İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

İngilizce Hukuk Ve Adalet İle İlgili Terimler


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

Avukat mısınız? Hakim ya da yargıç?

Ofisinizde pek çok imzalanacak hukuki evrak mı birikti? 

Yurtdışında bir mülk ya da ev satın almak ya da kiralamak mı istiyorsunuz? 

Ya da havasından geçilmeyen Instagram avukatlarının jargonuna mı merak saldınız?

Sebebi ne olursa olsun, İngilizce hukuk ve adalet terimleri ister iş hayatı ister günlük yaşam, her yerde karşımıza çıkmakta.

İngilizce hukuk terminolojisini bilmek, kelime bazında bile olsa sizi koca bir yükten kurtaracak, işinizi kolaylaştıracak ve evraklar içinde boğulup gitmenize de engel olacak. Hatta kariyerinizde ilerlemeniz için gerekli kapıları dahi açabilecek. Alanınıza dair yabancı kaynakları okumak eminiz ki hem kendi gelişiminiz hem de gelişiminizi işverenlerinizin görmesi adına harika olacaktır. 

Biz de sizin için yazımızda en sık karşılaşabileceğiniz İngilizce hukuk, suç, mülkiyet, mahkeme ya da sözleşme terimini derledik. Daha iyi anlaşılabilmesi adına örnek cümleler verdik ve Türkçeleştirdik. 

İngilizce Hukuk Kelimelerine Kim İhtiyaç Duyar? 

Elbette yurtdışında hukuk okuyacaksanız, ya da uluslararası hukuk alanında staj yapacaksanız, hukuk terimleri İngilizcesi bilmek çok fazla işinize yarayacaktır. Hatta bu bir zorunluluktur dahi diyebiliriz. Toplantılarda, anlaşmalarda ve mahkeme salonlarında bu kelimeler hayat kurtarıcınız olacak. 

Uluslararası şirketlerle çalışan firmalar da İngilizce hazırlanan anlaşma ve sözleşmelere hakim olabilmek için hukuki İngilizce terimlerine ihtiyaç duyarlar. Yani aslında yurtdışında yaşamak zorunda değilsiniz. Dünyanın herhangi bir yerinde de olsanız bir şekilde İngilizce hukuk ile bağlantınız olması yeterli. 

Yurtdışında sadece yaşamak ve ikamet etmek amacıyla bulunuyorsanız da İngilizce hukuk terminolojisine hakim olmanız sizin işinizi oldukça kolaylaştıracaktır. Çünkü imzalamanız gereken bir sürü evrak, okumanız gereken bir sürü sözleşme olacak. Gerek göçmenlik işlemleri gerekse alım satım ya da kiralama konuları sizin için kabusa dönüşebilir. 

Son olarak hiç istemesek de İngilizce konuşulan bir ülkede hukukun diğer tarafında yer almanız gerekirse de bu terimler oldukça işinize yarayacaktır. En basitinden ufak bir trafik cezasında bile hak ve yükümlülüklerinizi bilmek hayatınızı kolaylaştıracaktır. 

Hukuki İngilizcenizi Nasıl Test Edebilirsiniz?

Sanıyoruz bu konudaki en güvenilir kaynaklardan biri “British Legal Centre”. Bu kaynak direkt olarak sizin hukuki İngilizcenizi test ediyor ve ölçüyor. Ayrıca İngilizce dil bilginizi de sınadığını söylemekte fayda var. 

Çoktan seçmeli sorular şeklinde ilerleyen British Legal Centre sınavını tamamlamadan önce tüm soru ve cevaplarınızı kontrol etmenizi öneririz. 

Sınava ulaşabileceğiniz link hemen şurada; 

Örnek Cümlelerle Hukuk İngilizcesi Terimleri ve Türkçe Anlamları

Listemizde sizin için en sık kullanılan ve en kullanışlı hukuki İngilizce terim, kelime ve deyişlerini topladık. Bu kelimelerin Türkçe anlamları ve örnek cümleleri de hemen kelimelerin altlarında yer alıyor! 

 

Adalet ve Hukuk Terimleri

Accuse

Suçlamak, suçlamada bulunmak, itham etmek. 

Accuse kelimesi genellikle pasif gramer yapısıyla kullanılır. Yani bir suç durumunda birini suçlamak değil fakat, o kişi şu suçla suçlandı şeklinde kullanırız. 

He was accused of stealing the man’s handbag. 

“Adamın çantasını çalmakla suçlandı.”

Advocate

Avukat; desteklemek, müdafaa etmek; savunan kişi, savunucu. 

The advocate asked for her immediate release from jail.

“Avukat kadının derhal salıverilmesini talep etti.”

Appeal

Temyize başvurmak; temyiz; başvurmak. 

The judge’s decision is unreasonable. Let’s make an appeal

“Hakimin kararı çok mantıksız. Temyize başvuralım. 

Arrest

Tutuklamak. 

My sister was arrested last night. I wonder what she did! 

“Kız kardeşim dün gece tutuklanmış. Ne yaptığını çok merak ediyorum!”

Barrister

İngiltere veya Avusturalya’da en yüksek mahkemelere bile çıkabilen avukat; vekil, dava vekili. 

They asked a barrister to give the defendant some advice. 

“Davalıya bazı tavsiyeler vermesi için dava vekiline başvurdular.”

Capital punishment

Ölüm cezası. Literatürde “death penalty” olarak da karşımıza çıkmakta. 

The prosecutor wanted capital punishment for the defendant who had killed three people.

“Savcı, üç kişiyi öldüren sanık için ölüm cezası istedi.”

Charge

Bir suçlamanın ardından bir kimsenin cezasının kesinleşmesi. 

The police charged him with murder this morning.

“Polis, adamın cinayet suçlaması cezasını bu sabah kesinleştirdi.”

Case

Dava; mahkemede görülmesine karar verilen olay.

The police had built a strong case against the robber. 

“Polis, hırsıza karşı güçlü bir dava açtı.” 

Civil law

Medeni hukuk.

She practices civil law and spends most of her time helping people get divorced.

“Kadın medeni hukuk alanında çalışıyor ve çoğu vaktini insanların boşanmalarına yardım etmek için harcıyor. 

Convict

Mahkum; yaptığı bir eylem neticesinde suçlu bulunarak cezaevine gönderilen kişi. 

My uncle is a convict. He has to serve three more years in jail.

“Amcam bir tutuklu; 3 yıl daha cezaevinde yatacak. “

Courtroom

Mahkeme salonu; hakim ya da yargıçların davaları gördüğü ve karara bağladığı yer. 

We need to be in the courtroom in 10 minutes. 

“10 dakika içinde mahkeme salonunda olmalıyız.” 

Criminal law

Ceza hukuku; kanuna aykırı davrananları ve suçluları cezalandıran hukuk türü. 

She practices criminal law. Right now she’s working on a robbery case.

“Kadın, ceza hukuku alanında çalışıyor. Şu sıralar bir soygun davasına bakıyor. 

Defendant

Sanık; davalı; bir suç sebebiyle suçlanan kişi. 

The defendant is accused of stealing this woman’s car. 

“Sanık bir kadının aracını çalmakla suçlanıyor.”

Defense Attorney

Savunma avukatı.

I’m not going to jail. I’ve hired the best defense attorney in the city.

“Hapse girmeyeceğim. Şehirdeki en iyi savunma avukatını tuttum.”

Deposition

Yeminli ifade (yazılı ya da sözlü). 

She gave her deposition last week. We will use it in court today.

“Kadın yeminli ifadesini geçen hafta verdi. İfadeyi bugün mahkemede kullanacağız.”

Evidence

Kanıt; bir kişinin işlenen suçun suçlusu olup olmadığını belirleyen nesne, materyal.

There is not enough evidence to convict him. 

“Adamı tutuklamak için yeterli kanıt yok.”

Fine

Para cezası; hukuka aykırı işlenen daha küçük suçlarda ödenmesi gereken para. 

I got a parking ticket and had to pay a fine

“Park cezası makbuzu aldım ve para cezası ödemek zorundayım.”

Guilty

Suçlu; suç işleyen kişi. Bir dava sonucunda suçlanan kişi ya suçlu bulunur (found guilty) ya da masumiyeti ispatlanır (found innocent). 

He was found guilty and will have to go to jail.

“Adam suçlu bulundu ve onu cezaevine atmak zorundayız.”

Illegal

Hukuka aykırı, legal olmayan; illegal. 

It is illegal to drive through a red light. 

“Kırmızı ışıkta geçmek yasalara aykırıdır.”

Innocent 

İşlenen bir suç neticesinde suçlu olmayan; masum. 

She was found innocent and can go home.

“Kadın suçsuz bulundu, evine gidebilir.”

Judge

Hakim, yargıç; hukuki davaları karara bağlayan kişi.

My cousin is a judge. She decides several small cases every week.

“Kuzenim bir hakim. O her hafta pek çok küçük davayı karara bağlıyor.”

Jury

Bir kişinin suçlandığı eylemle ilgili suçlu olup olmadığına karar veren ve bir grup vatandaştan oluşan topluluk; jüri. 

İngilizce konuşulan pek çok ülkede jüri mahkemeleri bulunmakta fakat ülkeden ülkeye mahkemeler farklılık gösterebilmektedir. Güney Afrika gibi bazı İngilizce konuşulan ülkelerde jüri mahkemelerinin yer almadığını da söyleyebiliriz. 

The jury took only one hour to find the defendant guilty.

“Jürinin sanığı suçlu bulması yalnızca bir saat aldı.”

Lawyer

Avukat; Hukuk Fakültesi bitirmiş ve avukatlık yapan kişi. 

My firm has 10 lawyers on staff, including contract lawyers, a criminal lawyer and a couple of civil law lawyers. 

“Şirketim sözleşme avukatları, bir ceza avukatı ve iki medeni hukuk avukatı da dahil 10 tane avukat ile çalışıyor.” 

Misdemeanor

Bir yıldan az hapis cezası ya da para cezası gerektiren hafif suç; kabahat. 

She had to pay a fine for vandalism, which is a misdemeanor in this city.

“Şehrimizde kabahat sayılan vandallık yüzünden para cezasına çarptırıldı. “

Parole

Af; bir suçlunun salınma tarihinden önce, genellikle iyi hali sebebiyle salıverilmesi. 

He was granted parole three years before his actual prison sentence would have ended.

“Kesinleşen hapis cezasının bitmesine üç yıl kala aftan yararlandı.” 

Plea

Savunma, ifade, itiraz; kendini savunan kişinin görülen dava ve bahsedilen suça istinaden suçlu veya masum olduğuna dair cevabı. 

He didn’t steal anything, so he will plead not guilty.

“Adam herhangi bir şey çalmadığı için suçlu olmadığına dair ifade verecek.”

Prosecutor

Dava avukatı, davacı taraf; davalının ceza alması için uğraşan avukat. 

Be prepared. The prosecutor will ask you many questions.

“Hazır ol. Davacı avukatı sana bir sürü soru soracak.”

Subpoena

Birini mahkemeye çağıran resmi yazı, mahkeme yazısı, mahkeme emri, mahkeme emri vermek. 

I was subpoenaed and will have to go to court next week to give my testimony.

“Mahkemeye çağırıldım ve haftaya ifademi vermek için adliyeye gideceğim.”

Sue

Dava açmak; kişi ya da kurumlar için verdikleri hasar ya da zarara istinaden resmi prosedür başlatmak. 

After he got injured, he decided to sue his boss over the unsafe work environment.

“Adam yaralandıktan sonra, güvenliksiz çalışma şartları gerekçesiyle patronuna dava açmaya karar verdi.”

Take the stand

İfade vermek; mahkemede ayakta ya da oturarak hakime işlenen suç ile ilgili bildiklerini anlatmak. Tanıklar ya da davalılar ifade verebilmekteler. 

She was nervous, but she took the stand and answered all the prosecutor’s questions.

“Kadın gergindi, ama ifadesini verdi ve dava avukatının tüm sorularına yanıt verdi.”

Testify

Tanıklık etmek, tanık olmak; tanık olarak mahkemede sözlü kanıt sunmak. 

I had to testify as a witness to the crime.

“Suça tanıklık etmiş biri olarak mahkemede ifade vermeliyim.”

Testimony

Yazılı yeminli ifade; suç ya da savunma ile ilgili olarak sunulan yazılı ya da sözlü ifade. 

He gave testimony to support the defendant’s innocence.

“Sanığın masumiyetini savunacağına dair yazılı yeminli ifade verdi.”

Verdict

Hüküm, jüri kararı, mahkeme kararı; mahkemede suçlanan kişinin suçlu ya da masum olduğuna dair verilen nihai karar. 

She read the final verdict: innocent!

Kadın hükmü okudu; suçsuz!

Warrant

Emir; polisin birini tutuklamasına olanak tanıyan resmi istem belgesi. 

Aynı zamanda polisin birinin evini ya da mülkünü kanıt amacıyla aramasına olanak sağlayan belge için de arama emri anlamında “search warrant” terimini duyabilirsiniz.

There’s a warrant out for his arrest.

“Adam için tutuklanma emri bulunuyor.”

 

Witness

Tanık; suçun işlenişini görmüş ya da duymuş ve mahkemede bunu anlatmakla yükümlü kişi. 

There were several witnesses to the theft.

“Hırsızlığı gören pek çok tanık bulunuyor.”

 

SUÇLARLA İLGİLİ TERİMLER

DUI / DWI

“Driving under the influence” ya da “Driving while intoxicated.” Terimlerinin kısaltması olan ve tesir altında araç kullanma ya da alkollü  madde etkisi altında iken araç kullanma anlamlarına gelen kısaltmalar. Her iki terim de aslında alkol tükettikten sonra araç kullanmayı ifade ediyor. 

The slang term for this is drunk driving (U.S.) or drink driving (U.K.).

He lost his license after he got a DWI.

“Alkollü araç kullanma cezası yüzünden ehliyetini kaybetti.”

Forgery

Evrak sahteciliği; imza, belge, sanat çalışması ya da paranın sahtesini kopyalama.

Forgery ayrıca sahte evrak için de kullanılabilir. 

It was an excellent forgery. It took the company days to realize the signature was a fake.

“Harika bir dolandırıcıydım. Şirketin imzanın sahte olduğunu fark etmesi günler almıştı. “

Fraud

Hile, dolandırıcılık, kaçakçılık. 

She was convicted of fraud. She’d been making replica paintings and selling them as the real thing.

“Kadın kaçakçılıktan tutuklandı. Resimlerin sahtelerini yapıyor ve orijinallermiş gibi satıyordu.”

Kidnapping

Adam kaçırma; bir kimseyi rızası dışında bir yere götürme ya da bir yerde tutma. 

He was trying to kidnap the child but the police stopped him as he was driving away.

“Adam çocuğu kaçırmaya çalışıyordu fakat polis araçla kaçarken onu durdurdu.”

Murder

Cinayet işlemek; bilerek birini öldürmek. 

He murdered his neighbor for playing his music too loud.

“Adam, fazla yüksek sesle müzik dinlediği için komşusunu öldürdü.”

 

Negligence

İhmal, kusur, taksir. 

He drove his car onto the sidewalk. No one was hurt, so he was charged with negligence

“Adam, aracını kaldırıma sürdü. Kimse zarar görmediği için taksirli suçtan muamele gördü.”

Perjury

Yalan beyan, yalancı şahitlik; doğruyu söyleyeceğine dair resmi yemin ettikten sonra yalan söylemek. 

He committed perjury in the courtroom and will have to face the consequences.

“Adam mahkemede yalan beyanda bulundu ve şimdi sonuçlarına katlanmak zorunda kalacak. “

Rob

Soymak; Bir kimseden ya da bir yerden bir şey çalma eylemi. 

A man robbed the house next door last month and now every house in the neighborhood has a security system. 

“Geçen ay adam bir evi soydu ve şimdi mahalledeki tüm evlerin güvenlik sistemi var.” 

Shoplifting

Mağaza ya da dükkan hırsızlığı. 

He was caught on camera shoplifting a soda and some chips.

“Adam bir gazoz ve biraz cips çalarken kamerada görüntülendi ve yakalandı.”

Trespass

Hane ya da mülke izinsiz giriş; haneye tecavüz. 

He was trespassing on my father’s property so I called the police. 

“Adam babamın mülküne haneye tecavüzde bulunuyordu ve bu yüzden polisi aradım.”

Vandalism

Vandallık; kasti olarak mülke zarar vermek. 

She was charged with vandalism for spray painting the side of the office building. 

“Kamu binasının duvarını sprey boya ile boyadığı için vandallık ile suçlandı.”

 

MÜLKİYET İLE İLGİLİ TERİMLER

Landlord

Mülk sahibi, malik.

My landlord is very helpful. When the washing machine broke, he bought a new one for the apartment by the end of the week. 

“Mülk sahibim bana çok yardımcı oluyor. Çamaşır makinesi bozulduğunda, hemen haftanın sonunda apartmana yeni bir tane aldı.” 

Lease

Kira kontratı; birinin belli bir para karşılığında ve belli bir süre ile bir mülkte sahipliği olmadan ikamet etmesini sağlayan resmi belge.

I signed a two-year lease for the apartment! I can’t wait to move in.

“Ev için iki yıllık kira sözleşmesi imzaladım! Taşınmak için sabırsızlanıyorum.”

Loan

Kredi; banka ya da özel kurumlardan ödünç alınan ve faizi ile birlikte iade edilmesi gereken para. 

I took out several loans to go to college.

“Üniversiteye gidebilmek için bir sürü kredi çektim.”

Mortgage

Konut kredisi; bankalar ile ev satın alabilmek için yapılan resmi anlaşma. 

I just bought my first house and have a 30-year mortgage.

“İlk evimi nihayet satın aldım ve şu an 30 yıllık konut kredim var.”

Proprietor

Mülk sahibi; arazi sahibi; işletme sahibi. 

The proprietor is hoping to sell the restaurant and retire.

“İşletme sahibi restoranını satarak emekli olmayı umuyor.”

Rental Agreement

Kira sözleşmesi; süre belirtilmeyen bir mülkün kiralanmasını sağlayan bir kontrat.

I signed my rental agreement today, but I’m not sure how long I’ll be here—maybe just a few months. 

“Kira sözleşmemi bugün imzaladım, ama burada ne kadar kalacağıma emin değilim – belki sadece birkaç ay.”

Security Deposit

Güvence bedeli; depozit, kira depozito bedeli; bir mülk kiraladığınızda ortaya çıkabilecek maddi hasara istinaden ödenen para. 

I had to pay first month’s rent, last month’s rent and a security deposit, but now I have the keys to my new apartment!

“İlk ayın ve geçen ayın lirasını ve depozito bedelini ödemek zorunda kaldım ama artık yeni evimin anahtarlarını aldım!”

Tenant

Kiracı; mülkü kiralayan kişi. 

I’ve been a tenant in this building for two years.

“Bu binada iki yıldır kiracıyım.”

 

Sözleşmelerle İlgili Terimler

Agreement

Anlaşma; iki ya da daha fazla kişi veya grup arasında yapılan hukuki anlaşma. 

We’ve finally come to an agreement. Please make the changes in the contract and we’ll sign it tomorrow.

“Nihayet anlaşmaya vardık. Lütfen sözleşmedeki değişiklikleri düzenleyin ve yarın imzalayalım.”

Article

Sözleşmelerdeki her bir madde. 

In Article 7, it says that you have to notify the company two weeks before you intend to quit.

“Madde 7 der ki; istifa etmeye karar verdiğinizde şirketi iki hafta öncesinden bilgilendirmelisiniz.”

Default

Mülk ya da evin, taşınmazın borcunu ya da faizini zamanında ödememe, temerrüd. Çoğunlukla geçmiş zamanda kullanılır. 

He lost his job and defaulted on his mortgage payments. He may lose his house.

“Adam işini kaybetti ve konut kredisi taksitlerini ödeyemedi. Evini kaybedebilir.”

Fulfill

Bir sözleşmenin şartlarını taşımak, yerine getirmek; ifa etmek. 

By signing this contract, you agree to fulfill all of the conditions listed. 

“Bu sözleşmeyi imzalayarak listelenen tüm şartları kabul etmiş ve yerine getirmiş oluyorsunuz.”

Hereinafter

Sözleşmelerde, “gelecekte” anlamında kullanılan bir terim. 

Bob’s Computers will be referred to as Company A and Joe’s Electronics will be referred to as Company B hereinafter.

“İlerleyen satırlarda Bob Bilgisayar Firma A ve Joe Elektronik Firma B olarak geçecek.”

Liable

Yükümlü, mesul, taahhüt altına girmiş. 

Our company is liable if something goes wrong with the new model.

“Şirketimiz yeni model için herhangi bir şeyin yolunda gitmemesi durumunda yükümlüdür.”

Null and void

Hükümsüz, geçerli olmayan, gayri muteber. 

This contract is null and void the moment you step out of my office! 

Ofisimden çıkıp gittiğinden beri bu sözleşme artık hükmünü kaybetmiştir!”

On behalf of

Bir grup ya da kişinin yararına, adına. 

The parents sued the hospital on behalf of their newborn child.

“Aile yeni doğmuş çocukları adına hastaneye dava açtı.”

Party

Bir anlaşma, sözleşme ya da pazarlıkta, bir taraf olan kişi ya da grup; taraf. 

The two parties need to come to an agreement by the end of the day. 

“Her iki taraf da günün sonunda bir anlaşmaya varmak zorunda.”

 

Bu kelime ve terimler, hukuk İngilizcenizi geliştirmeye başlamak için harika bir çıkış noktası olabilir. Biraz vakit ayırarak bu terimler üzerinden pratik yaparsanız ve hatta siz de kendi örnek cümlelerinizi kurarsanız, İngilizce hukuk dilini konuşmada kendinize olan güveninizin artacağına emin olabilirsiniz! 

Bu yazıları da okumak isteyebilirsiniz:

Araba Meraklıları İçin Arabalarla İlgili İngilizce Terimler

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.