İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

L ile Başlayan İngilizce Kelimeler ve Anlamları


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

L ile başlayan İngilizce kelimeler ve anlamlarını aşağıda sıraladık. 1000 adet en çok kullanılan l harfi ile başlayan İngilizce kelime listesi;

  • s.d.:l.s.d., uyuşturucu madde
  • la:los angeles
  • laager:arabalarla çevirmek, arabalarla çevrili kamp yeri, laager, laager kurmak
  • lab:laboratuvar
  • label:etiket, etiket yapıştırmak, etiketlemek, sınıflandırmak, uyarı işareti koymak, yafta
  • labeled:etiket yapıştırmak, etiketlemek, sınıflandırmak, uyarı işareti koymak
  • labeling:etiketleme
  • labelled:etiket yapıştırmak, etiketlemek, sınıflandırmak, uyarı işareti koymak
  • labelling:etiketleme
  • labels:etiket, etiket yapıştırmak, etiketlemek, sınıflandırmak, uyarı işareti koymak, yafta
  • labial:dudak ünsüzü, dudaklara ait, dudaksı
  • labialize:dudaklarla telâffuz etmek
  • labialized:dudaklarla telâffuz etmek
  • labile:değişken
  • labium:alt dudak, cinsel organ dudağı
  • labor:alın teriyle yapmak, çaba harcamak, çalışma, çalışmak, doğum sancısı, doğum sancısı çekmek, emek, emek vermek, hizmet, işçi partisi, işçi sınıfı, işgücü, lafı uzatmak, uğraşmak
  • laboratory:laboratuvar
  • labored:çalışkan, çok çalışan, yorucu, zahmetli
  • laborer:amele, emekçi, ırgat, işçi, rençper
  • laborers:emekçiler
  • laboring:çalışan, yorucu, zahmetli
  • laborious:çalışkan, çok çalışan, yorucu, zahmetli
  • labour:alın teriyle yapmak, çaba harcamak, çalışma, çalışmak, doğum sancısı, doğum sancısı çekmek, emek, emek vermek, hizmet, işçi partisi, işçi sınıfı, işgücü, lafı uzatmak, uğraşmak
  • laboured:çalışkan, çok çalışan, yorucu, zahmetli
  • labourer:amele, emekçi, ırgat, işçi, rençper
  • labourers:emekçiler
  • labouring:çalışan, yorucu, zahmetli
  • labrador:labrador
  • laburnum:sarısalkım
  • labyrinth:içinden çıkılmaz durum, içkulak boşluğu, labirent
  • labyrinthine:dolambaçlı, labirent gibi
  • lac:lak, laka, yüz bin
  • lace:bağ, bağcık, bağlamak, bağlanmak, dantel, dantellemek, içki katmak, oya, şerit, süslemek
  • laced:bağcıklı, bağlı, içki katılmış
  • lacerate:kırmak, parçalamak, üzmek, yaralamak, yırtmak
  • lacerated:kırmak, parçalamak, üzmek, yaralamak, yırtmak
  • lacerating:kırmak, parçalamak, üzmek, yaralamak, yırtmak
  • laceration:kesilme, kırma, yaralanma, yırtılma, yırtma
  • lacework:dantel işleme, dantel yapma
  • lachrymal:gözyaşı, gözyaşı bezleri
  • lachrymation:ağlama, gözü yaşarma
  • lachrymatory:gözyaşartıcı
  • lachrymose:ağlayan, gözleri yaşlı, gözyaşartıcı, sulugöz
  • lacing:bağcık, bağlama, dayak, katılan alkol, kötek
  • lacings:bağcık, bağlama, dayak, katılan alkol, kötek
  • lack:eksik olmak, eksiklik, ihtiyacı olmak, noksan, olmamak, yokluk, yoksun olmak, yoksunluk
  • lackadaisical:bezgin, cansız, uyuşuk
  • lackey:dalkavuk, uşak, yalaka
  • lacking:eksik, -siz
  • lackluster:cansız, fersiz, mat
  • lacklustre:cansız, fersiz, mat
  • lacks:eksik olmak, eksiklik, ihtiyacı olmak, noksan, olmamak, yokluk, yoksun olmak, yoksunluk
  • laconic:kısa ve öz, özlü
  • laconism:kısa e öz olma, özlü anlatım
  • lacquer:lake, lake eşya, lake kaplamak, oje, saç spreyi, vernik, verniklemek
  • lacquered:lake kaplamak, verniklemek
  • lacquering:lake kaplamak, verniklemek
  • lacrimal:gözyaşı
  • lactate:laktat, laktik asit tuzu, süt salgılamak, süt vermek
  • lactating:süt salgılamak, süt vermek
  • lactation:emzirme, süt salgılama, süt verme
  • lacteal:süte benzer, sütlü
  • lactic:laktik, süt
  • lactiferous:süt veren, süt verici
  • lactometer:laktometre
  • lactose:laktoz, süt şekeri
  • lacuna:aralık, boşluk, eksiklik
  • lacunae:aralık, boşluk, eksiklik
  • lacustrine:göl, gölde yaşayan, göle ait
  • lacy:dantel gibi, dantelli
  • lad:adam, delikanlı, erkek çocuk, seyis yamağı
  • ladder:basamak, çorap kaçığı, eskitmek, kaçık, kaçırmak, kaçmak, merdiven, portatif merdiven
  • laddered:eskitmek, kaçırmak, kaçmak
  • laddie:delikanlı, erkek çocuk, oğlan
  • lade:gemiye yüklemek, yüklemek
  • laded:gemiye yüklemek, yüklemek
  • laden:dolu, yüklü
  • ladies:kadınlar
  • lading:yük, yükleme
  • ladle:kepçe, kepçe ile almak, kepçe ile boşaltmak, kepçe ile vermek
  • lady:bayan, eş, hanım, hanımefendi, kadın, leydi
  • ladybird:uç uç böceği, uğur böceği
  • ladybug:uç uç böceği, uğur böceği
  • ladykiller:kadın avcısı, kadınların bayıldığı erkek
  • ladylike:hanım hanım, hanımefendice, hanımlara lâyık, kadınsı
  • ladylove:sevgili, sevilen kadın
  • ladys:bayan, kadın
  • lady’s:bayan, kadın
  • ladyship:hanımefendi
  • lag:duraklama, duraklamak, gecikme, gecikmek, geri kalma, geri kalmak, hükümlü, kazan kaplama tahtası, mahkum, tahta kaplamak
  • lagan:batık, gemi enkazı
  • lager:alman birası
  • laggard:ağır, ağır kimse, geç kalan kimse, geri kalan, tembel
  • lagged:duraklamak, gecikmek, geri kalmak, tahta kaplamak
  • lagging:ahşap kaplama, yalıtım, yalıtım malzemesi
  • lagoon:deniz kulağı, denizin uzantısı göl, gölcük
  • laic:laik
  • laicize:laikleştirmek
  • laid:bahse girmek, dinmek, hazırlamak, ileri sürmek, koymak, kurmak, sermek, sevişmek, sunmak, yatmak, yerleştirmek, yüklemek, yumurtlamak
  • laidback:gevşek, sakin
  • lain:kandırmak, mideye oturmak, uzanmak, yalan söylemek, yasal olmak, yatmak
  • lair:ağıl, haydut yatağı, in, sığınak, yatacak yer
  • laird:toprak sahibi
  • laity:meslekten olmayanlar, rahip sınıfından olmayanlar
  • lake:abanoz rengi boya, göl, koyu kırmızı boya
  • laky:göl gibi, göllü
  • lallygag:serserice dolaşmak
  • lam:dayak atmak, dövmek, kaçmak
  • lama:lama, tibetli buda rahibi
  • lamasery:lama manastırı
  • lamb:kuzu, kuzu gibi kimse
  • lambaste:azarlamak, dövmek, fırça atmak, pataklamak
  • lambasting:azarlamak, dövmek, fırça atmak, pataklamak
  • lambency:parlaklık, zekâ pırıltısı
  • lambent:parlak, parlayan, parlayarak yayılan
  • lambing:kuzulama
  • lambkin:kuzucuk
  • lamblike:kuzu gibi, masum, uysal
  • lambrequin:kapı üzerine asılan süs, raf üzerine asılan süs
  • lambskin:kuzu derisi
  • lame:aksak, eksik, sakat, sakatlamak, topal, topal etmek
  • lamella:ince levha, ince tabaka, lamel, pul
  • lamellae:ince levha, ince tabaka, lamel, pul
  • lamellar:ince tabakalı, pullu
  • lamellate:ince tabakalı, pullu
  • lameness:aksaklık, eksiklik, sakatlık, topallık, zaaf, zayıflık
  • lament:acı çekmek, ağıt, ağıt yakmak, ağlama, dövünmek, inleme, matem, yas, yas tutmak
  • lamentable:acı, acınacak, ağlanacak, yürekler acısı
  • lamentation:ağıt, ağlama, feryat
  • lamented:acı çekmek, ağıt yakmak, dövünmek, yas tutmak
  • lamenting:acı çekmek, ağıt yakmak, dövünmek, yas tutmak
  • lamer:aksak, eksik, sakat, topal
  • lamina:pul, tabaka, yaprak, zar
  • laminae:pul, tabaka, yaprak, zar
  • laminal:kat kat, katmerli, tabakalı
  • laminar:kat kat, katmerli, tabakalı
  • laminate:kat kat yapmak, pul pul olmak, üst üste koymak, yaprak haline getirmek
  • laminated:ince tabakalı, kat kat, katmerli, üst üste konmuş, yaprak
  • laminating:kat kat yapmak, pul pul olmak, üst üste koymak, yaprak haline getirmek
  • lamination:katmanlı yapı, levha haline getirme, yaprak haline gelme
  • laming:sakatlamak, topal etmek
  • lamp:ampul, far, fener, ışık, lâmba
  • lampblack:lâmba isi
  • lamplight:lâmba ışığı
  • lampoon:hiciv, hicvetmek, taşlama, taşlama yazmak, yergi
  • lampooner:taşlama yazarı
  • lampooning:hicvetmek, taşlama yazmak
  • lampoonist:taşlama yazarı
  • lamppost:sokak lâmbası direği
  • lamprey:bofa balığı, taşemen
  • lampshade:abajur
  • lance:mızrak, mızraklamak, mızraklı süvari, neşter, neşterle kesmek, zıpkın
  • lanceolate:mızrak şeklinde
  • lancer:kadril dansı, mızraklı süvari
  • lancers:kadril dansı, mızraklı süvari
  • lancet:bisturi, neşter
  • land:arazi, arsa, çakmak, diyar, düşmek, indirmek, kara, karaya ayak basmak, karaya çıkartmak, karaya çıkmak, kazanmak, memleket, sokmak, toprak, ülke, vatan, vurmak, yapmak, yenmek, yere inmek
  • landau:lando
  • landed:arazi sahibi, indi, toprak ile ilgili
  • landfall:karanın görünmesi
  • landholder:mülk sahibi, toprak sahibi
  • landing:indirme, iniş, inme, iskele, karaya çıkma, sahanlık
  • landlady:evsahibesi, evsahibi, kiraya veren, mülk sahibesi
  • landless:arazisiz, topraksız
  • landlocked:denize kıyısı olmayan, kara ile çevrili
  • landloper:berduş, serseri
  • landlord:arazi sahibi, evsahibi, kiraya veren, mülk sahibi
  • landlubber:denizden anlamayan kimse, kara adamı
  • landmark:işaret, sınır taşı, yön bulma işareti
  • landmarks:işaret, sınır taşı, yön bulma işareti
  • landowner:ağa, arazi sahibi, toprak sahibi
  • landowners:ağa, arazi sahibi, toprak sahibi
  • lands:arazi, arsa, çakmak, diyar, düşmek, indirmek, kara, karaya ayak basmak, karaya çıkartmak, karaya çıkmak, kazanmak, memleket, sokmak, toprak, ülke, vatan, vurmak, yapmak, yenmek, yere inmek
  • landscape:bahçe düzenlemek, manzara, peyzaj
  • landscaping:bahçe düzenlemek
  • landslide:göçme, heyelan, toprak kayması
  • landslip:göçme, heyelan, toprak kayması
  • landsman:denizci olmayan kimse
  • landward:karaya doğru, karaya doğru uzanan
  • landwards:karaya doğru
  • lane:dar yol, keçi yolu, kulvar, patika, rota, şerit, yol şeridi
  • lanes:dar yol, keçi yolu, kulvar, patika, rota, şerit, yol şeridi
  • lang:uzun
  • langsyne:bir zamanlar, eskiden, geçmiş, geçmiş zaman, geçmişte
  • language:dil, lisan, mesleki dil
  • languid:ağır, baygın, cansız, durgun, gayretsiz, halsiz, isteksiz, süzgün, tembel, uyuz
  • languish:cansızlaşmak, çürümek, dert etmek, durgunlaşmak, gevşemek, hali kalmamak, sürünmek, üzülmek
  • languished:cansızlaşmak, çürümek, dert etmek, durgunlaşmak, gevşemek, hali kalmamak, sürünmek, üzülmek
  • languishing:baygın, gevşemiş, hali kalmamış, mahzun, yavaş
  • languor:bitkinlik, cansızlık, durgunluk, halsizlik, hamlık, huzur, sükunet
  • languorous:baştan çıkarıcı, baygın, bitkin, halsiz, süzgün, tembel, yorgun, yorucu
  • lank:sırık gibi, sıska, uzun boylu ve ince, zayıf ve uzun boylu
  • lanky:ince uzun, sırık gibi
  • lanolin:lanolin
  • lantern:fanus, fener
  • lanyard:halat, ip, kordon, köstek
  • lap:dalga sesi, dizüstü etek, dolamak, etap, etek, halat, ip, kat, köpek maması, kucak, oburca yemek, örtmek, şapır şupur içmek, şapırdatmak, şapırtı, sarmak, tur, tur yapmak, üst üste gelmek, üstüne koymak, yalayarak içmek, yalayıp yutmak
  • lapbelt:emniyet kemeri
  • lapel:klapa, yaka dökümü
  • lapidary:elmas kesici, kitabe gibi, mücevher ustası, oymacı, özlü, taş, taşa işlenmiş
  • lapidate:taşlamak
  • lapidify:taşa çevirmek
  • lapland:lapland, laponya
  • laplander:laponyalı
  • lapp:lapon, laponyalı
  • lappet:sarkan parça, sarkık şey
  • lapping:dolamak, oburca yemek, örtmek, şapır şupur içmek, şapırdatmak, sarmak, tur yapmak, üst üste gelmek, üstüne koymak, yalayarak içmek, yalayıp yutmak
  • lappish:laponyalı
  • lapse:akıp gitmek, bitmek, dolmak, düşmek, geçme, geçmek, hata, hata yapmak, kaçma, kaçmak, kaymak, kaytarma, sapma, sapmak, sona erme, sürçme, yanılma, yanlış, zaman aşımına uğramak
  • lapsed:akıp gitmek, bitmek, dolmak, düşmek, geçmek, hata yapmak, kaçmak, kaymak, sapmak, zaman aşımına uğramak
  • lapses:akıp gitmek, bitmek, dolmak, düşmek, geçme, geçmek, hata, hata yapmak, kaçma, kaçmak, kaymak, kaytarma, sapma, sapmak, sona erme, sürçme, yanılma, yanlış, zaman aşımına uğramak
  • lapsing:akıp gitmek, bitmek, dolmak, düşmek, geçmek, hata yapmak, kaçmak, kaymak, sapmak, zaman aşımına uğramak
  • lapwing:kızkuşu
  • lar:ev putu
  • larboard:geminin sol yanı, iskele
  • larcener:hırsız
  • larcenist:hırsız
  • larceny:çalma, hırsızlık
  • larch:karaçam, melez çamı
  • lard:domuz yağı, domuz yağı sürmek, süslemek
  • larder:ambar, erzak dolabı, kiler
  • large:büyük, geniş, iri
  • largehearted:halden anlayan, iyi kâlpli
  • largely:başlıca, bolca, çok, fazlasıyla, genelde, genellikle
  • largeness:büyüklük, genişlik, irilik, yücelik
  • larger:büyük, geniş, iri
  • largess:bağış, bağışlama, büyük hediye, cömertlik
  • largesse:bağış, bağışlama, büyük hediye, cömertlik
  • largesses:bağış, bağışlama, büyük hediye, cömertlik
  • largest:büyük, geniş, iri
  • largish:büyükçe, irice
  • largo:largo, yavaş, yavaş çalınan parça
  • lariat:kement
  • lark:acayiplik, boş lâf, muziplik, muziplik yapmak, saçmalık, şaka, şaka yapmak, şey, takılmak, tarlakuşu, toygar
  • larks:acayiplik, boş lâf, muziplik, muziplik yapmak, saçmalık, şaka, şaka yapmak, şey, takılmak, tarlakuşu, toygar
  • larrikin:bitirim, serseri
  • larrup:dayak atmak, dövmek
  • larruping:dayak atmak, dövmek
  • larva:kurtçuk, larva, tırtıl
  • larval:larva, larva ile ilgili
  • laryngeal:gırtlak
  • laryngitis:gırtlak iltihabı, larenjit
  • laryngoscope:gırtlak muayene aleti, larengoskop
  • larynx:gırtlak
  • lascar:hintli gemici
  • lascivious:şehvet meraklısı, şehvet uyandırıcı, şehvetli
  • laser:lazer
  • lash:azarlama, azarlamak, bağlamak, çarpma, çarpmak, ip ile bağlamak, kamçı darbesi, kamçı ucu, kamçılamak, kırbaçlama, kırbaçlamak, kirpik, kışkırtmak
  • lashed:azarlamak, bağlamak, çarpmak, ip ile bağlamak, kamçılamak, kırbaçlamak, kışkırtmak
  • lashing:azar, bağlama, fırça atma, halat, kırbaçlama, palamar
  • lashings:bolluk, çokluk
  • lass:kız, kız arkadaş
  • lassie:kız, kız arkadaş
  • lassitude:bitkinlik, halsizlik, kesiklik, yorgunluk
  • lasso:kement, kementle yakalamak
  • lasting:dayanıklı, devamlı, kalıcı, sağlam ayakkabılık kumaş, sürekli
  • lastingness:dayanıklılık, devamlılık, kalıcılık, süreklilik
  • lastly:nihayet, son olarak
  • latch:kapı mandalı, mandal, mandallamak, pencere kilidi, pencere mandalı, tutturmak
  • latched:mandallamak, tutturmak
  • latching:mandallamak, tutturmak
  • latchkey:kapı anahtarı, ön kapı anahtarı
  • late:eski, geç, geç kalan, geçen, gecikmiş, rahmetli, son, son zamanlarda olan
  • lateen:yakın zamanda
  • lately:geçenlerde, son günlerde, son zamanlarda
  • latency:gizli olarak var olma, henüz ortaya çıkmamış olma
  • lateness:geç kalma, geç olma, gecikme
  • latent:belirti göstermeyen, gizli, gizli olarak var olan
  • later:daha sonra, sonra, sonradan
  • lateral:yan, yan dal, yan ünsüz, yanal
  • laterally:yan olarak, yana doğru, yandan, yanlamasına
  • laterite:kırmızı kil
  • latest:en geç, en son, en son çıkan şey, en yeni, en yeni şey, son
  • latex:kauçuk ham maddesi, lateks
  • lath:çıta, kafes, lata, tiriz
  • lathe:çömlekçi çarkı, torna, torna tezgâhı
  • lather:dayak atmak, dövmek, köpük, köpürmek, köpürtmek, sabun köpüğü, sabunlamak, ter, ter içinde kalmak
  • lathering:dayak atmak, dövmek, köpürmek, köpürtmek, sabunlamak, ter içinde kalmak
  • laths:çıta, kafes, lata, tiriz
  • latin:latin, latince, latinceye ait, romen-katolik
  • latinism:latince deyim
  • latinize:latince sözcükler kullanmak, latince’ye çevirmek
  • latish:biraz geç, geççe, oldukça geç
  • latitude:bölge, enlem, hoşgörü, özgürlük, paralel, serbestlik, tolerans
  • latitudinarian:ileri görüşlü, özgür, özgür düşünceli kimse, serbest
  • latitudinarianism:dinde hoşgörü, ileri görüşlülük, özgür düşünce
  • latrine:helâ, tuvalet
  • latter:ikinci bahsedilen şey, ikincisi, son, sonra gelen, sonraki
  • latterday:çağdaş, modern
  • latterly:bu günlerde, son dönemde, son günlerde
  • lattice:çapraz, kafes, kafes şeklinde, kafesle çevirmek
  • latticed:kafesle çevirmek
  • latticework:kafes işi
  • latvia:letonya
  • latvian:letonya, letonya dili, letonyalı
  • laud:methetmek, methiye, övgü, övme, övmek
  • laudability:dövülebilirlik, yumuşaklık
  • laudable:övgüye değer, takdire layık
  • laudation:övme
  • laudatory:övgü dolu, övücü
  • lauded:methetmek, övmek
  • lauding:methetmek, övmek
  • laugh:gülerek neden olmak, gülme, gülmek, gülüş, kahkaha, komik, saçma, sevinmek
  • laughable:gülünç, gülünecek, komik, tuhaf
  • laughed:gülerek neden olmak, gülmek, sevinmek
  • laughing:güldürücü, gülen, gülme, komik, neşe veren
  • laughingstock:maskara
  • laughs:gülerek neden olmak, gülme, gülmek, gülüş, kahkaha, komik, saçma, sevinmek
  • laughter:gülme, gülüş, kahkaha
  • launch:atmak, başlamak, başlatmak, çıkmak, denize indirmek, fırlatmak, girişmek, piyasaya sürmek, savaş gemisi filikası
  • launched:atmak, başlamak, başlatmak, çıkmak, denize indirmek, fırlatmak, girişmek, piyasaya sürmek
  • launcher:fırlatıcı, fırlatma rampası, mancınık, roket fırlatıcı, sapan
  • launchers:fırlatıcı, fırlatma rampası, mancınık, roket fırlatıcı, sapan
  • launching:ateşleme, başlama, denize indirme, fırlatma, girişme, koyulma, piyasaya sürme, yayınlama
  • launder:aklamak, çamaşır yıkamak, yıkamak, yıkanabilir olmak
  • laundered:aklamak, çamaşır yıkamak, yıkamak, yıkanabilir olmak
  • launderette:çamaşırhane
  • laundering:aklamak, çamaşır yıkamak, yıkamak, yıkanabilir olmak
  • laundress:çamaşırcı kadın
  • laundromat:çamaşırhane, launderette
  • laundry:çamaşır, çamaşırhane
  • laureate:defne yaprakları ile süslü, ödül kazanan kimse, ödül kazanmış, saray şairi
  • laurel:defne
  • laureled:defne yaprakları ile süslü, ödül kazanmış
  • laurelled:defne yaprakları ile süslü, ödül kazanmış
  • laurels:şeref, şöhret, ün
  • lav:tuvalet
  • lava:lav
  • lavatory:tuvalet
  • lave:yıkamak
  • lavender:eflâtun, lavanta, lavanta rengi
  • lavish:bol, boşa harcamak, çok, çok harcamak, müsrif, savurgan
  • lavished:boşa harcamak, çok harcamak
  • lavishing:boşa harcamak, çok harcamak
  • lavishness:müsriflik, savurganlık
  • law:dava, hukuk, ilke, kanun, kural, yasa, yasal çözüm
  • lawbreaking:kanuna karşı gelen, yasalara saygısız
  • lawcourt:mahkeme
  • lawful:adil, kanuni, meşru, yasal
  • lawfulness:yasallık
  • lawgiver:kanun yapıcı, kanuni
  • lawless:kanunsuz, yasaya aykırı, yolsuz
  • lawlessness:kanunsuzluk, yolsuzluk
  • lawmaker:kanun yapıcı, kanuni
  • lawmakers:kanun yapıcı, kanuni
  • lawn:çim, çimen, çimenlik, patiska
  • lawsuit:dava
  • lawyer:avukat, hukukçu
  • lax:belirsiz, dikkatsiz, gevşek, umursamaz, yumuşak
  • laxative:kabız giderici, müshil, yumuşatıcı
  • laxity:belirsizlik, gevşeklik, ihmalcilik, ihmalkârlık, umursamazlık
  • laxness:belirsizlik, gevşeklik, ihmalcilik, ihmalkârlık, umursamazlık
  • lay:bahse girmek, dinmek, durum, hal, hazırlamak, ileri sürmek, konum, koymak, kurmak, meslekten olmayan, mevki, rahip olmayan, şarkı, şarkı sözü, sermek, sevişme, sevişmek, sunmak, türkü, yatma, yatmak, yerleştirmek, yüklemek, yumurtlamak
  • layabout:aylak, boş gezenin boş kalfası, serseri
  • layby:park yeri, yanaşma yeri, yol kenarı parkı
  • layer:daldırma yapmak, daldırmak, döşeyen kimse, kat, kat kat yapmak, katman, tabaka, topçu, yumurtlayan
  • layered:daldırma yapmak, daldırmak, kat kat yapmak
  • layering:daldırma yapmak, daldırmak, kat kat yapmak
  • layette:bebek çamaşırı, bebek eşyaları
  • laying:döşeme, serme, sıva, yayma, yumurtlama
  • layman:laik kimse, meslekten olmayan, meslekten olmayan kimse, rahip olmayan kimse
  • layout:düzen, düzenleme, kumar masası örtüsü, örtü, plan
  • layover:konaklama
  • lays:bahse girmek, dinmek, durum, hal, hazırlamak, ileri sürmek, konum, koymak, kurmak, mevki, şarkı, şarkı sözü, sermek, sevişme, sevişmek, sunmak, türkü, yatma, yatmak, yerleştirmek, yüklemek, yumurtlamak
  • layup:bakıma almak, depolamak, kızağa almak, kullanımdan çekmek, stoklamak, toplamak, yataklık etmek, yığmak
  • laywoman:meslekten olmayan kadın, rahibe olmayan kadın
  • lazar:cüzzamlı, fakir ve hasta kimse
  • lazaret:fakir hastanesi, gemi ambarı, karantina yeri
  • lazaretto:fakir hastanesi, gemi ambarı, karantina yeri
  • laze:tembelleşmek, tembellik etmek
  • lazier:ağır, haylaz, miskin, tembel, üşengeç, uyuşuk
  • laziness:miskinlik, tembellik
  • lazy:ağır, haylaz, miskin, tembel, üşengeç, uyuşuk
  • lazybones:tembel
  • lea:çayır, otlak
  • leach:süzmek, yıkayarak arıtmak
  • leaching:süzmek
  • leaden:kurşundan yapılmış, kurşuni
  • leader:baş, başmakale, lider, müşteri çeken ucuz mal, önayak, önder
  • leadership:liderlik, önderlik
  • leading:ana, başlıca, ileri gelen, önde olan, önemli
  • leadoff:başlangıç
  • leads:açmak, başı olmak, başında olmak, etkilemek, götürmek, ilk oynama hakkı, iskandil, kablo, kılavuz, kurşun, kurşun levha, öncülük, öncülük etmek, önde gitmek, önde olma, önderlik, önderlik etmek, örnek, rehberlik, sürdürmek, sürmek, yol göstermek, yönetmek, yönlendirmek
  • leady:kurşuna benzer, kurşunlu, kurşunsu
  • leaf:folyo, kanat, sayfa, yaprak
  • leafage:yapraklar, yeşillik
  • leafier:yaprak halinde, yapraklı, yapraksı
  • leafiest:yaprak halinde, yapraklı, yapraksı
  • leaflet:bileşik yapraklardan biri, broşür, el ilanı, kitapçık, yaprakçık
  • leaflets:bileşik yapraklardan biri, broşür, el ilanı, kitapçık, yaprakçık
  • leafy:yaprak halinde, yapraklı, yapraksı
  • league:antlaşma, birlik, dernek, fersah, işbirliği, küme, lig
  • leagues:antlaşma, birlik, dernek, fersah, işbirliği, küme, lig
  • leak:akmak, kaçak, kaçak yapmak, sızdırmak, sızıntı, sızıntı yapmak, sızma, sızmak
  • leakage:fire, kaçak, sızıntı, sızıntı miktarı, sızma
  • leaked:akmak, kaçak yapmak, sızdırmak, sızıntı yapmak, sızmak
  • leaking:akmak, kaçak yapmak, sızdırmak, sızıntı yapmak, sızmak
  • leakproofing:sızdırmazlık
  • leaky:sızan, sızdıran
  • lean:dayanma, dayanmak, eğilim göstermek, eğilme, eğilmek, fidan gibi, ince, kıt, meyil, meyilli olmak, meyletmek, verimsiz, yağsız, yaslamak, yaslanmak, zayıf
  • leaned:dayanmak, eğilim göstermek, eğilmek, meyilli olmak, meyletmek, yaslamak, yaslanmak
  • leaner:fidan gibi, ince, kıt, verimsiz, yağsız, zayıf
  • leaning:eğik, eğilim, meyil, meyilli, yatık
  • leanness:verimsizlik, zayıflık
  • leap:atılım, atılmak, atlama, atlamak, hoplamak, sekme, sekmek, sıçrama, sıçramak, üzerinden atlamak, zıplamak
  • leapfrog:birdirbir, birdirbir oynamak
  • leaping:atılmak, atlamak, hoplamak, sekmek, sıçramak, üzerinden atlamak, zıplamak
  • leaps:atılım, atılmak, atlama, atlamak, hoplamak, sekme, sekmek, sıçrama, sıçramak, üzerinden atlamak, zıplamak
  • leapt:atılmak, atlamak, hoplamak, sekmek, sıçramak, üzerinden atlamak, zıplamak
  • learn:haber almak, öğrenmek
  • learned:alim, bilge, bilgili, bilgin
  • learner:acemi, öğrenci, öğrenen kimse
  • learning:bilgi, bilim, ilim, öğrenme
  • learns:haber almak, öğrenmek
  • learnt:alim, bilge, bilgili, bilgin
  • lease:kira bedeli, kira kontratı, kiralama, kiralamak
  • leased:kiralamak
  • leasehold:kiralanmış, kiralanmış mal
  • leaseholder:kiracı
  • leaser:kiralayan, kiraya veren
  • leash:bağlamak, birbirine bağlamak, göğüs tasması, köpek kayışı, tasma kayışı
  • leasing:kiralama, kiraya verme
  • least:asgari, en az, en az derece, en az miktar, en küçük, en ufak
  • leastways:hiç olmazsa
  • leastwise:herhalde
  • leather:deri, futbol topu, kamçılamak, kayışla dövmek, kösele, kösele ile kaplamak, meşin
  • leathered:kamçılamak, kayışla dövmek, kösele ile kaplamak
  • leatherette:meşin benzeri kâğıt, suni deri
  • leatherneck:deniz eri
  • leathery:kayış gibi, kösele gibi
  • leave:ayrılmak, bırakmak, caymak, izin, kalkmak, kalmak, müsaade, ruhsat, terketmek, unutmak, vazgeçmek, veda, yola çıkmak
  • leaved:ayrılmak, bırakmak, caymak, kalkmak, kalmak, terketmek, unutmak, vazgeçmek, yola çıkmak
  • leaven:bozmak, etki, etkileme, hamur, maya, mayalama, mayalamak, mayalı hamur
  • leavened:mayalanmış, mayalı
  • leavening:değiştirme, etkileme, mayalama, mayalanma
  • leaves:ayrılmak, bırakmak, caymak, izin, kalkmak, kalmak, müsaade, ruhsat, terketmek, unutmak, vazgeçmek, veda, yola çıkmak
  • leaving:ayrılma, bırakma, terketme
  • leavings:artanlar, artıklar, çöp, kalanlar
  • lebanese:lübnan, lübnanlı
  • lebanon:lübnan
  • lech:hırs beslemek, şehvet, şehvet düşkünü olmak
  • lecher:çapkın erkek, şehvet düşkünü, zampara
  • lecherous:çapkın, şehvet düşkünü, zampara
  • lecherousness:şehvet düşkünü olma
  • lechery:çapkınlık, şehvet düşkünlüğü, zamparalık
  • lectern:kürsü, rahle
  • lecture:azar, azarlamak, ders, ders anlatmak, ders vermek, konferans, konferans vermek, öğütler vermek, uyarı, uyarmak, uzun öğüt
  • lecturer:konuşmacı, okutman
  • lectures:azar, azarlamak, ders, ders anlatmak, ders vermek, konferans, konferans vermek, öğütler vermek, uyarı, uyarmak, uzun öğüt
  • lectureship:okutmanlık
  • lecturing:azarlamak, ders anlatmak, ders vermek, konferans vermek, öğütler vermek, uyarmak
  • led:açmak, başı olmak, başında olmak, etkilemek, götürmek, öncülük etmek, önde gitmek, önderlik etmek, sürdürmek, sürmek, yol göstermek, yönetmek, yönlendirmek
  • ledge:çıkıntı, pencere pervazı
  • ledger:ana defter, defteri kebir, mezarın kapak taşı, travers, üst germe
  • ledgers:ana defter, defteri kebir, mezarın kapak taşı, travers, üst germe
  • lee:kuytu, rüzgâr almayan yer, rüzgâraltı
  • leech:asalak tip, doktor, sülük
  • leek:pırasa
  • leer:arzulu bakış, kötü niyetle bakmak, yan bakma, yan bakmak
  • leerier:açıkgöz, kurnaz, temkinli, uyanık
  • leery:açıkgöz, kurnaz, temkinli, uyanık
  • lees:tortu
  • leeward:rüzgâraltı, rüzgâraltı yönü, rüzgâraltına doğru
  • leeway:gecikme, rahat hareket edilecek yer, rotadan çıkma, rüzgâraltına düşme, sürüncemede kalan işler, zaman kaybı
  • left:artık, sol, sol taraf, sol tarafa, sola, soldaki
  • lefthand:sol, solak, soldaki
  • lefthanded:beceriksiz, dengi dengine olmayan, düzenbaz, iki karşıt anlamlı, iki yüzlü, lastikli, sakar, sol elle yapılan, solak, solaklara özel, soldaki
  • lefthander:sol yumruk, solak
  • leftist:solcu
  • leftover:artan, artık, artık yemek, kalan, kalan yemek, yemek artığı
  • leftovers:artanlar, artıklar, kalanlar, yemek artıkları
  • leftwinger:sol açık oyuncusu, sol kanat oyuncusu, solcu
  • leg:ayak, bacak, but, etap, hızlı yürümek, koşmak, raund, üçgenin taban olmayan kenarı
  • legacy:kalıt, miras
  • legal:adli, hukuk, hukuki, kanuni, resmi, tüzel, yasal
  • legalise:kanunlaştırmak, yasallaştırmak
  • legalising:kanunlaştırmak, yasallaştırmak
  • legality:kanuna uyma, yasallık, yasaya uygunluk
  • legalization:kanunlaştırma, yasallaştırma
  • legalize:kanunlaştırmak, yasallaştırmak
  • legalized:kanunlaştırmak, yasallaştırmak
  • legalizing:kanunlaştırmak, yasallaştırmak
  • legate:elçi, miras bırakmak, papa elçisi, vasiyetle bırakmak
  • legatee:miras kalan mimse
  • legation:elçi yollama, elçilik, temsilcilik
  • legend:efsane, kitabe, mit, yazıt
  • legendary:dillere destan, efsanevi
  • legends:efsane, kitabe, mit, yazıt
  • legerdemain:aldatmaca, el çabukluğu, hokkabazlık
  • legged:bacaklı
  • leggier:bacakları uzun, uzun bacaklı
  • leggiest:bacakları uzun, uzun bacaklı
  • legging:hızlı yürümek, koşmak
  • leggings:tozluk, tozluklar
  • leggy:bacakları uzun, uzun bacaklı
  • legibility:okunabilirlik, okunaklılık
  • legible:okunabilir, okunaklı
  • legion:birlik, kalabalık, lejyon
  • legionary:lejyona ait, lejyoner
  • legionnaire:lejyon üyesi
  • legislate:kanun yapmak, yasallaştırmak, yasamak
  • legislated:kanun yapmak, yasallaştırmak, yasamak
  • legislating:kanun yapmak, yasallaştırmak, yasamak
  • legislation:kanun yapma, mevzuat, yasama, yürürlükteki yasalar
  • legislative:kanun yapan, yasama, yasama organı, yasayan
  • legislator:kanun yapan kimse, millet meclisi üyesi, yasamacı
  • legislature:yasama meclisi, yasama organı
  • legit:canlı oyun, meşru, yasal
  • legitimacy:haklılık, mantıklılık, meşruluk, soydan geçme, yasallık, yerindelik
  • legitimate:akla uygun, babası olduğunu onaylamak, haklı, haklı çıkarmak, mantıklı, mazur göstermek, meşru, meşrulaştırmak, onaylamak, soydan gelen, yasal, yasal hale getirmek, yerinde
  • legitimation:meşrulaştırma, onay, onaylama
  • legitimatize:babası olduğunu onaylamak, haklı çıkarmak, mazur göstermek, onaylamak, tanımak, yasal hale getirmek
  • legitimize:babası olduğunu onaylamak, haklı çıkarmak, mazur göstermek, onaylamak, tanımak, yasal hale getirmek
  • legless:bacaksız
  • legman:ayak işlerine bakan kimse, çırak, gazeteci, muhabir
  • legmen:ayak işlerine bakan kimse, çırak, gazeteci, muhabir
  • lego:lego
  • legroom:ayak koyma yeri, ayak yeri
  • legs:bacaklar
  • legume:baklagillerden bitki, tane, tohum
  • leguminous:baklagillerden, baklagillere ait
  • legwork:ayak işi
  • lei:çelenk
  • leisure:acelesi olmama, boş, boş vakit, gündelik, rahat, serbest, uygun zaman
  • leisured:boş zamanı çok olan, çalışmayan, sosyete
  • leisureliness:acelesizlik, rahatlık
  • leisurely:acele etmeden, acelesiz, sakin sakin, yavaş, yavaş yavaş
  • leitmotif:ana motif, nakarat, tema
  • leitmotiv:ana motif, nakarat, tema
  • lemma:baş kelime, başlık, başta kabul edilmiş teorem
  • lemming:lemming, yaban sıçanı
  • lemon:değersiz şey, işe yaramaz kimse, limon, limon rengi, limonlu
  • lemonade:limonata, limonlu gazoz
  • lemony:limoni, limonlu, limonsu
  • lemur:madagaskar maymunu, maki
  • lemures:ölmüşlerin ruhları, ölülerin ruhları
  • lend:borç vermek, katkıda bulunmak, ödünç verme, ödünç vermek, vermek
  • lender:borç veren kimse, ödünç veren
  • lenders:borç veren kimse, ödünç veren
  • lending:borç verme, ödünç verme
  • lends:borç vermek, katkıda bulunmak, ödünç verme, ödünç vermek, vermek
  • lenghty:ayrıntılı, çok uzun, uzun
  • length:boy, süre, uzunluk
  • lengthen:sulandırmak, uzamak, uzatmak
  • lengthened:sulandırmak, uzamak, uzatmak
  • lengthening:uzatma
  • lengthily:ayrıntılı olarak, uzatarak, uzun uzadıya
  • lengthiness:lafı uzatma, uzunluk
  • lengths:boy, süre, uzunluk
  • lengthways:boylu boyunca, uzunlamasına
  • lengthwise:boylu boyunca, boyuna, uzunlamasına
  • lengthy:ayrıntılı, çok uzun, uzun
  • lenience:hoşgörü, yumuşaklık
  • leniencies:hoşgörü, yumuşaklık
  • leniency:hoşgörü, yumuşaklık
  • lenient:hafif, hoşgörülü, merhametli, yumuşak
  • lens:adese, göz merceği, gözlük camı, lens, mercek, objektif
  • lent:paskalya öncesi perhiz
  • lenticular:merceğe ait, mercek biçiminde
  • lentil:mercimek
  • lentils:mercimek
  • leo:aslan burcu, aslan takımyıldızı
  • leonine:aslan gibi, aslana özgü
  • leopard:leopar, pars
  • leotard:streç dansçı giysisi, tek parça streç giysi
  • leotards:streç dansçı giysisi, tek parça streç giysi
  • leper:cüzamlı, dışlanan kimse
  • lepidoptera:pulkanatlılar
  • leprechaun:cüce cin, irlanda masal kahramanı cüce cin
  • leprosy:cüzam
  • leprous:cüzam, cüzamlı
  • lesbian:eşcinsel, lezbiyen, sevici
  • lesbianism:lezbiyenlik, sevicilik
  • lesion:bere, doku bozulması, yara
  • less:çıkarılmak üzere, daha az, daha az şey, daha küçük, daha küçük şey, eksi, eksik, eksik miktar, içermeyen
  • :daha az.
  • lessee:kiracı, kiralayan
  • lessen:azalmak, azaltmak, eksilmek, küçük düşürmek, küçültmek
  • lessened:azalmak, azaltmak, eksilmek, küçük düşürmek, küçültmek
  • lessening:azaltma, eksiltme, küçültme
  • lesser:daha az, daha küçük, küçük olanı
  • lesson:ders, ibret
  • lessor:kiraya veren kimse
  • lest:etmesin diye, olmasın diye, olmaya ki
  • let:bırakmak, -dirmek, -dürmek, engel, ihale etmek, izin vermek, kiraya verilmek, kiraya verilmiş mülk, kiraya verme, kiraya vermek, let, meydan vermek, ses çıkarmamak, vermek
  • let!:bırak olsun!, bırak yapsın!
  • letdown:alçalma, azalma, hayal kırıklığı, irtifa kaybı
  • lethal:öldüren, öldürücü
  • lethargic:uyku halinde, uyuşuk
  • lethargical:uyku halinde, uyuşuk
  • lethargy:letarji, rehavet, uyuklama, uyuşukluk
  • lethe:unutkanlık, unutkanlık nehri
  • lett:letonyalı
  • letter:başlık basmak, basmak, belge, betik, evrak, harf, kitap harfiyle yazmak, mektup
  • letterbox:mektup kutusu, posta kutusu
  • lettered:aydın, harflerle işaretlenmiş, okumuş, okur yazar
  • letterhead:antetli kâğıt, mektup başlığı
  • lettering:harfler, hat, yazı, yazma
  • letterpress:kitap metni, tipo baskı
  • letters:edebiyat, harfler, mektuplar, yazın
  • letterweight:kâğıt üzerine koyulan ağırlık, prespapye
  • letting:bırakmak, -dirmek, -dürmek, ihale etmek, izin vermek, kiraya verilmek, kiraya vermek, meydan vermek, ses çıkarmamak, vermek
  • lettish:letonya, letonyalı
  • lettuce:marul
  • letup:azalma, dinme, gevşeme
  • leucaemia:kan kanseri, lösemi
  • leuco:ak, beyaz, löko
  • leucocyte:akyuvar, lökosit
  • leucoma:korneada oluşan beyaz leke
  • leukemia:kan kanseri, lösemi
  • leukocyte:akyuvar, lökosit
  • levant:doğu akdeniz ülkeleri
  • levanter:borçlarını ödemeden kaçan kimse, doğu akdeniz rüzgârı, levanten
  • levantine:avrupa asıllı yakındoğulu, levanten, tatlısu frengi
  • levee:kabul töreni, nehir taşmasına karşı set, resmi kabul, taşmayı önleyen set
  • level:akılcı, aynı seviyede, dengelemek, dengeli, dürüst, düz, düzeç, düzeltmek, düzey, düzleştirmek, düzlük, eşitlemek, hedef almak, hiza, makul, mantıklı, namuslu, nişan almak, ölçülü, seviye, seviyeli, su terazisi, yatay, yerle bir etmek, yıkmak, yöneltmek, zemin
  • leveler:eşitlik yanlısı kimse, eşitlikçi
  • levelheaded:akılcı, aklı başında, dengeli, mantıklı, sağduyulu
  • leveling:dengelemek, düzeltmek, düzleştirmek, eşitlemek, hedef almak, nişan almak, yerle bir etmek, yıkmak, yöneltmek
  • leveller:eşitlik yanlısı kimse, eşitlikçi
  • levelling:dengelemek, düzeltmek, düzleştirmek, eşitlemek, hedef almak, nişan almak, yerle bir etmek, yıkmak, yöneltmek
  • levels:dengelemek, düzeç, düzeltmek, düzey, düzleştirmek, düzlük, eşitlemek, hedef almak, hiza, nişan almak, seviye, su terazisi, yerle bir etmek, yıkmak, yöneltmek, zemin
  • lever:kaldıraç, kaldıraçla kaldırmak, lövye, manivela
  • leverage:baskı, kaldıraç gücü, manivelâ hareketi
  • leviathan:dev gemi, su canavarı
  • levied:askere almak, el koymak, haczetmek, toplamak, zorla toplamak
  • levigate:düz yapmak, toz haline getirmek
  • levitate:havada durmak, havaya kaldırmak, havaya kalkmak
  • levitating:havada durmak, havaya kaldırmak, havaya kalkmak
  • levitation:havaya yükselme
  • levite:levi kabilesinden kimse, yahudi
  • levity:ciddiyetsizlik, düşüncesizlik, hoppalık
  • levy:askere almak, el koymak, haciz, haczetmek, icra, toplamak, vergi koyma, zorla askere alma, zorla toplama, zorla toplamak
  • levying:askere almak, el koymak, haczetmek, toplamak, zorla toplamak
  • lewd:açık saçık, bayağı, çapkın, iffetsiz
  • lewdness:açık saçıklık, adilik, namussuzluk
  • lewis:demir kama
  • lewisite:levizit
  • lexical:sözcüklere ait, sözlük
  • lexicographer:leksikograf, sözlük yazarı, sözlükbilimci
  • lexicography:sözlükçülük
  • lexicology:sözcükbilim
  • lexicon:sözlük
  • lexiocography:sözlükçülük
  • ley:geçici otlak
  • li·vi·ng:canlı, geçim, güncel, hayat, oturma, papazlık makamı, sağ, yaşam, yaşama, yaşayan
  • liabilities:borç, eğilim, mesuliyet, sorumluluk, yükümlülük
  • liability:borç, eğilim, mesuliyet, sorumluluk, yükümlülük
  • liable:duyarlı, eğilimli, mesul, muhtemel, olası, sorumlu, yükümlü
  • liaise:birlikte hareket etmek, ilişki kurmak
  • liaising:birlikte hareket etmek, ilişki kurmak
  • liaison:bağlantı, ilişki, irtibat, terbiye, ulama, yasak aşk
  • liana:tropik sarmaşık
  • liar:palavracı, yalancı
  • libation:içki içme, toprağa dökülen şarap
  • libel:davacı dilekçesi, iftiralı yazı, karalama, onurunu lekelemek, yazılarıyla iftira etmek
  • libelant:davacı
  • libelee:davalı
  • libellant:davacı
  • libellee:davalı
  • libellous:iftira niteliğinde, iftiralı, karalayıcı
  • libelous:iftira niteliğinde, iftiralı, karalayıcı
  • liberal:bol, cömert, genel, hür, liberal, liberal görüşlü kimse, oldukça büyük, özgür düşünceli, özgürlükçü kimse, serbest, serbest fikirli
  • liberalise:liberalleştirmek, serbestleştirmek
  • liberalism:liberalizm, liberallik, özgürlükçülük
  • liberality:cömertlik, eli açıklık, liberallik, özgürlükçülük
  • liberalize:liberalleştirmek, serbestleştirmek
  • liberate:kurtarmak, özgürlüğüne kavuşturmak, serbest bırakmak
  • liberated:kurtarmak, özgürlüğüne kavuşturmak, serbest bırakmak
  • liberation:açığa çıkma, azat, kurtarma, kurtuluş, serbest bırakma, serbest kalma
  • liberator:azat eden kimse, kurtarıcı
  • liberia:liberya
  • liberties:ayrıcalıklar, dokunulmazlıklar, haklar, imtiyazlar
  • libertinage:çapkınlık, hovardalık, sefahat
  • libertine:ahlaksız, çapkın, hovarda, serbest düşünceli kimse
  • libertinism:çapkınlık, hovardalık, sefahat
  • liberty:hürriyet, istiklâl, izin, özgürlük, saygısızlık
  • libidinous:şehvet düşkünü, seks düşkünü
  • libido:cinsel dürtü, libido
  • libra:terazi burcu, terazi takımyıldzı
  • librarian:kütüphaneci
  • librarianship:kütüphanecilik
  • library:çalışma odası, kitaplık, kütüphane
  • libretto:libretto, opera metni
  • libya:libya
  • libyan:libya, libyalı
  • lice:aşağılık kimse, bit
  • licence:aşırı serbestlik, ehliyet, evlenme cüzdanı, izin vermek, lisans, özgürlüğün kötüye kullanılması, ruhsat, ruhsat vermek, yetki vermek
  • licenced:ehliyetli, imtiyazlı, izinli, ruhsatlı
  • license:aşırı serbestlik, ehliyet, evlenme cüzdanı, izin vermek, lisans, özgürlüğün kötüye kullanılması, ruhsat, ruhsat vermek, yetki vermek
  • licensed:ehliyetli, imtiyazlı, izinli, ruhsatlı
  • licensee:ayrıcalıklı kimse, ruhsat sahibi
  • licenser:ruhsat veren kimse
  • licensing:ruhsat verme
  • licentious:çapkın, hovarda, seks düşkünü
  • licentiously:çapkın, hovarda, seks düşkünü
  • licentiousness:çapkınlık, hovardalık
  • lichen:liken, temriye, yosun
  • licit:meşru, mübâh, yasal
  • lick:azıcık, bir parçacık, dayak atmak, dövmek, halletmek, hız, tokat, üstesinden gelmek, yalama, yalamak, yenmek
  • licked:dayak atmak, dövmek, halletmek, üstesinden gelmek, yalamak, yenmek
  • lickerish:ağzının tadını bilen, obur
  • licking:dayak, yalama, yalayış, yenilgi
  • lickspittle:yağcı, yalaka, yaltakçı
  • licorice:meyankökü
  • lid:gözkapağı, kapak
  • lido:lido, yüzme havuzu
  • lie:durum, kandırmak, konum, mideye oturmak, palavra, uzanmak, yalan, yalan söylemek, yasal olmak, yatış, yatmak
  • lief:memnuniyetle, seve seve
  • liefer:daha memnun olarak, tercihen
  • liege:derebeyine bağlı kimse
  • liegeman:derebeyine bağlı kimse, vasal
  • lien:geçici haciz, ihtiyati haciz, ipotek
  • liens:geçici haciz, ihtiyati haciz, ipotek
  • lies:durum, kandırmak, konum, mideye oturmak, palavra, uzanmak, yalan, yalan söylemek, yasal olmak, yatış, yatmak
  • lieutenancy:teğmenlik, yüzbaşılık
  • lieutenant:sağ kol, teğmen, üsteğmen, vekil, yardımcı, yüzbaşı
  • life:can, canlı, canlılık, hayat, ömür, yaşam
  • lifebelt:cankurtaran kemeri
  • lifeblood:can, hayat veren kan, yaşam kaynağı
  • lifeboat:cankurtaran sandalı, filika
  • lifeguard:cankurtaran, koruma
  • lifejacket:can yeleği, cankurtaran yeleği
  • lifeless:cansız, durgun, ölü, sönük
  • lifelessness:cansızlık
  • lifelike:canlı gibi, gerçek gibi
  • lifeline:cankurtaran halatı, dalgıç halatı, hayat çizgisi, hayatın bağlı olduğu şey
  • lifelong:ömür boyu
  • lifer:müebbetlik kimse, ömür boyu hapis
  • liferaft:cankurtaran salı
  • lifesaver:hayat kurtaran şey, hayat kurtarıcı şey, koruyucu, koruyucu melek, kurtarıcı
  • lifesize:doğal boyutlarında, doğal ölçüsünde
  • lifespan:ömür, yaşam süresi
  • lifetime:hayat, ömür, ömür boyu süren, yaşam
  • lifework:hayat boyu yapılan iş, hayatın adandığı iş
  • lift:arabasına alma, asansör, çalmak, germek, havalanmak, kaldırma, kaldırmak, kalkmak, teleferik, topraktan çıkarmak, yardım, yukarı kaldırmak, yükseltme, yükseltmek, yürütmek
  • lifted:çalmak, germek, havalanmak, kaldırmak, kalkmak, topraktan çıkarmak, yukarı kaldırmak, yükseltmek, yürütmek
  • lifter:halterci, hırsız, kaldırıcı, vinç, yankesici
  • lifting:germe, kaldırma
  • liftoff:ateşleme, havalanma, kalkış
  • ligament:bağ, bağdoku, kiriş
  • ligaments:bağ, bağdoku, kiriş
  • ligature:bağ, bağlamak, bir araya getirmek
  • light:açık, aydınlanmak, aydınlatmak, aydınlık, deniz feneri, denk gelmek, fingirdek, hafif, inmek, ışık, ışık saçmak, ışık tutmak, ışıltı, ışımak, kolayca, konmak, lâmba, neşelendirmek, nur, rastlamak, tasasız, umursamaz, yakmak, yanmak, yumuşak
  • lighted:aydınlanmak, aydınlatmak, denk gelmek, inmek, ışık saçmak, ışık tutmak, ışımak, konmak, neşelendirmek, rastlamak, yakmak, yanmak
  • lighten:açmak, aydınlanmak, aydınlatmak, hafifletmek, ışık saçmak, parlamak, parlatmak, rahatlatmak, rengini açmak, şimşek çakmak
  • lightened:açmak, aydınlanmak, aydınlatmak, hafifletmek, ışık saçmak, parlamak, parlatmak, rahatlatmak, rengini açmak, şimşek çakmak
  • lightening:hafifletme
  • lighter:çakmak, mavna, salapurya
  • lighterman:mavnacı, salapuryacı
  • lightfooted:ayağı çabuk, ayağına çabuk, çabuk, çevik, hızlı
  • lighthanded:becerikli, eli boş, eli hafif
  • lightheaded:aklı bir karış havada, sayıklayan, sersem, sersemlemiş
  • lighthearted:endişesiz, gamsız, kaygısız, tasasız
  • lightheartedness:gamsızlık
  • lighthouse:deniz feneri, fener
  • lighting:aydınlatma, ışıklandırma, yakma
  • lightining:çok hızlı, şimşek, şimşek gibi, yıldırım
  • lightly:düşünmeden, hafif, hafifçe, kaygısızca, kolayca, önemsemeden, tatlı tatlı
  • lightness:açıklık, atiklik, çabukluk, hafiflik, keyiflilik, neşelilik, önemsizlik
  • lightning:çok hızlı, şimşek, şimşek gibi, yıldırım
  • lightproof:ışık geçirmez
  • lights:açık renkler, gözler, hayvan akciğeri, ışıklar
  • ligneous:odun gibi, odunsu
  • lignified:odunlaşmak, odunlaştırmak
  • lignify:odunlaşmak, odunlaştırmak
  • lignite:linyit
  • likable:hoş, hoşa giden, sempatik, sevimli
  • like:aynı, beğeni, beğenmek, benzer, eş, falan, gibi, güya, hoşlanmak, hoşuna gitmek, istemek, olası, sanki, sevmek, zevk
  • likeable:hoş, hoşa giden, sempatik, sevimli
  • liked:sevilen
  • likeliest:inandırıcı, mantıklı, muhtemel, mümkün, olası, uygun
  • likelihood:ihtimal, olası olma, olasılık
  • likely:büyük ihtimalle, galiba, inandırıcı, mantıklı, muhtemel, muhtemelen, mümkün, olası, uygun
  • likeminded:aynı görüşte, hemfikir
  • liken:benzerlik bulmak, benzetmek
  • likeness:benzeme, benzerlik, kopya, resim
  • likening:benzerlik bulmak, benzetmek
  • likes:aynı, beğeni, beğenmek, benzer, eş, hoşlanmak, hoşuna gitmek, istemek, sevmek, zevk
  • likewise:aynı şekilde, ayrıca, dahi, hem
  • liking:beğeni, hoşlanma, ilgi, meyil, sevme, zevk
  • lilac:eflâtun, leylak, leylak rengi
  • lilliputian:cüce, küçücük, liliput’a ait, liliput’lu, minicik
  • lilt:hareketli ezgi, kıvraklık, oynak hava, oynak şarkı söylemek
  • lilting:oynak şarkı söylemek
  • lily:zambak
  • limb:bacak, bent, kanat, kol, şube, uzuv, yaramaz çocuk
  • limber:çevik, esnek, kıvrak, top arabası ön parçası
  • limbo:belirsizlik, cehennemin sınırındaki yer, muallak, zindan
  • limbs:bacak, bent, kanat, kol, şube, uzuv, yaramaz çocuk
  • lime:ıhlamur, kalsiyum oksit, kireç, kireç serpmek, lime, misket limonu, ökse, ökse sürmek
  • limekiln:kireç ocağı
  • limelight:karpit lâmbası, sahne ışığı
  • limen:eşik
  • limerick:beş mısralık esprili şiir
  • limestone:kalker, kireç taşı
  • limewash:badana, badanalamak
  • limit:belirlemek, had, kısıtlamak, limit, limit koymak, limitlerini belirlemek, sınır, sınır koymak, sınırlama getirmek, sınırlamak, sınırlandırmak
  • limitation:had, kısıtlama, sınır, sınırlama, tahdit
  • limitations:had, kısıtlama, sınır, sınırlama, tahdit
  • limited:ekspres otobüs, ekspres tren, kısıtlı, kıt, sınırlanmış, sınırlı
  • limiting:belirlemek, kısıtlamak, limit koymak, limitlerini belirlemek, sınır koymak, sınırlama getirmek, sınırlamak, sınırlandırmak
  • limitless:sayısız, sınırsız, sonsuz, uçsuz bucaksız
  • limits:hudut
  • limn:çizmek, resmetmek, resmini yapmak
  • limner:ressam
  • limning:çizmek, resmetmek, resmini yapmak
  • limnology:gökbilim
  • limousine:limuzin, taksi
  • limp:aksamak, aksatmak, esnek, gevşek, hamur gibi, topallama, topallamak, yumuşak
  • limpid:berrak, duru
  • limpidity:berraklık, duruluk
  • limpidness:berraklık, duruluk
  • limping:aksak, topallama
  • limply:gevşekçe
  • limpness:gevşeklik, yumuşaklık
  • limy:kalkerli, kireçli, kireçsi
  • linage:hiza, satır sayısı, sıra
  • linchpin:dingil çivisi, önemli kimse
  • linden:ıhlamur
  • line:astarlamak, bilgi, çizgi, çizgi çizmek, çizmek, dize, doldurmak, halat, hat, hiza, işkolu, kablo, kaplamak, kırıştırmak, kuyruk, satır, sıra, yöntem
  • lineage:köken, nesil, soy, sülale
  • lineal:çizgisel, doğrudan doğruya
  • lineament:yüz hattı
  • lineaments:yüz hattı
  • linear:birinci derece, çizgisel, doğrusal, linear
  • lineation:çizgi düzeni
  • lined:astarlı, buruşuk, çizgili, dolgun, kaplı
  • lineman:çizgi hakemi, hat teknisyeni, yan hakem
  • linen:bez, çamaşır, keten
  • liner:astar, yolcu gemisi, zıvana
  • lines:astarlamak, bilgi, çizgi, çizgi çizmek, çizmek, dize, doldurmak, halat, hat, hiza, işkolu, kablo, kaplamak, kırıştırmak, kuyruk, satır, sıra, yöntem
  • linesman:çizgi hakemi, hat teknisyeni, yan hakem
  • lineup:oyuncuların yerlerini alması, sıralanma, sıraya girme
  • linger:ayrılamamak, can çekişmek, durmak, geçmek bilmemek, geçmişte kalmak, oyalanmak, uzamak
  • lingerie:gecelik, kadın iç çamaşırı, kadın iç gömleği
  • lingering:ayrılamayan, duran, kalıcı, yavaş, yavaş ilerleyen
  • lingo:argo, dil, yabancı dil
  • lingual:dil ile çıkarılan ses, dil sesi, dile ait
  • linguist:dil öğrenen kimse, dilbilimci, yabancı diller uzmanı
  • linguistic:dilbilim ile ilgili, dilbilimsel, dile ait
  • linguistics:dilbilim
  • liniment:ağrı kesici merhem, liniment, sıvı merhem
  • lining:astar, astarlama, kaplama
  • link:bağ, bağlamak, bağlantı, bağlantı kurmak, birleşmek, eklem, eklemek, eklenmek, halka, kol düğmesi, meşale, ulamak
  • linkage:bağ, bağlantı, eklem
  • linked:bağımlı, tabi
  • linking:bağlayıcı
  • links:golf sahası, sahildeki çimli kumul
  • linkup:bağ, bağlantı, bağlantı noktası
  • linn:çağlayan, derin derecik, gölcük, şelale
  • lino:muşamba
  • linoleum:linolyum, muşamba
  • linotype:dizgi makinesi, linotip
  • linseed:keten tohumu
  • lint:keten tiftiği, pamuk tiftiği, pamuk tiftiğini ayıklamak
  • lintel:lento, üst eşik
  • liny:buruşuk, çizgili, kırışık
  • lion:aslan, başarılı ve aranan kimse, cesur kimse, görülmeye değer yerler
  • lioness:dişi aslan
  • lionhearted:aslan yürekli
  • lionize:dikkat çekmesini sağlamak, ünlü muamelesi yapmak
  • lionized:dikkat çekmesini sağlamak, ünlü muamelesi yapmak
  • lionizing:dikkat çekmesini sağlamak, ünlü muamelesi yapmak
  • lip:ağız, dudak, kenar, küstahlık
  • lips:ağız, dudak, kenar, küstahlık
  • lipstick:dudak boyası, ruj
  • liquefiable:eritilebilir, sıvılaştırılabilir
  • liquefied:sıvılaşmak, sıvılaştırmak
  • liquefy:sıvılaşmak, sıvılaştırmak
  • liquescent:sıvılaşan, sıvılaşmaya uygun
  • liqueur:likör
  • liquid:akıcı, berrak, ıslak, likit, likit madde, saydam, sıvı
  • liquidate:kapatmak, tasfiye etmek, yok etmek
  • liquidated:kapatmak, tasfiye etmek, yok etmek
  • liquidating:kapatmak, tasfiye etmek, yok etmek
  • liquidation:hesaplaşma, kapatma, likidasyon, paraya çevirme, tasfiye
  • liquidator:likidatör, tasfiye memuru
  • liquidity:akıcılık, cari aktifler, likidite, nakit, sıvılık
  • liquor:çözelti, içki, içki içmek, salgı, sert içki
  • liquorice:meyankökü
  • lira:lira
  • lire:liret
  • lisp:peltek konuşma, peltek konuşmak, telaffuz edememek, yanlış telaffuz
  • lisping:peltek konuşmak, telaffuz edememek
  • lissom:atik, çabuk, çevik, kıvrak
  • lissome:atik, çabuk, çevik, kıvrak
  • list:cetvel, geminin yan yatması, kaydetmek, kumaş kenarı, liste, listelemek, listeye yazmak, yana yatmak
  • listed:kaydedilmiş, kayıtlı
  • listen:dinlemek, kulak asmak
  • listen!:baksana!
  • listener:dinleyen kimse, dinleyici
  • listeners:dinleyen kimse, dinleyici
  • listening:dinleme
  • listing:listeleme
  • listless:cansız, dikkatsiz, gevşek, ilgisiz, kayıtsız
  • listlessly:ilgisizce, umursamazca
  • listlessness:ilgisizlik, umursamazlık
  • lists:er meydanı, parmaklıklar, yarışma pisti
  • lit:küfelik, sarhoş
  • litany:ayin, dualar etme
  • liter:litre
  • literacy:edebi kültür, okur yazarlık, yazın yeteneği
  • literal:abartısız, aslına uygun, basım, gerçek, gerçekçi, kelimesi kelimesine, tam
  • literalism:aslına uygunluk, gerçekçilik
  • literality:gerçeklik
  • literally:harfi harfine
  • literalness:aslına uygunluk, gerçekçilik
  • literary:edebi, konuşma dilinde kullanılmayan, yazınsal
  • literate:aydın, çok okumuş, çok okumuş kimse, edebi, okumuş, okur yazar, okur yazar kimse, yazınsal
  • literati:aydınlar, edebiyatçılar
  • literatim:harfi harfine, kelimesi kelimesine
  • literature:edebiyat, literatür, yazılı eser, yazın
  • liters:litre
  • lithe:esnek, kıvrak
  • litheness:esneklik, kıvraklık
  • lithesome:esnek, kıvrak
  • lithium:lityum
  • lithochromatic:rengârenk, renkli
  • lithograph:litograf, taşbasması resim, taşbasması yapmak
  • lithographer:litografyacı, taşbasmacı, taşbasması resim
  • lithographic:taşbaskı ile ilgili
  • lithography:litografi, taşbaskısı
  • lithuanian:litvanya, litvanya dili, litvanyalı
  • lithuanians:litvanya dili, litvanyalı
  • litigant:davacı
  • litigate:dava açmak, mahkemeye başvurmak
  • litigating:dava açmak, mahkemeye başvurmak
  • litigation:dava
  • litigious:dava konusu olabilir, dava meraklısı, kavgacı, kavgalı
  • litmus:turnusol
  • litography:litografi, taşbaskısı
  • litre:litre
  • litter:bir batında doğan yavrular, çöp, dağınıklık, dağıtmak, döküntü, karıştırmak, kedi kumu, sedye, tahtırevan, talaş sermek, yavrulamak
  • litterateur:edip
  • litterbin:çöp tenekesi
  • littered:dağıtmak, karıştırmak, talaş sermek, yavrulamak
  • littering:dağıtmak, karıştırmak, talaş sermek, yavrulamak
  • little:adi, az, az miktar, az zaman, azıcık, bayağı, dar görüşlü, hemen hemen hiç, küçük, ufak, ufak şey
  • littleness:azlık, küçüklük, önemsizlik, yetersizlik
  • littlest:adi, az, bayağı, dar görüşlü, küçük, ufak
  • littoral:kıyı, kıyısal, kıyıya yakın, sahil
  • liturgic:ayinle ilgili, komünyona ait
  • liturgical:ayinle ilgili, komünyona ait
  • liturgy:aşai rabbani, cemaat ile okunan dua, komünyon
  • livable:çekilir, oturulabilir, yaşanabilir
  • live:canlı, diri, elektrik yüklü, elektrikli, güncel, hareketli, hayat dolu, hayatın tadını çıkarmak, hayatta kalmak, naklen, oturmak, parlak, sönmemiş, yanmamış, yaşamak, yaşayan
  • lived:yaşamış, yaşayan
  • livelier:canlı, eğlenceli, enerjik, hayat dolu, heyecanlandırıcı, neşeli, parlak
  • livelihood:geçim, geçimini sağlama
  • liveliness:canlılık, parlaklık
  • livelong:boyunca
  • lively:canlı, eğlenceli, enerjik, hayat dolu, heyecanlandırıcı, neşeli, parlak
  • liven:canlandırmak, canlanmak, neşelendirmek, neşelenmek
  • liver:ciğer, karaciğer
  • liverish:huysuz, sinirli
  • liverpool:liverpool
  • liverwort:kızılyaprak, koyunotu
  • livery:kiralık at ahırı, kıyafet, üniforma, uşak elbisesi, yem parası
  • lives:can, canlı, canlılık, hayat, ömür, yaşam
  • livestock:böcekler, çiftlik hayvanları, haşarat, hayvan mevcudu
  • livid:kurşuni, morarmış, mosmor
  • lividity:grilik, morluk
  • lividness:grilik, morluk
  • living:canlı, geçim, güncel, hayat, oturma, papazlık makamı, sağ, yaşam, yaşama, yaşayan
  • lixiviate:yıkayarak ayrıştırmak
  • lizard:kertenkele
  • lo!:bak!, işte!
  • load:çok miktar, çok yemek, doldurmak, katmak, şarj, sıkıntı, sıkmak, sorumluluk, yük, yük olmak, yüklemek, yüklenmek
  • loaded:doldurulmuş, dolu, paralı, sarhoş, yüklü
  • loader:doldurucu, pohpohcu, yağcı, yükleyici
  • loading:doldurma, film takma, yük, yükleme
  • loads:çok miktar, çok yemek, doldurmak, katmak, şarj, sıkıntı, sıkmak, sorumluluk, yük, yük olmak, yüklemek, yüklenmek
  • loadstar:çobanyıldızı, kutupyıldızı
  • loadstone:çekici kimse, çekici şey, mıknatıs taşı
  • loaf:akıl, aylaklık etmek, başıboş dolaşmak, beyin, ekmek somunu, kaytarmak, somun
  • loafer:aylak, boş gezen, işsiz, mokasen, mokasen ayakkabı
  • loafers:aylak, boş gezen, işsiz, mokasen, mokasen ayakkabı
  • loafing:aylaklık etmek, başıboş dolaşmak, kaytarmak
  • loam:bereketli toprak, verimli toprak
  • loamy:özlü, verimli
  • loan:borç, borçlanma, ödünç para, ödünç verilen şey, ödünç verme, ödünç vermek
  • loaned:ödünç
  • loaning:ödünç vermek
  • loans:borç, borçlanma, ödünç para, ödünç verilen şey, ödünç verme, ödünç vermek
  • loanword:başka dilden alınan sözcük
  • loath:gönülsüz, isteksiz
  • loathe:iğrenmek, nefret etmek, tiksinmek
  • loathed:iğrenmek, nefret etmek, tiksinmek
  • loathing:iğrenme, nefret
  • loathingly:iğrenerek, nefretle
  • loathsome:iğrenç, müstehcen, nefret uyandıran, tiksindirici
  • loathsomeness:iğrençlik
  • loaves:akıl, beyin, ekmek somunu, somun
  • lob:hantalca koşmak, havaya vurulan top, lob, topu havaya vurmak
  • lobby:görüşme yapmak, hol, kulis, kulis yapmak, lobi, lobi oluşturmak
  • lobbying:lobi oluşturma
  • lobbyist:lobici
  • lobbyists:lobici
  • lobe:lop, meme
  • lobster:böcek, ıstakoz
  • local:bölgesel, ekspres olmayan, kısmi, lokal, sakin, şehir içi, yerel, yerli, yöre sakini
  • locale:mahal, olay yeri, yer
  • localisation:sınırlama, yerelleştirme, yerini belirleme
  • localise:sınırlamak, yerelleştirmek, yerini belirlemek
  • localised:sınırlamak, yerelleştirmek, yerini belirlemek
  • localism:şive, yerli mala rağbet, yöreye bağlılık
  • localisms:şive, yerli mala rağbet, yöreye bağlılık
  • locality:civar, mekân, semt, yer
  • localization:sınırlama, yerelleştirme, yerini belirleme
  • localize:sınırlamak, yerelleştirmek, yerini belirlemek
  • localized:sınırlamak, yerelleştirmek, yerini belirlemek
  • locally:bölgesel olarak, lokal olarak, mahalli olarak
  • locate:oturmak, yerini saptamak, yerleşmek, yerleştirmek
  • located:oturmak, yerini saptamak, yerleşmek, yerleştirmek
  • locating:oturmak, yerini saptamak, yerleşmek, yerleştirmek
  • location:konum, mevki, stüdyo dışı, yer, yer belirleme, yerleştirme
  • locative:ismin -de hali, kalma durumu, lokatif, yer belirten, yer belirtme hali
  • loch:göl, körfez, koy
  • lock:bağlamak, birbirine geçirmek, birbirine geçmek, bloke etmek, boyunduruk, bukle, durdurmak, kanal havuzu, kanal havuzuna sokmak, kilit, kilitlemek, kıvırcık sakal, lüle, takılmak
  • lockage:kanal havuzundan geçme
  • locked:birbirine geçmiş, kenetlenmiş, kilitli, sıkışmış
  • locker:kilitleyen kimse, kilitli dolap, malzeme dolabı
  • locket:madalyon
  • locking:kilitleme
  • lockjaw:kazıklıhumma, tetanos
  • lockon:hedefe kilitlenmek, radarla takip etmek, takılmak, üstüne düşmek
  • lockout:lokavt, toplu işten çıkarma
  • locks:bağlamak, birbirine geçirmek, birbirine geçmek, bloke etmek, boyunduruk, bukle, durdurmak, kanal havuzu, kanal havuzuna sokmak, kilit, kilitlemek, kıvırcık sakal, lüle, takılmak
  • locksmith:çilingir, kilit ustası
  • lockup:bloke etme, kilitleme, kilitli dükkân, nezarethane
  • loco:deli, kaçık, lokomotif
  • locomotion:gezi, gezme, hareket
  • locomotive:hareket ettirici, harekete geçiren, lokomotif
  • locum:vekil
  • locus:gezenek, mahal, yer
  • locust:akasya, çekirge, harnup, keçiboynuzu
  • locution:deyim, ifade, tabir, terim
  • locutions:deyim, ifade, tabir, terim
  • lode:maden damarı
  • lodestar:çobanyıldızı, kutupyıldızı, yol gösterici
  • lodestone:çekici kimse, çekici şey, mıknatıs taşı
  • lodge:arzetmek, bildirmek, kiracı olarak kalmak, kızılderili çadırı, kulübe, loca, merkez bina, misafir etmek, misafir olmak, oturmak, para yatırmak, saplamak, sunmak, vurmak, yatıya kalmak
  • lodgement:arzetme, bildirme, para yatırma, sunma, verme, yerleşme
  • lodger:misafir, pansiyoner
  • lodging:iskân, kalacak yer, kiralık ev, pansiyon
  • lodgings:pansiyon
  • lodgment:arzetme, bildirme, para yatırma, sunma, verme, yerleşme
  • loess:killi ve kumlu balçık, lös
  • loft:çatı katı, güvercin sürücü, güvercinlik, tavanarası, topu yükseğe atmak
  • lofter:golf sopası
  • loftier:azametli, kibirli, mağrur, ulvi, yüce, yüksek
  • loftiness:azamet, kibir, yücelik, yükseklik
  • lofts:çatı katı, güvercin sürücü, güvercinlik, tavanarası, topu yükseğe atmak
  • lofty:azametli, kibirli, mağrur, ulvi, yüce, yüksek
  • log:gemi hız ölçeri, kütük, logaritma, mesafe katetmek, parakete, seyir defteri, seyir defterine yazmak, tomruk
  • logarithm:logaritma
  • logarithms:logaritma
  • logbook:kütük, ruhsat, seyir defteri
  • loggia:kemeraltı, sundurma
  • logic:mantık
  • logical:makul, mantıklı, mantıksal, tutarlı
  • logicalness:mantıklılık
  • login:giriş
  • logistic:biçimsel, lojistik
  • logistics:lojistik
  • logo:işaret, logo, ticari ad
  • logogram:logogram, sözcük ifade eden işaret
  • logos:işaret, logo, ticari ad
  • logotype:işaret, logo, ticari ad
  • logroll:arka çıkmak, birbirini desteklemek, desteklemek
  • logrolling:arka çıkma, birbirini destekleme, destekleme
  • loin:bel, fileto
  • loincloth:peştamâl
  • loins:bel, kuşak, nesil, rahim
  • loiter:oyalanmak, sallanmak, sürtmek
  • loiterer:aylak, boş gezen kimse
  • loitering:oyalanmak, sallanmak, sürtmek
  • loll:ağzından sarkıtmak, tembelce oturmak, uzanmak, yayılmak
  • lolling:ağzından sarkıtmak, tembelce oturmak, uzanmak, yayılmak
  • lollipop:lolipop, saplı şeker
  • lollop:ayağını sürümek, isteksizce gitmek
  • lolly:lolipop, mangır, para
  • london:londra
  • lone:kimsesiz, tek, yalnız
  • loneliness:yalnızlık
  • lonely:yalnız, yapayalnız
  • loner:yalnız yaşayan kimse, yalnızlığı seven kimse
  • lonesome:yalnız, yapayalnız
  • long:arzu etmek, büyük, can atmak, çoktan, epeydir, gözlemek, hasret kalmak, hasret olmak, istemek, özlemek, özlemini çekmek, susamak, uzun, uzun ses, uzun süre, uzun vadeli, uzun zaman, uzun zamandır, uzunluk
  • longbow:uzun yay
  • longe:at eğitme kementi, kement
  • longer:büyük, uzun, uzun vadeli
  • longest:büyük, uzun, uzun vadeli
  • longevity:uzun ömürlü olma
  • longhand:el yazısı
  • longheaded:akıllı, ileriyi gören, sağduyulu, zeki
  • longing:arzu, arzulu, can atma, hasret, özlem, özlem dolu, özlemiş, susamış
  • longish:uzunca
  • longitude:boylam
  • longitudinal:boylamasına, boylamsal, uzunlamasına
  • longitudinally:boydan boya, boyuna, uzunlamasına olarak
  • longlived:uzun ömürlü, uzun süreli
  • longs:paçalı don
  • longshoreman:dok işçisi
  • longsighted:ileriyi düşünen, presbit, uzağı gören
  • longstanding:bitmez tükenmez, epeydir devam eden, sürüncemede kalan
  • longsuffering:cefa, cefakâr, çilekeş, çok çekme, sabırlı
  • longtime:uzun süreli, uzun vadeli
  • longueur:uzun ve sıkıcı bölüm
  • loo:helâ, tuvalet
  • loofa:lif kabağı, lif kabağından banyo lifi
  • loofah:lif kabağı, lif kabağından banyo lifi
  • look:bakış, bakma, bakmak, görünmek, görünüş, göstermek, nazar, ümit etmek, ummak, yüz ifadesi
  • look!:bakın!
  • looked:bakmak, görünmek, göstermek, ümit etmek, ummak
  • looker:güzel ve çekici kız
  • lookeron:seyirci
  • lookout:beklenti, gözcü, gözcülük yapma, gözetleme, gözetleme yeri, kollama, manzara, sorun, ümit
  • looks:bakış, bakma, bakmak, görünmek, görünüş, göstermek, nazar, ümit etmek, ummak, yüz ifadesi
  • loom:belli belirsiz görünmek, dokuma tezgâhı, karaltı gibi görünmek
  • looming:belli belirsiz görünmek, karaltı gibi görünmek
  • loon:ahmak, dalgıçkuşu, işe yaramaz kimse, tembel
  • loony:akıl hastası, deli, kaçık
  • loop:döngü, dönme, düğüm, düğümlemek, ilik, iliklemek, ilmek, ilmik, ilmik olmak, kavis, spiral, takla
  • loophole:açık kapı, gözetleme deliği, kaçamak, mazgal
  • looping:düğümlemek, iliklemek, ilmik olmak
  • loos:helâ, tuvalet
  • loose:açık, ahlaksız, ateş etmek, ateşlemek, atmak, bağlanmamış, bol, gevşek, gevşek olarak, gevşemiş, hafif, kabaca, oynak, salıvermek, serbest, serbest bırakmak, üstünkörü, yarım yamalak
  • loosen:açılmak, açmak, çözmek, çözülmek, gevşemek, gevşetmek, söktürmek, yumuşatmak
  • loosened:açılmak, açmak, çözmek, çözülmek, gevşemek, gevşetmek, söktürmek, yumuşatmak
  • looseness:bolluk, düzensizlik, gevşeklik, hafiflik, hoppalık, ishal, kararsızlık, serbestlik
  • loosening:gevşeme
  • looser:açık, ahlaksız, bağlanmamış, bol, gevşek, gevşemiş, hafif, oynak, serbest, yarım yamalak
  • loot:ganimet, kanunsuz kazanç, talan, vurgun, yağma, yağmalamak
  • looted:yağmalamak
  • looter:çapulcu, vurguncu, yağmacı
  • looting:yağma
  • lop:asılı olmak, budamak, kesip atmak, kesmek, sarkıtmak, sarkmak
  • lope:uzun adımlarla koşma
  • lopped:asılı olmak, budamak, kesip atmak, kesmek, sarkıtmak, sarkmak
  • lopsided:aksak, dengesiz, eğilmiş, oransız, yana yatmış
  • loquacious:dilli, geveze, konuşkan
  • loquaciousness:gevezelik, konuşkanlık
  • loquacity:ağız kalabalığı, gevezelik, konuşkanlık
  • loquat:malta eriği, yenidünya
  • lord:bey, beyefendi, efendi, lord, lord ünvanı vermek, sahip
  • lordliness:azamet, gurur, kibirlilik
  • lordly:amirane, asil, azametli, kibirli, muhteşem
  • lordship:lordluk, üstünlük
  • lore:bilgi, ilim, irfan
  • lorries:kamyon
  • lorry:kamyon
  • lory:güney afrika’ya özgü bir kuş, kırmızı papağan
  • lose:azıtmak, geri kalmak, heba etmek, kaçırmak, kaybetmek, kaybolmak, mahrum etmek
  • loser:başarısız kimse, kaybeden kimse, mağlup
  • losing:kaybedeceği belli olan, kazançlı olmayan
  • loss:kayıp, zarar, zayi
  • losses:kayıp, zarar, zayi
  • lost:dalgın, düşünceye dalmış, kaybedilmiş, kaybolmuş, kayıp, kendini kaybetmiş, mahvolmuş, şaşırmış
  • lot:arsa, bir sürü, bölüştürmek, çok, hisse, kader, kısmet, kura ile paylaştırmak, nasip, taksim etmek
  • loth:isteksiz
  • lothario:baştan çıkaran kimse, çapkın, sefih
  • lotion:losyon
  • lottery:piyango
  • lotto:loto, tombala
  • lotus:lotus, nilüfer
  • loud:gürültülü, gürültüyle, kaba, parlak, yüksek, yüksek sesle
  • louden:yükselmek, yükseltmek
  • loudly:gürültüyle, yüksek sesle
  • loudmouthed:ağzı kalabalık
  • loudness:gürültü, yüksek seslilik
  • loudspeaker:hopârlör
  • lough:göl, körfez
  • lounge:divan, kanepe, salon, şezlong, tembel tembel sürtmek, tembellik etmek, uzanma, uzanmak, yayılmak
  • lounger:aylâk kimse, tembel
  • lounges:divan, kanepe, salon, şezlong, tembel tembel sürtmek, tembellik etmek, uzanma, uzanmak, yayılmak
  • lounging:tembel tembel sürtmek, tembellik etmek, uzanmak, yayılmak
  • loupe:pertavsız
  • lour:kararmak, karartmak, somurtma, surat asma, surat asmak
  • louse:aşağılık kimse, bit
  • lousiness:bitlilik, iğrençlik
  • lousy:alçak, bitli, iğrenç, kötü
  • lout:ayı tip, hantal tip, kaba adam
  • loutish:hantal, hoyrat, kaba
  • loutishness:hoyratlık, kabalık
  • louver:çatı penceresi, panjurlu pencere
  • louvre:çatı penceresi, panjurlu pencere
  • lovable:cana yakın, hoş, sempatik, sevilen, sevilir, sevimli
  • love:aşk, hayranlık, sevda, sevgi, sevgili, sevmek, tutkunluk, yar
  • loveable:cana yakın, hoş, sempatik, sevilen, sevilir, sevimli
  • lovebird:muhabbetkuşu
  • loved:sevgili, sevilen
  • loveliness:hoşluk, sevimlilik
  • lovelock:bukle, kâkül, zülüf
  • lovelorn:terkedilmiş
  • lovely:güzel, hoş, sevimli, şirin
  • lovely!:güzel, hoş, sevimli, şirin
  • lovemaking:sevişme
  • lover:aşık, dost, hayran, meraklı, sevgili
  • lovers:aşık, dost, hayran, meraklı, sevgili
  • loveseat:iki kişilik kanepe
  • lovesick:aşk hastası, sevdalı
  • lovestruck:tutulmuş, vurulmuş
  • loving:aşk dolu, şefkâtli, seven, sevgi gösteren
  • lovingly:sevgi ile
  • lowdown:ahlaksız, alçak, alçakça yapılan, aşağılık, gerçek, içyüzü, işin aslı, rezil
  • lower:alçaltmak, alt, aşağı, aşağıdaki, daha alçak, daha aşağı, düşürmek, indirmek, karartmak, küçük düşürmek, küçültmek, somurtma, somurtmak, surat asma, surat asmak
  • lowercase:küçük harf
  • lowered:alçaltmak, düşürmek, indirmek, karartmak, küçük düşürmek, küçültmek, somurtmak, surat asmak
  • lowering:asık, indirme, kararmış, somurtan
  • lowermost:en aşağı, en aşağıdaki
  • lowers:alçaltmak, düşürmek, indirmek, karartmak, küçük düşürmek, küçültmek, somurtmak, surat asmak
  • lowest:en düşük, en küçük
  • lowing:böğürmek
  • lowland:ova
  • lowlife:ayaktakımı, serseri
  • lowlifes:ayaktakımı, serseri
  • lowliness:alçakgönüllülük
  • lowly:alçakgönüllü, aşağı, mütevazı
  • lownecked:açık yakalı, dekolte
  • lowness:alçaklık, aşağılık
  • lowpitched:alçak sesli, heyecansız, pes sesli
  • lowrise:alçak, yüksek olmayan
  • lox:füme balık, sıvı oksijen
  • loxodrome:kerte hattı
  • loyal:sadık, vefalı
  • loyalist:krala sadık kimse, sadık kul
  • loyalty:bağlılık, sadakât
  • lozenge:baklava şekli, eşkenar dörtgen, pastil
  • lsd:l.s.d., uyuşturucu madde
  • lubber:beceriksiz, hantal, hödük
  • lubberliness:beceriksizlik, hantallık
  • lubricant:yağlayıcı madde
  • lubricate:yağlamak
  • lubricated:yağlamak
  • lubricates:yağlamak
  • lubricating:yağlamak
  • lubrication:yağlama
  • lubricator:yağdanlık, yağlayıcı
  • lubricious:dönek, kaygan, zampara
  • lubricity:kayganlık, kaypaklık, zamparalık
  • lubricous:kaygan, kaypak, zampara
  • lucency:berraklık, parlaklık
  • lucent:açık, berrak, parlak
  • lucerne:kabayonca, luzern
  • lucid:açık, aklı başında, anlaşılır, berrak
  • lucidity:açıklık, berraklık, sağduyu
  • lucidness:açıklık, berraklık, sağduyu
  • lucifer:sabah yıldızı, şeytan, venüs
  • luck:baht, şans, tâlih
  • luckily:allah’tan, bereket versin ki, iyi ki
  • luckiness:şanslılık
  • luckless:şanssız
  • lucky:şanslı, tâlihli, uğurlu
  • lucrative:kârlı, kazançlı
  • lucre:para
  • lucubrate:emek vermek, geç vakte kadar çalışmak, sabahlamak
  • lucubratory:emek isteyen, zahmetli
  • ludic:fingirdek, oynak, oynama ile ilgili
  • ludicrous:gülünç, komik
  • ludicrousness:komiklik
  • lues:frengi
  • luff:orsa etmek
  • luffa:lif kabağı, lif kabağından banyo lifi
  • lug:çekiş, çekmek, kulak, kulp, sap, sürüklemek, sürüklenmek
  • luggage:bagaj
  • lugsail:aşırmalı yelken
  • lugubrious:acıklı, asık suratlı, hazin, kasvetli
  • lugworm:kum kurdu
  • lukewarm:ilgisiz, ılık
  • lukewarmly:ilgisizce, ılık olarak, kayıtsızca
  • lukewarmness:ılıklık
  • lull:ara, sükunet, teskin etmek, uyuşmak, uyuşturmak, yatıştırmak
  • lullaby:ninni
  • lulling:teskin etmek, uyuşmak, uyuşturmak, yatıştırmak
  • lulu:olağanüstü şey
  • lumbago:bel ağrısı, lumbago
  • lumbar:bele ait
  • lumber:ağaç kesmek, gereksiz eşya, hantal hantal yürümek, kereste, kereste kesmek, lüzumsuz eşya, lüzumsuz eşya ile doldurmak
  • lumbering:ağaç kesme, ağır, hantal, kerestelik ağaç kesme
  • lumberjack:ağaç kesen kimse
  • lumberman:keresteci
  • lumbermill:kereste kesme yeri
  • lumberroom:sandık odası
  • lumen:ışık birimi, lümen
  • luminary:aydın, bilge, ışık, ışık saçan şey
  • luminescence:ışıldama, parlaklık
  • luminescent:ışıldayan, parlak
  • luminiferous:ışık saçan
  • luminosity:parlaklık
  • luminous:açık, aydınlık, parlak, zeki
  • lummox:ahmak, aptal, bön
  • lump:ahmak, çekmek, katlanmak, öbek, parça, şişlik, top haline getirmek, topak, toptan almak, toptan satmak, yığın, yığmak, yumru
  • lumpish:hantal, topak gibi, yumru gibi
  • lumpy:top top, topaklı, yumrulu
  • luna:ay, ay tanrıçası, gümüş
  • lunacy:çılgınlık, cinnet, delilik
  • lunar:aya ait, gümüşlü, yarımay şeklinde
  • lunate:yarımay şeklinde
  • lunatic:çılgın, deli, delice
  • lunation:kameri ay
  • lunch:öğle yemeği, öğle yemeği yemek
  • luncheon:öğle yemeği
  • lunchroom:yemek odası
  • lune:hilâl şekli
  • lunette:hilâl şeklindeki aralık
  • lung:akciğer, ciğer
  • lunge:at terbiye etmek, hamle, hamle yapmak, saldırma, saldırmak
  • lunges:at terbiye etmek, hamle, hamle yapmak, saldırma, saldırmak
  • lungs:akciğer
  • lupin:acı bakla, kurt gibi, kurt ile ilgili
  • lupine:acı bakla, kurt gibi, kurt ile ilgili
  • lupus:deri veremi, lupus
  • lurch:sallanma, sallanmak, sendeleme, sendelemek, silkinme, silkinmek, zor durum
  • lurcher:dolandırıcı, hırsız, pusucu
  • lurching:sallanmak, sendelemek, silkinmek
  • lure:ayartmak, cazibe, cezbetmek, çığırtkan, tuzak, yem, yemlemek
  • lured:ayartmak, cezbetmek, yemlemek
  • lurid:kızıl, korkunç, korkutucu, yangın kızıllığı gibi
  • luring:ayartmak, cezbetmek, yemlemek
  • lurk:gizlenmek, pusuya yatmak
  • lurking:gizlenmiş
  • luscious:ağız sulandıran, lezzetli, tatlı
  • lusciousness:lezzet, tatlılık
  • lush:ayyaş, bereketli, bol, çok içirmek, çok içmek, içkici, içkici tip, özlü, sulu
  • lust:arzu, arzulu olmak, şehvet, şehvetli olmak, seks düşkünlüğü
  • luster:avize, cila, cilalamak, ihtişam, ışıtmak, parıltı, parlaklık, parlatmak, sır
  • lustered:cilalamak, ışıtmak, parlatmak
  • lustering:cilalamak, ışıtmak, parlatmak
  • lusterless:fersiz
  • lustful:şehvani, şehvetli
  • lustfulness:şehvet
  • lustily:kuvvetle, şiddetle
  • lustiness:canlılık, iştah, kuvvet, şiddet
  • lusting:arzulu olmak, şehvetli olmak
  • lustrate:şartlamak, taharetlenmek, yıkamak
  • lustration:taharet, yıkama
  • lustre:avize, cila, cilalamak, ihtişam, ışıtmak, parıltı, parlaklık, parlatmak, sır
  • lustreless:fersiz
  • lustring:cilalamak, ışıtmak, parlatmak
  • lustrous:parlak
  • lustrousness:parlaklık
  • lustrum:beş yıllık dönem
  • lusty:canlı, dinç, kuvvetli, sağlam
  • lutanist:kopuzcu, udi
  • lute:kopuz, lökünlemek, macun, macun ile sıvamak, ut, ut çalmak
  • lutestring:ipekli parlak bir kumaş
  • luting:lökünleme
  • lutist:kopuzcu, udi
  • lux:ışık birimi, lüks
  • luxate:burkmak, yerinden çıkarmak
  • luxation:çıkık
  • luxe:lüks
  • luxembourg:lüksemburg
  • luxuriance:bolluk
  • luxuriant:bereketli, bol, süslü
  • luxuriantly:bol bol, bolca, süslü şekilde
  • luxuriate:bol yetişmek, bolluk içinde yaşamak, lüks yaşamak
  • luxuries:lüks, şatafat, zevk
  • luxurious:lüks, rahat, şaşaalı
  • luxuriously:lüks içinde
  • luxury:lüks, şatafat, zevk
  • lycaonia:konya, likaonya
  • lycee:lise
  • lyceum:eğitim salonu
  • lycia:likya
  • lydian:kadınsı, lidyalı, lidya’ya ait, şehvet düşkünü
  • lye:kül suyu, küllü su
  • lying:yalan söyleme, yalancılık, yatacak yer, yatış
  • lymph:akkan, lenf
  • lymphatic:gamsız, lenfatik, lenfli, serinkanlı
  • lynx:vaşak
  • lyra:şilyak, şilyak takımyıldızı
  • lyre:lir
  • lyric:gazel, lirik
  • lyrical:lirik tarzında
  • lyricist:lirik güfte yazarı
  • lyrics:lirik güfte
  • lyrist:lir sanatçısı, lirik şairi
  • lysine:lizin
  • lysis:hücre çözülmesi
  • lysol:lizol
  • lyssa:kuduz

 

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.

X

Online Canlı Ders

Çağrı Hoca ile İngilizce cümle kurma canlı dersi İçin son 3 dakika 45 saniye.