İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

G ile Başlayan İngilizce Kelimeler ve Anlamları


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

G ile başlayan İngilizce kelimeler ve anlamlarını aşağıda sıraladık. 1000 adet en çok kullanılan g harfi ile başlayan İngilizce kelime listesi;

  • g:bin, bin dolar, sol
  • i.:amerikan askeri, amerikan ordusuna uygun, askerlik hizmeti
  • gab:boş konuşmak, boş lâf, çene, çene yapmak, çok konuşmak, gevezelik, konuşkanlık, saçmalamak, saçmalık, zırvalamak
  • gabardine:gabardin
  • gabbing:boş konuşmak, çene yapmak, çok konuşmak, saçmalamak, zırvalamak
  • gabble:anlamsız sesler çıkarmak, anlaşılmaz konuşma, gevezelik, gevezelik etmek, lâklâk
  • gabbler:boşboğaz, geveze
  • gabbling:anlamsız sesler çıkarmak, gevezelik etmek
  • gabby:boşboğaz, çenebaz, geveze, konuşkan
  • gabelle:vergi
  • gaberdine:gabardin
  • gabfest:çene çalma, sohbet, yarenlik
  • gable:çatı katındaki eğik duvar, üçgen çatı
  • gabled:üçgen biçiminde
  • gad:eğlence peşinde koşmak, serserilik yapmak, sürtmek
  • gad!:yemin ederim!
  • gadabout:başıboş tip, gezenti, hovarda, serseri
  • gadfly:atsineği, ısrarcı kimse, yapışkan tip
  • gadged:değersiz şeyler, hile, ıvır zıvır, küçük alet, marifetli küçük araç, püf noktası, üçkâğıt, zımbırtı
  • gadget:değersiz şeyler, hile, ıvır zıvır, küçük alet, marifetli küçük araç, püf noktası, üçkâğıt, zımbırtı
  • gadgetry:alet edevat, ıvır zıvır, küçük araç gereç yapma
  • gadgets:değersiz şeyler, hile, ıvır zıvır, küçük alet, marifetli küçük araç, püf noktası, üçkâğıt, zımbırtı
  • gadgety:alet, düzenbaz, hilekâr, ıvır zıvır, kurt
  • gael:irlandalı, iskoçyalı, kelt
  • gaelic:irlandalı, iskoçyalı, kelt, keltçe
  • gaff:azap, gaf, hile, işkence, kusur, palavra, pot, ucuz gösteri tiyatrosu, zıpkın, zorluk
  • gaffe:çam devirme, gaf, hata, pot kırma
  • gaffer:moruk, müdür, şef, yaşlı adam
  • gag:ağız tıkacı, ağzını tıkamak, ameliyatta ağıza takılan alet, eğlence, espri yapmak, güldürücü şey, komik söz, komiklik yapmak, kusacak gibi olmak, kusturmak, öğürmek, susturmak, tıkaç
  • gaga:aptal, bunak, deli, moruk
  • gage:ayar, caneriği, kalibre, kalibresini ölçmek, mermi çapı, ölçmek, ölçü, rehin, rehin vermek, tartmak, teminât
  • gagging:ağzını tıkamak, espri yapmak, komiklik yapmak, kusacak gibi olmak, kusturmak, öğürmek, susturmak
  • gaggle:gürültücü topluluk, kalabalık, kaz sesi çıkarmak, kaz sürüsü
  • gagman:espri yazarı, esprili tip
  • gags:ağız tıkacı, ağzını tıkamak, ameliyatta ağıza takılan alet, eğlence, espri yapmak, güldürücü şey, komik söz, komiklik yapmak, kusacak gibi olmak, kusturmak, öğürmek, susturmak, tıkaç
  • gaiety:eğlence, gösteriş, göz alıcılık, neşe, şenlik, sevinç
  • gaily:aldırışsız, canlı bir şekilde, gamsız, kaygısız, neşe ile, neşeyle, şen şakrak
  • gain:almak, artırmak, artma, çoğalmak, elde etmek, ileri gitmek, ilerleme, ilerlemek, kâr, kâr etmek, kazanç, kazanmak, ulaşmak, yarar, yükselme, yükselmek
  • gained:almak, artırmak, çoğalmak, elde etmek, ileri gitmek, ilerlemek, kâr etmek, kazanmak, ulaşmak, yükselmek
  • gainer:kazanan, kazançlı çıkan kimse, saltolu dalış
  • gainful:kârlı, kazançlı, maaşlı, ücretli
  • gaining:kazanma
  • gainings:gelir, getiri, kâr, kazanç
  • gainless:boşuna, kârsız, kazançsız, yararsız
  • gains:almak, artırmak, artma, çoğalmak, elde etmek, ileri gitmek, ilerleme, ilerlemek, kâr, kâr etmek, kazanç, kazanmak, ulaşmak, yarar, yükselme, yükselmek
  • gainsaid:inkâr etmek, itiraz etmek, kabul etmemek, reddetmek
  • gainsay:inkâr etmek, itiraz etmek, kabul etmemek, reddetmek
  • gainst:aleyhinde, aykırı, karşı
  • gait:koşma tarzı, yürüme biçimi, yürüyüş
  • gaiter:tozluk
  • gal:gal, kız
  • gala:bayram, gala, kutlama, şenlik, şenlik ile ilgili
  • galactic:galaksi ile ilgili, galaktik, samanyolu ile ilgili, süt
  • galantine:galantin, haşlanmış kemiksiz et, söğüş
  • galaxy:galaksi, gökada, samanyolu, seçkin topluluk, yıldızlar geçidi
  • gale:bora, fırtına, mersin ağacı, reçineli bataklık ağacı, şiddetli rüzgâr
  • galea:miğfer
  • galena:galen, kükürtlü kurşun
  • galenic:bitkisel, bitkisel ilaç
  • galician:galicialı kimse, galicia’ya ait
  • galilean:galileli, galileli kimse, galile’ye ait, gökbilgin galile’nin icat ettiği, hazreti isa, hristiyan
  • galilee:kilise avlusu, kilise giriş salonu
  • galimatias:boş lâf, karmakarışık söz, saçmalık
  • galipot:çamsakızı
  • gallant:aşık, centilmen, cesur, görkemli, kibar, sevgili, yiğit
  • gallantry:aşk, cesaret, ilişki, kahramanlık, macera, nezaket, yiğitlik
  • galled:gücendirmek, incinmek, incitmek, kızdırmak, kızmak, ovalamak, sürterek yara yapmak, sürtmek, yara olmak
  • galleon:büyük ispanyol gemisi, kalyon
  • galley:dizgi tablası, gemi mutfağı, kadırga, roma kürek gemisi
  • gallic:fransa’ya ait, fransız, gal diline ait, galya’ya ait
  • gallimaufry:karmakarışık şey, yahni
  • gallinaceous:tavukgillere ait, tavuksu
  • galling:güce giden, gurur kırıcı, incitici, kırıcı
  • gallipot:çamsakızı, toprak merhem kavanozu
  • gallivant:eğlence peşinde koşmak, gezip tozmak, gününü gün etmek, hovardalık etmek
  • gallivanting:eğlence peşinde koşmak, gezip tozmak, gününü gün etmek, hovardalık etmek
  • gallnut:mazı, yumru
  • gallon:galon
  • gallons:galon
  • galloon:sırmalı şerit
  • gallop:acele götürmek, dörtnal, dörtnala gitme, dörtnala koşmak, dörtnala koşturmak, hızlı gitme, koşturmak, koşu yolu
  • galloping:acele götürmek, dörtnala koşmak, dörtnala koşturmak, koşturmak
  • gallows:adam asma, asarak idam etme, darağacı, idam sehpası, ipe çekme
  • gallowses:adam asma, asarak idam etme, darağacı, idam sehpası, ipe çekme
  • gallowstree:darağacı, idam sehpası
  • gallstone:safra taşı, safrakesesi taşı
  • galluses:pantolon askısı
  • galore:bol bol, bolca, çok
  • galosh:kaloş, lastik
  • galumph:hoplaya zıplaya yürümek, zıplayarak yürümek
  • galvanic:elektrik çarpmasına benzeyen, galvanik
  • galvanise:canlandırmak, elektrik çarpmış gibi olmak, galvanik akımla tedavi etmek, galvanizlemek
  • galvanised:çinko kaplama, galvanize
  • galvanism:galvanizm, kimyasal elektrik
  • galvanization:galvanizasiyon, galvanizleme
  • galvanize:canlandırmak, elektrik çarpmış gibi olmak, galvanik akımla tedavi etmek, galvanizlemek
  • galvanized:çinko kaplama, galvanize
  • galvanizing:canlandırmak, elektrik çarpmış gibi olmak, galvanik akımla tedavi etmek, galvanizlemek
  • galvanometer:galvanometre
  • galvanoscope:galvanoskop
  • gambit:gambit, hesaplı hareket, hile, ilk söz
  • gamble:kumar, kumar oynamak, riske atmak, riskli girişim, spekülasyon yapmak
  • gambler:kumarbaz, oyuncu, riske giren kimse
  • gambling:kumar
  • gamboge:gomagota, sarı boyalı hint zamkı
  • gambol:hoplama, hoplamak, sıçrama, sıçramak, zıplama, zıplamak
  • game:aksak, av eti, av hayvanı, cesur, dolap, eğlenme, hazır, hevesli, kumar oynamak, maç, meslek, oyun, şaka, sakat, topal, yiğit
  • gamecock:dövüş horozu
  • gamekeeper:av alanı bekçisi
  • gameness:cesurluk, yiğitlik
  • games:av eti, av hayvanı, dolap, eğlenme, kumar oynamak, maç, meslek, oyun, şaka
  • gamesome:neşeli
  • gamester:kumarbaz
  • gamete:gamet, üreme hücresi
  • gamey:av eti, cesur, gözüpek
  • gamin:haşarı çocuk, sokak çocuğu
  • gaming:kumar, kumar oynama
  • gamma:gama, kontrast derecesi, orta not
  • gammer:kocakarı, yaşlı kadın
  • gammon:aldatmak, boş konuşmak, dalavere, dolandırmak, domuz budu, hile, kandırmak, saçma lâf, tavlada yenmek, tiringa halatı, yalan, zırva
  • gammy:aksak, sakat
  • gamp:işe yaramaz şemsiye, yaşlı ve yararsız hastabakıcı
  • gamut:baştan sona her şey, gam, uçtan uca dizi
  • gamy:av eti, cesur, gözüpek
  • gander:ahmak, bakış, erkek kaz, göz atma, kaz
  • gang:birleşmek, çete, ekip, grup, harekete geçmek, sürü, takım
  • gangbang:sırayla tecavüz etme, toplu tecavüz
  • gangboard:iskele, vapur iskelesi
  • ganger:ekip başı, postabaşı
  • ganging:birleşmek, harekete geçmek
  • gangland:yeraltı dünyası
  • gangling:sırık gibi, uzun boylu ve zayıf
  • gangplank:borda iskelesi, güverte iskelesi
  • gangrene:ahlâki bozulma, kangren, kangren olmak, kangren yapmak, yozlaşma
  • gangrenous:kangrenli
  • gangsaw:bıçkı, hızar, hızar testeresi
  • gangsman:ekip başı, postabaşı
  • gangster:çeteci, gangster, haydut
  • gangsters:çeteci, gangster, haydut
  • gangway:aralık, asma merdiven, borda iskelesi, dar yol, geçit, güverteden uzatılan köprü, iskele, oluk, pasaj, uçağa yanaştırılan körüklü yol
  • gangway!:aralık, asma merdiven, borda iskelesi, dar yol, geçit, güverteden uzatılan köprü, iskele, oluk, pasaj, uçağa yanaştırılan körüklü yol
  • gannet:sümsük kuşu
  • ganoid:parlak pullu
  • gantlet:eldiven, zırh eldiveni
  • gantry:fıçı kızağı, kızak, makas köprüsü, rampa
  • gaol:hapis, hapishane, kodes
  • gaolbird:hapishane kuşu
  • gaoler:gardiyan, zindancı
  • gap:açıklık, ara, aralık, ayrılık, boşluk, fark, geçit, uçurum
  • gape:açık kalma, açılmak, ağzı açık kalma, ağzı açık kalmak, bakakalma, bakakalmak, esneme, esnemek, hayret, şaşkın şaşkın bakmak, şaşkınlık
  • gaping:açık, ağzı açık, çok aralık, şaşkın
  • gappy:eksik, noksan, özürlü
  • gar:garaj, tamirhane, zargana
  • garage:garaj, garaja çekmek, tamirhane
  • garb:giydirmek, kılık, kıyafet, özel giysi
  • garbage:boş lâf, çöp, değersiz data, süprüntü, zırva
  • garbageman:çöpçü
  • garbed:giydirmek
  • garble:bozmak, çarpıtmak, değiştirmek, saptırmak, üzerinde oynama yapmak
  • garbled:bozmak, çarpıtmak, değiştirmek, saptırmak, üzerinde oynama yapmak
  • garden:bahçe, bahçe ile ilgili, bahçe işiyle uğraşmak, park
  • gardener:bahçe ile uğraşan kimse, bahçıvan
  • gardenia:gardenya
  • gardening:bahçe işleri, bahçıvanlık
  • garfish:turnabalığı, zargana
  • gargantuan:dev gibi, devasa, kocaman
  • garget:hayvanlarda boğaz iltihabı, iltihaplanma
  • gargle:ağzını çalkalamak, gargara, gargara yapmak, gırtlaktan konuşmak, gırtlaktan söylemek
  • gargling:gargara
  • gargoyle:canavar tipli kimse, çirkin yaratık, yaratık şeklinde heykelcik
  • garish:cafcaflı, gösterişli
  • garland:antoloji, çelenk, çelenk giydirmek, çelenkle süslemek, derleme
  • garlic:sarımsak
  • garlicky:sarımsak gibi, sarımsaklı
  • garment:elbise, giysi, kılıf, örtü
  • garments:elbise, giysi, kılıf, örtü
  • garner:almak, depolamak, istiflemek, kazanmak, stok, stoklamak, tahıl ambarı
  • garnering:almak, depolamak, istiflemek, kazanmak, stoklamak
  • garnet:grena, lâl, lâl taşı renginde, pembe
  • garnish:allayyıp pullamak, çeşni, garnitür, garnitürlemek, haczetmek, süs, süslemek
  • garnished:allayyıp pullamak, garnitürlemek, haczetmek, süslemek
  • garnishee:hacizli malı saklayan kimse, haczetmek, yediemin
  • garnishing:allayyıp pullamak, garnitürlemek, haczetmek, süslemek
  • garnishment:çağrı, haciz, ihbarname, süs
  • garniture:garnitür, süs, takı
  • garotte:boğarak idam, boğarak idam etmek, boğazını sıkarak boğma, boğazlama, boğazlamak
  • garret:çatı katı, tavanarası
  • garrison:askeri birlik, garnizon, garnizon kurmak, garnizonda görevlendirmek
  • garrote:boğarak idam, boğarak idam etmek, boğazını sıkarak öldürme, boğazını sıkarak öldürmek, boğazlamak
  • garrotte:boğarak idam, boğarak idam etmek, boğazını sıkarak öldürme, boğazını sıkarak öldürmek
  • garrulity:boşboğazlık, çenebazlık, gevezelik
  • garrulous:boşboğaz, çenebaz, geveze, konuşkan
  • garrulously:boşboğaz, çenebaz, geveze, konuşkan
  • garter:çorap bağı, dizbağı, dizbağı takmak, jartiyer
  • garth:avlu, küçük bahçe
  • gas:atıp tutma, atıp tutmak, benzin, benzin almak, boş lâf, eğlenceli şey, gaz, gaz pedalı, gaz vermek, grizu, hava civa, havagazı, matrak şey, övünme, övünmek, saçmalamak
  • gasbag:boş konuşan kimse, gaz torbası, geveze, lafebesi, palavracı
  • gaseous:boş, gaz, gaz gibi, gazlı
  • gases:atıp tutma, atıp tutmak, benzin, benzin almak, boş lâf, eğlenceli şey, gaz, gaz pedalı, gaz vermek, grizu, hava civa, havagazı, matrak şey, övünme, övünmek, saçmalamak
  • gash:bıçak yarası, kertik, kesik, kesmek, yarık, yarık açmak
  • gashed:kesmek, yarık açmak
  • gasification:gaz haline getirme
  • gasified:gaz haline getirmek
  • gasiform:gaz halinde, gazlı
  • gasify:gaz haline getirmek
  • gasifying:gaz haline getirmek
  • gasket:conta
  • gaslight:havagazı ışığı
  • gaslighter:çakmak, havagazı çakmağı
  • gasman:havagazı memuru, havagazı tesisatçısı
  • gasmask:gaz maskesi
  • gasolene:benzin, gazolin
  • gasoline:benzin, gazolin
  • gasometer:gazölçer, gazometre
  • gasp:nefesi kesilmek, nefesini tutma, nefesini tutmak, soluğu kesilme, zorlukla soluma, zorlukla solumak
  • gasped:nefesi kesilmek, nefesini tutmak, zorlukla solumak
  • gasping:nefesi kesilmek, nefesini tutmak, zorlukla solumak
  • gassed:gaz bulaşmış, gaz olmuş
  • gassing:gazla çalışma, gazlama, saçmalık, zırva
  • gassy:gaz gibi, gazlı
  • gastralgia:karın ağrısı
  • gastric:mide, mideye ait
  • gastritis:gastrit, mide mukozası iltihabı
  • gastroenteritis:gastroenterit, mide ve bağırsak iltihabı
  • gastrology:gastroloji, mide bilimi, yemek pişirme sanatı
  • gastronome:lezzetçi, yemek uzmanı
  • gastronomic:lezzetçilik ile ilgili, yemekle ilgili
  • gastronomist:lezzetçi, yemek uzmanı
  • gastronomists:lezzetçi, yemek uzmanı
  • gastronomy:gastronomi, mutfak, yemek sanatı
  • gastropod:karındanbacaklı
  • gasworks:havagazı fabrikası
  • gat:silâh, tabanca
  • gate:bilet hasılatı, geçit, işten çıkarma, kapı, kapıyı gösterme, kovma, patika
  • gateau:kremalı pasta
  • gatecrash:biletsiz girmek, davetsiz gitmek
  • gatecrasher:biletsiz seyirci, davetsiz misafir
  • gatekeeper:bekçi, kapıcı
  • gatepost:kapı dikmesi
  • gates:bilet hasılatı, geçit, işten çıkarma, kapı, kapıyı gösterme, kovma, patika
  • gateway:geçit, giriş yeri, kapı, yol, yöntem
  • gather:bir araya getirmek, biriktirmek, büzgü yapmak, büzmek, iltihaplanmak, irin toplamak, kazanmak, kendini toplamak, toparlanmak, toplamak, toplanmak, tutmak
  • gathered:büzgülü, toplanmış
  • gatherer:koleksiyoncu, tarım işçisi
  • gathering:apse, biriktirme, büzgü, çıban, iltihap, kalabalık, meclis, toplama, toplanma, toplantı, topluluk
  • gatherings:apse, biriktirme, büzgü, çıban, iltihap, kalabalık, meclis, toplama, toplanma, toplantı, topluluk
  • gathers:bir araya getirmek, biriktirmek, büzgü yapmak, büzmek, iltihaplanmak, irin toplamak, kazanmak, kendini toplamak, toparlanmak, toplamak, toplanmak, tutmak
  • gauche:beceriksiz, düşüncesiz, kaba saba, münasebetsiz, patavatsız
  • gaucherie:beceriksizlik, kaba davranış, patavatsızlık, pot kırma, terbiyesizlik
  • gaucho:atlı çoban
  • gaudiness:çiğlik, şatafat, zevksiz ve aşırı süs
  • gaudy:çiğ renkli, cırtlak renkli, mezunlar yıllık ziyafeti, şatafatlı, süslü püslü
  • gauffer:kırma demiri, kırma yapmak, kıvırmak
  • gauge:ayar, ayarını hesaplamak, değer biçmek, hacim, kalibre, kapsam, kıstas, kriter, ölçme aleti, ölçmek, ölçü, tartmak
  • gauged:ayarını hesaplamak, değer biçmek, ölçmek, tartmak
  • gauger:ayarcı, gümrükçü, ölçme masdarı, ölçü aleti, vergi memuru
  • gauging:ayar belirleme, ölçme
  • gaul:eski fransa, fransız, gal, galya
  • gaulish:galya’ya ait, keltçe
  • gaunt:çorak, kıraç, sıkıcı, sıska, zayıf
  • gauntlet:iş eldiveni, zırh eldiveni
  • gauntry:fıçı kızağı, kızak, rampa
  • gauss:gaus, manyetik indükleme birimi
  • gauze:bürümcük, gazlı bez, sargı bezi, şilebezi
  • gauzy:puslu, şeffaf, sisli, tül gibi, tüllü
  • gave:düzenlemek, esnemek, gitmek, hediye etmek, ödemek, uçlanmak, vermek, yapıvermek
  • gavel:duvarcı çekici, oturum başkanının tokmağı, tokmak
  • gavotte:gavot dans müziği, gavot dansı
  • gawk:ahmak, aval aval bakmak, bakakalmak, beceriksiz kimse, bön bön bakmak, sakar kimse, utangaç kimse
  • gawky:ahmak, beceriksiz, sakar, utangaç
  • gawp:aval aval bakmak, bakakalmak, bön bön bakmak
  • gazalle:ahu, ceylân
  • gaze:dik dik bakış, dik dik bakmak, gözünü dikme, gözünü dikmek
  • gazebo:balkon, kule, manzaralı balkon, taraça
  • gazelle:ahu, ceylân
  • gazette:gazete, resmi gazete, resmi gazetede yayınlamak
  • gazetted:resmi gazetede yayınlamak
  • gazetteer:coğrafya sözlüğü, gazeteci
  • gear:alet edevat, ayarlamak, çalışma, dişli, donanım, eşya, koşum takımı, koşum takmak, oturmak, oturtmak, pılı pırtı, takım, tam olmak, teçhizat, uydurmak, uymak, vites, vites değiştirmek, vitese takmak
  • gearbox:vites kutusu
  • gearcase:vites kutusu
  • geared:ayarlamak, koşum takmak, oturmak, oturtmak, tam olmak, uydurmak, uymak, vites değiştirmek, vitese takmak
  • gearing:ayarlamak, koşum takmak, oturmak, oturtmak, tam olmak, uydurmak, uymak, vites değiştirmek, vitese takmak
  • gears:alet edevat, ayarlamak, çalışma, dişli, donanım, eşya, koşum takımı, koşum takmak, oturmak, oturtmak, pılı pırtı, takım, tam olmak, teçhizat, uydurmak, uymak, vites, vites değiştirmek, vitese takmak
  • gearshift:vites değiştirme, vites kolu
  • gearwheel:dişli, dişli çark
  • gee:at
  • gee!:allah allah!, vay be!, ya!
  • geese:aptallar
  • geezer:ilginç ihtiyar, moruk
  • geezers:ilginç ihtiyar, moruk
  • gehenna:cehennem
  • geisha:geyşa
  • gel:jel, jelleşmek, jöle, jöleye dönüşmek, koloit, pelte
  • gelatin:jelâtin, jelâtinli patlayıcı
  • gelatine:jelâtin, jelâtinli patlayıcı
  • gelatinous:jelatin gibi, jelatinli, pelte halinde
  • gelation:jelleşme, pelteleştirme
  • geld:hadım etmek, iğdiş etmek
  • gelded:hadım etmek, iğdiş etmek
  • gelding:hadım edilmiş hayvan, iğdiş edilmiş hayvan
  • gelid:buz gibi, çok soğuk
  • gelignite:jelâtinli dinamit
  • gelling:jelleşmek, jöleye dönüşmek
  • gem:değerli taş, hafif bir pasta, küçük francala, mücevher, taş, taşlarla süslemek
  • geminate:çift, çift yapmak, çiftler halinde, çiftli, ikizleştirmek
  • geminated:çift yapmak, ikizleştirmek
  • gemination:çift yapma, ikizleşme
  • gemini:ikizler burcu, ikizler takımyıldızı
  • gemmate:tomurcuklanan, tomurcuklanmak, tomurcuklu
  • gemmation:tomurcuklanma, tomurcukların dizilişi
  • gemmology:değerli taş bilimi
  • gems:değerli taş, hafif bir pasta, küçük francala, mücevher, taş, taşlarla süslemek
  • gemstones:değerli taş
  • gen:bilgi, doğru bilgi, haber
  • gendarme:jandarma
  • gendarmerie:jandarma teşkilatı
  • gender:cins, cinsiyet, isim cinsi
  • gene:gen
  • genealogical:soya ait
  • genealogy:şecere, soy, soyağacı
  • general:baş, genel, genel ilkeler, general, komutan, orgeneral, şef, tahmini, tarikat lideri, umumi, yaygın
  • generalisation:genelleme, genelleştirme
  • generalise:genelleme yapmak, genellemek, yaygınlaştırmak
  • generalising:genelleme yapmak, genellemek, yaygınlaştırmak
  • generalissimo:başkomutan
  • generalists:genel kültürü kapsamlı kimse, kültürlü kimse
  • generality:belirsizlik, çoğunluk, genel konu, genellik, yaygınlık
  • generalization:genelleme, genelleştirme
  • generalize:genelleme yapmak, genellemek, yaygınlaştırmak
  • generalized:genelleme yapmak, genellemek, yaygınlaştırmak
  • generalizing:genelleme yapmak, genellemek, yaygınlaştırmak
  • generally:ana hatlarıyla, çoğunluk tarafından, çoğunlukla, ekseriya, genel olarak, genelde, genellikle
  • generals:genel ilkeler, general, komutan, orgeneral, tarikat lideri
  • general’s:genel ilkeler, general, komutan, orgeneral, tarikat lideri
  • generate:doğurmak, dünyaya getirmek, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, var etmek
  • :doğurmak, dünyaya getirmek, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, var etmek
  • generated:doğurmak, dünyaya getirmek, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, var etmek
  • generates:doğurmak, dünyaya getirmek, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, var etmek
  • generating:doğurmak, dünyaya getirmek, meydana getirmek, oluşturmak, üretmek, var etmek
  • generation:dünyaya getirme, jenerasyon, kuşak, nesil, oluşturma, üretim, üretme
  • generative:üretici, üretken
  • generator:ana nota, dinamo, jeneratör
  • generatrix:doğuran dişi, yapıcı çizgi
  • generic:cinse özgü, genel, genelleyici, kapsamlı
  • generosity:büyüklük, cömertlik, soylu davranış
  • generous:bereketli, bol, cömert, eli açık, verimli, yüce gönüllü, zengin
  • generously:bol bol
  • generousness:eli açıklık
  • genes:gen
  • genesis:doğuş, kaynak, köken, oluşum, yaratılış
  • genetic:genetik, genetik yapı, kalıtımsal, soyaçekim
  • genetics:genetik, soyaçekim bilimi
  • geneva:cin
  • genial:cana yakın, güler yüzlü, hayat dolu, hayat veren, ılımlı, neşeli
  • geniality:güler yüzlülük, ılımlı olma, sempatiklik, sevimlilik, yumuşaklık
  • genially:candan, canlı, neşeyle
  • genie:cin, peri
  • genii:cinler, koruyucu melekler, periler
  • genista:katırtırnağı
  • genital:jenital, üreme organlarıyla ilgili
  • genitalia:cinsel organ
  • genitals:üreme organları
  • genitival:genitif, -in hali, tamlayan
  • genitive:genitif hâl, -in hali
  • genius:dahi, dahilik, deha, düşünce yapısı, görüş, koruyucu melek, ruh, yaratıcılık
  • genoa:ceneviz
  • genocide:genosit, soykırım
  • genotype:genotip, kalıtsal yapı
  • genre:biçim, çeşit, tarz, tür, üslup
  • gent:centilmen, erkek
  • genteel:kibar, nazik, soylu, yapmacık
  • gentian:centiyana
  • gentile:mormon olmayan, mormon olmayan kişi, yahudi olmayan, yahudi olmayan kişi
  • gentility:kibarlık, soyluluk
  • gentle:anlayışlı, hoşgörülü, kibar, nazik, uysal, yumuşak
  • gentlefolk:kibarlar
  • gentlefolks:asiller, kibarlar, soylular
  • gentleman:bay, bey, beyefendi, centilmen, hazır yiyici adam, kibar kimse, soylu erkek
  • gentlemanlike:centilmence
  • gentlemanly:centilmence
  • gentleness:nezaket, yumuşaklık
  • gentler:anlayışlı, hoşgörülü, kibar, nazik, uysal, yumuşak
  • gentlewoman:hanımefendi
  • gentlewomanlike:hanım hanım, hanımefendice
  • gentlewomanly:hanım hanım, hanımefendice
  • gently:kibarca, nazikçe, usul, usulca, uysalca, yumuşak bir biçimde
  • gentry:kibar tabaka, seçkinler, üst tabaka
  • genuflect:diz çökmek
  • genuflection:diz çökme
  • genuflexion:diz çökme
  • genuine:gerçek, hakiki, hilesiz, içi dışı bir, içten, öz, özgün, saf, samimi
  • genuinely:gerçek olarak, gerçekten
  • genuineness:gerçeklik, özgünlük
  • genus:cins, familya, sınıf, tür
  • geocentric:yermerkezli
  • geochemistry:jeokimya
  • geode:jeot, volkanik kayadaki boşluk
  • geodesy:jeodesi, yerölçüm
  • geographer:coğrafyacı
  • geographic:coğrafi
  • geographical:coğrafi
  • geography:coğrafi kitap, coğrafi özellik, coğrafya
  • geologic:jeolojik
  • geological:jeolojik
  • geologist:jeolog
  • geology:jeoloji, jeolojik yapı, yerbilim
  • geomagnetism:yerçekimi, yerçekimi incelemesi
  • geometer:arazi ölçüm mühendisi, geometri uzmanı, geometria tırtılı
  • geometric:geometrik
  • geometrical:geometrik
  • geometrician:arazi ölçüm mühendisi, geometri uzmanı
  • geometries:geometri
  • geometry:geometri
  • geopolitics:jeopolitik
  • george:george
  • georges:george
  • georgette:incecik ipekli kumaş, jorget
  • georgia:georgia
  • georgian:george dönemine ait, georgia eyaletinden, georgialı, gürcü, gürcü dili
  • georgic:çiftçiliğe ait şiir
  • geranium:ıtır, sardunya
  • gerfalcon:akdoğan
  • geriatric:ihtiyar, yaşlı, yaşlıların sağlığı ile ilgili
  • geriatrician:yaşlılık hastalıkları uzmanı
  • geriatrics:geriatri, yaşlılık hastalıkları bilimi
  • germ:bakteri, çimlenmek, filizlenmek, mikrop, tohum, virüs
  • german:alman, almanca
  • germander:mahmut otu, yer meşesi, yer palamudu
  • germane:bağlı, ilgili, konu ile ilgili
  • germanic:germanik
  • germanist:alman hayranı
  • germanize:almanlaşmak, almanlaştırmak
  • germany:almanya
  • germicidal:antiseptik, mikrop öldürücü
  • germicide:antiseptik, antiseptik madde, mikrop öldürücü, mikrop öldürücü ilaç
  • germinal:mikrop, oluşum aşamasında, tohum
  • germinant:filizlenen
  • germinate:çimlenmek, filizlendirmek, filizlenmek, gelişmeye başlamak
  • germination:çimlenme, filizlenme
  • germs:bakteri, çimlenmek, filizlenmek, mikrop, tohum, virüs
  • gerontologist:gerontolog, yaşlılık hastalıkları uzmanı
  • gerontologists:gerontolog, yaşlılık hastalıkları uzmanı
  • gerontology:yaşlılık hastalıkları bilimi
  • gerrymander:dalavere, dolap çevirmek, hile yapmak, saptırmak, seçim hilesi, seçimde hile yapmak
  • gerund:isim fiil, ulaç
  • gesso:alçıtaşı
  • gestapo:gestapo
  • gestate:gebe olmak
  • gestation:gebelik dönemi, gebelik süresi, oluşma dönemi
  • gesticulate:el hareketleri ile konuşmak, jest yapmak
  • gesticulation:jest, jestlerle anlatma
  • gesture:el hareketleri ile konuşmak, hareket, işaret, iyi niyet gösterisi, jest, jest yapmak
  • gesturing:el hareketleri ile konuşmak, jest yapmak
  • get:açığını bulmak, almak, anlamak, başına gelmek, başlamak, canına okumak, edinmek, elde etmek, ele geçirmek, etmek, ettirmek, gelmek, getirmek, götürmek, idrak etmek, kavramak, kazanmak, öldürmek, olmak, satın almak, varmak, yalanını çıkarmak, yapmak, yaptırmak
  • getaway:firar, kaçış, kaçma
  • getter:gaz giderici
  • getting:edinme
  • getup:dekor, dış görünüş, düzen, kıyafet, sıralama, süs
  • gewgaw:ıvır zıvır, ufak tefek şeyler
  • gewgaws:ıvır zıvır, ufak tefek şeyler
  • geyser:gayzer, sıcak su kaynağı, şofben, termosifon
  • ghana:gana
  • gharry:araba, yolcu arabası
  • ghastly:berbat, dehşetle, feci, korkunç, ölü gibi solgun, zoraki
  • ghat:dağ geçidi, ganj nehrine inen merdiven
  • gherkin:salatalık, turşuluk hıyar
  • ghetto:azınlık mahallesi, geto, yahudi mahallesi
  • ghost:başkasının adına yazmak, eser, hayalet, hortlak, iz, niteliksiz yazılar yazmak, peşinde koşmak, ruh
  • ghostlike:hayalet gibi, manevi, ruhani
  • ghostly:hayalet gibi, manevi, ruhani
  • ghosts:başkasının adına yazmak, eser, hayalet, hortlak, iz, niteliksiz yazılar yazmak, peşinde koşmak, ruh
  • ghostwrite:başkasının adına yazmak
  • ghostwriter:başkası adına kitap yazan yazar, başkasının adına çalışan yazar
  • ghoul:cadı, gulyabani, hortlak, kötü niyetli kimse
  • ghoulish:hortlak gibi, iğrenç, korkunç
  • gi:amerikan askeri, amerikan ordusuna uygun, askerlik hizmeti
  • giant:çok büyük, dev, dev gibi, kocaman, koskocaman
  • giantess:dev, dev gibi kadın
  • giantlike:dev gibi, devasa
  • giants:dev
  • giaour:gâvur
  • gib:cıvata, çivi, pim
  • gibber:hızlı ve anlaşılmaz konuşmak, maymun gibi sesler çıkarmak
  • gibberish:abuk sabuk söz, hızlı ve anlamsız konuşma, saçmalık
  • gibbet:asmak, darağacı, idam etmek, idam sehpası, rezil etmek
  • gibbous:dışbükey, hörgüçlü, kambur, tümsek
  • gibe:alay, alay etmek, dalga geçme, dalga geçmek, dokundurmak, taş
  • giblets:sakatat
  • gibraltar:cebelitarık
  • giddily:başı dönerek, hoppaca, sersem sersem
  • giddiness:baş dönmesi, bir baltaya sap olamama, hafiflik, hoppalık, sersemleme, sersemlik
  • giddy:baş döndürücü, başı dönen, hoppa, sersem, sersemlemiş, terelelli, uçarı, zevzek
  • gift:allah vergisi, armağan, bağış, doğuştan yetenek, hediye, hibe, kabiliyet, yetenek
  • gifted:becerikli, ileri zekâlı, kabiliyetli, yetenekli
  • gifts:allah vergisi, armağan, bağış, doğuştan yetenek, hediye, hibe, kabiliyet, yetenek
  • gig:flika, iş, kısa süreli iş, sahneye çıkma, tek atlı araba, zıpkın
  • gigantean:dev gibi, kocaman
  • gigantic:dev gibi, devasa, kocaman
  • giggle:kıkır kıkır gülmek, kıkırdama, kıkırdamak
  • giggles:kıkır kıkır gülmek, kıkırdama, kıkırdamak
  • giggling:kıkır kıkır gülme
  • gigolo:jigolo
  • gigot:but
  • gilbert:gilbert birimi
  • gilbertian:gülünç, komik
  • gild:allayıp pullamak, altın yaldızla süslemek, birlik, dernek, esnaf loncası, güzelleştirmek, lonca, süslemek, yaldızlamak
  • gilded:altın kaplama, altın yaldızlı, yaldızlı
  • gilding:altın kaplama, yaldız
  • gill:çene altı, çeyrek pint, derin ve ağaçlı dere, gidiş, mantarın alt kısmı, sarkık yanak, sevgili, solungaç
  • gillie:av uşağı
  • gillies:av uşağı
  • gillion:bin milyon, milyar
  • gillyflower:şebboy
  • gilt:altın yaldızlı, cazibe, çekicilik, yaldız, yaldızlı
  • gimbals:yalpa çemberleri
  • gimcrack:adi şey, cici bici, değersiz süs, zımbırtı
  • gimcrackery:eski püskü şeyler, pılı pırtı
  • gimcracks:eski püskü şeyler, pılı pırtı
  • gimlet:burgu, cin ile yapılan bir kokteyl, delgi, matkap
  • gimmick:hile, marifet, reklâmı etkili kılan özel sunuş
  • gimmickry:caka, fiyaka, şatafat
  • gimp:dantel ipliği, ipek şerit, kaytan, sırma şerit, telle sarılı olta ipi
  • gin:ağ, asil yerli kadın, cin, çırçır makinesi, kapan, kapana kıstırmak, tuzağa düşürmek, tuzak
  • gingerbread:aşırı süslü, gösterişli, süslü dekor, zencefilli çörek, zencefilli kek
  • gingerly:dikkatle, dikkatli, ihtiyatla, temkinli, yavaş, yavaşça
  • gingernut:zencefilli bisküvi
  • gingersnap:zencefilli çörek
  • gingery:canlı, enerjik, kışkırtan, taba renkli, zencefil, zencefil gibi, zencefilli
  • gingivitis:dişeti iltihabı
  • gink:garip adam, ilginç tip
  • ginkgo:ginkgo
  • ginmill:bar, meyhane
  • ginseng:çin şifalı bitkisi, jinseng
  • gippo:aşçı, çorba
  • gipsies:çingeneler
  • gipsy:bohem hayatı sürmek, çingene gibi yaşamak
  • gipsydom:çingene alemi, çingeneler, çingenelik
  • giraffe:zürafa
  • girandole:fişek, fıskiye, sallantılı küpe, şamdan
  • gird:çevresini sarmak, donatmak, kemerle bağlamak, kuşatmak, sarmak, süslemek
  • girded:çevresini sarmak, donatmak, kemerle bağlamak, kuşatmak, sarmak, süslemek
  • girder:kiriş, taban
  • girders:kiriş, taban
  • girdle:çevrelemek, eklem desteği, kemer, korse, kuşak, kuşak ile sarmak, kuşatmak
  • girdled:kuşaklı
  • girl:hizmetçi kız, kız, kız arkadaş, sevgili
  • girlfriend:kız arkadaş
  • girlhood:kızlık çağı
  • girlie:açık saçık, çıplak kız resimleri ile dolu
  • girlish:kız gibi, kız işi
  • giro:banka ve postane arası havale, ciro
  • girt:çevre ölçüsü, çevresini ölçmek, daire çevresi, kolan, kuşatmak
  • girth:bel ölçüsü, çember, çevre, çevresini ölçmek, daire çevresi, eyerlemek, kolan, kolanla sıkıştırmak, kuşatmak
  • gismo:işlevi belli olmayan alet
  • gist:ana fikir, asıl, öz, özet
  • give:düzenlemek, esneklik, esnemek, gitmek, hediye etmek, ödemek, uçlanmak, uysallık, vermek, yapıvermek, yumuşaklık
  • giveaway:açığa vurma, ağzından kaçırma, bedava gibi, eşantiyon, hediye, ucuz, yarışma programı
  • given:belirlenmiş, belli, bilinen, doğuştan olan, tarihli ve onaylı, verilmiş
  • giver:keşideci, veren, verici
  • gives:düzenlemek, esnemek, gitmek, hediye etmek, ödemek, uçlanmak, vermek, yapıvermek
  • giving:bağışlama
  • gizmo:işlevi belli olmayan alet
  • gizzard:börkenek, kursak, mide, taşlık
  • glabrous:kılsız, pürüzsüz, tüysüz
  • glace:glase, parlak, şekerle kaplı, şekerlemeli
  • glacé:glase, parlak, şekerle kaplı, şekerlemeli
  • glacial:buz, buzsu, buzul
  • glacier:buzul
  • glaciers:buzul
  • glacis:bayır, eğimli yüzey, şev, yokuş
  • glad:hoşnut, memnun, sevinçli
  • gladden:memnun etmek, sevindirmek
  • gladdened:memnun etmek, sevindirmek
  • gladdening:memnun etmek, sevindirmek
  • glade:kayran, ormanda açıklığı
  • gladiator:gladiyatör, kavgacı tip
  • gladiolus:glayöl, kuzgunkılıcı
  • gladly:hoşnutlukla, memnuniyetle, sevinçle
  • gladness:memnuniyet, sevinç
  • gladsome:memnun, memnun edici, sevinçli, sevindirici
  • gladstone:bir tür araba, deri bavul
  • glair:çiriş, çirişlemek, yapıştırıcı sürmek, yumurta akı
  • glamor:büyü, büyülemek, cazibe, çekicilik, çekmek, etkilemek, göz kamaştırıcılık, sihir
  • glamorize:büyü yapmak, büyülemek, göz alıcı hale getirmek
  • glamorous:büyüleyici, göz alıcı, göz kamaştırıcı
  • glamour:büyü, büyülemek, cazibe, çekicilik, çekmek, etkilemek, göz kamaştırıcılık, sihir
  • glance:bakış, bakıvermek, göz atmak, göz gezdirmek, imâ, kısa bakış, parıldamak, parıltı, parlak, kükürtlü mineral, sıyırma
  • glances:bakış, bakıvermek, göz atmak, göz gezdirmek, imâ, kısa bakış, parıldamak, parıltı, parlak, kükürtlü mineral, sıyırma
  • glancing:bakıvermek, göz atmak, göz gezdirmek, parıldamak
  • gland:bez, beze, gudde, salmastra bileziği
  • glanderous:sakağı hastalığına ait, sakağı hastası
  • glanders:ruam, sakağı
  • glandular:beze gibi
  • glans:klitoris başı, penis ucu
  • glare:dik dik bakmak, düşmanca bakış, göz kamaştırıcı ışık, göz kamaştırmak, göze batan şey, göze batmak, kötü bakış, kötü kötü bakmak, parıltı, parlak ve şeffaf, parlak ve şeffaf yüzey, parlamak, pürüzsüz
  • glaring:apaçık, cırtlak, çok parlak, dik dik bakan, göz kamaştırıcı, göze batan, ışıl ışıl
  • glaringly:ışıl ışıl
  • glasgow:glasgow
  • glass:ayna, bardak, büyüteç, cam, cam gibi yapmak, cam kaba koymak, cam takmak, gözlük camı, kadeh, mercek, sırça
  • glassed:cam gibi yapmak, cam kaba koymak, cam takmak
  • glasses:gözlük
  • glassfibre:cam elyafı
  • glassful:bardak dolusu, bir bardak
  • glasshouse:askeri hapishane, cam fabrikası, sera, sırça saray
  • glassware:cam eşya, züccaciye
  • glasswork:cam işi, camcılık
  • glassworks:cam fabrikası
  • glassy:ayna gibi, cam gibi, camsı, dalgın, donuk
  • glaucoma:glakom, karasu
  • glaucous:mat mavi, mat yeşil
  • glaze:cam gibi olmak, cam takmak, cila, feri gitmek, jöle, jöle ile kaplama, jöle ile kaplamak, kırağı, parlama, parlatmak, perdahlamak, sır, sırlamak, sırlanmak
  • glazed:cam, cam gibi, cam kaplı, camlı, cilalı, pürüzsüz, sırlı
  • glazer:cila makinesi, cilacı, perdahçı, sır kaplamacı
  • glazier:camcı, perdahçı, sır kaplamacı
  • glazing:cam, cam takma, camcılık, camekân, cila, emaye, jöle kaplama, mine, parlaklık, sır
  • gleam:ışık, ışıldamak, ışımak, ışın, ışın yaymak, parıldamak, parıltı, parlaklık, parlamak, pırıldamak, pırıltı
  • gleaming:ışıldamak, ışımak, ışın yaymak, parıldamak, parlamak, pırıldamak
  • glean:derlemek, toplamak
  • gleaner:derleyen, koleksiyoncu
  • gleanings:bilgi, derleme, toplama
  • glebe:toprak, vakıf arazisi, yer
  • glee:çok sesli şarkı, keyif, neşe, ozan, sevinç
  • gleeful:komşusuna gülen, neşeli, şen, sinsice gülen
  • glen:dar vadi, vadi
  • glib:çevik, dil döken, dilli, kolayca söylenen, konuşkan, üstünkörü, yarım yamalak
  • glibness:akıcılık, netlik, üstünkörü olma, yüzeysellik
  • glide:havada süzülme, kayma, kaymak, motorsuz uçmak, planör ile uçma, ses değişimi, süzülmek, yarı ünlü
  • glider:kayakçı, kayık, planör, planör pilotu, tekne
  • gliders:kayakçı, kayık, planör, planör pilotu, tekne
  • gliding:akış, kayma, planör ile uçma, plânörcülük, süzülme
  • glim:fener, göz, ışık kaynağı, lâmba
  • glimmer:hafif ışık, ışık vermek, parıldamak, zayıf ışık
  • glimmering:hafif parıldama
  • glimmers:hafif ışık, ışık vermek, parıldamak, zayıf ışık
  • glimpse:belirti, görünüp kaybolmak, görüverme, göz atmak, gözüne ilişme, gözüne ilişmek, işaret
  • glint:ışıldamak, ışıltı, kıvılcım, kıvılcım saçmak, parıltı, parlamak
  • glinting:ışıldamak, kıvılcım saçmak, parlamak
  • glissade:aşağıya kayma, dansta yana kayma, kaymak
  • glisten:kesik kesik parlamak, parıltı, parlamak, pırıltı
  • glistening:kesik kesik parlamak, parlamak
  • glitter:gösteriş, göz alıcılık, göz almak, göze çarpmak, parıldamak, parıltı, parlaklık, parlamak, pırıldamak
  • glittering:göz alıcı, ışıl ışıl, parlak, şaşaalı
  • gloaming:akşam karanlığı, alaca karanlık
  • gloat:kına yakmak, sinsice sevinmek, zevkle seyretmek
  • gloating:haset, kötü niyetli, sinsi
  • glob:damla, topak
  • global:dünya çapında, evrensel, global, küre biçiminde
  • globate:küre biçiminde
  • globe:abajur, dünya, fanus, gezegen, küre, küre biçimine getirmek, küreselleşmek, top
  • globefish:fahaka, kirpi balığı
  • globetrotter:dünyayı gezen kimse, seyyah
  • globetrotting:dünya turu, dünyayı dolaşıp duran
  • globose:küresel
  • globosity:küresellik, yuvarlaklık
  • globular:küre biçiminde, küre şeklinde, küreciklerden oluşan, küresel
  • globule:kürecik
  • gloom:belirsizlik, hüzün, hüzün çökme, karanlık, kararma, kasvet, sıkıntı, sıkıntılı bakış
  • gloominess:hüzün, karanlık, kasvet, keder, loşluk, sıkıntı
  • gloomy:hüzünlü, iç karartıcı, karanlık, kasvetli, kuruntulu, loş, sıkıcı, ümitsiz
  • glorification:övme, şenlik, şükür, tapma
  • glorified:kaliteli
  • glorify:abartmak, büyütmek, göklere çıkarmak, övmek, tapmak
  • glorifying:abartmak, büyütmek, göklere çıkarmak, övmek, tapmak
  • gloriole:ayla, hale
  • glory:ayla, cennet, görkem, gurur duymak, hale, ihtişam, memnun olmak, mutluluk, nur, övünmek, şan, şeref, sevinmek, ün
  • gloss:açıklama, açıklama yapmak, cila, cilalamak, dipnot, dipnot düşmek, dış güzellik, örtbas etmek, parlatmak, perdah, yorum, yorumlamak
  • glossary:açıklayıcı sözlük, sözlük
  • glossed:açıklama yapmak, cilalamak, dipnot düşmek, örtbas etmek, parlatmak, yorumlamak
  • glossiness:gösteriş, parlaklık
  • glossy:cilâlı, gösterişli, kuşe kâğıda basılmış, kuşe kâğıtlı dergi, parlak, sahte tavırlı
  • glottal:gırtlaksı, gırtlaktan çıkan
  • glottis:glotis, nefes borusu ağzı
  • glove:eldiven, eldiven giydirmek
  • glovebox:torpido gözü
  • glow:coşku, coşmak, heyecan, hırs, ihtiras, kıpkırmızı olmak, kızarma, kızarmak, kızgınlık, kızıllaşmak, korlaşmak, parıltı, parlamak, şevk, yanmak
  • glower:öfkeli bakmak, ters ters bakmak, yiyecek gibi bakmak
  • glowering:öfkeli bakmak, ters ters bakmak, yiyecek gibi bakmak
  • glowing:canlı, coşkulu, hararetli, heyecanlı, kızgın, parlak
  • glowworm:ateş böceği
  • gloze:gizlemek, örtbas etmek
  • glucose:glikoz
  • glue:dikkatini vermek, tutkal, tutkallamak, yapışmak, yapıştırıcı, yapıştırmak, zamk
  • glued:dikkatini vermek, tutkallamak, yapışmak, yapıştırmak
  • gluey:yapış yapış, yapışkan, yapışkanlı
  • glum:asık suratlı, hüzünlü, somurtkan, üzgün
  • glut:boğmak, bolluk, doldurmak, fazla doyurmak, fazlalık, tıka basa doldurmak, tıkamak, tıkınma, tokluk
  • gluten:glüten, yapışkan madde
  • glutinous:glüten gibi, yapış yapış, yapışkan
  • glutted:boğmak, doldurmak, fazla doyurmak, tıka basa doldurmak, tıkamak
  • glutton:açgözlü, doymayan kimse, hevesli kimse, obur
  • gluttonous:obur, pisboğaz
  • gluttony:açgözlülük, oburluk
  • glycerin:gliserin
  • glycerine:gliserin
  • glycerol:gliserin
  • glycerols:gliserin
  • glyph:kabartma, oyma, oyma kabartmalı şekil
  • glyptic:oymacılık ile ilgili
  • gnarled:boğumlu, budaklı, eğri büğrü, huysuz, suratsız, yamuk yumuk
  • gnash:gıcırdamak, gıcırdatmak
  • gnashers:dişler
  • gnashing:gıcırdayan
  • gnat:sivrisinek, tatarcık
  • gnaw:acıtmak, eziyet vermek, kemirmek
  • gnawer:kemirgen
  • gnawing:acı, eziyet, kemiren, kemiren şey, kemirme, kurt
  • gneiss:gnays
  • gnome:atasözü, banker, cin, cüce, hikmet, özdeyiş, vecize
  • gnomish:cin gibi, cüce gibi
  • gnomon:güneş saati mili
  • gnostic:ruhani bilgiye ait
  • gnosticism:gnostisizm tarikatı
  • gnu:antilop, gnu
  • go:bahse girmek, bardak, başarı, başlamak, deneme, gayret, geçmek, gidiş, girişim, girmek, gitme, gitmek, güdü, haline gelmek, iddiaya girmek, işlemek, kaybolmak, koyulmak, moda, olmak, ölmek, porsiyon, sonuçlanmak, tükenmek, tutulma, uymak, yapılmak, yayılmak
  • goad:dürtmek, kışkırtmak, öküz dürtme değneği, rahatsız eden şey, rahatsız etmek, teşvik etmek, üvendire
  • goaded:dürtmek, kışkırtmak, rahatsız etmek, teşvik etmek
  • goading:dürtme
  • goal:amaç, erek, gol, hedef, ideal, kale, sayı
  • goalie:kaleci
  • goalkeeper:kaleci
  • goat:ahmak, azgın erkek, enayi, günah keçisi, keçi, oğlak, şamar oğlanı, teke, zampara
  • goatee:keçi sakalı
  • goatherd:keçi çobanı
  • goatish:azgın, keçi gibi, leş gibi kokan, pis, seks düşkünü
  • goats:ele almak, saldırmak
  • goatskin:keçi postu
  • goatsucker:çobanaldatan, dağkırlangıcı
  • gob:ağız, bahriyeli, denizci, denizci er, gemici, kütle, pıhtı, tükürük
  • gobbet:lokma, parça
  • gobble:çabuk yemek, hindi sesi, hindi sesi çıkarmak, hızlı yemek, silip süpürmek, yalayıp yutmak
  • gobbledygook:anlamsız söz, argo, kargacık burgacık yazı
  • gobbler:baba hindi, çabucak yiyen kimse, lüp lüp yiyen kimse
  • gobetween:arabulucu, aracı, çöpçatan, komisyoncu, muhabbet tellâlı, pezevenk
  • goblet:kadeh, kupa
  • goblin:cin, cüce cin, gulyabani
  • gobs:ağız, bahriyeli, denizci, denizci er, gemici, kütle, pıhtı, tükürük
  • goby:kayabalığı
  • gocart:bebek arabası, çocuk arabası, oyuncak bebek arabası, tay tay arabası, yarış arabası, yürüme arabası
  • god:ilah, put
  • godawful:çirkin, iğrenç
  • godchild:vaftiz çocuğu
  • goddamn:allah’ın cezası, kahrolası
  • goddamned:allah’ın cezası, kahrolası
  • goddaughter:vaftiz kızı
  • goddess:ilâhe, tanrıça
  • godfather:mafya babası, manevi baba, vaftiz babası
  • godfearing:allah’tan korkan, dindar
  • godforsaken:allah’ın belâsı, kahrolası
  • godhead:tanrılık
  • godless:allah’sız, dinsiz
  • godlike:tanrı gibi, tanrısal
  • godliness:dindarlık, sofuluk
  • godly:dindar, ilahi, sofu
  • godmother:vaftiz anası
  • godparent:vaftiz ebeveyni
  • godsend:beklenmeyen lütuf, devlet kuşu, ganimet, hızır gibi yetişen şey
  • godson:vaftiz oğlu
  • goer:giden kimse
  • goes:bahse girmek, bardak, başarı, başlamak, deneme, gayret, geçmek, gidiş, girişim, girmek, gitme, gitmek, güdü, haline gelmek, iddiaya girmek, işlemek, kaybolmak, koyulmak, moda, olmak, ölmek, porsiyon, sonuçlanmak, tükenmek, tutulma, uymak, yapılmak, yayılmak
  • goffer:kırma demiri, kırma yapmak, kıvırmak
  • goffered:kırma yapmak, kıvırmak
  • goffering:kırma yapmak, kıvırmak
  • goffers:kırma yapmak, kıvırmak
  • gogetter:girişken kişi, her istediğini elde eden, ikna yeteneği olan kimse, istediğini elde eden kimse
  • goggle:fırlama, fırlamak, şaşı bakmak, yan bakma, yan bakmak
  • goggles:gözlük, koruyucu gözlük
  • going:başarılı, giden, gidiş, gidişat, gitme, işleyen, satılan, tempo, yol durumu
  • goiter:guatr
  • goitre:guatr
  • gold:altın, altın para, servet
  • goldbrick:değersiz şey, dolandırmak, taklit, tembel, üşengeç kimse, uydurma
  • goldcrest:çalıkuşu
  • golden:altın, altın gibi, altın sarısı, türünün en iyisi, üstün
  • goldeneye:altın gözlü ördek
  • goldfinch:saka kuşu
  • goldfish:akvaryum balığı, süs balığı
  • goldmine:altın madeni
  • goldplate:altın kaplama
  • goldsmith:kuyumcu, kuyumcu ustası
  • golf:golf, golf oynamak
  • golfer:golfçü
  • goliath:calüt, dev
  • golliwog:öcü, siyah acayip kukla, umacı
  • golly:allah allah!
  • golosh:ayakkabı kılıfı, kaloş
  • goluptious:güzel, lezzetli
  • gombeen:aşırı faiz, fahiş faiz
  • gombo:bamya, bamya çorbası
  • gomorrah:gomora şehri, günahkâr kent
  • gomorrha:gomora şehri, günahkâr kent
  • gon:açılı, gen, köşeli
  • gonad:erbezi, eşeysel bez, gonad, yumurtalık
  • gondola:açık yük vagonu, balon sepeti, düz dipli mavna, gondol
  • gondolier:gondolcu
  • gone:aşık, bozuk, bozulmuş, geçkin, geçmiş, gitmiş, hamile, heyecanlı, ilerlemiş, kayıp, kendinden geçmiş, mahvolmuş, ölmüş, sevdalanmış, ümitsiz, yok olmuş
  • goner:gidici kimse, ölmek üzere kimse
  • gonfalon:yatay asılmış bayrak
  • gong:arabayı durdurmak, çan sesi, gong, nişan
  • goniometer:açıölçer
  • gonorrhea:belsoğukluğu
  • gonorrhoea:belsoğukluğu
  • goo:aşırı duygusal sözler, yapışkan madde
  • good:çok, dolu dolu, emin, güzel, hayır, hayırlı, iyi, oldukça, sağlam, sağlığa yararlı, uslu, yararlı
  • good!:peki!
  • goodbye:allahaısmarladık, elveda, güle güle, hoşça kal
  • goodbye!:allahaısmarladık!, elveda!, güle güle!, hoşça kal!
  • goodday:elveda, iyi günler
  • goodday!:hoşça kal!, iyi günler!
  • goodess:ilâhe, tanrıça
  • goodhumored:güler yüzlü, uysal
  • goodies:şekerleme
  • goodish:bayağı, epey, iyice, oldukça büyük
  • goodly:dolgun, epeyce, güzel
  • goodman:aile reisi, baba, koca
  • goodness:cevher, iyilik, öz
  • goods:eşya, mal, yük
  • goodwife:evin kadını, hayat arkadaşı, zevce
  • goodwill:hava parası, iyi niyet, temiz kalplilik
  • goody:ilgi çekici şey, iyilik timsali, nine, sahte dindar, şekerleme, yapmacık iyi kimse, yaşlı kadın
  • goody!:ne güzel!, ne iyi!
  • gooey:aşırı duygusal, yapışkan ve tatlı
  • goof:ahmak, aptalca davranmak, becerememek, bozmak, gaf, gaf yapmak, hata, hata yapmak, pot kırmak, yanılma
  • goofing:aptalca davranmak, becerememek, bozmak, gaf yapmak, hata yapmak, pot kırmak
  • goofy:akılsız, aptal
  • gook:çamur, çinli, pislik, yabancı
  • goon:kiralık katil, kundakçı
  • goosander:testeregagalı ördek
  • goose:ahmak, kaz, kaz kafalı, parmak atmak, parmaklamak, terzi ütüsü
  • gooseberry:bektaşi üzümü
  • gooseflesh:diken diken olmuş deri, tüyleri ürpermiş deri
  • goosey:aptal tip, kaz kafalı kimse
  • gopher:bir tür kaplumbağa, kırma demiri, kırma yapmak, kıvırmak, nuh’un gemisinin kerestesi, sincap
  • gore:boynuzlamak, fildişi ile yaralamak, kan pıhtısı, peş, peş kesmek, peş koymak, süsmek, üçgen kumaş
  • gorge:boğaz, geçit, gırtlak, oburluk, tıka basa doldurmak, tıka basa yemek, tıkınmak, vadi
  • gorged:dolmuş, doymuş, patlamak üzere
  • gorgeous:görkemli, göz kamaştırıcı, harika, muhteşem, parlak
  • gorgeousness:görkem, parlaklık
  • gorget:boğaz zırhı, boyundaki benek, taş alma ameliyatı aleti, yaka işareti
  • gorgeus:görkemli, göz kamaştırıcı, harika, muhteşem, parlak
  • gorging:tıka basa doldurmak, tıka basa yemek, tıkınmak
  • gorgon:cadı, çirkin kadın, şirret
  • gorilla:fedai, goril, koruma görevlisi
  • goring:boynuzlama
  • gormandize:mideye indirmek, tıkınmak
  • gormandizer:obur
  • gormless:akılsız, aptal
  • gorse:karaçalı, katırtırnağı
  • gory:kan dondurucu, kanlı, korkunç, ürpertici
  • gosh:allah allah!, hay allah!, ya!
  • gosh!:allah allah!, hay allah!, ya!
  • goshawk:atmaca, çakırdoğan
  • gosling:acemi çaylak, kaz yavrusu
  • gospel:incil
  • gossamer:bürümcük, hafif ve incecik, incecik şey, örümcek ağı
  • gossip:çene çalmak, dedikodu, dedikodu yapmak, dedikoducu kimse, gevezelik, gevezelik etmek, hoşbeş
  • gossiping:çene çalmak, dedikodu yapmak, gevezelik etmek
  • gossipmonger:dedikoducu
  • gossipper:dedikoducu
  • gossipy:boşboğaz, dedikoducu, dedikodulu, geveze
  • gossoon:delikanlı, genç
  • goth:barbar, got
  • gotham:new york
  • gothic:barbar, got dili, gotik, gotik tarz, got’lara ait
  • gothicism:barbarlık, gotik mimari, kabalık
  • gouache:guaş boya, guaş resim
  • gouge:heykeltraş kalemi, hile, kazıklamak, oluk, oyma keskisi, oymak, oyuk, para sızdırma, para sızdırmak, şantajla para almak
  • gouged:kazıklamak, oymak, para sızdırmak, şantajla para almak
  • gouging:kazıklamak, oymak, para sızdırmak, şantajla para almak
  • goulash:gulaş, macar tas kebabı
  • gounder:batmak, bozulmak, iflas etmek
  • gourd:sukabağı, sukabağı testisi
  • gourmand:ağzının tadını bilen kimse, boğazına düşkün kimse, boğazlı, obur, pisboğaz
  • gourmet:ağzının tadını bilen kimse, şaraptan anlayan kimse
  • gout:gut
  • gouty:gut hastası, gutlu organ
  • govern:almak, frenlemek, hükmetmek, hüküm sürmek, idare etmek, kontrol etmek, mürebbiyelik yapmak, yönetmek, zaptetmek
  • governable:idare edilebilir
  • governance:denetim, kontrol, yönetim
  • governed:almak, frenlemek, hükmetmek, hüküm sürmek, idare etmek, kontrol etmek, mürebbiyelik yapmak, yönetmek, zaptetmek
  • governess:dadı, eğitici kadın, mürebbiye, özel hoca
  • governing:ana, baş, hükmeden, hüküm süren, idare edem, yol gösteren, yöneten
  • government:devlet, hükümet, idare, rejim, siyasal bilgiler, siyaset bilimi, yönetim, yönetim biçimi, yönetme
  • governmental:devlet, hükümet
  • governments:devlet, hükümet, idare, rejim, siyasal bilgiler, siyaset bilimi, yönetim, yönetim biçimi, yönetme
  • governor:baba, bey, eyalet valisi, müdür, patron, vali, yönetici
  • governorship:idarecilik, valilik, yöneticilik
  • gown:cüppe, cüppe giydirmek, elbise, gecelik, rop, sabahlık, üniversiteli
  • gownsman:cüppeli görevli, üniversite mezunu, üniversite üyesi
  • goy:yahudi olmayan kimse
  • grab:alma, gasp, kapma, kapmak, kaptıkaçtı yöntemi, tırnaklı kaldıraç, yakalamak, zorla almak
  • grabber:açgözlü, gaspçı, yağmacı
  • grabbing:kapma
  • grabble:el yordamıyla aramak, yoklamak
  • graben:çökük, graben
  • graced:lütfetmek, onur vermek, şereflendirmek, süslemek, teşrif etmek
  • graceful:ağırbaşlı, ince, vakur, zarif
  • gracefully:incelikle, zarafetle
  • gracefulness:incelik, nezaket, zarafet
  • graceless:görgüsüz, kaba, nahoş, terbiyesiz
  • gracile:ince, zayıf
  • gracious:bağışlayıcı, cana yakın, ince, iyi niyetli, kerim, merhametli, nazik, yardımsever, zarif, zevkli
  • graciousness:cana yakınlık, merhametlilik, nezaket, zarafet
  • grad:mezun
  • gradate:derece derece sıralamak, derecelendirmek
  • gradation:aşama, derece, derece derece sıralanma, ton
  • grade:aşama, basamak, başarı notu, derece, derecelendirmek, düzeltmek, düzenlemek, düzey, eğim, kademe, kalite, not vermek, rütbe, seviye, sınıf, sınıflamak, sınıflandırmak
  • graded:derecelendirmek, düzeltmek, düzenlemek, not vermek, sınıflamak, sınıflandırmak
  • grader:düzenleyici, grayder, sınıf öğrencisi, tasnifçi
  • grades:ilkokul
  • gradient:derece derece değişen, düğüm, düşüm, eğim, irtifa, meyil, yürüyebilen
  • grading:sınıflandırma
  • gradual:aşamalı, derece derece, kademeli
  • gradually:azar azar, derece derece, gitgide, kademeli olarak
  • graduate:ayrılmak, bitirmek, derecelendirmek, derecelere ayrılmak, dereceli kap, diploma vermek, diplomalı, lisans üstü, master öğrencisi, mezun, mezun etmek, mezun olmak, sınıflandırmak, üniversite mezunu, ürün
  • graduated:derecelere ayrılmış, dereceli, mezun
  • graduates:ayrılmak, bitirmek, derecelendirmek, derecelere ayrılmak, dereceli kap, diploma vermek, master öğrencisi, mezun, mezun etmek, mezun olmak, sınıflandırmak, üniversite mezunu, ürün
  • graduation:bitirme, derece işareti, derecelendirme, diploma töreni, mezun olma, mezuniyet, sınıflandırılma
  • graffiti:duvar yazısı
  • graffito:duvar yazısı, mağara resmi
  • graft:aşı, aşı kalemi, aşılamak, doku nakli, nakledilen organ, nakletmek, organ nakli, para yemek, rüşvet, rüşvet vermek, yolsuzluk, yolsuzluk yapmak, yozlaşma
  • grafter:aşılayan kimse, para yediren kimse, rüşvet veren kimse
  • grafting:aşılama
  • grail:kutsal kap
  • grain:ağacı damarlı boyamak, çizgi, damar, damarlı yapmak, damarlı yüzey, granül, öğütmek, tahıl, tane, tanecik, tanelemek, zerre
  • grained:ağacı damarlı boyamak, damarlı yapmak, öğütmek, tanelemek
  • grains:ağacı damarlı boyamak, çizgi, damar, damarlı yapmak, damarlı yüzey, granül, öğütmek, tahıl, tane, tanecik, tanelemek, zerre
  • gram:bir tür fasulye, gram, nohut
  • gramercy!:çok teşekkürler!
  • graminaceous:ot gibi, otsu
  • gramineous:ot gibi, otsu
  • graminivorous:ot yiyen, otçul
  • grammar:dilbilgisi, gramer, gramer kuralları, temel prensipler
  • grammarian:dilbilgisi uzmanı, gramerci
  • grammatical:dilbilgisi kurallarına uygun, gramatik, kurallı
  • gramme:gram
  • gramophone:gramofon
  • grampus:yunus
  • grams:bir tür fasulye, gram, nohut
  • gran:nine
  • granary:hububat ambarı, tahıl ambarı
  • grand:ağırbaşlı, ana, asil, baş, bin dolar, büyük, genel, kuyruklu piyano, muhteşem, önemli, soylu, ulu
  • grandam:büyükanne, nine, yaşlı kadın
  • grandaunt:büyük hala, büyük teyze
  • grandchild:torun
  • granddad:büyükbaba, dede
  • granddaughter:torun
  • grandee:asilzade, yüksek rütbeli adam
  • grandeur:azamet, büyüklük, görkem, heybet, ihtişam, kibarlık, lüks, saltanat, soyluluk
  • grandfather:büyükbaba, dede
  • grandfatherly:dede gibi, iyi kâlpli
  • grandiloquence:lâfı gediğine koyma, tumturaklılık, yerinde söz, yerinde söz söyleme
  • grandiloquent:tumturaklı, yerinde
  • grandiose:görkemli, göz alıcı, heybetli, muazzam, tantanalı
  • grandma:anneanne, babaanne, büyükanne, nine
  • grandmamma:anneanne, babaanne, büyükanne, nine
  • grandmother:anneanne, babaanne, büyükanne, nine
  • grandmotherly:büyükanne edasıyla, büyükanne gibi, özenle
  • grandnephew:yeğen oğlu
  • grandness:azamet, büyüklük, ihtişam
  • grandniece:yeğen kızı
  • grandpa:büyükbaba, dede
  • grandpapa:büyükbaba, dede
  • grandparent:büyükbaba veya büyükanne
  • grandparents:dede ve büyükanne, dede-nine
  • grandsire:dede, ihtiyar adam
  • grandson:torun
  • grandstand:sahnelemek, sahneye koymak, tribün
  • granduncle:büyük amca, büyük dayı
  • grange:çiftçi birliği, çiftlik
  • graniferous:tahıl veren, tane şeklinde, taneli
  • granite:granit, sağlam, sert, taş gibi
  • granitic:granit, sağlam, sert, taş gibi
  • grannie:anneanne, babaanne, büyükanne, nine
  • granny:anneanne, babaanne, büyükanne, nine
  • grant:bağış, bağışlamak, burs, burs vermek, devir, feragatname, hibe, imtiyaz, kabul etmek, nasip, nasip etmek, ödenek, onaylamak, vermek
  • granted:diyelim ki, imtiyazlı
  • grantee:burslu öğrenci, hibe alan kimse, imtiyaz sahibi, yardım alan kimse
  • granting:bağışlamak, burs vermek, kabul etmek, nasip etmek, onaylamak, vermek
  • grantor:bağış yapan kimse, burs veren kuruluş, hibe eden kimse
  • grants:burslar, ödenekler, yardımlar
  • granular:granül, pürüzlü, tanecikli, taneli
  • granulate:granüle etmek, kabarcıklanmak, öğütmek, tanelemek, tanelenmek
  • granulated:öğütülmüş, tanecikli, taneli, toz
  • granulation:granülasyon, öğütme, taneleme, tanelenme
  • granule:granül, tanecik, zerre
  • granulous:granül, tanecikli, taneli
  • grape:atın diz içindeki yara, sığır veremi, üzüm
  • grapefruit:greyfurt
  • grapeshot:misket
  • grapevine:asma, dedikodu, dedikodu gazetesi, rivayet, söylenti
  • graph:çizelge, diyagram, eğri, grafik, işaret
  • graphic:açık ve net, canlı, grafik ile ilgili, grafikle gösterilen, hat sanatı ile ilgili
  • graphical:açık ve net, canlı
  • graphically:çizilerek, grafikle
  • graphics:grafik sanatı, teknik çizim, yazı sanatları
  • graphite:grafit
  • graphitic:grafit
  • graphologist:grafolog, yazıbilimci
  • graphology:grafoloji, yazıbilim
  • graphs:çizelge, diyagram, eğri, grafik, işaret
  • grapnel:borda kancası, çengel, dörtlü kanca, filika demiri, kanca
  • grapple:bağlamak, boğuşmak, çengel, filika demiri, filika demiri kullanmak, göğüs göğüse savaş, kanca, kanca ile tutunmak, sarılma, tutmak, uğraşmak, yakalamak
  • grappling:bağlamak, boğuşmak, filika demiri kullanmak, kanca ile tutunmak, tutmak, uğraşmak, yakalamak
  • grasp:anlama, anlamak, idrak, kabza, kapmak, kavrama, kavramak, sımsıkı tutma, tutma, tutmak, yakalamak
  • grasped:anlamak, kapmak, kavramak, tutmak, yakalamak
  • grasping:açgözlü, doyumsuz, gözü aç
  • grass:çayır, çayıra salmak, çim, çim kaplamak, çimen, çimlere yaymak, ele vermek, esrar, ihbar etmek, marihuana, ot, ot yemek, otlak, otlamak, otlatmak, vurmak, yere sermek
  • grasses:çayır, çayıra salmak, çim, çim kaplamak, çimen, çimlere yaymak, ele vermek, esrar, ihbar etmek, marihuana, ot, ot yemek, otlak, otlamak, otlatmak, vurmak, yere sermek
  • grasshopper:çekirge, küçük uçak, pırpır
  • grassland:çayır, mera, otlak
  • grassopher:çekirge, küçük uçak, pırpır
  • grassplot:çimenlik
  • grassroots:doğma büyüme, kökleşmiş, tabana ait
  • grassy:çimenli, otlu, yeşillikli
  • grate:demir parmaklık, gıcık etmek, gıcırdamak, gıcırdatmak, ızdırap vermek, ızgara, kalbur, ocak, pencere demiri, rendelemek, sinirlendirmek, şömine
  • grated:gıcık etmek, gıcırdamak, gıcırdatmak, ızdırap vermek, rendelemek, sinirlendirmek
  • grateful:makbul, memnun, minnettar, müteşekkir, tatminkâr, teşekkür borçlu, verimli
  • gratefulness:minnet, minnet borcu, teşekkür borcu
  • grater:rende
  • graticule:ağ, şebeke, sistem
  • gratification:ek ödeme, haz, hoşnutluk, iftihar, ikramiye, memnuniyet, para ödülü, zevk
  • gratified:doymuş, hoşnut, memnun, tatmin olmuş
  • gratify:gidermek, hoşnut etmek, kendini kaptırmak, memnun etmek, sevindirmek, tatmin etmek
  • gratifying:iyi, memnuniyet verici, tatminkâr
  • grating:cırlak, gıcırdayan, ızgara, kafes, kulağı tırmalayan, nahoş, parmaklık
  • gratis:bedava, gereksiz yere, parasız, parasız olarak, sebepsiz, yok yere
  • gratitude:gönül borcu, minnettarlık, şükran, şükür
  • gratuation:bitirme, derece işareti, derecelendirme, diploma töreni, mezun olma, mezuniyet, sınıflandırılma
  • gratuities:armağan, hediye, ikramiye
  • gratuitous:bedava, gereksiz, haksız, nedensiz, sebepsiz, uluorta
  • gratuitously:kendi isteğiyle
  • gratuity:armağan, hediye, ikramiye
  • grave:ağır, aksan işareti, ciddi, gömüt, işlemek, kabir, kalafat etmek, kalın, kasvetli, kazımak, mezar, ölme, önemli, oymak, pes, sıkıcı
  • graveclothes:kefen
  • graved:işlemek, kalafat etmek, kazımak, oymak
  • gravedigger:mezar kazıcı, mezarcı
  • gravel:aklını karıştırmak, çakıl, çakıl dökmek, çakıl döşemek, çakıllık, hayret ettirmek, kum, şaşırtmak, taş
  • graveled:aklını karıştırmak, çakıl dökmek, çakıl döşemek, hayret ettirmek, şaşırtmak
  • graveless:gömülmemiş, mezarsız
  • gravelled:aklını karıştırmak, çakıl dökmek, çakıl döşemek, hayret ettirmek, şaşırtmak
  • gravelly:çakıllı
  • graven:oyma, oyulmuş
  • graver:ağır, ciddi, kalın, kasvetli, önemli, pes, sıkıcı
  • gravestone:mezar taşı
  • graveyard:kabristan, mezarlık
  • gravid:gebe, hamile
  • gravidity:gebelik, hamilelik
  • gravimeter:göreceli ağırlık ölçeği, gravimetre
  • gravitate:batmak, cazibesine kapılmak, çekilmek, çekimine kapılmak, çökmek, yerçekimi ile çekilmek
  • gravitation:cazibe, çekim, eğilim, meyil, yerçekimi
  • gravitational:çekim, yerçekimi, yerçekimi ile ilgili
  • gravity:ağırbaşlılık, ağırlık, çekim, ciddilik, önem, peslik, yerçekimi
  • gravure:fotoğrafla klişe yapma, gravür
  • gravy:açıktan para, et suyu, etin pişerken saldığı su, kolay kazanç, sos
  • gray:ağarmak, beyazlamak, beyazlaşmak, boz, gri, kapalı, kır, kırlaşmak, kırlaşmış, külrengi, kurşuni renk, sıkıntılı
  • grayback:gri balina, gri ceketli, güneyli asker, leş kargası
  • graybeard:ihtiyar adam
  • grayfish:köpekbalığı
  • graying:ağaran, beyazlayan
  • grayish:grimsi, kır, küllü
  • grayling:gölge balığı
  • grayness:darlık, grilik, kır, sıkıntı
  • graze:otlamak, otlatmak, sıyırıp geçmek, sıyırma, sıyırmak, sıyrık, sıyrılmak
  • grazed:otlamak, otlatmak, sıyırıp geçmek, sıyırmak, sıyrılmak
  • grazier:besici, çoban
  • grazing:otlama
  • grease:gres, içyağı, makine yağı, para yedirmek, rüşvet vermek, yağ, yağ sürmek, yağlamak
  • greased:para yedirmek, rüşvet vermek, yağ sürmek, yağlamak
  • greasepaint:makyaj boyası
  • greaser:araba tamircisi, makine yağcısı, meksikalı, yağcı, yaltakçı
  • greasiness:kayganlık, vıcık vıcık olma, yağcılık, yağlılık
  • greasing:yağ sürme, yağ sürülme, yağlama
  • greasy:civa gibi, ele avuca sığmaz, kaygan, kaypak, yağcı, yağlı, yapışkan
  • great:büyük, çok iyi, hevesli, iyi, muazzam, mükemmel, önemli, ulu, ünlü
  • great!:harika!
  • greatcoat:asker parkası, palto
  • greaten:büyümek, büyütmek
  • greatest:azami
  • greatgrandfather:büyük dede
  • greathearted:cesur, iyi kâlpli, yüce, yürekli
  • greatly:adamakıllı, çok, çokça
  • greatness:azamet, büyüklük
  • greaves:donyağı tortusu
  • grebe:dalgıçkuşu, yumurta piçi
  • grecian:eski yunan, eski yunanlı, grek, yunan
  • greece:yunanistan
  • greed:açgözlülük, hırs, oburluk
  • greediness:açgözlülük, hırs, oburluk
  • greedy:açgözlü, doyumsuz, gözü aç, hevesli, hırslı, obur, pisboğaz, tamahkâr
  • greek:rum, yunan, yunanca, yunanistan’a ait, yunanlı
  • green:acemi, çimenlik, genç, gençlik, golf sahası, ham, hasta görünen, para, rengi atmış, taze, toy, yeni, yeşermek, yeşil, yeşil alan, yeşile boyamak, yeşile boyanmak, yeşillendirmek, yeşillik, zindelik
  • greenback:dolar, yeşil kurbağa
  • greenbacks:dolar, yeşil kurbağa
  • greenbelt:yeşil alan
  • greenery:sera, yeşillik
  • greenfinch:flurya, yelve
  • greenfly:yaprak biti
  • greengage:bardakeriği, frenkeriği
  • greengrocer:manav, sebzeci
  • greengrocery:manav, sebze meyve
  • greenhorn:acemi, ahmak, saf, toy
  • greenhouse:limonluk, sera
  • greenish:yeşilimsi, yeşilimtırak
  • greenland:grönland
  • greenly:acemice, yeşil olarak
  • greenness:acemilik, hamlık, tazelik, yeşil olma
  • greenroom:kulis
  • greens:sebze, yapraklar, yapraklı kısım, yeşillik
  • greensickness:kansızlık, kloroz
  • greenstuff:ot, sebze, yeşillik
  • greensward:çimen
  • greenwood:ağaçlık, haydut yatağı, ormanlık
  • greeny:yeşile benzer, yeşilimsi
  • greet:çarpmak, karşılamak, karşılaşmak, kutlamak, selam vermek, selamlamak
  • greeted:çarpmak, karşılamak, karşılaşmak, kutlamak, selam vermek, selamlamak
  • greeting:karşılama, kutlama, selam, selamlama, tebrik
  • greetings:selamlar
  • gregarious:salkım halinde yetişen, sokulgan, toplu halde yaşayan, topluluk seven
  • gregariousness:sürü halinde yaşama, toplu halde bulunma
  • gregorian:gregoryen, papa gregorius’a ait
  • gremlin:cin
  • gremlins:cin
  • grenade:el bombası
  • grenadier:el bombası atan asker
  • grenadine:ipekli incecik kumaş, nar şurubu
  • gressorial:yürümeye uygun, yürüyüş
  • grew:bırakmak, büyümek, büyütmek, dönüşmek, gelişmek, -lemek, -lenmek, -leşmek, üretmek, uzatmak, yetişmek, yetiştirmek
  • grey:ağarmak, beyazlamak, beyazlaşmak, boz, gri, kapalı, kır, kırlaşmak, kırlaşmış, külrengi, kurşuni renk, sıkıntılı
  • greyback:gri balina, gri ceketli, güneyli asker, leş kargası
  • greybeard:ihtiyar adam
  • greyhound:tazı
  • greying:ağaran, beyazlayan
  • greyish:grimsi, kır, küllü
  • greylag:yabankazı
  • greyness:darlık, grilik, sıkıntı
  • grid:ızgara, parmaklık, şebeke, sistem
  • griddle:maden eleği, saplı ızgara, tel kalbur
  • gridiron:futbol sahası, ızgara, şebeke, sistem
  • grief:acı, dert, gam, keder, üzüntü
  • grievance:dert, kincilik, kindarlık, şikâyet, sorun, yakınma
  • grievances:dert, kincilik, kindarlık, şikâyet, sorun, yakınma
  • grieve:dert vermek, kederlendirmek, üzmek, üzülmek
  • grieved:dert vermek, kederlendirmek, üzmek, üzülmek
  • grieving:dert vermek, kederlendirmek, üzmek, üzülmek
  • grievous:acı, ağır, feci, iğrenç, üzücü
  • grievousness:acı olma, zor durum
  • griff:bilgi, haber
  • griffin:bilgi, haber, kızıl akbaba
  • griffon:grifon, kısa ve sert kıllı bir köpek, kızıl akbaba
  • grift:dolandırıcılık
  • grifter:dolandırıcı, üçkâğıtçı
  • grill:işkence etmek, ızgara, ızgara et, ızgarada pişirmek, kafes, kızartmak, parmaklık, sorguya çekmek
  • grille:ızgara, kafes, parmaklık
  • grilled:ızgara, ızgarada pişmiş, kafesli, kızarmış, parmaklıklı
  • grilling:sorguya çekme
  • grillroom:et lokantası, ocak başı
  • grilse:alabalık, som balığı
  • grim:acımasız, gaddar, korkunç, sert, suratsız, zalim
  • grimace:suratını ekşitme, suratını ekşitmek, yüz buruşturma, yüzünü buruşturmak
  • grimalkin:acuze, cadaloz, yaşlı dişi kedi
  • grime:kir, kirletmek, pisletmek
  • griminess:kirlilik, pislik
  • grimmer:acımasız, gaddar, korkunç, sert, suratsız, zalim
  • grimness:gaddarlık, zulüm
  • grimy:kirli, pis
  • grin:sırıtış, sırıtma, sırıtmak
  • grind:bilemek, çalmak, çekmek, çektirmek, çok çalışma, ezilmek, eziyet, ezmek, gıcırdatmak, inek öğrenci, inekleme, ineklemek, öğütmek, sıkıştırmak, üzmek, yorucu iş, zımparalamak
  • grinder:azıdiş, bileyici, değirmen, kıyma makinesi, öğütücü, taşlama tezgâhı, zımpara tezgâhı
  • grinding:bileme, ezen, ezme, gıcırdama, öğüten, öğütme
  • grindstone:bileği taşı, değirmentaşı, zımpara taşı
  • gringo:amerikalı, ingiliz, yabancı
  • grinning:sırıtma
  • grip:anlama, anlamak, çekmek, el bagajı, etkileme, etkilemek, etkilenmek, hakim olma, idrak, idrak etmek, kavrama, kavramak, kulp, sap, set işçisi, sıkı tutma, sıkıştırmak, sıkmak, toka, tutmak, yakalamak
  • gripe:karnını ağrıtmak, mızmızlanma, sancı vermek, sızlanma, sızlanmak, sızlatmak, yakınma, yakınmak
  • gripes:karın ağrısı nöbeti, kayığı tutan halatlar, kulunç, sancı
  • griping:karnını ağrıtmak, sancı vermek, sızlanmak, sızlatmak, yakınmak
  • grippe:grip
  • gripped:anlamak, çekmek, etkilemek, etkilenmek, idrak etmek, kavramak, sıkıştırmak, sıkmak, tutmak, yakalamak
  • gripper:çıtçıt, kıskaç
  • gripping:heyecanlı, ilginç, kavrama, sıkma, tutma
  • grips:anlama, anlamak, çekmek, el bagajı, etkileme, etkilemek, etkilenmek, hakim olma, idrak, idrak etmek, kavrama, kavramak, kulp, sap, set işçisi, sıkı tutma, sıkıştırmak, sıkmak, toka, tutmak, yakalamak
  • gripsack:el bagajı, yolculuk çantası
  • grisly:dehşet verici, korkunç, tüyler ürpertici
  • grist:ezilmiş malt, fayda, ipin boyutu, kazanç, öğütülecek tahıl, temel madde
  • gristle:kıkırdak
  • gristly:kıkırdağımsı, kıkırdak gibi, kıkırdaklı
  • grit:cesaret, dayanıklılık, gıcırdamak, gıcırdatmak, iri kum, kumtaşı, metanet
  • gritstone:kumtaşı
  • grittiness:kumlu olma
  • gritty:cesur, dayanıklı, kumlu
  • grizzle:boz, gri, inlemek, kır, kır saç, külrengi, mırıldanmak, sızlanmak, yakınmak
  • grizzled:kır, kırlaşmış
  • grizzly:bozayı, kır, kırlaşmış
  • groan:gıcırdamak, inilti, inleme, inlemek, sıkıntı, sızlanma, sızlanmak
  • groaning:inilti, inleme, inleyen
  • groats:kabuksuz tahıl, öğütülmemiş tahıl
  • grocer:bakkal
  • groceries:bakkal, bakkal dükkânı, bakkallık
  • grocer’s:bakkal
  • grocery:bakkal, bakkal dükkânı, bakkallık
  • groceteria:bakkal, selfservis bakkal
  • grog:alkol ve sudan oluşan içki, sulu alkol içmek
  • grogginess:ayakta duramama, dizleri tutmamak, halsizlik, sarhoşluk, sendeleme
  • groggy:ayakta duramayan, halsiz, sarhoş, sendeleyen, yalpalayan
  • grogshop:bar, meyhane
  • groin:kasık, kemer pervazı
  • groined:çapraz, kuşaklı, pervazlı
  • grommet:ip simit, kopça gözü, örme halka
  • groom:bakmak, çeki düzen vermek, damat, giyinmek, güvey, hazırlamak, saray uşağı, seyis, taramak, tımar etmek, yetiştirmek
  • groomed:bakmak, çeki düzen vermek, giyinmek, hazırlamak, taramak, tımar etmek, yetiştirmek
  • grooming:tımar
  • groomsman:sağdıç
  • groove:adet, alay etmek, çizgi, çizmek, dalmak, gelenek, harika şey, mükemmel şey, oluk, oluk açmak, saban izi, uğraşmak, yiv, yiv açmak
  • grooved:oluklu, yivli
  • grooving:alay etmek, çizmek, dalmak, oluk açmak, uğraşmak, yiv açmak
  • groovy:geleneksel, harika, klişeleşmiş, modaya uygun, modern
  • grope:el yordamıyla aramak, ellemek, okşamak, yoklamak
  • gropingly:el yordamıyla, emin olmadan, körü körüne, yoklayarak
  • grosbeak:ispinozgillerden kuş
  • gross:apaçık, bariz, brüt, bütün, bütünlük, gayrisafi, grosa, hantal, kaba, kocaman, müstehcen, oniki düzine, sıkı, şişkin, şişko, toptan, yoğun
  • grossly:ağır şekilde, fena halde
  • grotesque:acayip, anlamsız, garip, garip şekil, grotesk, grotesk figür, gülünç
  • grotesqueness:gariplik, tuhaflık
  • grotto:mağara, yapay süslü mağara
  • grotty:berbat, kötü, sevimsiz, sıkıcı
  • grouch:homurdanan kimse, homurdanma, homurdanmak, huysuzluk, söylenme, söylenmek, yakınmak
  • grouchiness:homurdayıp durma, huysuzluk, suratsızlık
  • grouching:homurdanmak, söylenmek, yakınmak
  • grouchy:hiç memnun olmayan, huysuz, mızmız, suratsız
  • ground:buzlu, çakmak, çekilmiş, dayanak, dayandırmak, dayanmak, dip, hareket izni vermemek, kara, karaya oturtmak, kurmak, neden, öğütülmüş, saha, sebep, temel, toprak, topraklama, topraklamak, tortulu, yer, yere indirmek, yere sermek, zemin
  • grounded:çakılıp kalmış, havalanamayan
  • grounding:temel bilgisi
  • groundless:asılsız, sebepsiz
  • groundlessly:nedensiz olarak
  • groundman:saha bakıcısı, saha görevlisi
  • groundnut:yer fıstığı
  • grounds:tortu
  • groundsman:saha bakıcısı, saha görevlisi
  • groundswell:dip dalgası, kabarma, salıntı
  • groundwork:altyapı, asıl, fon, temel, zemin
  • group:filo, grup, gruplandırmak, gruplaşmak, heyet, kafile, küme, kütle, manga, öbek, sınıflandırmak, takım, toplanmak, topluluk
  • grouped:toplu halde
  • grouper:balık, grup üyesi
  • groupie:grubun peşine takılan kız
  • grouping:toplama, toplanma
  • grouse:dırdır etmek, homurdanmak, keklik, orman tavuğu, söylenmek
  • grouser:dırdırcı, homurdanan, sızlanan kimse
  • grousing:dırdır etmek, homurdanmak, söylenmek
  • grout:bulgur lâpası, harç, harç ile doldurmak, sıva, yulaf kırması
  • grouting:harç ile doldurmak
  • grove:ağaçlık, koru
  • grovel:ayaklarına kapanmak, sürünmek, tapmak, yaltaklanmak, yerde sürünmek
  • groveler:dalkavuk, yaltakçı
  • grovelers:dalkavuk, yaltakçı
  • groveling:adi, aşağılık, rezil
  • groveller:dalkavuk, yaltakçı
  • grovellers:dalkavuk, yaltakçı
  • grovelling:adi, aşağılık, rezil
  • grow:bırakmak, büyümek, büyütmek, dönüşmek, gelişmek, -lemek, -lenmek, -leşmek, üretmek, uzatmak, yetişmek, yetiştirmek
  • grower:üretici, yetişen bitki, yetiştirici
  • growers:üretici, yetişen bitki, yetiştirici
  • growing:artan, büyüme, büyüyen, çoğalan, gelişen, gelişme, tarım, yetiştirme
  • growl:gürlemek, hırıldamak, hırlamak, homurdamak, homurdanarak söylemek, homurtu, sızlanma
  • growler:buzul, hırlayan köpek, homurdanan kimse, homurdayan ayı, kiralık araba, kırlangıç balığı, vibrör
  • growling:hırıltı, hırıltılı, hırlama
  • grown:büyümüş, olgun, olmuş, yetişkin
  • grownup:ergin, kemâle ermiş, yetişkin, yetişkinlere göre olan
  • growth:büyüme, büyümüş şey, filiz, gelişme, geliştirme, sürgün, ur, ürün
  • groyne:erezyonu önleyici set, set
  • grub:ağır iş yapmak, arı gibi çalışan kimse, çalışıp duran kimse, çapalamak, didinmek, eşelemek, kazmak, kurtçuk, ot ve kökleri temizlemek, toprağı eşelemek, yemek, yemek yemek, yiyecek
  • grubber:bel, çapa, eşeleyen kimse, pulluk, saban, tırmık, uğraşan kimse
  • grubby:eski kafalı, kirli, kurtlanmış, kurtlu, pis
  • grubstake:maden arama avansı, madenci avansı
  • grudge:çok görmek, esirgemek, garaz, garez, haset etmek, hınç, isteksiz olmak, isteksizce vermek, kin, kincilik, kindarlık, kıskanma
  • grudger:haset, kinci, kıskanç
  • grudging:gönülsüz, haset, isteksiz, kinci, kindar, kıskanç
  • grudgingly:gönülsüzce, isteksizce, istemeye istemeye
  • gruel:un çorbası, yulaf lapası
  • grueling:ağır ceza, ağır iş, eziyetli, işkence, işkenceli, meşakkat, sıkıntılı, yorucu, yorucu şey, zahmet, zahmetli, zorluk
  • gruelling:ağır ceza, ağır iş, eziyetli, işkence, işkenceli, meşakkat, sıkıntılı, yorucu, yorucu şey, zahmet, zahmetli, zorluk
  • gruesome:dehşet verici, korkunç, ürkütücü
  • gruff:aksi, boğuk sesli, hırçın, huysuz, kaba, sert
  • gruffness:aksilik, boğukluk, hırçınlık, kabalık
  • grumble:dırdır etmek, gümbürdemek, gürleme, gürlemek, guruldama, guruldamak, homurdanma, homurdanmak, mırıldamak, mırıldanmak, mızırdanmak, söylenme, söylenmek, yakınma, yakınmak
  • grumbler:dırdırcı, halinden şikâyetçi kimse, homurdanan kimse
  • grumbling:dırdır, homurdanan, homurdanma, hoşnutsuz, huysuz, mırıldanma, mırıltı, mızırdanma, şikâyetçi
  • grume:kan pıhtısı, pıhtı
  • grummet:ilik, ip halka, kopça gözü
  • grumous:düğümlü, pıhtı gibi, pıhtılaşmış
  • grump:homurdanan kimse, huysuz tip, söylenen kimse
  • grumpiness:somurtkanlık, suratsızlık
  • grumps:somurtkanlık, suratsızlık
  • grumpy:dırdırcı, homurdanıp duran, huysuz, somurtkan, ters
  • grunt:domuz gibi homurdanmak, domuz homurtusu, hırıltı, homurdanmak, homurtu, oflayıp puflamak, sızlanmak
  • grunted:domuz gibi homurdanmak, homurdanmak, oflayıp puflamak, sızlanmak
  • grunter:domuz
  • grunting:domuz gibi homurdanmak, homurdanmak, oflayıp puflamak, sızlanmak
  • grunts:domuz gibi homurdanmak, domuz homurtusu, hırıltı, homurdanmak, homurtu, oflayıp puflamak, sızlanmak
  • gruyere:gravyer peyniri
  • gryphon:grifon
  • guana:iguana
  • guano:guano, martı gübresi
  • guarantee:garanti, garanti etmek, garantiye almak, güvence, kefalet, kefil, kefil olmak, söz vermek, teminât, teminât vermek
  • guaranteed:garanti etmek, garantiye almak, kefil olmak, söz vermek, teminât vermek
  • guaranteeing:garanti etmek, garantiye almak, kefil olmak, söz vermek, teminât vermek
  • guarantees:garanti, garanti etmek, garantiye almak, güvence, kefalet, kefil, kefil olmak, söz vermek, teminât, teminât vermek
  • guarantor:garantör, kefil
  • guaranty:garanti, güvence, kefalet, kefil
  • guard:bekçi, emniyet, gard, gardiyan, gözetim, gözetmek, himaye etmek, koruma, koruma görevlisi, korumak, korunmak, muhafız, nöbet tutmak, nöbetçi, tutmak, uyanıklık
  • guarded:ihtiyatlı, korunan, tedbirli, tetikte, uyanık
  • guardedly:ihtiyatlı bir biçimde, korunarak, tetikte olarak
  • guardhouse:askeri karakol, nizamiye
  • guardian:gardiyan, koruyucu, muhafız, vasi, veli
  • guardianship:koruyuculuk, vasilik, vekillik, velilik
  • guarding:koruma, koruyucu, nöbet tutma
  • guardrail:korkuluk, parmaklık
  • guards:bekçi, emniyet, gard, gardiyan, gözetim, gözetmek, himaye etmek, koruma, koruma görevlisi, korumak, korunmak, muhafız, nöbet tutmak, nöbetçi, tutmak, uyanıklık
  • guardsman:asker, nöbetçi
  • guarentee:garanti, garanti etmek, garantiye almak, güvence, kefalet, kefil, kefil olmak, söz vermek, teminât, teminât vermek
  • guatemala:guetamala
  • guatemalan:guetamalalı, guetamala’lı kimse
  • guava:guava
  • gubbins:ahmak, değersiz şey, ıvır zıvır
  • gubernatorial:valiye ait
  • gudgeon:enayi, mil, pim, saf
  • guerdon:mükâfat, ödül, ödül vermek, tazminat, tazminat ödemek, zararı karşılamak
  • guerilla:çete savaşı, çeteci, gerilla, gerilla savaşı
  • guerrilla:çete harbi, çeteci, gerilla, gerilla savaşı
  • guess:içine doğmak, sanı, sezmek, tahmin, tahmin etmek, tahminde bulunmak, varsayım, varsayımda bulunmak, zannetmek
  • guessing:içine doğmak, sezmek, tahmin etmek, tahminde bulunmak, varsayımda bulunmak, zannetmek
  • guesstimate:sezgiye dayalı tahmin, sezgiye dayalı tahminde bulunmak
  • guesstimates:sezgiye dayalı tahmin, sezgiye dayalı tahminde bulunmak
  • guesswork:varsayım, varsayımda bulunma
  • guest:asalak canlı, davetli, konuk, misafir
  • guesthouse:misafirhane, pansiyon
  • guff:boş lâf, saçmalık
  • guffaw:gürültülü kahkaha, kahkaha, kahkahayı basmak
  • guffawing:kahkahayı basmak
  • guggle:kahkaha atmak
  • guidable:idare edilebilir, rehberlik edilebilir, sevkedilebilir
  • guidance:idare etme, kılavuzluk, rehberlik, sevketme, yol gösterme, yönlendirme
  • guide:danışman, el kitabı, götürmek, idare etmek, kılavuz, model, öncülük etmek, önderlik etmek, örnek, rehber, rehberlik etmek, sevketmek, yol göstermek, yol işareti, yönetmelik, yönlendirmek
  • guidebook:el kitabı, rehber, rehber kitap
  • guided:güdümlü, kılavuzlu, rehber eşliğinde
  • guideline:ana hatlar, ilke, prensip, uçak kılavuz ipi
  • guidepost:işaret direği
  • guides:danışman, el kitabı, götürmek, idare etmek, kılavuz, model, öncülük etmek, önderlik etmek, örnek, rehber, rehberlik etmek, sevketmek, yol göstermek, yol işareti, yönetmelik, yönlendirmek
  • guiding:ana, esas, rehberlik, temel, yol gösteren
  • guidon:flama, tabur bayrağı
  • guild:birlik, dernek, esnaf loncası, lonca
  • guilder:gulden, hollanda parası
  • guildhall:belediye binası, esnaf birliği binası
  • guilds:birlik, dernek, esnaf loncası, lonca
  • guile:hilekârlık, hinlik, kurnazlık, üçkağıtçılık
  • guileful:dalavereci, hilekâr, üçkâğıtçı
  • guileless:doğru, dürüst, hilesiz, saf
  • guillotine:giyotin, giyotin ile idam etmek, zaman kısıtlaması
  • guilt:günahkârlık, kabahat, suç, suçluluk
  • guiltiness:günahkârlık, suçluluk
  • guiltless:acemi, el değmemiş, masum, -siz, suçsuz, tecrübesiz
  • guilty:günahkâr, kabahatli, suçlu, suçlu hisseden
  • guinea:gine, guinea
  • guinness:guınnes, guınnes rekorlar kitabı
  • guise:bahane, biçim, dış görünüş, giysi, kılıf, kılık, maske
  • guitar:gitar
  • guitarist:gitarcı, gitarist
  • guitars:gitar
  • gulch:derin ve dar derecik, sel çukuru
  • gulden:gulden, holanda parası
  • gules:kırmızı
  • gulf:anafor, boşluk, girdap, körfez, uçurum
  • gull:aldanan kimse, aldatmak, dolandırmak, enayi, kandırarak almak, martı, saf
  • gullet:boğaz, geçit, gırtlak, kanal
  • gullibility:enayilik, kanma, saflık
  • gullible:bön, kolay aldanan, saf, salak
  • gulling:aldatmak, dolandırmak, kandırarak almak
  • gully:çukur, dere, kanal, oluk, sel yatağı, suyolu
  • gulp:bastırmak, boğazı düğümlenmek, içine atmak, küçük dilini yutmak, lokma, soluğu kesilmek, yudum, yutkunmak, yutma, yutmak
  • gulping:bastırmak, boğazı düğümlenmek, içine atmak, küçük dilini yutmak, soluğu kesilmek, yutkunmak, yutmak
  • gum:çapak, dişeti, kauçuk, lastik, reçine, sakız, yapıştırıcı, yapıştırmak, zamk, zamklamak
  • gumbo:bamya, bamya çorbası
  • gumboil:dişeti iltihabı
  • gumboots:lastik çizme
  • gumdrop:sakızlı şeker
  • gummastic:mastika, sakız
  • gummed:yapıştırmak, zamklamak
  • gumminess:sakızlı olma, yapışkanlık
  • gumming:yapıştırmak, zamklamak
  • gummy:ağdalı, sakız gibi, sakızlı, yapış yapış, yapışkan
  • gumption:cesaret, girişkenlik, pratiklik
  • gums:lastik ayakkabı
  • gumshield:dişlik
  • gumshoe:ajan, casus, kauçuk ayakkabı
  • gun:ateş etmek, avcı, avlamak, pompa, silâh, silâhlı kimse, tabanca, tam gaz vermek, top, tüfek, vurmak
  • gundog:av köpeği
  • gunfight:topçu savaşı
  • gunfire:top ateşi
  • gunk:yapışkan madde
  • gunlock:ateşleme düzeni, tüfek çakmağı
  • gunman:silâhlı soyguncu
  • gunmetal:bakır-kalay karışımı, tunç
  • gunned:ateş etmek, avlamak, tam gaz vermek, vurmak
  • gunner:nişancı, topçu
  • gunnery:topçuluk
  • gunning:ateş etmek, avlamak, tam gaz vermek, vurmak
  • gunny:çul, çuval, çuval bezi
  • gunplay:topçu savaşı
  • gunpowder:barut
  • gunrunner:silâh kaçakçısı
  • gunrunning:silâh kaçakçılığı
  • guns:ateş etmek, avcı, avlamak, pompa, silâh, silâhlı kimse, tabanca, tam gaz vermek, top, tüfek, vurmak
  • gunsel:alık, ebleh, gangster, sersem, silâhlı soyguncu
  • gunshot:atış, menzil, silâh atışı
  • gunslinger:silâhlı soyguncu
  • gunsmith:silâhçı, tüfek ustası
  • gunstock:dipçik
  • gunter:gabya çubuğu, gabya yelkeni
  • gunwale:borda trizi, küpeşte
  • gurantee:garanti, garanti etmek, garantiye almak, güvence, kefalet, kefil, kefil olmak, söz vermek, teminât, teminât vermek
  • gurgle:ağulamak, çağlama, çağlamak, lıkırdamak, lıklık, şırıldamak, şırıltı, su sesi
  • gurgling:ağulamak, çağlamak, lıkırdamak, şırıldamak
  • guru:guru, hintli bilge, hintli ruhani lider
  • gush:coşku, coşma, coşmak, fışkırma, sevgi gösterisi, taşkınlık, taşma, taşmak
  • gusher:abartılı davranan kimse, fışkıran petrol kuyusu, sevgi gösterisinde bulunan tip
  • gushing:coşan, fışkıran, geveze, taşan, taşkın, yağcı
  • gushy:fışkıran, geveze, konuşkan, yağcı
  • gusset:ek parça, parça eklemek, peş, peş eklemek
  • gust:ani rüzgâr, bora, duygusal patlama, fırtına, yağmurun bastırması
  • gustation:tadına bakma, tadında olma, tatma
  • gustatory:tat, tatma
  • gusto:ağız tadı, doyum, haz, zevk
  • gusty:fırtınalı, rüzgârlı, sert, şiddetli
  • gut:ateşli, bağırsak, ciddi, coşkulu, geçit, içgüdüsel, içini çıkarmak, içini tahrip etmek, içten, kiriş, misina, önemli, özetini çıkarmak, şerit, temizlemek
  • gutless:gönülsüz, isteksiz, korkak, yüreksiz
  • guts:bağırsaklar, cesaret, enerji, iç, kişilik gücü, öz, sindirim sistemi
  • gutsy:atak, cesur, gözüpek, pervasız
  • guttapercha:gütaperka, sumatra zamkı
  • guttation:damlama
  • gutter:adi, batak, çatı oluğu, çukur, düzeysiz, eriyip akmak, kaba, kötü yol, oluk, oluk açmak, suyolu
  • guttersnipe:afacan, sokak çocuğu
  • gutting:içini çıkarmak, içini tahrip etmek, özetini çıkarmak, temizlemek
  • guttural:boğuk, gırtlak, gırtlak ünsüzü, gırtlaksı, gırtlaksı ses, kısık
  • guv:baba, efendi, müdür, patron, şef
  • guvnor:baba, efendi, müdür, patron, şef
  • guy:acayip kılıklı tip, adam, alay etmek, bağlamak, germe halatı, germe kablosu, halatla tutturmak, herif, korkuluk, rezil etmek, takılmak, tip
  • guys:acayip kılıklı tip, adam, alay etmek, bağlamak, germe halatı, germe kablosu, halatla tutturmak, herif, korkuluk, rezil etmek, takılmak, tip
  • guzzle:oburca içmek, tıkınmak, yiyip bitirmek
  • guzzler:çok içen, obur
  • guzzling:oburca içmek, tıkınmak, yiyip bitirmek
  • gybe:alay, alay etmek, birbirine uymak, dalga geçme, dalga geçmek, dokundurmak, taş, taş atmak, uyuşmak, yelkenleri sallanmak, yelkenleri savurmak
  • gym:egzersiz, jimnastik, spor, spor salonu
  • gymkhana:atların yarış için toplanmaları, atletizm yarışması, yarış alanı
  • gymnasium:lise, spor salonu
  • gymnast:beden eğitimi hocası, jimnastikçi
  • gymnastic:jimnastik
  • gymnastics:beden eğitimi, jimnastik
  • gynaeceum:dişi üreme organları, harem
  • gynaecological:jinekolojik
  • gynaecologist:jinekolog, kadın doktoru, kadın-doğumcu
  • gynaecology:jinekoloji, kadın hastalıkları bilim dalı
  • gynecologic:jinekolojik
  • gynecological:jinekolojik
  • gynecologist:jinekolog, kadın doktoru, kadın-doğumcu
  • gynecology:jinekoloji, kadın hastalıkları bilim dalı
  • gynous:dişi, kadın
  • gyp:aldatmak, dolandırıcı, dolandırmak, hilebaz, kandırmak
  • gyps:aldatmak, dolandırıcı, dolandırmak, hilebaz, kandırmak
  • gypseous:alçılı, alçıtaşı içeren, jipsli
  • gypsey:bohem hayat sürdürmek, çingene gibi yaşamak
  • gypsie:bohem hayat sürdürmek, çingene gibi yaşamak
  • gypsum:alçıtaşı, jips
  • gypsy:bohem hayat sürdürmek, çingene gibi yaşamak
  • gyrate:döne döne gitmek, dönmek, topaç gibi dönmek
  • gyrating:döne döne gitmek, dönmek, topaç gibi dönmek
  • gyration:devir, dönme, dönüş
  • gyratory:sarmal olarak dönen
  • gyrfalcon:akdoğan
  • gyropilot:otomatik pilot
  • gyroscope:cayroskop, denge çarkı, jiroskop
  • gyve:köstek, pranga, prangaya vurmak, zincir

 

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.

X

Online Canlı Ders

Çağrı Hoca ile İngilizce cümle kurma canlı dersi İçin son 3 dakika 45 saniye.