İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

Bilim ve Teknoloji ile İlgili İngilizce Terimler ve Deyimler


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

Bilim ya da teknoloji dendiği zaman aklınıza sizin de sadece alt yazılı Black Mirror bölümleri geliyorsa, doğru yerdesiniz! Zira yazımızda aslında bilim ve teknolojiye dair İngilizce terim ya da deyişleri bilmediğimiz için bilgi eksikliği yaşadığımız gerçeğinden yola çıkarak sizin için bilime ve teknolojiye dair bulabileceğiniz kelime, söz, deyiş ya da terimleri derledik.

Öncelikle birkaç önemli konuya değinmekte fayda var.

Bilim ve Teknoloji Nedir?

Aslında “Bilim ve Teknoloji” dediğimizde, bu ikisi, tek tek “bilim” ya da “teknoloji” den ziyade, bir araya geldiğinde bilimle ya da teknoloji ile ilgili tüm kavramları ve de bu ikisi arasındaki ilişkiyi belirten başlı başına bir kullanımdır. “Bilim ve Teknoloji Alanındaki O Gelişmeye İnanamayacaksınız” benzeri başlıklara denk gelmiş olmanız muhtemel bu yüzden. 

Bilim, evren ve doğa ile ilgili tahminler ve açıklamalar şeklinde bilgileri organize ve inşa eden sistematik bir yapıdır. 

Teknoloji ise bilimsel araştırmalar ya da diğer tüketici talepleri gibi amaçların geliştirilmesini ya da mal ve hizmetlerin üretimi ile alakalı süreçte ihtiyaç duyulan teknik ya da metodların toplamıdır denilebilir. 

Bilim, bilimsel bir soruyu ele almak için yeni araçlara talep yaratarak veya önceden düşünülmemiş teknik olasılıkları göstererek teknolojik gelişmeyi sağlayabilir. Buna karşılık, teknoloji, yalnızca araştırma yoluyla üretilebilecek teknolojik gelişmelere ihtiyaç duyularak ve yeni bir teknolojinin dayandığı temel ilkeler hakkında sorular gündeme getirerek bilimsel araştırmayı yönlendirebilir.

İnsanlık tarihinin çoğunda, teknolojik gelişmeler şans, deneme yanılma ya da kendiliğinden ilham ile sağlanmıştır. Modern bilimsel girişim Rönesans’ta olgunlaştığında, öncelikle doğanın temel sorunlarıyla ilgileniyordu. Acil teknik uygulamaya yönelik araştırma ve geliştirme, Sanayi Devrimi ile ortaya çıkan ve 20. yüzyılda yaygınlaşan nispeten yeni bir durumdur. Her iki kavrama bir miktar daha aşina olduktan sonra biraz da neden bu konuya dair İngilizce bilgisine de ihtiyacımız var biraz da bunu konuşalım. 

Bilim ve Teknoloji Dili Olarak İngilizce 

İngilizce, bazı yazılarımızda da sık sık belirttiğimiz gibi dünyada kullanılan ortak geçerli dil yani Lingua Franca ve bu gerçek evrensel bilim diline de yansıyor. Her ne kadar bazı ülkeler bilimsel bulgularını ve araştırmalarını kendi dillerinde yayınlasalar da bu araştırmalar dünyaya açılabilmek için sonrasında mutlaka İngilizceye de çevriliyor. Peki bu süreç nasıl gelişti ve nasıl oldu da bilim dili olarak dünyada İngilizce bu denli kabul gördü? 

Ortaçağ döneminde, İslami ülkelerde bilim dili olarak Arapça kabul görmüşken, Avrupa’da bilim insanları tarafından kullanılan ortak iletişim dili Latince idi. Sonraları Almanca, Fransızca, İtalyanca ve İngilizce saygı duyulan camialarda bilim dili olarak kullanılmaya başlandı. Hatta alt disiplinlere göre bu diller de değişiyordu. Örneğin Fizik ve Kimya dili Almanca idi. Zaman geçtikçe bu hakim diller de kendi arasında değişim gösterdi ve baskınlık oranları değişti. Bunun altında yatan en önemli etkenlerden biri de elbette ülkelerin dünyadaki söz sahibi oluş şekliydi. 

Bu yüzden 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Fransızca hakimiyetini Almanca’ ya bıraktı. 2. Dünya Savaşı sonrası ise İngilizcenin Almancayı geride bırakıp doğduğu ve dünyaya hakim olduğu dönemdi. 

Daha sonraları da Amerika Birleşik Devletleri bilim ve araştırma alanında dünya lideri haline gelince İngilizcenin hükümdarlığı da devam etmiş oldu. 

Aslında 1920’lerde uluslararası bir dil ihtiyacı nedeniyle çalışmalar yapılmış ve “Esperanto” isminde bir dil yaratılmış fakat başarılı olmamıştır. Bunun sebebi ise gayet açıktır aslında; uydurma bir dil olduğu için dilin konuşanı bulunmamaktadır. 

Dolayısıyla uluslararası bilim ve teknoloji dili de İngilizce olarak kalmaya devam etmiştir. 

Artılar ve Eksiler

Elbette uluslararası bir dile sahip olmanın sayısız avantajı vardır. En önemli avantajı da şüphesiz bilim ve teknoloji alanındaki tüm gelişmelerin aynı anda tüm dünyaya yayılabiliyor olması.

Bunun dışında en büyük dezavantajlarından biri de ana dili İngilizce olmayan araştırmacıların bulgularından ve araştırmalarından mahrum kalınacak olmak. Mesela Albert Einstein’ın İzafiyet Teorisi’nin kötü bir Almanca çevirisi ile dünyaya yayıldığını düşünsenize…

Bilim ve Teknoloji İçerikleri İngilizceye Nasıl Çevirilir

Çevirilerdeki en büyük problem netlik ve açıklık sorunu oluyor. Tabii eğer güvenilir çeviri büroları ile çalışıyorsanız bu çok büyük bir sorun olmuyor fakat çoğu araştırmacı kendi makale ve araştırmalarını kendileri İngilizce olarak yazmaya çalışıyor. Bu durumda da makalelerin içerikleri konusunda problem olabiliyor. Çünkü İngilizceyi ülkelerinde ikinci yabancı dil olarak konuşan araştırmacılar bile yazılarında net olarak anlatmak istediklerini ifade edemeyebilirler. 

Örneğin Türkçeyi çok net konuşuyor olsanız bile, makale ve bilimsel araştırma dili çok farklıdır ve bu tür yazılar yazarken fikirlerinizi açık ifade etmeniz gerekir. 

Dolayısıyla güvenilir çeviri büroları ya da çevirenlere çalışmak belki de en güvenilir olmakta. Tabii güvenilir kelimesini üstüne bastırarak söylüyoruz çünkü araştırmanızın kötü bir çeviri yüzünden yanlış anlaşılması ya da hakkettiği değeri görmemesi riskleri göze alınamayabilir. 

Sonuç olarak, bilim ve teknoloji alanında kullanılan ortak dilin İngilizce olduğundan, bunun sebeplerinden ve öneminden bahsettikten sonra, bilim ve teknoloji konularıyla ilgili sık karşılaşabileceğiniz terim, kelime ve deyişlerle sizi baş başa bırakıyoruz. Hem de Türkçe anlamları ile birlikte! 

Bilim ve Teknoloji İle İlgili İngilizce Deyimler

  • All-singing, all-dancing

Bir şeyin en yeni ve son versiyonundan söz ediliyorsa, o şey için “all-singing” ya da “all dancing” denir. 

  • Bells and whistles

Bilgisayar programlarındaki gibi bazı efsane ama olmasa da olur özellikleri ifade ederken kullanılır “Bells and whistles”. 

  • Blow a fuse

“blow a fuse” terimi kontrol edilemeyecek kadar sinirli olan kişilerden bahsederken kullanılır. 

  • Cog in the machine

Büyük bir şirket ya da organizasyonda önemsiz bir iş yapan kişi “cog in the machine” dir. 

  • Cutting edge

Bir alandaki gelişmeler söz konusu olduğu zaman sürecin sonunda olduğunu ifade etmek için kullanılır.

  • Don’t push my buttons!

“Sinirlerimi zıplatma!” anlamında kullanılabilen bir söz öbeği.

  • Driven by a motor

Bu tabir, hiperaktivite ve dikkat bozukluğu olan insanların hareketlerinden bahsederken kullanılır.

  • Fire on all cylinders

Bir iş olabilecek en iyi şekilde gidiyorsa, o iş için “fire on all cylinders” denir. 

  • Garbage in, garbage out

Eğer bir bilgisayar sistemi ya da veritabanı kötü bir şekilde kurulduysa, sonuçları da kötü olur.

  • Get your wires crossed

Eğer insanlar bu tabiri kullanıyorsa, bu birbirlerini yanlış anladıkları anlamına gelir; özellikle de anlaşma, sözleşme vs. yaparken. (Yine aynı anlama gelen ‘Get your lines crossed’ tabiri de by bağlamda kullanılır.)

  • Hear something on the jungle telegraph

Bu deyiş de, bir kimsenin konuşmalarından dedikodu ya da kayıt dışı bir şeyler duymuş olmayı ifade ediyor. Daha çok British İngilizcesinde kullanılıyor. 

  • Hit the airwaves

Biri reklam ya da tanıtım amaçlı ya da hikayesini anlatmak üzere televizyona çıktıysa, bu kişi için “hit the airwaves” deniyor. 

  • Hold the wire

Telefonda konuşurken birine “kapatma, hatta kal, bekle” demek için kullanılır. 

  • Leading edge

Bir aracın son teknoloji olduğunu ifade etmek için kullanılan bir tabirdir.

  • Light years ahead

Bir kişi ya da kurumdan başarı ya da gelişme anlamında çok ilerde olan kişi ya da kurumlar için kullanılır.

  • On the same wavelength

Aynı fikir ya da düşünceleri paylaşan insanlar için “on the same wavelength” denir.

  • Press the right buttons

Birinin tam da olması gerektiği şekilde tepki vermesine ya da istediğiniz cevabı vermesine yol açacak bir şey söylemiş ya da yapmışsanız, sizin yaptığınız eyleme “pressing the right buttons” deniyor. 

  • Push the panic button

Oldukça korkutucu ya da heyecan yaratıcı bir şeye yol açan kişinin yaptığı bu eylem için kullanılan tabir. 

  • Right on the button

Bir konu ya da iş üzerindeyseniz ve sizin için “you are right on the button” dendiyse, tam da doğru noktaya değinmiş oluyorsunuz. 

  • Rocket science

Anlaması çok da zor olmayan bir şeyi ifade ederken kullanılır ve genelde negatif haliyle karşımıza çıkar. “why can’t you understand, it is not rocket science! “gibi. 

  • Silver surfer

Internet kullanan yaşlı insanlar için “silver surfer” denilir. 

  • Sputnik moment

“Sputnik moment” yani Sputnik anı, insanların rekabet halinde oldukları bir ortamda aslında geri kaldıklarını ve çabalarını arttırmalaı gerektiğini fark ettikleri andır. 

Deyiş, Sovyet Rusya’nın Sputnik 1’i, uzaya fırlatılan ilk uyduyu göndererek ABD’yi uzay yarışında yenmesinden gelir. 

  • Well-oiled machine

Tüm fonksiyon ve yönleriyle tam olarak çalışan ve işe yarayan şeye “well-oiled machine” denir. 

  • Acid test 

Bir şeyin değeri ya da başarısını ölçmeye yarayan test. 

  • As bright as a button 

Çok zeki.

 

  • In tune with 

Bir kişi ya da bir şeyle olan uyum. 

 

  • On the ball 

Alarm

 

  • On the same wavelength 

Bir kişi ile aynı fikir ya da görüşte olmak anlamına gelir.

  • To button your lip – 

Sessiz kalmak.

 

  • To have something down to a science 

Rutinler ve tekrarlarla bir şeyi mükemmel hale getirmek. 

 

  • To know what makes someone tick 

Bir kimseyi motive edecek şeyi biliyor olmak.

 

  • To pull the plug 

Bir şeyin olmasını ya da devam etmesini önlemek.

 

  • To reinvent the wheel 

Zaten var olan bir şeyi ortaya çıkarmak için boşa vakit ve çaba harcamak. Tam anlam olarak “Tekerleği yeniden icat etmek” anlamına gelir. 

 

  • To run out of steam 

İstek ve heves kaybetmek.

Bilim ve Teknoloji İle İlgili İngilizce Terimler

Şimdi de Bilim ve Teknoloji ile ilgili terim ve kelimelere ve bunların Türkçe anlamlarına göz atalım! 

  • Bernoulli’s principle: Sabit bir şekilde akan bir sıvı için, hızı yüksek olduğunda basıncının düşük ve hızı düşük olduğunda basıncının yüksek olduğunu belirten bir yasa
  • Biogeochemical cycle: Biyosfer içindeki maddenin döngüsü. (Örneğin; su döngüsü).
  • Biome: Karakteristik hayvan ve bitki popülasyonlarını (ör. Boreal ormanı) destekleyen karakteristik bir coğrafi ve iklim modeline sahip bir alan. 
  • Biosphere: Gezegenin yaşamı ve içindeki canlı organizmaları destekleyen kısmı.
  • Buoyant force: Sıvılara batmış nesneler üzerindeki yukarı doğru kuvvet. Bazı nesneler için, yerçekimi kuvvetinin tamamen üstesinden gelmek ve nesnenin yüzmesine neden olmak yeterli olabilir.
  • Cam and cam follower: Döner (dairesel) hareketi doğrusal harekete (düz bir çizgide hareket) dönüştüren bir mekanizma.
  • Capacity: Bir kabın alabileceği en büyük miktar. Kapasite genellikle litre veya mililitre olarak ölçülür.
  • Chemical change: Yeni özelliklere sahip yeni maddelerin oluştuğu bir süreç.
  • Classification (or biological) key: Bilim adamları tarafından bilinmeyen bir bitki veya hayvanın tanımlanmasında yardımcı olarak kullanılan alternatiflerin bir listesi (örneğin, omurga veya omurga yok). (Başka sınıflandırma anahtarları da vardır, ancak bu en yaygın olanıdır.)
  • Community: Bir habitatta bulunan birbirine bağlı bitki ve hayvan türlerinin bir grubu.
  • Concept map: Kavramlar arasındaki çeşitli ilişkileri gösteren bir diyagram. Kavram haritası ayrıca olaylara, nesnelere, yasalara, temalara, sınıf etkinliklerine veya kavramlarla ilgili diğer öğelere referanslar içerebilir.
  • Concrete materials: Kullanılabilecek nesneler ve malzemeler. Öğrenciler bunları araştırmalarında kullanırlar.
  • Conductivity: Bir maddenin elektrik veya ısı iletme yeteneği. 
  • Conductor: Elektrik veya ısı iletebilen bir madde.
  • Conservation of energy: Enerjinin ne yaratılabileceği ne de yok edilebileceği prensibi, ancak sadece bir formdan diğerine değiştirilebilir.
  • Cumulonimbus cloud: İzole bulutlar veya ayrı üst bölümleri olan bulutların bir çizgisi veya duvarı olarak ortaya çıkan, son derece yoğun ve dikey olarak gelişmiş ana bulut tipi.
  • Data: Bilgi veya veri. 
  • Database: Genellikle bir bilgisayar tarafından oluşturulan organize veya sıralanmış bir bilgi veya bilgi listesi, veritabanı. 
  • Decomposer: Ölü organik maddeleri parçalayan bir organizma.
  • Density: Bir maddenin birim hacmi başına kütle (yoğunluk = kütle ÷ hacmi).
  • Diffusion: Moleküllerin daha yüksek molekül konsantrasyonu alanından moleküllerin daha düşük konsantrasyon alanına net hareketi.
  • Displacement: Sıvının içine konan bir cisim tarafından yer değiştiren sıvı miktarı.
  • Dissolve: Bir çözelti oluşturmak için bir çözücüyü bir başka çözücü ile tamamen karıştırmak.
  • Ecological niche: Bir tür ile yaşam alanı içinde yaşayan tüm ve cansız şeyler arasındaki ilişkilerin örüntüsü.
  • Ecology: Biyosferde meydana gelen tüm etkileşimlerin incelenmesi.
  • Ecosystem: Abiyotik ortamlarıyla birlikte, enerjinin ve malzemelerin aktarıldığı kendi kendini düzenleyen bir sistem oluşturan bir grup canlı organizma.
  • Efficiency: Bir makine veya sistem tarafından sağlanan faydalı iş veya enerjinin, makine veya sisteme sağlanan gerçek iş veya enerji ile karşılaştırılması. Verimlilik genellikle yüzde olarak ifade edilir.
  • Effort: Bir eylem üretmek için bir makineye verilen kuvvet.
  • Expectations: Öğrencilerin sınıf çalışmalarında, sınavlarda ve başarılarının değerlendirildiği diğer çeşitli etkinliklerde geliştirmeleri ve göstermeleri beklenen bilgi ve beceriler. Yeni Bilim ve Teknoloji müfredatı, 1. sınıftan 8. sınıfa kadar her sınıf için beklentileri belirler.
  • Fair test: Sonuçların doğruluğunu ve güvenilirliğini sağlamak için sıkı kontrol altında yürütülen araştırmalar. Adil bir testte, incelenen değişken dışındaki tüm değişkenler kontrol edilir.
  • Food chain: Bir ekosistemdeki organizmalar arasındaki beslenme ilişkilerinin sırası.
  • Food web: Bir ekosistemde, az sayıda organizmanın kendilerini tek bir gıda kaynağına hapsettiği için gelişen bir ilişki ağı.
  • Fossil fuel: Son derece uzun bir süre boyunca toprağa gömülen bitki ve hayvanların kısmen ayrışmış kalıntılarından oluşan bir yakıt (örneğin kömür, petrol, doğal gaz).
  • Frequency: Belirli bir zaman diliminde periyodik bir miktarda (örn. Titreşen bir nesne) tamamlanan döngü sayısı. Frekans genellikle saniyedeki devir olarak ifade edilir.
  • Fulcrum: Bir kolun dönme noktası. Dayanağa pivot da denir.
  • Gear: Ağız çevresinde dişleri olan dönen bir tekerlek benzeri nesne. Bir dişli, eşleşen dişlere sahip başka bir dişliye kuvvet iletmek için kullanılır.
  • Geothermal energy: Dünyanın sıcaklığından türetilen bir enerji kaynağı.
  • Habitat: Bir türün yaşadığı alan.
  • Hydraulic power: Bir sıvının, genellikle yağın basıncından gelen güç. Sıvı, hortumlardan kuvvetin gerekli olduğu bölgeye zorlanır.
  • Hydraulics: Sıvılarda basıncı inceleyen bilim dalı. 
  • Input: Sisteme konulan her şey. Girdi kaynakları insanları, malzemeleri ve enerjiyi içerir.
  • Insulation: Isı veya elektriği çok iyi iletmeyen malzeme.
  • Lift: İleri hareket eden bir cisim üzerinde, nesnenin üstündeki hava akışı altındaki hava akışından daha hızlı olduğunda ortaya çıkan yukarı doğru kuvvet.
  • Linkage: Hareketi iletmek için kullanılan bir kaldıraç sistemi.
  • Load: Bir makine tarafından hareket ettirilen bir nesnenin ağırlığı veya bir makinenin üstesinden gelmesi gereken harekete direnç.
  • Mass: Bir cisimdeki madde miktarı. Kütle genellikle gram veya kilogram olarak ölçülür.
  • Mass concentration: Belirli bir çözelti hacminde çözünmüş çözünen madde kütlesi. Mililitre başına gram veya litre başına gram olarak ifade edilebilir.
  • Mechanical advantage: Bir makine veya sistem tarafından üretilen kuvvetin (bazen yük olarak da adlandırılır) makine veya sisteme uygulanan kuvvete oranı (bazen çaba kuvveti olarak da adlandırılır).
  • Mechanical mixture: Kolayca ayrılabilen iki veya daha kolay tanımlanabilir parçadan oluşan bir karışım, örneğin kum ve demir talaşları karışımı.
  • Media Works: Broşürler, posterler, dergiler, gazeteler, belgesel filmler, videolar, reklamlar, çizgi filmler, reklamlar, haber raporları, doğa programları ve seyahat programları gibi yazılı veya sözlü kelimeler, ses ve / veya resimler içeren iletişim şekilleri. Ses öğeleri konuşma, müzik, arka plan sesleri, ses efektleri, ses seviyesi, sessizlik, anlatım, tempo ve ses dizisini içerir. Kompozisyon elemanları form (yapı), tema, ortam, atmosfer ve bakış açısını içerir. Görsel öğeler aydınlatma, renk, görüntüler, yazıların boyutu ve türü, görüntülerin boyutu, görüntü dizisi, semboller, grafikler, kamera açıları, logolar, sunum hızı, tasarım şekli, krediler, sponsorluk detayları, animasyon ve canlı aksiyon.
  • Multi-media: Yazılı metin, ses, grafik ve video gibi çeşitli farklı ortamlar.
  • Non-renewable energy sources: Sınırlı olan ve tüketildikten sonra değiştirilemeyen enerji kaynakları (örneğin, kömür, petrol, doğal gaz).
  • Nucleus: Canlı bir hücrenin kontrol organelidir. 
  • Organelle: Belirli bir işlevi olan bir hücre içindeki yapı.
  • Osmosis: Bir çözücünün, genellikle suyun seçici olarak geçirgen bir zardan difüzyonu.
  • Output: Bir sistemden elde edilen gerçek sonuç (örneğin, bir elektrik sistemindeki ışık düğmesine basıldığında yanan ışık).
  • Pascal’s law or principle: İçerilen bir sıvıya uygulanan basıncın, sıvı boyunca tüm yönlerden zayıf bir şekilde ve kabın duvarlarına dik olarak iletildiğini belirten bir yasa.
  • Physical change: Maddenin türünü değiştirmeyen özelliklerin değiştirilmesi.
  • Pitch: Dalganın frekansıyla belirlenen bir ses kalitesi. Ses perdesi terimi genellikle ses dalgalarına referansla titreşim frekansı terimi ile değiştirilir (örneğin müzik aletlerinde).
  • Pneumatics: Gazlarda basınç çalışması.
  • Population: Bir türün tüm üyeleri belirli bir bölgede belirli bir zamanda bulunması. 
  • Pressure: Birim alana dik olarak etkiyen kuvvet (basınç = kuvvet alanı).
  • Producer: Kendi yemeğini üreten bir organizma. Bir ekosistemde, üretici fotosentez yapabilen bir organizmadır.
  • Qualitative data: Hiçbir ölçüm yapılmayan gözlemlerde toplanan bilgiler.
  • Qualitative property: Tanımlanabilen ancak ölçülemeyen bir maddenin özelliği
  • Quantitative data: Sayılar ve / veya ölçü birimlerinden oluşan veriler. Nicel veriler, ölçüm ve matematiksel hesaplamalar yoluyla elde edilir.
  • Quantitative property: Ölçülebilen bir maddenin özelliği.
  • Renewable energy sources: Değiştirilebilen doğal enerji kaynakları. Örneğin, ağaçlar kereste için kesildiğinde, yerine yeni ağaçlar dikilebilir.
  • Saturated solution: Belirli bir sıcaklıkta artık çözünen maddenin çözünemediği bir çözelti.
  • Scatter plot: Bir koordinat ızgarasına çizilen noktalar aracılığıyla iki değişken arasındaki ilişkiyi göstermeye çalışan grafik. Dağılım diyagramı olarak da adlandırılır. 
  • Scientific notation: 1 ile 10 arasında bir sayının ve 10 gücünün bir ürünü olarak bir sayının yazılması (örneğin, bilimsel gösterimde 58 000 000 yazılır 5.8 x 107).
  • Shear: Bir cisme aynı çizgi veya düzlem boyunca zıt yönlerde etki eden iki kuvvet (ör., Bir çift makasın iki bıçağının hareketi).
  • SI: Santimetre ve kilogram gibi terimler de dahil olmak üzere uluslararası ölçüm birimleri sistemi. (Fransız Système uluslararası d’unités’den).
  • Solubility: Çözünebilme özelliği. Daha spesifik olarak, belirli bir sıcaklıkta doymuş bir çözelti oluşturmak için belirli bir miktarda çözücü içinde çözünebilen bir çözünen maddenin kütlesini belirtir.
  • Solute: Bir çözelti oluşturmak için bir çözücü içinde çözülen madde.
  • Solvent: Bir çözelti oluşturmak için bir çözüneni çözen madde.
  • Stress: Bir malzemenin veya nesnenin içinde, dışarıdan etki eden diğer kuvvetler tarafından yaratılan kuvvetler.
  • Structure: Destekleyici bir çerçeve (örneğin, bir yükü sürdürmek için inşa edilmiş bir köprü veya bina).
  • Strut: Fonksiyonu basınç kuvvetlerine dayanmak olan bir yapının bir parçası. Bir dikmenin “sıkıştırma altında” olduğu da söylenebilir.
  • Succession: Bir bölgedeki bitki örtüsünün gelişimi sırasında bir topluluğun yavaş, düzenli, aşamalı olarak değiştirilmesi.
  • Survey: Genellikle insanlara sorular sorarak veya onlarla mülakat yaparak derlenen bir bilgi örneği.
  • Sustainable development: Gelecek nesillerin ihtiyaçlarını karşılama yeteneğinden ödün vermeden mevcut neslin ihtiyaçlarını karşılayan gelişme. 
  • Table: Kolay referans için düzenlenmiş gerçeklerin düzenli bir düzenlemesi (örneğin, dikey veya yatay sütunlarda sayısal değerlerin düzenlenmesi).
  • Tally chart: Verileri saymak ve frekansları kaydetmek için çetele işaretlerini kullanan bir grafik.
  • Tension: Bir nesneyi uzatan bir kuvvet.
  • Thrust: Her eylem için eşit ve zıt bir reaksiyon olduğu ilkesine dayanan itme gücü.
  • Tie: Gerilim altındaki bir yapının bir parçası.
  • Torque: Bir kuvvetin ürünü ve bir dönme eksenine dik mesafe.
  • Torsion: Bir nesnenin ekseni boyunca bükülmesine neden olan bir kuvvet.
  • Triangulation: Üçgenin güçlü, katı bir şekil olarak kullanılmasını içeren bir yapıyı güçlendirmenin bir yolu.
  • Truss: Bir dizi üçgen çerçeveden oluşan yapısal bir eleman.
  • Variable: Soruşturmanın sonuçlarını etkileyen bir faktör. Değişkenler, bir araştırma veya deney sırasında değişebilecek şeylerdir (örneğin, bir bitki tarafından alınan güneş ışığı miktarı).
  • Volume: Bir nesnenin kapladığı alan miktarı. Hacim, santimetre küp gibi metreküp cinsinden ölçülür.
  • Wavelength: Uzaydan geçerken bir ışık dalgasının tepeleri arasındaki mesafe.
  • Weight: Bir cismin yer çekiminin çekilmesi. Kütlenin aksine ağırlık yere göre değişir.

Bu yazılar da ilginizi çekebilir:

İngilizce Bankacılık ve Finans terimleri

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.