İngilizce Eş Sesli Kelimeler


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

Eş sesli kelimeler, adından da anlaşılacağı gibi okunuş olarak aynı olan ve anlam açısından tamamen farklı olan kelimelerdir. Sizlere İngilizce’de en yaygın olarak kullanılan İngilizce eş sesli kelimeleri hazırladık. Türkçe anlamlarını ve cümle içinde kullanımlarını da görebileceğiniz bu listede, artık bu kelimeleri daha bilecek ve herhangi bir yerde karşınıza çıktığında kolaylıkla ayırt edebileceksiniz. 

İngilizce Eş Sesli Kelime Örnekleri

  1. ate, eight

Ate: “to eat” fiilinin geçmiş zaman çekimidir.

I ate an entire pizza.

Pizzanın tamamını yedim.

 

Eight: Sekiz

Gizem will wake up at eight o’clock.

Gizem, sekizde uyanacak.

 

  1. bare, bear

Bare: Çıplak, yalın ayak

Hasan likes to walk around his house in bare feet. 

Hasan, evde yalın ayak dolaşmayı sever.

Bear: Ayı

I’m afraid of bears.

Ayılardan korkarım. 

  1. buy, by, bye

To buy: Satın almak

I’m going to buy a t-shirt.

Tişört satın alacağım.

 

By: Yakınında, tarafından

My favorite autobiography is “The Autobiography of Malcolm X.” It’s written by Malcolm X and Alex Haley.

En sevdiğim otobiyografi “The Autobiography of Malcolm X”tir. Malcolm X ve Alex Haley tarafından yazılmıştır.

 

Bye: Görüşürüz.

Bye! Take care of yourself.

Görüşürüz, kendine iyi bak.

  1. dew, do, due

Dew: (bitki üzerinde olan) çiğ

When I went outside early in the morning, the dew on the grass made my shoes wet.

Sabah erken saatte dışarı çıktığım zaman çimlerin üzerindeki çiğ ayakkabılarımı ıslattı.

 

To do: Yapmak

What do you usually do on Saturday nights?

Cumartesi geceleri genellikle ne yaparsın?

 

Due: Olacak en son tarihi ifade eder.

My friend is pregnant. Her baby is due in October.

Arkadaşım hamile. Bebeğinin Ekim’de doğması bekleniyor.

  1. eye, I

Eye: Göz

My eyes hurt when I read.

Okuduğum zaman gözlerim ağrıyor.

 

I:Ben

I’m 15 years old.

Ben, 15 yaşındayım.

 

  1. fairy, ferry

Fairy: Sihirli

I’m love with a fairytale.

Bir peri masalına aşığım.

 

Ferry: Feribot

The ferry in Bursa is really hot. 

Bursa’daki feribot çok sıcak.

 

  1. flour, flower

Flour: Un

Ayşe wanted to make a cake, but she didn’t have any flour, so she couldn’t.

Ayşe kek yapmak istedi ama hiç unu yoktu, bu yüzden kek yapamadı.

 

Flower: Çiçek

My mother’s favorite flower is rose.

Annemin en sevdiği çiçek güldür.

 

  1. for, four

For: İçin

It’s a present for you.

Senin için bir hediye

 

Four: Dört

My son is 4 years old.

Oğlum 4 yaşında.

 

  1. hear, here

To hear: Duymak

I can’t hear the TV. Can you please turn up the volume?

Televizyonu duyamıyorum. Sesini açar mısın lütfen?

 

Here: Burada.

I’m here.

Buradayım.

 

  1. hour, our

Hour: Saat

It takes about six hours to drive from İstanbul to Ankara

İstanbul’dan Ankara’ya sürmek yaklaşık altı saat alıyor.

 

Our: Bizim

We should study for our exams.

Sınavlarımıza çalışmalıyız.

 

  1. know, no

To know: Bilmek

Selen knows how to speak French.

Selen nasıl Fransızca konuşacağını bilir.

 

No: Hayır

No, I don’t want to go.

Hayır, gitmek istemiyorum.

 

  1. knight, night

Knight: Şövalye

One popular English legend talks about King Arthur and the Knights of the Round Table.

Popüler bir İngiliz efsanesinde Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyelerinden bahsedilir.

 

Night: Gece

I prefer to work at night.

Gece çalışmayı tercih ederim.

 

  1. mail, male

Mail: Mail göndermek, mail

I haven’t gotten the mail yet today.

Bugün daha posta almadım.

 

Male: Erkek

My baby is a male.

Bebeğim erkek.

 

  1. marry, merry

To marry: Evlenmek

I’m going to marry.

Evleneceğim.

 

Merry: Mutlu

“Merry Christmas!” 

‘’Mutlu Noeller!’’

 

  1. meat, meet

Meat: Et

Vegetarians don’t eat meat.

Vejetaryenler et yemez.

 

To meet: Bir kişiyle tanışmak

I’m excited to travel to Londra so I can meet some new people!

Yeni insanlarla tanışmak için Londra’ya seyahat etmeye sabırsızlanıyorum!

 

  1. pair, pear

Pair: Çift

Most of these examples of homophone sets are pairs of words, but some are groups of three or four words.

Bu sesteş sözcük dizilerinin birçoğu sözcük çiftleridir ama bazıları üçlü veya dörtlü sözcük gruplarıdır.

 

Pear: Armut

I and my father like pears.

Babam ve ben armutları severiz.

 

  1. right, write

Right: Doğru

I should turn right when I get to 10th Street, right?

Caddeye vardığımda sağa dönmeliyim, doğru mu?

 

To Write: Yazı yazmak

Deniz’s dream is to write a novel, but she hasn’t decided what the book should be about.

Deniz’ in hayali bir roman yazmak ama kitabın ne hakkında olması gerektiğine henüz karar vermedi.

 

  1. sight, site

Sight: Görme duyusu

Blind people can’t see. They have no sight.

Görme engelliler göremez. Onların görme duyusu yoktur.

 

Site: Website kelimesi içinde yaygın olarak kullanılır. 

There’s an awesome site for language learners. It’s Konuşarak Öğren

Dil öğrencileri için harika bir site var. Adı Konuşarak Öğren

 

  1. son, sun

Son: Erkek evlat

Grandma and grandpa had four sons and three daughters.

Büyükanne ve büyükbabanın dört oğulları ve üç kızları oldu.

 

Sun: Güneş

Don’t look directly at the sun, or you’ll damage your eyes. 

Güneşe doğrudan bakma, yoksa gözlerin zarar görebilir.

 

  1. their, there, they’re

Their: Onların

We should study for our English exam, and they should study for their German exam.

İngilizce sınavımıza çalışmalıyız ve onlar da Almanca sınavlarına çalışmalılar.

 

There: Orada

Who is that over there? Is that Simge? If so, I hope she comes over here, since I want to talk to her.

Oradaki kim? Simge mi o? Öyleyse umarım buraya gelir, çünkü onunla konuşmak istiyorum.

 

They’re (kaynaştırma): Bu, “they are” sözünün bir kısaltmasıdır

The children all passed their exams, so they’re very happy!

Çocukların tümü sınavlarını verdi, bu yüzden onlar çok mutlular!

 

  1. to, too, two

To Bu edat genellikle bir şeyin hareket ettiği yönü ifade etmektedir.

Everyday Fatih ve Ahmet drive together to school.

Paul ve Judy her gün okula birlikte arabayla gelir.

 

Too: Çok

I’m too full to finish this plate of food. I’ll ask the waiter if we can have a container to take it home. And I’ll ask for the bill, too.

Bu tabağı bitirebilmek için çok doydum. Garsondan yemeği eve götürmek için bir kapları olup olmadığını soracağım. Ve hesabı da isteyeceğim.

 

Two: İki

I have two children.

İki çocuğum var.

 

  1. one, won

One: Bir

I have one dream.

Bir hayalim var.

 

Won: “Won” sözcüğü “to win” fiilinin geçmiş zaman çekimidir.

Grandpa won $500 in his poker game!

Büyükbaba poker oyununda 500$ kazandı!

 

  1. wait, weight

To wait: Beklemek

It was snowing a lot, so the bus came late. I had to wait in the cold for 20 minutes.

Çok kar yağıyordu, dolayısıyla otobüs geç geldi. 20 dakika boyunca soğukta beklemem gerekti.

 

Weight: Ağırlık

Every year around festal, many people gain a lot of weight because they eat lots of food but don’t exercise.

Her sene bayram zamanlarında birçok kişi bol miktarda kilo alır, çünkü çok yemek yer ama egzersiz yapmazlar.

 

  1. wear, where

To wear: Giyinmek, takmak

I hate wearing ties. They’re uncomfortable, hot, and hard to tie. 

Kravat takmaktan nefret ediyorum. Onlar rahatsız edici, bunaltıcı ve onları bağlaması zor. 

 

Where: Nerede

Where should we meet for dinner?

Akşam yemeği için nerede buluşalım?

 

Bu yazıları da okumak isteyebilirsiniz:

İngilizce Eş Anlamlı Kelimeler Sözlüğü

 

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.