış
  • bastardy:piçlik
  • baste:azarlamak, dayak atmak, dövmek, haşlamak, paylamak, sopa atmak, teyellemek, yağ sürmek, yağlamak
  • basted:azarlamak, dayak atmak, dövmek, haşlamak, paylamak, sopa atmak, teyellemek, yağ sürmek, yağlamak
  • bastinado:falaka, falakaya yatırmak
  • basting:dayak, dövme, kötek, teyel
  • bastion:burç, iyi korunan yer, kale, tabya
  • bat:alem, beysbol sopası, bilardo sopası, hız, kırpmak, radarla atılan bomba, raket, sopa, vurmak, vuruş, vuruş yapmak, yarasa
  • batata:tatlı patates
  • batch:bir defada alınan miktar, bir fırın ekmek, grup, parça, yığın
  • bate:asitleme, azaltmak, gazap, hiddet, kesmek, kuvveti kesilmek, öfke, tutmak
  • bateau:düztabanlı ırmak kayığı, kayık
  • bated:azaltmak, kesmek, kuvveti kesilmek, tutmak
  • bath:banyo, banyo kabı, banyo suyu, banyo yaptırmak, hamam, küvet, yıkamak, yıkanma, yıkanmak
  • bathe:banyo yapmak, banyo yaptırmak, çevrili olmak, dalmak, yıkamak, yıkanmak, yüzmek
  • bather:hamama giden kimse, mayo, yüzmeye giden kimse
  • bathhouse:hamam, soyunma odalarının olduğu bina
  • bathing:yüzme
  • batholite:batolit, volkanik kaya
  • batholith:batolit, volkanik kaya
  • bathometer:batometre, derinlikölçer, iskandil aleti
  • bathos:bayatlamışlık, gölgede kalma, gölgelenme, sıradan konuları işleme, sıradanlık, üslubun etkisizleşmesi
  • bathrobe:bornoz
  • bathroom:banyo, tuvalet
  • baths:hamam, ılıca, kaplıca
  • bathtub:küvet
  • bathymetry:batimetri
  • batik:batik, kumaş boyama yöntemi
  • bating:azaltmak, kesmek, kuvveti kesilmek, tutmak
  • batiste:batist, patiska
  • batman:emir eri, yarasa adam, yaver
  • baton:asa, baton, cop, çubuk, sopa
  • batrachian:kurbağa, kurbağalarla ilgili
  • bats:alem, beysbol sopası, bilardo sopası, hız, kırpmak, radarla atılan bomba, raket, sopa, vurmak, vuruş, vuruş yapmak, yarasa
  • batsman:topa vuran oyuncu
  • battalion:kıta, tabur
  • batten:sağlama almak, semirmek, sırtından geçinmek, şişmanlamak, tahta parçası, takoz, tıkınmak, tiriz, tirizlerle sağlamlaştırmak
  • batter:bombalamak, dövmek, hırpalamak, hor kullanmak, meyilli duvar, meyilli olmak, sulu hamur, topa vuran oyuncu, yıpratmak, yumruklamak
  • battered:dövülmüş, hırpalanmış, paralanmış, yıpranmış
  • battering:dövme
  • battery:akü, atıcı, batarya, borda topları, dizi, kötü muamele, pil, seri, takım, tavuk kafesleri dizisi, vurmalı çalgılar, vuruş
  • batting:sopa ile vurma, vuruş, yorganlık pamuk
  • battle:çatışma, dalaş, mücâdele, mücâdele etmek, savaş, savaşmak
  • battledore:çamaşır tokmağı
  • battlefield:savaş alanı
  • battleground:savaş alanı, savaş bölgesi
  • battlement:mazgallı siper
  • battlements:mazgallı siper
  • battles:çatışma, dalaş, mücâdele, mücâdele etmek, savaş, savaşmak
  • battleship:savaş gemisi, zırhlı gemi
  • battling:mücâdele etmek, savaşmak
  • battue:katliam, soykırım, sürek avı, sürgün avı
  • batty:çatlak, deli, kaçık, üşütük
  • bauble:değersiz mücevher, güzel fakat değersiz şey, önemsiz şey, saray soytarısının sopası
  • baubles:değersiz mücevher, güzel fakat değersiz şey, önemsiz şey, saray soytarısının sopası
  • baulk:ayak diremek, başarısızlık, duraksama, duraksamak, durdurmak, engel, engellemek, hata, inat etmek, inatla yürümemek, kaçınmak, ket, kiriş, sürülmemiş tarla
  • bauxite:boksit
  • bavarian:bavyera, bavyeralı
  • bawd:genelev patroniçesi, pezevenk
  • bawdry:açık saçık söz, iffetsizlik, namussuzluk, pezevenklik
  • bawdy:açık saçık, müstehcen
  • bawdyhouse:genelev, randevu evi
  • bawl:avazı çıktığı kadar bağırmak, bağırmak, bas bas bağırmak, haykırmak
  • bawling:haykırış, haykırma
  • bay:bölme, defne, dikme, doru, havlama, havlamak, kızıl doru, körfez, koy, peron, revir, uluma, ulumak
  • baying:havlamak, ulumak
  • bayleaf:defne yaprağı
  • bayonet:bayonet, kasatura, süngü, süngülemek
  • bayou:bataklıklı kol
  • bays:defne taç, şöhret, ün
  • bazaar:çarşı, pazar
  • bazooka:bazuka, roketatar
  • bb:oda kahvaltı
  • bc:m.ö., milattan önce
  • be:anlamına gelmek, bulunmak, durmak, mal olmak, olmak, tutmak, var olmak
  • beach:karaya çekmek, kumsal, plaj, sahil, sahile çekmek
  • beachcomber:kıyıya vuran enkazla geçinen kimse, lodosçu, okyanus dalgası, sahile vuran dalga
  • beached:karaya çekmek, sahile çekmek
  • beachhead:emniyetli yer, güvenli yer, kıyıdaki mevzii, köprübaşı
  • beacon:fener, işaret ateşi, işaret koymak, işaret kulesi, radyofar, trafik lâmbası, uyarı ışığı, yol gösteren sinyal, yol göstermek
  • bead:arpacık, boncuk, boncuk dizmek, boncukla süslemek, boncuklu kenar süsü yapmak, damla, hava kabarcığı, tane
  • beaded:boncuklu, ökçeli
  • beading:boncuklu kenar süsü, boncuklu kısım, ökçe lâstik kordonu
  • beadle:kilise görevlisi, mübaşir, tören asasını taşıyan kimse
  • beadledom:işgüzarlık
  • beadroll:dua edilecek ölülerin listesi, katalog, liste
  • beads:tespih
  • beadsman:duacı, duahan
  • beadwork:boncuk işi
  • beady:boncuk gibi, boncuklu, kabarcıklı, köpüklü
  • beagle:av köpeği, casus, tazı
  • beak:ağız, burun, gaga, hakim, ibrik ağzı, öğretmen, okul müdürü, yargıç
  • beaked:gagalı, sivri
  • beaker:deney şişesi, geniş bardak, labaratuar bardağı
  • beaklike:gaga gibi, gagaya benzeyen
  • beam:çulha silindiri, direk, gözleri parlamak, gözlerinin içi gülmek, huzme, ışık saçmak, ışımak, ışın, kalça genişliği, kemere, kiriş, parlamak, radyo sinyalleri, saban oku, sinyâl vermek, tatlı bakış, terazi kolu, yayın yapmak
  • beamed:gözleri parlamak, gözlerinin içi gülmek, ışık saçmak, ışımak, parlamak, sinyâl vermek, yayın yapmak
  • beaming:ışık saçan
  • beams:çulha silindiri, direk, gözleri parlamak, gözlerinin içi gülmek, huzme, ışık saçmak, ışımak, ışın, kalça genişliği, kemere, kiriş, parlamak, radyo sinyalleri, saban oku, sinyâl vermek, tatlı bakış, terazi kolu, yayın yapmak
  • beamy:ışıldayan, orta kısmı geniş olan
  • bean:adam, akıl, dost, fasulye, kafa, kelle, metelik, saksı, tane
  • beanfeast:işyeri yıllık yemeği, şölen, ziyafet
  • beanie:bere
  • beano:eğlence, şölen, ziyafet
  • beans:adam, akıl, dost, fasulye, kafa, kelle, metelik, saksı, tane
  • beany:canlı, enerjik, kıpır kıpır, yerinde duramayan
  • bear:ayı, borsa fiyatlarını düşürmek, çekmek, değmek, dişini sıkmak, doğurmak, dönmek, duymak, getirmek, götürmek, gütmek, hazmetmek, kaba adam, katlanmak, sapmak, sineye çekmek, spekülasyon yapmak, spekülatör, taşımak, üstlenmek, vermek, yönelmek
  • bearable:çekilir, dayanılır, katlanılır
  • beard:başak dikeni, çapak, karşı gelmek, meydan okumak, püskül, sakal
  • bearded:çapaklı, püsküllü, sakallı
  • beardless:köse, püskülsüz, sakalsız, toy, tüysüz
  • bearer:getiren, götüren, hamil, tabut taşıyıcı, taşıyan, taşıyıcı
  • bearing:alâka, çekme, davranış, etki, hareket, içeren, ilgi, katlanma, meyve verme, mil yatağı, taşıyan, üstlenme
  • bearings:kerteriz, mil yatağı, yatak, yön, yön tayini
  • bearish:ayı gibi, düşme eğilimi olan, kaba, piyasayı düşürme eğilimi olan, yontulmamış
  • bear’s:ayı, borsa fiyatlarını düşürmek, çekmek, değmek, dişini sıkmak, doğurmak, dönmek, duymak, getirmek, götürmek, gütmek, hazmetmek, kaba adam, katlanmak, sapmak, sineye çekmek, spekülasyon yapmak, spekülatör, taşımak, üstlenmek, vermek, yönelmek
  • bearskin:ayı postu, kürk başlık
  • beast:canavar, çirkin yaratık, hayvan, sevimsiz kimse
  • beastliness:hayvan gibi davranış, hayvanlık
  • beastly:aşırı, berbat, çirkin, hayvan gibi, hayvanca, müthiş, sevimsiz
  • beasts:canavar, çirkin yaratık, hayvan, sevimsiz kimse
  • beat:açmak, alt etmek, asi, atış, atmak, bitkin, çalmak, çarpma, çırpmak, çok yorgun, darbe, dayak atmak, devriye, dövmek, geçmek, haberi önce yayınlama, pataklamak, ritim, ritm, serseri, sürgün avı, tempo, titreşim, turşu gibi, üstünlük, volta vurmak, vurma sesi, vurmak, vuruş, yenmek, yuvasından çıkarmak
  • beatable:dövülebilir
  • beatdown:bardaktan boşanırcasına yağmak, bastırmak, düşürmek, fiyat kırmak, vurmak, yere sermek
  • beaten:aşınmış, çekiçlenmiş, çiğnenmiş, dövme, dövülmüş
  • beater:çırpan şey, çırpıcı, döven
  • beatific:kutsayan, mutlu eden, şad eden
  • beatification:aziz ilan etme, papanın aziz ilan etmesi
  • beatified:aziz ilan etmek, çok sevindirmek, şad etmek
  • beatify:aziz ilan etmek, çok sevindirmek, şad etmek
  • beating:bozgun, dayak, dayak atma, dövme, kötek, pataklama, sopa, vuruş, yenilgi
  • beatitude:kutluluk, salt mutluluk, sonsuz mutluluk
  • beatnik:asi genç, beat müziği meraklısı
  • beau:aşık, sevgili, şık erkek, züppe
  • beaut:az bulunur şey, nadide şey
  • beauteous:güzel
  • beautician:güzellik uzmanı
  • beauties:güzel, güzel kız, güzel yan, güzeller güzeli, güzellik, nadide parça
  • beautiful:biçimli, güzel, harika, hoş, nefis, tatlı
  • beautifully:güzel, hoşça
  • beautify:güzelleştirmek, süslemek
  • beautifying:güzelleştirmek, süslemek
  • beauty:güzel, güzel kız, güzel yan, güzeller güzeli, güzellik, nadide parça
  • beaver:fırça sakal, kastor, kunduz, miğferin çene kısmı, sakal, sakallı adam, yünlü kalın kumaş
  • bebop:caz müzik türü
  • becalm:sakinleştirmek, yatıştırmak
  • became:güzel durmak, haline gelmek, kesilmek, -laşmak, -leşmek, olmak, uymak, yakışmak, yaraşmak
  • because:çünkü, -diği için, dolayı, yüzünden
  • beck:baş işareti, çay, dere, ırmak
  • beckon:baş işareti yapmak, işaret etmek, işaretle çağırmak
  • becloud:bulutlandırmak, içinden çıkılmaz hale getirmek, karartmak, zorlaştırmak
  • become:güzel durmak, haline gelmek, kesilmek, -laşmak, -leşmek, olmak, uymak, yakışmak, yaraşmak
  • becomes:güzel durmak, haline gelmek, kesilmek, -laşmak, -leşmek, olmak, uymak, yakışmak, yaraşmak
  • becoming:güzel duran, uygun, yakışan, yakışık alır, yerinde
  • bed:çiçeklik, dikmek, kalmak, katman, mezar, nehir yatağı, tabaka, tarh, temel, yatacak yer, yatacak yer sağlamak, yatak, yatak yapmak, yatırmak, yerleşmek, zemin
  • bedabble:bulaştırmak
  • bedad!:vallahi!
  • bedaub:bulaştırmak, karalamak, kirletmek, lekelemek, sürmek
  • bedazzle:büyülemek, göz kamaştırmak
  • bedazzling:büyülemek, göz kamaştırmak
  • bedbug:tahtakurusu
  • bedchamber:yatak odası
  • bedclothes:yatak örtüleri, yatak takımları
  • bedded:yatalak
  • bedding:hayvan yatağı, yatak takımı
  • bedeck:bezemek, donatmak, süslemek
  • bedel:tören asasını taşıyan kimse
  • bedevil:altüst etmek, bozmak, çileden çıkartmak, delirtmek, kafasını karıştırmak, şaşırtmak
  • bedew:çiy taneleriyle ıslatmak
  • bedewed:çiy taneleriyle ıslatmak
  • bedfast:yatalak
  • bedfellow:arkadaş, dost, karı, yatak arkadaşı
  • bedgown:gecelik
  • bedight:bezemek, donatmak, süslemek
  • bedim:belirsizleştirmek, donuklaştırmak, karartmak
  • bedizen:allayıp pullamak, süsleyip püslemek
  • bedlam:karışıklık, kızılca kıyamet, tımarhane
  • bedlamite:akıl hastası, deli
  • bedouin:bedevi
  • bedpan:sürgü, yatak lâzımlığı
  • bedraggle:çamurlamak, ıslatmak
  • bedraggled:bakımsız, çamurlanmış, dağınık, kirli
  • bedridden:yatağa çakılmış, yatalak
  • bedrock:esaslı, işin aslı, işin gerçeği, köken, sarsılmaz, son, taban, temel kaya
  • bedroom:yatak odası
  • bedside:başucu, yatak başı
  • bedsit:bekâr odasında kalmak
  • bedsitter:bekâr odası, stüdyo daire
  • bedsore:yatak yarası
  • bedspread:yatak örtüsü
  • bedstead:karyola
  • bedstraw:şiltelik saman, yoğurtotu
  • bedtick:minder kılıfı, yastık kılıfı
  • bedtime:yatak vakti, yatma zamanı
  • bee:arı, arı gibi çalışan kimse, b harfi, gün, sabit fikir, takıntı, toplanma, yardımlaşma
  • beech:akgüren, kayın
  • beechmast:kayın ağacı meyvesi
  • beechnut:kayın ağacı meyvesi
  • beef:adale, et, kas gücü, kuvvet, sığır eti, şikâyet, şıkâyet etmek, sızlanma, sızlanmak, yakınma, yakınmak
  • beefcake:kaslı erkek fotoğrafı
  • beefeater:londra kulesi muhafızı
  • beefing:şıkâyet etmek, sızlanmak, yakınmak
  • beefsteak:biftek
  • beefy:adeleli, etli, iri yarı, kaslı
  • beehive:arı kovanı, kovan
  • beekeeper:arıcı
  • beekeeping:arıcılık
  • beeline:kestirme yol
  • beelzebub:iblis, şeytanların başı
  • beemaster:arıcı
  • beep:bip sesi, düdük sesi, korna çalmak, korna sesi, uyarı sesi
  • beeper:çağrı cihazı
  • beer:bira
  • beerhouse:birahane
  • beery:bira gibi, bira ile sarhoş olmuş, sarhoş
  • bee’s:arı, arı gibi çalışan kimse, b harfi, gün, sabit fikir, takıntı, toplanma, yardımlaşma
  • beestings:ağız, ineğin doğumdan sonraki ilk sütü
  • beeswax:balmumu
  • beet:pancar, pancar kökü
  • beetle:böcek, çakmak, çıkıntı yapan, çıkıntı yapmak, çomak, kakmak, şahmerdan, sarkan, sarkık, sarkmak, taşan, tokaç, tokmak, tokmaklamak
  • beetling:çakmak, çıkıntı yapmak, kakmak, sarkmak, tokmaklamak
  • beetroot:pancar, pancar kökü
  • beeves:adaleler, etler, güçler, kaslar, sığır etleri
  • befall:başına gelmek, olmak
  • befit:uygun düşmek, yakışmak, yaraşmak
  • befits:uygun düşmek, yakışmak, yaraşmak
  • befitting:uygun, yakışık alır, yakışır, yerinde
  • befog:kafasını karıştırmak, karartmak, şaşırtmak, sis kaplamak
  • befogged:kafasını karıştırmak, karartmak, şaşırtmak, sis kaplamak
  • befool:aptal yerine koymak, işletmek, kandırmak
  • befooling:aptal yerine koymak, işletmek, kandırmak
  • before:-den önce, evvel, huzurunda, ilerisinde, karşı, karşısında, -mek yerine, -mektense, önce, önceki, önde, önden, önünde, önüne, zira
  • beforehand:önceden, peşin olarak, peşinen
  • beforelong:çok geçmeden
  • beforetime:erken, eskiden, önceden
  • befoul:kirletmek, lekelemek, pisletmek
  • befouled:kirletmek, lekelemek, pisletmek
  • befriend:dostça davranmak, elinden tutmak, yardım etmek
  • befuddle:aklını karıştırmak, sarhoş etmek, şaşırtmak
  • befuddled:aklını karıştırmak, sarhoş etmek, şaşırtmak
  • beg:arka ayakları üzerinde durmak, dilemek, dilenmek, itiraf etmek, kaçınmak, rica etmek, sakınmak, sustaya kalkmak, yalvarmak
  • begad!:vallahi!
  • began:başlamak, başlatmak, doğmak, girişmek, koyulmak, meydana gelmek, önayak olmak
  • beget:babası olmak, neden olmak, yaratmak, yol açmak
  • begetter:baba, sebep olan kimse
  • begetting:babası olmak, neden olmak, yaratmak, yol açmak
  • beggar:dilenci, dilenciye çevirmek, fakirleştirmek, gerektirmek, kerata, köftehor
  • beggared:dilenciye çevirmek, fakirleştirmek, gerektirmek
  • beggarly:çok az, muhtaç, sadaka gibi, sefil
  • beggary:dilencilik, fakirlik, sefalet
  • begging:dilenme, yalvarma
  • begin:başlamak, başlatmak, doğmak, girişmek, koyulmak, meydana gelmek, önayak olmak
  • beginner:acemi, yeni başlayan kimse
  • beginners:acemi, yeni başlayan kimse
  • beginning:baş, başlangıç, ilk, kaynak, köken
  • beginnings:bağ, baş, esas
  • begird:çevrelemek, etrafını çevirmek, kuşatmak, sarmak
  • begone:defol!, yaylan!, yıkıl karşımdan!
  • begone!:defol!, yaylan!, yıkıl karşımdan!
  • begonia:begonya
  • begot:babası olmak, neden olmak, yaratmak, yol açmak
  • begrime:kirletmek, pisletmek
  • begrimed:kirletmek, pisletmek
  • begrudge:çekememek, çok görmek, esirgemek, gözü kalmak, kıskanmak
  • begrudging:çekememek, çok görmek, esirgemek, gözü kalmak, kıskanmak
  • beguile:aklını çelmek, ayartmak, büyülemek, cezbetmek, eğlendirmek, hoşça geçirmek, kandırmak, nasıl geçtiğini anlamamak
  • beguiled:aklını çelmek, ayartmak, büyülemek, cezbetmek, eğlendirmek, hoşça geçirmek, kandırmak, nasıl geçtiğini anlamamak
  • beguiling:aldatıcı, ayartıcı, kandırıcı
  • begun:başlamak, başlatmak, doğmak, girişmek, koyulmak, meydana gelmek, önayak olmak
  • behave:çalışmak, davranmak, görgülü davranmak, hareket etmek, terbiyeli olmak, terbiyesini takınmak
  • behavior:davranış, hareket, hareket tarzı, tavır, tutum
  • behavioral:davranış, davranışsal
  • behaviorism:davranışçılık
  • behaviour:davranış, hareket, hareket tarzı, tavır, tutum
  • behavioural:davranış, davranışsal
  • behaviourism:davranışçılık
  • behead:boynunu vurmak, kafasını kesmek, kellesini uçurmak
  • beheading:boynunu vurmak, kafasını kesmek, kellesini uçurmak
  • behemoth:behemot, dev hayvan, dev yaratık
  • behest:buyruk, emir
  • behind:ardındaki, ardından, arkada, arkadan, arkasında, arkasından, arkaya, geç, geri, geride, gerisinde, geriye, gizlenmiş, kıç, peş, peşinde, popo, saklı
  • behindhand:arkada kalan, geç kalan, gecikmiş, geri kafalı, geri kalan, yetişemeyen, zamana ayak uyduramayan
  • behold:bakmak, dikkat etmek, görmek, seyretmek
  • behold!:bak!, işte!
  • beholden:borçlu, minnettar
  • beholder:bakan kimse, seyirci, seyreden
  • beholding:bakmak, dikkat etmek, görmek, seyretmek
  • behoove:düşmek, yakışmak, yaraşmak
  • behove:düşmek, yakışmak
  • beige:bej
  • being:olma, varlık, varoluş, yapı, yaradılış
  • beings:olma, varlık, varoluş, yapı, yaradılış
  • bejewel:mücevherlerle süslemek
  • bejewelled:mücevherlerle süslemek
  • belabor:benzetmek, çok uzatmak, dövmek, lafı uzatmak, pataklamak, uzatmak
  • belabour:benzetmek, çok uzatmak, dövmek, lafı uzatmak, pataklamak, uzatmak
  • belate:geç kalmak, gecikmek
  • belated:geç kalmış, gecikmiş, geçmiş, karanlığa kalmış
  • belaud:övmek, yüceltmek
  • belay:bağlamak, suga etmek, volta etmek
  • belch:çıkarma, çıkarmak, fışkırmak, geğirme, geğirmek, püskürtmek
  • belching:püskürtme
  • beldam:acuze, kocakarı, şirret kadın
  • beldame:acuze, kocakarı, şirret kadın
  • beleaguer:etrafını sarmak, kuşatmak, rahat vermemek, üstüne gelmek
  • beleaguered:etrafını sarmak, kuşatmak, rahat vermemek, üstüne gelmek
  • beleaguering:etrafını sarmak, kuşatmak, rahat vermemek, üstüne gelmek
  • belfry:çan kulesi, çan kulesi sahanlığı
  • belgian:belçika, belçikalı
  • belgium:belçika
  • belial:iblis, şeytan
  • belie:çelişmek, ters düşmek, yalancı çıkarmak, yalanlamak, yanıltmak
  • belief:düşünce, fikir, güven, iman, inanç, inanış, inanma, itikat, itimat, kanı
  • beliefs:düşünce, fikir, güven, iman, inanç, inanış, inanma, itikat, itimat, kanı
  • believable:inanılır
  • believe:güvenmek, inancı olmak, inanmak
  • believed:güvenmek, inancı olmak, inanmak
  • believer:iman eden kimse, inanan, inançlı
  • believers:müminler
  • believes:güvenmek, inancı olmak, inanmak
  • believing:iman eden, inanan, inançlı, kanma
  • belittle:alçaltmak, aşağılamak, küçük görmek, küçültmek, küçümsemek
  • belittled:alçaltmak, aşağılamak, küçük görmek, küçültmek, küçümsemek
  • belittling:alçaltmak, aşağılamak, küçük görmek, küçültmek, küçümsemek
  • bell:bağırmak, böğürmek, çan, çıngırak, çıngırdak, dalgıç hücresi, korol, sütun başlığı gövdesi, taçyapraklar, zil
  • belladonna:belladonna, güzelavratotu
  • bellboy:belboy, valiz taşıyan görevli
  • belle:dilber, güzel, güzel kadın
  • bellflower:çançiçeği
  • bellhop:belboy, valiz taşıyan görevli
  • bellicose:kavgacı, mücâdeleci, savaşçı
  • bellicosity:kavgacılık, mücâdelecilik, münakaşacılık, savaşçılık
  • bellied:göbekli, karınlı
  • belligerence:kavgacılık, münakaşacılık, savaş durumu, savaşçılık
  • belligerency:kavgacılık, münakaşacılık, savaş durumu, savaşçılık
  • belligerent:dövüşçü, kavgacı, münakaşacı, savaş durumundaki, savaşan, savaşan devlet, savaşçı
  • belling:bağırmak, böğürmek
  • bellman:tellal
  • bellow:bağırma, bağırmak, böğürme, böğürmek, feryat, feryat etmek
  • bellowing:bağırmak, böğürmek, feryat etmek
  • bellows:akciğer, körük, üfleç
  • bells:çan sesi, çınlama
  • bellwether:çete başı, çıngıraklı koç, kösemen, önder
  • belly:göbek, iştah, karın, mide, şikâyet etmek, şişmek, sızlanmak, telli çalgının ön kısmı, yakınmak
  • bellyache:karın ağrısı
  • bellybutton:göbek, göbek deliği
  • bellyflop:gövde üstü suya iniş, karın üstü dalış
  • bellyful:bıkkınlık
  • belong:ilgili olmak, -nin olmak, üyesi olmak, uygun olmak, yararlı olmak, yeri olmak
  • belonged:ilgili olmak, -nin olmak, üyesi olmak, uygun olmak, yararlı olmak, yeri olmak
  • belonging:ilgili olmak, -nin olmak, üyesi olmak, uygun olmak, yararlı olmak, yeri olmak
  • belongings:eşya, kişisel eşya, kişisel eşyalar, özel eşya, pılı pırtı
  • belongs:ilgili olmak, -nin olmak, üyesi olmak, uygun olmak, yararlı olmak, yeri olmak
  • beloved:can, sevgili, sevilen
  • below:alt katta, altında, altta, aşağı, aşağıda, cehennemde, düşük rütbede, rütbece altında, yeryüzünde
  • belt:bölge, hızlı gitmek, iklim kuşağı, kayış, kemer, kemer takmak, kemerle dövmek, kemerlemek, kuşak, kuşanmak, uçmak
  • belted:kemerli, kuşaklı
  • belting:hızlı gitmek, kemer takmak, kemerle dövmek, kemerlemek, kuşanmak, uçmak
  • belts:bölge, hızlı gitmek, iklim kuşağı, kayış, kemer, kemer takmak, kemerle dövmek, kemerlemek, kuşak, kuşanmak, uçmak
  • beltway:çevre yolu
  • beluga:morina
  • belvedere:taraça
  • bemean:adileştirmek, alçaltmak, değerini düşürmek
  • bemire:çamurlamak, kirletmek, pisletmek
  • bemoan:şikâyet etmek, sızlanmak, yakınmak
  • bemoaned:şikâyet etmek, sızlanmak, yakınmak
  • bemoaning:şikâyet etmek, sızlanmak, yakınmak
  • bemuse:kafasını karıştırmak, şaşırtmak, serseme çevirmek, sersemletmek
  • bemused:kafası karışmış, şaşkın, sersemlemiş
  • bemusing:kafasını karıştırmak, şaşırtmak, serseme çevirmek, sersemletmek
  • bench:bank, baro, hakim kürsüsü, kürsü, sıra, tezgâh, yargıçlık
  • benches:bank, baro, hakim kürsüsü, kürsü, sıra, tezgâh, yargıçlık
  • benchwarrant:tutuklama yazısı
  • bend:bağlamak, boyun eğmek, bükme, bükmek, bükülmek, çökmek, dirsek, dönemeç, eğilmek, eğmek, esnetmek, katlamak, kıvırma, kıvırmak, kıvrılmak, kıvrım, oynama yapmak, viraj, yönelmek
  • bended:bükülmüş, kıvrılmış
  • bender:alem, cümbüş
  • bending:bükme, eğilme, eğme, esneme, kıvırma
  • bends:bağlamak, boyun eğmek, bükme, bükmek, bükülmek, çökmek, dirsek, dönemeç, eğilmek, eğmek, esnetmek, katlamak, kıvırma, kıvırmak, kıvrılmak, kıvrım, oynama yapmak, viraj, yönelmek
  • beneath:altına, altında, altta
  • benedictine:benediktin papaz tarikatı üyesi, fransız likörü
  • benediction:kutsama, kutsama duası, takdis
  • benefaction:bağış, hayır, nimet
  • benefactor:bağışçı, hayırsever, iyiliksever, velinimet
  • benefactress:hayırsever kadın
  • benefical:faydalı, hayırlı, kârlı, kazançlı, mülkten yararlanma hakkıyla ilgili, yararlı
  • benefice:arpalık, maaşlı papazlık makamı, tımar
  • beneficence:hayır, ihsan, iyilik
  • beneficent:hayırlı, hayırsever, iyiliksever
  • beneficial:faydalı, hayırlı, kârlı, kazançlı, mülkten yararlanma hakkıyla ilgili, yararlı
  • beneficiary:hak sahibi, lehtar, yararlanan kimse
  • benefit:avantaj, ayrıcalık, çıkar, fayda, faydası olmak, hak, kâr, kazanç, menfaat, yaramak, yarar, yararı dokunmak, yararlanmak, yardım parası, yardım toplama faaliyeti
  • benefited:faydası olmak, yaramak, yararı dokunmak, yararlanmak
  • benefiting:faydası olmak, yaramak, yararı dokunmak, yararlanmak
  • benefitting:faydası olmak, yaramak, yararı dokunmak, yararlanmak
  • benevolence:hayırseverlik, yardımseverlik
  • benevolent:hayırsever, iyiliksever, müşfik, yardımsever
  • benevolentness:hayırseverlik, yardımseverlik
  • bengal:bengal
  • bengali:bengal, bengal dili, bengalli
  • benighted:bilgisiz, cahil, kara cahil, karanlıkta kalmış
  • benign:iyi huylu, iyi kâlpli, iyicil, sevecen, tehlikesiz, yararlı
  • benignant:faydalı, iyi kâlpli, iyicil, merhametli, sevecen, tehlikesiz, yararlı, yumuşak
  • benignity:iyi kâlplilik, merhamet, sevecenlik
  • benison:hayır dua, kutsama
  • benjamin:evin en küçüğü, şımartılmış kimse
  • bent:aklına koymuş, bükülmüş, çimen, çimenlik, eğilim, eğri, istek, kararlı, katlanmış, kır, kıvrık, yatkın, yatkınlık, yetenek
  • benumb:hissizleştirmek, uyuşturmak
  • benumbed:hissiz, uyuşmuş, uyuşuk
  • benumbing:hissizleştirmek, uyuşturmak
  • benzene:benzen
  • benzine:benzin
  • benzoic:aselbentten elde edilen, benzoik
  • benzol:benzol
  • bequeath:miras bırakmak, vasiyetle bırakmak
  • bequeathed:miras bırakmak, vasiyetle bırakmak
  • bequeathing:miras bırakma
  • bequest:kalıt, miras
  • berate:azarlamak, fırça atmak, haşlamak
  • berating:azarlamak, fırça atmak, haşlamak
  • berber:berberi, berberi dili, berberilerle ilgili
  • berberis:amberbaris, sarıçalı
  • bereave:elinden almak, sevdiğini almak, yoksun bırakmak
  • bereaved:sevdiğini yitirmiş, yakını ölmüş, yakınını kaybetmiş
  • bereavement:kayıp, yakınının ölümü
  • bereaving:elinden almak, sevdiğini almak, yoksun bırakmak
  • bereft:kaybetmiş, yoksun
  • beret:bere
  • berg:buzdağı
  • bergamot:bergamot, bergamot esansı
  • berlin:berlin
  • bermudas:bermuda şort, uzun şort
  • berried:dut toplamak, meyve toplamak
  • berry:dut, dut toplamak, istakoz yumurtası, meyve, meyve toplamak
  • berserk:çılgın, çılgına dönmüş
  • berserker:vahşi savaşçı
  • berth:açıklık, kuşet, manevra alanı, palamar yeri, ranza, rıhtıma bağlamak, rıhtıma yanaşmak, yatacak yer bulmak, yatak
  • beryllium:berilyum
  • beseech:dilemek, rica etmek, yalvarmak
  • beseeching:rica eden, yalvaran
  • beseechingly:rica ederek, yalvararak
  • beseem:uygun olmak, yakışık almak
  • beset:kuşatmak, rahat vermemek, sarmak
  • besetting:rahatsız edici, sürekli rahatsız eden, tehditkâr, yakasını bırakmayan
  • beside:başka, dışında, kıyasla, nazaran, nispeten, yanına, yanında
  • besides:ayrıca, başkaca, bir de, bundan başka, dışında, hem de, üstelik, zaten
  • besiege:kuşatmak, sıkıştırmak, yağmuruna tutmak
  • besieged:kuşatmak, sıkıştırmak, yağmuruna tutmak
  • besieging:kuşatmak, sıkıştırmak, yağmuruna tutmak
  • beslaver:göklere çıkarmak, öve öve bitirememek, yağ çekmek, yaltaklanmak
  • beslobber:salya bulaştırmak, salya sümük sarılmak, yağ çekmek, yalakalık etmek
  • besmear:bulaştırmak, karalamak, kirletmek, pisletmek
  • besmirch:karalamak, kirletmek, lekelemek, pisletmek
  • besmirched:karalamak, kirletmek, lekelemek, pisletmek
  • besom:çalı süpürgesi
  • besotted:abayı yakmış, aşık, karasevdalı, sarhoş, sersemleşmiş
  • bespatter:çamur atmak, çamur sıçratmak, çamurlamak, iftira etmek, leke sürmek
  • bespattered:çamur atmak, çamur sıçratmak, çamurlamak, iftira etmek, leke sürmek
  • bespeak:ayırtmak, hitap etmek, ısmarlamak, istemek, konuşmak, rica etmek, sipariş vermek, tutmak
  • bespectacled:gözlüklü
  • bespoke:ısmarlama, ısmarlama çalışan, siparişle yapılmış
  • bespoken:ayırtmak, hitap etmek, ısmarlamak, istemek, konuşmak, rica etmek, sipariş vermek, tutmak
  • besprinkle:saçmak, serpmek
  • best:alt etmek, birinci sınıf, en, en çok, en iyi, en iyi şekilde, geçmek, yenmek
  • bested:alt etmek, geçmek, yenmek
  • bestial:barbar, hayvan gibi, hayvanca, hayvani, yabani
  • bestiality:canavarlık, hayvanlarla cinsel ilişkiye girme, vahşilik
  • bestow:bağışlamak, hediye etmek, vermek, yerine koymak
  • bestowal:armağan, bağış, yerine koyma
  • bestrew:dağıtmak, kaplamak, saçmak, yayarak kaplamak
  • bestride:aşmak, ata biner gibi oturmak, bacaklarını ayırarak binmek, hükmetmek, idare etmek, üzerinden geçmek
  • bests:alt etmek, geçmek, yenmek
  • bestseller:en çok satan kitap, liste başı kitap
  • bestselling:en çok satan, satış rekorları kıran
  • bet:bahis, bahis parası, bahis yapmak, bahse girmek, iddia, iddiaya girmek, para sürmek
  • beta:beta, ikinci sırada olan şey
  • betel:betel, tembul
  • bethel:gemici kilisesi, kutsal yer
  • betimes:çok geçmeden, erken, erkenden
  • betoken:belirtisi olmak, göstermek, işaret etmek
  • betray:açığa vurmak, ağzından kaçırmak, ele vermek, hainlik etmek, hıyanet etmek, ihanet etmek, kötüye kullanmak
  • betrayal:ele verme, hainlik, hıyanet, ihanet
  • betrayer:hain
  • betroth:nişanlamak
  • betrothal:nişan, nişanlanma
  • betrothed:nişanlı kimse
  • better:daha güzel, daha iyi, daha iyi şekilde, daha iyi yapmak, daha iyisi, düzeltmek, geçmek, geliştirmek, iyileştirmek, iyisimi, üstün kimse
  • bettered:daha iyi yapmak, düzeltmek, geçmek, geliştirmek, iyileştirmek
  • betterment:düzelme, iyileşme, şerefiye
  • betting:bahse girme
  • bettor:bahisçi
  • between:arada, aralarında, arasına, arasında, araya, ortada, ortasında, ortaya
  • betweentimes:ara sıra, arada sırada, bazen, zaman zaman
  • betweenwhiles:ara sıra, arada sırada, bazen, zaman zaman
  • betwixt:arada, arasında, ortada
  • bevel:açı, eğik, eğik kesmek, eğim, eğim vermek, eğimli yapmak, iletki, konik, şevli
  • beveled:eğik kesmek, eğim vermek, eğimli yapmak
  • beverage:içecek, meşrubat
  • beverages:içkiler
  • bevy:kız sürüsü, kızlar grubu, kuş sürüsü
  • bewail:ağlamak, hayıflanmak
  • beware:çekinmek, kaçınmak, sakınmak
  • beware!:dikkat!
  • bewilder:hayret ettirmek, şaşırtmak, sersemletmek
  • bewildered:şaşırmış, şaşkın, şaşkına dönmüş, sersemlemiş
  • bewilderedly:şaşkın şaşkın, şaşkınlıkla
  • bewildering:hayret verici, şaşırtıcı, sersemletici
  • bewilderment:hayret, şaşkınlık
  • bewitch:afsunlamak, büyü yapmak, büyülemek
  • bewitched:afsunlu, büyülenmiş
  • bewitching:büyüleyici, çekici
  • bey:bey
  • beyond:ahiret, aşırı, ayrıca, -den öte, götürmez, haricinde, öbür dünya, öte, ötede, ötesi, ötesinde, ötesine, öteye
  • bi:çift, iki, iki kere
  • biannual:yılda iki defa olan
  • bias:aklını çelmek, aleyhte etkilemek, çapraz, çapraz olarak, eğilim, etki altında bırakmak, kıvrımlı yol, meyil, meyilli, meyilli olarak, önyargı, peşin hüküm, sapma, verev, verev olarak, yanılma
  • biased:etki altında kalmış, önyargılı, peşin hükümlü, taraflı
  • biassed:etki altında kalmış, önyargılı, peşin hükümlü, taraflı
  • bib:alkolik olmak, çok içmek, iş önlüğünün üst kısmı, mama önlüğü, mutfak önlüğü, önlük, tulum
  • bibber:ayyaş, içkici
  • bibelot:biblo
  • bibelots:biblo
  • bible:başvurulan kitap, incil, kaynak kitap, kutsal kitap, mukaddes kitap, tevrat ile incil
  • biblical:incille ilgili
  • bibliographic:bibliyografik, kaynakçasal
  • bibliography:bibliyografi, bibliyografya, kaynakça
  • bibliomania:bibliyomani, kitap düşkünlüğü
  • bibliomaniac:bibliyoman, kitap delisi, kitap düşkünü
  • bibliophil:bibliyofil, kitap hastası, kitapsever
  • bibliophile:bibliyofil, kitap hastası, kitapsever
  • bibliotheca:kitap listesi, kütüphane
  • bibulous:ayyaş, emici, içkici
  • bicameral:iki meclisli
  • bicarbonate:bikarbonat
  • bicentenary:iki yüz yılda bir olan, iki yüzüncü yıldönüm
  • bicentennial:iki yüzyılda bir olan, iki yüzyıllık
  • bicephalous:iki başlı
  • biceps:iki başlı kas
  • bicker:atışmak, çekişmek, pırıldamak, şırıldamak, tartışmak, titreşmek
  • bickering:atışma, çekişme, didişme, münakaşa, tartışma
  • bicycle:bisiklet, bisiklete binmek, bisikletle gezmek
  • bicycler:bisikletçi, bisiklete binen kimse
  • bicyclist:bisikletçi, bisiklete binen kimse
  • bicyclists:bisikletçi, bisiklete binen kimse
  • bid:davet, davet etmek, deklarasyon, deklare etmek, demek, elde etmeye çalışmak, emretmek, fiyat teklifi, fiyat vermek, girişim, ihale, para sürme, söylemek, teklif, teklif vermek, teşebbüs
  • bidder:teklif veren kimse, teklifçi
  • bidding:emir, fiyat verme, teklif verme
  • bide:beklemek, kollamak
  • biding:beklemek, kollamak
  • bids:davet, davet etmek, deklarasyon, deklare etmek, demek, elde etmeye çalışmak, emretmek, fiyat teklifi, fiyat vermek, girişim, ihale, para sürme, söylemek, teklif, teklif vermek, teşebbüs
  • biennial:iki yıl süren, iki yıl yaşayan bitki, iki yılda bir olan, iki yıllık
  • biennially:iki yılda bir
  • bier:cenaze teskeresi, tabut sehpası
  • biff:darbe, yumruk, yumruk vurmak, yumruklamak
  • bifid:iki eşit parçalı
  • bifurcate:çatallanmak, çatallanmış, iki kola ayırmak, iki kola ayrılmak, iki kola ayrılmış
  • bifurcated:çatal
  • bifurcation:çatallanma, iki kola ayrılma
  • big:at gibi, büyük, çok, fazla, iri, iri kıyım, iri yarı, kapı gibi, kocaman, önemli, övünerek, yüce, yüce gönüllükle
  • bigamist:iki eşli kimse
  • bigamous:iki eşli
  • bigamy:bigami, iki eşlilik
  • bigbang:başlangıç
  • bigger:at gibi, büyük, çok, iri, iri kıyım, iri yarı, kapı gibi, kocaman, önemli, yüce
  • biggest:at gibi, büyük, çok, iri, iri kıyım, iri yarı, kapı gibi, kocaman, önemli, yüce
  • biggish:büyükçe
  • bighead:kendini beğenmiş
  • bigheaded:kendini beğenmiş
  • bighearted:cömert, eli açık, iyi kâlpli, iyi yürekli, iyiliksever, yüce gönüllü
  • bight:halat bedeni, körfez, koy, roda
  • bigmouth:ağzı kalabalık kimse, farfara
  • bigness:büyüklük, irilik, kocamanlık
  • bigot:bağnaz kimse, dar görüşlü kimse, yobaz
  • bigoted:bağnaz, geri kafalı, mutaassıp, yobaz
  • bigotry:bağnazlık, yobazlık
  • bigwig:kodaman, önemli kimse
  • bijou:küçük ama mükemmel, küçük ve güzel
  • bike:bisiklet, bisiklete binmek, motosiklet, motosiklete binmek
  • bikes:bisiklet, bisiklete binmek, motosiklet, motosiklete binmek
  • biking:bisiklete binmek, motosiklete binmek
  • bikini:bikini
  • bilabial:çiftdudaksıl
  • bilateral:iki kenarlı, iki taraflı, iki yüzlü
  • bilberries:keçiyemişi, yabanmersini
  • bilberry:keçiyemişi, yabanmersini
  • bile:aksilik, huysuzluk, öd, safra
  • bilge:saçmalık, sintine, sintine suyu, zırva
  • bilgewater:sintine suyu
  • bilingual:iki dil bilen
  • bilious:aksi, huysuz, öd ile ilgili, safra ile ilgili
  • biliousness:huysuzluk, safra ile ilgili olma, terslik
  • bilk:aldatmak, borç takmak, dolandırmak, ödememek
  • bilker:dolandırıcı, düzenbaz
  • bill:afiş, afişe etmek, balta, banknot, beyanname, burun, fatura, fatura çıkarmak, fatura etmek, gaga, gagalarını sürterek sevişmek, hesap, ilan etmek, kâğıt para, keser, poster, senet, sevişmek, tahvil, tasarı, tiyatro programı, uzantı
  • billboard:ilan panosu
  • billed:gagalı
  • billet:görev, iş, konak tezkeresi, konak yeri, konaklama yeri, konaklatmak, kütük, metâl çubuk
  • billfold:cüzdan
  • billhead:antetli kâğıt, başlıklı kâğıt
  • billhook:budama bıçağı, keski
  • billiard:bilardo
  • billiards:bilardo
  • billing:hesap çıkarma, ismin afişteki sırası
  • billingsgate:küfürbazlık, küfürlü konuşma, londra balık pazarı
  • billion:milyar
  • billionaire:milyarder
  • billionaires:milyarder
  • billions:milyar
  • billofindictment:iddianame
  • billon:trilyon
  • billow:dalga dalga kabarmak, dalgalar halinde yükselen şey, dalgalar halinde yükselmek, dev dalga, rüzgârla şişmek
  • billowing:dalga dalga kabarmak, dalgalar halinde yükselmek, rüzgârla şişmek
  • billows:dalga dalga kabarmak, dalgalar halinde yükselen şey, dalgalar halinde yükselmek, dev dalga, rüzgârla şişmek
  • billowy:dalga dalga yükselen, dalgalı
  • bills:tahviller
  • billy:cop
  • bimonthly:ayda iki kez, iki ay süren, iki ayda bir, iki ayda bir çıkan dergi, iki ayda bir olan, iki aylık
  • bin:ambar, çöp kovası, çöp kutusu, kömürlük, kutu
  • binary:çift, ikili
  • bind:bağlamak, bağlayan şey, bağlı nota işareti, ciltlemek, donmak, engel olmak, sargılamak, sarmak, tutmak, tutturmak, usandırmak
  • binder:bağ, bağlayıcı madde, biçerbağlar, cilt, ciltçi, geçici anlaşma, kap, kuşak
  • binder’s:bağ, bağlayıcı madde, biçerbağlar, cilt, ciltçi, geçici anlaşma, kap, kuşak
  • bindery:ciltevi
  • binding:bağlayan, bağlayıcı, cilt, ciltleme
  • bindweed:gündüzsefası, kahkaha çiçeği
  • bine:sarmaşık sapı
  • binge:alem, cümbüş, içki alemi
  • bingo:bingo oyunu
  • binnacle:pusula dolabı
  • binocular:iki gözlü
  • binoculars:dürbün
  • binomial:iki isimli, iki terimli
  • binominal:iki isimli
  • binuclear:iki çekirdekli
  • binucleate:iki çekirdekli
  • biochemical:biyokimyasal
  • biochemistry:biokimya
  • biodegradable:bakterilerle ayrışabilen, geri dönüşümlü
  • bioengineering:biyoteknik
  • biographer:biyografi yazarı
  • biographic:biyografik
  • biographical:biyografik
  • biography:biyografi, yaşam öyküsü
  • biologic:biyoloji ile ilgili, biyolojik
  • biological:biyoloji ile ilgili, biyolojik
  • biologist:biyolog
  • biology:biyoloji
  • bionic:biyonik
  • bionics:biyonik
  • bionomics:ekoloji
  • biophysics:biyofizik
  • bipartisan:iki tarafı da tutan
  • bipartite:çift taraflı, ikili
  • biped:iki ayaklı
  • bipolar:iki kutuplu
  • birch:falaka sopası, huş ağacı, huş ağacından sopa, sopalamak, sopayla dövmek
  • birchen:huş ağacından yapılmış
  • birches:falaka sopası, huş ağacı, huş ağacından sopa, sopalamak, sopayla dövmek
  • birching:dayak, sopalama
  • bird:adam, güdümlü mermi, kız, kuş
  • birdbrain:aptal, kuş beyinli
  • birdbrained:aptal, kuş beyinli
  • birdcage:kafes, kuş kafesi
  • birdcall:kuş ıslığı
  • birdie:golfte bir vuruş, küçük kuş, minik kuş
  • birdlike:kuş gibi, kuşa benzeyen
  • birdlime:ökse
  • birdman:avcı, kuşçu, pilot
  • birdseed:kuş yemi
  • birdseye:ince kıyım tütün, kumaş deseni, kuşbakışı, veronika, yavşanotu
  • biro:tükenmez kalem
  • birth:doğma, doğum, doğurma, doğuş, kaynak, köken, nesil, soy, yavrulama
  • birthday:doğum günü, yaş günü
  • birthmark:doğum izi, iz
  • birthplace:doğum yeri
  • birthrate:doğum oranı
  • birthright:doğuştan kazanılan hak
  • births:doğma, doğum, doğurma, doğuş, kaynak, köken, nesil, soy, yavrulama
  • biscuit:açık kahverengi, bisküvi, çörek, kurabiye, kuru pasta
  • biscuits:bisküvi, çörek, kurabiye, kuru pasta
  • bisect:ikiye ayırmak
  • bisected:ikiye ayırmak
  • bisection:ikiye bölme
  • bisector:açıortay
  • bisexual:biseksüel, biseksüel kimse, iki eşeyli
  • bishop:fil, piskopos, sıcak şarap
  • bishopric:piskoposluk
  • bishops:fil, piskopos, sıcak şarap
  • bismuth:bizmut
  • bison:bizon, yaban öküzü
  • bisque:sırsız porselen
  • bissextile:artıkyıl, artıkyıl ile ilgili
  • bit:bit, bozuk para, delgi, dizgin, eksik etek, gem, kırıntı, lokma, matkap, nebze, parça, uç
  • bitch:berbat etmek, cadaloz, cadı, cadı kadın, dişi köpek, fahişe, orospu, rezil etmek, sevimsiz şey, şikâyet etmek
  • bitching:berbat etmek, rezil etmek, şikâyet etmek
  • bitchy:cadoloz, orospu yaratılışlı, şirret
  • bite:acılık, acımak, acıtmak, aşındırmak, diş izi, dişleme, dişlemek, ısırık, ısırma, ısırmak, kavrama, kavramak, keskinlik, lokma, oltaya gelmek, oltaya vurma, sızlamak, sokmak, yakmak, zokayı yutmak
  • biter:ısıran kimse
  • biting:acı, alaylı, dokunaklı, iğneleyici, ısırma, keskin, sokma
  • bits:bit, bozuk para, delgi, dizgin, eksik etek, gem, kırıntı, lokma, matkap, nebze, parça, uç
  • bitten:acımak, acıtmak, aşındırmak, dişlemek, ısırmak, kavramak, oltaya gelmek, sızlamak, sokmak, yakmak, zokayı yutmak
  • bitter:acı, acılı, acılık, iliklere işleyen, keskin, keskinlik, sert, şiddetli, yakıcı
  • bitterish:acımsı, acımtırak
  • bitterly:acı olarak, için için, keskin olarak
  • bittern:acı ana çözelti, acı bira şerbeti, balabankuşu
  • bitterness:acılık, keskinlik, sertlik, yakıcılık
  • bitters:apsent, sert bir içki
  • bitterwood:kavasya
  • bitumen:bitüm, katran, yersakızı, zift
  • bituminous:bitümlü, ziftli
  • bivalent:iki değerli
  • bivalve:çift kabuklu yumuşakça
  • bivouac:açık havada gecelemek, açık ordugâh
  • biweekly:haftada iki kez, haftada iki kez olan, iki haftada bir, iki haftada bir olan, iki haftada bir yayımlanan dergi
  • biz:iş
  • bizarre:acayip, garip, tuhaf
  • blab:ağzından kaçırmak, boşboğaz, boşboğazlık etmek, çenesi düşük, geveze, gevezelik etmek
  • blabber:boşboğaz kimse
  • blabbing:ağzından kaçırmak, boşboğazlık etmek, gevezelik etmek
  • black:is, kara, karalayıcı, karartmak, kasvetli, kızgın, kötü, koyu, morarmış, pis, siyah, siyah boya, siyah giysi, siyaha boyamak, siyahlatmak, uğursuz
  • blackamoor:zenci
  • blackball:oybirliği ile atmak
  • blackbeetle:hamamböceği, karaböcek
  • blackberry:böğürtlen
  • blackbird:karatavuk
  • blackboard:kara tahta, tahta
  • blackcap:karabaşlı yalı bülbülü
  • blackcock:orman horozu, siyah erkek keklik
  • blackcurrant:frenk üzümü
  • blacken:kara çalmak, karalamak, kararmak, karartmak, lekelemek, siyahlatmak
  • blackened:isli
  • blackening:karalama
  • blackfrost:ayaz, yakıcı soğuk
  • blackguard:alçak, küfretmek, küfürbaz, sövüp saymak, terbiyesiz
  • blackguardly:ağzı bozuk, terbiyesiz
  • blackhead:siyah nokta
  • blackie:esmer
  • blacking:ayakkabı boyası, kurşun tozu, siyah boya
  • blackish:siyahi, siyahımsı
  • blackjack:cop, copla vurmak, coplamak, korsan bayrağı, yirmibir oyunu
  • blacklead:grafit
  • blackleg:grev kırıcı, greve katılmamak, hilebaz, üçkâğıtçı
  • blacklist:kara liste, kara listeye almak
  • blackmail:para sızdırmak, şantaj, şantaj yapmak, şantajla koparılan para
  • blackmailer:şantajcı
  • blackmailing:şantaj
  • blackness:karalık, kötülük, siyahlık
  • blackout:bayılma, bayılmak, gizli tutma, kararma, karartma, karartmak, kendinden geçme, kendinden geçmek, kendini kaybetmek, örtbas etme, yayının kesilmesi
  • blackshirt:faşist
  • blacksmith:demirci, nalbant
  • blacksmith’s:demirci, nalbant
  • blackthorn:çalıdikeni, karaçalı, karadiken
  • blacktop:asfalt, asfalt yol
  • blacky:esmer
  • bladder:iç lastik, kese, mesane, sidik torbası
  • bladderwrack:hava keseli suyosunu
  • blade:bıçak ağzı, kılıç, kılıç kullanmakta usta kimse, laubali tip, sulu tip, uzun yaprak, yaprak
  • blades:bıçak ağzı, kılıç, kılıç kullanmakta usta kimse, laubali tip, sulu tip, uzun yaprak, yaprak
  • blaeberry:keçiyemişi, yabanmersini
  • blah:alelâde, sıradan
  • blahblah:saçmalamak, zırvalamak
  • blahs:can sıkıntısı, hoşnutsuzluk
  • blain:çıban, şişlik
  • blamable:azarı hak eden
  • blame:ayıplama, ayıplamak, kabahat, kınama, kınamak, kusur, sorumlu tutmak, sorumluluk, suç, suçlama, suçlamak
  • blamed:ayıplamak, kınamak, sorumlu tutmak, suçlamak
  • blameless:kabahatsiz, kusursuz, masum, suçsuz
  • blamelessness:masumluk, suçsuzluk
  • blameworthy:ayıplanacak, kabahatli, sorumlu
  • blaming:suçlama
  • blanch:ağartmak, beti benzi atmak, beyazlatmak, cilalamak, haşlamak, kalaylamak, rengi atmak, rengini açmak, soldurmak
  • blanched:kalaylı
  • blanching:ağartmak, beti benzi atmak, beyazlatmak, cilalamak, haşlamak, kalaylamak, rengi atmak, rengini açmak, soldurmak
  • blancmange:hafif, kibar, tatlı, yumuşak başlı
  • bland:kibar, mülayim, yumuşak
  • blandish:dil dökmek, gönlünü almak, yağ çekmek, yaltaklanmak
  • blandishment:dil dökme, yağcılık
  • blandishments:albeni
  • blank:açık, anlamsız, boş, boş kâğıt, boş numara, boşluk, çıkarmak, görüntüsüz, hedef, hedefin ortası, ifadesiz, şaşırmış, sayıyı önlemek, silmek, tam, yazısız, yazısız kâğıt
  • blanket:battaniye, battaniye ile örtmek, battaniye ile zıplatmak, battaniyeye sarmak, engel olmak, genel, geniş kapsamlı, kapsamak, kapsamlı, örtbas etmek, örtmek, örtü, susturmak
  • blanketing:battaniyelik kumaş
  • blankets:battaniye, battaniye ile örtmek, battaniye ile zıplatmak, battaniyeye sarmak, engel olmak, kapsamak, örtbas etmek, örtmek, örtü, susturmak
  • blanking:çıkarmak, sayıyı önlemek, silmek
  • blankly:boş boş, ifadesizce, kesinlikle, şaşkın şaşkın
  • blankness:boşluk, ifadesizlik, şaşkınlık
  • blanks:boş kâğıt, boş numara, boşluk, çıkarmak, hedef, hedefin ortası, sayıyı önlemek, silmek, yazısız kâğıt
  • blare:bangır bangır çalmak, boru gibi ses, boru sesi, boru sesi çıkarmak, yüksek ses, yüksek sesle çalmak
  • blaring:bangır bangır çalmak, boru sesi çıkarmak, yüksek sesle çalmak
  • blarney:dalkavukluk, dil dökme, yağ çekmek, yağcılık, yaltaklanma, yaltaklanmak
  • blase:bıkkın, herşeyden bıkmış, hiçbir şeyden zevk almayan
  • blasé:bıkkın, herşeyden bıkmış, hiçbir şeyden zevk almayan
  • blaspheme:küfretmek
  • blaspheming:küfretmek
  • blasphemous:dine küfreden, kâfir
  • blasphemy:dine küfretme, küfür
  • blast:alem, azarlama, bangır bangır çalmak, bas bas bağırmak, beddua etmek, cümbüş, havaya uçurmak, kavurmak, köpürme, lanet etmek, öfkelenme, ötme, patlatmak, patlayıcı miktarı, rüzgâr, şiddetli rüzgâr, soğuktan kavrulma, üfleme, yıkmak
  • blasted:allah’ın belası, lanet olası
  • blastoff:havalanma, uzaya fırlama
  • blatancy:gürültücülük, yaygaracılık
  • blatant:bariz, besbelli olan, gürültücü, yaygaracı
  • blather:saçma sapan konuşmak, saçmalamak, saçmalık, zırva
  • blathering:saçma sapan konuşmak, saçmalamak
  • blatherskite:saçma sapan konuşan kimse, saçmalık
  • blaze:ağaçlara işaret koymak, alev, alev alev yanmak, ateş, atın alnındaki beyazlık, ışıltı, ışımak, köpürme, öfkelenme, parlamak, pırıltı, tutuşmak, yangın, yıldızı parlamak
  • blazer:blazer ceket, spor ceket
  • blazing:alevlenmiş, bariz, belirgin, çarpıcı, keskin, yanan
  • blazon:arma çizmek, fiyaka, gösteriş, hanedan arması, parlatmak, uygun bir dille söylemek
  • blazoning:arma çizmek, parlatmak, uygun bir dille söylemek
  • blazonry:armacılık, fiyaka, gösteriş
  • bleach:ağartıcı, ağartmak, beyazlatıcı, beyazlatmak, çamaşır suyu, rengini açmak
  • bleached:ağartmak, beyazlatmak, rengini açmak
  • bleacher:açık tribün, çamaşır suyu
  • bleak:çıplak, inci balığı, kasvetli, rüzgâr alan, rüzgârlı, soğuk, tatlısu sardalyası, umutsuz, üzgün
  • bleakness:çıplaklık, soğukluk, umutsuzluk
  • blear:donuk, sulandırmak, sulanmış, yaşartmak
  • bleary:sulanmış
  • bleat:cılız bir sesle konuşmak, meleme, melemek
  • bleating:meleme
  • bleed:akmak, boşaltmak, kan ağlamak, kan almak, kan kaybetmek, kanamak, kanını emmek, para sızdırmak
  • bleeder:havalandırma deliği, hemofili hastası, para sızdıran, şantajcı
  • bleeding:adet, allah’ın cezası, havasını alma, kanama, lanet, regl
  • bleep:bip sesi, biplemek, çağrı cihazı
  • blemish:bozmak, güzelliğini bozmak, hata, karalamak, kusur, leke, lekelemek
  • blemished:bozmak, güzelliğini bozmak, karalamak, lekelemek
  • blench:ağarmak, ağartmak, geri çekilmek, irkilmek, rengi atmak, rengi solmak, ürkmek
  • blend:harman, harmanlama, harmanlamak, karışım, karışmak, karıştırmak, kaynaşmak, uyum sağlamak
  • blende:blend, çinko sülfür
  • blended:harmanlanmış, karışık
  • blender:harmancı, karıştırıcı
  • blending:harmanlamak, karışmak, karıştırmak, kaynaşmak, uyum sağlamak
  • blennorrhea:belsoğukluğu
  • bless:kutsal saymak, kutsamak, şükretmek, takdis etmek
  • blessed:kutlu, kutsal, mübarek, mutluluk veren
  • blessedness:kutluluk, mübareklik
  • blessing:bereket, dua, hayır dua, kutsama, lütuf, nimet, şükran
  • blessings:iyi dilekler
  • blest:kusal, mübarek, neşe dolu
  • blether:saçma sapan konuşmak, saçmalamak, saçmalık, zırva
  • bletherskate:saçmalayan kimse
  • blight:afet, boşa çıkarmak, felâket, karmaşa, keşmekeş, kırmak, kötü izlenim bırakmak, küf, mantar, suya düşürmek, yıkım
  • blighted:boşa çıkarmak, kırmak, kötü izlenim bırakmak, suya düşürmek
  • blighter:gıcık herif, herif, sinir bozucu tip
  • blighting:boşa çıkarmak, kırmak, kötü izlenim bırakmak, suya düşürmek
  • blighty:ingiltere
  • blimey:vay canına!
  • blimey!:vay canına!
  • blimp:keşif balonu, sessizleme kutusu
  • blind:açmayan, alem, anlayışsız, bahane, düşüncesiz, gizli, görmeyen, göz kamaştırmak, hızlı sürmek, jaluzi, kör, kör etmek, okunaksız, pusu, saçma, saklamak, stor
  • blinder:görüşü engelleyen şey
  • blindfold:düşüncesiz, düşüncesizce, gözleri bağlı, gözleri bağlı olarak, gözlerini bağlamak, gözünü kör etmek, körü körüne, körü körüne olan
  • blindfolded:gözlerini bağlamak, gözünü kör etmek
  • blinding:göz kamaştırıcı, kör eden
  • blindly:görmeden, körü körüne
  • blindness:düşüncesizlik, gaflet, körlük
  • blindnesss:düşüncesizlik, gaflet, körlük
  • blinds:atın göz siperleri, panjur
  • blink:bakış, görmemezlikten gelmek, göz ardı etmek, göz kırpmak, göz yummak, gözünü kırpıştırma, ışıldamak, ışıltı, kırpıştırmak, kırpmak, nazar, parıltı, parlamak, titreşerek parlamak
  • blinker:atın göz siperi, flaş lâmbası, flaşör, göz, işaret lâmbası
  • blinkered:at gözlüğü takmış, göremeyen, okunaksız
  • blinkers:at gözlüğü, güneş gözlüğü
  • blinking:allah’ın cezası, göz kırpma, kırpma, lanet olası
  • blip:çarpma, görüntü, vurma
  • blip!:pat!
  • blips:çarpma, görüntü, vurma
  • bliss:keyif, mutluluk, mutluluktan uçma
  • blissful:keyifli, mutlu
  • blissfulness:mutluluk
  • blister:azarlamak, çıkışmak, kabarcık, kabarmak, kabartmak, rasat kulesi, silâh bölmesi, su toplama, su toplamak, su toplanmış kabarcık, su toplatan şey, yakı
  • blistered:kabarcıklı
  • blistering:azarlamak, çıkışmak, kabarmak, kabartmak, su toplamak
  • blithe:mutlu, neşeli, şen
  • blither:mutlu, neşeli, şen
  • blithering:allah’ın cezası, lanet olası
  • blitz:hava baskını, hava saldırısı, hava saldırısıyla yıkmak
  • blitzed:hava saldırısıyla yıkmak
  • blitzing:hava saldırısıyla yıkmak
  • blizzard:kar fırtınası, tipi
  • bloat:kabarmak, kabartmak, şişirmek, şişmek, tütsülemek
  • bloated:böbürlenen, kabarık, kabarmış, övünen, şişmiş
  • bloater:tütsülenmiş ringa balığı
  • bloating:kabarmak, kabartmak, şişirmek, şişmek, tütsülemek
  • blob:damla, leke, sıfır puan, su damlası
  • blobs:damla, leke, sıfır puan, su damlası
  • bloc:blok
  • block:apartman, blok, bloke etmek, durdurmak, engel, engellemek, iki cadde arasındaki binalar, kalıplamak, kapamak, kütle, kütük, makara, palanga, sıkışıklık, tıkamak, tutukluk
  • blockade:abluka, ablukaya almak, kuşatma, kuşatmak
  • blockaded:ablukaya almak, kuşatmak
  • blockage:tıkanıklık
  • blockbuster:çok etkili şey, uçak bombası
  • blocked:bloke edilmiş, tıkalı
  • blockhead:ahmak, mankafa
  • blockhouse:beton sığınak
  • blocking:bloke etme, engel olma
  • blocks:apartman, blok, bloke etmek, durdurmak, engel, engellemek, iki cadde arasındaki binalar, kalıplamak, kapamak, kütle, kütük, makara, palanga, sıkışıklık, tıkamak, tutukluk
  • bloke:herif, herifçioğlu
  • blond:sarı, sarışın
  • blonde:ipek dantel, sarışın, sarışın kız
  • blood:akrabalık, huy, kan, kan bağı, yapı
  • bloodcurdling:insanın kanını donduran, tüyler ürpertici
  • blooded:cins, kanlı, safkan
  • bloodhound:dedektif, tazı
  • bloodless:cansız, duygusuz, hissiz, kan dökmeden yapılan, kansız, solgun
  • bloodletting:kan alma, kan dökme, katliam
  • bloodshed:kan dökme, katliam
  • bloodshot:kanlamış, kanlı, kızarmış
  • bloodstock:safkan atlar
  • bloodstone:kantaşı
  • bloodstream:can damarı, kan akımı
  • bloodsucker:asalak, kan emici, sülük
  • bloodthirstiness:kana susamışlık
  • bloodthirsty:kana susamış
  • bloody:çok, kan dökülen, kanayan, kanlı, lanet olası, uğursuz
  • bloom:çiçek açma, çiçek açmak, çiçeklenme, çiçeklenmek, demir külçesi, dinç olmak, gençlik, güzelleşmek, hamdemir, hayatın baharı, külçe haline getirmek, serpilmek, tazelik
  • bloomer:gaf, pot
  • bloomer.:gaf, pot
  • bloomers:büzgülü kısa pantolon, jimnastik pantolonu
  • blooming:çiçek açan, çiçek açmış, çiçeklenme, çiçekli, lanet olası
  • blossom:ağaç çiçeği, çiçek, çiçek açmak, çiçeklenmek, gelişmek
  • blossoming:çiçek açmak, çiçeklenmek, gelişmek
  • blot:ayıp, kara leke, kirletmek, kurutma kâğıdı ile kurutmak, leke, lekelemek, mürekkep lekesi, mürekkep lekesi yapmak
  • blotch:ayıp, kabartı, kara leke, kızarıklık, leke, lekelemek, lekelenmek, mürekkep lekesi
  • blotched:lekelemek, lekelenmek
  • blotchy:kabarmış, kızarmış, lekeli, mürekkep lekeli
  • blotter:karakol kayıt defteri, kurutma kâğıdı
  • blotting:kirletmek, kurutma kâğıdı ile kurutmak, lekelemek, mürekkep lekesi yapmak
  • blotto:dut gibi, fitil gibi, sarhoş
  • blouse:asker ceketi, bluz, gömlek
  • blow:atmak, çalma, çalmak, çarçur etmek, çiçek açmak, çiçeklenmek, darbe, esinti, esmek, felâket, fışkırmak, hamle, kaçırmak, kaçmak, kahretmek, körüklemek, küfretmek, övünme, patlamak, rüzgâr, şanssızlık, şok, soluk soluğa kalmak, solumak, su fışkırtmak, uçurmak, üfleme, üflemek, yelpazelemek, yüksekten atma, yumruk
  • blower:havalandırma, körük, telefon, üfleyici, vantilatör
  • blowgun:hava tabancası, üfleyerek ok atılan boru
  • blowhard:palavracı
  • blowhole:balinanın hava deliği, hava deliği
  • blowing:üfleme
  • blowlamp:lehim lâmbası
  • blown:çiçeklenmiş, şişmiş, soluğu kesilmiş
  • blowout:alem, cümbüş, eğlence, hava kaçırma, kudurma, öfkelenme, patlama
  • blowpipe:kaynak şalumosu, üfleç, üfleyerek ok atılan boru
  • blows:atmak, çalma, çalmak, çarçur etmek, çiçek açmak, çiçeklenmek, darbe, esinti, esmek, felâket, fışkırmak, hamle, kaçırmak, kaçmak, kahretmek, körüklemek, küfretmek, övünme, patlamak, rüzgâr, şanssızlık, şok, soluk soluğa kalmak, solumak, su fışkırtmak, uçurmak, üfleme, üflemek, yelpazelemek, yüksekten atma, yumruk
  • blowtorch:lehim lâmbası
  • blowup:infilak, patlama, tepesi atma
  • blowy:rüzgârlı
  • blowzy:kırmızı suratlı, saçı başı dağınık
  • blubber:bağıra bağıra ağlamak, balina yağı, hüngür hüngür ağlamak, zırlamak
  • bludgeon:cop, coplamak, sopa, sopalamak, zorla yaptırmak, zorlamak
  • blue:açık saçık, canı sıkkın, çarçur etmek, çürümüş, har vurup harman savurmak, hüzünlü, keyifsiz, mavi, mavi yapmak, maviye boyamak, morali bozuk, morarmış, muhafazakâr partili, müstehcen
  • bluebell:çançiçeği, yaban sümbülü
  • blueberries:yabanmersini
  • blueberry:yabanmersini
  • bluebottle:aynasız, kurt sineği, mavi kantaron, peygamberçiçeği, polis
  • blued:çarçur etmek, har vurup harman savurmak, mavi yapmak, maviye boyamak
  • blueing:çarçur etmek, har vurup harman savurmak, mavi yapmak, maviye boyamak
  • blueish:mavimsi, mavimtırak
  • bluejacket:gemici
  • blueprint:planlamak, tasarlamak
  • blues:bunalım, caz, hüzün
  • bluestocking:aydın kadın, entellektüel kadın, okumuş kadın
  • bluestone:göztaşı
  • bluff:açık sözlü, blöf, blöf yapmak, blöfle elde etmek, candan, dik, içten, kayalık, kurusıkı, kurusıkı atmak, pervasız, sarp, sözünü esirgemeyen, uçurum
  • bluffer:blöfçü
  • bluffing:blöf yapmak, blöfle elde etmek, kurusıkı atmak
  • bluing:çarçur etmek, har vurup harman savurmak, mavi yapmak, maviye boyamak
  • bluish:mavimsi, mavimtırak
  • blunder:çam devirmek, düşünmeden söylemek, falso, gaf, gaf yapmak, pot, pot kırmak, sendelemek, tökezlemek
  • blunderer:çam deviren kimse, pot kıran kimse
  • blundering:çam deviren, gaf yapan, pot kıran
  • blunders:çam devirmek, düşünmeden söylemek, falso, gaf, gaf yapmak, pot, pot kırmak, sendelemek, tökezlemek
  • blunt:açık sözlü, anlayışsız, duygusuz, kesmek, kör, körelmiş, köreltmek, lâfını esirgemeyen, patavatsız
  • blunted:kesmek, köreltmek
  • blunting:kesmek, köreltmek
  • bluntly:açık açık, açıkça, dobra dobra
  • bluntness:açık sözlülük, kesmezlik, körelmişlik, patavatsızlık
  • blur:bulandırmak, bulanıklaştırmak, bulanıklık, bulanmak, bulaştırmak, donukluk, flu yapmak, leke, lekelemek, lekelenmek, mürekkep lekesi
  • blurb:kitap kabındaki tanıtıcı yazı, kitap kapağındaki övgü yazısı
  • blurred:bulanık, donuk, flu
  • blurring:bulaştırma
  • blurry:bulanık
  • blush:kırmızılaşmak, kızarmak, utanma, utanmak, yüz kızarması, yüzü kızarmak
  • blusher:allık
  • blushing:efendi, kızarma, terbiyeli, yüzü kızaran
  • bluster:bağıra çağıra konuşmak, boş tehdit, fırtına gibi esmek, küstahça konuşmak, tehditler savurmak, yaygara, yüksekten atma
  • blusterer:kabadayı
  • blustering:bağıra çağıra konuşmak, fırtına gibi esmek, küstahça konuşmak, tehditler savurmak
  • boa:boa yılanı, dar ve uzun yaka kürkü
  • boar:domuz, erkek domuz
  • board:binmek, borda, daire, heyet, ilan tahtası, kara tahta, komisyon, kurul, meclis, mukavva, pano, pansiyoner olarak kalmak, sofra, sörf, tahta, tahta döşemek, tahta kaplamak, yiyecek içecek, yiyecek sağlamak
  • boarder:pansiyoner, yatılı öğrenci
  • boarding:parmaklık, rampa, tahta kaplama, yiyecek içecek
  • boardroom:toplantı salonu
  • boards:sahne
  • boardwalk:deniz kıyısındaki tahta yol
  • boast:böbürlenmek, büyük konuşmak, iftihar, iftihar etmek, övünç, övünç duymak, övünç kaynağı, övünme, övünmek, palavra atmak
  • boaster:övünen kimse, palavracı
  • boastful:böbürlenen, övünen, övüngen
  • boastfulness:övüngenlik
  • boasting:övünme, palavra
  • boat:bot, filika, gemi, kayık, kayık tabak, kayıkla gezmek, sandal, tekne
  • boater:hasır şapka, kanotiye
  • boating:kayıkla gezme, kürek çekme
  • boatman:kayıkçı, sandalcı
  • boats:bot, filika, gemi, kayık, kayık tabak, kayıkla gezmek, sandal, tekne
  • boatswain:lostromo, marinel başı
  • bob:ağzıyla yakalamaya çalışmak, aşağı yukarı sallanmak, çekül, kesik kuyruk, kısa kesmek, kısa saç modeli, reverans yapmak, saç lülesi, sallamak, şilin, yarış kızağı, yarış kızağı kullanmak
  • bobbed:kısa kesilmiş
  • bobbin:bobin, makara
  • bobby:aynasız, polis
  • bobbysocks:kısa çorap, soket
  • bobbysoxer:genç kız
  • bobcat:vaşak
  • bobs:ağzıyla yakalamaya çalışmak, aşağı yukarı sallanmak, çekül, kesik kuyruk, kısa kesmek, kısa saç modeli, reverans yapmak, saç lülesi, sallamak, şilin, yarış kızağı, yarış kızağı kullanmak
  • bobsled:yarış kızağı
  • bobsleigh:yarış kızağı
  • bobtail:kısa kuyruk, kuyruğu kesik hayvan
  • bock:siyah bira
  • bode:alâmet olmak, işareti olmak
  • bodes:alâmet olmak, işareti olmak
  • bodice:elbisenin üst kısmı, korsaj, korse
  • bodied:cüsseli, vücutlu, yapılı
  • bodies:beden, birlik, büyük kısım, ceset, cisim, gövde, grup, hacim, karoser, kuruluş, kütle, vücut
  • bodiless:bedensiz, manevi, tinsel
  • bodily:bedensel, bütün olarak, tek vücut halinde
  • boding:alâmet olmak, işareti olmak
  • bodkin:biz, firkete
  • body:beden, birlik, büyük kısım, ceset, cisim, gövde, grup, hacim, karoser, kuruluş, kütle, vücut
  • bodybuilder:vücut geliştiren, vücut geliştirmeci
  • bodybuilding:vücut geliştirme, vücut geliştirme sporu
  • bodyguard:fedai, koruma, koruma görevlisi, muhafız
  • bodywork:karoser
  • boer:boer
  • boffin:bilimsel araştırmacı
  • bog:batağa saplanmak, batağa sokmak, batak, bataklığa gömülmek, bataklık, çıkmaza girmek
  • bogey:beraberlikten bir sayı fazla, gulyabani, umacı
  • bogged:batağa saplanmak, batağa sokmak, bataklığa gömülmek, çıkmaza girmek
  • boggle:becerememek, çekinmek, ürkmek, yanaşmamak, yüzüne gözüne bulaştırmak
  • boggy:batak, bataklık
  • bogie:boji, büyük iş kamyonu, gulyabani, kamyon, maden ocağı arabası, umacı
  • bogus:kalp, sahte, sahte şey, taklit
  • bogy:gulyabani, korkunç yaratık, öcü, umacı
  • bohemian:bohem, bohem hayat yaşayan, bohem hayat yaşayan kimse, bohemyalı, topluma uymadan yaşayan
  • bohemianism:bohem hayatı
  • boil:çıban, fokurdamak, fokurdatmak, galeyan, galeyana gelmek, haşlamak, haşlanmak, kaynamak, kaynatmak, kızışma, köpürmek, son radde
  • boiled:haşlanmış, kaynamış
  • boiler:haşlanan kümes hayvanı, kaynatan kimse, kazan, su ısıtıcısı
  • boilersuit:işçi tulumu
  • boiling:çok sıcak, kavurucu, kaynama, kaynayan, kızgın, köpüren
  • boisterous:fırtınalı, gürültücü, şamatacı, sert, taşkın
  • boisterousness:gürültücülük, taşkınlık
  • bold:arsız, atılgan, cesaret isteyen, cesur, cüretli, dik, göze çarpan, gözüpek, koyu renk yazılmış, küstah, utanmaz
  • boldface:koyu renk yazılmış, siyah harflerle yazılmış
  • boldfaced:arsız, koyu renk yazılmış, küstah, utanmaz, yüzsüz
  • boldly:cesurca, küstahça
  • boldness:cesaret, cesurluk, cüret, gözüpeklik, küstahlık, utanmazlık, yüzsüzlük
  • bole:ağaç gövdesi
  • bolero:bolero, cepken, ispanyol dansı, kısa ceket
  • bolide:yarış arabası
  • bolivia:bolivya
  • bolivian:bolivya, bolivyalı
  • boll:keten kozası, pamuk kozası, tohum kabuğu
  • bollard:ışıklı yol direği, iskele babası
  • bollocks:hayalar, taşaklar, yumurtalıklar
  • bolometer:ışınımölçer
  • boloney:iri salam, palavra, saçma, zırva
  • bolshevik:bolşevik
  • bolshevism:bolşevizm
  • bolster:destek, desteklemek, uzun yastık, yastık, yastıklamak
  • bolstered:desteklemek, yastıklamak
  • bolstering:desteklemek, yastıklamak
  • bolt:çekilmek, çiğnemeden yutmak, cıvata, elemek, fırlama, fırlamak, kaçınma, kaçış, kaçmak, kilit dili, kısa ok, sürgü, sürgülemek, süzmek, tıkınmak, top, tülbentten geçirmek, tüymek, yıldırım
  • bolted:çekilmek, çiğnemeden yutmak, elemek, fırlamak, kaçmak, sürgülemek, süzmek, tıkınmak, tülbentten geçirmek, tüymek
  • bolter:kontrolden çıkan at, partiden çekilen kimse
  • bolting:çekilmek, çiğnemeden yutmak, elemek, fırlamak, kaçmak, sürgülemek, süzmek, tıkınmak, tülbentten geçirmek, tüymek
  • bolus:büyük hap
  • bomb:başarısızlığa uğramak, başarısızlık, bomba, bombalamak, bombardıman etmek, fiyasko, fiyasko ile sonuçlanmak
  • bombard:bombalamak, bombardıman etmek, sıkıştırmak, topa tutmak, yağmuruna tutmak
  • bombardier:bombardımancı, topçu, topçu çavuşu
  • bombarding:bombalamak, bombardıman etmek, sıkıştırmak, topa tutmak, yağmuruna tutmak
  • bombardment:bombalama, bombardıman, topa tutma
  • bombast:gösterişli dil, süslü sözler
  • bombastic:gösterişli, süslü, tumturaklı
  • bombed:esrarın etkisinde olan, kafayı bulmuş, sarhoş, uyuşturucu almış
  • bomber:bombacı, bombardıman uçağı
  • bombing:bombalama
  • bombproof:blokhavs, bombaya dayanıklı, korugan
  • bombshell:bomba etkisi yapan şey, sürpriz
  • bonanza:bolluk, kazanç kaynağı, refah, verimli, zengin, zengin maden yatağı
  • bonbon:bonbon, şekerleme
  • bond:antrepoya koymak, bağ, bağlamak, bono, harç ile duvar örme, ilişki, örmek, pranga, senet, tahvil, tutkal, tutturmak, yapışma, yapıştırıcı, yapıştırmak, zincir
  • bondage:bağımlılık, esaret, kölelik
  • bonded:bağlı
  • bonding:antrepoya koymak, bağlamak, örmek, tutturmak, yapıştırmak
  • bondman:esir, kefil, köle
  • bondmen:esir, kefil, köle
  • bonds:tahviller
  • bondslave:esir, kefil, köle
  • bondsman:esir, kefil, köle
  • bondswoman:esir, kefil, köle
  • bondwoman:esir, kefil, köle
  • bone:anlaşmazlık konusu, kemik, kemiklerini ayıklamak, kemikten yapılmış, kılçığını ayırmak, kılçık, tartışma konusu
  • boned:kemikli, kılçıklı
  • bonehead:dangalak, kalın kafalı, mankafa
  • boneheaded:dangalak, kalın kafalı, mankafa
  • bonelazy:tembel, uyuşuk
  • bonelike:kemiksi
  • boner:gaf, pot
  • bones:iskelet, zar
  • bonesetter:çıkıkçı, kırıkçı
  • boneshaker:çok sarsan araba, külüstür araba
  • boneyard:mezarlık, otomobil mezarlığı
  • bonfire:açıkta yakılan ateş, şenlik ateşi, yaprakları yakma
  • bonhomie:hoşluk, neşelilik, tatlılık
  • bonkers:çılgın, deli
  • bonnet:başlık, başlık giydirmek, bone, kapak, kaput, kep, şapka
  • bonneted:boneli, şapkalı
  • bonnie:gürbüz, güzel, hoş, sağlıklı, sevimli
  • bonny:gürbüz, güzel, hoş, sağlıklı, sevimli
  • bonus:bonus, ikramiye, kâr payı, prim, sürpriz, teşvik primi
  • bonuses:bonus, ikramiye, kâr payı, prim, sürpriz, teşvik primi
  • bony:kemik gibi, kemikleri çıkmış, kemikli, kemiksi, kılçıklı
  • boo:ıslıklama, ıslıklamak, yuhalama, yuhalamak
  • boo!:ıslıklama, ıslıklamak, yuhalama, yuhalamak
  • boob:ahmak, aptalca hata, aptallık yapmak, dangalak
  • booboo:aptalca hata
  • boobs:göğüsler, memeler
  • booby:alık, aptal, en kötü oyuncu, göğüs, meme, sümsük kuşu
  • boodle:cemaat, para, rüşvet
  • boohoo:hüngür hüngür ağlama, hüngür hüngür ağlamak, zırlama, zırlamak
  • book:ayırmak, ayırtmak, defter, deftere işlemek, kaydetmek, kitap, libretto, liste, opera metni, rezervasyon yapmak, senaryo, tutmak, yer ayırmak
  • bookbinder:ciltçi
  • bookbinding:ciltçilik
  • bookcase:kitap dolabı, kitaplık, kütüphane
  • booked:ayırtılmış, ayrılmış, kayıtlı, rezerve edilmiş
  • bookie:müşterek bahisçi
  • booking:kaydetme, rezervasyon, yer ayırtma
  • bookish:kitaba bağlı kalmış, kitaplarla ilgili, kitapsever, okumayı seven kimse
  • bookishness:kitap düşkünlüğü, kitap merakı
  • bookjacket:kitabın dışındaki kâğıt kaplık
  • bookkeeper:defter tutan kimse, muhasebeci, sayman
  • bookkeepers:defter tutan kimse, muhasebeci, sayman
  • bookkeeping:defter tutma, muhasebecilik, saymanlık
  • booklet:broşür, kitapçık
  • bookmaker:müşterek bahisçi
  • bookman:alim, bilgin
  • bookmobile:gezici kütüphane
  • bookseller:kitapçı
  • bookselling:kitapçılık
  • bookshelf:kitap rafı, kitaplık
  • bookshelve:kitap rafı, kitaplık
  • bookshelves:kitap rafı, kitaplık
  • bookshop:kitabevi, kitapçı
  • bookstall:gazete rafı, kitap sergisi
  • bookstand:kitap altlığı, kitap rafı
  • bookstore:kitabevi, kitap evi, kitapçı, kitapçı dükkânı
  • bookworm:kitap kurdu
  • boom:ani artış, artırmak, bumba, canlanma, çıkış, çıkış yapmak, derinden gelen ses, fırlamak, gelişmek, geliştirmek, gümbürdemek, gümlemek, gürlemek, kamera kolu, patlama, patlama sesi, seren, uğuldamak, uğultu, vinç kolu
  • boom!:güm!
  • boomed:artırmak, çıkış yapmak, fırlamak, gelişmek, geliştirmek, gümbürdemek, gümlemek, gürlemek, uğuldamak
  • boomerang:aleyhe dönen durum, aleyhe dönmek, bumerang, geri tepen plân, geri tepmek
  • booming:gelişen, gürleme, gürleyen, ilerleyen
  • boon:lütuf, neşeli, nimet, rahatlık
  • boondocks:geri kalmış bölge, taşra
  • boor:ayı, hödük, kaba adam, kaba kimse, yontulmamış tip
  • boorish:ayı, hödük, hoyrat, kaba
  • boorishness:ayılık, kabalık
  • boost:artırma, artırmak, destekleme, kaldırmak, övmek, propaganda, reklamını yapma, reklâmını yapmak, voltajını yükseltmek, yardım etme, yukarıya itmek, yükseltme, yükseltmek
  • boosted:artırmak, kaldırmak, övmek, reklâmını yapmak, voltajını yükseltmek, yukarıya itmek, yükseltmek
  • booster:amplifikatör, destek, hız kazandırıcı, propagandacı, yardım, yardımcı, yükseltici
  • boosting:artırmak, kaldırmak, övmek, reklâmını yapmak, voltajını yükseltmek, yukarıya itmek, yükseltmek
  • boot:bagaj, bot, çizme, koruyucu tabaka, kovmak, otel ayakkabı boyacısı, tekme atmak, tekmelemek, tepmek
  • bootblack:ayakkabı boyacısı
  • bootee:küçük çizme
  • bootees:küçük çizme
  • booth:baraka, çardak, gişe, kabin, kulübe, satış pavyonu
  • booties:çapul, ganimet, yağma
  • bootjack:çizme çekeceği, kerata
  • bootlace:bağcık, çizme bağcığı
  • bootleg:içki kaçakçılığı yapmak
  • bootlegger:içki kaçakçısı
  • bootlegging:içki kaçakçılığı
  • bootless:beyhude, boş, faydasız, yararsız
  • bootlick:dalkavukluk etmek, yalakalık etmek
  • bootlicker:çanak yalayıcı, dalkavuk, yaltakçı
  • bootlicking:dalkavukluk etmek, yalakalık etmek
  • boots:bagaj, bot, çizme, koruyucu tabaka, kovmak, otel ayakkabı boyacısı, tekme atmak, tekmelemek, tepmek
  • bootstrap:çizme atkısı
  • booty:çapul, ganimet, yağma
  • booze:alem, alem yapmak, cümbüş, içki, içki alemi, içki içmek, kafayı çekmek
  • boozed:içkili, kafayı bulmuş, sarhoş
  • boozer:içki içen kimse, içkici, meyhane, sarhoş
  • boozing:kafayı çekme
  • boozy:ayyaş, içkici, sarhoş
  • boracic:borakslı, borik
  • borage:hodan
  • borax:boraks
  • bordeaux:bordo şarabı
  • bordel:genelev
  • bordello:genelev
  • border:benzer olmak, bitişik olmak, çerçevelemek, demeye gelmek, hudut, kenar, kenar süsü, sınır, sınır komşusu olmak, sınır koymak, tarh
  • bordered:benzer olmak, bitişik olmak, çerçevelemek, demeye gelmek, sınır komşusu olmak, sınır koymak
  • borderer:sınırda oturan kimse
  • bordering:benzer olmak, bitişik olmak, çerçevelemek, demeye gelmek, sınır komşusu olmak, sınır koymak
  • borderland:sınır, sınır bölgesi
  • borderless:sınırsız
  • borderline:sınır, sınır boyu, sınıra yakın olan, sınırdaki
  • borders:benzer olmak, bitişik olmak, çerçevelemek, demeye gelmek, hudut, kenar, kenar süsü, sınır, sınır komşusu olmak, sınır koymak, tarh
  • bore:belâ, bunaltmak, can sıkmak, çap, daraltmak, delik, delik açmak, delmek, dert, kabak tadı vermek, kafa uzatmak, kalibre, kuyu, oymak, oyuk, sıkıcı şey, sıkıcı tip, sıkıntı, sıkmak, sonda, sondaj yapmak, yüksek dalga
  • boreal:kuzey, poyraz ile ilgili
  • borealis:kuzey rüzgârı, poyraz
  • bored:bıkkın, bunalmış, sıkılmış
  • boredom:bıkkınlık, can sıkıntısı, sıkıntı
  • borer:delgi, kurt, matkap
  • boric:borakslı, borik
  • boring:can sıkıcı, delme, sıkıcı
  • born:doğmuş, doğum
  • borne:dar kafalı, doğmuş, götürülmüş, taşınmış
  • boron:bor
  • borough:ilçe, kasaba, kaza, kent
  • borrow:alıntı yapmak, almak, borç almak, ödünç almak
  • borrowed:alıntı yapmak, almak, borç almak, ödünç almak
  • borrower:borç alan kimse
  • borrowing:alıntı, borç alma, borçlanma
  • borrows:alıntı yapmak, almak, borç almak, ödünç almak
  • borscht:pancar çorbası
  • borsht:pancar çorbası
  • borstal:borstal ıslahevi
  • bosh:boş lâf, saçmalık, zırva
  • bosom:bağır, balkon, elbisenin göğüs kısmı, göğüs, koyun, kucak, merkez, orta
  • bosomy:büyük göğüslü
  • bosphorus:boğaz, boğaziçi, istanbul boğazı
  • boss:idare etmek, işveren, kabartma, kabartma yapmak, otoriter olmak, patron, patronluk yapmak, şişlik, yönetici, yönetmek
  • bosses:idare etmek, işveren, kabartma, kabartma yapmak, otoriter olmak, patron, patronluk yapmak, şişlik, yönetici, yönetmek
  • bossy:otoriter, sert, sözü geçen
  • bosun:lostromo, marinel başı
  • botanic:bitkibilimsel, botanik
  • botanical:bitkibilimsel, botanik
  • botanist:bitkibilimci, botanikçi
  • botany:bitkibilim, botanik
  • botch:becerememek, beceriksizce yapılmış iş, berbat etmek, bozmak, kaba yama, yama, yamalamak, yüzüne gözüne bulaştırmak
  • botched:becerememek, berbat etmek, bozmak, yamalamak, yüzüne gözüne bulaştırmak
  • botcher:kaba yama yapan kimse, kötü iş gören kimse
  • botchery:kötü yapılan iş
  • both:her ikisi de, ikisi de
  • bother:baş belâsı, baş belâsı olmak, can sıkmak, canını sıkmak, daraltmak, dert, dert vermek, musallat olmak, rahat vermemek, rahatsız etmek, sıkıntı, sıkmak, sinir bozmak, sinir etmek, takmak, üzülmek, zahmet
  • botheration:dert, rahatsız etme, sıkıntı
  • botheration!:hay allah!, tüh!
  • bothersome:can sıkıcı, tedirgin
  • bottle:biberon, içki, kavanozlayıp saklamak, şişe, şişelemek, şişeye doldurmak
  • bottled:bastırılmış, şişede, şişelenmiş
  • bottleneck:dar geçit, darboğaz, tıkanıklık
  • bottlenecks:dar geçit, darboğaz, tıkanıklık
  • bottles:biberon, içki, kavanozlayıp saklamak, şişe, şişelemek, şişeye doldurmak
  • bottling:kavanozlayıp saklamak, şişelemek, şişeye doldurmak
  • bottom:alt, alttaki, dayanma gücü, dip, dip koymak, dipteki, esasını araştırmak, gemi omurgası, kaynak, kıç, tekne, temel, temeline inmek
  • bottomless:altsız, anlaşılmaz, dipsiz, esrarengiz
  • bottoms:alt, dayanma gücü, dip, dip koymak, esasını araştırmak, gemi omurgası, kaynak, kıç, tekne, temel, temeline inmek
  • boudoir:kadının küçük özel odası
  • bough:ağaç dalı, dal
  • bought:almak, inanmak, kiralamak, pahasına elde etmek, rüşvetle elde etmek, satın alma gücü olmak, satın almak, yutmak
  • boulder:aşınmış kaya parçası
  • boulevard:bulvar, geniş cadde
  • bounce:canlılık, dalmak, fırlamak, girivermek, işten atma, işten cıkarmak, kovma, kovmak, martaval, övünme, palavra, sekme, sekmek, sektirmek, sepetlemek, sıçrama, sıçramak, yüksekten atma, zıplama, zıplamak, zıplatmak
  • bouncer:fedai, martaval, palavracı, zıplayan kimse veya şey
  • bouncing:güçlü, gürbüz, gürültücü, hareketli, sağlam, sağlıklı, sıçrama, sıçrayan
  • bound:avut, bağlı, engellenen, fırlama, gitmek üzere, kısıtlamak, mecbur, nedeniyle, sekip geri gelmek, sekme, sıçrama, sıçramak, sınır, sınırlamak, sınırlarını çizmek, yasak bölge, yola çıkmış, zıplama, zıplamak, zıplaya zıplaya gitmek, zorunlu
  • boundaries:hudut
  • boundary:had, hudut, limit, sınır
  • bounded:sınırlandırmış
  • bounden:yapılması gerekli
  • bounder:aşağılık kimse, sütü bozuk adam
  • bounding:kısıtlamak, sekip geri gelmek, sıçramak, sınırlamak, sınırlarını çizmek, zıplamak, zıplaya zıplaya gitmek
  • boundless:engin, sınırsız, sonsuz
  • boundlessness:enginlik
  • bounds:avut, fırlama, kısıtlamak, sekip geri gelmek, sekme, sıçrama, sıçramak, sınır, sınırlamak, sınırlarını çizmek, yasak bölge, zıplama, zıplamak, zıplaya zıplaya gitmek
  • bounteous:bol, cömert, eli açık
  • bountiful:bol, cömert, eli açık
  • bountifully:bolca, cömertçe
  • bounty:armağan, bağış, cömertlik, hediye, ikramiye, prim
  • bouquet:buket, çiçek demeti, demet, deste, iltifat, kompliman, övgü, şarap kokusu
  • bouquets:buket, çiçek demeti, demet, deste, iltifat, kompliman, övgü, şarap kokusu
  • bourbon:burbon, mısır ve çavdar viskisi, muhafazakâr partili
  • bourgeois:burjuva, dokuz puntoluk harf, kent soylu
  • bourgeoisie:burjuvazi, kent soylu sınıfı
  • bourn:amaç, çay, dere, diyar, hedef, memleket, sınır, su
  • bourne:amaç, çay, dere, diyar, hedef, memleket, sınır, su
  • bourse:borsa
  • bout:devre, kriz, müddet, müsabaka, nöbet, süre, yarışma, zaman
  • boutique:butik
  • boutiques:butik
  • bovine:ağır, durgun, sığır gibi, uyuşuk
  • bow:baş, başla selamlama, başla selamlamak, boyun eğme, boyun eğmek, çekilmek, eğilmek, eğmek, fiyonk, gökkuşağı, kavis, pruva, reverans, reverans yapmak, yay, yay ile çalmak
  • bowdlerize:ıslah etmek, sansür uygulamak, uygunsuz kısımları çıkarmak
  • bowdlerized:ıslah etmek, sansür uygulamak, uygunsuz kısımları çıkarmak
  • bowdlerizer:ıslah etmek, sansür uygulamak, uygunsuz kısımları çıkarmak
  • bowed:başla selamlamak, boyun eğmek, çekilmek, eğilmek, eğmek, reverans yapmak, yay ile çalmak
  • bowel:bağırsak
  • bowels:bağırsak, iç, iç kısım
  • bower:çardak, göz demiri, kameriye, özel oda
  • bowing:başla selamlamak, boyun eğmek, çekilmek, eğilmek, eğmek, reverans yapmak, yay ile çalmak
  • bowknot:ilmek, ilmik
  • bowl:bovling oynamak, çanak, çevirmek, dokuz kuka oyunu, kadeh, kâse, leğen, stadyum, tas, tıkırında olmak, top, yolunda gitmek, yuvarlamak, yuvarlanmak
  • bowlegged:çarpık bacaklı, eğri bacaklı
  • bowler:top atan oyuncu
  • bowline:borina halatı
  • bowling:bovling, bowling, dokuz kuka oyunu
  • bowls:bovling oynamak, çanak, çevirmek, dokuz kuka oyunu, kadeh, kâse, leğen, stadyum, tas, tıkırında olmak, top, yolunda gitmek, yuvarlamak, yuvarlanmak
  • bowman:okçu
  • bowshot:ok menzili
  • bowstring:iple boğarak öldürmek, kiriş
  • bowtie:fiyonk, papyon
  • box:at arabacısı yeri, boks yapmak, jüri bölmesi, kompartıman, kulübe, kutu, kutu veya sandık dolusu, kutulamak, kutuya koymak, loca, şamar, sandığa koymak, sandık, şimşir, televizyon, teyp veya radyo, tokat, tokatlamak, yumruk, yumruk atmak, yumruklaşmak
  • boxcalf:buzağı derisi
  • boxcar:furgon, yük vagonu
  • boxer:bokser, boksör, şort-kilot
  • boxers:bokser, boksör, şort-kilot
  • boxing:boks, kutulama, kutuya koyma
  • boxwood:şimşir kerestesi, şimşir tahtası
  • boy:delikanlı, erkek, erkek çocuk, erkek hizmetli, oğlan, oğul
  • boycott:boykot, boykot etmek, direniş
  • boyfriend:erkek arkadaş
  • boyhood:çocukluk çağı
  • boyish:çocukça, çocuksu
  • bozo:adam, herif
  • bra:sutyen
  • brace:bağ, bağlamak, canlandırmak, çift, destek, desteklemek, güçlendirmek, iki, matkap kolu, neşelendirmek, pantolon askısı, prasya, zindeleştirmek
  • braced:bağlamak, canlandırmak, desteklemek, güçlendirmek, neşelendirmek, zindeleştirmek
  • bracelet:bilezik
  • bracelets:kelepçe
  • bracer:canlandırıcı içki, destek, tonik
  • braces:pantolon askısı
  • brachycephalic:brakisefal, kısa kafalı
  • bracing:canlandırıcı, destekleme, kuvvetlendirici, temiz ve sağlıklı, zindeleştiren
  • bracken:eğreltiotu, eğreltiotu yığını
  • bracket:aynı kategoriye almak, destek, dirsek, hedefi makas içine almak, kademe, köşebent, makas, paranteze almak, raf
  • brackets:parantez
  • brackish:acı, tuzlu, tuzlumsu
  • bract:brakte, bürgü
  • brad:başsız çivi, parke çivisi
  • brae:bayır, yamaç
  • brag:atıcı, böbürlenmek, övünen kimse, övünme, övünmek, yüksekten atma, yüksekten atmak
  • braggadocio:palavra
  • braggart:atıcı, böbürlenen, böbürlenen kimse, farfara, kendini öven kimse, övünen, palavracı
  • bragging:atma, övünme, palavra
  • brahman:brahma rahibi
  • brahmin:brahma rahibi, soylu ve kültürlü kimse
  • braid:bağlamak, bant, kurdele, örgü, örmek, saç örgüsü, şerit, şeritle süslemek, tutturmak
  • braided:şeritlenmiş
  • braiding:örgü, örgü biçiminde motif, saç örgüsü
  • braille:körler alfabesi, körler için kabartma yazı
  • brain:akıl, beyin, beynini patlatmak, kafa yarmak, kafalı kimse, zekâ, zeki kimse
  • brainchild:buluş, parlak fikir
  • brained:beyinli
  • brainless:beyinsiz, kafasız
  • brainpan:kafatası
  • brains:beyin, kafa, zekâ
  • brainstorm:anı delilik, cinnet krizi, dâhiyane buluş, parlak fikir
  • brainstorming:yeni fikirler üretmek için toplanma
  • brainteaser:zeka oyunları
  • brainwash:beyin yıkamak
  • brainwashing:beyin yıkama
  • brainwave:beyin akımı, dahiyane buluş, parlak fikir
  • brainy:akıllı, zeki
  • brake:büyük eğreltiotu, çalılık, fren, fren yapmak, frenlemek, işlemek
  • brakes:frenler
  • braking:frenleme
  • braky:çalılık
  • braless:sutyensiz, üstsüz
  • brambly:dikenli
  • bran:kepek
  • branch:branş, çay, dal, dal budak salmak, dallanmak, dere, göbek, kol, kollara ayrılmak, sınıf, soy ağacındaki yer, şube, yayılmak
  • branched:dallı
  • branches:branş, çay, dal, dal budak salmak, dallanmak, dere, göbek, kol, kollara ayrılmak, sınıf, soy ağacındaki yer, şube, yayılmak
  • branchia:solungaç
  • branching:dallanma
  • brand:ayıp, buğdaypası, dağlamak, dağlanarak yapılan iz, damga, damgalamak, derin etki bırakmak, işlemek, kızgın demir, lekelemek, mantar, marka, markalamak, namus lekesi, nişan, tarz, usul
  • branded:dağlamak, damgalamak, derin etki bırakmak, işlemek, lekelemek, markalamak
  • branding:dağlama
  • brandish:sallamak, savurmak
  • brandling:kırmızı solucan, olta solucanı
  • brandnew:gıcır gıcır, yepyeni
  • brands:ayıp, buğdaypası, dağlamak, dağlanarak yapılan iz, damga, damgalamak, derin etki bırakmak, işlemek, kızgın demir, lekelemek, mantar, marka, markalamak, namus lekesi, nişan, tarz, usul
  • brandy:brendi, konyak
  • brant:en küçük yabankazı
  • brash:aceleci, atılgan, kırık kaya parçaları, küstah, saygısız, sırnaşık, yüzsüz
  • brass:cüret, küstahlık, mangır, para, pirinç, pirinçle kaplamak, pirinçten yapılmış, yüksek rütbeli subaylar
  • brassard:kolçak, pazıbent
  • brasserie:birahane, biralı lokanta
  • brassiere:sutyen
  • brassy:arsız, cırtlak, küstah, pirinç gibi, sırnaşık, yüzsüz
  • brat:çocuk, velet, yumurcak
  • bravado:cesaret gösterisi, kabadayılık, kurusıkı atma, meydan okuma
  • brave:cesaretle karşı koymak, cesur, göğüs germek, görkemli, kahraman, kızılderili savaşçı, kızılderili savaşçılar, mert, meydan okumak, şahane, yiğit, yürekli
  • bravely:cesaretle, cesurca, mertçe, yiğitçe
  • braver:cesur, görkemli, kahraman, mert, şahane, yiğit, yürekli
  • bravery:cesaret, görkem, ihtişam, kahramanlık, mertlik, yiğitlik
  • bravest:cesur, görkemli, kahraman, mert, şahane, yiğit, yürekli
  • bravo:cani, kiralık katil, suikâstçi
  • bravo!:aferin!, bravo!
  • bravos:cani, kiralık katil, suikâstçi
  • brawl:gürül gürül akmak, hırgür, kavga, kavga etmek, tartışma, tartışmak
  • brawler:kavgacı tip
  • brawling:bağırarak tartışma, huzur bozma, kavga
  • brawn:gelişmiş adale, haşlanmış yabandomuzu eti, kas, kas gücü
  • brawnier:güçlü, kaslı
  • brawny:güçlü, kaslı
  • bray:anırır gibi bağırmak, anırma, anırmak, dövmek, ezmek, kulak tırmalayıcı ses
  • braying:anırma
  • braze:pirinçle lehimlemek
  • brazen:madeni, pirinç, pirinçten yapılmış
  • brazenfaced:pişkin, utanmaz, yüzsüz
  • brazier:maltız, mangal, pirinç işçisi
  • brazil:kızılağaç
  • brazilian:brezilya, brezilya ile ilgili, brezilyalı
  • brazilwood:bakkam ağacı, kızılağaç
  • breach:bozma, bozulma, çiğneme, gedik, gedik açmak, ihlal, kırmak, uymama, yarık, yarmak
  • breached:gedikli
  • breaches:bozma, bozulma, çiğneme, gedik, gedik açmak, ihlal, kırmak, uymama, yarık, yarmak
  • bread:ekmek, geçim, mangır, pane etmek, para
  • breadbasket:ekmek sepeti, mide
  • breaded:kotletpane
  • breadfruit:ekmekağacı meyvesi
  • breadth:düşünce özgürlüğü, en, genişlik, liberallik, mesafe, saha, uzaklık
  • breadthwise:enine
  • breadwinner:geçimi sağlayan kimse, geçimini sağlayan kimse
  • break:ağarmak, ani fiyat düşüşü, ara, ara vermek, batırmak, batmak, bozdurmak, bozmak, çatlak, çiğnemek, çözmek, dalmak, firar, fırlamak, fırsat, fren, gaf, iflas etmek, ihlal etmek, kaçma, kaçmak, kesmek, kırık, kırılma, kırılmak, kırma, kırmak, koparmak, kopmak, mola, parçalanmak, patlamak, pot, solo bölüm, söylemek, teneffüs, uymamak, yakın dövüşü bırakmak, yenmek
  • breakable:bozulabilir, ehlileşir, kırılabilir, kırılır, sürülebilir
  • breakage:kırık parça, kırılma, kırma
  • breakaway:ayrılma, çekilme
  • breakdown:analiz, arıza, bozulma, çöküntü, sağlığın bozulması, tutukluk
  • breaker:dev dalga, kıran şey veya kimse, kırıcı, mancana
  • breakers:dev dalga, kıran şey veya kimse, kırıcı, mancana
  • breakfast:kahvaltı
  • breaking:bozma, kırılma, kırma, meskene tecavüz, zorla girme
  • breakneck:aşırı, tehlikeli
  • breakout:firar, hapisten kaçma, toplu kaçış
  • breaks:ağarmak, ani fiyat düşüşü, ara, ara vermek, batırmak, batmak, bozdurmak, bozmak, çatlak, çiğnemek, çözmek, dalmak, firar, fırlamak, fırsat, fren, gaf, iflas etmek, ihlal etmek, kaçma, kaçmak, kesmek, kırık, kırılma, kırılmak, kırma, kırmak, koparmak, kopmak, mola, parçalanmak, patlamak, pot, solo bölüm, söylemek, teneffüs, uymamak, yakın dövüşü bırakmak, yenmek
  • breakthrough:buluş, cepheyi yarıp geçme
  • breakup:ayrılma, bozulma, çöküş, dağılma, parçalanma
  • breakwater:dalgakıran
  • bream:bir tür balık, çapak, karina yakmak
  • breast:göğüs, göğüs germek, göğüslemek, meme, yürek
  • breastfeed:emzirmek, meme vermek
  • breastpin:kravat iğnesi
  • breastplate:zırh
  • breasts:memeler
  • breaststroke:kurbağalama yüzüş
  • breastwork:göğüs siperi
  • breath:ağızdan çıkan buhar, esinti, fısıltı, nefes, soluk
  • breathalyser:alkolmetre, alkolölçer
  • breathe:esmek, fısıldamak, ifade etmek, nefes alıp vermek, nefes almak, solumak
  • breathed:esmek, fısıldamak, ifade etmek, nefes alıp vermek, nefes almak, solumak
  • breather:ara, mola
  • breathing:bir nefeslik süre, nefes alma, soluk, soluma
  • breathless:nefes nefese, nefesi kesilmiş, nefesini tutmuş
  • breathlessly:nefes nefese
  • breathtaking:heyecanlandırıcı, nefes kesen, olağanüstü
  • bred:beslemek, çiftleşmek, çoğalmak, doğurmak, üretmek, yavrulamak, yetiştirmek
  • breech:arka, kıç, kuyruk, popo
  • breeches:pantolon
  • breed:beslemek, çiftleşmek, cins, çoğalmak, doğurmak, nesil, soy, tür, üretmek, yavrulamak, yetiştirmek
  • breeder:hayvan yetiştiricisi, üreten, üretici, üreyen hayvan
  • breeders:hayvan yetiştiricisi, üreten, üretici, üreyen hayvan
  • breeding:doğurma, görgü, görgü kuralları, terbiye, üreme, üretme, yetiştirme
  • breeds:beslemek, çiftleşmek, cins, çoğalmak, doğurmak, nesil, soy, tür, üretmek, yavrulamak, yetiştirmek
  • breeze:çocuk oyuncağı, coşarak gitmek, dalıvermek, esinti, hafif rüzgâr, kömür artığı kül, meltem, rüzgâr, tartışma
  • breezing:coşarak gitmek, dalıvermek
  • breezy:canlı, cıvıl cıvıl, esintili, neşeli, rüzgârlı, şen
  • brethren:tarikat üyeleri
  • brevet:terfi belgesi
  • breviary:katolik dua kitabı
  • brevity:kısalık, özlük
  • brew:demlemek, demlendirmek, gizli hazırlık yapmak, mayalamak, mayalı içki, patlamak üzere olmak
  • brewed:demlemek, demlendirmek, gizli hazırlık yapmak, mayalamak, patlamak üzere olmak
  • brewery:bira fabrikası
  • brewing:demlemek, demlendirmek, gizli hazırlık yapmak, mayalamak, patlamak üzere olmak
  • briar:çalı, diken, dikenli çalı, funda, süpürgeotu, yaban gülü
  • bribable:rüşvet verilebilir, satın alınabilir
  • bribe:ayartmak, para yedirmek, rüşvet, rüşvet vermek
  • bribed:rüşvet almış, rüşvetçi
  • bribery:rüşvet, rüşvet verme
  • bribetaker:rüşvetçi
  • brick:iyi dost, tuğla, tuğla ile örmek, tuğladan yapılmış
  • brickbat:tuğla parçası
  • brickbats:tuğla parçası
  • bridal:düğün, düğünle ilgili, gelin, gelinle ilgili
  • bride:gelin
  • bridecake:düğün pastası
  • bridegroom:damat, güvey
  • bridesmaid:geline eşlik eden kız, nedime
  • bridesman:sağdıç
  • bridewell:ıslahevi
  • bridge:briç, köprü, köprü kurmak, köprü yapmak
  • bridged:köprü kurmak, köprü yapmak
  • bridgehead:köprübaşı
  • bridgework:köprü
  • bridle:başkaldırmak, dizgin, dizginlemek, frenlemek, gem, gem vurmak, karşı gelmek, yular, zaptetmek
  • bridled:başkaldırmak, dizginlemek, frenlemek, gem vurmak, karşı gelmek, zaptetmek
  • brie:brie peyniri
  • brief:avukat tutma, avukat tutmak, belge, dava özeti, evrak, kısa, kısa ve öz, özet, özetlemek, özlü, talimat veya bilgi vermek
  • briefcase:çanta, evrak çantası
  • briefed:avukat tutmak, özetlemek, talimat veya bilgi vermek
  • briefer:kısa, kısa ve öz, özet, özlü
  • briefing:avukat tutma, brifing, kısa toplantı
  • briefly:kısaca
  • briefness:kısalık, özlük
  • briefs:bikini altı, don, külot
  • brier:çalı, diken, dikenli çalı, funda, süpürgeotu, yaban gülü
  • briery:fundadan yapılmış
  • brig:askeri hapishane, brik, iki direkli gemi
  • brigade:ekip, takım, tugay
  • brigadier:tuğ, tuğbay, tuğgeneral
  • brigand:çeteci, eşkıya, haydut
  • brigandage:haydutluk
  • bright:aydınlık, berrak, canlı, görkemli, ışıltılı, neşeli, parlak, şanlı, zeki
  • brighten:aklamak, aydınlanmak, aydınlatmak, canlanmak, neşelendirmek, parlatmak
  • brighter:aydınlık, berrak, canlı, görkemli, ışıltılı, neşeli, parlak, şanlı, zeki
  • brightest:aydınlık, berrak, canlı, görkemli, ışıltılı, neşeli, parlak, şanlı, zeki
  • brightly:aydınlık, canlı, ışıl ışıl, parlak
  • brightness:canlılık, görkem, ihtişam, neşe, parlaklık
  • brigth:aydınlık, berrak, canlı, görkemli, ışıltılı, neşeli, parlak, şanlı, zeki
  • brilliance:görkem, parlaklık
  • brilliancy:görkem, parlaklık
  • brilliant:berrak, görkemli, ışıl ışıl, keskin zekâlı, parlak, parlak zekâlı, pırlanta, üç puntoluk harf, zeki
  • brilliantine:alpaka türü bir kumaş, briyantin
  • brilliantly:ışıl ışıl
  • brim:ağız, ağzına kadar dolu olmak, kenar, şapka siperi
  • brimful:ağzına kadar dolu
  • brimfull:hıncahınç
  • brimmed:kenarlı, siperlikli
  • brimming:ağzına kadar dolu olmak
  • brimstone:kükürt, sarı renkli
  • brindled:benekli, çizgili
  • brine:deniz, okyanus, salamura, tuzlu su
  • bring:getirmek, ikna etmek, kazandırmak, neden olmak, razı etmek, vermek
  • bringing:getirmek, ikna etmek, kazandırmak, neden olmak, razı etmek, vermek
  • brings:getirmek, ikna etmek, kazandırmak, neden olmak, razı etmek, vermek
  • brink:ağız, eşik, kenar, kıyı
  • briny:çok tuzlu, salamuralı
  • brio:canlılık, heves
  • brioche:tatlı çörek
  • briquette:briket
  • brisk:canlandırmak, canlı, çevik, enerjik, hareketli, sert
  • brisker:canlı, çevik, enerjik, hareketli, sert
  • brisket:döş, göğüs, göğüs eti
  • brisling:çaçabalığı yavrusu, ringa yavrusu
  • bristle:diken diken olmak, dolu olmak, domuz kılı, kıl, sert kıl
  • bristled:diken diken olmak, dolu olmak
  • bristles:diken diken olmak, dolu olmak, domuz kılı, kıl, sert kıl
  • bristling:çaçabalığı yavrusu, ringa yavrusu
  • bristly:idare edilmesi güç, kıl gibi, kılımsı, kıllı, öfkeli, sinirli
  • brit:britanyalı, ingiliz
  • britain:britanya
  • britannia:britanya
  • britannic:britanya ile ilgili
  • british:britanya ile ilgili, ingiliz halkı, ingilizler
  • britisher:ingiliz
  • briton:büyük britanyalı
  • brittle:gevrek, hassas, ince, kırılgan, kıtır kıtır, kolay kırılır, nazik
  • brittleness:gevreklik
  • broach:açmak, delgi, delmek, ileri sürmek, matkap, şiş
  • broaching:açmak, delmek, ileri sürmek
  • broad:açık, aksanlı, ana, belli, enli, esas, genel, geniş, göze çarpan, hoşgörülü, kadın, karı, terbiyesiz, yaygın
  • broadaxe:balta, savaş baltası
  • broadcast:duyurmak, ekmek, radyo veya televizyonla ilgili, radyo yayını, saçmak, yayımlamak, yayın, yayın yapmak, yaymak
  • broadcasted:duyurmak, ekmek, saçmak, yayımlamak, yayın yapmak, yaymak
  • broadcaster:tohum saçma makinesi, yayımcı, yayın yapan
  • broadcasting:radyo veya televizyon, yayın
  • broadcloth:çuha, ince pamuklu
  • broaden:genişlemek, genişletmek
  • broadening:genişlemek, genişletmek
  • broadens:genişlemek, genişletmek
  • broader:açık, aksanlı, ana, belli, enli, esas, genel, geniş, göze çarpan, hoşgörülü, terbiyesiz, yaygın
  • broadly:açık olarak, belli, enli, geniş, geniş olarak
  • broadminded:açık fikirli, başkalarının düşüncelerine saygılı, geniş fikirli
  • broadmindedness:geniş fikirlilik
  • broadsheet:dosya kâğıdı
  • broadside:borda, dil uzatma, sözle saldırı
  • broadsword:pala
  • brocade:brokar, sırmalı ipek kumaş
  • brochure:broşür, kitapçık
  • brochures:broşür, kitapçık
  • brocket:iki yaşında erkek geyik
  • brogue:aksanlı konuşma, irlanda aksanı, kaba ve sağlam ayakkabı
  • broil:çok sıcak olmak, ızgara yapmak, ızgarada kızartmak, kargaşa, kavga, kavrulmak, tartışma, yanmak
  • broiled:çok sıcak olmak, ızgara yapmak, ızgarada kızartmak, kavrulmak, yanmak
  • broiler:çok sıcak gün, ızgara, ızgaralık piliç, kavgacı tip, tava
  • broiling:kavurucu
  • broke:beş parasız, cebi delik, iflas etmiş, meteliksiz, züğürt
  • broken:arızalı, bozuk, çiğnenmiş, çökmüş, ihlâl edilmiş, kesik, kırık, kırılmış, parçalanmış, yıkılmış
  • brokenhearted:kederli
  • brokenly:kesik kesik, kırık dökük, parça parça
  • broker:komisyoncu, simsar, tefeci, tellal
  • brokerage:komisyon, komisyonculuk
  • brokers:komisyoncu, simsar, tefeci, tellal
  • brolly:şemsiye
  • bromide:beylik lâf, bromit, sıkıcı kimse, sıradan ve klişe söz
  • bromine:brom
  • bronchi:bronş
  • bronchial:bronş, bronşlarla ilgili
  • bronchitis:bronşit
  • bronco:vahşi at
  • broncobuster:vahşi at terbiyecisi
  • bronze:bronz, bronz sanat eseri, bronzdan yapılmış, bronzlaştırmak, tunç
  • bronzed:bronzla kaplanmış, bronzlaşmış, güneşten yanmış
  • bronzing:bronzlaştırmak
  • brooch:broş, iğne
  • brood:aile, arpacı kumrusu gibi düşünmek, bir kuluçkada çıkan yavrular, civcivler, çoluk çocuk, damızlık, kara kara düşünmek, kuluçkaya yatmak, üzerinde dolaşmak
  • brooder:arpacı kumrusu, kara kara düşünen kimse, kuluçka makinesi
  • brooding:arpacı kumrusu gibi düşünmek, kara kara düşünmek, kuluçkaya yatmak, üzerinde dolaşmak
  • broodmare:damızlık kısrak
  • broody:düşüncelere dalan, kara kara düşünen, kuluçkaya yatmak isteyen
  • brook:çay, çekmek, dayanmak, dere, ırmak, kaldırmak, katlanmak
  • broom:katırtırnağı, süpürge
  • broomstick:süpürge sopası
  • broth:et suyu, et suyuna çorba
  • brothel:genelev
  • brother:arkadaş, birader, dost, erkek kardeş, kardeş, tarikat üyesi
  • brother!:vay be!, vay canına!
  • brotherhood:birlik, kardeşlik
  • brotherinlaw:bacanak, enişte, kayınbirader
  • brotherly:kardeşçe, kardeşe özgü
  • brougham:elektrikli eski tip otomobil, kupa arabası
  • brought:getirmek, ikna etmek, kazandırmak, neden olmak, razı etmek, vermek
  • brow:alın, kaş, kenar, yamaç
  • browbeat:gözünü korkutmak, ters bakışla korkutmak, yıldırmak
  • browbeaten:gözünü korkutmak, ters bakışla korkutmak, yıldırmak
  • brown:kahverengi, karamak, kızarmak
  • browned:karamak, kızarmak
  • brownie:çikolatalı kek, izci küçük kız, kuşüzümlü ekmek
  • browning:browning tabanca
  • brownstone:kumtaşı, varlıklı
  • browse:gözden geçirmek, otlamak, yaprak yemek
  • browsing:karıştırma, otlama
  • bruin:ayı
  • bruise:bere, berelemek, berelenmek, çürük, dövmek, ezik, hırpalamak, vurmak, yara, yaralamak, yaralanmak, zedelemek
  • bruised:bereli
  • bruiser:boksör, kaba ve güçlü adam
  • bruising:berelemek, berelenmek, dövmek, hırpalamak, vurmak, yaralamak, yaralanmak, zedelemek
  • bruit:etrafa yaymak, şayialar çıkarmak
  • brummagem:gösterişli ama değersiz, gösterişli ama değersiz şey
  • brunch:branç
  • brunette:esmer, esmer kadın
  • brunt:çarpma, darbe
  • brush:çatışma, değmek, fırça, fırça darbesi, fırçalama, fırçalamak, hafif dokunuş, kuyruk, ressam, sıyırmak, süpürmek, sürtünmek
  • brushed:değmek, fırçalamak, sıyırmak, süpürmek, sürtünmek
  • brushing:çöp, süprüntü
  • brushless:fırçasız, kuyruksuz
  • brushoff:kovma, reddetme
  • brushup:tazelemek
  • brushwood:çalı çırpı, çalılık, çerçöp, fundalık
  • brusque:düşüncesiz, kaba, nezaketsiz
  • brusqueness:kabalık, nezaketsizlik
  • brussels:brüksel
  • brutal:acımasız, gaddar, kaba, sert, şiddetli, vahşi, yabani, yontulmamış, zalim
  • brutality:gaddarlık, vahşilik
  • brutalize:gaddarca davranmak, gaddarlaştırmak, merhametsizce davranmak, vahşileştirmek
  • brute:canavar, hayvan, hayvani, vahşi, vahşi hayvan, yabani
  • brutish:hayvani, kaba, yabani
  • brutishness:vahşilik, yabanilik
  • bs:fen fakültesi mezunu
  • bubble:baloncuk, boş iş, fokurdamak, göz boyayıcı ve değersiz şey, hava kabarcığı, hayal, hayali şey, kabarcık, kabarcıklar yapmak, köpürmek
  • bubbles:baloncuk, boş iş, fokurdamak, göz boyayıcı ve değersiz şey, hava kabarcığı, hayal, hayali şey, kabarcık, kabarcıklar yapmak, köpürmek
  • bubbling:fokurdayan, kabarcıklar yapan, köpüren
  • bubbly:kabarcıklı
  • bubling:fokurdayan, kabarcıklar yapan, köpüren
  • bubo:hıyarcık, hıyarcıl
  • bubonic:hıyarcıklı
  • buccaneer:korsan, korsanlık yapmak
  • buccaneering:korsanlık yapmak
  • buck:antilop, dolar, erkek geyik, erkek kızılderili, erkeklere özel, erkeklerle ilgili, itaatsizlik etmek, itiraz etmek, karşı gelmek, papel, pokerde kâğıt dağıtma sırası, sıçramak, sıçrayan hayvan, sıçrayıp binicisini düşürmek, sorumluluk, züppe
  • buckboard:iki kişilik esnek ve uzun araba
  • bucked:keyifli, neşeli
  • bucket:bardaktan boşanırcasına yağmak, dörtnala koşturmak, kova, kovayla taşımak, tulumba pistonu
  • bucketful:kova dolusu
  • buckets:bardaktan boşanırcasına yağmak, dörtnala koşturmak, kova, kovayla taşımak, tulumba pistonu
  • buckeye:atkestanesi türü bir ağaç
  • buckle:boyun eğmek, bükmek, eğilme, eğilmek, eğmek, iliştirmek, kopça, toka, toka ile tutturmak, yenilgiyi kabul etmek
  • buckled:boyun eğmek, bükmek, eğilmek, eğmek, iliştirmek, toka ile tutturmak, yenilgiyi kabul etmek
  • buckler:kalkan
  • buckling:burulma, isli ringa balığı
  • buckram:çirişli pamuklu bez, tela, yapmacık resmi tavır, yapmacıklı resmi
  • buckshot:iri saçma
  • buckskin:güderi, güderi pantolon
  • buckthorn:akdiken, cehri, topalak
  • bucktooth:dışarıya bakan ön diş
  • buckwheat:arap darısı, karabaş, karabuğday
  • bucolic:çiftçi, çoban, çobanlama, çobanlıkla ilgili, kır hayatıyla ilgili, pastoral, pastoral şiir
  • bud:ahbap, arkadaş, aşılamak, filiz, filizlenmek, gelişmemiş şey veya kimse, gelişmeye başlamak, gonca, kafadar, sürgün, tomurcuk, tomurcuklanmak
  • buddha:buda
  • buddhism:buda dini, budizm
  • buddhist:budist, budist kimse
  • buddhistic:budist
  • buddies:ahbap, arkadaş, kafadar, kardeş
  • budding:gelişme, gelişme çağında olan, mesleğinde ilerleyen, tomurcuklanan, tomurcuklanma
  • buddy:ahbap, arkadaş, kafadar, kardeş
  • buddy!:ahbap, arkadaş, kafadar, kardeş
  • budge:hareket etmek, hareket ettirmek, kımıldamak, kımıldatmak, oynamak, oynatmak, yerinden oynatmak
  • budgerigar:muhabbetkuşu
  • budget:ayarlamak, bütçe, bütçe yapmak, mali program, stok, yığın
  • budgetary:bütçeyle ilgili
  • budgeting:ayarlamak, bütçe yapmak
  • budgets:ayarlamak, bütçe, bütçe yapmak, mali program, stok, yığın
  • budgie:muhabbetkuşu
  • buff:devetüyü rengi, hasta, meraklı, öküz derisi, öküz derisinden yapılmış, ten rengi
  • buffalo:amfibi panzer, bizon, gözdağı vermek, karasığır
  • buffer:korumak, tampon, tampon ile korumak
  • buffet:açık büfe yemek, boğuşma, boğuşmak, büfe, mücâdele etmek, sarsmak, sille, tokat, tokat atmak, yumruk, yumruklamak
  • buffeting:boğuşmak, mücâdele etmek, sarsmak, tokat atmak, yumruklamak
  • buffoon:dalgacı, maskara, muzip, palyaço, şakacı, şaklaban, soytarı
  • buffoonery:maskaralık, soytarılık
  • bufoonery:maskaralık, soytarılık
  • bug:böcek, can sıkmak, delilik, dinleme cihazı, dinleme cihazı yerleştirmek, gizli mikrofon, kızdırmak, merak, meraklı, tahtakurusu, tutku, tutkun
  • bugaboo:öcü, umacı, yersiz korku
  • bugbear:öcü, umacı, yersiz korku
  • bugger:alçak herif, bozmak, herif, kulampara, mahvetmek, öfkelendirmek, oğlancı, oğlancılık etmek, sinirlendirmek, tip
  • bugger!:allah kahretsin!, allah’ın cezası!, kahrolası!
  • buggery:kulumparalık, oğlancılık
  • bugging:can sıkmak, dinleme cihazı yerleştirmek, kızdırmak
  • buggy:akılsız, böcekli, çocuk arabası, delice, iki tekerlekli hafif araba
  • bughouse:acayip, akıl hastanesi, akılsız, delice, tımarhane
  • bugle:borazan, boru
  • buhl:kakma iş
  • build:bel bağlamak, güvenmek, inşa etmek, inşaatçılık yapmak, kümelenmek, kurmak, örmek, toplamak, toplanmak, vücut yapısı, yapı, yapmak, yaradılış
  • builder:inşaatçı, kuran, kurucu, mimar, müteahhit, yaratıcı
  • building:apartman, bina, inşa, inşa etme, inşaat, kurma, yapı
  • building.:apartman, bina, inşa, inşa etme, inşaat, kurma, yapı
  • buildings:site
  • buildup:artırma, geliştirme, propaganda, reklâm, toplanma, yığılma
  • built:inşa etmiş tarihi, yapılı
  • bulb:ampul, çiçek soğanı, lâmba, şişerek soğan biçimini almak, soğan
  • bulbous:soğan biçiminde, soğan ile ilgili, soğanlı
  • bulgar:bulgar
  • bulgaria:bulgaristan
  • bulgarian:bulgar, bulgaristan ile ilgili
  • bulge:çıkıntı, çıkıntı yapmak, esnemek, fazlalık, geçici artış, pörtlemek, şiş, şişkinlik, şişmek, tümsek
  • bulged:çıkıntı yapmak, esnemek, pörtlemek, şişmek
  • bulging:kabartı, şişkin
  • bulk:boy, büyümek, çoğunluk, cüsse, ekseriyet, eşya, hacim, kütle, önemli olmak, şişirmek, şişmek, toptan, yığın, yük
  • bulkhead:gemi bölmesi
  • bulking:büyümek, önemli olmak, şişirmek, şişmek
  • bulky:büyük, hantal, iri, kocaman
  • bull:aptalca hata, aynasız, boğa, erkek gibi, gaf, kafasının dikine giden, kocaman erkek hayvan, papanın yazdığı resmi mektup, piyasayı yükseltmek, polis, spekülasyon yapmak, spekülatör, zırva
  • bulldog:buldok, büyük çaplı tabanca, yiğit
  • bulldoze:buldozer ile temizlemek, buldozerle üzerinden geçmek, gözdağı vermek, korkutmak
  • bulldozer:buldozer, kabadayı
  • bullet:kurşun, mermi
  • bulletin:bildiri, bülten, dergi, duyuru, haber bülteni
  • bulletins:bildiri, bülten, dergi, duyuru, haber bülteni
  • bulletproof:kurşun geçirmez
  • bullets:kurşun, mermi
  • bullfight:boğa güreşi
  • bullfighter:boğa güreşçisi
  • bullfighting:boğa güreşi
  • bullfinch:çalıdan yapılmış çit, şakrakkuşu
  • bullheaded:inatçı, kendi bildiğini okuyan
  • bullied:zorbalık etmek, zorlamak, zulmetmek
  • bullion:külçe
  • bullish:boğa gibi, yükselmeye eğilimli
  • bullock:iğdiş edilmiş boğa, öküz
  • bullpen:hapishane, kodes, yedek oyuncu klubesi
  • bullring:arena, boğa güreşi alanı
  • bulls:boğa, boğa burcu, boğa takımyıldızı, öküz, öküz burcu, öküz takımyıldızı
  • bullshit:bok, boş lâf, saçma, saçmalamak, saçmalık, zırva
  • bullshit!:saçma!
  • bully:belâlı, çok iyi, harika, hücum, kabadayı, kiralık haydut, mükemmel, zorba, zorbalık etmek, zorlamak, zulmetmek
  • bully!:aferin!, bravo!
  • bullying:zorbalık etmek, zorlamak, zulmetmek
  • bullyrag:el şakası yapmak, eşek şakası yapmak
  • bulrush:hasırotu, kamış, saz, saz, hasır sazı
  • bulwark:istihkâm, kale duvarı, küpeşte, parapet, siper, sur
  • bum:anaforcu, aylak, aylak aylak dolaşmak, aylaklık etmek, berbat, beş para etmez, bozuk, dilenci, dilenmek, fahişe, göt, kaba et, kıç, otlakçı, otlakçılık etmek, popo, serseri
  • bumblebee:hezen arısı, tüylü dev arı, yabanarısı
  • bumblebeeee:hezen arısı, tüylü dev arı, yabanarısı
  • bummed:aylak aylak dolaşmak, aylaklık etmek, dilenmek, otlakçılık etmek
  • bummer:aylak, otlakçı, serseri
  • bump:bindirmek, çarpışma, çarpışmak, çarpma, çarpmak, darbe, küt, sarsıntı, toslamak, tümsek, uçağın düzensiz devinimi, yumru
  • bump!:küt!
  • bumped:bindirmek, çarpışmak, çarpmak, toslamak
  • bumper:ağzına kadar dolu kadeh, bereketli şey, mahmuz, tampon
  • bumpkin:ahmak, dangalak, hödük
  • bumptious:kendini beğenmiş, kibirli, ukalâ
  • bumpy:engebeli, inişli çıkışlı, sarsıntılı, tümsekli
  • bums:anaforcu, aylak, aylak aylak dolaşmak, aylaklık etmek, dilenci, dilenmek, fahişe, göt, kaba et, kıç, otlakçı, otlakçılık etmek, popo, serseri
  • bumsucker:dalkavuk, kıç yalayıcı
  • bun:çörek, tavşan, top, topuz
  • bunch:çete, demet, dermek, deste, deste yapmak, grup, hevenk, kırışmak, salkım, takım, toplanmak
  • bunched:dermek, deste yapmak, kırışmak, toplanmak
  • bunchy:demet halinde, kabarık
  • bunco:dolandırmak, kazıklamak
  • bundle:acele ettirmek, bohça, bohçalamak, çıkın, çok para, demet, deste, kundaklamak, sarmak, sepetlemek, tomar, yığın
  • bundling:acele ettirmek, bohçalamak, kundaklamak, sarmak, sepetlemek
  • bung:fıçı tapası, fırlatmak, savurmak, tıkaç, tıkamak, tıpa, tıpalamak
  • bungalow:bungalov, tek katlı tahta ev
  • bunghole:fıçı deliği, tıpalı delik
  • bungle:acemice iş, acemice iş yapmak, becerememek, beceriksizlik, berbat etmek, karışıklık, yüzüne gözüne bulaştırmak
  • bungled:acemice iş yapmak, becerememek, berbat etmek, yüzüne gözüne bulaştırmak
  • bungler:acemi, beceriksiz, beceriksiz kimse
  • bungling:acemice iş gören, beceriksiz
  • bunion:bunyon, iltihaplı ayak şişliği, yangılı ayak nasırı
  • bunk:asmak, kaçma, kaçmak, palavra, ranza, ranzada yatmak, saçma, sıvışma, tabanları yağlamak, tüymek, yatak, yatakta yatmak, zırva
  • bunker:sığınak, yakıt almak, yakıt bölmesi
  • bunkering:yakıt almak
  • bunkum:boş lâf, palavra, saçma, zırva
  • bunny:kız, tavşan, tavşancık
  • buns:çörek, tavşan, top, topuz
  • bunt:topa hafif vurma, tos vurma
  • bunting:bayrak bezi, bayramlarda asılan flâma, bebek tulumu, kiraz kuşu
  • buoy:desteklemek, şamandıra, şamandıra ile işaret koymak, su üzerinde tutmak, yüzdürmek
  • buoyancy:canlılık, neşe, suya batmama
  • buoyant:batmaz, kaygısız, neşeli, yüksek, yüzen
  • buoying:desteklemek, şamandıra ile işaret koymak, su üzerinde tutmak, yüzdürmek
  • bur:dikenli tohum kabuğu
  • burble:fıkırdamak, mırıldamak
  • burbling:fıkırdamak, mırıldamak
  • burbot:morina cinsinden bir balık
  • burden:ana fikir, nakarat, sırtına yüklemek, sorumluluk, tonaj, yük, yük taşıma, yüklemek, zorunluluk
  • burdened:sırtına yüklemek, yüklemek
  • burdens:ana fikir, nakarat, sırtına yüklemek, sorumluluk, tonaj, yük, yük taşıma, yüklemek, zorunluluk
  • burdensome:ağır, külfetli, sıkıcı
  • burdock:dulavratotu
  • bureau:büro, çalışma masası, çekmeceli dolap, daire, yazıhane
  • bureaucracy:bürokrasi, devlet memurları, kırtasiyecilik
  • bureaucrat:bürokrat
  • bureaucratic:bürokrasi ile ilgili, bürokratik
  • burg:bucak, kasaba
  • burgeon:filiz, filizlenmek, gelişmeye başlamak, tomurcuk, tomurcuklanmak
  • burgeoning:filizlenmek, gelişmeye başlamak, tomurcuklanmak
  • burgess:kasaba sakini, kasabalı
  • burgher:kasaba sakini, kasabalı
  • burglar:ev hırsızı, hırsız, soyguncu
  • burglarize:hırsızlık yaparak çalmak, soymak
  • burglarized:hırsızlık yaparak çalmak, soymak
  • burglary:ev soygunu, hırsızlık
  • burgle:hırsızlık yaparak çalmak, soymak
  • burgomaster:belediye başkanı
  • burial:cenaze töreni, defin, gömme, toprağa verme
  • buried:gömülü, örtülü
  • burke:bastırmak, boğmak, örtbas etmek, susturmak
  • burked:bastırmak, boğmak, örtbas etmek, susturmak
  • burlap:çuval bezi
  • burlesque:alaylı taklit, gülünç, komik, striptizli ve taşlamalı gösteri, taklit ederek alay eden, taşlama, vodvil, yerme
  • burly:güçlü kuvvetli, iri yarı, kapı gibi
  • burma:birmanya
  • burmese:birmanya dili, birmanya ile ilgili, birmanyalı
  • burn:alev almak, başını yakmak, çay, dere, fazla pişerek yanmak, ışık saçmak, kiremitte pişirme, kiremitte pişirmek, kızdırmak, öfkelendirmek, süratle gitmek, tutuşmak, yakmak, yanık, yanıp kül olmak, yanıp tutuşmak, yanma izi, yanmak
  • burned:alev almak, başını yakmak, fazla pişerek yanmak, ışık saçmak, kiremitte pişirmek, kızdırmak, öfkelendirmek, süratle gitmek, tutuşmak, yakmak, yanıp kül olmak, yanıp tutuşmak, yanmak
  • burner:brülör, gaz memesi, yakıcı
  • burning:ateşli, hararetli, ivedi, şiddetli, yakıcı, yanan
  • burnish:cilalamak, cilâlı olmak, parlatmak
  • burnished:cilalamak, cilâlı olmak, parlatmak
  • burnisher:cilacı, perdah kalemi
  • burnishing:cilalamak, cilâlı olmak, parlatmak
  • burnouse:bornoz, burnuz
  • burnout:rokette yanmanın bitmesi, yanma
  • burnt:kavrulmuş
  • burp:gazını çıkarmak, geğirmek, geğirti, geğirtmek
  • burping:geğirme
  • burr:çapak, dikenli tohum kabuğu, küçük daire testeresi, pürüz, pürüz ve çapakları gidermek, vırlama
  • burred:pürüz ve çapakları gidermek
  • burrow:barınak, in, oyuk, oyuk açmak, saklanmak, sığınak, tünel kazmak, yuva
  • burrowing:oyuk açmak, saklanmak, tünel kazmak
  • bursa:bursan, husye, kesecik, yumurtalık
  • bursar:burslu öğrenci, muhasebeci, sayman
  • bursary:burs, muhasebeci odası
  • bursitis:bursan iltihaplanması, husye iltihabı
  • burst:açılma, aniden açmak, atılmak, atış, boşanmak, çatlamak, fırlamak, fışkırmak, göz önüne serilme, had safhaya gelmek, hamle, ileri atılma, infilak, infilak etmek, ortaya çıkmak, patlak vermek, patlama, patlamak, yarılmak
  • bursting:aniden açmak, atılmak, boşanmak, çatlamak, fırlamak, fışkırmak, had safhaya gelmek, infilak etmek, ortaya çıkmak, patlak vermek, patlamak, yarılmak
  • bursts:açılma, aniden açmak, atılmak, atış, boşanmak, çatlamak, fırlamak, fışkırmak, göz önüne serilme, had safhaya gelmek, hamle, ileri atılma, infilak, infilak etmek, ortaya çıkmak, patlak vermek, patlama, patlamak, yarılmak
  • bury:cenazeyi kaldırmak, daldırmak, defnetmek, gizlemek, gömmek, örtmek, saklamak, toprağa vermek
  • burying:defnetme, gömme
  • bus:otobüs, otobüsle taşımak, otomobil veya uçak
  • busboy:garson yardımcısı, komi
  • busby:kürk başlık
  • bush:burç, çalı, çalılık arazi, çalıya benzer şey, gür saç, zıvana
  • bushed:bitkin, turşu gibi, yorgun
  • bushel:biçimini değiştirmek, kile, ölçek, tersyüz etmek
  • bushes:çalılık
  • bushleague:ikinci lig
  • bushman:çalılık arazide oturan kimse, ormancı
  • bushy:çalı kaplı, çalılı, fırça gibi, gür
  • busier:faal, işlek, meşgul, yoğun
  • busiest:faal, işlek, meşgul, yoğun
  • business:alım satım, faaliyet, firma, görev, iş, işyeri, konu, mesele, ticaret, ticarethane
  • businesse:alım satım, faaliyet, firma, görev, iş, işyeri, konu, mesele, ticaret, ticarethane
  • businesses:alım satım, faaliyet, firma, görev, iş, işyeri, konu, mesele, ticaret, ticarethane
  • businesslike:ciddi, pratik, sistemli
  • businessman:işadamı
  • businesswoman:işkadını
  • busk:korse balinası, sokak çalgıcılığı yapmak, sokakta müzik yapmak
  • busker:gezgin aktör, sokak çalgıcısı
  • buskin:bot, çizme, romalı sandaleti, trajedi
  • busman:otobüs şoförü
  • bust:alem, başarısızlık, becerememek, bozmak, bozulmak, büst, cümbüş, fiyasko, göğüs, iflas, iflas etmek, iflas ettirmek, kırmak, patlatmak, polis baskını, rütbe indirmek, sona ermek, tartışmak, tutuklamak, vurmak
  • bustard:toy kuşu
  • busted:becerememek, bozmak, bozulmak, iflas etmek, iflas ettirmek, kırmak, patlatmak, rütbe indirmek, sona ermek, tartışmak, tutuklamak, vurmak
  • buster:adam, alem, cümbüş, herif, zorla açan kimse
  • busting:becerememek, bozmak, bozulmak, iflas etmek, iflas ettirmek, kırmak, patlatmak, rütbe indirmek, sona ermek, tartışmak, tutuklamak, vurmak
  • bustle:acele, faaliyet, koşuşturma, koşuşturmak, telaş, telaş etmek
  • bustling:canlı, hareketli, telaşlı
  • busts:alem, başarısızlık, becerememek, bozmak, bozulmak, büst, cümbüş, fiyasko, göğüs, iflas, iflas etmek, iflas ettirmek, kırmak, patlatmak, polis baskını, rütbe indirmek, sona ermek, tartışmak, tutuklamak, vurmak
  • busy:faal, işlek, meşgul, yoğun
  • busybody:işgüzar kimse
  • busyness:meşguliyet
  • but:ama, ancak, başka, fakat, halbuki, hariç, hiç olmazsa, itiraz, karşı çıkma, ki, oysa, sadece, yalnızca, yani
  • butane:bütan
  • butcher:boğazlamak, cani, cerrah, doğramak, kasap, katletmek, kesmek, trenlerde şekerleme satıcısı
  • butchering:boğazlamak, doğramak, katletmek, kesmek
  • butcherly:kana susamış
  • butchery:kasaplık, katliam, mezbaha
  • butget:ayarlamak, bütçe, bütçe yapmak, mali program, stok, yığın
  • butler:baş uşak, kâhya, kilerci
  • butt:boynuzlamak, dip kısım, dipçik, hedef, izmarit, kafa atma, kafa atmak, kıç, maskara, nişan, popo, sap, tos, toslamak
  • butter:dalkavukluk, tereyağı, tereyağı sürmek, yağcılık
  • buttercup:düğünçiçeği
  • butterfingered:sakar
  • butterfingers:sakar kimse
  • butterfly:kelebek
  • buttermilk:ayran, yayık ayranı
  • butterscotch:karamela, şekerleme
  • buttery:kantin, kiler, tereyağı gibi, tereyağlı, yağcı
  • butting:sınır
  • buttock:but, kaba et, kalça hareketi
  • buttocks:kalça, kıç, popo
  • button:buton, düğme, düğmelemek, filiz, puan, sayı, tomurcuk
  • buttoned:düğmelemek
  • buttonhole:düğme dikmek, iliğe takılan çiçek, ilik, ilik açmak, yakasına yapışmak
  • buttress:ayak, destek, desteklemek, desteklik etmek, payanda, perçinleştirmek
  • buttressed:desteklemek, desteklik etmek, perçinleştirmek
  • buttressing:desteklemek, desteklik etmek, perçinleştirmek
  • butyl:bütil
  • butyric:bütirik asitle ilgili
  • buxom:balık etinde, dolgun, etli butlu
  • buy:almak, inanmak, kiralamak, pahasına elde etmek, rüşvetle elde etmek, satın alma, satın alma gücü olmak, satın almak, yutmak
  • buyer:alıcı, müşteri, satın alma görevlisi, satın almacı
  • buyers:alıcı, müşteri, satın alma görevlisi, satın almacı
  • buying:alış, satın alma
  • buyout:tamamını satın almak, tüm hisselerini ele geçirmek
  • buzz:alçaktan uçmak, çınlamak, dızlama, fısıldamak, telefon ederek çağırmak, telefon etmek, telefon konuşması, uğuldamak, vızıldamak, vızıltı
  • buzzard:şahin
  • buzzed:alçaktan uçmak, çınlamak, fısıldamak, telefon ederek çağırmak, telefon etmek, uğuldamak, vızıldamak
  • buzzer:dızlama ile çalan saat, istim düdüğü, vızıldayan alet, vızıldayan böcek
  • buzzing:uğultu
  • by:başında, bir kenara, geçecek biçimde, geçişli biçimde, göre, ile, kadar, kenarında, tarafından, vasıtasıyla, yakın, yakınında, yakınından, yanında, yanından, yolundan, yoluyla
  • bye:ast, krikette sayı
  • bygone:eski, geçmiş, geçmişte kalan, mazi
  • bylaw:iç tüzük, kararname
  • byname:ikinci isim, takma ad
  • bypass:aşma borusu, atlatma, atlatmak, baypas, bertaraf etmek, dolambaçlı yoldan gitmek, ikinci yol yapmak, kanın geçebileceği ikinci yol, kestirme yol, yan geçit
  • bypath:dolaylı yol, yan yol
  • byproduct:yan ürün
  • byre:ahır
  • byroad:ara yol, sapa yol, yan yol
  • bystander:seyirci
  • bystreet:ara yol
  • byte:bayt
  • byway:dolaşık yol, karanlık yol, sapa yol
  • byword:adı çıkmış yer veya kimse, atasözü, dile düşmüş kimse, özdeyiş
  • byzantine:bizans ile ilgili
Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.

X

Online Canlı Ders

Çağrı Hoca ile İngilizce cümle kurma canlı dersi İçin son 3 dakika 45 saniye.