İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

H ile Başlayan İngilizce Kelimeler ve Anlamları


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

H ile başlayan İngilizce kelimeler ve anlamlarını aşağıda sıraladık. 1000 adet en çok kullanılan h harfi ile başlayan İngilizce kelime listesi;

  • h:hidrojen
  • ha!:ha!, vay!, ya!
  • haberdasher:aktar, erkek mağazası, tuhafiyeci
  • haberdashery:aktarlık, erkek giyim eşyası, erkek mağazası, tuhafiye
  • habiliments:kıyafet, özel elbise, tören kıyafeti
  • habilitate:döner sermaye sağlamak, gerekli niteliklere sahip olmak
  • habit:adet, alışkanlık, bağımlılık, elbise, huy, kafa yapısı, kıyafet, yapı, yaşam biçimi
  • habitable:oturulabilir, yaşanabilir
  • habitant:ikamet eden kimse, sakin, yerli
  • habitat:doğal ortam, vatan, yetişme ortamı
  • habitation:ev, ikamet, konut, oturma, yerleşme
  • habitations:ev, ikamet, konut, oturma, yerleşme
  • habits:adet, alışkanlık, bağımlılık, elbise, huy, kafa yapısı, kıyafet, yapı, yaşam biçimi
  • habitual:alışılagelmiş, alışılmış, bağımlı, gedikli, sürekli
  • habituate:alıştırmak, sık sık gitmek, sıkça ziyaret etmek
  • habituated:alıştırmak, sık sık gitmek, sıkça ziyaret etmek
  • habitude:alışkanlık
  • habitue:devamlı müşteri, gedikli, müdavim
  • habitué:devamlı müşteri, gedikli, müdavim
  • hachure:tarama, tarama yapmak
  • hachures:eşyükselti eğrileri, tarama
  • hacienda:büyük çiftlik, çiftlik, fabrika
  • hack:alelâde, at, at arabası, atla gezmek, beygir, çentik, çentmek, darbe, doğramak, kertik, kesici alet, kesmek, kıymak, kuru kuru öksürmek, sert oynamak, sipariş üzerine yazı yazmak, sıradan, taksi, taksi kullanmak, taksi tutmak, taksici, taksiye atlamak, tekme, tekme atmak, tekme yarası, vurarak kesmek, vuruş, yazar bozuntusu, yontmak
  • hacking:atla gezmek, çentmek, doğramak, kesmek, kıymak, kuru kuru öksürmek, sert oynamak, sipariş üzerine yazı yazmak, taksi kullanmak, taksi tutmak, taksiye atlamak, tekme atmak, vurarak kesmek, yontmak
  • hackle:boyun tüyleri, horozun boynundaki uzun tüyler, keten tarağı, keten tarağından geçirmek
  • hackles:boyun tüyleri, horozun boynundaki uzun tüyler, keten tarağı, keten tarağından geçirmek
  • hackling:keten tarağından geçirmek
  • hackney:binek atı, kira arabası, koşum atı
  • hackneyed:adi, basmakalıp, beylik, kaşarlanmış, sıradan
  • hacksaw:demir testeresi, kollu testere
  • hackwork:gündelik yazı işleri
  • had:aldatmak, almak, bulunmak, dolandırmak, elde etmek, etmek, göz yummak, kabul etmek, olmak, sahip olmak, yapmak, zorunda olmak
  • haddock:atlantik morina balığı, mezgit balığı
  • hades:cehennem, cehennem tanrısı
  • hadj:hac
  • hadji:hacı
  • haemal:damar sistemi, kan, kan ve damar sistemine bağlı
  • haematic:kan gibi, kana ait, kana etki eden ilaç, kanı etkileyen, kanla dolu, kanla ilgili
  • haematite:hematit, kantaşı, olijist
  • haematology:hematoloji, kanbilim
  • haemophile:hemofili hastası kimse
  • haemophilia:hemofili, kan hastalığı
  • haemophiliac:hemofili hastası kimse
  • haemorrhage:kan kaybetme, kanama
  • haemorrhages:kan kaybetme, kanama
  • haemorrhoids:basur, hemoroid, mayasıl
  • hafiz:hafız
  • haft:bıçak sapı, kabza, sap, sap takmak
  • hag:acuze, bataklıkta sabit bir yer, cadaloz, cadı, kocakarı
  • hagfish:balık asalağı
  • haggard:bezgin, bitkin, evcilleşmemiş şahin, vahşi, vahşi şahin, yabani
  • haggis:sakatat yahnisi
  • haggle:pazarlık etmek, sıkı pazarlık etmek
  • haggling:pazarlık, sıkı pazarlık
  • hagiography:azizlerin hayat öyküsü
  • hagiology:azizler hakkında incelemeler
  • hagridden:büyüye kapılmış, sabit fikre kapılmış, uğursuz bir kâbusa kapılmış
  • hague:haag, lahey
  • hail:çağırmak, dolu, dolu yağmak, limanından gelmek, sağanak, selamlama, selamlamak, seslenme, taksi çağırmak, topa tutmak, yağdırmak, yağmak, yağmur, yerlisi olmak
  • hailed:çağırmak, dolu yağmak, limanından gelmek, selamlamak, taksi çağırmak, topa tutmak, yağdırmak, yağmak, yerlisi olmak
  • hailing:çağırmak, dolu yağmak, limanından gelmek, selamlamak, taksi çağırmak, topa tutmak, yağdırmak, yağmak, yerlisi olmak
  • hailstone:dolu tanesi
  • hailstorm:dolu fırtınası, yağmur
  • hair:kıl, saç, saçlar, tüy
  • hairbreadth:kıl kadar mesafe
  • hairbrush:fırçadaki saçlar, saç fırçası
  • hairclip:saç tokası
  • haircloth:keçe, kıl kumaş
  • haircurling:korkunç, tüyler ürpertici
  • haircut:saç kesimi, saç kesme, saç traşı
  • hairdo:saç modeli
  • hairdresser:berber, kuaför
  • hairdresser’s:berber, kuaför
  • hairdressing:kuaförlük, saça şekil vermek
  • hairdrier:saç kurutma makinesi
  • haired:kıllı, saçlı, tüylü
  • hairgrip:saç tokası, toka
  • hairiness:kıllı olma, tüylülük
  • hairless:dazlak, kel, saçsız, tüysüz
  • hairline:ince çatlak, ince çizgili desen, ince çizgili kumaş, saç çizgisi
  • hairpiece:peruka, postiş, takma saç
  • hairpin:firkete, keskin viraj
  • hairs:kıllar, tüyler
  • hairsbreadth:kıl payı kadar ara
  • hairsplitting:kılı kırk yaran, kılı kırk yarma
  • hairstyle:saç modeli, saç şekli
  • hairstylist:kuaför, saç stilisti
  • hairy:kıl, kıl gibi, kıllı, riskli, saçlı, tehlikeli, tüylü, zor
  • haitian:haitili, haitili kimse
  • hake:barlam balığı
  • halation:ağıl, donukluk
  • halberd:baltalı kargı, teber
  • halberdier:baltacı, teberci
  • halcyon:dingin, durgun, emircik, iskele kuşu, sakin, yalıçapkını
  • hale:dinç, sağlam, sürüklemek, zinde
  • haler:dinç, sağlam, zinde
  • half:buçuk, devre, hemen hemen, neredeyse, yarı, yarı saha, yarı yarıya, yarım
  • halfblood:melez, sadece anneden olan akrabalık, sadece babadan olan kan bağı
  • halfhearted:gayretsiz, gevşek, gönülsüz, isteksiz
  • halfheartedly:gayretsiz olarak, gönülsüzce, isteksizce
  • halfpenny:yarım peni
  • halftime:yarı devre, yarım günlük
  • halfway:yarım yamalak, yetersiz
  • halfwit:ahmak, aptal
  • halfwitted:ahmak, aptal, dangalak, yarım akıllı
  • halibut:kalkana benzer yassı balık
  • halicarnassus:bodrum, halikarnas
  • halidom:kutsal şey, kutsallık
  • halitosis:ağız kokusu, kötü kokulu nefes
  • hall:antre, hol, kabul salonu, konak, koridor, salon, yemekhane, yurt
  • halleluiah:şükretme, şükür
  • halleluiah!:elhamdülillah!, şükürler olsun!
  • halleluja:şükretme, şükür
  • hallelujah:şükretme, şükür
  • hallelujah!:elhamdülillah!, şükürler olsun!
  • halliard:kandilisa, yelken halatı
  • hallmark:ayar damgası, ayar damgası basmak, ayırıcı özellik, kalite işareti, karakterize etmek, nitelik, özellik, özellikli yapmak
  • hallmarked:ayar damgası basmak, karakterize etmek, özellikli yapmak
  • hallo:alo!, merhaba!
  • hallo!:alo!, merhaba!
  • halloo:alo!, hey!, kimleri görüyorum!
  • halloo!:alo!, hey!, kimleri görüyorum!
  • hallow:kutsal saymak, kutsamak, oyuk, takdis etmek
  • hallowed:kutsal saymak, kutsamak, takdis etmek
  • hallowing:takdis
  • hallucinate:gördüğünü sanmak, halisünasyon görmek
  • hallucinating:gördüğünü sanmak, halisünasyon görmek
  • hallucination:halisünasyon, sanı, sanrı
  • hallucinations:halisünasyon, sanı, sanrı
  • hallucinogen:halisünasyon yapan ilaç
  • hallway:hol, koridor
  • halm:saman, sap
  • halo:ayla, hale, ışık halkası, ülkü
  • halogen:halojen
  • haloid:halojenimsi, halojenle oluşan tuz, halojenli
  • halt:aksamak, bocalamak, duraksama, duraksamak, durdurmak, durma, durmak, küçük istasyon, mola yeri, sendelemek, tereddüd etmek, tökezlemek, topallamak
  • halt!:dur!
  • halter:asma, asmak, boyundan bağlı bluz, ip, ipe çekme, ipe çekmek, kement, yular, yular takmak
  • haltered:asmak, ipe çekmek, yular takmak
  • halterneck:boyundan bağlı bluz
  • halting:aksak, aksayan, kararsız, tereddüdlü, topallayan
  • halve:ikiye bölmek, yarıya bölmek, yarıya indirmek
  • halves:buçuk, devre, yarı, yarı saha, yarım
  • halyard:kandilisa, yelken halatı
  • ham:abartılı oynamak, acemi oyuncu, amatör radyocu, artist, gösterişçi, jambon, kıç, rol kesmek
  • hamburger:hamburger, kıyma, sığır bifteği
  • hamdsome:becerikli, bol, büyük, cömert, eli yatkın, etkileyici, güzel, hoş, kayda değer, tecrübeli, yakışıklı, yetenekli
  • hamlet:küçük köy
  • hammer:ağır yenilgiye uğratmak, çakmak, çekiç, çekiçle vurmak, çekiçlemek, dövmek, hızlı atmak, işlemek, tokmak, tüfek horozu
  • hammered:çekiçle işlenmiş, çekiçlenmiş, dövme
  • hammerhead:çekiç balığı, çekiç başı
  • hammering:dövme
  • hammersmith:demirci, dövmeci
  • hammock:asma yatak, hamak
  • hamper:aksatmak, engel olmak, engellemek, kapaklı sepet, köstek olmak, piknik sepeti, sepet, zorluk çıkarmak
  • hampering:aksatmak, engel olmak, engellemek, köstek olmak, zorluk çıkarmak
  • hamster:cırlak sıçan, hamster
  • hamstring:aksatmak, baltalamak, diz arkasındaki kiriş, sakatlamak, topal etmek, topuk kirişi, topuk kirişini keserek sakatlamak
  • hamstrung:aksatmak, baltalamak, sakatlamak, topal etmek, topuk kirişini keserek sakatlamak
  • hand:akrep, alkış, demet, el, evlilik sözü, hevenk, ibre, kurt, parmak, parti, pay, salkım, taraf, usta, ustalık, uzatmak, vermek, yardım, yardım etmek, yelkovan, yetenek
  • handbag:çanta, el çantası
  • handbell:el çanı, zil
  • handbill:el ilanı, prospektüs
  • handbills:el ilanı, prospektüs
  • handbook:el kitabı, rehber
  • handbrake:el freni
  • handbreadth:el genişliği
  • handcart:çekçek, el arabası
  • handcraft:el becerisi, el emeği göz nuru, el sanatı
  • handcuf:kelepçe, kelepçe takmak, kelepçelemek
  • handcuff:kelepçe, kelepçe takmak, kelepçelemek
  • handcuffed:evli, kelepçeli
  • handcuffs:kelepçe
  • handed:el ile kullanıma uygun, elli
  • handful:avuç, avuç dolusu, başa çıkılması zor kimse, ele avuca sığmayan tip
  • handgrip:el sıkma, eli kavrama, kabza, kulp, sap, tutacak
  • handhold:kulp, sap, tutacak
  • handicap:elverişsiz durum, engel, engel koymak, engel olmak, handikap, ket vurmak, mahzur, özür, yetersizlik
  • handicapped:özürlü, sakat, yetersiz
  • handicraft:el becerisi, el emeği göz nuru, el işi, el sanatı
  • handicrafts:el becerisi, el emeği göz nuru, el işi, el sanatı
  • handicraftsman:esnaf
  • handiness:beceriklilik, el yatkınlığı, fayda, ustalık, uygunluk
  • handing:uzatmak, vermek, yardım etmek
  • handiwork:el işi, eser, iş, işleme, yapıt
  • handkerchief:mendil
  • handle:başa çıkmak, çıkar yol, dokunmak, eğitmek, ele almak, ele gelmek, eline almak, ellemek, geçinmek, idare etmek, imkân, işlemek, kabza, kıvırmak, kol, kullanmak, kulp, meşgul olmak, olanak, sap, tutacak, üstesinden gelmek, vesile, yol, yumuşacık olmak
  • handlebar:gidon
  • handler:antrenör, eğitici, menejer, terbiyeci
  • handling:ambalajlama, bakım, dağıtım, dokunma, idare, kullanma, tedavi
  • handmade:el iği, el işi, el yapımı
  • handmaid:besleme, en büyük yardımcı, evlatlık, hizmetçi, yanaşma
  • handout:sadaka
  • handouts:sadaka
  • handoverfist:çabucak, hızlı ve başarı ile, tutuna tutuna
  • handrail:merdiven parmaklığı, tırabzan, trabzan
  • hands:eller
  • handsaw:el testeresi, testere
  • handsbreadth:el genişliği
  • handsel:ilk taksit, pey akçesi, şans hediyesi, siftah, uğur hediyesi
  • handset:ahize, telefon ahizesi
  • handsful:avuç, avuç dolusu, başa çıkılması zor kimse, ele avuca sığmayan tip
  • handshake:el sıkışma, el sıkma, toka, tokalaşma
  • handsome:becerikli, bol, büyük, cömert, eli yatkın, etkileyici, güzel, hoş, kayda değer, tecrübeli, yakışıklı, yetenekli
  • handsomeness:bolluk, cömertlik, güzellik, yakışıklılık
  • handspike:kaldıraç, manivela
  • handspring:perende atma
  • handstand:amuda kalkma
  • handwheel:çark, el çarkı
  • handwork:el işi
  • handwriting:el yazısı, yazı yazma işi
  • handy:el altında, hazır, işe yarayan, kullanışlı, pratik, yakın, yararlı
  • handyman:el ulağı, elinden her iş gelen kimse
  • hangar:hangar
  • hangdog:alçak kimse, kılıksız, perişan, sefil, sinsi tip
  • hanged:asılı durmak, asılmak, asmak, bağlanmak, bağlı olmak, batmak, dayanmak, eğilmek, ipe çekmek, kaplamak, sarkıtmak, sarkmak, takmak
  • hanger:askı, avcı bıçağı, çengel, duvar kâğıdı ustası, kemere asılan kama
  • hanging:asılı, asılma, askıda, asma, duvar kâğıdı, duvar kumaşı, ipe çekme, sarkan, sarkık, sarkma
  • hangings:asılma, asma, duvar kâğıdı, duvar kumaşı, ipe çekme, sarkma
  • hangman:cellat
  • hangnail:şeytan tırnağı
  • hangout:ev, ikinci adres, mekân, sık gidilen yer
  • hangover:akşamdan kalma, eski şey, içki mahmurluğu, kalıntı
  • hangup:duygu karmaşası, mesele, sorun, takıntı
  • hank:bukle, çile, istralya halatı, kangal
  • hanker:arzulamak, can atmak, istemek, özlem duymak, özlemek
  • hankering:arzu, canı isteme, hasret, özlem
  • hankie:mendil
  • hanky:mendil
  • hankypanky:dalavere, hile, hokkabazlık, kaçamak, sinsilik, zina
  • hanse:ticaret odası, tüccar loncası
  • hansel:ilk taksit, pey akçesi, şans hediyesi, siftah, uğur hediyesi
  • hansom:iki tekerlekli tek atlı araba
  • hap:baht, meydana gelmek, olmak, rastgelmek, rastlamak, rastlantı, şans, tesadüf, tesadüf etmek
  • haphazard:gelişigüzel, rasgele, şans eseri
  • haphazardly:rasgele
  • hapless:bahtsız, şanssız, tâlihsiz
  • haply:tesadüfen
  • happen:başına gelmek, başından geçmek, cereyan etmek, meydana gelmek, olmak, rastlamak, tesadüf etmek
  • happened:olmuş
  • happening:doğaçlama, hadise, olay, olma
  • happenings:doğaçlama, hadise, olay, olma
  • happenstance:beklenmedik durum, rastlantı, tesadüf
  • happier:çakırkeyif, iyi, kutlu, mesut, mutlu, sevinçli, sevindirici
  • happiest:çakırkeyif, iyi, kutlu, memnun, mesut, mutlu, sevinçli, sevindirici
  • happily:bereket versin ki, iyi ki, mutluca, mutlulukla
  • happiness:mutluluk, saadet, uygunluk
  • happy:çakırkeyif, iyi, kutlu, memnun, mesut, mutlu, sevinçli, sevindirici
  • haptic:dokunma duyusu ile ilgili
  • harakiri:harakiri
  • harangue:konuşma, konuşma yapmak, nutuk, nutuk çekmek, söylev, söylev vermek
  • haras:hara
  • harass:bezdirmek, canına okumak, çok yormak, rahatsız etmek, sıkmak, taciz etmek
  • harassed:bezdirmek, canına okumak, çok yormak, rahatsız etmek, sıkmak, taciz etmek
  • harassment:rahatsızlık, sıkma, sinirlendirme, usandırma
  • harbinger:haberci, işaret, müjde, müjdeci, müjdelemek, muştulamak
  • harbor:barınak, barındırmak, barınmak, beslemek, demir atmak, gütmek, liman, sığınak, sığınmak
  • harboring:barındırmak, barınmak, beslemek, demir atmak, gütmek, sığınmak
  • harbormaster:liman başkanı
  • harbour:barınak, barındırmak, barınmak, beslemek, demir atmak, gütmek, liman, sığınak, sığınmak
  • harbouring:barındırmak, barınmak, beslemek, demir atmak, gütmek, sığınmak
  • hardback:ciltli
  • hardbitten:arsız, belâlı, inatçı, pişkin, sert, yüzsüz
  • hardboard:sunta
  • hardcase:çetin ceviz, zor mesele, zorlu şey, zorlu tip
  • hardcore:açık saçık, çetin ceviz, etkin, kararlı, müstehcen, sabit fikirli
  • hardcover:cilt kaplı, ciltli, ciltli kitap
  • harden:acımasızlaşmak, alıştırmak, artmak, denge kurmak, duygusuzlaşmak, duygusuzlaştırmak, kapılmak, katılaştırmak, pekiştirmek, sağlamlaştırmak, sertleşmek, sertleştirmek, yükselmek
  • hardened:kaşarlanmış, katılaşmış
  • hardening:donma, katılaşma, katılaştırma, sert, sertleşen, sertleşme, sertleştirici, sertleştirme
  • hardest:ağır, çetin, dayanıklı, ekşi, ekşimiş, güç, katı, nasırlı, sağlam, sert, şiddetli, sıkı, zor
  • hardfisted:bileği kuvvetli, cimri, eli sıkı, hasis
  • hardhat:geri kafalı kimse, gerici kimse, inşaat işçisi, kask, koruyucu başlık, melon şapka
  • hardheaded:dik başlı, gerçekçi, inatçı
  • hardhearted:acımasız, duyarsız, duygusuz, katı yürekli, taş kalpli, vicdansız
  • hardihood:arsızlık, atılganlık, cesaret, cüret, dayanıklılık, tahammül
  • hardiness:arsızlık, atılganlık, cesaret, cüret, dayanıklılık, küstahlık, tahammül
  • hardline:katı, katı tutum, ödünsüz, ödünsüz davranış, şanssızlık, sert, tâlihsizlik
  • hardliner:boyun eğmez tip, ödün vermeyen kimse
  • hardly:acımasızca, ancak, güç belâ, hemen hemen hiç, neredeyse hiç, sertçe, zorla, zorlukla
  • hardness:aksilik, dayanıklılık, inatçılık, katı yüreklilik, katılık, sağlamlık, sertlik, zorluk
  • hardpan:çekirdek, sağlam temeller, sert toprak, temel
  • hards:sert penis
  • hardshell:bağnaz, kabuklu, sabit fikirli, sert kabuklu
  • hardship:cefa, güçlük, sıkıntı, yokluk, yoksulluk, zorluk
  • hardships:cefa, güçlük, sıkıntı, yokluk, yoksulluk, zorluk
  • hardtack:galeta, gemi yemeği, peksimet
  • hardware:donanım, hırdavat, hırdavatçı dükkânı, nalbur, teçhizat
  • hardwood:ağaç, ahşap, parke, sert kereste
  • hardworking:ateş gibi, çalışkan, çok çalışan, gayretli, hamarat
  • hardy:arsız, atılgan, cesur, cüretkâr, dayanıklı, gözüpek, güçlü kuvvetli, yürekli, yüzsüz
  • hare:tavşan, yabani tavşan
  • harebell:çançiçeği, yaban sümbülü
  • harebrained:aptal, kafasız, kuş beyinli
  • harelip:tavşan dudağı, tavşan dudak, yarık dudak
  • harem:harem
  • hare’s:tavşan, yabani tavşan
  • haricot:fasulye, sebzeli koyun yahnisi
  • harikari:harakiri
  • hark:dinlemek, kulak vermek
  • harken:dinlemek, kulak vermek
  • harlequin:alacalı, çok renkli, palyaço, rengârenk, soytarı
  • harlequinade:palyaço oyunu, pandomim, soytarılık
  • harlot:fahişe, orospu
  • harlotry:fahişelik, fuhuş, orospuluk
  • harm:felâket, hasar, incitmek, kötülük, kötülük etmek, zarar, zarar vermek
  • harmed:incitmek, kötülük etmek, zarar vermek
  • harmful:kötü, muzır, zararlı
  • harmfulness:zararlılık
  • harming:incitmek, kötülük etmek, zarar vermek
  • harmless:masum, saf, suçsuz, temiz kalpli, zararı dokunmayan, zararsız
  • harmlessness:zararı dokunmama, zararsızlık
  • harmonic:ahenkli, akım armonikleri, armonik, harmonik, harmonik ses, uyumlu
  • harmonica:armonika, mızıka
  • harmonics:akım armonikleri, harmonik ses
  • harmonies:ahenk, armoni, düzen, harmoni, uyum
  • harmonious:ahenkli, düzenli, uyumlu
  • harmoniousness:ahenklilik, uyumluluk
  • harmonisation:uyum kurallarına uydurma
  • harmonise:ahenkli olmak, akord etmek, uymak, uyum sağlamak
  • harmonised:ahenkli olmak, akord etmek, uymak, uyum sağlamak
  • harmonising:ahenkli olmak, akord etmek, uymak, uyum sağlamak
  • harmonium:harmonyum, küçük org
  • harmonization:uyum kurallarına uydurma
  • harmonize:ahenkli olmak, akord etmek, uymak, uyum sağlamak
  • harmonized:ahenkli olmak, akord etmek, uymak, uyum sağlamak
  • harmonizing:ahenkli olmak, akord etmek, uymak, uyum sağlamak
  • harmony:ahenk, armoni, düzen, harmoni, uyum
  • harms:felâket, hasar, incitmek, kötülük, kötülük etmek, zarar, zarar vermek
  • harness:emniyet kemeri, kayış takımı, koşmak, koşum, koşum takımı, koşum takmak, kullanmak, üniforma, zırh
  • harp:arp, durmak, harp, harp çalmak, ısrarla belirtmek
  • harper:harpçı
  • harpist:harpçı
  • harpoon:zıpkın, zıpkınla öldürmek, zıpkınlamak
  • harpsichord:eski tip piyano, harpsikord
  • harpy:acımasız kadın, vampir kadın, yarı kadın yarı kuş canavar
  • harquebus:eski ayaklı bir silah
  • harridan:cadaloz, kocakarı
  • harried:bozmak, eziyet etmek, sinirini bozmak, yağmalamak, yakıp yıkmak
  • harrier:bir tür doğan, krosçu, tazı, yağmacı
  • harrow:acı vermek, sürgü, sürgü geçirmek, tırmık, tırmıklamak, üzmek, yüreğini parçalamak
  • harrowing:üzücü, yürek parçalayıcı
  • harrumph:ateş püskürmek, burnundan solumak, kuvvetle öksürmek, öksürmek, sinirinden köpürmek
  • harry:bozmak, eziyet etmek, sinirini bozmak, yağmalamak, yakıp yıkmak
  • harsh:acı, acımasız, ağır, göz kamaştırıcı, haşin, kaba, kırıcı, kulakları tırmalayan, sert, şiddetli
  • harshness:acımasızlık, haşinlik, kabalık, sertlik, şiddet
  • hart:erkek geyik
  • hartshorn:amonyum karbonatı, nişadır kaymağı
  • harvard:harvard
  • harvest:biçmek, harman, hasat, hasat kaldırmak, idareli kullanmak, saklamak, semere, sonuç, toplamak, ürün
  • harvester:biçerdöver, harman makinesi, hasatçı, orak, orakçı
  • harvesting:ekin biçme
  • has:aldatmak, almak, bulunmak, dolandırmak, elde etmek, etmek, göz yummak, kabul etmek, olmak, sahip olmak, yapmak, zorunda olmak
  • hasbeen:eski özelliği kalmamış kimse, hükmü kalmamış şey, önemini yitirmiş şey
  • hash:doğramak, esrar, et kıymak, haşhaş, karışık şey, karıştırıp tekrar pişirmek, karıştırmak, kıymalı yemek, temcit pilavı, yeniden sunulan eski şey, yüzüne gözüne bulaştırmak
  • hasheesh:esrar, haşhaş
  • hashing:doğramak, et kıymak, karıştırıp tekrar pişirmek, karıştırmak, yüzüne gözüne bulaştırmak
  • hashish:esrar, haşhaş, ot
  • hasp:asma kilit köprüsü, çengelli iğne, çile, kilit köprüsü ile kilitlemek, kopça, kopçalamak, makara, toka, tutturmak
  • hassle:canını sıkmak, güçlük, kavga etmek, mücâdele, münakaşa, rahatsız etmek, tartışma, tartışma çıkarmak, uğraşma, zorluk
  • hassled:canını sıkmak, kavga etmek, rahatsız etmek, tartışma çıkarmak
  • hassles:canını sıkmak, güçlük, kavga etmek, mücâdele, münakaşa, rahatsız etmek, tartışma, tartışma çıkarmak, uğraşma, zorluk
  • hassling:canını sıkmak, kavga etmek, rahatsız etmek, tartışma çıkarmak
  • hassock:diz yastığı, sık çimen parçası
  • haste:acele, çabukluk, hız, telaş
  • hasten:acele etmek, acele ettirmek, hızlandırmak, iki ayağını bir pabuca sokmak, telaşlandırmak
  • hastening:acele etmek, acele ettirmek, hızlandırmak, iki ayağını bir pabuca sokmak, telaşlandırmak
  • hastier:acele, aceleci, çabuk, çabuk sinirlenen, düşüncesizce yapılmış, hızlı, ivedi, telaşçı, tez
  • hastily:acele, acilen, alelacele
  • hastiness:acelecilik, aşırı çaba, gayret, telaş
  • hasty:acele, aceleci, çabuk, çabuk sinirlenen, düşüncesizce yapılmış, hızlı, ivedi, telaşçı, tez
  • hat:şapka
  • hatch:ambar kapağı, bölme, büyümek, çıkmak, civciv çıkarma, civciv çıkarmak, civcivler, gizlice hazırlamak, ince çizgi, ince ince çizmek, iş çevirmek, kapak, kuluçkaya yatırmak, olmak, servis penceresi, tarama, tarama yapmak, yumurtadan çıkmak
  • hatchback:arkası kısa ve küt araba, yukarıya açılır arka kapı
  • hatchel:kendir tarağı, keten tarağı, keten taramak, rahatsız etmek, sıkmak, üzmek
  • hatcher:anaç tavuk, düzenleme, kuluçka makinesi, kuluçkaya yatan tavuk, kurma, tasarlama
  • hatchery:balık üretme yeri, üretme çiftliği
  • hatchet:balta, küçük balta, nacak, savaş baltası
  • hatching:civcivler, kuluçkadan çıkma, kurma, tarama, tasarlama, yumurtadan çıkan hayvanlar, yumurtadan çıkma
  • hatchway:bölme, kapak, kapı
  • hate:iğrenme, iğrenmek, istememek, kin, kin beslemek, nefret, nefret etmek, sevmemek
  • hateable:iğrenç, nefret uyandıran
  • hated:iğrenilen, nefret edilen, sevilmeyen
  • hateful:iğrenç, nefret dolu, nefret uyandıran
  • hatemonger:fesat ve nefret yayan kimse, nifakçı
  • hater:kinci kimse
  • hating:iğrenmek, istememek, kin beslemek, nefret etmek, sevmemek
  • hatless:şapkasız
  • hatred:düşmanlık, kin, nefret
  • hatstand:şapka askısı
  • hatter:şapkacı
  • hatters:şapkacı
  • hauberk:zırh yelek
  • haughtily:mağrurca
  • haughtiness:gurur, kibir, kibirlilik, kurum
  • haughty:kendini beğenmiş, kibirli, kurumlu, mağrur, tepeden bakan
  • haul:ağ ile balık tutmak, çekici, çekilen balık miktarı, çekme, çekmek, haksız kazanç, taşıma mesafesi, taşımak, vurgun, yön değiştirmek, yük
  • haulage:çekme, çıkarma, nakliye, nakliye ücreti, taşıma
  • haulier:çekici, nakliyeci, taşıyıcı
  • hauling:ağ ile balık tutmak, çekmek, taşımak, yön değiştirmek
  • haulm:saman, sap
  • haunch:but, kalça, sağrı
  • haunt:aklından çıkmamak, buluşma yeri, dadanmak, görünmek, in, sık sık gidilen yer, sık uğramak, takılmak, uğrak, yakasını bırakmamak, yatak, yuva, ziyaret etmek
  • haunted:cinli, hayaletli, kem, kötü, nazarı değen, perili, tekin olmayan
  • haunting:can sıkan, kafaya takılan, rahatsız edici, unutulmaz
  • hautboy:obua
  • hauteur:azamet, gurur, kibir
  • havana:havana, havana purosu
  • have:aldatmak, almak, bulunmak, dolandırmak, elde etmek, etmek, göz yummak, hile, kabul etmek, kumpas, olmak, sahip olmak, üçkâğıt, varlıklı kimse, yapmak, zorunda olmak
  • haven:barınak, liman, sığınak
  • haver:boş konuşmak, boş lâf
  • haversack:asker kumanyası, sırt çantası
  • having:-li, sahip olan
  • havings:mal mülk, servet, varlık
  • havoc:hasar, karışıklık, tahribat, yıkım, zarar
  • haw:akdiken, alıç, hımlamak, kem küm etmek, üçüncü gözkapağı iltihabı
  • haw!:hım!, kem küm!, öhöm!
  • hawfinch:flurcan, kocabaş kuşu
  • hawk:açgözlü ve saldırgan tip, atmaca, avlamak, avlanmak, boğazını temizleme, boğazını temizlemek, çıkarmak, doğan, harç tahtası, işportacılık yapmak, öksürerek balgam çıkarma, öksürmek, şahin, sertlik yanlısı politikacı, seyyar satıcılık yapmak, sıvacı tahtası, yaymak
  • hawker:doğancı, işportacı, şahinle avlanan avcı, seyyar satıcı
  • hawking:avlamak, avlanmak, boğazını temizlemek, çıkarmak, işportacılık yapmak, öksürmek, seyyar satıcılık yapmak, yaymak
  • hawkmoth:kene, sphinx kelebeği
  • hawse:loça
  • hawsehole:çapa zincirinin geçtiği delik, loça deliği
  • hawser:halat, palamar
  • hawthorn:akdiken, alıç
  • hay:azıcık para, esrar, kuru ot, ot, saman
  • hayfield:çayır, otlak
  • hayfork:dirgen, yaba
  • hayloft:samanlık
  • haymaker:nakavt eden yumruk, patoz, saman makinesi, tınaz makinesi, tırpancı
  • hayrick:kuru ot yığını, sap yığını
  • hayseed:ahmak, hödük, köylü, ot tohumu
  • haystack:kuru ot yığını, sap yığını
  • haywire:balya bağlama teli, bozuk, düzensiz, karmakarışık, sapıtmış, üşütük
  • hazard:kumar, risk, riske girmek, riske sokmak, şans, söylemek, tehlike, tehlikeye atmak, tehlikeye maruz kalmak, topu deliğe sokan vuruş
  • hazardous:riskli, şansa bağlı, şüpheli, tehlikeli
  • hazardously:tehlikeli olarak
  • hazards:değişiklikler, hava değişiklikleri
  • haze:belirsizlik, bulanıklık, canından bezdirmek, hafif sis, pus, sis, şüphe, taciz etmek, uğraşmak
  • hazel:açık kestane rengi, elâ, fındık ağacı
  • hazelnut:fındık
  • haziness:belirsizlik, bulanıklık, kararsızlık, pusluluk, sis
  • hazy:belirsiz, bulanık, çakırkeyif, dumanlı, kafası dumanlı, kararsız, puslu, sisli
  • hb:yarım pansiyon
  • hbomb:hidrojen bombası
  • he:erkek, kendisi, o
  • headache:baş belâsı, başağrısı, dert
  • headaches:baş belâsı, başağrısı, dert
  • headachy:baş belâsı olan, başı ağrıyan, dert olan, sorun yaratan
  • headband:saç bantı
  • headboard:yatak başı
  • headcheese:domuz kellesi konservesi
  • headdress:başlık, başörtüsü, saç modeli
  • headed:antetli, başlı, başlıklı, sorumlusu olan
  • header:bağ, bağlantı, bağlantı taşı, balıklama dalış, kafa atma, kafa vuruşu
  • headfirst:acele ile, başı önde olarak, burnunun dikine, düşüncesizce
  • headforemost:başı önde olarak, burnunun dikine, düşüncesizce
  • headgear:başlık, başörtüsü, dizgin, maden kuyusu başındaki makine, şapka, yular
  • headhunter:kelle avcısı, personel avcısı
  • headiness:acelecilik, baş döndürücülük, dik başlılık, düşüncesizlik, sabırsızlık, sertlik, zorbalık
  • heading:ana fikir, baş, baş kısım, başlık, kafa vuruşu, konu, manşet, rota, yeraltı geçidi
  • headkerchief:başörtü
  • headlamp:far, ön far, pupa feneri
  • headland:burun, sürülmemiş toprak
  • headless:başkansız, başsız, kafasız, komutansız
  • headlight:far, ön far, projektör, pupa feneri
  • headline:afişte ismi olmak, afişteki isim, başlık, başlık koymak, manşet, manşette vermek
  • headliner:assolist, başrol oyuncusu, önemli kimse, star
  • headlines:ana başlıklar, haber başlıkları
  • headlong:acele ile, aceleci, apar topar, başı önde, başı önde olarak, burnunun dikine, düşüncesiz, düşüncesizce, paldır küldür, patavatsız
  • headlouse:bit, saç biti
  • headman:kumandan, lider, şef, ustabaşı, yönetici
  • headmaster:başöğretmen, okul müdürü
  • headmistress:başöğretmen, okul müdiresi
  • headon:kafa kafaya, kafadan
  • headphone:kulaklık
  • headpiece:akıl, başlık, kafa, karyola başlığı, miğfer, süslü yazı başlığı, üst kısım
  • headpieces:akıl, başlık, kafa, karyola başlığı, miğfer, süslü yazı başlığı, üst kısım
  • headquarters:garnizon, genel merkez, karakol, karargâh, kumanda merkezi, merkez
  • headrest:araba koltuğu kafa dayanağı, kafalık
  • headroom:arabanın tavan boşluğu, kafa boşluğu
  • headsets:kulaklık
  • headship:başkanlık, müdürlük
  • headsman:kumandan, lider, şef, ustabaşı, yönetici
  • headspring:kaynak
  • headstall:dizgin, yular
  • headstand:amuda kalkma, başaşağı durma
  • headstone:köşe taşı, mezar taşı, temel taşı
  • headstrong:burnunun dikine giden, dediğim dedik, dik kafalı, inatçı
  • headwaiter:şef garson
  • headwaters:ırmağı besleyen kollar, ırmak kolları
  • headway:ana galeri, gelişme, ilerleme, kemer yüksekliği, sefer, tavan yüksekliği, yol alma, yolculuk
  • headwind:karşıdan esen rüzgâr, pruva rüzgârı
  • headworker:fikir adamı, kafa işçisi, kalfa, ustabaşı
  • heady:açıkgöz, atak, çarpan, dik kafalı, düşüncesiz, inatçı, kafa yapan, kurnaz, kuvvetli, sert, uyanık
  • heal:düzeltmek, iyileşmek, iyileştirmek, tatlıya bağlamak
  • healed:iyileşmiş
  • healer:çare, çözüm, doktor, iyileştirici şey, tedavi, üfürükçü
  • healing:iyi gelen, iyileşme, iyileştirici, şifa, şifalı
  • health:afiyet, sağlık, sağlık durumu, sıhhat
  • healthful:sağlığa yararlı, sağlıklı, yararlı
  • healthier:büyük, demir gibi, kuvvetli, önemli, sağlam, sağlığa yarar, sağlığa yararlı, sağlıklı, yararlı
  • healthiest:büyük, demir gibi, kuvvetli, önemli, sağlam, sağlığa yarar, sağlığa yararlı, sağlıklı, yararlı
  • healthy:afiyet, sağlık, sağlık durumu, sıhhat
  • heap:ağzına kabar doldurmak, bir sürü, bir yığın, döküntü, hurda yığını, küme, öbek, tepeleme doldurmak, yığın, yüklemek
  • heaped:ağzına kabar doldurmak, tepeleme doldurmak, yüklemek
  • heaping:ağzına kabar doldurmak, tepeleme doldurmak, yüklemek
  • heaps:ağzına kabar doldurmak, bir sürü, bir yığın, döküntü, hurda yığını, küme, öbek, tepeleme doldurmak, yığın, yüklemek
  • hear:dinlemek, duymak, haber almak, ifadesini almak, işitmek, kulak vermek, mektup almak, öğrenmek, onaylamak
  • heard:dinlemek, duymak, haber almak, ifadesini almak, işitmek, kulak vermek, mektup almak, öğrenmek, onaylamak
  • hearer:dinleyici, duyan kimse
  • hearing:açıklama, celse, dinleme, duruşma, duyma, görüşme, işitme, oturum, savunma, ses erimi, sorgu, soruşturma, söz hakkı
  • hearken:dinlemek, kulak vermek
  • hearsay:dedikodu, kulaktan dolma bilgi, söylenti
  • hearse:cenaze arabası
  • heart:can, cesaret, göbek, gönül, kâlp, kupa, orta kısım, vicdan, yürek
  • heartache:dert, gönül yarası, kâlp ağrısı
  • heartbeat:esas, kâlp atışı, öz, ruh
  • heartbreak:acı, gönül yarası, kâlp kırıklığı, keder
  • heartbreaking:üzücü, yürek parçalayıcı
  • heartbroken:acılı, dertli, kâlbi kırık
  • heartburn:mide ekşimesi
  • hearted:kalpli, yürekli
  • hearten:canlandırmak, cesaretlendirmek, moral vermek, neşelendirmek, sevindirmek, yüreklendirmek
  • heartening:cesaretlendirici, neşelendirici, yüreklendirici
  • heartfelt:candan, içten, içten gelen, samimi, yürekten
  • hearth:fırın, ocak, şömine tabanı, yuva
  • hearthbreaking:üzücü, yürek parçalayıcı
  • hearthstone:ocak taşı, şömine tabanı, yuva
  • hearththrob:çekici erkek, kâlbi deli gibi attıran erkek, kâlp atışı
  • hearthwarming:cesaret verici, heyecanlandırıcı
  • heartily:aşırı derecede, cesaretle, çok, gayretle, içtenlikle, iştahla, iyi niyetle
  • heartiness:içtenlik, iyi niyet, sağlıklı olma, samimiyet, zindelik
  • heartland:can damarı, en önemli yeri, kâlbi
  • heartless:cansız, hevessiz, insafsız, kalpsiz, uyuz
  • heartlessness:kalpsizlik, merhametsizlik
  • heartrending:yürek parçalayıcı, yürekler acısı
  • hearts:can, cesaret, göbek, gönül, kâlp, kupa, orta kısım, vicdan, yürek
  • heartshaped:kâlp biçiminde olan, kâlp şeklinde
  • heartsick:acılı, kederli, üzgün, yüreği yanık
  • heartsore:acılı, kederli, üzgün, yüreği yanık
  • heartthrob:çekici erkek, kâlbi deli gibi attıran erkek, kâlp atışı
  • heartwarming:cesaret verici, heyecanlandırıcı
  • hearty:bol, candan, canlandırıcı, canlı, canlı ve dinç adam, çok, dinç, güçlü sporcu, içten, kuvvetli, sağlam, yürekten, zinde
  • heat:acılık, ateş, baskı, hararet, hareketlendirmek, ısı, ısınma, ısınmak, ısıtma, ısıtmak, kızdırmak, kızgınlık, kızgınlık dönemi, kızışma, kızışmak, kızıştırmak, kızmak, öfke, sıcaklık, vücut ısısı
  • heated:hararetli, heyecanlı, öfkeli, tepesi atmış
  • heatedly:hararetli bir şekilde, heyecanla, öfke ile
  • heater:ısıtıcı, kalorifer, şofben, tabanca
  • heath:çalılık, funda, fundalık, süpürgeotu
  • heathen:barbar, dinsiz kimse, kâfir, putperest, vahşi, vicdansız kimse
  • heathendom:putperestlik alemi
  • heathenish:barbar, dinsiz, inançsız, putperest, vahşi
  • heathenism:barbarlık, dinsizlik, putperestlik, vahşilik
  • heather:funda, süpürgeotu
  • heathland:fundalık
  • heating:ısınma, ısıtan, ısıtma, kızışma
  • heatstroke:güneş çarpması, sıcak çarpması
  • heave:atma, atmak, çekmek, fay hareketi, inip kalkmak, kabarma, kabarmak, kaldırma, kaldırmak, kusmak, nefesi kesilme, öğürmek, şişirmek
  • heaven:cennet, gök, gökyüzü, mutluluk, sema
  • heavenly:cennete ait, cennetlik, eşsiz, göksel, ilahi, insanüstü, kutsal, tanrısal
  • heavenward:cennete doğru, cennete doğru olan, cennete giden
  • heavenwards:cennete doğru
  • heaver:kaldıraç, kaldıran kimse, manivela
  • heaves:atma, atmak, çekmek, fay hareketi, inip kalkmak, kabarma, kabarmak, kaldırma, kaldırmak, kusmak, nefesi kesilme, öğürmek, şişirmek
  • heavier:ağdalı, ağır, aşırı, baskın, baygın, bozuk, çok, fırtınalı, hamile, kaba, önemli, sert, şiddetli, üzücü
  • heavies:kışlık iç çamaşırı, yün çamaşır
  • heavily:ağır, ağır şekilde, aşırı derecede, çok, şiddetle
  • heaviness:ağırlık, bunalma, çokluk, kapama, karabasan, kasvet, şiddet, siklet
  • heaving:atma, kabarma, kaldırılma, kaldırma
  • heavyhearted:karamsar, kederli, umutsuz, üzgün
  • heavyweight:ağır, ağır siklet, arkası kuvvetli kimse, nüfuzlu, nüfuzlu kimse, önemli kimse
  • hebdomadal:haftada bir olan, haftalık
  • hebetude:aptallık
  • hebraic:ibranice, yahudilere ait
  • hebrew:ibrani, ibranice, musevi, yahudi
  • hecatomb:katliam, toplu katliam, yüz hayvan kurban etme adeti
  • heck:allah’ın belası, aşırı şey, cehennem olası, kahrolası, şiddetli şey
  • heckle:ditmek, keten tarağı ile taramak, sıkıştırmak, soru yağmuruna tutmak
  • heckler:keten tarakçısı, sorularla sıkıştıran kimse
  • heckling:sorularla sıkıştırma
  • hectare:hektar
  • hectic:ateşli, heyecanlı, telaşlı, yoğun
  • hectogram:hektogram, yüz gram
  • hectograph:hektograf, hektograf ile çoğaltmak, teksir makinası, teksir makinesinde çoğaltmak
  • hectoliter:hektolitre, yüz litre
  • hectolitre:hektolitre, yüz litre
  • hector:gözünü korkutmak, kabadayı, kabadayılık etmek, sindirmek, yüksekten atmak
  • hectoring:gözünü korkutmak, kabadayılık etmek, sindirmek, yüksekten atmak
  • hectorship:kabadayılık
  • hedgehog:dikenli kabuk, kabuğu dikenli meyve, kirpi
  • hedgehop:alçaktan uçmak
  • hedger:bahçıvan, çalıları budayan kimse, tedbirli kimse
  • hedgerow:ağaçlardan oluşan çit, çalı çit
  • hedges:çit, çit ile çevirmek, dolaylı konuşmak, engel, engelleme, engellemek, etrafını çevirmek, garantiye almak, kaçamak cevaplar vermek, kısıtlamak, önlem, önlem almak, sınırlamak, tedbir, yatırım
  • hedging:çit ile çevirmek, dolaylı konuşmak, engellemek, etrafını çevirmek, garantiye almak, kaçamak cevaplar vermek, kısıtlamak, önlem almak, sınırlamak
  • hedonic:hedonizme ait, zevke ait
  • hedonism:hazcılık, hedonizm
  • heed:aldırma, aldırmak, dikkat etme, dikkat etmek, kulak verme, kulak vermek, önemseme, önemsemek
  • heedful:dikkatli, ihtiyatlı, özenli
  • heeding:aldırmak, dikkat etmek, kulak vermek, önemsemek
  • heedless:aldırışsız, dikkatsiz, ihtiyatsız, önemsemeyen
  • heedlessness:gaflet
  • heehaw:anırma, anırmak, gürültülü kahkaha, gürültülü kahkaha atmak, kahkaha
  • heel:alçak, aşağılık kimse, dizinin dibinden ayrılmamak, golf sopası ucu, kalleş, ökçe, topuk, topuk pası vermek, topuk takmak, yana yatırmak, yana yatmak
  • heelbone:topuk kemiği
  • heeled:ökçeli, para babası, paralı, topuklu
  • heeler:adamı, peşini bırakmayan kimse
  • heels:alçak, aşağılık kimse, dizinin dibinden ayrılmamak, golf sopası ucu, kalleş, ökçe, topuk, topuk pası vermek, topuk takmak, yana yatırmak, yana yatmak
  • heft:ağırlık, itmek, kaldırmak
  • hefty:ağır, bol, çam yarması gibi, etkili, iri yarı
  • hegemony:egemenlik, hegemonya, üstünlük
  • hegira:hicret
  • heifer:düve, yavrulamamış inek
  • heigh:baksana!, bana bak!, hey!
  • heigh!:baksana!, bana bak!, hey!
  • height:boy, doruk, irtifa, tepe, yükseklik, zirve
  • heighten:abartmak, artırmak, artmak, çoğalmak, şişirmek, yükselmek, yükseltmek
  • heightened:abartmak, artırmak, artmak, çoğalmak, şişirmek, yükselmek, yükseltmek
  • heightening:abartmak, artırmak, artmak, çoğalmak, şişirmek, yükselmek, yükseltmek
  • heights:boy, doruk, irtifa, tepe, yükseklik, zirve
  • heinous:çirkin, iğrenç
  • heinousness:iğrençlik
  • heir:mirasçı, varis
  • heirdom:miras, mirasçılık, varislik
  • heiress:mirasçı, varis
  • heirloom:aileden kalma değerli şey, ata yadigârı olan şey, hatıra
  • heirs:mirasçı, varis
  • heirship:miras, mirasçılık, varislik
  • heist:çalmak, hırsızlık, hırsızlık yapmak, soygun, soygun yapmak, soymak
  • hejira:hicret
  • held:alıkoymak, almak, barındırmak, çekmek, dayanmak, devam etmek, durmak, el koymak, geçerli olmak, gözaltına almak, kaldırmak, karara bağlamak, kavramak, muhafaza etmek, sadık kalmak, tıkamak, tutmak
  • helianthus:ayçiçeği, gündöndü, günebakan
  • helical:helezoni, sarmal, spiral
  • helicoid:helikoit
  • helicon:helikon
  • helicopter:helikopter, helikopter ile uçmak
  • helio:güneş, helyo
  • heliogram:ayna telgrafı, ışıkla gönderilen haber
  • heliograph:ayna telgrafı, ayna telgrafı çekmek, güneşin fotoğrafını çeken alet, helyograf, pırıldak, pırıldak ile işaret vermek
  • heliogravire:fotogravür, klişe yapma
  • heliotrope:güneş çiçeği, kantaşı, kediotu
  • heliotype:ışıklı baskı
  • heliport:helikopter pisti
  • helium:helyum
  • helix:helezon, helis, salyangoz, sarmal eğri, sümüklüböcek
  • hell:aşırı, berbat, casino, cehennem, çok, felâket, gırgır, kumarhane, şaka, şamata
  • hellbender:baş belâsı, su semenderi
  • hellbent:azimli, hevesli, istekli, tutkulu
  • hellcat:cadı, şirret kadın
  • hellene:helen, yunanlı
  • hellenic:yunan, yunanistana ai
  • hellenism:eski yunan uygarlığı, helenizm, yunan milliyetçiliği, yunanca deyim
  • hellenist:helenist, yunan uygarlığı uzmanı
  • hellenistic:helenistik, helenistlere özgü
  • hellenize:yunanlaşmak, yunanlaştırmak
  • hellespont:çanakkale boğazı
  • hellfire:cehennem ateşi, cehennem azabı
  • hellhound:kerberos, zebani
  • hellion:haylaz çocuk, yaramaz çocuk
  • hellish:cehennem gibi, cehennemi, korkunç, kötü, şeytanca
  • hello:allah allah!, alo!, hey!, merhaba!, selam!, vay be!
  • hello!:allah allah!, alo!, hey!, merhaba!, selam!, vay be!
  • helluva:berbat, çok, felâket, müthiş
  • helm:dümen, idare, kontrol, miğfer, yönetim
  • helmet:başlık, kask, miğfer, tolga
  • helminth:kurt, parazit
  • helminthic:kurt yapan
  • helmsman:dümenci
  • helot:esir, ıspartalı köle, köle, kul
  • help:başa çıkmak, çare, çözüm, elinde olmak, hizmetçi, imdadına yetişmek, imdat, kurtarmak, muavin, yararı olmak, yardım, yardım etmek, yardımcı, yardımcı olmak
  • helped:başa çıkmak, elinde olmak, imdadına yetişmek, kurtarmak, yararı olmak, yardım etmek, yardımcı olmak
  • helper:çırak, hizmetçi, muavin, uşak, yardımcı
  • helpers:çırak, hizmetçi, muavin, uşak, yardımcı
  • helpful:faydalı, yararlı, yardımcı, yardımsever
  • helpfulness:yardım, yardımcılık, yardımseverlik
  • helping:faydası dokunan, porsiyon, yardımı olan
  • helpless:aciz, beceriksiz, biçare, çaresiz, güçsüz, yeteneksiz
  • helpmate:arkadaş, can yoldaşı, eş, yardımcı
  • helpmeet:arkadaş, can yoldaşı, eş, yardımcı
  • helps:başa çıkmak, çare, çözüm, elinde olmak, hizmetçi, imdadına yetişmek, imdat, kurtarmak, muavin, yararı olmak, yardım, yardım etmek, yardımcı, yardımcı olmak
  • helterskelter:apar topar, çil yavrusu gibi dağılarak, gelişigüzel, kaçan kaçana, karışıklık, karmakarışık, telaş
  • helve:sap
  • helvetia:isviçre
  • helvetian:isviçre, isviçreli, isviçreli kimse
  • hem:bastırılmış kenar, hımlamak, kenar, kenar kıvrımı, kenarını bastırmak
  • hemal:damar sistemi, kan, kan ve damar sistemine bağlı
  • hematic:kan gibi, kana ait, kana etki eden ilaç, kanı etkileyen, kanla dolu, kanla ilgili
  • hematite:hematit, kantaşı, olijist
  • hematology:hematoloji, kanbilim
  • hemin:kısıtlamak, kuşatmak, sarmak, sınırlamak
  • hemiplegia:kısmi felç, yarım felç
  • hemisphere:yarıküre, yarımküre
  • hemistich:yarım mısra
  • hemline:etek boyu, etek ucu
  • hemlock:ağu, baldıranotu, köknara benzer çam ağacı, zehir
  • hemmed:hımlamak, kenarını bastırmak
  • hemming:hımlamak, kenarını bastırmak
  • hemophile:hemofili hastası kimse
  • hemophilia:hemofili, kan hastalığı
  • hemophiliac:hemofili hastası kimse
  • hemorrhage:kan kaybetme, kanama
  • hemorrhoids:basur, hemoroid, mayasıl
  • hemp:esrar, haşhaş, kendir, kenevir, marihuana
  • hempen:kendir, kendir gibi, kendirden yapılmış
  • hemstitch:ajur, ajur işlemek, kenar işlemesi, kenarını işlemek
  • hen:dişi, dişi kuş, geveze kadın, kadın, tavuk
  • henbane:banotu
  • hence:bundan, bundan dolayı, bunun için, bunun sonucu olarak, buradan, şu andan itibaren
  • henceforth:bundan böyle, bundan sonra
  • henceforward:bundan böyle, bundan sonra
  • henceforwards:bundan böyle, bundan sonra
  • henchman:çıkarcı tip, çıkarcı yandaş, sadık yardımcı, sağ kol, uşak, yardımcı
  • hencoop:kümes, tavuk kümesi
  • henna:kına
  • hennaed:kına yakılmış, kınalı
  • henpecked:hanımköylü, kılıbık
  • henroost:tavuk tüneği, tünek
  • henry:henry, özindükleme birimi
  • hepatic:karaciğer, karaciğer gibi, karaciğere ait, karaciğere iyi gelen
  • hepatitis:hepatit, kara sarılık, karaciğer iltihabı
  • heptad:yedi değerli atom, yedili grup
  • heptagon:yedigen
  • her:kendine, kendisi, o, ona, onu, onun
  • herald:bildirmek, elçi, haber vermek, haberci, hanedan armacısı, müjdeci, müjdelemek, selamlamak, takdim etmek, yayınlamak
  • heralded:bildirmek, haber vermek, müjdelemek, selamlamak, takdim etmek, yayınlamak
  • heraldic:hanedan, hanedan armacılığına ait
  • heralding:bildirmek, haber vermek, müjdelemek, selamlamak, takdim etmek, yayınlamak
  • heraldry:armaların ihtişamı, hanedan armacılığı, hanedanlık armaları
  • herb:bitki, ot
  • herbaceous:ot, otsu
  • herbage:çayır, ot, ot topluluğu, yeşillik
  • herbal:bitkisel, ot, otlara ait olan, şifalı bitkiler kitabı
  • herbalist:aktar, bitki uzmanı, bitkibilimci yazar, şifalı bitkiler satan kimse
  • herbarium:bitki koleksiyonu, bitki müzesi
  • herbicide:bitkileri yok eden madde
  • herbiferous:otçul, otobur
  • herbivore:otçul hayvan, otobur hayvan
  • herbivorous:otçul, otobur
  • herbs:bitki, ot
  • herby:bitkiye ait, ot
  • herculean:herkül gibi, herkül’e ait
  • hercules:herkül, herkül takımyıldızı
  • herd:eşlik etmek, gütmek, sürmek, sürü, toplamak, toplanmak, topluluk
  • herds:eşlik etmek, gütmek, sürmek, sürü, toplamak, toplanmak, topluluk
  • herdsman:çoban, sığır çobanı, sığırtmaç, sürü sahibi
  • herdsmen:çoban, sığır çobanı, sığırtmaç, sürü sahibi
  • here:burada, buraya, burda, işte
  • here!:işte!
  • hereabout:bu civarda, bu yörede, yakınlarda
  • hereabouts:bu civarda, bu yörede, yakınlarda
  • hereafter:ahiret, ahirette, bundan böyle, bundan sonra, gelecek, gelecekte, öbür dünya
  • hereby:böylelikle, bu vesile ile, bundan dolayı, sonuç olarak
  • hereditament:mal, miras kalan varlık, mülk
  • hereditary:intikal eden, ırsi, kalıtsal
  • heredity:ırsiyet, kalıtım, soyaçekim, soydan geçen özellik
  • herein:bu noktada, bunda, bunun içinde
  • hereinabove:geçen, önceki, yukarıda
  • hereinafter:aşağıda, gelecekte
  • hereof:bu konuda, bununla ilgili olarak
  • heresy:aykırı düşünce, sapıklık, sapınç
  • heretic:geleneklere ters kimse, kâfir
  • heretical:inanışa ters düşen
  • heretofore:önceden, şimdiye dek, şimdiye kadar
  • hereupon:bundan sonra, bunun üzerine
  • herewith:böylelikle, bu nedenle, bu vesile ile, sonuç olarak
  • heritable:kalıtsal, mirasla kalan
  • heritage:kalıt, miras, vâdedilmiş kutsal toprak hakkı
  • heritor:kalıtçı, mirasçı, varis
  • hermaphrodite:çift cinsiyetli, erdişi, erselik, hermafrodit
  • hermeneutics:tefsir etme, yorumlama
  • hermetic:anlaşılması zor, büyüye ait, hava geçirmez, sımsıkı kapalı
  • hermit:inzivaya çekilmiş kimse, keşiş, topluluktan kaçan kimse, yalnız yaşayan kimse
  • hermitage:inziva yeri, keşiş kulübesi
  • hernia:fıtık
  • herniation:fıtık oluşumu
  • hero:alp, kahraman, yiğit
  • heroic:cesur, destansı, epik, güçlü, kahraman, kahramanca, kahramanlar devrine ait
  • heroin:beyaz, eroin
  • heroine:kadın kahraman, kahraman, yarı tanrıça
  • heroism:kahramanlık
  • heroize:başrolü oynamak, kahraman olmak, kahramanca davranmak, kahramanlaştırmak
  • heron:balıkçıl
  • herpes:uçuk
  • herring:ringa, ringa balığı
  • herringbone:balıksırtı desen, çapraz dikiş, ringa kılçığı, zikzak biçim, zikzak yapmak
  • hers:onunki
  • herself:bizzat, kendi, kendinde, kendine, kendini, kendisi
  • hertz:hertz
  • hesitance:duraksama, kararsızlık, tereddüd
  • hesitancy:duraksama, kararsızlık, tereddüd
  • hesitant:duraksayan, kararsız, kuşkulu, mızmız, tereddüdlü
  • hesitate:çekinmek, duraksamak, teklemek, tereddüd etmek
  • hesitating:çekinmek, duraksamak, teklemek, tereddüd etmek
  • hesitatingly:duraksayarak, tereddüdle
  • hesitation:çekinme, duraksama, takılma, tereddüd
  • hessian:çuval bezi, kendir bezi
  • hetero:heteroseksüel, karşı cinse ilgi duyan kimse
  • heteroclite:düzensiz çekimli, düzensiz çekimli ad
  • heterodox:aykırı, düzene karşı, inançlara karşı
  • heterogeneity:farklı olma
  • heterogeneous:ayrı cinsten, farklı yapıda, heterojen
  • heterosexual:heteroseksüel, karşı cinse ait, karşı cinse ilgi duyan, karşı cinse ilgi duyan kimse
  • hew:balta ile kesmek, çentmek, kesmek, yarmak, yontmak
  • hewed:balta ile kesmek, çentmek, kesmek, yarmak, yontmak
  • hewer:kömür madencisi, oduncu, yontucu
  • hewing:balta ile kesmek, çentmek, kesmek, yarmak, yontmak
  • hewn:balta ile kesmek, çentmek, kesmek, yarmak, yontmak
  • hex:afsunlamak, büyü, büyü yapmak, nazar, nazarı değmek, uğursuzluk
  • hexagon:altıgen
  • hexagonal:altıgen şeklinde
  • hexagram:altı köşeli yıldız
  • hexahedron:altı yüzlü cisim
  • hexameter:altı ayaklı dize, altı ayaklı dizesi olan
  • hexed:afsunlamak, büyü yapmak, nazarı değmek
  • hey:hay allah!, hey!
  • hey!:hay allah!, hey!
  • heyday:altın çağ, doruk, en parlak dönem
  • hhurt:acı, acımak, acıtmak, ağrımak, bere, canını yakmak, gücenmiş, incinmek, incitmek, ızdırap, kâlbini kırmak, kırgın, kırmak, küstürmek, rencide etmek, sızı, üzüntü, yara, yaralamak, zarar, zarar görmek, zarar vermek
  • hi!:baksana!, hayret!, hey!, merhaba!, selam!
  • hiatus:aralık, boşluk, kesintili ünsüz, yarık
  • hibernal:kışa ait
  • hibernate:kış uykusuna yatmak, kışı ılıman bir yerde geçirmek, kışı uykuda geçirmek
  • hibernating:kış uykusuna yatmak, kışı ılıman bir yerde geçirmek, kışı uykuda geçirmek
  • hibernation:kış uykusu, kışı geçirme
  • hibernian:irlandalı, irlanda’ya ait
  • hiccough:hıçkırık, hıçkırık tutmak, hıçkırmak
  • hiccup:hıçkırık, hıçkırık tutmak, hıçkırmak
  • hiccups:hıçkırık, hıçkırık tutmak, hıçkırmak
  • hick:hödük, köylü, taşralı
  • hickory:kuzey amerika cevizi
  • hidden:gizlenmiş, gizli, kuytu, saklı
  • hide:cilt, dayak atmak, deri, derisini yüzmek, dövmek, gizlemek, ortaçağ arazi ölçü birimi, pataklamak, post, saklamak, saklanmak, saklı tutmak
  • hideaway:gizleme yeri, saklanma yeri, sayfiye evi
  • hidebound:dar görüşlü, geri kafalı, tutucu
  • hideous:çirkin, iğrenç, korkunç
  • hideousness:çirkinlik, iğrençlik, korkunçluk
  • hideout:gizlenme yeri, saklanma yeri, sayfiye evi
  • hiding:dayak, dövme, gizleme, gizlenme, saklama, saklanma
  • hie:acele etmek, gidivermek
  • hierarch:baş papaz, başpiskopos
  • hierarchial:aşamalı, hiyerarşik
  • hierarchic:aşamalı, hiyerarşik
  • hierarchical:aşamalı, hiyerarşik
  • hierarchy:aşamalı sistem, hiyerarşi
  • hieratic:rahip sınıfına ait
  • hieroglyph:anlaşılması zor yazı, hiyeroglif, okunaksız yazı
  • hieroglyphic:hiyeroglif gibi, hiyeroglife ait, okunaksız
  • hieroglyphical:hiyeroglif gibi, hiyeroglife ait
  • hieroglyphics:anlaşılması zor yazılar, gizli simge, hiyeroglif yazılar
  • higgle:çekişmek, pazarlık yapmak, sıkı pazarlık yapmak
  • higgledypiggledy:karışıklık, karmakarışık, karman çorman, karmaşa
  • higgling:çekişmek, pazarlık yapmak, sıkı pazarlık yapmak
  • high:aşırı, büyük, büyük vites, esrarın etkisinde, ileri, lise, lüks içinde, neşeli, önemli, rekor, sarhoş, şiddetli, soylu, uçma, uçmuş, üst, üstün, uyuşturucu almış, yüce, yukarı, yükseğe, yüksek, yüksek basınçlı bölge, yüksek yer, yüksekte, zirve
  • highbrow:ukalâ
  • highchair:çocuk sandalyesi
  • higher:daha yukarı, ileri
  • highest:en üstün, en yüksek
  • highfaluting:tumturaklı
  • highflier:gözü yükseklerde olan kimse
  • highflown:kendini beğenmiş, kibirli, şatafatlı, süslü, tumturaklı
  • highhanded:amirlik taslayan, keyfi, zorba
  • highjacking:gasp, hırsızlık, uçak kaçırma
  • highland:kuzey iskoçya
  • highlander:dağlı kimse
  • highlands:kuzey iskoçya
  • highlight:ilginç olay, parlak nokta
  • highlights:akılda kalıcı bölümler, hatırda kalıcı sahneler, röfle
  • highly:büyük ölçüde, çok, çok iyi, son derece
  • highness:yücelik, yükseklik
  • highrise:çok katlı, çok katlı bina, yüksek, yüksek bina
  • highroad:anayol, cadde
  • hightail:aceleci davranmak, fırlamak, hızla çıkmak
  • hightoned:kaliteli, sosyetik, tiz, yüksek perdeli
  • highup:ileri gelen, yüksek mevkili kimse
  • highwater:gelgitte suyun en yüksek durumu, met
  • highway:anayol, ekspres yol, karayolu, otoban, otoyol
  • highwayman:eşkıya, soyguncu, yol kesici
  • hijack:çalmak, gasp, gaspetmek, hırsızlık, kaçırmak, uçak kaçırma, uçak kaçırmak
  • hijacker:gaspçı, hava korsanı, hırsız
  • hijacking:gasp, hırsızlık, uçak kaçırma
  • hijacks:çalmak, gasp, gaspetmek, hırsızlık, kaçırmak, uçak kaçırma, uçak kaçırmak
  • hike:dolaşmak, gezinti, gezinti yapmak, gezmek, uzun yürüyüş, yukarı çekmek, yukarıya çıkma, yükselme, yürümek, yürüyüş, yürüyüşe çıkmak
  • hiker:uzun yürüyüşe çıkan kimse
  • hikes:dolaşmak, gezinti, gezinti yapmak, gezmek, uzun yürüyüş, yukarı çekmek, yukarıya çıkma, yükselme, yürümek, yürüyüş, yürüyüşe çıkmak
  • hiking:dolaşmak, gezinti yapmak, gezmek, yukarı çekmek, yürümek, yürüyüşe çıkmak
  • hilarious:eğlendirici, gürültülü, neşeli, şamatalı
  • hilarity:gürültülü eğlence, neşe, şamata
  • hill:tepe, tepe oluşturmak, tepecik, tepelemek, toprak yığmak, yığın, yığmak, yokuş
  • hillbilly:çiftçi, dağ köylüsü
  • hillier:dağlık, tepelik
  • hilliness:bozukluk, tepeli olma, tümseklik
  • hillman:dağlı
  • hillock:tepecik, tümsek
  • hillside:dağ eteği, yamaç
  • hilltop:tepe doruğu
  • hilly:dağlık, tepelik
  • hilt:kabza, sap
  • him:kendi, kendine, o, ona, onu
  • himalayas:himalayalar
  • himself:bizzat, kendi, kendinde, kendine, kendini, kendisi, kendisini
  • hind:arka, arkadaki, çiftçi yanaşması, dişi geyik, geri, geyik
  • hinder:aksamak, aksatmak, alıkoymak, arkadaki, daha arkadaki, engel olmak, engellemek, sonraya kalmak
  • hindered:aksamak, aksatmak, alıkoymak, engel olmak, engellemek, sonraya kalmak
  • hindering:aksamak, aksatmak, alıkoymak, engel olmak, engellemek, sonraya kalmak
  • hindermost:en arkadaki, sondaki
  • hindi:hindu dili, hintçe
  • hindleg:arka ayak
  • hindmost:en arkadaki, sondaki
  • hindquarter:but
  • hindquarters:butlar, kıç
  • hindrance:ayak bağı, engel, engelleme, mani, önleme
  • hindsight:geç anlama, gez, önemini sonradan anlama
  • hindu:hindu, hintli, hintlilere ait
  • hindustani:hindistan’a ait, hindistani, hindistaniye ait, urduca
  • hinge:dayanak, esas nokta, mafsal, menteşe, menteşe takmak, menteşelemek, reze
  • hinged:mafsallı, menteşeli, oynaklı
  • hinny:bardo, katır
  • hint:çıtlatma, çıtlatmak, dokundurma, dokundurmak, fikir, hissettirmek, ima, ipucu, işaret, iz, tavsiye, üstü kapalı söylemek, üstü kapalı söz
  • hinted:çıtlatmak, dokundurmak, hissettirmek, üstü kapalı söylemek
  • hinterland:iç bölge, limanın gerisindeki bölge, sahilin arkasındaki bölge
  • hinterlands:iç bölge, limanın gerisindeki bölge, sahilin arkasındaki bölge
  • hinting:imalı
  • hints:çıtlatma, çıtlatmak, dokundurma, dokundurmak, fikir, hissettirmek, ima, ipucu, işaret, iz, tavsiye, üstü kapalı söylemek, üstü kapalı söz
  • hip:açıkgöz, çatı dış açısı, farkında olan, gül tohumu, haberdar, iç sıkıntısı, içini sıkmak, kalça, kalça eklemi, kıç, kuruntu, kuşburnu, modaya uygun, modern
  • hipbone:kalça kemiği, leğen kemiği
  • hipflask:cep şişesi, yassı kıç cebi şişesi
  • hipopotamus:suaygırı
  • hipped:kabarık, kalçalı, meraklı
  • hippie:hippi
  • hippo:suaygırı
  • hippocampus:beyindeki beyaz çıkıntı, denizatı
  • hippocras:baharatlı şarap
  • hippocrates:hipokrat
  • hippodrome:gösteri salonu, hipodrom, salon, sirk, tiyatro salonu
  • hippopotamus:suaygırı
  • hippy:hippi
  • hips:çatı dış açısı, gül tohumu, iç sıkıntısı, içini sıkmak, kalça, kalça eklemi, kıç, kuruntu, kuşburnu
  • hipshot:aksak, bozuk, çıkık kalçalı, kalçası çıkık
  • hipster:kalçada dökük pantolon, yenilikçi
  • hipsters:kalçada dökük pantolon, yenilikçi
  • hirable:kiralanabilen, kiralanabilir
  • hire:kira, kiralama, kiralamak, tutmak, ücret, ücretle çalıştırmak
  • hired:kiralanmış, tutulmuş
  • hireling:para ile tutulmuş adam, paragöz tip, ücretli adam
  • hirer:kiracı, kiralayan, kiralayıcı
  • hiring:kiralama
  • hirsute:diken diken, kıllı, saçlı, tüylü
  • his:onun, onunki
  • hispanic:ispanya’ya ait, ispanyol ırkından, koyu esmer
  • hiss:alaylı olarak tıslamak, beğenmediğini belirtme, beğenmeyerek tıslamak, ıslık, ıslıklamak, küçük görerek tıslamak, sinirinden tıslamak, tıs, tıslama, tıslamak, yuhalamak
  • hissing:tıslama, tıslayan
  • hist!:dur!
  • histology:dokubilim, histoloji
  • historian:tarih bilgini, tarihçi
  • historians:tarih bilgini, tarihçi
  • historic:evrimsel, önemli, tarihe geçmiş, tarihi, tarihsel
  • historical:evrimsel, önemli, tarihe geçmiş, tarihi, tarihsel
  • historicity:tarihi değer, tarihsel gerçeklik, tarihsellik
  • historied:tarihe geçmiş, tarihi
  • historiographer:tarih yazarı, tarihçi
  • history:geçmiş, gelişim aşmaları, hikâye, kayıtlar, tarih
  • histrionic:aşırı duygusal, oyunculuğa ait, tiyatroya ait
  • histrionics:aktörlük, duygu sömürüsü, oyunculuk, sahte davranış, tiyatro sanatı, yapmacık tavır
  • hit:başarı, çarpmak, çıkış, darbe, isabet, isabet etmek, isabet ettirmek, kiralık katilin hedefi, laf çaktırma, olmak, rastgelmek, şans, sarsmak, taş, ulaşmak, üzmek, varmak, vurmak, vuruş, yaralamak, yumruk atmak
  • hitch:aksaklık, aksama, aksamak, aksilik, arabaya koşmak, arıza, bağlamak, bağlanmak, çekiş, çekiştirmek, çekiverme, çekme, çekmek, evlenmek, sıyırmak, takmak, terslik, topallamak
  • hitched:aksamak, arabaya koşmak, bağlamak, bağlanmak, çekiştirmek, çekmek, evlenmek, sıyırmak, takmak, topallamak
  • hitchhike:otostop çekmek, otostop yapmak
  • hitching:aksamak, arabaya koşmak, bağlamak, bağlanmak, çekiştirmek, çekmek, evlenmek, sıyırmak, takmak, topallamak
  • hither:berideki, beriye, bu taraftaki, buraya
  • hitherto:bugüne kadar, şimdiye kadar
  • hitler:hitler
  • hitlerite:hitler taraftarı, hitler yanlısı, hitler’e ait, nazi
  • hits:başarı, bulmak, çarpmak, çıkış, darbe, isabet, isabet etmek, isabet ettirmek, kiralık katilin hedefi, laf çaktırma, olmak, rastgelmek, şans, sarsmak, taş, ulaşmak, üzmek, varmak, vurma, vurmak, vuruş, yaralamak, yumruk atmak
  • hitting:isabet
  • hittite:eti, eti’lere ait, hitit, hitit’lere ait
  • hittites:eti, hitit
  • hive:arı kovanı, arı kovanı gibi yer, istiflemek, kalabalık, kovan, kovana girmek, kovana koymak, kovanda toplamak, toplamak, toplu olarak yaşamak, topluluk
  • hives:kurdeşen, ürtiker
  • ho!:deme!, hadi be!, yok ya!
  • hoar:ağarmış, ak, ak saçlı, bembeyaz, beyaz, kırağı ile kaplı, yaşlı başlı, yaşlı ve saygın
  • hoard:aklında tutmak, define, istif, istif etmek, stok, stoklamak, toplamak, toplu haldeki mal
  • hoarder:biriktirip saklayan kimse, istifçi, stokçu
  • hoarding:ilan panosu, istifleme, pano, stok yapma, tahta perde
  • hoardings:ilan panosu, istifleme, pano, stok yapma, tahta perde
  • hoarfrost:kırağı
  • hoariness:ak saçlılık, eskilik
  • hoarse:boğuk, boğuk sesli, çatlak, kısık, kısık sesli
  • hoarsely:boğuk bir sesle, kısık olarak, kısık sesle
  • hoarseness:ses boğukluğu, ses kısıklığı
  • hoary:ağarmış, ak saçlı, beyazlamış, yaşlı başlı, yaşlı ve saygıdeğer
  • hoax:işletme, işletmek, kafese koyma, muziplik, oyun, oyun etmek, sazanlama, sazanlamak
  • hoaxer:muzip, oyuncu
  • hob:cin, freze bıçağı, gulyabani, iri başlı çivi, kalıp makinesi, ocak ızgarası, öcü
  • hobble:aksama, aksamak, ayak bağı, ayaklarını birbirine bağlamak, duraksama, duraksamak, engel, engellemek, köstek, kösteklemek, topallama, topallamak, zorluk
  • hobbledehoy:gelişme çağındaki beceriksiz genç, sarsak ve sakar genç
  • hobbling:aksamak, ayaklarını birbirine bağlamak, duraksamak, engellemek, kösteklemek, topallamak
  • hobby:delice doğan, hobi, merak, özel zevk
  • hobbyhorse:at başlı değnek, atlıkarınca atı, dönüp dolaşıp gelinen konu, oyuncak at, sabit fikir, takıntı
  • hobbyist:amatör, hobi olarak yapan kimse, hobilerine zaman ayıran kimse
  • hobgoblin:cin, muzip peri, şakacı peri
  • hobnail:iri başlı çivi, kabara
  • hobnailed:iri başlı çivi ile çakılmış, kaba, koca kafalı, yontulmamış
  • hobnob:beraber vakit geçirmek, birlikte takılmak, samimi olmak, sıkı fıkı olmak
  • hobo:amele, boş gezenin boş kalfası, gezici rençber, serseri
  • hoboes:amele, boş gezenin boş kalfası, gezici rençber, serseri
  • hock:alman şarabı, diz içi, diz içi kirişlerini kesmek, iç diz, rehin, rehine vermek, ren şarabı, topal etmek
  • hockey:hokey
  • hocus:aldatmak, oyun etmek, sersemletmek, uyuşturucu katmak, uyuşturucu vermek
  • hocuspocus:el çabukluğu, hile, hokus pokus, üçkâğıt
  • hod:duvarcı teknesi, kömür kovası, sırt teknesi
  • hodge:köylünün simgesi
  • hodgepodge:karışık şey, karışım, sebze çorbası, türlü
  • hodman:amele, duvarcı yamağı, makine işçisi, niteliksiz yazar
  • hodometer:kilometre sayacı
  • hoe:çapa, çapalamak
  • hog:açgözlü davranmak, açgözlü tip, bencil kimse, domuz, domuzluk etmek, freze tezgâhı, kamburlaşmak, kamburlaştırmak, obur, payından fazlasını almak, yabandomuzu, yelesini kısa kesmek, yolu işgal etmek
  • hogback:domuzsırtı tepe, kambur tepe
  • hogfish:lipsoz
  • hogget:bir yaşındaki koyun, kuzu
  • hogging:açgözlü davranmak, domuzluk etmek, kamburlaşmak, kamburlaştırmak, payından fazlasını almak, yelesini kısa kesmek, yolu işgal etmek
  • hoggish:açgözlü, bencil, domuz gibi, kaba, saygısız
  • hogshead:büyük fıçı, büyük sıvı ölçüsü
  • hogskin:domuz derisi
  • hogwash:artık, hayvanlara verilen yemek artığı, saçma, saçmalık
  • hoipolloi:ayaktakımı, gürültü, velvele, yaygara
  • hoipoloi:ayaktakımı, gürültü, velvele, yaygara
  • hoist:aşırmak, çalmak, çekme, çekmek, kaldırma, kaldırmak, vinç, yük asansörü, yukarı çekmek
  • hoisted:aşırmak, çalmak, çekmek, kaldırmak, yukarı çekmek
  • hoisting:aşırmak, çalmak, çekmek, kaldırmak, yukarı çekmek
  • hoitytoity:hoppa, hoppalık, kendini beğenmiş, kendini beğenmişlik, kibirli, kibirlilik
  • hokum:boş lâf, saçmalık, seyirci çekici oyunlar
  • hold:alıkoymak, almak, ambar, bagaj bölümü, barındırmak, çekmek, dayanmak, devam etmek, durdurma, durmak, el koymak, etki, geçerli olmak, gemi ambarı, gözaltına almak, kaldırmak, karara bağlamak, kavramak, muhafaza etmek, nüfuz, sadık kalmak, tıkamak, tutma, tutmak, tutunacak yer, tutunma
  • hold!:dur!
  • holdall:bavul, çuval, hurç
  • holdback:engel
  • holder:duy, elinde bulunduran kimse, hamil, kap, kulp, sahip, tutacak, tutan şey
  • holders:duy, elinde bulunduran kimse, hamil, kap, kulp, sahip, tutacak, tutan şey
  • holdfast:çengel, kanca, kenet, tutan şey
  • holding:alacak, arsa, hisse, karar, mal, stok, toprak kiralama, tutma
  • holdings:alacak, arsa, hisse, karar, mal, stok, toprak kiralama, tutma
  • holdout:boyun eğmemek, dayanmak, direnmek, ısrar etmek, tanıtmak, ümit vermek, uzatmak, vâât etmek, yeterli olmak
  • holdover:erteleme, sözleşme süresi uzatılmış kimse, süresi uzatılmış şey
  • holds:alıkoymak, almak, ambar, bagaj bölümü, barındırmak, çekmek, dayanmak, devam etmek, durdurma, durmak, el koymak, etki, geçerli olmak, gemi ambarı, gözaltına almak, kaldırmak, karara bağlamak, kavramak, muhafaza etmek, nüfuz, sadık kalmak, tıkamak, tutma, tutmak, tutunacak yer, tutunma
  • holdup:engel, gecikme, gecikme nedeni, silâhlı soygun, tıkanıklık, yol kesme
  • hole:boşluk, çukur, deliğe girmek, deliğe sokmak, delik, delik açmak, delmek, derin yer, hücre, in, kapanmak, kazmak, kodes, köşesine çekilmek, kovuk, oyuk, yuvasına girmek, zor durum
  • holes:boşluk, çukur, deliğe girmek, deliğe sokmak, delik, delik açmak, delmek, derin yer, hücre, in, kapanmak, kazmak, kodes, köşesine çekilmek, kovuk, oyuk, yuvasına girmek, zor durum
  • holiday:bayram, bayramlık, dini bayram, izin, tatil, tatil yapmak, tatile çıkmak, yortu
  • holidaymaker:tatilci
  • holidays:bayram, dini bayram, yortu
  • holierthanthou:kendini beğenmiş, kibirli, tepeden bakan
  • holiest:kutsal, mübarek, tanrı’nın görevlendirdiği, tanrısal, tanrı’ya ait, tapılası
  • holiness:kutluluk, kutsallık
  • holland:hollanda
  • hollander:flemenk, hollandalı
  • hollandish:hollanda
  • hollands:cin, hollanda cini
  • holler:bağırmak, seslenmek
  • hollering:bağırmak, seslenmek
  • hollo:bağırma, bağırmak
  • hollo!:bağırma, bağırmak
  • holloa:bağırma, bağırmak
  • hollowed:çukur açmak, kazmak, oymak
  • hollowhearted:içten olmayan, samimiyetsiz, yürekten olmayan
  • hollowness:açlık, boğukluk, boşluk, çukurluk, oyukluk, sahtelik
  • hollowware:gümüş kâse, kap, kâse
  • holly:çobanpüskülü
  • hollyhock:gülhatmi
  • holm:adacık
  • holmium:holmiyum
  • holo:bütün, tam, tamamen, toplu
  • holocaust:kurban, soykırım, toplu ölüm, yangının her şeyi yakması
  • holograph:bütünü imza sahibince yazılmış, imza sahibinin eliyle yazılmış
  • hols:bayram, dini bayram, yortu
  • holster:kuburluk, tabanca kılıfı
  • holt:ağaçlık tepe, koru, samur yuvası, yuva
  • holy:kutsal, kutsal yer, mübarek, tanrı’nın görevlendirdiği, tanrısal, tanrı’ya ait, tapılası
  • homage:bağlılık, egemenliğini kabul etme, hürmet, saygı
  • homburg:kıvrık kenarlı fötr şapka
  • homebody:ev kuşu, evde oturmayı seven kimse, evden çıkmayan kimse
  • homebound:evden çıkmayan, eve giden, vatana giden
  • homebrew:ev yapımı içki
  • homecoming:mezunlar günü, yurda dönüş, yuvaya dönüş
  • homegrown:kendi bahçesinde yetişen
  • homeland:anayurt, memleket, vatan
  • homeless:evi barkı olmayan, evsiz, vatansız
  • homelike:ev gibi, ev havasında
  • homeliness:basitlik, çirkinlik, sadelik, zevksizlik
  • homely:basit, çirkin, gösterişsiz, sade
  • homemade:ev yapımı, evde yapılmış, yerli
  • homemaker:aile kuran kimse, ev kadını
  • homemaking:ev işleri ile uğraşma
  • homeopaty:benzeri ile tedavi yöntemi, homeopati
  • homer:beysbolde tur vuruşu
  • homes:aile ocağı, bakımevi, ev, hedef, hedeflemek, kale, kendi sahası, sinyâllere göre yönelmek, vatan, yurda dönmek, yurt, yuva, yuvasına dönmek
  • homesick:evini veya vatanını özleyen, vatan hasreti çeken
  • homesickness:vatan hasreti, yurt özlemi
  • homespun:evde dokunmuş, gösterişsiz, sade, saf, temiz kalpli
  • homestead:çiftlik ve içindeki binalar, toprak parçası
  • homestretch:son aşama, son düzlük
  • homeward:eve doğru, eve doğru olan, yurda doğru, yurda doğru olan
  • homewards:eve doğru, yurda doğru
  • homework:ev ödevi, evde yapılmak üzere verilen iş, ödev
  • homey:ev gibi
  • homicidal:adam öldürmeye meyilli, öldürücü
  • homicide:adam öldürme, cani, cinayet, cinayet masası ekibi, katil
  • homicides:adam öldürme, cani, cinayet, cinayet masası ekibi, katil
  • homily:dini öğüt, uzun konuşma, vaaz
  • homing:dönüş uçuşu, uçuş, yurda dönen, yuvaya dönen
  • hominid:insan
  • hominoid:insana benzeyen, insana benzeyen yaratık
  • hominy:kaba mısır unu, mısır lâpası
  • homoeopath:benzeri ile tedavi yöntemi, homeopati
  • homoerotic:eşcinsel, homoseksüel
  • homogeneity:homojenlik
  • homogeneous:aynı yapılı olan, homojen, türdeş
  • homogenize:homojenleştirmek, iyice karıştırmak
  • homogenized:homojenleştirmek, iyice karıştırmak
  • homogenous:aynı yapılı olan, homojen, türdeş
  • homograph:eşyazımlı sözcük
  • homologate:doğrulamak, onaylamak
  • homologous:benzer, homolog, türdeş
  • homonym:eşsesli sözcük, homonim, sesteş
  • homonymic:eşsesli
  • homonymous:eşsesli
  • homophile:eşcinsel, eşcinsel erkek, homoseksüel
  • homophone:eşsesli sözcük, sesteş sözcük
  • homophonic:ahenkli, aynı perdeden, eşsesli
  • homosexuality:eşcinsellik, homoseksüellik
  • homunculus:cüce, cüce minyatür adam, minyatür insan
  • homy:ev gibi
  • honduran:honduras, honduraslı
  • hone:bileği taşı, bilemek
  • honed:bilemek
  • honest:açık sözlü, açık yürekli, doğru, dürüst, hilesiz, içten, katışıksız, namuslu, saf
  • honestly:doğrusu, dürüst olarak, dürüstçe, gerçekten, mertçe, sahiden
  • honestly!:gerçekten!
  • honesty:alçakgönüllülük, doğruluk, dürüstlük, gözlükotu, namus
  • honey:bal, bitki özü, en iyisi, klas, tatlı şey
  • honey!:canım!, şekerim!, sevgilim!, tatlım!
  • honeybee:balarısı
  • honeybun:canım!, tatlım!
  • honeybun!:canım!, tatlım!
  • honeybunch:canım!, tatlım!
  • honeybunch!:canım!, tatlım!
  • honeycomb:delik açmak, delik deşik etmek, petek, petek şeklinde yapmak
  • honeycombed:delik deşik, göz göz, petek petek, petekli
  • honeydew:tatlı özsu, tatlı tütün, tatlı ve sulu kavun, yaprak özsuyu
  • honeyed:ballı, tatlı, yüze gülücü
  • honeymoon:balayı, balayına çıkmak, balayını geçirmek
  • honeypot:bal küpü, cazip şey, çekici kimse
  • honied:ballı, tatlı, yüze gülücü
  • honing:bilemek
  • honk:kaz sesi, kaz sesi çıkarmak, klâkson çalmak, klâkson sesi, korna sesi, ötmek
  • honking:kaz sesi çıkarmak, ötmek
  • honkytonk:batakhane, ucuz gece kulübü
  • honnest:doğru mu?, gerçekten mi?, sahi mi?
  • honor:büyük koz, golfte başlama vuruşu hakkı, haysiyet, hürmet, izzetinefis, kabul etmek, misafir ağırlama, namus, onur, onur nişanı vermek, onurlandırmak, övünç, özsaygı, saygı göstermek, saygınlık, saymak, şeref, şeref vermek
  • honorable:muhterem, namuslu, onurlu, saygıdeğer, saygın, şerefli, yüce
  • honorarium:hizmet karşılığı ödenen ücret, ücret
  • honorary:fahri, onursal
  • honored:onurlu, şerefli
  • honorific:saygı ifade eden, saygı ifadesi, yüceltici
  • honoring:kabul etmek, onur nişanı vermek, onurlandırmak, saygı göstermek, saymak, şeref vermek
  • honour:büyük koz, golfte başlama vuruşu hakkı, haysiyet, hürmet, izzetinefis, kabul etmek, misafir ağırlama, namus, onur, onur nişanı vermek, onurlandırmak, övünç, özsaygı, saygı göstermek, saygınlık, saymak, şeref, şeref vermek
  • honourable:muhterem, namuslu, onurlu, saygıdeğer, saygın, şerefli, yüce
  • honoured:onurlu, şerefli
  • honouring:kabul etmek, onur nişanı vermek, onurlandırmak, saygı göstermek, saymak, şeref vermek
  • hooch:alkollü içki, içki
  • hood:başlık, dedantör, kapüşon, katlanır araba üstü, körüklü örtü, kukuleta, kukuleta giydirmek, motor kapağı, örtmek, örtü, sorguç, tepelik, üstünü kapatmak
  • hooded:başlık şeklinde olan, başlıklı, kapüşonlu, kukuletalı, sorguçlu, tepeli
  • hoodlum:gangster, haydut, kabadayı, külhanbeyi, serseri
  • hoodoo:büyü, büyü yapmak, şanssızlık, uğursuz şey, uğursuz tip, uğursuzluk, uğursuzluk getirmek, voodoo
  • hoodwink:aldatmak, gizlemek, göz boyamak, gözlerini bağlamak, oyuna getirmek
  • hoodwinking:aldatmak, gizlemek, göz boyamak, gözlerini bağlamak, oyuna getirmek
  • hooey:boş lâf, martaval, saçma, saçmalık, zırva
  • hoof:ayak, dans etmek, toynak, toynaklı hayvan, yaya gitmek, yol tepmek
  • hoofed:toynaklı
  • hoofer:dansçı, revü kızı
  • hook:aşırmak, bükmek, çalmak, çengel, çengelle tutmak, çengellemek, dönemeç, kanca, kancayı takmak, kıvrım, kopça, kroşe, kroşe vurmak, olta iğnesi, parmak, takılmak, takmak, tuzak, yakalamak
  • hookah:nargile
  • hooked:bağımlı, bağlanmış, bağlı, çengelli, kanca gibi, kancalı
  • hooker:balıkçı gemisi, fahişe, kancacı, orospu
  • hookey:okul kaçağı
  • hooking:aşırmak, bükmek, çalmak, çengelle tutmak, çengellemek, kancayı takmak, kroşe vurmak, takılmak, takmak, yakalamak
  • hookup:anlaşma, bağlantı, bağlantı şeması, birleşme, ittifak, kargaburun
  • hookworm:kancalıkurt
  • hooky:okul kaçağı
  • hooligan:çeteci, holigan, kabadayı, serseri, serseri taraftar
  • hooliganism:kabadayılık, serserilik
  • hoop:bağırma, bağırmak, çember, çember takmak, çembere almak, çembere sokmak, çığlık, çığlık atmak, daire, halka, kasnak, öksürme, öksürmek, ötme, ötmek, pota, potaya atmak, yüzük
  • hooped:bağırmak, çember takmak, çembere almak, çembere sokmak, çığlık atmak, öksürmek, ötmek, potaya atmak
  • hooper:çemberci, fıçıcı
  • hoopla:çember çevirme, çember oyunu
  • hoopoe:çavuşkuşu, ibibik
  • hoops:bağırma, bağırmak, çember, çember takmak, çembere almak, çembere sokmak, çığlık, çığlık atmak, daire, halka, kasnak, öksürme, öksürmek, ötme, ötmek, pota, potaya atmak, yüzük
  • hooray:hurra!, yaşa!, yaşasın!
  • hooray!:hurra!, yaşa!, yaşasın!
  • hoot:bağırmak, baykuş sesi, çalmak, düdük sesi, korna çalmak, korna sesi, ötmek, siren, yuh, yuhalama, yuhalamak
  • hooter:burun, düdük, korna, siren, yuhalayan kimse
  • hooters:burun, düdük, korna, siren, yuhalayan kimse
  • hooting:bağırmak, çalmak, korna çalmak, ötmek, yuhalamak
  • hoover:elektrik süpürgesi
  • hooves:ayak, toynak, toynaklı hayvan
  • hop:atlama, atlamak, bira, bira katkı maddesi, dans, dans etmek, hizmet vermek, hoplamak, oynama, oynamak, sekme, sekmek, şerbetçiotu, şerbetçiotu toplamak, şerbetçiotu yetiştirmek, sıçrama, sıçramak, uçuş, uyuşturucu, zıplama, zıplamak, zıplatmak
  • hope:arzu etmek, beklemek, beklenti, istemek, ümit, ümit etmek, ummak, umut
  • hopeful:geleceği parlak, iyimser, ümit verici, ümitli, umutlu
  • hopefully:inşallah, ümitle, umutla
  • hopefulness:iyimserlik, ümitli olma, umut verme
  • hopeless:ümitsiz, umut vermeyen, umutsuz
  • hopelessly:korkunç biçimde, tamamen, ümitsizce, umutsuz biçimde, umutsuzca
  • hopelessness:ümitsizlik, umutsuzluk
  • hopes:arzu etmek, beklemek, beklenti, istemek, ümit, ümit etmek, ummak, umut
  • hoping:ümitli, umma
  • hopitality:konukseverlik, misafirperverlik
  • hopper:besleme gözü, besleme hunisi, dansçı, hoplayıp zıplayan kimse, sıçrayan kimse, sıçrayan şey
  • hopping:sekme
  • hops:atlama, atlamak, bira, bira katkı maddesi, dans, dans etmek, hizmet vermek, hoplamak, oynama, oynamak, sekme, sekmek, şerbetçiotu, şerbetçiotu toplamak, şerbetçiotu yetiştirmek, sıçrama, sıçramak, uçuş, uyuşturucu, zıplama, zıplamak, zıplatmak
  • horde:göçebe ve ilkel yaşmak, göçebe yağmacı topluluk, horda, izdiham yaratmak, kalabalık, kalabalık yapmak, sürü, toplanmak
  • horizon:anlayış, görüş, ufuk
  • horizontal:düz, ufka ait, yatay, yatay çizgi, yatay düzlem
  • hormonal:hormon niteliğinde, hormona ait, hormonâl, hormonsal
  • hormone:hormon
  • hormones:hormon
  • horn:anten, bolluk simgesi, boru, boynuz, boynuz gibi yapmak, boynuzdan yapılmış eşya, boynuzlamak, duyarga, haliç kolu, ırmak, kalkmış penis, kap burnu, klakson, korna, toslamak
  • hornbeam:gürgen
  • hornblende:hornblent
  • hornblower:boru çalan kimse
  • horned:boynuzlu
  • hornet:eşekarısı
  • hornpipe:gemici dans müziği, gemici dansı
  • hornrimmed:boynuz çerçeveli
  • hornswoggle:aldatmak, dolandırmak, faka bastırmak, işletmek, kandırmak
  • horny:boynuz gibi, boynuzdan yapılmış, dik, kalkmış, nasır tutmuş
  • horologe:saat
  • horoscope:burç, horoskop, yıldız falı
  • horoscoper:burç, horoskop, yıldız falı
  • horoscopes:burç, horoskop, yıldız falı
  • horrendous:aşırı, dehşetli, korkunç
  • horrible:berbat, dehşet verici, iğrenç, korkunç, korkutucu, kötü
  • horrid:berbat, çirkin, iğrenç, korkunç, kötü
  • horrific:aşırı, dehşete düşüren, korkunç
  • horrified:dehşete düşmüş, dehşete kapılmış
  • horrify:dehşete düşürmek, korkutmak, rezalet çıkarmak, sarsmak, şok etkisi yapmak
  • horrifying:dehşete düşürmek, korkutmak, rezalet çıkarmak, sarsmak, şok etkisi yapmak
  • horripilation:tüyleri diken diken olma, tüylerin ürpermesi
  • horror:dehşet, iğrenç kimse, korku, nefret, nefret edilen şey
  • horsdoeuvre:meze, ordövr
  • horse:at, at koşmak, ata binmek, aygır, beygir, eroin, sehpa, sırtına binmek, süvari birliği
  • horsebean:bakla, eşek baklası
  • horsechestnut:atkestanesi
  • horsefly:atsineği
  • horsehair:atkılı, atkılından yapılmış, atkılından yapılmış kumaş
  • horselaugh:kaba kahkaha
  • horseless:atsız, yayan
  • horseman:atlı, binici
  • horsemanship:binicilik
  • horsemen:atlı, binici
  • horseplay:ağır el şakası, eşek şakası
  • horsepower:beygir gücü
  • horserace:at yarışı
  • horseracing:at yarışı
  • horseradish:bayırturpu, yabanturpu
  • horses:at, at koşmak, ata binmek, aygır, beygir, eroin, sehpa, sırtına binmek, süvari birliği
  • horseshit:bir boka yaramaz şey, saçma sapan şey, saçmalık
  • horseshoe:at nalı, at nalı şeklinde, nal
  • horsetail:at kuyruğu
  • horsewhip:kamçı, kamçılamak, kırbaç, kırbaçlamak
  • horsewoman:ata iyi binen kadın, binici kadın
  • horsy:at gibi, at yarışı meraklısı, atlara ait, seyis gibi giyinen ve konuşan
  • hortative:gayretlendirici, öğüt olarak, öğüt veren, teşvik edici
  • horticultural:bahçe ile ilgili, bahçıvanlık
  • horticulture:bahçecilik, bahçıvanlık
  • horticulturist:bahçe uzmanı, bahçıvan
  • hosanna:şükretme, şükür
  • hosanna!:şükürler olsun!
  • hose:çorap, hortum, hortumla ıslatmak, hortumla sulamak
  • hosepipe:hortum
  • hoses:çorap, hortum, hortumla ıslatmak, hortumla sulamak
  • hosier:çorapçı
  • hosiery:çorap, çorap fabrikası, çorapçılık, çoraplar, tuhafiye
  • hospice:darülaceze, düşkünler evi
  • hospitable:açık, açık fikirli, ılımlı, konuksever, misafirperver
  • hospital:bakımevi, darülaceze, hastane, tamirhane
  • hospitality:konukseverlik, misafirperverlik
  • hospitalization:hastane sigortası, hastaneye yatırma
  • hospitalize:hastanede tedavi etmek, hastaneye yatırmak
  • hospitalized:hastanede yatan
  • host:ağırlamak, çokluk, evsahibi, evsahipliği yapmak, hancı, kalabalık, konuk eden kimse, konuk etmek, kutsanmış ekmek, ordu
  • hostage:rehin, rehine, teminât
  • hostages:rehin, rehine, teminât
  • hosted:ağırlamak, evsahipliği yapmak, konuk etmek
  • hostel:han, öğrenci yurdu, pansiyon, yurt
  • hostelry:han
  • hostels:han, öğrenci yurdu, pansiyon, yurt
  • hostess:evsahibesi, hostes, konsomatris, konuk eden kadın, sunucu
  • hostile:düşmana ait, düşmanca, hasım, muhalif
  • hostiles:hasım
  • hostilities:düşmanlık, karşıtlık, kin, muhalefet
  • hostility:düşmanlık, karşıtlık, kin, muhalefet
  • hosting:ağırlamak, evsahipliği yapmak, konuk etmek
  • hostler:at bakıcısı, seyis
  • hosts:ağırlamak, çokluk, evsahibi, evsahipliği yapmak, hancı, kalabalık, konuk eden kimse, konuk etmek, kutsanmış ekmek, ordu
  • hotbed:sera toprağı, yatak, yuva
  • hotchpotch:karışım, karmakarışık şey, sebze çorbası, türlü
  • hotdog:sosisli sandviç
  • hotel:otel
  • hotelier:otel işletmecisi, otelci
  • hotelkeeper:otel işletmecisi, otelci
  • hotfoot:acele, acele etmek, acele ile, acele ile gitmek, hakaret
  • hothead:asabi kimse, sinirli tip
  • hotheaded:asabi, hiddetli, sinirli
  • hothouse:limonluk, sera
  • hotplate:portatif ısıtıcı, sıcak yemek
  • hotspot:eğlence yeri, gece kulübü, sıcak bölge, sorunlu bölge
  • hotter:acı, acılı, ateşli, baharatlı, çalıntı, heyecanlı, iletken, kızgın, radyoaktif, rahatsız edici, şehvetli, seksi, sert, sıcak, şiddetli, taze, yeni
  • hound:aşağılık adam, av köpeği, gemi yan germesi, hastası, it herif, iz sürmek, izlemek, kışkırtmak, meraklı, tahrik etmek, takip etmek, tazı
  • hound!:aşağılık adam, av köpeği, gemi yan germesi, hastası, it herif, iz sürmek, izlemek, kışkırtmak, meraklı, tahrik etmek, takip etmek, tazı
  • hounded:iz sürmek, izlemek, kışkırtmak, tahrik etmek, takip etmek
  • hounding:iz sürmek, izlemek, kışkırtmak, tahrik etmek, takip etmek
  • hour:saat, vakit, zaman
  • hourglass:kum saati
  • hourglasses:kum saati
  • houri:huri
  • hourly:devamlı, saat başı, saatlik, saatte bir, sürekli
  • hours:mesai saatleri
  • hour’s:mesai saatleri
  • house:barındırmak, ev, ev halkı, ev sağlamak, evde oturmak, eve yerleştirmek, gösteri, hane, konut, meclis, mesken, sinema salonu, şirket, yurt
  • housebody:ev kuşu, evde oturmayı seven kimse, evden çıkmayan kimse
  • housebound:evden çıkamayan, yatalak
  • housebreak:evcilleştirmek, soymak, terbiye etmek, yıkmak
  • housebreaker:hırsız, yıkımcı
  • housebroken:ehlileşmiş, evcil, terbiye edilmiş
  • housebuilder:ev inşaatçısı
  • houseclean:ev temizlemek, istenmeyen kişileri atmak, tasfiye etmek, temizlemek
  • housecleaning:ev temizliği, tasfiye, temizlik
  • housecoat:sabahlık
  • housefly:karasinek, sinek
  • household:ev, ev halkı, eve ait, her gün kullanılan
  • householder:aile reisi, evsahibi
  • househusband:ev erkeği, ev işlerini yapan koca
  • housekeeper:ev işlerini yapan kadın, idareci, otel oda hizmetçisi
  • housekeeping:ev idaresi, otel temizlik ve bakımı
  • housemaid:hizmetçi, oda hizmetçisi
  • housemaster:yatılı okulda bölüm yönetmeni
  • housemother:yurt yöneten kadın
  • houseowner:evsahibi
  • housewarming:yeni eve taşınma partisi
  • housewife:dikiş kutusu, ev hanımı, ev kadını
  • housewifely:en hanımına ait
  • housewifery:ev idaresi
  • housework:ev işi
  • housing:at örtüsü, barınak, ev, ev sağlama, evler, hâşâ, iskân, konut, konutlandırma, toplu konut
  • hovel:ağıl, ahır gibi ev, kulübe
  • hover:civciv yuvası, duraksamak, etrafında gezinmek, sallanmak, üstünde uçmak
  • hovercraft:hovercraft, karada ve havada gidebilen taşıt
  • hovering:civciv yuvası, duraksamak, etrafında gezinmek, sallanmak, üstünde uçmak
  • hovewer:ama, ancak, halbuki, her halükârda, her nasılsa, her ne şekilde, nasıl oldu da, nasıl olursa olsun, oysa
  • how:nasıl, ne, ne durumda, ne kadar, nereden, yapma yöntemi, yöntem
  • howbeit:buna rağmen, bununla beraber, yine de
  • however:ama, ancak, halbuki, her halükârda, her nasılsa, her ne şekilde, nasıl oldu da, nasıl olursa olsun, oysa
  • howitzer:havantopu
  • howl:bağırma, bağırmak, feryat, havlamak, inlemek, kahkaha atmak, uğuldamak, uğultu, uluma, ulumak
  • howler:bağıran kimse, gaf, komik hata, uluyan hayvan
  • howling:çok büyük, inleme, inleyen, kasvetli, muazzam, uğultulu, uluma, uluma sesleriyle dolu, uluyan
  • howsoever:her halükârda
  • hoy:küçük yelkenli feribot, mavna
  • hoy!:hey!, ho!
  • hoyden:arsız kız, erkek fatma
  • hoydenish:erkek gibi, yaramaz ve kaba
  • hub:en önemli yer, merkez, poyra, tekerlek göbeği
  • hubblebubble:gürültü, karışık ses, nargile
  • hubbub:gürültü, karmaşa, şamata, velvele
  • hubby:koca
  • hubris:aşırı gurur, kasılma, kibir
  • hubristic:aşırı gururlu, kibirli
  • huckle:but, kalça
  • huckleberry:amerikan yabanmersini
  • huckster:güvenilmez satıcı, işportacı, işportacılık yapmak, madrabaz, paragöz tip, pazarlık etmek, reklâmcı, seyyar satıcı
  • huddle:aceleyle giyinmek, bir araya toplamak, kalabalık, karışıklık, sürü gibi toplanmak, tıkıştırmak, toplamak, yığın
  • hue:renk
  • hued:renkli
  • huff:burnundan solumak, dargınlık, dayılanmak, gücendirmek, gücenme, gücenmek, huysuzluk, keyifsizlik, kızdırmak, kızmak, küsme, küsmek, küstürmek, somurtma
  • huffiness:dargınlık, kızgınlık, öfke
  • huffing:burnundan solumak, dayılanmak, gücendirmek, gücenmek, kızdırmak, kızmak, küsmek, küstürmek
  • huffish:dargın, gücenmiş, içerlemiş, kolay sinirlenir, sinirli
  • huffy:dargın, içerlemiş, kızgın, kolay sinirlenir, sinirli
  • hug:dört elle sarılmak, kıyıdan gitmek, kucaklama, kucaklamak, kucaklaşmak, sarılma, sarılmak
  • huge:ayı gibi, dağ gibi, dev, dev gibi, kocaman, koskocaman, muazzam, olağanüstü
  • hugely:dev gibi, kocaman, olağanüstü bir şekilde
  • hugeness:büyüklük, olağanüstülük
  • huggermugger:duyurmamak, düzensiz, düzensizce, düzensizlik, gizlemek, gizleyerek, gizli, gizli tutmak, gizlilik, karışık, karışık bir halde, karışıklık, örtbas etmek, sır, sır olarak saklamak, sır tutma
  • hugging:kucaklama, sarılma
  • huh:ha ha!, ha?
  • huh!:ha ha!, ha?
  • hulk:gemi iskeleti, hurda gemi, iri ve hantal tip
  • hulking:hantal, iri kıyım, kocaman
  • hulky:hantal, iri kıyım, kocaman
  • hull:çerez kabuğu, gemi teknesi, geminin teknesini vurmak, gövde, kabuğunu çıkarmak, kabuğunu soymak, kabuk, tekne
  • hullabaloo:gürültü, velvele, yaygara
  • hullo:alo!, maşallah!, merhaba!, vay be!, yahu!
  • hullo!:alo!, maşallah!, merhaba!, vay be!, yahu!
  • hulls:çerez kabuğu, gemi teknesi, geminin teknesini vurmak, gövde, kabuğunu çıkarmak, kabuğunu soymak, kabuk, tekne
  • hum:harıl harıl çalışmak, hımlama, hımlamak, mırıldanmak, mırıltı, uğuldamak, uğultu, vınlama, vınlamak, vızıldama, vızıldamak, vızıltı, vızır vızır çalışmak
  • human:beşeri, insan, insani, insanlık, insanoğlu
  • humane:hümanist, insancıl, iyiliksever, yufka yürekli
  • humaneness:insancıllık, şefkât, sevecenlik
  • humanism:hümanizm, insancılık
  • humanist:hümanist, insancıl, yardımsever
  • humanistic:hümanistçe, insanca, insancıl, insani
  • humanitarian:insancıl, insancıl kimse, iyiliksever, kendini insanlığa adamış kimse, yardımsever, yardımsever kimse
  • humanitarianism:hayırseverlik, insancıllık, yardımseverlik
  • humanities:beşeri bilimler, hümanite
  • humanity:insan, insancıllık, insanlar, insanlık, kişilik, yardımseverlik
  • humanize:insancıllaştırmak, insanlaştırmak
  • humankind:ademoğlu, beşeriyet, insanlık, insanoğlu
  • humanly:insana özgü, insanca, insanlık bakımından
  • humble:alçak, alçakgönüllü, basit, mütevazi, nâçiz
  • humblebee:hezen arısı, tüylü dev arı, yabanarısı
  • humbleness:alçakgönüllülük, tevazu
  • humbug:aldatmak, hile, kazık atmak, nane şekeri, riyakârlık, şarlatan, üçkâğıt, üçkâğıtçı, üçkâğıtçılık yapmak
  • humdinger:mükemmel kimse, olağanüstü şey
  • humdrum:can sıkıcı tip, monoton, monoton şey, sıkıcı, sıkıcı lâf, tekdüze
  • humectant:nemlendirici
  • humeral:kol kemiğine ait, omuz
  • humerus:kol kemiği, pazı kemiği
  • humid:nemli, rutubetli, yaş
  • humidifier:nemlendirici araç, rutubetlendirici
  • humidify:nemlendirmek
  • humidity:nem, rutubet
  • humiliate:aşağılamak, küçük düşürmek, utandırmak
  • humiliated:aşağılamak, küçük düşürmek, utandırmak
  • humiliating:aşağılayıcı, küçük düşürücü, küçültücü
  • humiliation:alçalma, aşağılama, küçük düşme, küçük düşürme, rezil etme
  • humility:alçakgönüllülük, tevazu
  • hummel:boynuzsuz, boynuzsuz hayvan
  • hummer:vınlayan şey
  • humming:canlı, kıpır kıpır, mırıldanan, uğuldama, uğultu, vınlayan, vızıldayan, vızır vızır
  • hummingbird:kolibri, sinekkuşu
  • hummock:tepecik, tümsek
  • humor:alttan almak, ayak uydurmak, espri, espri anlayışı, güldürü, hoşuna gitmek, huy, keyif, memnun etmek, mizaç, mizah, neşe, ruh hali, şaka, salgı, suyuna gitmek
  • humorist:espritüel kimse, mizahçı, nükteci, şakacı
  • humoristic:esprili, nükteli, şakacı
  • humorless:espri anlayışı olmayan, keyifsiz, şakadan anlamayan
  • humorous:gülünç, komik, nükteli
  • humorousness:espritüellik, komiklik, mizah, şakacılık
  • humour:alttan almak, ayak uydurmak, espri, espri anlayışı, güldürü, hoşuna gitmek, huy, keyif, memnun etmek, mizaç, mizah, neşe, ruh hali, şaka, salgı, suyuna gitmek
  • humourless:espri anlayışı olmayan, keyifsiz, şakadan anlamayan
  • humoursome:kaprisli
  • hump:cinsel ilişkiye girmek, gayret etmek, hörgüç, huzursuz etmek, huzursuzluk, ilişki kurmak, kambur, kamburlaştırmak, rahatsız etmek, sırtına almak, sırtında taşımak, tepe, tümsek
  • humpback:hörgüç, kambur
  • humpbacked:hörgüçlü, kambur
  • humped:kambur, tepeli, tümsekli
  • humph:hım!, of!, öf!, püf!
  • humph!:hım!, of!, öf!, püf!
  • humping:çabalayan, gayret eden
  • humpy:kambur, kamburu olan, tepeli, tümsekli
  • humus:humus
  • hun:alman, alman askeri, barbar tip, hun, hunlu
  • hunch:çömelmek, eğilme, hörgüç, kambur, kamburlaştırmak, önsezi, topak
  • hunchback:kambur
  • hunchbacked:kambur
  • hunched:çömelmek, kamburlaştırmak
  • hunches:çömelmek, eğilme, hörgüç, kambur, kamburlaştırmak, önsezi, topak
  • hundredfold:yüz kat, yüz misli
  • hundreds:yüzlük
  • hundredth:yüzde bir, yüzüncü, yüzüncü şey
  • hundredweight:elli kiloluk tartı
  • hung:asılı durmak, asılmak, asmak, bağlanmak, bağlı olmak, batmak, dayanmak, eğilmek, ipe çekmek, kaplamak, sarkıtmak, sarkmak, takmak
  • hungarian:macar, macarca, macaristan’a ait
  • hungary:macaristan
  • hunger:aç bırakmak, açlık, arzu, hasret çekmek, istek, özlem, özlemek
  • hungered:aç bırakmak, hasret çekmek, özlemek
  • hungry:aç, acıkmış, karnı aç
  • hunk:iri dilim, iri parça
  • hunky:iri dilim, iri parça
  • hunt:aramak, av, av bölgesi, avcı kulübü, avda kullanmak, avlamak, avlanmak, kovalamak
  • hunter:avcı, kapaklı saat
  • hunting:arama, av, avcı, avcılık, avlanma, takip
  • huntress:avcı, kadın avcı
  • huntsman:av köpekleri bakıcısı, avcı, erkek avcı
  • hurdle:çit, çit çekmek, engel, engeli aşmak, engelli koşu yapmak, güçlük, halletmek, parmaklık, sorun, üstesinden gelmek, yarış engeli
  • hurdler:engelli koşu yarışçısı, engelli yarış binicisi
  • hurdles:çit, çit çekmek, engel, engeli aşmak, engelli koşu yapmak, güçlük, halletmek, parmaklık, sorun, üstesinden gelmek, yarış engeli
  • hurdling:çit çekmek, engeli aşmak, engelli koşu yapmak, halletmek, üstesinden gelmek
  • hurl:atma, atmak, fırlatma, fırlatmak, irlanda hokeyi oynamak, savurma, savurmak, yağdırmak
  • hurling:irlanda hokeyi
  • hurlyburly:gürültülü, kargaşa, karışıklık, karmakarışık, velvele
  • hurrah:hurra!, yaşa!, yaşasın!
  • hurrah!:hurra!, yaşa!, yaşasın!
  • hurray:hurra!, yaşa!, yaşasın!
  • hurray!:hurra!, yaşa!, yaşasın!
  • hurricane:fırtına, kasırga
  • hurried:acele, acele eden, aceleye gelen, telaşlı
  • hurriedly:acele, acele ile, alelacele, apar topar, paldır küldür
  • hurry:acele, acele etmek, acele ettirmek, aceleye getirmek, çabuk olmak, hızlandırmak, sıkıştırmak, telaş
  • hurry!:çabuk!, hızlan!
  • hurrying:acelecilik
  • hurst:ağaçlı tepe, ağaçlık, orman, sahil
  • hurt:acı, acımak, acıtmak, ağrımak, bere, canını yakmak, gücenmiş, incinmek, incitmek, ızdırap, kâlbini kırmak, kırgın, kırmak, küstürmek, rencide etmek, sızı, üzüntü, yara, yaralamak, zarar, zarar görmek, zarar vermek
  • hurtful:acı veren, acıklı, incitici, yaralayıcı, zararlı
  • hurting:acımak, acıtmak, ağrımak, canını yakmak, incinmek, incitmek, kâlbini kırmak, kırmak, küstürmek, rencide etmek, yaralamak, zarar görmek, zarar vermek
  • hurtle:çarpmak, fırlamak, fırlatmak, savurmak, ses yapmak
  • hurtling:çarpmak, fırlamak, fırlatmak, savurmak, ses yapmak
  • hurts:acı, acımak, acıtmak, ağrımak, bere, canını yakmak, incinmek, incitmek, ızdırap, kâlbini kırmak, kırmak, küstürmek, rencide etmek, sızı, üzüntü, yara, yaralamak, zarar, zarar görmek, zarar vermek
  • husband:efendi, eş, idare etmek, idareli kullanmak, koca
  • husbandman:çiftçi
  • husbandry:çiftçilik, idare etme, idareli kullanma, tarım, tutumlu olma
  • hush:gizlemek, örtbas etmek, sakinleşmek, sakinleştirmek, sessizlik, sükunet, suskunluk, susmak, susturmak, yatıştırmak
  • hush!:hişt!, sus!
  • hushed:dingin, sakin, sessiz
  • hushhush:çok gizli, gizli, gizli kapaklı, mahrem
  • hushing:gizlemek, örtbas etmek, sakinleşmek, sakinleştirmek, susmak, susturmak, yatıştırmak
  • husk:kabuğunu ayıklamak, kabuğunu soymak, kabuk, kılıf
  • husker:kabuk soyucu
  • huskily:boğuk sesle
  • huskiness:boğukluk, kısıklık
  • husking:kabuk ayıklama, mısır soyma
  • husks:kabuğunu ayıklamak, kabuğunu soymak, kabuk, kılıf
  • husky:boğuk, dinç, dinç kimse, eskimo köpeği, iri yarı tip, kabuk gibi, kabuklu, kapı gibi, kısık, sağlıklı
  • hussar:hafif süvari eri
  • hussars:hafif süvari eri
  • hussy:aşifte, civelek kız, edepsiz kız, şirret
  • hustily:acele ile
  • hustings:seçim kampanyası
  • hustle:acele etmek, acele ettirmek, çabuk olmak, dürtmek, fahişelik yapmak, hile ile satmak, itelemek, itişip kakışmak, itmek, ivedi, koşuşturmak, sıkboğaz etmek, sıkıştırmak, yaltaklanmak
  • hustler:dolandırıcı, eli çabuk kimse, fahişe
  • hustling:dişli, itişip kakışma
  • hut:baraka, barakaya yerleştirmek, barındırmak, kulübe, kümes
  • hutch:ambar, baraka, dolap, kafes, kömür vagonu, kulübe, kümes
  • hutment:kamp, karargâh
  • huzza:hurra!, yaşa!, yaşasın!
  • huzza!:hurra!, yaşa!, yaşasın!
  • huzzy:aşifte, civelek kız, edepsiz kız, şirret
  • hyacinth:sümbül, yemen taşı
  • hyaena:sırtlan
  • hyaline:bulutsuz gökyüzü, cam gibi, sakin deniz, şeffaf
  • hyaloid:cam gibi, camlı, saydam, şeffaf
  • hybrid:azman, karışık, kırma, melez
  • hybridization:melez olma, melezleme
  • hybridize:melez olarak yetiştirmek, melez üretmek, melezlemek
  • hydra:çok başlı yılan, hidra, polip, püsküllü belâ
  • hydrangea:ortanca
  • hydrant:hidrant, hortum takılan su borusu, yangın musluğu
  • hydrate:hidrat, söndürmek, su ile birleşmek, su ile birleştirmek, sulamak, sulu bileşim
  • hydrated:sulu
  • hydrating:söndürmek, su ile birleşmek, su ile birleştirmek, sulamak
  • hydraulic:hidrolik, su gerektiren
  • hydraulics:hidrolik, su enerjisi bilimi
  • hydric:hidrojenli
  • hydride:hidrojenli bileşim
  • hydro:deniz uçağı, ılıca, kaplıca
  • hydrochloride:hidroklorid
  • hydrodynamics:hidrodinamik
  • hydroelectric:hidroelektrik
  • hydrogen:hidrojen
  • hydrography:hidrografi
  • hydrolysis:hidroliz
  • hydrometer:hidrometre
  • hydropathy:hidropati, su tedavisi
  • hydrophobia:hidrofobi, kuduz, sudan korkma
  • hydrophyte:su bitkisi, yosun
  • hydroplane:deniz uçağı, denizaltı su kanadı, sürat teknesi
  • hydroponics:suda bitki yetiştirme
  • hydrosphere:hidrosfer, suküre
  • hydrostatic:hidrostatik, su ile çalışan
  • hydrostatics:hidrostatik, su statiği bilimi
  • hydrous:sulu
  • hydroxide:hidroksit
  • hyena:sırtlan
  • hygiene:hijen, temizlik
  • :hijen, temizlik
  • hygienic:hijenik, sağlık, temizliğe ait
  • hygienics:hijen, sağlığı koruma bilimi
  • hygro:nem, rutubet
  • hygrometer:higrometre, nemölçer
  • hymen:evlenme, evlilik, kızlık zarı
  • hymn:ilahi, ilâhi ile övmek, ilahi söylemek, milli marş, ulusal marş
  • hymnal:ilahi kitabı, ilâhilere ait
  • hymnary:ilahi kitabı
  • hymnbook:ilahi kitabı
  • hymnody:ilâhi besteleme, ilâhi söyleme, ilâhiler
  • hyoid:dil kemiği
  • hypaethral:açık hava, açık havada olan
  • hype:aldatıcı, aldatıcı reklâm, şırınga, uyuşturucu bağımlısı, uyuşturucu madde, uyuşturucu zerketmek, yanıltıcı reklâm yapmak, yutturmaca
  • hyped:uyuşturucu zerketmek, yanıltıcı reklâm yapmak
  • hyper:aşırı, çok büyük, hiper, üstün, yüksek
  • hyperacidity:asit fazlalığı
  • hyperbola:hiperbol
  • hyperbole:abartı, abartma, mübâlâğa
  • hyperbolic:abartılı
  • hyperbolical:abartılı
  • hyperborean:hyperboreios
  • hypercritical:aşırı eleştirici, detaycı, titiz
  • hypermetropia:hipermetropluk
  • hypersensitive:alerjik, aşırı hassas, duyarlı
  • hypersonic:hipersonik, sesten çok hızlı
  • hypertension:hipertansiyon, yüksek tansiyon
  • hypertrophied:aşırı büyümek
  • hypertrophy:aşırı büyüme, aşırı büyümek, hipertrofi
  • hypethral:açık hava, açık havada olan
  • hyphen:tire, tire ile ayırmak, tire koymak
  • hyphenate:tire ile ayırmak, tire koymak
  • hyphenated:tire ile ayırmak, tire koymak
  • hypnosis:hipnoz, ipnoz
  • hypnotic:hipnotize edici, hipnotize ile ilgili, ipnotik
  • hypnotism:hipnotizma, ipnotizma
  • hypnotist:hipnotizmacı, ipnotizmacı
  • hypnotize:büyülemek, cezbetmek, ipnotize etmek, uyutmak
  • hypnotized:büyülemek, cezbetmek, ipnotize etmek, uyutmak
  • hypnotizing:büyülemek, cezbetmek, ipnotize etmek, uyutmak
  • hypnotizm:hipnotizma, ipnotizma
  • hypo:aşağı, az, düşük, hipo
  • hypochondria:evham, hastalık hastalığı, hipokondri, kuruntu, melankoli
  • hypochondriac:evhamlı, hastalık hastası, hastalık hastası kimse, hipokondriyak, kuruntulu
  • hypocrisy:iki yüzlülük, riyakârlık
  • hypocrite:iki yüzlü
  • hypocritical:iki yüzlü
  • hypodermic:derialtı, derialtı enjeksiyonu, derialtı şırıngası, derialtına uygulanan
  • hypophysis:hipofiz beni
  • hypostasis:hazreti isa’nın kişiliği, hipostaz, kan toplanması, tanrısal ilkeler
  • hypotenuse:hipotenüs
  • hypothec:ipotek, rehin
  • hypothecate:ipotek etmek, rehin vermek
  • hypothesis:hipotez, kuram, varsayım
  • hypothesize:hipotez kurmak, varsayımda bulunmak, varsaymak
  • hypothesized:hipotez kurmak, varsayımda bulunmak, varsaymak
  • hypothesizing:hipotez kurmak, varsayımda bulunmak, varsaymak
  • hypothetic:kuramsal, varsayım niteliğinde
  • hypothetical:farazi, kuramsal, varsayım niteliğinde
  • hypsometry:hipsometri, yükseklik ölçme
  • hyrax:yaban faresi
  • hyssop:çördük, zufa otu
  • hysterectomy:rahim ameliyatı
  • hysteresis:gecikme, kesiklik
  • hysteria:histeri, isteri, sinir bozukluğu
  • hysteric:isteri hastası, isterik, sinir hastası kimse
  • hysterical:isterik
  • hysterics:sinir bozukluğu

 

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.

X

Online Canlı Ders

Çağrı Hoca ile İngilizce cümle kurma canlı dersi İçin son 3 dakika 45 saniye.