İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

J ile Başlayan İngilizce Kelimeler ve Anlamları


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

J ile başlayan İngilizce kelimeler ve anlamlarını aşağıda sıraladık. 1000 adet en çok kullanılan j harfi ile başlayan İngilizce kelime listesi;

  • jab:aşı, batırma, batırmak, dürtme, dürtmek, iğne, saplama, saplamak, yumruk
  • jabber:ağzında yuvarlamak, çabuk ve anlaşılmaz konuşmak, hızlı konuşma, hızlı konuşmak
  • jabbering:ağzında yuvarlamak, çabuk ve anlaşılmaz konuşmak, hızlı konuşmak
  • jabbing:batırmak, dürtmek, saplamak
  • jabot:fırfırlı göğüs danteli, jabo
  • jacaranda:jakaranda, mavi tropikal çiçek
  • jacinth:bir tür zinkon
  • jack:adam, erkek, erkek eşek, erkek tavşan, kaldıraç, kaldırmak, kriko, kriko ile kaldırmak, mangır, para, priz, sancak, vale, yükseltmek
  • jackadandy:şık adam, titrek ışık, züppe
  • jackanapes:kendini beğenmiş, maymun, şımarık genç, züppe
  • jackanapeses:kendini beğenmiş, maymun, şımarık genç, züppe
  • jackaroo:acemi, yeni arkadaş
  • jackass:ahmak, budala, erkek eşek, eşek herif
  • jackboot:balıkçı çizmesi, kaba kuvvet, kaba kuvvet kullanan kimse
  • jackdaw:küçük karga
  • jacket:ceket, kabuk, kap, kitabın kağıt kabı, kitap kabı
  • jackets:ceket, kabuk, kap, kitabın kağıt kabı, kitap kabı
  • jackhammer:delici çekiç, kaya delgisi
  • jacking:kaldırmak, kriko ile kaldırmak, yükseltmek
  • jackinthebox:kutudan çıkan yaylı kukla, kutudan fırlayan bebek
  • jackknife:ayaklarını tutarak dalmak, ayaklarını tutarak suya dalma, ikiye katlanmak, katlanarak kaza yapmak, sustalı çakı
  • jackpot:bingo, büyük ikramiye, büyük şans, jackpot, pot
  • jacks:adam, erkek, erkek eşek, erkek tavşan, kaldıraç, kaldırmak, kriko, kriko ile kaldırmak, mangır, para, priz, sancak, vale, yükseltmek
  • jackstraw:bostan korkuluğu, mikado oyunu
  • jackstraws:mikado çöpleri, mikado oyunu
  • jackup:kaldırmak, kriko ile kaldırmak, yükseltmek
  • jacobin:dominikan papazı, köktenci, radikal
  • jaconet:ince pamuklu bez, sargı bezi
  • jactitation:boş iddia, sakin durmama, yalan iddia
  • jacuzzi:jakuzi
  • jade:açık yeşil, beygir, fingirdek kız, haspa, yeşimtaşı, yılkı atı, yosma
  • jaded:bitkin, isteksiz, tatsız tuzsuz, yavan, yorgun, zevksiz
  • jaeger:yünlü bir kumaş
  • jaffa:yafa
  • jag:çentik, çentik yapmak, diş, içki alemi, kafası iyi olma, sarhoş eden içki, sarhoşluk, sivri sivri kesmek, sivri uç
  • jagged:çentikli, dik, diş diş, dişli, kafayı bulmuş, pürüzlü, sarhoş, sarp, sivri
  • jaguar:jaguar
  • jah:yehova
  • jahve:yehova
  • jail:cezaevi, hapis, hapishane, hapsetmek, kafes, kodes, tutuklamak
  • jailbird:hapishane gediklisi, hapishane kuşu
  • jailbreak:firar, hapisten kaçma
  • jailbreaker:firari, hapishane kaçkını
  • jailed:hapsetmek, tutuklamak
  • jailer:gardiyan, zindancı
  • jailing:hapsetmek, tutuklamak
  • jalap:çalapa
  • jaloppy:hurda araba, külüstür araba, külüstür uçak
  • jalopy:hurda araba, külüstür araba, külüstür uçak
  • jalousie:jaluzi, panjur
  • jam:basit şey, basmak, çocuk oyuncağı, doğaçlama çalmak, durdurmak, izdiham, kıstırmak, kolay şey, parazit yapmak, reçel, sıkışıklık, sıkışmak, sıkıştırmak, sıkmak, takılmak, tıkamak, tıkanıklık, tutukluk yapmak, yayını bozmak
  • jamaica:jamaika
  • jamaican:jamaika, jamaikalı
  • jamb:pervaz
  • jamboree:cümbüş, eğlence, izci toplantısı, kutlama
  • jammed:sıkışık, sıkışmış, tıkanmış
  • jamming:parazit yapma, sıkışma, tutukluk, yayını bozma
  • jammy:ballı, birinci sınıf, kaliteli, şanslı
  • jampacked:balık istifi, çok kalabalık, hıncahınç, tıka basa dolu
  • jan:ocak
  • jane:kadın, karı
  • jangle:atışmak, çalmak, çıngırdamak, çıngırdatmak, çıngırtı, kavga, tartışma, tartışmak, tıngırdamak, tıngırtı, uyumsuz ses
  • jangling:atışmak, çalmak, çıngırdamak, çıngırdatmak, tartışmak, tıngırdamak
  • janissary:yeniçeri
  • janitor:bina sorumlusu, hademe, kapıcı
  • jannock:dürüst, samimi
  • january:ocak
  • jap:japon, japonya
  • japan:japonya
  • japanese:japon, japon halkı, japonca, japonlar
  • japanned:verniklemek
  • japanning:verniklemek
  • jape:alay, alay etmek, dalga geçme, dalga geçmek, kafa bulma, kafa bulmak
  • japonica:japon ayvası
  • jar:bira bardağı, çatışmak, çatlak ses, çatlak ses çıkarmak, didişme, didişmek, gıcırdamak, gıcırdatmak, gıcırtı, karşıt olmak, kavanoz, kavga, kavga etmek, kulak tırmalamak, sarsılma, sarsılmak, sarsmak, şok, uymamak
  • jardiniere:garnitür, haşlanmış sebze, saksı, saksılık
  • jardinière:garnitür, haşlanmış sebze, saksı, saksılık
  • jargon:jargon, meslek argosu, mesleki dil, özel dil
  • jargons:jargon, meslek argosu, mesleki dil, özel dil
  • jarring:karşıt, kulak tırmalayan, sarsan, sarsıcı, uyumsuz, zıt
  • jasmin:yasemin
  • jasmine:yasemin
  • jasper:jasp, jasper, yeşimtaşı
  • jaundice:haset, kıskançlık, önyargı, sarılık
  • jaundiced:fesat, kıskanç, kuşkulu, önyargılı, sarılıklı
  • jaunt:dolaşmak, gezinti, gezme, gezmek, gezmeye gitmek
  • jauntily:gösterişli olarak, kaygısızca, neşeyle, şık bir biçimde
  • jaunting:dolaşmak, gezmek, gezmeye gitmek
  • jaunts:dolaşmak, gezinti, gezme, gezmek, gezmeye gitmek
  • jaunty:havalı, kaygısız, şen, şık
  • java:cava kahvesi, kahve
  • javanese:cava, cava adasına ait, cava dili, cava halkı, cavalı, cavalılar
  • javelin:cirit, cirit atma, kargı, mızrak
  • jaw:ağız, azar, boş konuşmak, can sıkıcı öğüt, çene, çene çalmak, dırdır, gevezelik, nasihat faslı, öğüt vermek, sıkıcı konuşmak, uzun konuşmak, vırvır
  • jawbone:çene kemiği, tehdit
  • jawed:boş konuşmak, çene çalmak, öğüt vermek, sıkıcı konuşmak, uzun konuşmak
  • jawing:boş konuşmak, çene çalmak, öğüt vermek, sıkıcı konuşmak, uzun konuşmak
  • jaws:ağız
  • jay:alakarga, dikkatsiz tip, kestane kargası, önüne bakmayan kimse
  • jaywalk:dikkatsizce yürümek, önüne bakmadan yürümek
  • jaywalking:dikkatsizce yürümek, önüne bakmadan yürümek
  • jazz:ahenksiz, boş lâf, canlandırmak, caz, caz çalmak, caz yapmak, cinsel ilişkiye girmek, gürültülü, hızlandırmak, ilişkiye girmek, kafa şişiren, palavra
  • jazzier:caz gibi, göz alıcı, parlak
  • jazzy:caz gibi, göz alıcı, parlak
  • jealous:düşkün, güvensiz, kıskanç, özenli, titiz
  • jealousy:haset, kıskançlık, özen
  • jean:kot
  • jeans:blucin, kot, kot pantolon
  • jeep:arazi taşıtı, jip
  • jeer:alay, alay etmek, dalga geçmek, taş, taş atmak, yuhalamak
  • jeering:alay etme, alaylı, taş atma, taşlı, yuhalama
  • jeers:alay, alay etmek, dalga geçmek, taş, taş atmak, yuhalamak
  • jehovah:yehova
  • jehu:arabacı, dikkatsiz arabacı
  • jejune:basit, çorak, gıdasız, verimsiz, yavan
  • jejunum:ince bağırsağın üst kısmı
  • jell:biçimlenmek, jöle, jöle olmak, jöle yapmak, pelte, pelteleştirmek, şekil almak
  • jelled:biçimlenmek, jöle olmak, jöle yapmak, pelteleştirmek, şekil almak
  • jellied:jöleli, pelteleşmiş
  • jellify:jöle olmak, pelteleşmek
  • jelly:dinamit, jöle, jöle olmak, pelte, pelteleşmek
  • jellyfish:denizanası, muhallebi çocuğu, pısırık
  • jellylike:jöle gibi, jölemsi, pelte gibi
  • jemmy:hırsız levyesi, levye, levye ile açmak
  • jennet:küçük ispanyol atı
  • jenny:dişi hayvan, kız, lokomotif vinci, portatif jenaratör
  • jeopardise:riske atmak, tehlikeye atmak
  • jeopardize:riske atmak, tehlikeye atmak
  • jeopardizes:riske atmak, tehlikeye atmak
  • jeopardy:risk, riziko, tehlike
  • jeremiad:feryat, yakınma
  • jeremiah:karamsar kimse, kötümser, yeremya, yeremya’nın kehanetleri kitabı
  • jeremias:yeremya’nın kehanetleri kitabı
  • jerk:ahmak, ani hareket, aşağılık kimse, çekivermek, iğrenç tip, kasılma, kola makinesi, pislik, refleks, sarsılmak, sarsıntı, sarsmak, sıçramak, silkmek, soda makinesi, titremek
  • jerked:çekivermek, sarsılmak, sarsmak, sıçramak, silkmek, titremek
  • jerkily:düzensiz hareketlerle, sarsak sarsak, sarsıla sarsıla
  • jerking:çekivermek, sarsılmak, sarsmak, sıçramak, silkmek, titremek
  • jerks:ahmak, ani hareket, aşağılık kimse, çekivermek, iğrenç tip, kasılma, kola makinesi, pislik, refleks, sarsılmak, sarsıntı, sarsmak, sıçramak, silkmek, soda makinesi, titremek
  • jerkwater:adi, değersiz, önemsiz, taşra, ucuz tren
  • jerky:düzensiz, salak, sarsak, sarsıntılı
  • jerry:lazımlık
  • jerrybuilt:derme çatma, kötü malzeme ile inşaa edilmiş
  • jerrycan:benzin bidonu, bidon
  • jersey:jarse, jersey ineği, kazak, kılık, örgü bluz
  • jerusalem:kudüs, yer elması
  • jess:atmaca kösteği, atmaca kösteğini takmak
  • jessamine:yasemin
  • jest:alay, şaka, şaka söylemek, şaka yapmak
  • jester:maskara, şakacı, soytarı
  • jesting:gülünç, komik, şakacı, şakalı
  • jestingly:şaka olarak, şaka yollu
  • jests:alay, şaka, şaka söylemek, şaka yapmak
  • jesuit:cizvit
  • jesuitry:cizvitlik, safsata
  • jesus:hazreti isa, isa, isa peygamber
  • jet:fışkırma, fışkırtmak, fıskıye, jet, jet ile uçmak, jet motoru, jet uçağı, kapkara, karakehribar, oltu taşı, simsiyah
  • jetblack:abanoz gibi, abanoz siyahı, kapkara, simsiyah
  • jetliner:jet yolcu uçağı
  • jetliners:jet yolcu uçağı
  • jetsam:deniz enkazı, gemiden denize atılan yük
  • jetted:fışkırtmak, jet ile uçmak
  • jetties:dalgakıran, mendirek, rıhtım, vapur iskelesi
  • jettison:ağırlık azaltma, ağırlık boşaltmak, başından savmak, gemiden yük atma, safra atma, safra atmak, yük atmak
  • jettisonable:atılabilir, fırlatılabilir
  • jettisoning:ağırlık boşaltmak, başından savmak, safra atmak, yük atmak
  • jetton:fiş, marka
  • jetty:dalgakıran, mendirek, rıhtım, vapur iskelesi
  • jevelry:kuyumculuk, mücevherat, takı
  • jew:ibrani, kazıkçı satıcı, musevi, yahudi
  • jewel:cevher, değerli insan, değerli taş, değerli taşlarla süslemek, mücevher, mücevherle süslemek, pırlanta gibi insan, saat taşı
  • jeweled:değerli taşlarla süslemek, mücevherle süslemek
  • jeweler:kuyumcu
  • jewelery:kuyumculuk, mücevherat, takı
  • jeweller:kuyumcu
  • jewellery:kuyumculuk, mücevherat, takı
  • jewellry:kuyumculuk, mücevherat, takı
  • jewellwery:kuyumculuk, mücevherat, takı
  • jewelry:kuyumculuk, mücevherat, takı
  • jewels:cevher, değerli insan, değerli taş, değerli taşlarla süslemek, mücevher, mücevherle süslemek, pırlanta gibi insan, saat taşı
  • jewish:musevi, yahudi
  • jewry:getto, museviler, yahudi mahallesi, yahudiler
  • jezebel:ahlaksız kadın, kötü kadın
  • jib:ayak diremek, direnmek, flok yelkeni, inatla geri geri gitmek, istememek, vinç kolu
  • jibe:alay, alay etmek, birbirine uymak, dalga geçme, dalga geçmek, dokundurmak, taş, taş atmak, uyuşmak, yelkenleri sallanmak, yelkenleri savurmak
  • jibes:alay, alay etmek, birbirine uymak, dalga geçme, dalga geçmek, dokundurmak, taş, taş atmak, uyuşmak, yelkenleri sallanmak, yelkenleri savurmak
  • jibing:alay etmek, birbirine uymak, dalga geçmek, dokundurmak, taş atmak, uyuşmak, yelkenleri sallanmak, yelkenleri savurmak
  • jiff:an, lahza
  • jiffy:an, lahza
  • jig:canlı dans, cig dansı, dans etmek, dans partisi, delme aleti, elekten geçirmek, hoplamak, kalibre, klişe yapmak, maden eleği, oynamak, şablon çıkarmak, sevinçten oynama, sevinçten oynamak
  • jigger:alet, cig dansçısı, ete gömülen pire, golf sopası, içki ölçeği, isteka desteği, küçük yelkenli
  • jiggle:hafif sallantı, hafif ve çabuk sallamak, hafifçe sallanma, hafifçe sallanmak
  • jigsaw:oyma testeresi
  • jihad:cihat, din uğruna savaş
  • jilt:bırakmak, evlenmekten vazgeçmek, fındıkçı kız, terketmek
  • jilted:bırakmak, evlenmekten vazgeçmek, terketmek
  • jilting:bırakmak, evlenmekten vazgeçmek, terketmek
  • jimmy:hırsız levyesi, levye, levye ile açmak
  • jingle:çalmak, çan sesi, çınlama, çınlamak, kısa ölçüsüz şiir, şıngırdamak, şıngırtı
  • jingling:çalmak, çınlamak, şıngırdamak
  • jingo:aşırı milliyetçi, şoven
  • jingoism:aşırı milliyetçilik, şovenlik
  • jingoistic:şovence
  • jink:sıçramak, yana çekivermek, yana kaçma, yana kaçmak
  • jinks:sıçramak, yana çekivermek, yana kaçma, yana kaçmak
  • jinn:cinler
  • jinnee:cin
  • jinrikisha:çekçek
  • jinx:büyü yapmak, uğursuz kimse, uğursuz şey, uğursuzluk, uğursuzluk getirmek
  • jinxed:büyü yapmak, uğursuzluk getirmek
  • jitter:sinirden titremek, sinirlenmek
  • jitterbug:swing dansı yapmak, swing delisi
  • jitters:aşırı korku, gerginlik, sinirlilik
  • jittery:gergin, korku içinde, siniri tepesinde
  • jiujitsu:japon sporu, jiu-jitsu
  • jive:caz, caz çalmak, gevezelik
  • job:alet, estetik ameliyat, görev, görevi kötüye kullanmak, iş, iş yapmak, işe yerleştirmek, kârlı iş, kiralamak, kiraya vermek, komişyonculuk yapmak, meslek, suç, tip, ufak tefek işler yapmak, zimmetine geçirmek
  • jobber:aracı, borsa simsarı, geçici işçi, görevini kötüye kullanan kimse, karaborsacı, toptancı, vurguncu, yevmiyeli işçi
  • jobbery:görevini kötüye kullanma, karaborsacılık, vurgunculuk
  • jobbing:dalavere, komisyonculuk, simsarlık, spekülatörlük, toptancılık, yevmiyeli çalışma
  • jobless:iğsizler, işsiz, işsizler
  • jobs:alet, estetik ameliyat, görev, görevi kötüye kullanmak, iş, iş yapmak, işe yerleştirmek, kârlı iş, kiralamak, kiraya vermek, komişyonculuk yapmak, meslek, suç, tip, ufak tefek işler yapmak, zimmetine geçirmek
  • jobwork:götürü iş, piyasa matbaacılığı, yevmiyeli iş
  • jock:iskoçyalı
  • jockey:binici, cokey, dolandırmak, jokey, kandırmak, kurnazca aldatmak
  • jockeying:dolandırmak, kandırmak, kurnazca aldatmak
  • jocose:komik, şakacı
  • jocosity:şakacılık
  • jocular:güldürücü, şakacı
  • jocularity:neşelilik, şakacılık
  • jocund:güler yüzlü, neşeli, şen
  • jocundity:neşe, neşelilik
  • jog:aynı tempoda ilerlemek, canlandırmak, dürtme, dürtmek, itme, itmek, jogging yapmak, koşmak, sallama, sallamak, sarsma, sarsmak, yavaş tempoda koşmak
  • joggers:jogging yapan
  • jogging:jogging, tempolu ve yavaş koşma
  • joggle:diş yapmak, geçme parçası, hafifçe sarsmak, sallamak, sarsıntı, sarsma, zıvana
  • jogtrot:ağır ilerleme, yavaş koşu, yavaş tempoda koşmak, yerinde sayma
  • john:tuvalet
  • johnny:herif, tip
  • johnsonian:samuel johnson tarzında, üslubu süslü
  • join:birleşme noktası, birleşmek, birleştirmek, ek yeri, eklemek, iştirak etmek, katılmak, katmak, kaynamak, sınırı ortak olmak, üye olmak
  • joinder:birleşme, birleştirilme
  • joined:birleşmek, birleştirmek, eklemek, iştirak etmek, katılmak, katmak, kaynamak, sınırı ortak olmak, üye olmak
  • joiner:doğramacı, marangoz
  • joiner’s:doğramacı, marangoz
  • joinery:doğrama işi, marangozluk
  • joining:birleşme, birleştirme, iştirak, katılma, kaynama
  • joins:birleşme noktası, birleşmek, birleştirmek, ek yeri, eklemek, iştirak etmek, katılmak, katmak, kaynamak, sınırı ortak olmak, üye olmak
  • joint:batakhane, birleşik, birleşme yeri, birleşmiş, birleştirmek, birlikte, bitiştirmek, ek yeri, eklem, eklemek, esrar, esrarlı sigara, mafsal, müşterek, ortak, ortaklaşa, ot
  • jointed:birleşik, eklemli, oynak eklemli
  • jointly:birlikte, müşterek olarak, ortaklaşa
  • joist:döşeme kirişi, kiriş, kiriş takmak
  • joke:alay konusu, espri yapmak, fıkra, fıkra anlatmak, komiklik, muziplik, muziplik yapmak, şaka, şaka yapmak
  • joker:adam, ahbap, joker, şakacı
  • jokes:alay konusu, espri yapmak, fıkra, fıkra anlatmak, komiklik, muziplik, muziplik yapmak, şaka, şaka yapmak
  • joking:şaka yapma, şakacıktan söyleme
  • jokingly:şaka yollu
  • jollies:alay etmek, ikna etmek, kandırmak, takılmak
  • jollification:alem, cümbüş, eğlence
  • jolliness:eğlence, neşe, neşelilik
  • jollity:cümbüş, eğlence, neşe, neşelilik
  • jolly:alay etmek, çakırkeyif, çok, fazlasıyla, hoş, ikna etmek, kandırmak, keyifli, neşeli, pek, şen, son derece, su katılmamış, takılmak
  • jolt:çarpma, darbe, dürtmek, etki, hırpalamak, sallamak, sallanma, sarsılmak, sarsıntı, sarsıntılı gitmek, sarsmak, şaşırtmak, şok
  • jolted:dürtmek, hırpalamak, sallamak, sarsılmak, sarsıntılı gitmek, sarsmak, şaşırtmak
  • jolting:sarsıla sarsıla gitme
  • jonah:uğursuz adam, yunus peygamber
  • jones:jones, komşu, sıradan tip
  • jonquil:fulya
  • jordan:ürdün, ürdün nehri
  • jordanian:ürdün, ürdünlü
  • jorum:büyük içki kâsesi
  • josh:alay etmek, şaka, şaka yapmak, takılma, takılmak
  • joss:çin putu
  • josser:ahmak, herif, papaz
  • jostle:dürtükleme, dürtüklemek, itip kakma, itip kakmak, itişmek, sürtünmek
  • jostling:dürtüklemek, itip kakmak, itişmek, sürtünmek
  • jot:zerre
  • jotting:not düşme, not etme
  • jottings:not düşme, not etme
  • joule:jul
  • jounce:sarsıntı, sarsmak, şok
  • jouncing:sarsmak
  • journal:anı defteri, bülten, dergi, gazete, gündem, günlük, jurnal, şaft yatağı, seyir defteri, yevmiye defteri
  • journalese:gazeteci üslubu
  • journalism:gazetecilik
  • journalist:gazeteci
  • journalistic:gazetecilere özgü, gazetecilikle ilgili
  • journals:anı defteri, bülten, dergi, gazete, gündem, günlük, jurnal, şaft yatağı, seyir defteri, yevmiye defteri
  • journay:gezi, geziye çıkmak, mesafe, sefer, seyahat, seyahat etmek, seyir, yol, yolculuk
  • journey:gezi, geziye çıkmak, mesafe, sefer, seyahat, seyahat etmek, seyir, yol, yolculuk
  • journeying:geziye çıkmak, seyahat etmek
  • journeyman:usta, ustabaşı
  • journeys:gezi, geziye çıkmak, mesafe, sefer, seyahat, seyahat etmek, seyir, yol, yolculuk
  • joust:atlı mızrak dövüşü, atlı mızrak dövüşü yapmak, polemiğe girmek
  • jousting:atlı mızrak dövüşü yapmak, polemiğe girmek
  • jovial:keyifli, neşeli, şen şakrak, sevinçli
  • joviality:keyif, neşe, neşelilik
  • jowl:çene, gerdan, gıdık
  • joy:başarı, çok sevinme, haz, keyif, mutluluk kaynağı, neşe, neşe kaynağı, sevinç, sonuç
  • joyful:neşeli, sevinçli, sevindirici
  • joyfully:sevinçle
  • joyfulness:neşelilik, sevinçlilik
  • joyless:mutsuz, neşesiz
  • joyous:neşeli, sevinçli, sevindirici
  • joyride:araba ile gezme, zevk için araba sürme
  • joys:başarı, çok sevinme, haz, keyif, mutluluk kaynağı, neşe, neşe kaynağı, sevinç, sonuç
  • joystick:çük, joystick, kumanda kolu, penis
  • jubilance:çok sevinme, sevinçten uçma
  • jubilant:çok sevinçli, sevinçten uçan
  • jubilate:çok sevinmek, kutlama, sevinçten uçmak
  • jubilation:bayram etme, çok sevinme, şenlik
  • jubilee:ellinci yıldönümü, jübile, yıldönümü
  • judaic:musevi, yahudilere ait
  • judaism:museviler, musevilik, yahudilik
  • judaize:yahudileştirmek
  • judas:gözetleme deliği, hain, yehuda
  • judder:sarsılmak, titreme, titremek, titreşim, titreşmek
  • juddering:sarsılmak, titremek, titreşmek
  • judge:anlam çıkarmak, değer biçmek, değerlendirmek, ekspert, hakem, hakemlik etmek, hakim, hüküm vermek, kanısında olmak, karara varmak, muhakeme etmek, tahmin etmek, uzman, yargıç, yargılamak
  • judged:anlam çıkarmak, değer biçmek, değerlendirmek, hakemlik etmek, hüküm vermek, kanısında olmak, karara varmak, muhakeme etmek, tahmin etmek, yargılamak
  • judgement:düşünce, hüküm, kanı, karar, muhakeme, sağduyu, tahmin, yargı, yargılama
  • judges:anlam çıkarmak, değer biçmek, değerlendirmek, ekspert, hakem, hakemlik etmek, hakim, hüküm vermek, kanısında olmak, karara varmak, muhakeme etmek, tahmin etmek, uzman, yargıç, yargılamak
  • judgeship:hakimlik, yargıçlık
  • judging:anlam çıkarmak, değer biçmek, değerlendirmek, hakemlik etmek, hüküm vermek, kanısında olmak, karara varmak, muhakeme etmek, tahmin etmek, yargılamak
  • judgment:düşünce, hüküm, kanı, karar, muhakeme, sağduyu, tahmin, yargı, yargılama
  • judical:adli, eleştirici, hukuki, mahkemeye ait, tarafsız, yargıçlara ait, yargılayan
  • judicature:hakimlik, yargıçlar, yargıçlık, yargılama hakkı
  • judicial:adli, eleştirici, hukuki, mahkemeye ait, tarafsız, yargıçlara ait, yargılayan
  • judiciary:adlı, yargıçlar
  • judicious:akıllıca, akla uygun, aklı başında, makul
  • judo:judo
  • judy:soytarı
  • jug:bülbül sesi, çömlek, güveçte pişirmek, kodes, kodese tıkmak, ötmek, şakıma, şakımak, sürahi, testi
  • jugful:testi dolusu
  • juggernaut:körü körüne feda olunan inanç, önüne gelen her şeyi yıkan güç
  • juggins:budala, saf
  • juggle:dengelemek, hokkabazlık yapmak, oynama yapmak, oynamak, topları havaya atıp tutmak, yer değiştirmek
  • juggler:hilebaz, hokkabaz
  • jugglery:dolandırıcılık, hilebazlık, hokkabazlık
  • juggling:dengelemek, hokkabazlık yapmak, oynama yapmak, oynamak, topları havaya atıp tutmak, yer değiştirmek
  • jugular:boğaz, boyun, şahdamarı
  • jugulate:boğmak, durdurmak, önlemek
  • juice:benzin, elektrik, içki, meyve suyu, özsu, salgı, su
  • juices:benzin, elektrik, içki, meyve suyu, özsu, salgı, su
  • juiciness:sululuk
  • juicy:ağız sulandırıcı, çekici, cıvık, ilginç, kârlı, özlü, sulu
  • jujube:hünnap, pastil
  • jujutsu:jiu-jitsu
  • jukebox:müzik kutusu, otomatik plâkçalar, paralı müzik kutusu
  • julep:naneli kokteyl, şurup
  • julian:sezar’a ait
  • jumble:karışık iş, karışmak, karıştırmak, karmakarışık etmek, karmakarışık şey
  • jumbled:karışmak, karıştırmak, karmakarışık etmek
  • jumbo:çok büyük canlı, kocaman şey
  • jump:artış, atlama, atlamak, atlatmak, boşalma sayısı, eğlenceli olmak, fırlama, fırlamak, geri tepme, hoplama, hoplamak, ilişkiye girmek, sevişmek, sıçrama, sıçramak, sıçratmak, ürkmek, zıplama, zıplamak, zonklamak
  • jump!:artış, atlama, atlamak, atlatmak, boşalma sayısı, eğlenceli olmak, fırlama, fırlamak, geri tepme, hoplama, hoplamak, ilişkiye girmek, sevişmek, sıçrama, sıçramak, sıçratmak, ürkmek, zıplama, zıplamak, zonklamak
  • jumper:atlamacı, atlayıcı, bebek önlüğü, engelli koşu atı, geçici bağlantı teli, kaya matkabı, kazak, örgü bluz
  • jumpiness:korkaklık, sinirlilik, ürkeklik
  • jumping:atlama, hoplama, sıçrama, sıçrayan
  • jumpy:gergin, heyheyleri üstünde, sesten korkan, sinirli, ürkek
  • junction:bağlantı noktası, birleşme yeri, dörtyol ağzı, kavşak
  • juncture:birleşme, birleşme yeri, dikiş yeri, ek yeri, nazik durum, önemli an
  • june:haziran
  • jungle:hengâme, karışıklık, orman, sık orman
  • jungles:hengâme, karışıklık, orman, sık orman
  • junior:ast, birinci sınıf öğrencisi, çocuk, genç, küçük, küçük kimse, oğul, yaşça küçük kimse
  • juniority:astlık, yaşça küçük olma
  • juniper:ardıç
  • junk:atmak, çin yelkenlisi, çöp, çöpe atmak, değersiz şey, döküntü, esrar, hurda, hurda demir, hurdaya ayırmak, ıskartaya ayırmak, ıvır zıvır, uyuşturucu
  • junket:alem, alem yapmak, bedava gezi, bedava geziye çıkmak, yiyip içme, yiyip içmek, yoğurt benzeri yiyecek, ziyafet
  • junketing:alem yapmak, bedava geziye çıkmak, yiyip içmek
  • junkets:alem, alem yapmak, bedava gezi, bedava geziye çıkmak, yiyip içme, yiyip içmek, yoğurt benzeri yiyecek, ziyafet
  • junkie:eroinman, esrarkeş, uyuşturucu bağımlısı
  • junkman:eskici, hurdacı
  • junkyard:araba mezarlığı, hurdalık
  • juno:çok güzel kadın, juno
  • junoesque:güzeller güzeli, juno kadar güzel
  • junta:cunta, siyasi grup
  • junto:klik, siyasi grup
  • jupiter:jüpiter
  • jura:hukuklar, yasalar
  • jurassic:dinazorlar devrine ait, jura çağına ait
  • jurat:belediye meclisi üyesi, belediye yüksek memuru, sulh hakimi, yeminli memur
  • juridical:adli, tüzel, yargı, yasal
  • jurisdiction:yargı, yargılama yetkisi, yetki alanı
  • jurisdictions:yargı, yargılama yetkisi, yetki alanı
  • jurisprudence:hukuk ilmi
  • jurist:hukukçu
  • juristic:hukuk, hukuki, yasal
  • juristical:hukuk, hukuki, yasal
  • juror:jüri üyesi, yeminli kimse
  • jury:eğreti, geçici, jüri, seçici kurul, yedek
  • juryman:jüri üyesi
  • jurywoman:jüri üyesi
  • jus:hak, hukuk
  • jussive:emir
  • just:adil, az kalsın, az önce, berrak, doğru, dürüst, haklı, henüz, insaflı, iyi, kıl payı, makul, mantıklı, net, sade, sadece, şimdi, tam, tam anlamıyla, tek kelimeyle, yalnız, yalnızca, yerinde, yine de
  • justice:adalet, doğruluk, dürüstlük, hak, hakim, yargı, yargıç
  • justiceship:hakimlik, yargıçlık
  • justiciable:yargılanabilir
  • justiciary:yargılama hakkı ile ilgili, yüksek hakim
  • justifiable:hak verilebilir, haklı çıkarılabilir, mazur görülebilir
  • justifiably:haklı olarak
  • justification:gerekçe, haklı çıkma, haklı neden, mazeret, savunma, sayfanın sağından taşmama, temize çıkma
  • justificatory:haklı çıkaran
  • justified:aklamak, ayarlamak, doğrulamak, düzeltmek, hak vermek, haklı çıkarmak, haklı göstermek, satır uzunluğunu ayarlamak, savunmak
  • justify:aklamak, ayarlamak, doğrulamak, düzeltmek, hak vermek, haklı çıkarmak, haklı göstermek, satır uzunluğunu ayarlamak, savunmak
  • justifying:aklamak, ayarlamak, doğrulamak, düzeltmek, hak vermek, haklı çıkarmak, haklı göstermek, satır uzunluğunu ayarlamak, savunmak
  • justly:adilane, adilce, doğru olarak, doğrulukla, haklı olarak
  • justness:adil olma, doğruluk, haklı olma
  • jut:çıkıntı, çıkıntı yapmak, çıkmak
  • jute:hint keneviri, jüt
  • jutting:çıkıntı yapmak, çıkmak
  • juvenescence:büyüme, çocukluktan çıkma, genç olma, gençler, gençlik
  • juvenescent:çocukluktan çıkan, delikanlı, genç olmuş
  • juvenile:çocuk, çocuk kitabı, genç, gençlere özgü
  • juveniles:çocuk, çocuk kitabı, genç
  • juvenilia:gençlere yönelik yapıtlar
  • juvenility:çocukça davranış, çocuklar, çocukluk, gençler, gençlik
  • juxtapose:dizmek, sıralamak, yan yana koymak
  • juxtaposing:dizmek, sıralamak, yan yana koymak
  • juxtaposition:bitişik olma, dizme, yan yana koyma

 

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.

X

Online Canlı Ders

Çağrı Hoca ile İngilizce cümle kurma canlı dersi İçin son 3 dakika 45 saniye.