İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

M ile Başlayan İngilizce Kelimeler ve Anlamları


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

M ile başlayan İngilizce kelimeler ve anlamlarını aşağıda sıraladık. 1000 adet en çok kullanılan m harfi ile başlayan İngilizce kelime listesi;

  • a.:master derecesi
  • a.p.:harita, haritasını yapmak, plan, planlamak, surat
  • e.t.u.:o.d.t.ü., orta doğu teknik üniversitesi
  • ma:anne
  • maam:efendim, hanımefendi, madam
  • ma’am:efendim, hanımefendi, madam
  • mac:oğlu, zade
  • macabre:ölüme ait, ölümle ilgili, ürkütücü
  • macadam:şose
  • macadamize:şose yapmak
  • macaroni:karmakarışık şey, makarna, züppe
  • macaroon:acıbadem kurabiyesi
  • macaw:amerika papağanı
  • mace:gözyaşartıcı bomba sıvısı, gürz, küçük hindistan cevizi kabuğu, topuz, tören sopası
  • macedonian:makedonya, makedonyalı
  • macerate:ıslatarak yumuşatmak
  • maceration:ıslanıp yumuşama
  • machete:pala
  • machiavellian:makyavelce, sinsi ve hilekâr
  • machiavellianism:makyavelcilik
  • machinate:dolap çevirmek, entrika çevirmek, kumpas kurmak
  • machination:dolap, entrika
  • machinations:dolap, entrika
  • machine:makine, makine ile yapmak, mekanizma
  • machined:makine ile yapmak
  • machinegun:makineli tüfek, mitralyöz
  • machinery:makinalar, mekanizma
  • machining:makine ile yapmak
  • machinist:makinist
  • macintosh:yağmurluk
  • mackintosh:yağmurluk
  • mackle:bulanık basmak, bulanıklık, leke
  • mackled:bulanık, lekeli
  • macle:ikiz kristal
  • macoroni:karmakarışık şey, makarna, züppe
  • macro:büyük, makro, uzun
  • macrocephalous:büyük beyinli
  • macrocephaly:büyük beyinlilik, makrosefali
  • macrocosm:evren, kâinat
  • macroeconomics:genel ekonomi, makro-ekonomi
  • macrograph:doğal boyutlu resim
  • macron:uzatma işareti
  • macroscopic:gözle görülebilir, makroskobik
  • macula:benek, leke, nokta
  • maculate:leke oluşturmak, lekelemek
  • maculated:benekli, lekeli
  • maculation:leke, lekelenme
  • mad:azgın, çılgın, deli, kızgın, kudurmuş, kuduz, sinirli
  • madagascarian:madagaskar
  • madam:bayan, genelev patronu, madam
  • madam!:bayan, genelev patronu, madam
  • madame:bayan, hanımefendi, madam
  • madcap:delifişek, delişmen, zıpır
  • madden:deli etmek, delirtmek
  • maddened:deli etmek, delirtmek
  • maddening:çıldırtıcı, delirtici, sinirlendirici
  • madder:kızılkök, kök boya
  • made:garantili, üretilmiş, yapılmış
  • mademoiselle:matmazel
  • madhouse:akıl hastanesi, tımarhane
  • madly:deli gibi, delice
  • madman:deli
  • madness:çılgınlık, cinnet, delilik
  • madonna:meryemana
  • madrid:madrid
  • madwoman:deli
  • madwort:deliotu
  • maecenas:hami
  • maelstrom:büyük girdap, yıkıcı güç
  • maestro:maystro, orkestra şefi, üstâd
  • mafia:mafya
  • magazine:cephanelik, dergi, fişek haznesi, şarjör
  • magazines:cephanelik, dergi, fişek haznesi, şarjör
  • mage:sihirbaz
  • magenta:morumsu kırmızı renk
  • maggot:arzu, heves, kurtçuk, sinek kurdu
  • maggoty:kurtlu
  • magi:mecusiler
  • magic:büyü, büyücülük, sihir, sihirbazlık
  • magical:büyü gibi, büyülü, sihirsel
  • magically:büyüleyerek, sihirle
  • magician:büyücü, sihirbaz
  • magisterial:amirane, hakim, hakime ait
  • magistrate:adliye yüksek memuru, polis mahkemesi hakimi, sulh hakimi
  • magistrates:adliye yüksek memuru, polis mahkemesi hakimi, sulh hakimi
  • magma:macunsu bileşim, mağma
  • magnanimity:alicenaplık, bağışlayıcık, yücelik
  • magnanimous:asil ruhlu, bağışlayıcı, yüce
  • magnate:ileri gelen, kodaman, patron
  • magnesia:magnezyum oksit, manyezi
  • magnesium:magnezyum
  • magnet:magnet, mıknatıs
  • magnetic:çekici, manyetik, mıknatıslı
  • magnetism:cazibe, manyetizma, mıknatıslık
  • magnetization:mıknatıslama
  • magnetize:çekmek, cezbetmek, mıknatıslamak
  • magnetized:çekmek, cezbetmek, mıknatıslamak
  • magnetizing:çekmek, cezbetmek, mıknatıslamak
  • magneto:manyeto
  • magnets:magnet, mıknatıs
  • magnific:muazzam, muhteşem
  • magnifical:muazzam, muhteşem
  • magnification:büyütme
  • magnificence:azamet, görkem, ihtişam
  • magnificent:azametli, görkemli, muhteşem, olağanüstü güzel, şahane
  • magnified:abartmak, büyütmek, göklere çıkarmak, övmek
  • magnify:abartmak, büyütmek, göklere çıkarmak, övmek
  • magnifying:abartmak, büyütmek, göklere çıkarmak, övmek
  • magniloquence:tumturaklı konuşma
  • magniloquent:abartılı, büyük, mübâlâğalı
  • magnitude:büyüklük, kadir, önem
  • magnolia:manolya
  • magnum:büyük şişe
  • magpie:saksağan
  • magus:rahip, yıldız falcısı
  • magyar:macar, macarca
  • mahaleb:mahleb
  • maharajah:mihrace
  • mahjong:çin dominosu
  • mahlstick:ressam dayanma değneği
  • mahogany:kızıl kahverengi, maun
  • mahometan:müslüman
  • mahometanism:müslümanlık
  • mahout:fil seyisi, fil sürücüsü
  • maid:bâkire, hizmetçi, hizmetçi kız, kız, temizlikçi kadın
  • maidan:alan, meydan
  • maiden:bakire, bâkire, el değmemiş, genç kız, ilk, kız, yeni
  • maidenhair:baldırıkara otu
  • maidenhead:bakir
  • maidenhood:bakirelik, bekâret
  • maidenly:kız gibi, mahçup
  • maidservant:hizmetçi
  • mail:örgü zırh, posta, postalamak, postaya vermek, zırh
  • mailbag:posta çuvalı
  • mailboat:posta vapuru
  • mailbox:posta kutusu
  • mailer:posta gemisi, posta makinesi
  • mailing:postalamak, postaya vermek
  • mailman:postacı
  • maim:sakatlamak
  • maimed:sakatlamak
  • maiming:sakatlamak
  • main:ana, ana boru, asıl, başlıca, belli başlı, deniz, esas, horoz dövüşü, kuvvet, okyanus, zor
  • mainland:anakara
  • mainline:ana hat
  • mainly:başlıca, çoğu
  • mainmast:ana direk
  • mains:ana boru, deniz, horoz dövüşü, kuvvet, okyanus, zor
  • mainsail:mayistra yelkeni
  • mainspring:ana yay, baş neden, başlıca etken, esas sebep
  • mainstay:ana istralya, dayanak noktası
  • maintain:bakmak, geçindirmek, korumak, sağlamak, sürdürmek
  • :bakmak, geçindirmek, korumak, sağlamak, sürdürmek
  • maintained:bakmak, geçindirmek, korumak, sağlamak, sürdürmek
  • maintaining:bakmak, geçindirmek, korumak, sağlamak, sürdürmek
  • maintenance:bakım, geçindirme, koruma, nafaka, onarım
  • maisonette:küçük ev
  • maisonnette:küçük ev
  • maize:darı, mısır
  • majestic:görkemli, haşmetli, heybetli, muhteşem
  • majesty:görkem, haşmet, heybet, majeste
  • major:başlıca, binbaşı, branş, büyük, konusunda uzmanlaşmak, majör, önemli, reşit kimse, yetişkin
  • majordomo:başkâhya, kâhya
  • majored:konusunda uzmanlaşmak
  • majorette:bando önünde yürüyen kız
  • majority:çoğunluk, ekseriyet, reşitlik, yetişkinlik
  • majors:binbaşı, branş, konusunda uzmanlaşmak, majör, reşit kimse, yetişkin
  • majuscule:büyük harf
  • make:biçim, elde etmek, etmek, ilişki kurmak, kazanç, sağlamak, varmak, verim, yapı, yapılış şekli, yapmak, yaptırmak
  • makebelieve:inanmış numarası, sahte, sahtekâr, samimi olmayan, yalandan inanma
  • makefast:iskele babası, şamandıra
  • makeover:yenilemek
  • maker:bono imzalayan kimse, fail, yapan, yaratan
  • makers:bono imzalayan kimse, fail, yapan, yaratan
  • makes:biçim, elde etmek, etmek, ilişki kurmak, kazanç, sağlamak, varmak, verim, yapı, yapılış şekli, yapmak, yaptırmak
  • makeshift:eğreti, geçici, geçici çözüm, geçici önlem, geçici önlem türünden
  • makeup:bütünleme sınavı, düzen, düzenleme, makyaj, makyaj malzemesi, mizanplaj, süs, uydurma hikâye, yapı, yapım, yaradılış
  • makeweight:fasulyeden oyuncu, önemsiz şey, ufak ilave
  • making:başarı sebebi, etme, yapı, yapma
  • makings:küçük kazançlar, malzeme, özellikler
  • malachite:bakır taşı, malakit
  • maladies:hastalık, illet
  • maladjusted:uyum sağlamayan, uyumsuz
  • maladjustment:uymama, uyumsuzluk
  • maladministration:görevin aksatılması, kötü yönetim
  • maladroit:beceriksiz, sakar
  • maladroitness:sakarlık
  • malady:hastalık, illet
  • malaga:ispanya şarabı, malaga
  • malagasy:madagaskar dili, madagaskarlı
  • malaise:keyifsizlik, rahatsızlık
  • malapert:arsız, arsız kimse, küstah, küstah tip
  • malapropos:münasebetsiz, uygunsuz, uygunsuzca, yersiz
  • malar:yanak, yanak kemiği
  • malaria:malarya, sıtma
  • malarial:sıtmalı
  • malarious:sıtmalı
  • malarkey:boş lâflar, saçma, saçmalık
  • malawi:malawi
  • malay:malaya, malaya dili, malayalı
  • malcontent:hoşnutsuz, şikâyetçi, tatminsiz
  • maldupays:vatan özlemi, yurt özlemi
  • male:eril, erkek
  • malediction:beddua, iftira, lanet, lanetleme
  • malefactor:cani, kötülük eden kimse, suçlu
  • malefic:muzır, zararlı
  • maleficence:zarar
  • maleficent:zararlı
  • males:erkek
  • malevolence:kin, kötü niyet
  • malevolent:art niyetli, kindar, kötü niyetli, kötücül
  • malfeasance:kötülük, kötüye kullanma, suistimal
  • malfeasant:kötülük eden, kötülük eden kimse
  • malformation:kusurluluk, sakatlık
  • malformations:kusurluluk, sakatlık
  • malformed:kusurlu, özürlü, sakat
  • malfunction:işlev bozukluğu
  • malfunctions:işlev bozukluğu
  • malic:elma, elmadan yapılmış
  • malice:fesat, garez, haset, kötü niyet, kötülük
  • malicious:fena, hain, kötü niyetli, kötücül, şeytanca
  • maliciously:art niyetle, inadına, kasten, kötü niyetle
  • malign:çamur atmak, dil uzatmak, habis, iftira etmek, kötü, kötücül
  • malignancy:habis tümör, habislik
  • malignant:habis, kötü niyetli, kötücül, zarar verici
  • maligned:çamur atmak, dil uzatmak, iftira etmek
  • maligner:iftiracı
  • malignity:derin nefret, habislik, kin, kötülük
  • malinger:hasta numarası yapmak
  • malingerer:hasta rolü yapan kimse, numaradan hasta
  • malingering:hasta numarası yapmak
  • mall:ağaçlı yol, alışveriş merkezi, dövmek, mesire, tokmak, tokmaklamak, vurmak
  • mallard:yaban ördeği, yeşilbaş
  • malleability:dövülebilirlik, yumuşaklık
  • malleable:dövülebilir, tokmaklanabilir, uysal, yumuşak
  • mallemuck:fırtına kuşu, kutup fırtına kuşu
  • mallet:çekiç, tokmak
  • malleus:çekiç kemiği
  • mallow:ebegümeci
  • malmsey:tatlı yunan şarabı
  • malnutrion:beslenme bozukluğu, gıdasızlık, yetersiz beslenme
  • malnutrition:beslenme bozukluğu, gıdasızlık, yetersiz beslenme
  • malodorous:kötü kokulu, pis kokulu
  • malpractice:görevi kötüye kullanma, yanlış tedavi, yolsuzluk
  • malpractise:görevi kötüye kullanma, yanlış tedavi, yolsuzluk
  • malt:malt, malt yapmak, maltlaştırmak
  • malted:malt yapmak, maltlaştırmak
  • maltha:katranlı harç
  • maltose:maltoz
  • maltreat:eziyet etmek, hırpalamak, kötü davranmak
  • maltreated:eziyet etmek, hırpalamak, kötü davranmak
  • maltreatment:eziyet, hırpalama, kötü davranma
  • maltster:maltçı
  • malvaceous:ebegümecigillerden
  • malversation:kötüye kullanma, rüşvet yeme, zimmete geçirme
  • mam:anne
  • mama:anne
  • mamasan:hanım
  • mambo:mambo
  • mameluke:köle, memluk, mısır köle sınıfı
  • mamilla:meme
  • mamma:anne, meme
  • mammal:memeli
  • mammalian:memeli
  • mammalogy:memeliler bilim dalı
  • mammals:memeli
  • mammiferous:memeli
  • mammilla:meme, meme şeklinde organ
  • mammillary:göğüs, memelere ait
  • mammon:hırs, ihtiras, kötü yola sevkeden servet, servet tanrısı
  • mammoth:dev gibi, kocaman, mamut
  • mammy:anne, zenci dadı
  • man:adam, adam atamak, adam yerleştirmek, beyaz adam, er, erkek, insan, işçi, oyun taşı, uşak
  • man!:adam, adam atamak, adam yerleştirmek, beyaz adam, er, erkek, insan, işçi, oyun taşı, uşak
  • mana:doğaüstü güç
  • manacle:kelepçe, kelepçelemek
  • manacled:kelepçelemek
  • manacles:kelepçe
  • manage:becermek, çekip çevirmek, çevirmek, geçinmek, halletmek, icabına bakmak, idare etmek, işletmek, kıvırmak, terbiye etmek, yolunu bulmak
  • manageable:idare edilebilir, kullanışlı, uysal
  • management:idare, idarecilik, işletme, müdürlük, yönetim
  • manager:idareci, işletmeci, menejer, müdür, yönetici, yönetmen
  • manageress:müdire
  • managerial:idari, yönetim ile ilgili, yönetimsel
  • managers:idareci, işletmeci, menejer, müdür, yönetici, yönetmen
  • managing:idare etme, mesul, sorumlu
  • manana:çıkmaz ayın son çarşambası, yarın, yarınki
  • manatarms:asker, süvari
  • manatee:deniz ineği, denizayısı, manati
  • manchester:manchester
  • manciple:levazımcı, malzemeci
  • mandamus:yüksek mahkeme emri
  • mandarin:mandalina
  • mandatary:manda uygulayan devlet, mandater
  • mandate:emir, manda, manda altına almak, vekâlet
  • mandatory:manda uygulayan, zorunlu
  • mandible:çene, çene kemiği
  • mandibles:çene, çene kemiği
  • mandolin:mandolin
  • mandrake:adamotu, kankurutan
  • mandrel:fener mili, malafa, mandrel
  • mandril:fener mili, malafa, mandrel
  • mane:yele
  • maneater:insan yiyen canlı, yamyam
  • manege:at terbiyesi, atın yürütüldüğü alan, manej
  • manège:at terbiyesi, atın yürütüldüğü alan, manej
  • manes:ölmüşlerin ruhları, ruh
  • maneuver:dalavere, dolap, dolap çevirmek, hile, manevra, manevra yapmak, önlem, önlem almak
  • maneuverable:dolandırılabilir, manevra yapılabilir
  • maneuvering:dolap çevirmek, manevra yapmak, önlem almak
  • maneuvers:dalavere, dolap, dolap çevirmek, hile, manevra, manevra yapmak, önlem, önlem almak
  • manful:mert, yiğit
  • manfully:erkekçe, mertçe, yiğitçe
  • manfulness:mertlik, yiğitlik
  • manganate:manganat
  • manganese:manganez
  • manganite:manganez filizi
  • mange:uyuz
  • manger:yemlik
  • mangey:cimri, iğrenç, pinti, pis, uyuz
  • mangily:cimrice, cimrilikle
  • manginess:cimrilik, uyuzluk
  • mangle:bozmak, çamaşır mengenesi, ezmek, mengeneden geçirmek, sıkma silindiri, silindirden geçirmek
  • mangled:bozmak, ezmek, mengeneden geçirmek, silindirden geçirmek
  • mango:mango
  • mangonel:mancınık
  • mangrove:mangrov
  • mangy:cimri, iğrenç, pinti, pis, uyuz
  • manhandle:kaba kuvvete başvurmak, kol gücü ile yapmak, tartaklamak
  • manhandled:kaba kuvvete başvurmak, kol gücü ile yapmak, tartaklamak
  • manhandling:kaba kuvvete başvurmak, kol gücü ile yapmak, tartaklamak
  • manhattan:manhattan, viski ve vermutlu kokteyl
  • manhole:iniş deliği, lağım kapağı
  • manhood:erkeklik, mertlik
  • mania:cinnet, delilik
  • maniac:manyak
  • maniacal:çılgın, manyak
  • maniacally:delice, manyakça
  • manic:manyak
  • manicure:manikür
  • manicurist:manikürcü
  • manifacture:fabrikatör, imalatçı, üretici
  • manifest:açıkça göstermek, apaçık, aşikâr, belirgin, belirtmek, belli, beyan etmek, göstermek, gümrük bildirimi, manifesto
  • manifestation:belli olma, cilve, görünme
  • manifestly:açık olarak, açıkça, besbelli
  • manifestness:açıklık, aşikârlık
  • manifesto:beyanat, beyanname, bildiri, tebliğ
  • manifold:birçok, çeşitli, çoğaltılan yazı örneği, çoğaltmak, dağıtım borusu, kopya, teksirle çoğaltmak, türlü türlü
  • manikin:cüce, manken, model
  • manila:filipinler’in başkenti, manila
  • manioc:manyok
  • maniple:bölük
  • manipulate:el ile işletmek, hile yapmak, idare etmek, oynama yapmak
  • manipulation:el ile işletme, hile, tahrif
  • manipulator:idareci, kalem oynatan kimse, manipülatör, tahrif eden kimse
  • mankind:erkekler, insan soyu, insanlar, insanlık, insanoğlu
  • manlike:erkek gibi, erkekçe
  • manliness:erkeklik, mertlik
  • manly:erkekçe, mert, mertçe, yiğit
  • manna:kudret helvası
  • manned:adam yerleştirilmiş, tayfalı
  • mannequin:manken, model
  • manner:davranış, eda, hareket tarzı, tarz, tavır, ton, tutum
  • mannered:sahte, yapmacıklı
  • mannerism:üsluba bağlılık, yapmacıklık
  • mannerist:üslubunu abartan sanatçı
  • mannerless:görgüsüz, terbiyesiz
  • mannerliness:görgülülük, kibarlık, terbiyelilik
  • mannerly:kibarca, nazik, terbiyeli, terbiyeli bir biçimde
  • manners:edep, görgü, hareket tarzı, terbiye
  • mannish:erkek gibi, erkekçe, erkeksi
  • mannishly:erkek gibi, erkeksi
  • manoeuvrable:dolandırılabilir, manevra yapılabilir
  • manoeuvre:dalavere, dolap, dolap çevirmek, hile, manevra, manevra yapmak, önlem, önlem almak
  • manoeuvres:dalavere, dolap, dolap çevirmek, hile, manevra, manevra yapmak, önlem, önlem almak
  • manometer:basıölçer, manometre
  • manor:malikâne, tımar
  • manpower:insan kuvveti, işgücü, personel
  • manque:beceriksiz, hevesli ama başarısız
  • mans:adam atamak, adam yerleştirmek
  • man’s:adam atamak, adam yerleştirmek
  • manse:papaz evi
  • manservant:uşak
  • mansion:kâşane, konak, köşk
  • manslaughter:adam öldürme, kasıtsız öldürme, kazara adam öldürme, öldürme
  • manslayer:kasıtsız öldüren kimse, kazara adam öldüren kimse
  • mansuetude:uysallık, yumuşak başlılık
  • manta:tropik dev balık
  • mantel:şömine rafı
  • mantelet:kısa manto, top kalkanı
  • mantelpiece:şömine rafı
  • mantic:kehanete ait
  • mantilla:kısa manto, şal
  • mantis:peygamber devesi
  • mantissa:logaritmanın ondalık kısmı, mantis
  • mantle:harmani, kabuk, kolsuz manto, lüks gömleği, örtü
  • mantled:örtülü
  • mantlet:kalkan, kısa manto
  • mantrap:izinsiz girenlere tuzak, tehlikeli durum
  • mantua:bol manto
  • manual:el kitabı, elle yapılan, kılavuz, kitapçık, klâvye, manuel
  • manually:el ile
  • manufacture:imal, imal etmek, üretim, üretmek, uydurmak, yapım
  • manufactured:üretilmiş
  • manufacturer:fabrikatör, imalatçı, üretici
  • manufacturers:fabrikatör, imalatçı, üretici
  • manufactures:imal, imal etmek, üretim, üretmek, uydurmak, yapım
  • manufacturing:imal etmek, üretmek, uydurmak
  • manumission:azat etme, serbest bırakılma
  • manumit:azat etmek, serbest bırakmak
  • manure:gübre, gübrelemek
  • manuring:gübreleme
  • manuscript:el yazısı, el yazması, el yazması metin
  • manx:man adası, man dili, manlılar
  • many:bir hayli, bir yığın, birçoğu, çok
  • maoism:maoculuk
  • map:harita, haritasını yapmak, plan, planlamak, surat
  • maple:akçaağaç, isfanden çınarı
  • mapping:haritasını yapmak, planlamak
  • mar:bozmak, sakatlamak
  • marabou:hint leyleği, ince floş, marabu
  • marabout:derviş, murabut
  • marasmus:zayıflayıp erime hastalığı
  • marathon:maraton, uzun mesafe koşusu
  • maraud:çapulculuk etmek, yağmalamak
  • marauder:çapulcu, yağmacı
  • marauding:yağmalama
  • marble:bilye, damarlı, duygusuz, ebrulamak, mermer, mermer gibi boyamak, mermerden yapılmış, misket, soğuk
  • marbled:damarlı, ebruli, mermerli
  • marbling:ebrulamak, mermer gibi boyamak
  • marc:posa, üzüm posası
  • marcescent:kurumuş ama dökülmemiş
  • march:hudut, marş, sınır, sınır bölgesi, uygun adım yürümek, uygun adımla yürüyüş, yürüyüş yaptırmak
  • marched:uygun adım yürümek, yürüyüş yaptırmak
  • marcher:uygun adım yürüyen kimse, yürüyüşe katılan kimse
  • marches:mart
  • marching:uygun adım yürümek, yürüyüş yaptırmak
  • marchpane:acıbadem kurabiyesi
  • mare:aydaki karanlık düzlük, kısrak
  • mare’s:aydaki karanlık düzlük, kısrak
  • margarine:margarin
  • marge:kenar
  • margin:ayrım, fazlalık, ihtiyat akçesi, kenar, kenar yapmak, kenara yazmak, mesafe, pay, tolerans
  • marginalia:çıkmalar, haşiyeler
  • marginally:değeri az olarak
  • margins:ayrım, fazlalık, ihtiyat akçesi, kenar, kenar yapmak, kenara yazmak, mesafe, pay, tolerans
  • marguerite:margrit, papatya
  • maria:aydaki karanlık düzlükler, mariya, meryemana
  • marigold:kadife çiçeği
  • marihuana:esrar, haşhaş
  • marijuana:esrar, haşhaş
  • marimba:klisifon
  • marina:marina, yat limanı
  • marinade:şarap turşusu, şarap turşusu kurmak
  • marinate:salamuraya koymak, zeytinyağlı salamurada bırakmak
  • marinated:salamuraya koymak, zeytinyağlı salamurada bırakmak
  • marine:deniz, deniz kuvvetleri, denizcilik, denize ait
  • mariner:denizci, gemici
  • mariners:denizci, gemici
  • marital:evlenme, evliliğe ait, evlilik
  • maritime:deniz, deniz kıyısında
  • marjoram:mercanköşk
  • mark:belirti, çizgi, çizmek, damga, damgalamak, dikkate almak, hedef, işaret, işaretlemek, iz, marka, mimlemek, nişan, not, not vermek, puan
  • markdown:düşürmek, ucuzlatmak
  • marked:belirgin, dikkat çekici, işaretli, mimli
  • marker:damga, fosforlu kalem, işaret, işaretleyici, keçeli kalem
  • market:alışveriş yapmak, borsa, çarşı, panayır, pazar, pazarlamak, piyasa, satmak
  • marketable:pazarlanabilir, satılabilir
  • marketing:alışveriş yapma, pazarlama
  • marketplace:pazar, pazar yeri
  • markets:alışveriş yapmak, borsa, çarşı, panayır, pazar, pazarlamak, piyasa, satmak
  • marking:işaretleme, işaretler
  • marks:izler
  • marksman:atıcı, nişancı
  • marksmanship:nişancılık
  • marlbes:misketler
  • marlin:atlantik kılıçbalığı
  • marlinespike:kavela
  • marmalade:marmelat, portakal reçeli
  • marmite:güveç, toprak tencere
  • marmoreal:mermer, mermer gibi, mermersi
  • marmorean:mermer, mermer gibi, mermersi
  • maronite:maruni
  • maroon:dünya ile ilişkisini kesmek, ıssız adada bırakmak, kestane rengi, maron, patlayıcı fişek, vişne çürüğü rengi
  • marooned:dünya ile ilişkisini kesmek, ıssız adada bırakmak
  • marquee:büyük çadır, otağ, tente
  • marquess:marki
  • marquetry:kakma işi
  • marquis:marki
  • marquise:beyzi yüzük, markiz
  • marquisette:ince dokuma, markizet
  • marred:bozmak, sakatlamak
  • marriage:evlenme, evlilik, nikâh
  • marriageable:evlenme çağında, gelinlik
  • married:evli
  • marring:bozmak, sakatlamak
  • marron:kestane
  • marrow:ilik, öz, sakız kabağı
  • marrowbone:ilik kemiği
  • marrowy:ilik gibi, ilikli, iliksi
  • marry:evermek, evlendirmek, evlenmek
  • marry!:allahım!, ya!
  • marrying:evermek, evlendirmek, evlenmek
  • mars:mars, merih, savaş tanrısı
  • marseille:kalın pamuklu bir kumaş
  • marsh:batak, bataklık
  • marshal:dizmek, mareşal, polis müdürü, sıralamak
  • marshaled:dizmek, sıralamak
  • marshaling:dizmek, sıralamak
  • marshalling:dizmek, sıralamak
  • marshmallow:hatmi, lokuma benzer şekerleme
  • marshwort:su maydanozu
  • marshy:bataklık gibi, sulak
  • mart:çarşı, pazar
  • marten:sansar, zerdeva
  • martial:askeri, cesur, savaşa ait, savaşçı
  • martian:merih, merih’li
  • martin:kırlangıç
  • martinet:otoriter yönetici, sert amir
  • martingale:martingal kayışı
  • martini:martini
  • martlet:kırlangıç
  • martyr:işkence çekerek ölen kimse, işkence etmek, kurban, mağdur, şehit, şehit etmek
  • martyrdom:şehitlik
  • martyrize:şehit etmek, şehit kılmak, şehit olmak
  • marvel:garipsemek, harika, hayret etmek, mucize, olağanüstü şey, şaşmak
  • marvellous:fevkalade, harika, harikulâde, hayret verici, nefis, olağanüstü
  • marvellously:hayret verici biçimde
  • marvelous:fevkalade, harika, harikulâde, hayret verici, nefis, olağanüstü
  • marvelously:hayret verici biçimde
  • marxism:marksizm
  • marxist:marksist
  • mary:mary, meryemana
  • marzipan:acıbadem kurabiyesi, badem ezmesi
  • mascara:maskara, rimel
  • mascot:maskot, uğur
  • masculine:eril, erkeğe ait, erkek, erkek gibi, erkeksi
  • masculinity:erkeklik
  • mash:ezme, ezmek, lapa, lapa yapmak, püre, püre yapmak
  • mashed:ezmek, lapa yapmak, püre yapmak
  • masher:ezici, hovarda, kadın avcısı, zampara
  • mashie:demir uçlu golf sopası, golf sopası
  • mashing:ezme
  • mask:alçı yüz kalıbı, gizlemek, kamuflaj, kamufle etmek, maske, maske takmak, maskelemek, maskeli kimse
  • masked:gizli, maskeli, örtülü
  • masker:maskeli kimse
  • masking:gizlemek, kamufle etmek, maske takmak, maskelemek
  • masochist:mazoşist
  • mason:duvar örmek, duvarcı, farmason, mason, taş ile örmek, taşçı
  • masonic:masonluğa ait
  • masonry:duvarcılık, masonluk
  • masque:maskeli piyes
  • masquer:maskeli kimse
  • masquerade:maskeli balo, maskeli balo kostümü, maskeli baloya katılmak, olduğundan başka görünmek, sahte tavır, sahte tavır takınmak, taslama
  • masqueraded:maskeli baloya katılmak, olduğundan başka görünmek, sahte tavır takınmak
  • masquerader:karnaval, maskara, maskeli kimse
  • masquerading:maskeli baloya katılmak, olduğundan başka görünmek, sahte tavır takınmak
  • mass:aşai rabbani ayini, aşai rabbani ayini müziği, kitle, küme, kümelemek, kütle, toplamak, yığın, yığmak
  • massacre:katliam, katliam yapmak, kılıçtan geçirme, kılıçtan geçirmek, toplu cinayet, toplu katliam yapmak
  • massage:masaj, masaj yapmak, ovmak
  • masses:aşai rabbani ayini, aşai rabbani ayini müziği, kitle, küme, kümelemek, kütle, toplamak, yığın, yığmak
  • masseur:masör
  • masseuse:kadın masajcı, masöz
  • massif:kitle, yerküre parçası
  • massive:ağır, iri, masif, som, yekpare
  • massively:ağır olarak, masif olarak, tek parça halinde
  • massiveness:ağırlık, irilik
  • massy:dev, tek parça halinde
  • mast:direk, gemi direği, kozalak, palamut
  • mastectomy:göğüs ameliyatı, meme ameliyatı
  • masteratarms:savaş gemisi güvenliği
  • mastercard:mastercard
  • mastered:hakim olmak, öğrenmek, yenmek
  • masterful:amir, buyurucu, hükmeden, ustaca
  • masterfulness:amirlik
  • mastering:hakim olmak, öğrenmek, yenmek
  • masterliness:ustalık
  • masterly:ustaca
  • mastermind:beyin, çekip çeviren kimse, çekip çevirmek, idare etmek
  • masterminding:çekip çevirmek, idare etmek
  • masterpiece:şaheser, sanat eseri
  • masterpieces:şaheser, sanat eseri
  • masters:ağa, akıl hocası, efendi, hakim olmak, hoca, kalıp, kaptan, öğrenmek, öğretmen, sahip, usta, üstâd, yenmek
  • master’s:ağa, akıl hocası, efendi, hakim olmak, hoca, kalıp, kaptan, öğrenmek, öğretmen, sahip, usta, üstâd, yenmek
  • mastership:hocalık, sahiplik, ustalık
  • masterstroke:usta işi, ustaca iş, ustaca önlem
  • masterwork:şaheser
  • mastery:egemenlik, idare, ustalık, üstünlük
  • masthead:direk ucu, gazete yöneticileri listesi
  • mastic:mastika, sakız, sakız ağacı
  • masticate:çiğnemek
  • masticating:çiğnemek
  • mastication:çiğneme
  • masticatory:çiğneme, çiğnenen şey, sakız
  • mastiff:mastı, samsun
  • mastitis:meme iltihabı
  • mastoid:mastoid çıkıntısı
  • masturbate:mastürbasyon yapmak, otuzbir çekmek
  • masturbation:kendi kendini tatmin, masturbasyon, mastürbasyon
  • mat:bardak altlığı, buzlu, dolaşık yığın, dolaşmak, donuk, hasır, hasır gibi yapmak, hasır ile örmek, keçe, keçeleşmek, mat, paspas
  • matador:boğa güreşçisi, matador
  • match:benzemek, benzer, birleştirmek, denk, eş, eşlemek, evlendirmek, evlenme, karşılaşma, karşılaştırmak, kibrit, maç, rakip, uygun olmak, uymak, yarışma
  • matchbox:kibrit kutusu
  • matched:benzemek, birleştirmek, eşlemek, evlendirmek, karşılaştırmak, uygun olmak, uymak
  • matches:benzemek, benzer, birleştirmek, denk, eş, eşlemek, evlendirmek, evlenme, karşılaşma, karşılaştırmak, kibrit, maç, rakip, uygun olmak, uymak, yarışma
  • matching:denk, eş, uygun
  • matchless:benzersiz, emsalsiz, eşsiz, rakipsiz
  • matchmaker:çöpçatan, kibrit yapımcısı, yarışma düzenleyicisi
  • matchmaking:çöpçatanlık
  • matchwood:kibritlik odun
  • mate:arkadaş, çiftleşmek, dengini bulmak, eş, eşlemek, evlendirmek, evlenmek, mat, mat etmek, ortak, paraguay çayı, uymak
  • mater:anne
  • materfamilias:aile reisi kadın
  • material:bedensel, gereç, gerekli, kumaş, madde, maddeci, maddesel, maddi, malzeme, zaruri
  • materialise:cisimleştirmek, gerçekleşmek, gerçekleştirmek, maddileştirmek
  • materialism:maddecilik, materyalizm, özdekçilik
  • materialist:maddeci, materyalist
  • materialistic:maddeciliğe ait, maddi
  • materiality:gereklilik, lüzum, maddilik, maddiyat
  • materialization:gerçekleşme, maddileşme
  • materialize:cisimleştirmek, gerçekleşmek, gerçekleştirmek, maddileştirmek
  • materialized:cisimleştirmek, gerçekleşmek, gerçekleştirmek, maddileştirmek
  • materials:bez, kumaş, levazım, malzemeler
  • materiel:gereç, malzeme, materyal
  • matériel:gereç, malzeme, materyal
  • maternal:anne, anne tarafından olan
  • maternally:anne gibi, anne tarafından
  • maternity:analık, annelik
  • math:matematik
  • mathematic:kesin, matematiksel, tam
  • mathematical:kesin, matematiksel, tam
  • mathematician:matematikçi
  • mathematics:matematik
  • maths:matematik
  • matinee:matine
  • mating:çiftleşme, çiftleştirme
  • matins:kilise sabah ibadeti
  • matrass:uzun boğazlı imbik
  • matress:minder, şilte, yatak
  • matriarch:aile reisi kadın, kabile reisi kadın, maderşahi
  • matriarchal:anaerkil
  • matriarchate:anaerkil toplum
  • matriarchy:anaerki
  • matricide:ana katili, ana katilliği
  • matriculate:okula kaydetmek, üniversite sınavına girmek
  • matriculation:öğrenci kaydı, üniversite sınavı, yeterlik sınavı
  • matrimonial:evlenmeye ait, evliliğe ait
  • matrimonially:evlenme yoluyla, evlenmeye ait
  • matrimony:evlenme, evlilik
  • matrix:dölyatağı, kaide, kalıp, matris, rahim
  • matron:ana, başhemşire, evli kadın, kadın yönetici
  • matronly:ağırbaşlı, ana gibi
  • matt:buzlu, donuk, mat
  • matted:hasır kaplı, hasırlı, keçeleşmiş
  • matter:cerahat, cisim, husus, iltihap, iltihaplanmak, irin, konu, madde, mesele, önem, önemi olmak, önemli olmak, öz, şey
  • matters:umur
  • mattery:çapaklı, cerahatli, iltihaplı
  • matting:hasır örgüsü, hasır örme
  • mattock:kazma
  • mattress:minder, şilte, yatak
  • mattresses:minder, şilte, yatak
  • maturate:iltihap toplamak, olgunlaşmak
  • maturation:cerahat toplama, olgunlaşma, olma
  • mature:ergin, kemâle ermiş, olgun, olgunlaşmak, olgunlaştırmak, olmak, tamam, vadesi gelmek, vadesi gelmiş
  • matured:olgunlaşmak, olgunlaştırmak, olmak, vadesi gelmek
  • matureness:erginlik, olgunluk, vade
  • maturing:olgunlaşmak, olgunlaştırmak, olmak, vadesi gelmek
  • maturity:ergenlik, olgunluk, vade
  • matutinal:erken, sabah
  • matzah:hamursuz ekmek
  • matzo:hamursuz ekmek
  • maudlin:içip ağlayan, sarhoş ve duygulanmış
  • maul:dövmek, hırpalamak, tokmak, yaralamak, yarmak
  • maulstick:ressam dayanma değneği
  • maund:hint ağırlık ölçüsü, maund
  • maunder:boş boş dolaşmak, tutarsız ve anlaşılmaz konuşmak
  • maundering:boş boş dolaşmak, tutarsız ve anlaşılmaz konuşmak
  • mauritania:moritanya
  • mauser:mavzer
  • mausolea:anıt mezar, anıtkabir, mozole, türbe
  • mausoleum:anıt mezar, anıtkabir, mozole, türbe
  • mauve:leylak rengi
  • maverick:başına buyruk tip, damgalanmamış dana, partiyle uyumsuz politikacı, sahipsiz buzağı
  • mavis:ardıçkuşu
  • maw:anne, gırtlak, kursak
  • mawkish:aşırı içli, iğrenç, tiksindirici
  • max:azami, maksimum
  • maxi:büyük, maksi, uzun, uzun etek
  • maxilla:çene kemiği
  • maxillae:çene kemiği
  • maxillary:çene kemiğine ait
  • maxim:özdeyiş, özlü söz, vecize
  • maximal:azami, en büyük, en fazla
  • maximise:en geniş anlamı ile açıklamak, maksimuma çıkarmak
  • maximize:en geniş anlamı ile açıklamak, maksimuma çıkarmak
  • maximizing:en geniş anlamı ile açıklamak, maksimuma çıkarmak
  • maximum:azami, en fazla, en yüksek, maksimum
  • maxwell:maksvel, mıknatıs akımı birimi
  • may:akdiken, bahar, gençlik, mayıs, mayıs çiçeği
  • maybe:belki, olabilir
  • maybe!:belki, olabilir
  • mayday:bahar bayramı, bir mayıs günü, imdat işareti, yardım sinyali
  • mayflower:alıç
  • mayfly:mayıs sineği, su sineği
  • mayhap:belki, olabilir
  • mayhem:sakatlama suçu, savunmasız bırakma suçu
  • mayonnaise:mayonez
  • mayor:belediye başkanı
  • mayoralty:belediye başkanlığı
  • mayoress:belediye başkanı kadın, belediye başkanı karısı
  • maypole:bahar bayramı çiçekli direği
  • mazdaism:mazda dini, zerdüştlük
  • maze:hayret, labirent, şaşkınlık
  • maziness:dolaşıklık, karışıklık
  • mazy:dolaşık, karışık
  • mc:oğlu, zade
  • me:bana, beni
  • mead:bal likörü, çayır, yeşillik
  • meadow:çayır, çimenlik, ova
  • meadowlark:çayırkuşu
  • meadows:çayır, çimenlik, ova
  • meager:az, kıt, yavan, yetersiz
  • meagre:az, kıt, yavan, yetersiz
  • meal:kaba un, öğün, yemek
  • meals:kaba un, öğün, yemek
  • mealtime:yemek zamanı
  • mealy:kırçıllı, solgun, un gibi, unlu
  • mealymouthed:samimiyetsiz, yapmacık tatlı dilli
  • mean:adi, ahlaksız, anlamına gelmek, aşağılık, cimri, demek istemek, demek olmak, demeye gelmek, eli sıkı, hasis, huysuz, ifade etmek, ılımlılık, kastetmek, keyifsiz, kılıksız, niyet etmek, orantılı, orta, ortalama, tasarlamak, utangaç, vasati, zor
  • meander:boş boş dolaşmak, dolambaçlı yol, dolambaçlı yoldan gitmek, kıvırmak, kıvrılmak, kıvrım, labirent, menderes
  • meandering:dolambaçlı yol, kıvırarak, kıvırma, kıvrımlı
  • meaning:amaç, anlam, anlamlı, içerik, kasıt, kasıtlı, manâ, manâlı, niyetli
  • meaningful:anlamlı
  • meaningless:abes, anlamsız, boş, içeriksiz, manâsız
  • meanings:amaç, anlam, içerik, kasıt, manâ
  • meanly:alçakça, cimrice
  • meanness:adilik, alçaklık, cimrilik, hasislik
  • means:araç, para, servet, varlık, vesile
  • meant:anlamına gelmek, demek istemek, demek olmak, demeye gelmek, ifade etmek, kastetmek, niyet etmek, tasarlamak
  • meantime:bu arada, iken
  • meanwhile:aynı anda, bu arada, iken
  • measels:kızamık
  • measles:kızamık
  • measly:adi, cimri, değersiz, kızamıklı
  • measurable:ölçülebilir, ölçülü, sınırlı
  • measurably:ölçülebilir şekilde, ölçülü olarak
  • measure:ayarlamak, dikkatle bakmak, had, miktar, ölçek, ölçmek, ölçü, ölçüm, ölçüsünü almak, önlem, oran, süzmek, tartmak, tedbir, vezin
  • measured:ağır, ölçülü
  • measureless:hesapsız, ölçüsüz, sınırsız
  • measurement:ölçme, ölçü, ölçüm
  • measurements:ölçme, ölçü, ölçüm
  • measures:ayarlamak, dikkatle bakmak, had, miktar, ölçek, ölçmek, ölçü, ölçüm, ölçüsünü almak, önlem, oran, süzmek, tartmak, tedbir, vezin
  • measuring:ölçme
  • meat:et, öz, zevk
  • meatball:köfte
  • meatloaf:et dilimi, rulo köfte
  • meatman:kasap
  • meatus:kanal, yol
  • meaty:et gibi, etli, özlü
  • mecca:herkesin görmek istediği yer, mekke
  • mechanic:araba tamircisi, makine ile yapılan, makineci, makineye ait, makinist, mekanik, tamirci
  • mechanical:makine ile yapılan, makineye ait, mekanik
  • mechanically:mekanik olarak
  • mechanician:makinist
  • mechanics:hareket bilimi, mekanik
  • mechanism:işleyiş, mekanikçilik, mekanizma, teknik
  • mechanist:makinacı, makinist, mekanikçi
  • mechanization:makinalaşma, makinalaştırma
  • mechanize:makinalaşmak, makineleştirmek, motorize etmek
  • mechanized:makinalaşmak, makineleştirmek, motorize etmek
  • medal:madalya, nişan
  • medalist:madalya kazanan kimse, madalya yapımcısı
  • medalled:madalyalı
  • medallion:ehliyetli taksici, madalyon, taksi ehliyeti
  • medallist:madalya kazanan kimse, madalya yapımcısı
  • medals:madalya, nişan
  • meddle:burnunu sokmak, karışmak
  • meddler:burnunu sokan kimse, karışan kimse
  • meddlesome:her şeye burnunu sokan, işgüzar, müdahaleci
  • meddlesomeness:burnunu sokma eğilimi, işgüzarlık
  • meddling:karışma
  • media:basın, medya
  • mediaeval:ortaçağ, ortaçağa ait
  • medial:orta, ortalama, ortaya ait
  • median:kenarortay, medyan, orta, orta değer
  • mediate:ara, ara bulmak, aracılık etmek, araçlı, araya girmek, dolaylı, orta, vasıta olmak
  • mediated:ara bulmak, aracılık etmek, araya girmek, vasıta olmak
  • mediately:arada olarak, dolaylı olarak
  • mediating:ara bulmak, aracılık etmek, araya girmek, vasıta olmak
  • mediation:arabuluculuk, aracılık
  • mediatize:bağlamak, birleştirmek
  • mediator:arabulucu, aracı, uzlaştırıcı
  • mediatorship:arabuluculuk, aracılık
  • mediatory:uzlaşma, uzlaştırıcı
  • mediatrix:arabulucu, aracı
  • medic:doktor, kabayonca, tıp öğrencisi
  • medicable:ilaçla tedavi edilebilir, iyileştirilebilir
  • medical:tedavi edici, tıbbi
  • medicament:ilaç
  • medicaments:ilaç
  • medicare:sağlık sigortası
  • medicate:ilaç katmak, ilaç vermek, ilaçla tedavi etmek, ilaçlamak
  • medication:ilaç, ilaç tedavisi
  • medications:ilaç, ilaç tedavisi
  • medicinal:ilaç özelliği olan, tedavi edici, tıbbi
  • medicine:büyü, doktorluk, ilaç, ilaç vermek, ilaçla tedavi etmek, sihirbazlık, tıp
  • medick:kelebekotu
  • medico:doktor
  • medieval:ortaçağ, ortaçağa ait
  • medina:medine
  • mediocre:alelâde, olağan, orta, sıradan, vasat
  • mediocrity:sıradanlık, vasatlık
  • meditarranean:akdeniz, ara deniz, kara ile çevrili, kıtalar arası
  • meditate:dalmak, düşünmek, tasarlamak
  • meditating:dalmak, düşünmek, tasarlamak
  • meditation:düşünceye dalma, meditasyon
  • meditative:dalgın, düşünceli
  • mediterranean:akdeniz, ara deniz, kara ile çevrili, kıtalar arası
  • mediterranian:akdeniz, ara deniz, kara ile çevrili, kıtalar arası
  • medium:araç, çare, medyum, orta, ortalama, ortam, vasat, vasıta
  • medley:çeşitli, çeşni, karışık, karışım, potpuri
  • medulla:ilik, medulla, öz
  • medullary:ilikli, iliksi
  • medusa:denizanası, medusa, yılan saçlı tanrıça
  • meed:mükâfat, ödül
  • meek:alçakgönüllü, ezik, mütevazi, silik, uysal, yumuşak başlı
  • meekly:uysalca
  • meekness:alçakgönüllülük, uysallık
  • meerschaum:eski şehir taşı, lületaşı
  • meet:başına gelmek, bulmak, buluşmak, görüşme yapmak, görüşmek, karşılamak, karşılaşma, karşılaşmak, kavuşmak, münasip, rastlamak, tanışmak, toplanmak, uğramak, uygun, yarışma, yerine getirmek
  • meeting:birleşme, buluşma, görüşme, karşılama, karşılaşma, miting, oturum, toplantı
  • meetinghouse:kilise, toplantı evi
  • meetings:birleşme, buluşma, görüşme, karşılama, karşılaşma, miting, oturum, toplantı
  • mega:bir milyon, büyük, mega
  • megabit:megabit
  • megabucks:bir milyon dolar
  • megacephalic:büyük kafalı, koca kafalı
  • megalith:megalit, taş anıt
  • megalocephalic:büyük kafalı
  • megalocephaly:büyük kafalılık
  • megalomania:kendini beğenmişlik, megalomani
  • megalopolis:birleşik şehirler, megalopolis
  • megaphone:megafon
  • megaton:bir milyon ton, megaton
  • megrim:başağrısı, migren
  • megrims:bunalım, can sıkıntısı, sıkıntı
  • meiosis:az gösterme
  • melamine:melamin
  • melancholia:karasevda, melankoli
  • melancholic:bunalımlı, hüzünlü, karasevdalı, melankolik
  • melancholy:bunalım, hüzün, kasvetli, melankoli, melankolik
  • melange:karışık şey, karışım
  • mélange:karışık şey, karışım
  • melanism:aşırı esmerlik, renk maddesi fazlalığı
  • melanoma:melanom
  • melanosis:dokularda renk maddesi fazlalığı
  • meld:birleşmek, karışmak, karıştırmak
  • melding:birleşmek, karışmak, karıştırmak
  • melee:meydan kavgası
  • meliorate:düzelmek, düzeltmek, iyileşmek
  • melioration:düzeltme, ıslah
  • meliorism:dünyanın düzeldiği inancı, iyimserlik
  • meliorist:iyimser kimse
  • melissa:melisa, oğulotu
  • melliferous:bal taşıyan, bal yapan
  • mellifluent:tatlı
  • mellifluous:akıcı, bal gibi, tatlı
  • mellow:olgun, olgunlaşmak, tatlı, yıllanmış, yumuşak, yumuşamak, yumuşatmak
  • mellowed:olgunlaşmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • mellowing:olgunlaşmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • mellowness:olgunluk, tatlılık, yumuşaklık
  • melodic:ahenkli, melodik
  • melodious:ahenkli, melodiye ait, uyumlu
  • melodiously:ahenkle
  • melodiousness:ahenklilik
  • melodist:besteci
  • melodize:ahenkli yapmak, bestelemek, melodileştirmek
  • melodramatic:melodram tarzında
  • melody:ezgi, melodi, nağme
  • melon:kâr, kavun, kazanç
  • melt:ergimek, erimek, eritmek, eriyik, yumuşamak, yumuşatmak
  • melted:eritilmiş
  • melting:erime, eritici, eritme, yumuşatan
  • melton:yünlü kalın kumaş
  • member:organ, taraf, üye, uzuv
  • membership:üyeler, üyelik
  • membrane:zar
  • membranes:zar
  • membranous:zar oluşturan, zarsı
  • memento:andaç, hatıra, yadigâr
  • memo:bildiri, not
  • memoir:anı yazısı
  • memoirs:hatıralar, tutanaklar
  • memorable:akılda kalıcı, hatırlanmaya değer, unutulmaz
  • memoranda:bildiri, muhtıra, not
  • memorandum:bildiri, muhtıra, not
  • memorial:abide, anısına yapılmış, anıt, anma töreni, bildiri, hatırlatıcı, önerge
  • memorialize:anma töreni yapmak, anmak, dilekçe vermek
  • memories:hatıralar
  • memorise:bellemek, ezberlemek
  • memorising:ezberleme
  • memorize:bellemek, ezberlemek
  • memorizing:ezberleme
  • memory:akıl, anı, bellek, hafıza, hatıra
  • men:adam, beyaz adam, er, erkek, insan, işçi, oyun taşı, uşak
  • menace:gözdağı vermek, tehdit, tehdit etmek
  • menacing:gözdağı vermek, tehdit etmek
  • menage:aile, ev halkı, ev idaresi
  • ménage:aile, ev halkı, ev idaresi
  • menagerie:hayvanat bahçesi
  • mend:düzelmek, düzeltmek, iyileşmek, onarılmış yer, onarım, onarmak, tamir, tamir etmek
  • mendable:düzeltilebilir, onarılabilir
  • mendacious:uydurma, yalan, yalancı
  • mendacity:yalancılık
  • mendicancy:dilencilik
  • mendicant:dilenci
  • mendicity:dilencilik
  • mending:tamir
  • menfolk:erkek kısmı, erkekler
  • menhaden:ringa balığı
  • menhir:taş anıt, tek parça taş anıt
  • menial:adi, bayağı, hizmetçi, hizmetçilik gibi
  • meningitis:beyin zarı iltihabı, menenjit
  • menisci:menisk, menisküs
  • meniscus:menisk, menisküs
  • menopause:menopoz
  • mensal:ayda bir olan, aylık, her ay olan
  • menses:adet, aybaşı, regl
  • menstrual:aybaşı, regl
  • menstruate:adet görmek, regl olmak
  • menstruation:adet, aybaşı, regl
  • menstruous:aybaşı, regl
  • menstruum:çözücü madde, eritici madde
  • mensurable:ölçülebilir, ölçülü
  • mensural:ölçme, ölçüye ait
  • mensuration:ölçme
  • menswear:erkek giyim mağazası
  • mental:akıl, ruhsal, zekâ, zihinsel
  • mentality:anlayış, düşünce tarzı, zekâ, zihniyet
  • mentally:akli, zekâ olarak, zihinsel olarak
  • menthol:mentol, nane özü
  • mention:anma, anmak, bahsetmek, dile getirmek, ima, ima etmek, mansiyon, söyleme, söz etmek
  • mentioned:adı geçen, bahsedilmiş olan, sözü geçen
  • mentioning:anmak, bahsetmek, dile getirmek, ima etmek, söz etmek
  • mentor:akıl hocası, danışman
  • mentors:akıl hocası, danışman
  • menu:menü, mönü, yemek listesi
  • meow:miyav, miyavlama, miyavlamak
  • mephistophelean:haince, şeytanca
  • mephistopheles:hain tip, mefisto, şeytan
  • mephistophelian:haince, şeytanca
  • mephitic:pis kokulu, zehirleyici
  • mephitis:bataklık zehirli gazı, zehirli pis koku
  • mercantile:ticaret, ticari
  • mercantilism:ticaret anlayışı
  • mercator:merkator
  • mercenary:çıkarcı, paragöz, paralı, paralı asker, ücretli
  • mercer:kumaşçı
  • mercerize:kumaşı parlatmak, merserize etmek
  • mercerizing:kumaşı parlatmak, merserize etmek
  • merchandise:alışveriş etmek, mal, satılık eşya, ticaret yapmak
  • merchandising:alışveriş etmek, ticaret yapmak
  • merchant:tacir, ticarete ait, ticari, tüccar
  • merchantable:satılabilir
  • merchantman:ticaret gemisi, yük gemisi
  • merchantship:ticaret gemisi, yük gemisi
  • merciful:bağışlayıcı, insaflı, merhametli
  • mercifully:merhametle, merhametlice
  • mercifulness:merhametlilik
  • merciless:acımasız, amansız, insafsız, merhametsiz
  • mercilessly:acımasızca, insafsızca, merhametsizce
  • mercurial:canlı, cıva gibi, cıvalı, dakikası dakikasına uymayan, değişken
  • mercuric:iki değerli cıvalı
  • mercurous:tek değerli cıvalı
  • mercury:cıva, yerfesleğeni
  • mercy:af, aman, insaf, merhamet, merhametlilik, rahmet
  • mere:göl, katkısız, sade, saf, sırf
  • merely:ancak, sade, sadece, sırf, yalnız
  • meretricious:cafcaflı, gösterişli, süslü püslü
  • meretriciously:cafcaflı, gösterişli, süslü püslü
  • merganser:testeregagalı ördek
  • merge:birleşmek, karışmak, kaynaşmak
  • merged:birleşmek, karışmak, kaynaşmak
  • merger:birleşme
  • merges:birleşmek, karışmak, kaynaşmak
  • merging:birleşmek, karışmak, kaynaşmak
  • meridian:doruk, dorukta olan, meridyen, öğle vakti olan, öğlen, zirve
  • meridians:doruk, meridyen, zirve
  • meridional:güney, güney fransalı, güneyli, meridyen, meridyen gibi
  • meringue:beze
  • meringues:beze
  • merino:merinos
  • merit:değer, değmek, erdem, fazilet, hak etmek, layık olmak, meziyet, yararlık
  • merited:değmek, hak etmek, layık olmak
  • meriting:değmek, hak etmek, layık olmak
  • meritorious:değerli, övülmeğe değer
  • merlon:mazgallar arasındaki siper
  • mermaid:deniz kızı
  • merman:deniz adamı
  • merrily:mutlu olarak, neşeyle
  • merriment:cümbüş, eğlence, neşe
  • merry:keyifli, mutlu, neşe verici, neşeli, şen
  • merrymaking:cümbüş, eğlence, neşeli, şen
  • merrythought:lades kemiği
  • mesa:düz tepe, yüksek ova
  • mescal:dikensiz kaktüs
  • mescaline:meskalin
  • mesdames:bayanlar, hanımlar
  • mesdemoiselles:genç bayanlar, matmazeller
  • meseems:bana göre, bana öyle geliyor ki
  • mesentery:mesenter
  • mesh:ağ, ağ gözü, ağ ile tutmak, birbirine geçme, birbirine geçmek, tuzağa düşürmek
  • meshed:ağ ile tutmak, birbirine geçmek, tuzağa düşürmek
  • meshuggah:çatlak, deli
  • meshwork:ağ örgüsü
  • mesial:orta
  • mesmerism:ipnotizma, ipnoz, manyetizma
  • mesmerize:ipnotize etmek
  • mesmerized:ipnotize etmek
  • mesmerizing:ipnotize etmek
  • meson:meson
  • mesophyll:mezofil, yaprak iç dokusu
  • mesopotamia:elcezire, irak, mezopotamya
  • mesotron:mesotron
  • mesozoic:ikinci zamana ait, mesozoik
  • mespot:elcezire, irak, mezopotamya
  • mess:asker sofrası, asker sofrasında yemek yemek, bozmak, çorba, karışık şey, karışık yemek, karışıklık, karıştırmak, karmakarışık, karmakarışıklık, kirletmek, manga, pisletmek, pislik, sofra arkadaşları
  • message:haber, mesaj
  • messages:haber, mesaj
  • messenger:haberci, kurye, ulak
  • messiah:isa peygamber, kurtarıcı, mesih
  • messianic:mesih, mesihe ait
  • messier:dağınık, karmakarışık, karman çorman, pasaklı, pis
  • messieurs:baylar, beyler, efendiler
  • messing:asker sofrasında yemek yemek, bozmak, karıştırmak, kirletmek, pisletmek
  • messrs:baylar, beyler, efendiler
  • messy:dağınık, karmakarışık, karman çorman, pasaklı, pis
  • mestizo:kırma, melez, metis
  • metabolic:metabolik
  • metabolism:metabolizma
  • metacarpus:eltarağı
  • metagalaxy:kâinat
  • metage:ölçme, ölçüm, ölçüm ücreti
  • metal:kırık taş, maden, metâl
  • metallic:madeni, madenli, metâlik
  • metallize:madenle kaplamak, metâllemek
  • metallography:metâlografi
  • metallurgic:metâlurji, metâlurjik
  • metallurgical:metâlurji, metalurjik
  • metallurgy:maden bilimi, metâlurji
  • metals:madenler, metâller, raylar
  • metalwork:madeni eşyalar, metal işi
  • metalworker:dökümcü, maden işçisi
  • metamorphose:başkalaşmak, başkalaştırmak, değiştirmek
  • metamorphosis:başkalaşım, değişim, metâmorfoz
  • metaphor:istiare, mecaz
  • metaphoric:mecazi
  • metaphorical:mecazi
  • metaphrase:aynen tercüme, kelimesi kelimesine tercüme, kelimesi kelimesine tercüme etmek
  • metaphysical:doğaüstü, metafiziksel
  • metaphysician:metafizikçi
  • metaphysics:fizikötesi, metafizik
  • metastasis:başka organlara bulaşma, metastaz, yayılma
  • metatarsal:ayaktarağına ait
  • metatarsus:ayaktarağı
  • metathesis:harf ve seslerin yer değiştirmesi, şartların terine dönmesi
  • mete:bölüştürmek, ölçmek
  • metempsychosis:ruh geçişmesi, ruhun başka vücuda geçmesi
  • meteor:akanyıldız, göktaşı, meteor
  • meteoric:çok hızlı, göktaşı gibi, hava olayları ile ilgili, meteor, parlak, şimşek gibi
  • meteorite:göktaşı, yere düşen meteor
  • meteorologic:meteorolojik
  • meteorological:meteorolojik
  • meteorologist:meteoroloji uzmanı
  • meteorology:hava şartları bilgisi, meteoroloji
  • meter:metre, ölçmek, ölçü, saat, sayaç, taksimetre, vezin
  • metering:ölçmek
  • meters:metre, ölçmek, ölçü, saat, sayaç, taksimetre, vezin
  • methane:metan
  • methanol:metanol
  • methinks:galiba, öyle geliyor ki, sanırım
  • method:düzen, metod, tarz, usul, yöntem
  • methodical:düzenli, sistemli, usule uygun
  • methodist:metodist
  • methodize:düzenlemek, sistemleştirmek
  • methodology:metodoloji, yöntembilim
  • methods:düzen, metod, tarz, usul, yöntem
  • methought:bana öyle geldi ki, sandım ki, zannettim ki
  • methuselah:çok yaşlı adam, ihtiyar adam
  • methyl:metil
  • methylene:metilen
  • meticously:özenle, titizlikle
  • meticulous:çok dikkatli, kılı kırk yaran, titiz
  • meticulously:özenle, titizlikle
  • meticulousness:titizlik
  • metier:iş, meslek
  • métier:iş, meslek
  • metis:avrupalı-kızılderili melezi
  • metonymy:ad değişimi, benzerinin ismini kullanma, kinaye
  • metope:çatı sütunu tepe taşı, metop
  • metre:metre, ölçmek, ölçü, saat, sayaç, taksimetre, vezin
  • metres:metre, ölçmek, ölçü, saat, sayaç, taksimetre, vezin
  • metric:metre sistemine göre, metrik, vezne ait
  • metrical:metre sistemine göre, metrik, vezne ait
  • metrically:metre sistemine göre, ölçüyle
  • metricate:metrik sisteme çevirmek
  • metrify:metreye çevirmek
  • metro:metro
  • metrology:metroloji, ölçme bilimi
  • metronome:metronom, tempo ölçer
  • metropolis:başkent, büyük şehir
  • metropolitan:başkent, başkentli, başpiskoposa ait
  • mettle:ataklık, ateş, hırs, şevk
  • mettled:atak, ateşli, canlı
  • mettlesome:atak, ateşli, canlı
  • mew:hapsetmek, kafes, kafese koymak, martı, miyavlama, miyavlamak
  • mewl:bebek gibi ağlamak, zayıf sesle ağlamak
  • mexican:meksika, meksikalı, meksikan
  • mexicans:meksikalı
  • mexico:meksika
  • mezzanine:ara kat, asma kat
  • mezzo:orta, yarım
  • mezzotint:bakır klişe, bakır klişe ile basmak
  • mho:iletkenlik birimi
  • mi:mi, mi notası
  • miaou:miyav, miyavlama, miyavlamak
  • miaow:miyav, miyavlama, miyavlamak
  • miasma:mikroplu hava, miyasma, pis hava
  • miasmal:mikroplu, pis, zehirli
  • miasmatic:mikroplu, pis, zehirli
  • mica:mika
  • micaceous:mika benzeri, mikalı
  • mice:fareler, korkaklar
  • michigan:michigan
  • mick:irlandalı
  • mickey:miki
  • mickle:az miktar, küçük miktar
  • micro:küçük, mikro, mini, ufak
  • microbe:mikrop
  • microbiology:hücrebilimi, mikrobiyoloji
  • microchemistry:mikrokimya
  • microcircuit:mikrodevre
  • microcomputer:mikrobilgisayar
  • microcopy:küçük kopya
  • microcosm:insan, küçük evren
  • microfilm:mikrofilm
  • micrometer:mikrometre
  • micron:mikron
  • microorganism:mikroorganizma, mikrop
  • microphone:mikrofon
  • microprocessor:mikroişlemci
  • microscope:mikroskop
  • microscopic:mikroskobik
  • microscopical:mikroskobik
  • microtome:mikroskobik dilimleme aleti
  • microvolt:mikrovolt
  • microwave:mikrodalga
  • microwaveable:mikrodalgada yapılabilir
  • micturate:işemek, su dökmek
  • micturition:işeme, sık işeme hastalığı, su dökme
  • mid:arasında, orta, ortadaki
  • midbrain:beynin ortası
  • midday:öğle vakti, öğlen
  • midden:çöp yığını, gübrelik, mezbele
  • middle:aradaki, orta, orta kısım, orta yer, ortadaki
  • middleaged:orta yaşlı
  • middlebrow:az kültürlü, sıradan zevkleri olan
  • middleman:aracı, komisyoncu, madrabaz
  • middlemen:aracı, komisyoncu, madrabaz
  • middlemost:en ortadaki, tam ortadaki
  • middleweight:orta siklet
  • middling:orta, orta halli, şöyle böyle
  • middlings:orta kalitede ürün
  • middy:deniz asteğmeni, deniz harp okulu öğrencisi, denizci yakalı bluz
  • midge:tatarcık, titrer sinek
  • midget:cüce, mini, minicik, minyon tip, ufak yapılı kimse
  • midi:baldıra kadar giysi, midi
  • midland:ülkenin iç kısmı
  • midmost:en ortadaki, tam ortadaki
  • midnight:gece yarısı
  • midpoint:göbek, orta nokta, orta yer
  • midrib:yaprak orta damarı
  • midriff:diafram
  • midshipman:deniz asteğmeni, deniz harp okulu öğrencisi
  • midships:gemi ortası, geminin ortasında
  • midst:orta, orta yer, ortasında
  • midsummer:yaz dönümü, yaz ortası
  • midterm:sömestr
  • midway:fuarda panayır bölümü, yarı yolda, yarı yoldaki
  • midweek:hafta ortası
  • midwife:ebe
  • midwifery:ebelik
  • midwinter:karakış, kış ortası
  • midyear:yıl ortası, yıl ortası sınavı, yıl ortasındaki
  • mien:eda, görünüş, surat, tavır, yüz
  • miff:darılma, gücendirmek, kavga, keyfini kaçırmak, küsme, küstürmek
  • miffed:gücendirmek, keyfini kaçırmak, küstürmek
  • might:-abilmek, -ebilmek, güç, kuvvet, mümkün olmak, olası olmak, zor
  • mightily:çok fazla, kuvvetle, kuvvetlice
  • mightiness:güçlülük
  • mighty:aziz, büyük, güçlü, kuvvetli, muazzam, pek çok, zorlu
  • mıghty:aziz, büyük, güçlü, kuvvetli, muazzam, pek çok, zorlu
  • migraine:migren, yarım başağrısı
  • migrant:göçebe, göçmen
  • migrants:göçmen
  • migrate:göç etmek, göçmek
  • migration:göç, göçme, göçmenlik, hicret
  • migratory:göç, göçebe, göçmen, seyyar
  • mikado:japon imparatoru, mikado
  • mike:mikrofon
  • mil:bin, binde bir
  • milady:ingiliz asilzadesi kadın, şık ve havalı kadın
  • milage:mil hesabı ile ücret, mil olarak alınan yol, mil olarak uzaklık
  • milch:sağmal, süt veren
  • mild:hafif, ılıman, ılımlı, kibar, nazik, yumuşak
  • mildew:küf, küflendirmek, küflenmek
  • mildewed:küflendirmek, küflenmek
  • mildewy:küflü
  • mildly:kibarca
  • mildness:ılımanlık, ılımlılık, nezaket, yumuşaklık
  • mile:kara mili, mil
  • mileage:mil hesabı ücret, mil olarak alınan yol, mil olarak uzaklık
  • milepost:mil işareti
  • miles:kara mili, mil
  • milestone:dönüm noktası, kilometre taşı, mil taşı
  • milfoil:civanperçemi
  • milieu:çevre, muhit
  • milimeter:milimetre
  • miliner:kadın şapkacısı, şapkacı, tuhafiyeci
  • milinery:kadın şapkacılığı, kadın şapkaları, tuhafiye
  • militancy:ataklık, azimlilik, saldırganlık
  • militant:atak, azimli, kavgacı, militan, saldırgan, saldırgan tip
  • militarism:asker zihniyeti, militarizm, savaşçı siyaset
  • militarist:militarist
  • militarization:askerileştirme
  • military:askeri, ordu
  • militate:ağır basmak, etkilemek
  • militia:milis, yedek asker
  • militiaman:yedek er
  • milk:sağmak, süt
  • milker:süt ineği, süt sağıcı
  • milkiness:süt gibi olma, uysallık, yumuşak başlılık
  • milking:sağma
  • milkmaid:sağıcı kız, sütçü kız
  • milkman:sağıcı adam, sütçü
  • milkshake:milk shake
  • milksop:korkak, lâpacı, muhallebi çocuğu
  • milky:süt gibi, sütlü, uysal
  • milkyway:samanyolu
  • mill:çentiklemek, çırpmak, değirmen, doların binde biri, fabrika, imalathane, mengene, öğütmek, tırtıklamak
  • milldam:değirmen barajı
  • milled:çekilmiş, çentikli, kenarı tırtıllı, öğütülmüş, tırtıklı, tırtıllı
  • millenarian:bin yıllık, bin yıllık barış ve refah dönemi, bininci
  • millenarism:bin yıllık barış ve refaha inanma
  • millenary:bin yıllık, bininci yıla ait, bininci yıldönümü
  • millennial:bin yıllık
  • millennium:bin yıllık dönem, bin yıllık refah dönemi
  • millepede:kırkayak
  • miller:değirmen makinası, değirmenci, pervane
  • miller’s:değirmen makinası, değirmenci, pervane
  • millesimal:binde bir, binde bir olan, binde birlik
  • millet:akdarı, darı
  • milliard:milyar
  • milliary:mil, mile ait
  • milligram:miligram
  • milligramme:miligram
  • milligrams:miligram
  • milliliter:mililitre
  • millilitre:mililitre
  • millimeter:milimetre
  • millimicron:milimikron
  • milliner:kadın şapkacısı, şapkacı, tuhafiyeci
  • milliners:kadın şapkacısı, şapkacı, tuhafiyeci
  • millinery:kadın şapkacılığı, kadın şapkaları, tuhafiye
  • milling:değirmencilik, paranın kenarındaki tırtıllar
  • million:milyon
  • millionaire:milyoner
  • millions:milyon
  • milliped:kırkayak
  • millipede:kırkayak
  • millrace:değirmen deresi, değirmen suyu
  • millstone:değirmentaşı
  • millwright:değirmen yapan usta, değirmenci
  • milord:ingiliz asilzadesi
  • milquetoast:çekingen kimse, korkak, sümsük tip
  • milt:balık menisi, balık spermi
  • mime:mim, mim oynamak, pandomimci, sessiz tiyatro, taklit etmek, taklitçi
  • mimeograph:teksir makinası, teksir makinası ile çoğaltmak
  • mimes:mim, mim oynamak, pandomimci, sessiz tiyatro, taklit etmek, taklitçi
  • mimesis:benzeme, benzetme, taklit
  • mimetic:taklit eden
  • mimic:benzemek, pandomimaya değin, taklidini yapmak, taklit, taklit eden, taklit etmek, taklitçi
  • mimicking:benzemek, taklidini yapmak, taklit etmek
  • mimicry:benzeme, benzerlik, taklit, taklit etme, taklitçilik
  • mimosa:küstümotu, mimoza
  • mina:mina, yunan ağırlık birimi
  • minacious:korkutucu, tehdit eden, tehditkâr
  • minaret:minare
  • minatory:korkutucu, tehdit eden, tehditkâr
  • mince:ince doğramak, kırıtmak, kıyma, kıymak, önemsiz göstermek
  • minced:kıyılmış
  • mincemeat:turta harcı, üzümlü ve elmalı tart harcı
  • mincing:çıtkırıldım, kırıtkan, kıyım, kıyma
  • mind:akıl, aldırış etmek, aldırmak, bellek, dikkat etmek, dikkatli olmak, düşünce, endişelenmek, fikir, hafıza, istek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak, kulak vermek, önemsemek, şuur, us, zihin
  • mind!:akıl, aldırış etmek, aldırmak, bellek, dikkat etmek, dikkatli olmak, düşünce, endişelenmek, fikir, hafıza, istek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak, kulak vermek, önemsemek, şuur, us, zihin
  • :akıl, aldırış etmek, aldırmak, bellek, dikkat etmek, dikkatli olmak, düşünce, endişelenmek, fikir, hafıza, istek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak, kulak vermek, önemsemek, şuur, us, zihin
  • mindbending:bunaltıcı, hayal gördüren, kafa karıştıran, şaşırtıcı
  • minded:fikirli, istekli, niyetli
  • mindful:dikkatli, düşünceli, unutmayan
  • minding:aldırış etmek, aldırmak, dikkat etmek, dikkatli olmak, endişelenmek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak, kulak vermek, önemsemek
  • mindless:akılsız, akılsızca yapılan, dikkatsiz, düşüncesiz
  • minds:akıl, aldırış etmek, aldırmak, bellek, dikkat etmek, dikkatli olmak, düşünce, endişelenmek, fikir, hafıza, istek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak, kulak vermek, önemsemek, şuur, us, zihin
  • mine:benim, benimki, kazıp çıkarmak, kazmak, lağım, maden, maden işletmek, maden ocağı, mayın, mayın döşemek, memba, sinsice bozmak, torpil, tünel kazmak
  • mined:mayın döşenmiş, mayınlı
  • minefield:mayın tarlası
  • miner:delik açan kurtçuk, lâğımcı, madenci, mayıncı
  • mineral:maden, madeni, madensel, madensel tuz, mineral
  • mineralize:madenleştirmek, mineralize etmek, mineralleştirmek
  • mineralogy:madenler ilmi, mineraloji
  • mineralojy:madenler ilmi, mineraloji
  • minerals:madensel maddeler, mineraller, sodalı içecekler
  • mineshaft:maden kuyusu
  • minestrone:etli ve sebzeli italyan çorbası
  • minesweep:mayın tarama gemisi
  • minesweeper:mayın tarama gemisi
  • mingle:karışmak, karıştırmak, katılmak, katmak
  • mingled:karışmış
  • mingling:karışmak, karıştırmak, katılmak, katmak
  • mingy:cimri
  • mini:kısa, küçük, mini, mini etek, ufak araba
  • miniature:çok küçük, küçücük, minyatür, minyatür yapmak
  • miniaturist:minyatürcü
  • miniaturize:küçültmek, minyatürünü yapmak
  • minibar:mini-bar
  • minibike:küçük motosiklet
  • minibus:minibüs
  • minibuses:minibüs
  • minibusses:minibüs
  • minicab:küçük taksi
  • minify:küçültmek, önemini azaltmak
  • minikin:küçük adam, ufacık şey
  • minim:damla, yarım nota
  • minimal:asgari, en az, en düşük
  • minimise:azaltmak, küçültmek, küçümsemek
  • minimize:azaltmak, küçültmek, küçümsemek
  • minimum:asgari, en az, en düşük, en küçük, minimum, minimum değer
  • mining:madencilik, mayın döşeme
  • minion:dalkavuk, emir altındaki kimse, gözde, köle, peyk, uydu
  • miniskirt:mini etek
  • minister:bakan, papaz, vaiz, vekil
  • ministerial:bakanlık, orta elçilik, papazlık
  • ministers:bakan, papaz, vaiz, vekil
  • ministration:hizmet
  • ministrations:hizmet
  • ministries:bakanlık, hizmet, papazlık, vekillik
  • ministry:bakanlık, hizmet, papazlık, vekillik
  • minium:kırmızı kurşun tuzu, parlak kırmızı renk, vermilyon
  • miniver:resmi elbise süsü kürk
  • mink:amerika vizonu, vizon
  • minor:ikinci derecede, ikincil, küçük, reşit olmayan, reşit olmayan kimse, üniversitede ikinci branş
  • minority:azınlık, azlık, reşit olmama
  • minors:küçük, reşit olmayan kimse, üniversitede ikinci branş
  • minotaur:yarı insan yarı boğa canavar
  • minscule:küçük, küçük harf, küçük harfle el yazısı, küçük harfle yazılı, minik, miniskül, ufacık
  • minster:katedral, manastır kilisesi
  • minstrel:aşık, ortaçağ halk şairi, ozan
  • minstrelsy:aşıklık, ozanlık, saz şairleri
  • mint:darphane, icat etmek, nane, para basmak, uydurmak
  • mintage:basılan para, para basma
  • minted:icat etmek, para basmak, uydurmak
  • minting:icat etmek, para basmak, uydurmak
  • minuend:eksiltilen sayı
  • minuet:ağır tempolu bir dans, menüet
  • minus:aşağı, çıkarsa, çıktı, eksi, eksik, negatif, sıfırın altında
  • minuscule:küçük, küçük harf, küçük harfle el yazısı, küçük harfle yazılı, minik, miniskül, ufacık
  • minute:an, ayrıntılı, dakik, dakika, minik, önemsiz, saat tutmak, tutanak tutmak, ufacık, zabıt tutmak
  • minute’s:kayıt, tutanak, zabıt
  • minutely:dikkatle, inceden inceye, özenle
  • minuteness:ufacık olma
  • minutes:kayıt, tutanak, zabıt
  • minute’s:kayıt, tutanak, zabıt
  • minutest:ayrıntılı, dakik, minik, önemsiz, ufacık
  • minutiae:önemsiz ayrıntılar
  • minx:fingirdek kız, sürtük
  • miracle:alâmet, harika, harika şey, keramet, mucize
  • miraculous:mucize eseri, mucize yaratan, mucizevi, olağanüstü
  • mirage:ılgım, serap
  • mire:batak, çamur, çamura batırmak, çamura batmak, çamurlamak, pislik
  • mired:çamura batırmak, çamura batmak, çamurlamak
  • mirror:aksetmek, ayna, yansıtmak
  • mirrored:aynalı
  • mirroring:aksetmek, yansıtmak
  • mirth:gülme, neşe, sevinç
  • mirthful:neşeli, şen, sevinçli
  • mirthless:neşesiz
  • miry:batak, çamurlu, pis
  • mirza:mirza, prens
  • mis:kötü, ters, yanlış
  • misadventure:aksilik, kaza, terslik
  • misadvise:kötü öğüt vermek, kötü yol göstermek
  • misalliance:uygunsuz birliktelik, yanlış evlilik
  • misanthrope:insanları sevmeyen kimse
  • misanthropic:insanları sevmeyen
  • misanthropist:insanları sevmeyen kimse
  • misanthropy:insan sevmeme, insanlardan nefret etme
  • misapplication:yanlış uygulama
  • misapplied:boşa harcamak, yanlış uygulamak, yerinde kullanmamak
  • misapply:boşa harcamak, yanlış uygulamak, yerinde kullanmamak
  • misapprehend:yanılmak, yanlış anlamak
  • misapprehension:yanılma, yanlış anlama
  • misappropriate:emanete hıyanet etmek, kötüye kullanmak, zimmete geçirmek
  • misappropriation:emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma, suistimal
  • misbecome:uygun olmamak
  • misbegotten:alçak, gayri meşru, piç
  • misbehave:edepsizlik etmek, yaramazlık etmek
  • misbehaved:edepsizlik etmek, yaramazlık etmek
  • misbehaving:edepsizlik etmek, yaramazlık etmek
  • misbehavior:terbiyesizlik, yaramazlık
  • misbehaviour:terbiyesizlik, yaramazlık
  • misbelief:inançsızlık, yanlış inanç
  • misbelieve:inanmamak, yanlış inancı olmak
  • misbeliever:imansız, kâfir
  • miscalculate:hesap hatası yapmak, yanlış hesaplamak
  • miscalculation:yanlış hesap
  • miscall:sövüp saymak, yanlış adlandırmak, yanlış karar vermek
  • miscarriage:başarısızlık, boşa çıkma, çocuk düşürme, düşük, suya düşme
  • miscarry:başaramamak, çocuk düşürmek, düşük yapmak, suya düşmek, ters gitmek
  • miscegenation:beyazlarla zencilerin melezleşmesi, ırkların karışması
  • miscellaneous:çeşitli, karışık, türlü türlü
  • miscellany:derleme
  • mischance:şanssızlık, tâlihsizlik
  • mischief:fesat, hasar, haylazlık, şeytanlık, yaramazlık, zarar
  • mischievous:afacan, yaramaz, zarar verici, zararlı
  • mischievousness:yaramazlık
  • mischoose:yanlış seçim yapmak, yanlış seçmek
  • miscible:karıştırılabilir
  • misconceive:yanlış kavramak
  • misconceived:yanlış kavramak
  • misconception:yanlış kanı, yanlış kavrama
  • misconduct:kötü davranış, kötü idare, kötü idare etmek, zina
  • misconstruction:yanlış anlama, yanlış yorumlama
  • misconstrue:tersinden anlamak, yanlış anlamak, yanlış yorumlamak
  • miscreant:imansız, kötü, kötü kimse, zalim
  • miscue:dalgınlıkla yapılan hata, yanlış, yanlış vuruş yapma
  • misdeed:kötü hareket, kötülük, suç
  • misdeeds:kötü hareket, kötülük, suç
  • misdeem:yanlış hüküm vermek
  • misdemean:kötü davranmak
  • misdemeanant:kabahatli kimse, suçlu
  • misdemeanor:kötü davranış, suç
  • misdemeanors:kötü davranış, suç
  • misdemeanour:kötü davranış, suç
  • misdirect:yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek
  • misdirected:yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek
  • misdirection:yanlış yol gösterme, yanlış yönlendirme
  • misdo:kötülük yapmak, yanlış yapmak
  • misdoing:kötülük
  • misdoubt:şüphe, şüphe etmek
  • misemploy:kötüye kullanmak, suistimal etmek
  • miser:cimri, paragöz, pinti
  • miserable:acınacak halde, berbat, perişan, sefil, zavallı
  • miserably:berbat şekilde, sefil bir halde
  • misericordia:merhamet
  • miserliness:cimrilik, paragözlük
  • miserly:cimrice, çok küçük, tamahkâr
  • misery:acı, hınzır, ızdırap, sefalet, yoksulluk
  • misfire:anlaşılmamak, ateş almama, ateş almamak, tekleme, teklemek
  • misfiring:anlaşılmamak, ateş almamak, teklemek
  • misfit:uymama, uymayan şey, uyumsuz tip
  • misfortune:aksilik, belâ, felâket, kaza, şanssızlık, tâlihsizlik, terslik
  • misfortunes:aksilik, belâ, felâket, kaza, şanssızlık, tâlihsizlik, terslik
  • misgiven:kuşkulandırmak, şüpheye düşürmek
  • misgiving:korku, kuruntu, kuşku
  • misgivings:korku, kuruntu, kuşku
  • misgovern:kötü yönetmek
  • misgovernment:kötü yönetim
  • misguided:baştan çıkarmak, kötü yola sevketmek, yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek
  • misguiding:baştan çıkarmak, kötü yola sevketmek, yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek
  • mishandle:hor kullanmak, kötü davranmak, kötü idare etmek
  • mishandling:hor kullanmak, kötü davranmak, kötü idare etmek
  • mishap:aksilik, felâket, kaza, tâlihsizlik
  • mishaps:aksilik, felâket, kaza, tâlihsizlik
  • mishit:kötü vuruş, kötü vuruş yapmak
  • mishmash:karışıklık, karmakarışıklık
  • misinform:yanlış bilgi vermek
  • misinformation:yanlış bilgi
  • misinformed:yanlış bilgi vermek
  • misinterpret:yanlış anlamak, yanlış yorumlamak
  • misinterpretation:yanlış yorumlama
  • misjudge:yanlış değerlendirmek, yanlış hüküm vermek
  • misjudged:yanlış değerlendirmek, yanlış hüküm vermek
  • misjudgment:yanlış hüküm
  • mislaid:kaybetmek, yanlış yere koymak, yerine koymamak
  • mislay:kaybetmek, yanlış yere koymak, yerine koymamak
  • mislaying:kaybetmek, yanlış yere koymak, yerine koymamak
  • mislead:şaşırtmak, yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek, yoldan çıkarmak
  • misleading:göz boyama, göz boyayıcı, şaşırtma, yanıltıcı
  • misled:şaşırtmak, yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek, yoldan çıkarmak
  • mismanage:idare edememek, kötü yönetmek
  • mismanagement:kötü yönetim
  • mismarriage:uygunsuz evlilik, yanlış evlilik
  • mismatch:birbirine uymama, birbirine uymamak, uyumsuz olmak, uyumsuzluk
  • mismatched:birbirine uymamak, uyumsuz olmak
  • misname:ismini şaşırmak, yanlış adlandırmak, yanlış isimle çağırmak
  • misnomer:isim hatası, yanlış ad, yanlış isim kullanma
  • misogynist:kadın düşmanı
  • misogynous:kadın düşmanı
  • misplace:yanlış yere koymak, yanlış yerleştirmek
  • misplaced:yanlış yere koymak, yanlış yerleştirmek
  • misplacement:yanlış yere koyma
  • misplay:hatalı oynama, yanlış oyun
  • misprint:baskı hatası, baskı hatası yapmak, yanlış basmak
  • misprision:görevi kötüye kullanma, küçük görme, suça göz yumma
  • misprize:hor görmek, küçük görmek
  • mispronounce:yanlış telâffuz etmek
  • misquotation:yanlış aktarma
  • misquote:yanlış aktarmak, yanlış tekrarlamak
  • misread:yanlış okumak, yanlış yorumlamak
  • misreading:yanlış okuma, yanlış yorumlama
  • misrepresent:kötü temsil etmek, yanlış sunmak, yanlış tanıtmak
  • misrepresentation:kötü temsil etme, yanlış tanıtma
  • misrepresented:kötü temsil etmek, yanlış sunmak, yanlış tanıtmak
  • misrule:karışıklık, kötü hükümet, kötü yönetim, kötü yönetmek
  • miss:aramak, bayan, eksik olmak, gözlemek, hanım, isabet etmeme, ıska, ıskalamak, kaçırmak, karavana, kız, matmazel, özlem duymak, özlemek, vuramamak
  • missal:dua kitabı, katolik dua kitabı
  • missed:aramak, eksik olmak, gözlemek, ıskalamak, kaçırmak, özlem duymak, özlemek, vuramamak
  • misses:aramak, bayan, eksik olmak, gözlemek, hanım, isabet etmeme, ıska, ıskalamak, kaçırmak, karavana, kız, matmazel, özlem duymak, özlemek, vuramamak
  • misshape:kötü biçim vermek, şeklini bozmak
  • misshaped:kötü biçim vermek, şeklini bozmak
  • misshapen:biçimsiz, çirkin, şekilsiz
  • missile:atılan şey, füze, mermi, ok
  • missiles:atılan şey, füze, mermi, ok
  • missing:eksik, kaçırma, kayıp, özlem
  • mission:amaç, elçilik, görev, heyet, ideal, iş, misyon, vazife
  • missionary:misyoner
  • missions:amaç, elçilik, görev, heyet, ideal, iş, misyon, vazife
  • missis:bayan, hanım
  • missive:mektup, resmi mektup, tezkere
  • missives:mektup, resmi mektup, tezkere
  • missouri:missouri
  • misspell:imlâ hatası yapmak, yanlış yazmak, yazım hatası yapmak
  • misspend:boşa harcamak, kötü harcamak
  • misspending:boşa harcamak, kötü harcamak
  • misspent:boşa harcamak, kötü harcamak
  • misstate:yalan anlatmak, yanlış ifade etmek
  • misstated:yalan anlatmak, yanlış ifade etmek
  • misstatement:yalan ifade, yanlış ifade
  • missus:hanımefendi
  • missy:küçük hanım
  • mist:buğu, buğulamak, çiselemek, duman, karartı, pus, sis, sis kaplamak
  • mistake:başkası sanmak, hata, karıştırmak, yanılgı, yanılmak, yanlış, yanlış anlamak, yanlışlık
  • mistaken:hatalı, yanlış
  • mistakenly:yanlışlıkla
  • mistakes:başkası sanmak, hata, karıştırmak, yanılgı, yanılmak, yanlış, yanlış anlamak, yanlışlık
  • mistaking:başkası sanmak, karıştırmak, yanılmak, yanlış anlamak
  • misted:buğulamak, çiselemek, sis kaplamak
  • mister:bay, bey, beyefendi
  • mistification:aldatma, gizemli bir hava verme, şaşırtma
  • mistime:zamanını yanlış tahmin etmek, zamanlama hatası yapmak, zamansız yapmak
  • mistimed:zamanını yanlış tahmin etmek, zamanlama hatası yapmak, zamansız yapmak
  • mistiming:zamanını yanlış tahmin etmek, zamanlama hatası yapmak, zamansız yapmak
  • mistiness:sis, sisli olma
  • misting:buğulamak, çiselemek, sis kaplamak
  • mistletoe:ökseotu
  • mistral:karayel, soğuk karayel
  • mistranslate:yanlış çeviri yapmak, yanlış tercüme etmek
  • mistranslation:yanlış çeviri, yanlış tercüme
  • mistreat:hor kullanmak, kötü davranmak
  • mistreated:hor kullanmak, kötü davranmak
  • mistreatment:hor kullanma, kötü davranma
  • mistress:bayan, hanım, metres, müdire hanım, öğretmen
  • mistrust:güvenmemek, güvensizlik, şüphe, şüphe etmek
  • mistrusted:güvenmemek, şüphe etmek
  • mistrustful:güvensiz, şüpheci
  • misty:belirsiz, bulanık, hayal meyal, puslu, sisli
  • misunderstand:ters anlamak, yanlış anlamak
  • misunderstanding:anlaşamama, geçimsizlik, yanlış anlama, yanlış anlaşılma
  • misusage:hor kullanma, kötü davranma, yanlış kullanım
  • misuse:hırpalamak, hor kullanma, hor kullanmak, kötüye kullanma, kötüye kullanmak, suistimal, suistimal etmek, yanlış kullanma, yanlış kullanmak
  • mite:akar, böcekçik, çocuk, kuruş, mayt, ufacık şey, zerre
  • miter:açıölçer, gönye, piskoposluk tacı
  • mithridate:panzehir
  • mitigable:azaltılabilir, hafifletilebilir, yatıştırılabilir
  • mitigate:azaltmak, hafifletmek, yatıştırmak
  • mitigated:azaltmak, hafifletmek, yatıştırmak
  • mitigating:azaltmak, hafifletmek, yatıştırmak
  • mitigation:hafifletme
  • mitosis:karyokinez
  • mitrailleuse:makinalı tüfek, mitralyöz
  • mitral:kâlp kapakçığına ait
  • mitre:açıölçer, gönye, piskoposluk tacı
  • mitt:beysbol eldiveni, boks eldiveni, eldiven, parmaksız eldiven
  • mitten:eldiven, tek parmaklı eldiven
  • mittens:eldiven, tek parmaklı eldiven
  • mittimus:görevden alma, hapis cezası ilamı, memuriyetten çıkarma
  • mity:kurtlu, maytlı
  • mitzvah:sevap, sünnet
  • mix:karışıklık, karışım, karışma, karışmak, karıştırma, karıştırmak, katmak, kaynaşmak, melezlemek, uyuşmak
  • mixable:karıştırılabilir
  • mixed:karışık, karışmış, karma, katışık, melez
  • mixer:karıştırıcı, mikser, sokulgan kimse, sosyal kimse, tanışma toplantısı
  • mixing:karışma, karıştıran, karıştırma, karma
  • mixture:karışım, karışma, karıştırma, kaynaşma
  • mixup:anlaşmazlık, karışıklık
  • mizen:mizana direği, mizana yelkeni
  • mizzen:mizana direği, mizana yelkeni
  • mnemonic:hafıza, hafıza geliştiren, hatırlatıcı ipucu
  • moa:moa, yeni zelanda devekuşu
  • moan:inilti, inlemek
  • moaning:inilti, inleme, sızlanan
  • moat:hendek, kale hendeği, kale hendeği ile kuşatmak
  • moated:kale hendeği ile kuşatılmış
  • mob:ayaktakımı, çete, halk tabakası, izdiham, kalabalık, toplanmak, topluca saldırmak
  • mobbed:toplanmak, topluca saldırmak
  • mobbing:toplanmak, topluca saldırmak
  • mobile:akışkan, değişken, dengede hareket düzeni, gezici, hareketli, oynak, seyyar, yer değiştirebilen
  • mobilise:hareketlendirmek, seferber etmek, silâh altına almak
  • mobility:akışkanlık, değişkenlik, hareketlilik
  • mobilization:seferberlik
  • mobilize:hareketlendirmek, seferber etmek, silâh altına almak
  • mobilized:seferber
  • mobocracy:avam daresi, halk yönetimi
  • mobster:gangster, haydut
  • mobsters:gangster, haydut
  • moccasin:kızılderili çarığı, mokasen, zehirli suyılanı
  • moccasins:kızılderili çarığı, mokasen, zehirli suyılanı
  • mocha:kahve, koyun derisi, moha limanı
  • mock:alay, alay etmek, alay konusu, kalp, maskaralık, sahte, taklit, taklit etmek
  • mocked:alay etmek, taklit etmek
  • mocker:alaycı kimse
  • mockery:alay, alay edilecek şey, taklit
  • mocking:alaycı
  • mockingbird:alaycı kuş
  • mod:şık
  • modal:kip, makam, şekilsel, tipik
  • modality:şekil, tarz, yöntem
  • mode:biçim, kip, makam, moda, tarz, tipik değer, üslup, yöntem
  • model:biçimlendirmek, kalıbını çıkarmak, kalıp, manken, model, model yapmak, modellik etmek, numune, örneğe göre yapmak, örnek, örnek olan
  • modeled:biçimlendirmek, kalıbını çıkarmak, model yapmak, modellik etmek, örneğe göre yapmak
  • modeler:model ressamı, modelci
  • modeling:biçimlendirme, modelini yapma
  • modelling:biçimlendirme, modelini yapma
  • modem:modem
  • moderate:başkanlık etmek, hafifletmek, ılıman, ılımlı, ılımlı kimse, makul, ölçülü, orta, yatıştırmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • moderately:az çok, ılımlı olarak
  • moderateness:ılımlılık
  • moderating:başkanlık etmek, hafifletmek, yatıştırmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • moderation:ılım, ılımlılık, ölçülü olma, ölçülülük
  • moderator:arabulucu, başkan, ılımlayıcı
  • modern:bugünkü, çağcıl, çağdaş, modern, modern kimse
  • modernisation:yenileştirme
  • modernise:modernize etmek, modernleştirmek, yenilemek
  • modernised:modernize etmek, modernleştirmek, yenilemek
  • modernism:modernlik, yenilikçilik
  • modernist:yenilikçi
  • modernity:çağdaşlık, modernlik
  • modernization:yenileştirme
  • modernize:modernize etmek, modernleştirmek, yenilemek
  • modernized:modernize etmek, modernleştirmek, yenilemek
  • modernizing:modernize etmek, modernleştirmek, yenilemek
  • modernness:çağcıllık, modernlik
  • modest:alçakgönüllü, gösterişsiz, ılımlı, mütevazi, namuslu
  • modestly:alçakgönüllülükle, mütevazi olarak
  • modesty:alçakgönüllülük, gösterişsizlik, iffet, ılımlılık, tevazu
  • modicum:az miktar, biraz
  • modification:değişiklik, değiştirme
  • modifications:değişiklik, değiştirme
  • modified:değişiklik yapmak, değişmek, değiştirmek, hafifletmek, nitelemek, tamlamak
  • modifier:değiştiren şey, niteleyici, tamamlayıcı
  • modify:değişiklik yapmak, değişmek, değiştirmek, hafifletmek, nitelemek, tamlamak
  • modifying:değişiklik yapmak, değişmek, değiştirmek, hafifletmek, nitelemek, tamlamak
  • modish:modaya uygun, son moda
  • modishly:modaya uygun olarak
  • modishness:modaya uygunluk
  • modiste:kadın giyim mağazası sahibi, mağazacı
  • modulate:hafifleştirmek, sesi ayarlamak, sesini değiştirmek
  • modulates:hafifleştirmek, sesi ayarlamak, sesini değiştirmek
  • modulating:hafifleştirmek, sesi ayarlamak, sesini değiştirmek
  • modulation:geçiş, hafifletme, modülasyon
  • module:esas kısım, kapsül, kip, modül
  • modules:esas kısım, kapsül, kip, modül
  • modulus:modül
  • modus:tarz, usul, yöntem
  • mogul:önemli adam, yük lokomotifi
  • mohair:moher, tiftik
  • mohammed:hazreti muhammed, muhammed
  • mohammedan:müslüman
  • mohammedanism:islamiyet, müslümanlık
  • moiety:hisse, parça, pay, yarı
  • moil:ağır iş, didinmek, kargaşa, karmaşa, uğraşmak
  • moire:hare, hareli, hareli kumaş
  • moiré:hare, hareli, hareli kumaş
  • moist:ıslak, nemli, rutubetli, sulu
  • moisten:ıslatmak, nemlendirmek, nemlenmek
  • moistened:ıslatmak, nemlendirmek, nemlenmek
  • moistening:nemlendirme
  • moistness:nemlilik, rutubet
  • moisture:ıslaklık, nem, rutubet
  • moisturiser:krem, nemlendirici
  • moisturize:ıslatmak, nemlendirmek, nemlenmek
  • moisturizer:krem, nemlendirici
  • moisturizing:ıslatmak, nemlendirmek, nemlenmek
  • moither:endişeli olmak, şaşırtmak
  • molar:azıdişi, kitleye ait, öğütücü, öğütücü diş
  • molasses:melas, şeker tortusu
  • mold:biçimlendirmek, gübreli toprak, humuslu toprak, kalıba dökmek, kalıp, küf, küflendirmek, küflenmek, şekil, şekil vermek, yapı, yaradılış
  • moldavian:buğdan, buğdanlı
  • moldboard:saban demiri
  • molded:biçimlendirmek, kalıba dökmek, küflendirmek, küflenmek, şekil vermek
  • molder:biçimlendirici, çürümek, çürütmek, dökmeci, dökülmek, kalıpçı, şekillendirici
  • moldering:çürümek, çürütmek, dökülmek
  • moldiness:küf, küflü olma, küflülük
  • molding:döküm, kalıp yapma, korniş, pervaz, süsleme
  • moldy:küflenmiş, küflü
  • mole:ben, dalgakıran, grammolekül, köstebek, mendirek, mol
  • molecular:moleküler, moleküllü
  • molecule:molekül, zerre
  • molecules:molekül, zerre
  • molehill:köstebek yuvası, önemsiz şey
  • moleskin:köstebek derisi, pamuklu kadife
  • molest:elle rahatsız etmek, sarkıntılık etmek, taciz etmek
  • molestation:sarkıntılık, taciz
  • molested:elle rahatsız etmek, sarkıntılık etmek, taciz etmek
  • moll:fahişe, gangsterin sevgilisi, orospu
  • mollification:dindirme, teskin, yatıştırma
  • mollify:gönlünü almak, yatıştırmak, yumuşatmak
  • mollifying:gönlünü almak, yatıştırmak, yumuşatmak
  • mollusc:molüsk, yumuşakça, yumuşakçalar
  • molluscs:molüsk, yumuşakça, yumuşakçalar
  • mollusk:molüsk, yumuşakça, yumuşakçalar
  • mollusks:molüsk, yumuşakça, yumuşakçalar
  • molly:hanım evlâdı, muhallebi çocuğu
  • mollycoddle:hanım evlâdı, muhallebi çocuğu, üstüne titremek
  • mollycoddled:üstüne titremek
  • moloch:dikenli kertenkele
  • molt:deri değiştirme, deri değiştirmek, tüy dökme, tüy dökmek
  • molten:dökme, erimiş
  • molting:deri değiştirme, tüy dökme
  • molto:çok
  • molybdenum:molibden
  • mom:anne
  • moment:an, moment, nüfuz, önem
  • momentarily:anlık olarak, bir an için, geçici olarak
  • momentary:anlık, bir an süren, geçici
  • momently:bir an için, bir anlık, her an
  • momentous:ciddi, mühim, önemli
  • momentously:cidden, önemle
  • moments:an, moment, nüfuz, önem
  • moment’s:an, moment, nüfuz, önem
  • momentum:moment
  • mon:pazartesi
  • monacal:manastıra ait
  • monachal:manastıra ait
  • monad:atom, birim, monad, tek hücreli canlı, zerre
  • monandrous:tek ercikli, tek kocalı
  • monarch:hükümdar, kral, padişah
  • monarchal:hükümdara uygun
  • monarchic:krallık sistemine ait
  • monarchical:krallık sistemine ait
  • monarchist:kralcı, monarşi yanlısı
  • monarchy:hükümdarlık, monarşi
  • monasterial:manastır ile ilgili, manastıra ait
  • monasteries:manastır
  • monastery:manastır
  • monastic:keşiş, manastıra ait, manastırda yaşayan
  • monastical:manastıra ait
  • monday:pazartesi
  • monde:çevre, dünya
  • mondial:bütün dünyaya ait, dünya çapında
  • monecious:monoik, tek evcikli
  • monetary:para, para ile ilgili, parasal
  • monetize:para olarak tedavüle koymak
  • money:mangır, nakit, para, tıkır
  • moneybag:para çuvalı, para torbası
  • moneybox:kumbara
  • moneychanger:sarraf
  • moneyed:paralı, zengin
  • moneylender:faizci, tefeci
  • moneylending:faizcilik
  • moneyless:parasız
  • moneymaker:çok para getiren
  • moneymaking:para kazanma, para yapma
  • monger:satıcı, tacir, tüccar
  • mongol:moğol
  • mongolian:moğol, moğolca
  • mongoose:firavun faresi
  • mongrel:kırma, melez, melez hayvan, melez köpek
  • monied:paralı, zengin
  • monies:mangır, nakit, para, tıkır
  • moniker:ad, isim, lakap
  • monism:bircilik, monizm
  • monition:ihbarname, ihtar, ikaz, uyarı
  • monitor:ekran, etobur kertenkele, gözlemci öğrenci, gözleme, gözlemek, izleme tertibatı, izlemek, monitor, varan
  • monitorize:görüntülemek, izlemek
  • monitors:ekran, etobur kertenkele, gözlemci öğrenci, gözleme, gözlemek, izleme tertibatı, izlemek, monitor, varan
  • monk:inzivaya çekilmiş kimse, keşiş, papaz, rahip
  • monkey:kurcalamak, maymun, oynamak, şahmerdan başı
  • monkeyshines:dürüst olmayan hareketler, şaka
  • monkfish:kelerbalığı, maymunbalığı
  • monkhood:keşişler, keşişlik
  • monkshood:boğanotu, kaplanboğan
  • mono:bir, mono, tek
  • monochromatic:tek renkli
  • monochrome:tek renkli resim
  • monocle:monokl, tek gözlük
  • monocotyledon:monokotiledon, tek çenekli bitki
  • monocular:tek göz ile kullanılan, tek gözlü
  • monody:ses aynılığı, tek sesli mersiye, tek sesli şarkı
  • monogamist:tek eşli kimse
  • monogram:baş harflerle yapılan desen, monogram, yaptırmak
  • monograph:monografi, tek bir konuyu inceleyen yazı
  • monogynous:tek karılı, tek pistilli
  • monohydrate:tek su moleküllü bileşik
  • monokini:tek parça bikini
  • monolith:tek parça anıt, yekpare dikme
  • monolithic:tek taştan yapılmış, yekpare
  • monologue:monolog
  • monomania:sabit fikir, sabit fikirlilik, saplantı
  • monomaniac:sabit fikirli tip, saplantısı olan kimse
  • monomial:tek kelimeden oluşan, tek terimli
  • monomolecular:tek molekül kalınlığında
  • monophthong:tek sesli
  • monoplane:tek kanatlı uçak
  • monopolise:tekel altına almak, tekeline almak
  • monopolist:tekelci
  • monopolistic:tekelci, tekele ait
  • monopolize:tekel altına almak, tekeline almak
  • monopoly:tekel
  • monorail:tek ray, tek raylı demiryolu
  • monosyllabic:tek heceli
  • monosyllable:tek heceli kelime
  • monotheism:monoteizm, tektanrıcılık
  • monotheist:tektanrıcı kimse
  • monotheistic:tek tanrıcılıkla ilgili
  • monotone:monoton, monoton ses, monoton şey, monotonluk, tekdüze
  • monotonous:monoton, tekdüze
  • monotonously:monoton bir biçimde
  • monotony:monotonluk, tekdüzelik, yeknesaklık
  • monotype:monotip, tek tip
  • monoxide:monoksit
  • monsieur:bay, bey, mösyö
  • monsoon:mevsim rüzgârı, muson
  • monster:canavar, dev, kocaman, ucube
  • monstrosity:canavar, canavarlık
  • monstrous:azman, canavar gibi, korkunç
  • monstrously:canavarca
  • montage:montaj
  • montane:dağ, dağlarla ilgili
  • monte:ispanyol kâğıt oyunu
  • month:ay
  • monthlies:aylık dergi
  • monthly:ayda bir, ayda bir olan, aylık, aylık dergi
  • monument:abide, anıt
  • monumental:anıtsal, devasa, heybetli
  • monumentally:heybetle
  • monuments:abide, anıt
  • moo:böğürme, böğürmek
  • mooch:aptal aptal dolaşmak, aşırmak, beleşe konmak, çalmak
  • mood:hava, kip, ruh hali
  • moodiness:aksilik, huysuzluk
  • moods:aksilik, gıcıklık, kıllık, terslik
  • moody:aksi, bunalım, dengesiz, huysuz, karamsar kimse, kıl
  • mooing:böğürme
  • moon:ay, dalgın dalgın dolaşmak, kamer, mehtap
  • mooneyed:gece körü, gözleri faltaşı gibi
  • moonless:aysız
  • moonlight:ay ışığı, mehtap
  • moonlighting:ek iş olarak gece çalışma, ikinci işte çalışma
  • moonlit:mehtapta olan
  • moonrise:ayın doğuşu
  • moonrock:aydan alınmış kaya parçası, aytaşı
  • moons:ay, dalgın dalgın dolaşmak, kamer, mehtap
  • moonset:ayın batışı
  • moonshine:ay ışığı, boş lâf, kaçak içki, mehtap, saçmalık
  • moonshot:aya yolculuk
  • moonstone:aytaşı
  • moonstruck:çılgın
  • moonwalk:ayda yürüyüş
  • moony:ay gibi, ay ışıklı, dalgın
  • moor:bozkır, demir atmak, demirlemek, kır, palamarla bağlamak
  • moorage:demir atma, gemi bağlama yeri
  • moored:demir atmak, demirlemek, palamarla bağlamak
  • moorfowl:orman tavuğu
  • mooring:demir yeri
  • moorings:gemi bağlama yeri, palamar, şamandıra
  • moorish:fas’a ait
  • moorland:bozkır, kır
  • moors:dubalar, palamar, şamandıralar
  • moose:amerika geyiği, kanada geyiği
  • moot:münazara, tartışılabilir, tartışma, tartışmak, tartışmalı
  • mooting:tartışmak
  • mop:iplik paspas, karışık saç, paspas, paspaslamak, surat ekşitme, suratını ekşitmek, yüz buruşturma, yüzünü buruşturmak
  • mope:canı sıkkın olmak, sıkıcı tip, sıkmak, üzgün olmak, üzmek
  • moped:moped, motosiklet
  • mopes:dert, sıkıntı, tasa, üzüntü
  • moping:canı sıkkın olmak, sıkmak, üzgün olmak, üzmek
  • mopish:gamlı, kasvetli
  • moppet:çocuk
  • mopping:paspaslamak, suratını ekşitmek, yüzünü buruşturmak
  • moquette:yünlü kadife döşemelik kumaş, yünlü kadife halı
  • moraine:buzultaş, moren
  • moral:ahlâk dersi, ahlâki, ahlâklı, dürüst, kıssadan hisse, manevi, medeni cesaret, törel
  • morale:manevi güç, maneviyat, moral
  • moralist:ahlâkçı, törebilimci
  • morality:ahlâk, törellik
  • moralization:ahlâk yönünden değerlendirme
  • moralize:ahlâk dersi vermek, ahlâk öğretmek
  • moralizing:ahlâk dersi vermek, ahlâk öğretmek
  • morally:ahlâkça, manevi olarak
  • morals:ahlâk, ders, özdeyiş, töre
  • morass:batak, bataklık, sazlık
  • moratorium:borçların ertelenmesi, moratoryum
  • moratory:borçları erteleyen
  • moray:murana
  • morbid:hastalıklı, marazi, marazi şeylere ilgi duyan
  • morbidity:hastalıklılık
  • morbidly:marazi olarak
  • morbidness:hastalık oranı, marazi şeylere aşırı ilgi
  • mordacious:alaycı, iğneleyici, iğneli, keskin
  • mordacity:keskinlik
  • mordant:bakır oymacılığı ilacı, dokunaklı, içe işleyen, içine işleyen, iğneleyici, iğneli, renk sabitleştirici, renk sabitleştirici ilaç
  • mordent:melodi süsleme türü, mordan
  • more:bir kat daha, çok, daha, daha çok, daha fazla, fazla şey, fazlalık
  • :biraz daha.
  • moreen:bir tür kumaş
  • morel:kuzumantarı, siyah mantar
  • morello:vişne
  • moreover:bir de, bundan başka, dahası, diğer taraftan, üstelik
  • mores:adetler, gelenekler, töreler
  • moresque:fas, mağribi
  • morganatic:dengi dengine olmayan
  • morgue:morg
  • moribund:can çekişen, ölmek üzere
  • morion:miğfer
  • morn:sabah, yarın
  • morning:başlangıç, sabah
  • moro:filipinli müslüman
  • moroccan:fas, faslı
  • morocco:fas
  • moron:geri zekâlı, moron
  • moronic:geri zekâlı gibi
  • morose:asık suratlı, somurtkan, suratsız
  • moroseness:suratsızlık
  • morosity:somurtkanlık
  • morpheme:morfem
  • morpheus:morfeus, rüya tanrısı
  • morphia:morfin
  • morphine:morfin
  • morphological:morfolojik
  • morphology:morfoloji, şekilbilim
  • morris:bahar dansı
  • morrow:ertesi gün, sabah, yarın
  • morse:mors
  • morsel:lokma, parça
  • morsels:lokma, parça
  • mortal:fani, insan, öldürücü, ölüm, ölümcül, ölümlü
  • mortality:insanlık, insanoğlu, ölüm oranı, ölümlülük
  • mortally:ciddi, dehşetle, ölecek şekilde
  • mortals:insan, ölümlü
  • mortar:harç, harç ile sıvamak, havan, sıva yapmak
  • mortarboard:harç tahtası, kep, üniversite mezuniyet kepi
  • mortared:harç ile sıvamak, sıva yapmak
  • mortgage:ipotek, ipotek etmek, rehin
  • mortgaged:ipotekli
  • mortgagee:ipotek yapan alacak sahibi
  • mortgager:ipotek ettiren borçlu
  • mortgages:ipotek, ipotek etmek, rehin
  • mortgaging:rehin vermek
  • mortgagor:ipotek ettiren borçlu
  • mortice:delik, yuva, zıvana
  • mortician:cenaze kaldırıcısı
  • mortification:aşağılama, kangren, onuru kırılma
  • mortified:incitmek, kangren olmak, utandırmak
  • mortify:incitmek, kangren olmak, utandırmak
  • mortifying:incitmek, kangren olmak, utandırmak
  • mortise:delik, yuva, zıvana, zıvana açmak
  • mortuary:morg, ölüm, ölüme ait
  • mosaic:mozaik
  • moses:musa
  • mosey:ayrılmak, dolaşmak, gezinmek
  • moslem:islam, müslüman
  • mosque:cami, mescit
  • mosquito:sivrisinek
  • mosquitoes:sivrisinek
  • moss:bataklık, karayosun, liken, yosun
  • mossback:örümcek kafalı kimse, yosun kaplı balık, yosun kaplı yaşlı kaplumbağa
  • mosstrooper:bataklık eşkiyası
  • mossy:yosunlu
  • most:çoğu, en, en çok, en fazla, en fazla miktar, en fazlası, pek çok
  • mostly:başlıca, çoğunlukla, genelde
  • mot:nükte
  • mote:toz tanesi, zerre
  • motel:motel
  • motet:müziksiz çok sesli ilahi
  • moth:güve, pervane
  • mothball:naftalin topu, vakumlu plastik kılıf
  • motheaten:eski püskü, güve yemiş
  • mother:ana, anne, anne gibi bakmak, annelik etmek, valide
  • motherhood:analık, annelik
  • motherinlaw:kayınvalide, kaynana
  • motherland:memleket, vatan
  • motherless:anasız, annesiz, öksüz
  • motherlike:ana gibi, anne gibi
  • motherly:ana gibi
  • motherofpearl:sedef
  • mothers:ana, anne, anne gibi bakmak, annelik etmek, valide
  • mother’s:ana, anne, anne gibi bakmak, annelik etmek, valide
  • moths:pulkanatlılar
  • mothy:güve dolu, güveli
  • motif:motif, örge
  • motile:hareket edebilen, kendiliğinden hareket eden
  • motion:devinim, el ile işaret etmek, hareket, önerge, teklif
  • motionless:hareketsiz
  • motivate:hareket ettirmek, motive etmek
  • motivated:hareket ettirmek, motive etmek
  • motivating:hareket ettirmek, motive etmek
  • motivation:dürtü, güdü, hareket ettirme, motivasyon
  • motive:âmil, dürtü, güdü, hareket ettirici, neden
  • motivity:hareket kuvveti, tahrik kuvveti
  • motley:çeşit çeşit, karışık, rengârenk, rengârenk giysi, renk renk, uyumsuz karışım
  • motor:araba, arabayla götürmek, hareket ettirici, makina, motor, otomobil, otomobille gitmek
  • motorbike:motosiklet
  • motorboat:motorbot, motorlu tekne
  • motorbus:otobüs
  • motorcade:konvoy
  • motorcar:araba, otomobil
  • motorcycle:motosiklet
  • motored:arabayla götürmek, otomobille gitmek
  • motorine:motor yağı
  • motoring:arabayla götürmek, otomobille gitmek
  • motorist:araba kullanan kimse, otomobil kullanan kimse
  • motorize:motor takmak, motorize etmek
  • motorized:motor takmak, motorize etmek
  • motors:araba, arabayla götürmek, makina, motor, otomobil, otomobille gitmek
  • motorway:asfalt, ekspres yol, karayolu, otoban, otoyol
  • motorways:asfalt, ekspres yol, karayolu, otoban, otoyol
  • motte:höyük
  • mottle:benek, beneklemek, leke, lekelemek
  • mottled:alacalı, benekli
  • mottling:benek, beneklemek, leke, lekelemek
  • motto:arma simgesi, özlü söz, parola, vecize
  • moufflon:muflon, yabani koyun
  • mouflon:muflon, yabani koyun
  • moujik:mujik, rus köylüsü
  • mould:biçimlendirmek, gübreli toprak, humuslu toprak, kalıba dökmek, kalıp, küf, küflendirmek, küflenmek, şekil, şekil vermek, yapı, yaradılış
  • mouldboard:saban demiri
  • moulder:biçimlendirici, çürümek, çürütmek, dökmeci, dökülmek, kalıpçı, şekillendirici
  • mouldiness:küf, küflü olma, küflülük
  • moulding:döküm, kalıp yapma, korniş, pervaz, süsleme
  • mouldy:küflenmiş, küflü
  • moult:deri değiştirme, deri değiştirmek, tüy dökme, tüy dökmek
  • moulting:deri değiştirme, tüy dökme
  • mound:öbek, tepecik, tepecikler yapmak, toprak yığını, tümsek, tümsek yapmak, yığın
  • mount:altlık, bindirmek, binek hayvanı, binmek, çerçeve, çerçevelemek, çıkmak, dağ, dayanak, düzenlemek, monte etmek, oturtmak, tepe, üzerine çıkmak, üzerine yerleştirmek
  • mountain:dağ
  • mountainee:dağa tırmanmak, dağcı, dağlı
  • mountaineer:dağa tırmanmak, dağcı, dağlı
  • mountaineering:dağcılık
  • mountainous:dağ gibi, dağlı, dağlık
  • mountainy:dağ gibi, dağlı, dağlık
  • mountanious:dağ gibi, dağlı, dağlık
  • mountebank:şarlatan
  • mounted:atlı, binmiş, kakma, mukavvaya yapıştırılmış, takılı
  • mountie:atlı polis
  • mounting:altlık, binme, destek, montaj
  • mourn:ağlamak, matem tutmak, yas tutmak
  • mourner:matemli kimse, yaslı kimse
  • mournful:hazin, kederli, yaslı
  • mournfully:kederle
  • mourning:acılı, ağıt, karalar, matem, matem elbisesi, yas
  • mouse:fare, fare avlamak, fare tutmak, mouse, sıçan
  • mousehole:fare deliği
  • mouseleum:anıt mezar, anıtkabir, mozole, türbe
  • mouser:avcı kedi
  • mousetrap:fare kapanı, kalitesiz peynir
  • mousey:çekingen, fare gibi, mahçup, ürkek
  • mousse:çırpılmış tatlı krema, köpük, saç köpüğü
  • moustache:bıyık
  • mousturizing:ıslatmak, nemlendirmek, nemlenmek
  • mousy:çekingen, fare gibi, mahçup, ürkek
  • mouth:ağız, dudak bükmek, geme alıştırmak, haliç, surat asma, tane tane söylemek
  • mouthed:ağızlı
  • mouthful:ağız dolusu, lokma, söylemesi zor kelime
  • mouthiness:gevezelik
  • mouthpiece:ağızlık, avukat, sözcü
  • mouthwash:gargara
  • mouthy:ağzı kalabalık, geveze
  • mouton:işlenmiş koyun derisi
  • movable:menkul, oynatılabilir, taşınabilir
  • movables:menkul eşya
  • move:hamle, hareket, hareket etmek, ilerlemek, kımıldamak, kımıldatmak, kıpırdamak, kıpırdanmak, kıpırdatmak, nakil, oynama, oynama sırası, oynamak, oynatmak, tahrik etmek, taşınma, taşınmak, teklif etmek, yer değiştirmek
  • moveable:taşınır
  • moved:etkilenmiş
  • movement:akım, bağırsakların çalışması, hareket, işleme, manevra
  • movements:akım, bağırsakların çalışması, hareket, işleme, manevra
  • mover:hareket ettirici, nakliyeci, taşıyıcı
  • movie:film, sinema
  • movies:filmler, sinema
  • moving:dokunaklı, etkili, hareket eden, hareket etme, hareketli, oynama, taşınma
  • movingly:dokunaklı olarak
  • mow:biçmek, ekin yığını, ot yığını
  • mower:makineli tüfek, orakçı, tırpancı
  • mowing:biçmek
  • mown:biçmek
  • mr:bay, bey, beyefendi
  • :bay, bey, beyefendi
  • mrs:bayan, hanım
  • :bayan, hanım
  • ms:bayan, hanım
  • :bayan, hanım
  • much:çok, çok şey, çokça, fazla, fazlaca, hayli, hemen hemen, önemli şey, pek
  • muchness:çokluk
  • mucilage:zamk
  • mucilaginous:yapışkan, zamk gibi, zamklı
  • muck:çamur, gübre, gübrelemek, pisletmek, pislik
  • mucker:ağır düşüş, kaba adam, kaba kimse
  • muckheap:gübre yığını
  • mucking:gübrelemek, pisletmek
  • muckle:büyük miktar, çok miktar
  • muckrake:rezaletleri ortaya çıkarmak, skandal çıkaran araştırmacı
  • mucky:pis
  • mucoid:sümüksü
  • mucous:balgam gibi, balgamlı, sümüklü
  • mucus:balgam, sümük
  • mud:çamur
  • mudbath:çamur banyosu
  • muddied:bulandırmak, çamurlamak
  • muddiness:bulanıklık, çamurluluk
  • muddle:becerememek, karışık şey, karışıklık, karıştırmak, şaşkınlık, sersemlik, yüzüne gözüne bulaştırmak
  • muddled:becerememek, karıştırmak, yüzüne gözüne bulaştırmak
  • muddleheaded:sersem
  • muddling:sersemleyici
  • muddy:anlaşılması zor, bulandırmak, bulanık, çamurlamak, çamurlu
  • mudguard:çamurluk
  • mudslide:toprak kayması
  • mudslinger:çamur atan kimse
  • mudslinging:çamur atma
  • muff:acemice iş yapmak, acemilik, becerememek, beceriksizlik, boru bileziği, el kürkü, manşon
  • muffin:çörek, kek
  • muffle:sarınacak şey, sarınmak, sesi boğmak
  • muffled:örtülü
  • muffler:atkı, susturucu
  • muffling:sarınmak, sesi boğmak
  • mufti:müftü, sivil elbise
  • mug:bardak, çok çalışmak, enayi, eşkıya, fotoğrafını çekmek, herif, inek, ineklemek, komik mimikler yapmak, kulplu bardak, kupa, maymunluk etmek, surat etme, zevzeklik etmek
  • mugger:haydut, hint timsahı, soyguncu
  • mugginess:bunaltı, sıcak ve rutubetlilik
  • mugging:gasp olayı, saldırıp soyma
  • muggins:ahmak, enayi
  • muggy:bunaltıcı, kapalı, nemli, sıcak ve rutubetli
  • mugs:bardak, çok çalışmak, enayi, eşkıya, fotoğrafını çekmek, herif, inek, ineklemek, komik mimikler yapmak, kulplu bardak, kupa, maymunluk etmek, surat etme, zevzeklik etmek
  • mugwort:pelin
  • mugwump:asi, bağımsız üye, kendini beğenmiş
  • mujik:mujik, rus köylüsü
  • mulatto:melez, melez tenli, zenci melezi, zenci-beyaz melezi
  • mulberry:dut, dut ağacı
  • mulch:kuru otla örtmek, saman örtüsü
  • mulct:çarpmak, mahrum etmek, para cezası, para cezası vermek, para koparmak
  • mule:inatçı, ip eğirme makinesi, katır, terlik, traktör
  • mules:inatçı, ip eğirme makinesi, katır, terlik, traktör
  • muleteer:katırcı
  • muley:boynuzsuz
  • muliebrity:kadınlık
  • mulish:inatçı, katır gibi
  • mulishly:inatla
  • mulishness:inatçılık
  • mull:ince muslin, organdi, şarabı baharatla kaynatmak
  • mullah:molla
  • mullberry:dut, dut ağacı
  • mullein:sığırkuyruğu
  • muller:havan
  • mullet:tekir
  • mulling:şarabı baharatla kaynatmak
  • mullock:çöp
  • multangular:çok açılı
  • multi:çok
  • multicellular:çok hücreli
  • multicolored:alacalı, çok renkli, rengârenk, renk renk
  • multicoloured:alacalı, çok renkli, rengârenk, renk renk
  • multidimensional:çok boyutlu
  • multifarious:çeşit çeşit, çeşitli
  • multiform:çok şekilli, çokbiçimli
  • multilateral:çok kenarlı, çok uluslu, çok yanlı
  • multileteral:çok kenarlı, çok uluslu, çok yanlı
  • multilingual:çok dil bilen, çok dilli
  • multimedia:multimedya
  • multimillionaire:multimilyoner
  • multinational:çok uluslu
  • multiphase:çok fazlı, çok safhalı
  • multiple:birçok, çoklu, kat, katlı, katsayı
  • multiplex:çok kısımlı, kat kat, katmerli
  • multiplicand:çarpılan
  • multiplication:çarpma, çoğalma, çoğaltma
  • multiplier:çarpan
  • multiply:çarpmak, çoğalmak, çoğaltmak, türemek
  • multipurpose:çok amaçlı, çok işlevli
  • multiracial:çok ırklı
  • multistorey:çok katlı
  • multitude:çokluk, izdiham, kalabalık
  • multitudinous:çok, kalabalık
  • mum:anne, dilsiz oyunu oynamak, hanımefendi, kasımpatı, maske ile oynamak, sessiz, tatlı bir tür bira
  • mum!:sus!
  • mumble:geveleme, gevelemek, mırıldamak, mırıltı
  • mumbled:gevelemek, mırıldamak
  • mumbling:mırıldama
  • mummer:maskara, maskeli oyuncu
  • mummery:maskaralık, maskeli oyun
  • mummification:mumyalama, mumyalanma
  • mummify:mumyalamak
  • mummy:anne, mumya
  • mump:dilenmek, mırıldanmak, somurtmak
  • munch:hart hurt çiğnemek, katur kutur yemek, sesli yemek
  • munching:hart hurt çiğnemek, katur kutur yemek, sesli yemek
  • mundane:dünyasal, dünyevi, olağan
  • munich:münih
  • municipal:belediyeye ait
  • municipality:belediye
  • munificence:cömertlik, eli açıklık
  • munificent:cömert, eli açık
  • munificently:cömertçe
  • muniment:belge, senet
  • muniments:arşiv, belgeler, evraklar
  • munition:levazım, savaş malzemeleri, savaş malzemesi sağlamak
  • munitions:cephane
  • munution:levazım, savaş malzemeleri, savaş malzemesi sağlamak
  • mural:duvar, duvar resmi
  • murder:adam öldürme, bozmak, cinayet, cinayet işlemek, kasten öldürmek, öldürme, öldürmek
  • murdered:öldürülmüş
  • murderer:cani, katil
  • murderess:katil
  • murdering:bozmak, cinayet işlemek, kasten öldürmek, öldürmek
  • murderous:öldürücü, ölüm saçan
  • murderously:öldürecek gibi
  • mure:hapsetmek
  • murine:fare gibi, faregillere ait
  • murk:karanlık, kasvet
  • murky:bulanık, bulutlu, kapalı, karanlık, şüpheli
  • murmur:çağıldamak, çağıltı, hırıltı, homurdanmak, homurtu, mırıldanmak, mırıltı, söylenme, söylenmek, uğuldamak
  • murmured:çağıldamak, homurdanmak, mırıldanmak, söylenmek, uğuldamak
  • murmuring:çağlama
  • murphy:murphy, patates
  • murrain:lanet, salgın hastalık
  • muscadine:misket, misket şarabı, misket üzümü
  • muscat:misket şarabı, misket üzümü
  • muscatel:misket şarabı, misket üzümü
  • muscle:adale, kas, kas gücü
  • muscled:adaleli, kaslı
  • muscles:kaslar
  • muscovado:esmer şeker, ham şeker
  • muscovite:mika, moskof, rus
  • muscovy:rusya
  • muscular:adaleli, kas, kaslı, kuvvetli
  • muscularity:kaslılık
  • musculature:kas sistemi
  • muse:dalmak, düşünceye dalmak, ilham perisi, müz, şiir tanrıçası
  • museum:müze
  • museums:müze
  • mush:aşırı duygusallık, köpek kızağına binmek, lapa, pelte
  • mushroom:mantar, mantar gibi çoğalmak, türemek, yayılmak
  • mushroomed:mantar gibi çoğalmak, türemek, yayılmak
  • mushrooming:mantar gibi çoğalmak, türemek, yayılmak
  • mushrooms:mantar, mantar gibi çoğalmak, türemek, yayılmak
  • mushy:aşırı duygusal, lapa gibi
  • music:musiki, müzik
  • musical:müziğe ait, müzikal, müzikli, müzikli oyun, müziksever
  • musician:çalgıcı, müzisyen
  • musicians:çalgıcı, müzisyen
  • musk:misk, misk otu
  • muskeg:bataklık
  • musket:misket tüfeği
  • musketeer:silâhşör
  • muskmelon:kavun, kokulu kavun
  • muskrat:misk sıçanı
  • muskrose:misk gülü
  • muslim:islâm, müslüman
  • muslims:müslüman
  • muslin:muslin
  • musquash:misk sıçanı
  • muss:bozmak, buruşturmak, düzensizlik, kargaşa, karışıklık, karıştırmak
  • mussed:bozmak, buruşturmak, karıştırmak
  • mussel:midye
  • mussulman:müslüman
  • mussy:buruş buruş, karmakarışık, karman çorman
  • must:gereklilik, kızgın fil, kızgınlık, kızmış, küf kokusu, küflülük, -malı, -meli, şart, şıra
  • mustache:bıyık
  • mustang:yabani at
  • mustard:hardal, hardal bitkisi
  • muster:toplam, toplamak, toplanma, toplanmak, yoklama için toplanma
  • mustering:toplamak, toplanmak
  • mustiness:köhnelik, küflülük
  • musty:köhne, küf kokulu, küflenmiş, küflü
  • mutable:değişebilir, değişken
  • mutant:değişime uğramış, değişmiş, mutasyon geçirmiş
  • mutate:değişmek
  • mutated:değişmek
  • mutation:değişim, dönüşüm, mutasyon
  • mute:dilsiz, okunmayan harf, ses kısma düzeni, sesini kısmak, sessiz, surdin, surdin ile kısmak, suskun, yumuşatmak
  • muted:sağır, sessiz
  • mutely:sessizce
  • muteness:dilsizlik, sessizlik
  • mutilate:bozmak, kesip sakat bırakmak, sakatlamak
  • mutilated:bozmak, kesip sakat bırakmak, sakatlamak
  • mutilation:bozma, sakatlama
  • mutineer:asi, isyancı
  • mutinous:asi, isyancı, isyankâr
  • mutiny:ayaklanma, ayaklanmak, başkaldırma, isyan, isyan etmek
  • mutinying:ayaklanmak, isyan etmek
  • mutism:dilsizlik, sessizlik
  • mutt:ahmak, it, mankafa
  • mutter:fısıldamak, fısıltı, homurdanma, homurdanmak, homurtu, mırıldamak, mırıldanmak, mırıltı
  • muttered:fısıldamak, homurdanmak, mırıldamak, mırıldanmak
  • muttering:fısıldama, homurdanan, mırıldanma
  • mutton:koyun eti
  • muttonhead:ahmak, kalın kafalı
  • muttonheaded:ahmak, kalın kafalı
  • mutual:iki taraflı, karşılıklı, müşterek, ortak
  • mutuality:karşılıklı olma, mukabele
  • mutually:karşılıklı olarak
  • muzhik:mujik, rus köylüsü
  • muzzily:sersem sersem
  • muzzle:ağız, ağızlık, ağızlık takmak, ağzını bağlamak, hayvan burnu, top ağzı
  • muzzy:ağır, kasvetli, sersem
  • my:benim
  • my!:hayret!, vay be!
  • myalism:büyücülük
  • mycology:mantarbilim
  • myocarditis:kâlp kası iltihabı
  • myocardium:kâlp kası
  • myology:kasbilim
  • myope:miyop
  • myopia:miyopi, miyopluk
  • myopic:miyop, uzağı göremeyen
  • myopy:miyopi, miyopluk
  • myosis:göz bebeğinin ufalanması
  • myriad:çok büyük sayı, çok büyük sayıda, sayısız
  • myriapod:çokayaklı böcek
  • myrmidon:paralı köle, uşak
  • myrrh:mür, sarı sakız
  • myself:ben, bizzat, kendim
  • mysteries:bilinmeyen, esrar, esrarengizlik, gizem, hikmet, muamma, sır
  • mysterious:bilinmeyen, esrarengiz, esrarlı, gizemli
  • mysteriously:anlaşılmaz biçimde, gizemli bir şekilde
  • mystery:bilinmeyen, esrar, esrarengizlik, gizem, hikmet, muamma, sır
  • mystic:gizemci, gizemli, mistik, sufi, tasavvufi
  • mystical:esrarlı, tasavvufi
  • mysticism:gizemcilik, mistisizm, tasavvuf
  • mystification:aldatma, gizemli bir hava verme, şaşırtma
  • mystified:gizemli bir hava vermek, hayret ettirmek, şaşırtmak
  • mystify:gizemli bir hava vermek, hayret ettirmek, şaşırtmak
  • mystifying:gizemli bir hava vermek, hayret ettirmek, şaşırtmak
  • mystique:esrarlı hava, esrarlı ve etkili hüner
  • myth:efsane, hayali şey, mit
  • mythic:efsanevi, mitsi
  • mythical:efsanevi, mitsi
  • İNGİLİZCE:TÜRKÇE
  • a.:master derecesi
  • a.p.:harita, haritasını yapmak, plan, planlamak, surat
  • e.t.u.:o.d.t.ü., orta doğu teknik üniversitesi
  • ma:anne
  • maam:efendim, hanımefendi, madam
  • ma’am:efendim, hanımefendi, madam
  • mac:oğlu, zade
  • macabre:ölüme ait, ölümle ilgili, ürkütücü
  • macadam:şose
  • macadamize:şose yapmak
  • macaroni:karmakarışık şey, makarna, züppe
  • macaroon:acıbadem kurabiyesi
  • macaw:amerika papağanı
  • mace:gözyaşartıcı bomba sıvısı, gürz, küçük hindistan cevizi kabuğu, topuz, tören sopası
  • macedonian:makedonya, makedonyalı
  • macerate:ıslatarak yumuşatmak
  • maceration:ıslanıp yumuşama
  • machete:pala
  • machiavellian:makyavelce, sinsi ve hilekâr
  • machiavellianism:makyavelcilik
  • machinate:dolap çevirmek, entrika çevirmek, kumpas kurmak
  • machination:dolap, entrika
  • machinations:dolap, entrika
  • machine:makine, makine ile yapmak, mekanizma
  • machined:makine ile yapmak
  • machinegun:makineli tüfek, mitralyöz
  • machinery:makinalar, mekanizma
  • machining:makine ile yapmak
  • machinist:makinist
  • macintosh:yağmurluk
  • mackintosh:yağmurluk
  • mackle:bulanık basmak, bulanıklık, leke
  • mackled:bulanık, lekeli
  • macle:ikiz kristal
  • macoroni:karmakarışık şey, makarna, züppe
  • macro:büyük, makro, uzun
  • macrocephalous:büyük beyinli
  • macrocephaly:büyük beyinlilik, makrosefali
  • macrocosm:evren, kâinat
  • macroeconomics:genel ekonomi, makro-ekonomi
  • macrograph:doğal boyutlu resim
  • macron:uzatma işareti
  • macroscopic:gözle görülebilir, makroskobik
  • macula:benek, leke, nokta
  • maculate:leke oluşturmak, lekelemek
  • maculated:benekli, lekeli
  • maculation:leke, lekelenme
  • mad:azgın, çılgın, deli, kızgın, kudurmuş, kuduz, sinirli
  • madagascarian:madagaskar
  • madam:bayan, genelev patronu, madam
  • madam!:bayan, genelev patronu, madam
  • madame:bayan, hanımefendi, madam
  • madcap:delifişek, delişmen, zıpır
  • madden:deli etmek, delirtmek
  • maddened:deli etmek, delirtmek
  • maddening:çıldırtıcı, delirtici, sinirlendirici
  • madder:kızılkök, kök boya
  • made:garantili, üretilmiş, yapılmış
  • mademoiselle:matmazel
  • madhouse:akıl hastanesi, tımarhane
  • madly:deli gibi, delice
  • madman:deli
  • madness:çılgınlık, cinnet, delilik
  • madonna:meryemana
  • madrid:madrid
  • madwoman:deli
  • madwort:deliotu
  • maecenas:hami
  • maelstrom:büyük girdap, yıkıcı güç
  • maestro:maystro, orkestra şefi, üstâd
  • mafia:mafya
  • magazine:cephanelik, dergi, fişek haznesi, şarjör
  • magazines:cephanelik, dergi, fişek haznesi, şarjör
  • mage:sihirbaz
  • magenta:morumsu kırmızı renk
  • maggot:arzu, heves, kurtçuk, sinek kurdu
  • maggoty:kurtlu
  • magi:mecusiler
  • magic:büyü, büyücülük, sihir, sihirbazlık
  • magical:büyü gibi, büyülü, sihirsel
  • magically:büyüleyerek, sihirle
  • magician:büyücü, sihirbaz
  • magisterial:amirane, hakim, hakime ait
  • magistrate:adliye yüksek memuru, polis mahkemesi hakimi, sulh hakimi
  • magistrates:adliye yüksek memuru, polis mahkemesi hakimi, sulh hakimi
  • magma:macunsu bileşim, mağma
  • magnanimity:alicenaplık, bağışlayıcık, yücelik
  • magnanimous:asil ruhlu, bağışlayıcı, yüce
  • magnate:ileri gelen, kodaman, patron
  • magnesia:magnezyum oksit, manyezi
  • magnesium:magnezyum
  • magnet:magnet, mıknatıs
  • magnetic:çekici, manyetik, mıknatıslı
  • magnetism:cazibe, manyetizma, mıknatıslık
  • magnetization:mıknatıslama
  • magnetize:çekmek, cezbetmek, mıknatıslamak
  • magnetized:çekmek, cezbetmek, mıknatıslamak
  • magnetizing:çekmek, cezbetmek, mıknatıslamak
  • magneto:manyeto
  • magnets:magnet, mıknatıs
  • magnific:muazzam, muhteşem
  • magnifical:muazzam, muhteşem
  • magnification:büyütme
  • magnificence:azamet, görkem, ihtişam
  • magnificent:azametli, görkemli, muhteşem, olağanüstü güzel, şahane
  • magnified:abartmak, büyütmek, göklere çıkarmak, övmek
  • magnify:abartmak, büyütmek, göklere çıkarmak, övmek
  • magnifying:abartmak, büyütmek, göklere çıkarmak, övmek
  • magniloquence:tumturaklı konuşma
  • magniloquent:abartılı, büyük, mübâlâğalı
  • magnitude:büyüklük, kadir, önem
  • magnolia:manolya
  • magnum:büyük şişe
  • magpie:saksağan
  • magus:rahip, yıldız falcısı
  • magyar:macar, macarca
  • mahaleb:mahleb
  • maharajah:mihrace
  • mahjong:çin dominosu
  • mahlstick:ressam dayanma değneği
  • mahogany:kızıl kahverengi, maun
  • mahometan:müslüman
  • mahometanism:müslümanlık
  • mahout:fil seyisi, fil sürücüsü
  • maid:bâkire, hizmetçi, hizmetçi kız, kız, temizlikçi kadın
  • maidan:alan, meydan
  • maiden:bakire, bâkire, el değmemiş, genç kız, ilk, kız, yeni
  • maidenhair:baldırıkara otu
  • maidenhead:bakir
  • maidenhood:bakirelik, bekâret
  • maidenly:kız gibi, mahçup
  • maidservant:hizmetçi
  • mail:örgü zırh, posta, postalamak, postaya vermek, zırh
  • mailbag:posta çuvalı
  • mailboat:posta vapuru
  • mailbox:posta kutusu
  • mailer:posta gemisi, posta makinesi
  • mailing:postalamak, postaya vermek
  • mailman:postacı
  • maim:sakatlamak
  • maimed:sakatlamak
  • maiming:sakatlamak
  • main:ana, ana boru, asıl, başlıca, belli başlı, deniz, esas, horoz dövüşü, kuvvet, okyanus, zor
  • mainland:anakara
  • mainline:ana hat
  • mainly:başlıca, çoğu
  • mainmast:ana direk
  • mains:ana boru, deniz, horoz dövüşü, kuvvet, okyanus, zor
  • mainsail:mayistra yelkeni
  • mainspring:ana yay, baş neden, başlıca etken, esas sebep
  • mainstay:ana istralya, dayanak noktası
  • maintain:bakmak, geçindirmek, korumak, sağlamak, sürdürmek
  • :bakmak, geçindirmek, korumak, sağlamak, sürdürmek
  • maintained:bakmak, geçindirmek, korumak, sağlamak, sürdürmek
  • maintaining:bakmak, geçindirmek, korumak, sağlamak, sürdürmek
  • maintenance:bakım, geçindirme, koruma, nafaka, onarım
  • maisonette:küçük ev
  • maisonnette:küçük ev
  • maize:darı, mısır
  • majestic:görkemli, haşmetli, heybetli, muhteşem
  • majesty:görkem, haşmet, heybet, majeste
  • major:başlıca, binbaşı, branş, büyük, konusunda uzmanlaşmak, majör, önemli, reşit kimse, yetişkin
  • majordomo:başkâhya, kâhya
  • majored:konusunda uzmanlaşmak
  • majorette:bando önünde yürüyen kız
  • majority:çoğunluk, ekseriyet, reşitlik, yetişkinlik
  • majors:binbaşı, branş, konusunda uzmanlaşmak, majör, reşit kimse, yetişkin
  • majuscule:büyük harf
  • make:biçim, elde etmek, etmek, ilişki kurmak, kazanç, sağlamak, varmak, verim, yapı, yapılış şekli, yapmak, yaptırmak
  • makebelieve:inanmış numarası, sahte, sahtekâr, samimi olmayan, yalandan inanma
  • makefast:iskele babası, şamandıra
  • makeover:yenilemek
  • maker:bono imzalayan kimse, fail, yapan, yaratan
  • makers:bono imzalayan kimse, fail, yapan, yaratan
  • makes:biçim, elde etmek, etmek, ilişki kurmak, kazanç, sağlamak, varmak, verim, yapı, yapılış şekli, yapmak, yaptırmak
  • makeshift:eğreti, geçici, geçici çözüm, geçici önlem, geçici önlem türünden
  • makeup:bütünleme sınavı, düzen, düzenleme, makyaj, makyaj malzemesi, mizanplaj, süs, uydurma hikâye, yapı, yapım, yaradılış
  • makeweight:fasulyeden oyuncu, önemsiz şey, ufak ilave
  • making:başarı sebebi, etme, yapı, yapma
  • makings:küçük kazançlar, malzeme, özellikler
  • malachite:bakır taşı, malakit
  • maladies:hastalık, illet
  • maladjusted:uyum sağlamayan, uyumsuz
  • maladjustment:uymama, uyumsuzluk
  • maladministration:görevin aksatılması, kötü yönetim
  • maladroit:beceriksiz, sakar
  • maladroitness:sakarlık
  • malady:hastalık, illet
  • malaga:ispanya şarabı, malaga
  • malagasy:madagaskar dili, madagaskarlı
  • malaise:keyifsizlik, rahatsızlık
  • malapert:arsız, arsız kimse, küstah, küstah tip
  • malapropos:münasebetsiz, uygunsuz, uygunsuzca, yersiz
  • malar:yanak, yanak kemiği
  • malaria:malarya, sıtma
  • malarial:sıtmalı
  • malarious:sıtmalı
  • malarkey:boş lâflar, saçma, saçmalık
  • malawi:malawi
  • malay:malaya, malaya dili, malayalı
  • malcontent:hoşnutsuz, şikâyetçi, tatminsiz
  • maldupays:vatan özlemi, yurt özlemi
  • male:eril, erkek
  • malediction:beddua, iftira, lanet, lanetleme
  • malefactor:cani, kötülük eden kimse, suçlu
  • malefic:muzır, zararlı
  • maleficence:zarar
  • maleficent:zararlı
  • males:erkek
  • malevolence:kin, kötü niyet
  • malevolent:art niyetli, kindar, kötü niyetli, kötücül
  • malfeasance:kötülük, kötüye kullanma, suistimal
  • malfeasant:kötülük eden, kötülük eden kimse
  • malformation:kusurluluk, sakatlık
  • malformations:kusurluluk, sakatlık
  • malformed:kusurlu, özürlü, sakat
  • malfunction:işlev bozukluğu
  • malfunctions:işlev bozukluğu
  • malic:elma, elmadan yapılmış
  • malice:fesat, garez, haset, kötü niyet, kötülük
  • malicious:fena, hain, kötü niyetli, kötücül, şeytanca
  • maliciously:art niyetle, inadına, kasten, kötü niyetle
  • malign:çamur atmak, dil uzatmak, habis, iftira etmek, kötü, kötücül
  • malignancy:habis tümör, habislik
  • malignant:habis, kötü niyetli, kötücül, zarar verici
  • maligned:çamur atmak, dil uzatmak, iftira etmek
  • maligner:iftiracı
  • malignity:derin nefret, habislik, kin, kötülük
  • malinger:hasta numarası yapmak
  • malingerer:hasta rolü yapan kimse, numaradan hasta
  • malingering:hasta numarası yapmak
  • mall:ağaçlı yol, alışveriş merkezi, dövmek, mesire, tokmak, tokmaklamak, vurmak
  • mallard:yaban ördeği, yeşilbaş
  • malleability:dövülebilirlik, yumuşaklık
  • malleable:dövülebilir, tokmaklanabilir, uysal, yumuşak
  • mallemuck:fırtına kuşu, kutup fırtına kuşu
  • mallet:çekiç, tokmak
  • malleus:çekiç kemiği
  • mallow:ebegümeci
  • malmsey:tatlı yunan şarabı
  • malnutrion:beslenme bozukluğu, gıdasızlık, yetersiz beslenme
  • malnutrition:beslenme bozukluğu, gıdasızlık, yetersiz beslenme
  • malodorous:kötü kokulu, pis kokulu
  • malpractice:görevi kötüye kullanma, yanlış tedavi, yolsuzluk
  • malpractise:görevi kötüye kullanma, yanlış tedavi, yolsuzluk
  • malt:malt, malt yapmak, maltlaştırmak
  • malted:malt yapmak, maltlaştırmak
  • maltha:katranlı harç
  • maltose:maltoz
  • maltreat:eziyet etmek, hırpalamak, kötü davranmak
  • maltreated:eziyet etmek, hırpalamak, kötü davranmak
  • maltreatment:eziyet, hırpalama, kötü davranma
  • maltster:maltçı
  • malvaceous:ebegümecigillerden
  • malversation:kötüye kullanma, rüşvet yeme, zimmete geçirme
  • mam:anne
  • mama:anne
  • mamasan:hanım
  • mambo:mambo
  • mameluke:köle, memluk, mısır köle sınıfı
  • mamilla:meme
  • mamma:anne, meme
  • mammal:memeli
  • mammalian:memeli
  • mammalogy:memeliler bilim dalı
  • mammals:memeli
  • mammiferous:memeli
  • mammilla:meme, meme şeklinde organ
  • mammillary:göğüs, memelere ait
  • mammon:hırs, ihtiras, kötü yola sevkeden servet, servet tanrısı
  • mammoth:dev gibi, kocaman, mamut
  • mammy:anne, zenci dadı
  • man:adam, adam atamak, adam yerleştirmek, beyaz adam, er, erkek, insan, işçi, oyun taşı, uşak
  • man!:adam, adam atamak, adam yerleştirmek, beyaz adam, er, erkek, insan, işçi, oyun taşı, uşak
  • mana:doğaüstü güç
  • manacle:kelepçe, kelepçelemek
  • manacled:kelepçelemek
  • manacles:kelepçe
  • manage:becermek, çekip çevirmek, çevirmek, geçinmek, halletmek, icabına bakmak, idare etmek, işletmek, kıvırmak, terbiye etmek, yolunu bulmak
  • manageable:idare edilebilir, kullanışlı, uysal
  • management:idare, idarecilik, işletme, müdürlük, yönetim
  • manager:idareci, işletmeci, menejer, müdür, yönetici, yönetmen
  • manageress:müdire
  • managerial:idari, yönetim ile ilgili, yönetimsel
  • managers:idareci, işletmeci, menejer, müdür, yönetici, yönetmen
  • managing:idare etme, mesul, sorumlu
  • manana:çıkmaz ayın son çarşambası, yarın, yarınki
  • manatarms:asker, süvari
  • manatee:deniz ineği, denizayısı, manati
  • manchester:manchester
  • manciple:levazımcı, malzemeci
  • mandamus:yüksek mahkeme emri
  • mandarin:mandalina
  • mandatary:manda uygulayan devlet, mandater
  • mandate:emir, manda, manda altına almak, vekâlet
  • mandatory:manda uygulayan, zorunlu
  • mandible:çene, çene kemiği
  • mandibles:çene, çene kemiği
  • mandolin:mandolin
  • mandrake:adamotu, kankurutan
  • mandrel:fener mili, malafa, mandrel
  • mandril:fener mili, malafa, mandrel
  • mane:yele
  • maneater:insan yiyen canlı, yamyam
  • manege:at terbiyesi, atın yürütüldüğü alan, manej
  • manège:at terbiyesi, atın yürütüldüğü alan, manej
  • manes:ölmüşlerin ruhları, ruh
  • maneuver:dalavere, dolap, dolap çevirmek, hile, manevra, manevra yapmak, önlem, önlem almak
  • maneuverable:dolandırılabilir, manevra yapılabilir
  • maneuvering:dolap çevirmek, manevra yapmak, önlem almak
  • maneuvers:dalavere, dolap, dolap çevirmek, hile, manevra, manevra yapmak, önlem, önlem almak
  • manful:mert, yiğit
  • manfully:erkekçe, mertçe, yiğitçe
  • manfulness:mertlik, yiğitlik
  • manganate:manganat
  • manganese:manganez
  • manganite:manganez filizi
  • mange:uyuz
  • manger:yemlik
  • mangey:cimri, iğrenç, pinti, pis, uyuz
  • mangily:cimrice, cimrilikle
  • manginess:cimrilik, uyuzluk
  • mangle:bozmak, çamaşır mengenesi, ezmek, mengeneden geçirmek, sıkma silindiri, silindirden geçirmek
  • mangled:bozmak, ezmek, mengeneden geçirmek, silindirden geçirmek
  • mango:mango
  • mangonel:mancınık
  • mangrove:mangrov
  • mangy:cimri, iğrenç, pinti, pis, uyuz
  • manhandle:kaba kuvvete başvurmak, kol gücü ile yapmak, tartaklamak
  • manhandled:kaba kuvvete başvurmak, kol gücü ile yapmak, tartaklamak
  • manhandling:kaba kuvvete başvurmak, kol gücü ile yapmak, tartaklamak
  • manhattan:manhattan, viski ve vermutlu kokteyl
  • manhole:iniş deliği, lağım kapağı
  • manhood:erkeklik, mertlik
  • mania:cinnet, delilik
  • maniac:manyak
  • maniacal:çılgın, manyak
  • maniacally:delice, manyakça
  • manic:manyak
  • manicure:manikür
  • manicurist:manikürcü
  • manifacture:fabrikatör, imalatçı, üretici
  • manifest:açıkça göstermek, apaçık, aşikâr, belirgin, belirtmek, belli, beyan etmek, göstermek, gümrük bildirimi, manifesto
  • manifestation:belli olma, cilve, görünme
  • manifestly:açık olarak, açıkça, besbelli
  • manifestness:açıklık, aşikârlık
  • manifesto:beyanat, beyanname, bildiri, tebliğ
  • manifold:birçok, çeşitli, çoğaltılan yazı örneği, çoğaltmak, dağıtım borusu, kopya, teksirle çoğaltmak, türlü türlü
  • manikin:cüce, manken, model
  • manila:filipinler’in başkenti, manila
  • manioc:manyok
  • maniple:bölük
  • manipulate:el ile işletmek, hile yapmak, idare etmek, oynama yapmak
  • manipulation:el ile işletme, hile, tahrif
  • manipulator:idareci, kalem oynatan kimse, manipülatör, tahrif eden kimse
  • mankind:erkekler, insan soyu, insanlar, insanlık, insanoğlu
  • manlike:erkek gibi, erkekçe
  • manliness:erkeklik, mertlik
  • manly:erkekçe, mert, mertçe, yiğit
  • manna:kudret helvası
  • manned:adam yerleştirilmiş, tayfalı
  • mannequin:manken, model
  • manner:davranış, eda, hareket tarzı, tarz, tavır, ton, tutum
  • mannered:sahte, yapmacıklı
  • mannerism:üsluba bağlılık, yapmacıklık
  • mannerist:üslubunu abartan sanatçı
  • mannerless:görgüsüz, terbiyesiz
  • mannerliness:görgülülük, kibarlık, terbiyelilik
  • mannerly:kibarca, nazik, terbiyeli, terbiyeli bir biçimde
  • manners:edep, görgü, hareket tarzı, terbiye
  • mannish:erkek gibi, erkekçe, erkeksi
  • mannishly:erkek gibi, erkeksi
  • manoeuvrable:dolandırılabilir, manevra yapılabilir
  • manoeuvre:dalavere, dolap, dolap çevirmek, hile, manevra, manevra yapmak, önlem, önlem almak
  • manoeuvres:dalavere, dolap, dolap çevirmek, hile, manevra, manevra yapmak, önlem, önlem almak
  • manometer:basıölçer, manometre
  • manor:malikâne, tımar
  • manpower:insan kuvveti, işgücü, personel
  • manque:beceriksiz, hevesli ama başarısız
  • mans:adam atamak, adam yerleştirmek
  • man’s:adam atamak, adam yerleştirmek
  • manse:papaz evi
  • manservant:uşak
  • mansion:kâşane, konak, köşk
  • manslaughter:adam öldürme, kasıtsız öldürme, kazara adam öldürme, öldürme
  • manslayer:kasıtsız öldüren kimse, kazara adam öldüren kimse
  • mansuetude:uysallık, yumuşak başlılık
  • manta:tropik dev balık
  • mantel:şömine rafı
  • mantelet:kısa manto, top kalkanı
  • mantelpiece:şömine rafı
  • mantic:kehanete ait
  • mantilla:kısa manto, şal
  • mantis:peygamber devesi
  • mantissa:logaritmanın ondalık kısmı, mantis
  • mantle:harmani, kabuk, kolsuz manto, lüks gömleği, örtü
  • mantled:örtülü
  • mantlet:kalkan, kısa manto
  • mantrap:izinsiz girenlere tuzak, tehlikeli durum
  • mantua:bol manto
  • manual:el kitabı, elle yapılan, kılavuz, kitapçık, klâvye, manuel
  • manually:el ile
  • manufacture:imal, imal etmek, üretim, üretmek, uydurmak, yapım
  • manufactured:üretilmiş
  • manufacturer:fabrikatör, imalatçı, üretici
  • manufacturers:fabrikatör, imalatçı, üretici
  • manufactures:imal, imal etmek, üretim, üretmek, uydurmak, yapım
  • manufacturing:imal etmek, üretmek, uydurmak
  • manumission:azat etme, serbest bırakılma
  • manumit:azat etmek, serbest bırakmak
  • manure:gübre, gübrelemek
  • manuring:gübreleme
  • manuscript:el yazısı, el yazması, el yazması metin
  • manx:man adası, man dili, manlılar
  • many:bir hayli, bir yığın, birçoğu, çok
  • maoism:maoculuk
  • map:harita, haritasını yapmak, plan, planlamak, surat
  • maple:akçaağaç, isfanden çınarı
  • mapping:haritasını yapmak, planlamak
  • mar:bozmak, sakatlamak
  • marabou:hint leyleği, ince floş, marabu
  • marabout:derviş, murabut
  • marasmus:zayıflayıp erime hastalığı
  • marathon:maraton, uzun mesafe koşusu
  • maraud:çapulculuk etmek, yağmalamak
  • marauder:çapulcu, yağmacı
  • marauding:yağmalama
  • marble:bilye, damarlı, duygusuz, ebrulamak, mermer, mermer gibi boyamak, mermerden yapılmış, misket, soğuk
  • marbled:damarlı, ebruli, mermerli
  • marbling:ebrulamak, mermer gibi boyamak
  • marc:posa, üzüm posası
  • marcescent:kurumuş ama dökülmemiş
  • march:hudut, marş, sınır, sınır bölgesi, uygun adım yürümek, uygun adımla yürüyüş, yürüyüş yaptırmak
  • marched:uygun adım yürümek, yürüyüş yaptırmak
  • marcher:uygun adım yürüyen kimse, yürüyüşe katılan kimse
  • marches:mart
  • marching:uygun adım yürümek, yürüyüş yaptırmak
  • marchpane:acıbadem kurabiyesi
  • mare:aydaki karanlık düzlük, kısrak
  • mare’s:aydaki karanlık düzlük, kısrak
  • margarine:margarin
  • marge:kenar
  • margin:ayrım, fazlalık, ihtiyat akçesi, kenar, kenar yapmak, kenara yazmak, mesafe, pay, tolerans
  • marginalia:çıkmalar, haşiyeler
  • marginally:değeri az olarak
  • margins:ayrım, fazlalık, ihtiyat akçesi, kenar, kenar yapmak, kenara yazmak, mesafe, pay, tolerans
  • marguerite:margrit, papatya
  • maria:aydaki karanlık düzlükler, mariya, meryemana
  • marigold:kadife çiçeği
  • marihuana:esrar, haşhaş
  • marijuana:esrar, haşhaş
  • marimba:klisifon
  • marina:marina, yat limanı
  • marinade:şarap turşusu, şarap turşusu kurmak
  • marinate:salamuraya koymak, zeytinyağlı salamurada bırakmak
  • marinated:salamuraya koymak, zeytinyağlı salamurada bırakmak
  • marine:deniz, deniz kuvvetleri, denizcilik, denize ait
  • mariner:denizci, gemici
  • mariners:denizci, gemici
  • marital:evlenme, evliliğe ait, evlilik
  • maritime:deniz, deniz kıyısında
  • marjoram:mercanköşk
  • mark:belirti, çizgi, çizmek, damga, damgalamak, dikkate almak, hedef, işaret, işaretlemek, iz, marka, mimlemek, nişan, not, not vermek, puan
  • markdown:düşürmek, ucuzlatmak
  • marked:belirgin, dikkat çekici, işaretli, mimli
  • marker:damga, fosforlu kalem, işaret, işaretleyici, keçeli kalem
  • market:alışveriş yapmak, borsa, çarşı, panayır, pazar, pazarlamak, piyasa, satmak
  • marketable:pazarlanabilir, satılabilir
  • marketing:alışveriş yapma, pazarlama
  • marketplace:pazar, pazar yeri
  • markets:alışveriş yapmak, borsa, çarşı, panayır, pazar, pazarlamak, piyasa, satmak
  • marking:işaretleme, işaretler
  • marks:izler
  • marksman:atıcı, nişancı
  • marksmanship:nişancılık
  • marlbes:misketler
  • marlin:atlantik kılıçbalığı
  • marlinespike:kavela
  • marmalade:marmelat, portakal reçeli
  • marmite:güveç, toprak tencere
  • marmoreal:mermer, mermer gibi, mermersi
  • marmorean:mermer, mermer gibi, mermersi
  • maronite:maruni
  • maroon:dünya ile ilişkisini kesmek, ıssız adada bırakmak, kestane rengi, maron, patlayıcı fişek, vişne çürüğü rengi
  • marooned:dünya ile ilişkisini kesmek, ıssız adada bırakmak
  • marquee:büyük çadır, otağ, tente
  • marquess:marki
  • marquetry:kakma işi
  • marquis:marki
  • marquise:beyzi yüzük, markiz
  • marquisette:ince dokuma, markizet
  • marred:bozmak, sakatlamak
  • marriage:evlenme, evlilik, nikâh
  • marriageable:evlenme çağında, gelinlik
  • married:evli
  • marring:bozmak, sakatlamak
  • marron:kestane
  • marrow:ilik, öz, sakız kabağı
  • marrowbone:ilik kemiği
  • marrowy:ilik gibi, ilikli, iliksi
  • marry:evermek, evlendirmek, evlenmek
  • marry!:allahım!, ya!
  • marrying:evermek, evlendirmek, evlenmek
  • mars:mars, merih, savaş tanrısı
  • marseille:kalın pamuklu bir kumaş
  • marsh:batak, bataklık
  • marshal:dizmek, mareşal, polis müdürü, sıralamak
  • marshaled:dizmek, sıralamak
  • marshaling:dizmek, sıralamak
  • marshalling:dizmek, sıralamak
  • marshmallow:hatmi, lokuma benzer şekerleme
  • marshwort:su maydanozu
  • marshy:bataklık gibi, sulak
  • mart:çarşı, pazar
  • marten:sansar, zerdeva
  • martial:askeri, cesur, savaşa ait, savaşçı
  • martian:merih, merih’li
  • martin:kırlangıç
  • martinet:otoriter yönetici, sert amir
  • martingale:martingal kayışı
  • martini:martini
  • martlet:kırlangıç
  • martyr:işkence çekerek ölen kimse, işkence etmek, kurban, mağdur, şehit, şehit etmek
  • martyrdom:şehitlik
  • martyrize:şehit etmek, şehit kılmak, şehit olmak
  • marvel:garipsemek, harika, hayret etmek, mucize, olağanüstü şey, şaşmak
  • marvellous:fevkalade, harika, harikulâde, hayret verici, nefis, olağanüstü
  • marvellously:hayret verici biçimde
  • marvelous:fevkalade, harika, harikulâde, hayret verici, nefis, olağanüstü
  • marvelously:hayret verici biçimde
  • marxism:marksizm
  • marxist:marksist
  • mary:mary, meryemana
  • marzipan:acıbadem kurabiyesi, badem ezmesi
  • mascara:maskara, rimel
  • mascot:maskot, uğur
  • masculine:eril, erkeğe ait, erkek, erkek gibi, erkeksi
  • masculinity:erkeklik
  • mash:ezme, ezmek, lapa, lapa yapmak, püre, püre yapmak
  • mashed:ezmek, lapa yapmak, püre yapmak
  • masher:ezici, hovarda, kadın avcısı, zampara
  • mashie:demir uçlu golf sopası, golf sopası
  • mashing:ezme
  • mask:alçı yüz kalıbı, gizlemek, kamuflaj, kamufle etmek, maske, maske takmak, maskelemek, maskeli kimse
  • masked:gizli, maskeli, örtülü
  • masker:maskeli kimse
  • masking:gizlemek, kamufle etmek, maske takmak, maskelemek
  • masochist:mazoşist
  • mason:duvar örmek, duvarcı, farmason, mason, taş ile örmek, taşçı
  • masonic:masonluğa ait
  • masonry:duvarcılık, masonluk
  • masque:maskeli piyes
  • masquer:maskeli kimse
  • masquerade:maskeli balo, maskeli balo kostümü, maskeli baloya katılmak, olduğundan başka görünmek, sahte tavır, sahte tavır takınmak, taslama
  • masqueraded:maskeli baloya katılmak, olduğundan başka görünmek, sahte tavır takınmak
  • masquerader:karnaval, maskara, maskeli kimse
  • masquerading:maskeli baloya katılmak, olduğundan başka görünmek, sahte tavır takınmak
  • mass:aşai rabbani ayini, aşai rabbani ayini müziği, kitle, küme, kümelemek, kütle, toplamak, yığın, yığmak
  • massacre:katliam, katliam yapmak, kılıçtan geçirme, kılıçtan geçirmek, toplu cinayet, toplu katliam yapmak
  • massage:masaj, masaj yapmak, ovmak
  • masses:aşai rabbani ayini, aşai rabbani ayini müziği, kitle, küme, kümelemek, kütle, toplamak, yığın, yığmak
  • masseur:masör
  • masseuse:kadın masajcı, masöz
  • massif:kitle, yerküre parçası
  • massive:ağır, iri, masif, som, yekpare
  • massively:ağır olarak, masif olarak, tek parça halinde
  • massiveness:ağırlık, irilik
  • massy:dev, tek parça halinde
  • mast:direk, gemi direği, kozalak, palamut
  • mastectomy:göğüs ameliyatı, meme ameliyatı
  • masteratarms:savaş gemisi güvenliği
  • mastercard:mastercard
  • mastered:hakim olmak, öğrenmek, yenmek
  • masterful:amir, buyurucu, hükmeden, ustaca
  • masterfulness:amirlik
  • mastering:hakim olmak, öğrenmek, yenmek
  • masterliness:ustalık
  • masterly:ustaca
  • mastermind:beyin, çekip çeviren kimse, çekip çevirmek, idare etmek
  • masterminding:çekip çevirmek, idare etmek
  • masterpiece:şaheser, sanat eseri
  • masterpieces:şaheser, sanat eseri
  • masters:ağa, akıl hocası, efendi, hakim olmak, hoca, kalıp, kaptan, öğrenmek, öğretmen, sahip, usta, üstâd, yenmek
  • master’s:ağa, akıl hocası, efendi, hakim olmak, hoca, kalıp, kaptan, öğrenmek, öğretmen, sahip, usta, üstâd, yenmek
  • mastership:hocalık, sahiplik, ustalık
  • masterstroke:usta işi, ustaca iş, ustaca önlem
  • masterwork:şaheser
  • mastery:egemenlik, idare, ustalık, üstünlük
  • masthead:direk ucu, gazete yöneticileri listesi
  • mastic:mastika, sakız, sakız ağacı
  • masticate:çiğnemek
  • masticating:çiğnemek
  • mastication:çiğneme
  • masticatory:çiğneme, çiğnenen şey, sakız
  • mastiff:mastı, samsun
  • mastitis:meme iltihabı
  • mastoid:mastoid çıkıntısı
  • masturbate:mastürbasyon yapmak, otuzbir çekmek
  • masturbation:kendi kendini tatmin, masturbasyon, mastürbasyon
  • mat:bardak altlığı, buzlu, dolaşık yığın, dolaşmak, donuk, hasır, hasır gibi yapmak, hasır ile örmek, keçe, keçeleşmek, mat, paspas
  • matador:boğa güreşçisi, matador
  • match:benzemek, benzer, birleştirmek, denk, eş, eşlemek, evlendirmek, evlenme, karşılaşma, karşılaştırmak, kibrit, maç, rakip, uygun olmak, uymak, yarışma
  • matchbox:kibrit kutusu
  • matched:benzemek, birleştirmek, eşlemek, evlendirmek, karşılaştırmak, uygun olmak, uymak
  • matches:benzemek, benzer, birleştirmek, denk, eş, eşlemek, evlendirmek, evlenme, karşılaşma, karşılaştırmak, kibrit, maç, rakip, uygun olmak, uymak, yarışma
  • matching:denk, eş, uygun
  • matchless:benzersiz, emsalsiz, eşsiz, rakipsiz
  • matchmaker:çöpçatan, kibrit yapımcısı, yarışma düzenleyicisi
  • matchmaking:çöpçatanlık
  • matchwood:kibritlik odun
  • mate:arkadaş, çiftleşmek, dengini bulmak, eş, eşlemek, evlendirmek, evlenmek, mat, mat etmek, ortak, paraguay çayı, uymak
  • mater:anne
  • materfamilias:aile reisi kadın
  • material:bedensel, gereç, gerekli, kumaş, madde, maddeci, maddesel, maddi, malzeme, zaruri
  • materialise:cisimleştirmek, gerçekleşmek, gerçekleştirmek, maddileştirmek
  • materialism:maddecilik, materyalizm, özdekçilik
  • materialist:maddeci, materyalist
  • materialistic:maddeciliğe ait, maddi
  • materiality:gereklilik, lüzum, maddilik, maddiyat
  • materialization:gerçekleşme, maddileşme
  • materialize:cisimleştirmek, gerçekleşmek, gerçekleştirmek, maddileştirmek
  • materialized:cisimleştirmek, gerçekleşmek, gerçekleştirmek, maddileştirmek
  • materials:bez, kumaş, levazım, malzemeler
  • materiel:gereç, malzeme, materyal
  • matériel:gereç, malzeme, materyal
  • maternal:anne, anne tarafından olan
  • maternally:anne gibi, anne tarafından
  • maternity:analık, annelik
  • math:matematik
  • mathematic:kesin, matematiksel, tam
  • mathematical:kesin, matematiksel, tam
  • mathematician:matematikçi
  • mathematics:matematik
  • maths:matematik
  • matinee:matine
  • mating:çiftleşme, çiftleştirme
  • matins:kilise sabah ibadeti
  • matrass:uzun boğazlı imbik
  • matress:minder, şilte, yatak
  • matriarch:aile reisi kadın, kabile reisi kadın, maderşahi
  • matriarchal:anaerkil
  • matriarchate:anaerkil toplum
  • matriarchy:anaerki
  • matricide:ana katili, ana katilliği
  • matriculate:okula kaydetmek, üniversite sınavına girmek
  • matriculation:öğrenci kaydı, üniversite sınavı, yeterlik sınavı
  • matrimonial:evlenmeye ait, evliliğe ait
  • matrimonially:evlenme yoluyla, evlenmeye ait
  • matrimony:evlenme, evlilik
  • matrix:dölyatağı, kaide, kalıp, matris, rahim
  • matron:ana, başhemşire, evli kadın, kadın yönetici
  • matronly:ağırbaşlı, ana gibi
  • matt:buzlu, donuk, mat
  • matted:hasır kaplı, hasırlı, keçeleşmiş
  • matter:cerahat, cisim, husus, iltihap, iltihaplanmak, irin, konu, madde, mesele, önem, önemi olmak, önemli olmak, öz, şey
  • matters:umur
  • mattery:çapaklı, cerahatli, iltihaplı
  • matting:hasır örgüsü, hasır örme
  • mattock:kazma
  • mattress:minder, şilte, yatak
  • mattresses:minder, şilte, yatak
  • maturate:iltihap toplamak, olgunlaşmak
  • maturation:cerahat toplama, olgunlaşma, olma
  • mature:ergin, kemâle ermiş, olgun, olgunlaşmak, olgunlaştırmak, olmak, tamam, vadesi gelmek, vadesi gelmiş
  • matured:olgunlaşmak, olgunlaştırmak, olmak, vadesi gelmek
  • matureness:erginlik, olgunluk, vade
  • maturing:olgunlaşmak, olgunlaştırmak, olmak, vadesi gelmek
  • maturity:ergenlik, olgunluk, vade
  • matutinal:erken, sabah
  • matzah:hamursuz ekmek
  • matzo:hamursuz ekmek
  • maudlin:içip ağlayan, sarhoş ve duygulanmış
  • maul:dövmek, hırpalamak, tokmak, yaralamak, yarmak
  • maulstick:ressam dayanma değneği
  • maund:hint ağırlık ölçüsü, maund
  • maunder:boş boş dolaşmak, tutarsız ve anlaşılmaz konuşmak
  • maundering:boş boş dolaşmak, tutarsız ve anlaşılmaz konuşmak
  • mauritania:moritanya
  • mauser:mavzer
  • mausolea:anıt mezar, anıtkabir, mozole, türbe
  • mausoleum:anıt mezar, anıtkabir, mozole, türbe
  • mauve:leylak rengi
  • maverick:başına buyruk tip, damgalanmamış dana, partiyle uyumsuz politikacı, sahipsiz buzağı
  • mavis:ardıçkuşu
  • maw:anne, gırtlak, kursak
  • mawkish:aşırı içli, iğrenç, tiksindirici
  • max:azami, maksimum
  • maxi:büyük, maksi, uzun, uzun etek
  • maxilla:çene kemiği
  • maxillae:çene kemiği
  • maxillary:çene kemiğine ait
  • maxim:özdeyiş, özlü söz, vecize
  • maximal:azami, en büyük, en fazla
  • maximise:en geniş anlamı ile açıklamak, maksimuma çıkarmak
  • maximize:en geniş anlamı ile açıklamak, maksimuma çıkarmak
  • maximizing:en geniş anlamı ile açıklamak, maksimuma çıkarmak
  • maximum:azami, en fazla, en yüksek, maksimum
  • maxwell:maksvel, mıknatıs akımı birimi
  • may:akdiken, bahar, gençlik, mayıs, mayıs çiçeği
  • maybe:belki, olabilir
  • maybe!:belki, olabilir
  • mayday:bahar bayramı, bir mayıs günü, imdat işareti, yardım sinyali
  • mayflower:alıç
  • mayfly:mayıs sineği, su sineği
  • mayhap:belki, olabilir
  • mayhem:sakatlama suçu, savunmasız bırakma suçu
  • mayonnaise:mayonez
  • mayor:belediye başkanı
  • mayoralty:belediye başkanlığı
  • mayoress:belediye başkanı kadın, belediye başkanı karısı
  • maypole:bahar bayramı çiçekli direği
  • mazdaism:mazda dini, zerdüştlük
  • maze:hayret, labirent, şaşkınlık
  • maziness:dolaşıklık, karışıklık
  • mazy:dolaşık, karışık
  • mc:oğlu, zade
  • me:bana, beni
  • mead:bal likörü, çayır, yeşillik
  • meadow:çayır, çimenlik, ova
  • meadowlark:çayırkuşu
  • meadows:çayır, çimenlik, ova
  • meager:az, kıt, yavan, yetersiz
  • meagre:az, kıt, yavan, yetersiz
  • meal:kaba un, öğün, yemek
  • meals:kaba un, öğün, yemek
  • mealtime:yemek zamanı
  • mealy:kırçıllı, solgun, un gibi, unlu
  • mealymouthed:samimiyetsiz, yapmacık tatlı dilli
  • mean:adi, ahlaksız, anlamına gelmek, aşağılık, cimri, demek istemek, demek olmak, demeye gelmek, eli sıkı, hasis, huysuz, ifade etmek, ılımlılık, kastetmek, keyifsiz, kılıksız, niyet etmek, orantılı, orta, ortalama, tasarlamak, utangaç, vasati, zor
  • meander:boş boş dolaşmak, dolambaçlı yol, dolambaçlı yoldan gitmek, kıvırmak, kıvrılmak, kıvrım, labirent, menderes
  • meandering:dolambaçlı yol, kıvırarak, kıvırma, kıvrımlı
  • meaning:amaç, anlam, anlamlı, içerik, kasıt, kasıtlı, manâ, manâlı, niyetli
  • meaningful:anlamlı
  • meaningless:abes, anlamsız, boş, içeriksiz, manâsız
  • meanings:amaç, anlam, içerik, kasıt, manâ
  • meanly:alçakça, cimrice
  • meanness:adilik, alçaklık, cimrilik, hasislik
  • means:araç, para, servet, varlık, vesile
  • meant:anlamına gelmek, demek istemek, demek olmak, demeye gelmek, ifade etmek, kastetmek, niyet etmek, tasarlamak
  • meantime:bu arada, iken
  • meanwhile:aynı anda, bu arada, iken
  • measels:kızamık
  • measles:kızamık
  • measly:adi, cimri, değersiz, kızamıklı
  • measurable:ölçülebilir, ölçülü, sınırlı
  • measurably:ölçülebilir şekilde, ölçülü olarak
  • measure:ayarlamak, dikkatle bakmak, had, miktar, ölçek, ölçmek, ölçü, ölçüm, ölçüsünü almak, önlem, oran, süzmek, tartmak, tedbir, vezin
  • measured:ağır, ölçülü
  • measureless:hesapsız, ölçüsüz, sınırsız
  • measurement:ölçme, ölçü, ölçüm
  • measurements:ölçme, ölçü, ölçüm
  • measures:ayarlamak, dikkatle bakmak, had, miktar, ölçek, ölçmek, ölçü, ölçüm, ölçüsünü almak, önlem, oran, süzmek, tartmak, tedbir, vezin
  • measuring:ölçme
  • meat:et, öz, zevk
  • meatball:köfte
  • meatloaf:et dilimi, rulo köfte
  • meatman:kasap
  • meatus:kanal, yol
  • meaty:et gibi, etli, özlü
  • mecca:herkesin görmek istediği yer, mekke
  • mechanic:araba tamircisi, makine ile yapılan, makineci, makineye ait, makinist, mekanik, tamirci
  • mechanical:makine ile yapılan, makineye ait, mekanik
  • mechanically:mekanik olarak
  • mechanician:makinist
  • mechanics:hareket bilimi, mekanik
  • mechanism:işleyiş, mekanikçilik, mekanizma, teknik
  • mechanist:makinacı, makinist, mekanikçi
  • mechanization:makinalaşma, makinalaştırma
  • mechanize:makinalaşmak, makineleştirmek, motorize etmek
  • mechanized:makinalaşmak, makineleştirmek, motorize etmek
  • medal:madalya, nişan
  • medalist:madalya kazanan kimse, madalya yapımcısı
  • medalled:madalyalı
  • medallion:ehliyetli taksici, madalyon, taksi ehliyeti
  • medallist:madalya kazanan kimse, madalya yapımcısı
  • medals:madalya, nişan
  • meddle:burnunu sokmak, karışmak
  • meddler:burnunu sokan kimse, karışan kimse
  • meddlesome:her şeye burnunu sokan, işgüzar, müdahaleci
  • meddlesomeness:burnunu sokma eğilimi, işgüzarlık
  • meddling:karışma
  • media:basın, medya
  • mediaeval:ortaçağ, ortaçağa ait
  • medial:orta, ortalama, ortaya ait
  • median:kenarortay, medyan, orta, orta değer
  • mediate:ara, ara bulmak, aracılık etmek, araçlı, araya girmek, dolaylı, orta, vasıta olmak
  • mediated:ara bulmak, aracılık etmek, araya girmek, vasıta olmak
  • mediately:arada olarak, dolaylı olarak
  • mediating:ara bulmak, aracılık etmek, araya girmek, vasıta olmak
  • mediation:arabuluculuk, aracılık
  • mediatize:bağlamak, birleştirmek
  • mediator:arabulucu, aracı, uzlaştırıcı
  • mediatorship:arabuluculuk, aracılık
  • mediatory:uzlaşma, uzlaştırıcı
  • mediatrix:arabulucu, aracı
  • medic:doktor, kabayonca, tıp öğrencisi
  • medicable:ilaçla tedavi edilebilir, iyileştirilebilir
  • medical:tedavi edici, tıbbi
  • medicament:ilaç
  • medicaments:ilaç
  • medicare:sağlık sigortası
  • medicate:ilaç katmak, ilaç vermek, ilaçla tedavi etmek, ilaçlamak
  • medication:ilaç, ilaç tedavisi
  • medications:ilaç, ilaç tedavisi
  • medicinal:ilaç özelliği olan, tedavi edici, tıbbi
  • medicine:büyü, doktorluk, ilaç, ilaç vermek, ilaçla tedavi etmek, sihirbazlık, tıp
  • medick:kelebekotu
  • medico:doktor
  • medieval:ortaçağ, ortaçağa ait
  • medina:medine
  • mediocre:alelâde, olağan, orta, sıradan, vasat
  • mediocrity:sıradanlık, vasatlık
  • meditarranean:akdeniz, ara deniz, kara ile çevrili, kıtalar arası
  • meditate:dalmak, düşünmek, tasarlamak
  • meditating:dalmak, düşünmek, tasarlamak
  • meditation:düşünceye dalma, meditasyon
  • meditative:dalgın, düşünceli
  • mediterranean:akdeniz, ara deniz, kara ile çevrili, kıtalar arası
  • mediterranian:akdeniz, ara deniz, kara ile çevrili, kıtalar arası
  • medium:araç, çare, medyum, orta, ortalama, ortam, vasat, vasıta
  • medley:çeşitli, çeşni, karışık, karışım, potpuri
  • medulla:ilik, medulla, öz
  • medullary:ilikli, iliksi
  • medusa:denizanası, medusa, yılan saçlı tanrıça
  • meed:mükâfat, ödül
  • meek:alçakgönüllü, ezik, mütevazi, silik, uysal, yumuşak başlı
  • meekly:uysalca
  • meekness:alçakgönüllülük, uysallık
  • meerschaum:eski şehir taşı, lületaşı
  • meet:başına gelmek, bulmak, buluşmak, görüşme yapmak, görüşmek, karşılamak, karşılaşma, karşılaşmak, kavuşmak, münasip, rastlamak, tanışmak, toplanmak, uğramak, uygun, yarışma, yerine getirmek
  • meeting:birleşme, buluşma, görüşme, karşılama, karşılaşma, miting, oturum, toplantı
  • meetinghouse:kilise, toplantı evi
  • meetings:birleşme, buluşma, görüşme, karşılama, karşılaşma, miting, oturum, toplantı
  • mega:bir milyon, büyük, mega
  • megabit:megabit
  • megabucks:bir milyon dolar
  • megacephalic:büyük kafalı, koca kafalı
  • megalith:megalit, taş anıt
  • megalocephalic:büyük kafalı
  • megalocephaly:büyük kafalılık
  • megalomania:kendini beğenmişlik, megalomani
  • megalopolis:birleşik şehirler, megalopolis
  • megaphone:megafon
  • megaton:bir milyon ton, megaton
  • megrim:başağrısı, migren
  • megrims:bunalım, can sıkıntısı, sıkıntı
  • meiosis:az gösterme
  • melamine:melamin
  • melancholia:karasevda, melankoli
  • melancholic:bunalımlı, hüzünlü, karasevdalı, melankolik
  • melancholy:bunalım, hüzün, kasvetli, melankoli, melankolik
  • melange:karışık şey, karışım
  • mélange:karışık şey, karışım
  • melanism:aşırı esmerlik, renk maddesi fazlalığı
  • melanoma:melanom
  • melanosis:dokularda renk maddesi fazlalığı
  • meld:birleşmek, karışmak, karıştırmak
  • melding:birleşmek, karışmak, karıştırmak
  • melee:meydan kavgası
  • meliorate:düzelmek, düzeltmek, iyileşmek
  • melioration:düzeltme, ıslah
  • meliorism:dünyanın düzeldiği inancı, iyimserlik
  • meliorist:iyimser kimse
  • melissa:melisa, oğulotu
  • melliferous:bal taşıyan, bal yapan
  • mellifluent:tatlı
  • mellifluous:akıcı, bal gibi, tatlı
  • mellow:olgun, olgunlaşmak, tatlı, yıllanmış, yumuşak, yumuşamak, yumuşatmak
  • mellowed:olgunlaşmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • mellowing:olgunlaşmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • mellowness:olgunluk, tatlılık, yumuşaklık
  • melodic:ahenkli, melodik
  • melodious:ahenkli, melodiye ait, uyumlu
  • melodiously:ahenkle
  • melodiousness:ahenklilik
  • melodist:besteci
  • melodize:ahenkli yapmak, bestelemek, melodileştirmek
  • melodramatic:melodram tarzında
  • melody:ezgi, melodi, nağme
  • melon:kâr, kavun, kazanç
  • melt:ergimek, erimek, eritmek, eriyik, yumuşamak, yumuşatmak
  • melted:eritilmiş
  • melting:erime, eritici, eritme, yumuşatan
  • melton:yünlü kalın kumaş
  • member:organ, taraf, üye, uzuv
  • membership:üyeler, üyelik
  • membrane:zar
  • membranes:zar
  • membranous:zar oluşturan, zarsı
  • memento:andaç, hatıra, yadigâr
  • memo:bildiri, not
  • memoir:anı yazısı
  • memoirs:hatıralar, tutanaklar
  • memorable:akılda kalıcı, hatırlanmaya değer, unutulmaz
  • memoranda:bildiri, muhtıra, not
  • memorandum:bildiri, muhtıra, not
  • memorial:abide, anısına yapılmış, anıt, anma töreni, bildiri, hatırlatıcı, önerge
  • memorialize:anma töreni yapmak, anmak, dilekçe vermek
  • memories:hatıralar
  • memorise:bellemek, ezberlemek
  • memorising:ezberleme
  • memorize:bellemek, ezberlemek
  • memorizing:ezberleme
  • memory:akıl, anı, bellek, hafıza, hatıra
  • men:adam, beyaz adam, er, erkek, insan, işçi, oyun taşı, uşak
  • menace:gözdağı vermek, tehdit, tehdit etmek
  • menacing:gözdağı vermek, tehdit etmek
  • menage:aile, ev halkı, ev idaresi
  • ménage:aile, ev halkı, ev idaresi
  • menagerie:hayvanat bahçesi
  • mend:düzelmek, düzeltmek, iyileşmek, onarılmış yer, onarım, onarmak, tamir, tamir etmek
  • mendable:düzeltilebilir, onarılabilir
  • mendacious:uydurma, yalan, yalancı
  • mendacity:yalancılık
  • mendicancy:dilencilik
  • mendicant:dilenci
  • mendicity:dilencilik
  • mending:tamir
  • menfolk:erkek kısmı, erkekler
  • menhaden:ringa balığı
  • menhir:taş anıt, tek parça taş anıt
  • menial:adi, bayağı, hizmetçi, hizmetçilik gibi
  • meningitis:beyin zarı iltihabı, menenjit
  • menisci:menisk, menisküs
  • meniscus:menisk, menisküs
  • menopause:menopoz
  • mensal:ayda bir olan, aylık, her ay olan
  • menses:adet, aybaşı, regl
  • menstrual:aybaşı, regl
  • menstruate:adet görmek, regl olmak
  • menstruation:adet, aybaşı, regl
  • menstruous:aybaşı, regl
  • menstruum:çözücü madde, eritici madde
  • mensurable:ölçülebilir, ölçülü
  • mensural:ölçme, ölçüye ait
  • mensuration:ölçme
  • menswear:erkek giyim mağazası
  • mental:akıl, ruhsal, zekâ, zihinsel
  • mentality:anlayış, düşünce tarzı, zekâ, zihniyet
  • mentally:akli, zekâ olarak, zihinsel olarak
  • menthol:mentol, nane özü
  • mention:anma, anmak, bahsetmek, dile getirmek, ima, ima etmek, mansiyon, söyleme, söz etmek
  • mentioned:adı geçen, bahsedilmiş olan, sözü geçen
  • mentioning:anmak, bahsetmek, dile getirmek, ima etmek, söz etmek
  • mentor:akıl hocası, danışman
  • mentors:akıl hocası, danışman
  • menu:menü, mönü, yemek listesi
  • meow:miyav, miyavlama, miyavlamak
  • mephistophelean:haince, şeytanca
  • mephistopheles:hain tip, mefisto, şeytan
  • mephistophelian:haince, şeytanca
  • mephitic:pis kokulu, zehirleyici
  • mephitis:bataklık zehirli gazı, zehirli pis koku
  • mercantile:ticaret, ticari
  • mercantilism:ticaret anlayışı
  • mercator:merkator
  • mercenary:çıkarcı, paragöz, paralı, paralı asker, ücretli
  • mercer:kumaşçı
  • mercerize:kumaşı parlatmak, merserize etmek
  • mercerizing:kumaşı parlatmak, merserize etmek
  • merchandise:alışveriş etmek, mal, satılık eşya, ticaret yapmak
  • merchandising:alışveriş etmek, ticaret yapmak
  • merchant:tacir, ticarete ait, ticari, tüccar
  • merchantable:satılabilir
  • merchantman:ticaret gemisi, yük gemisi
  • merchantship:ticaret gemisi, yük gemisi
  • merciful:bağışlayıcı, insaflı, merhametli
  • mercifully:merhametle, merhametlice
  • mercifulness:merhametlilik
  • merciless:acımasız, amansız, insafsız, merhametsiz
  • mercilessly:acımasızca, insafsızca, merhametsizce
  • mercurial:canlı, cıva gibi, cıvalı, dakikası dakikasına uymayan, değişken
  • mercuric:iki değerli cıvalı
  • mercurous:tek değerli cıvalı
  • mercury:cıva, yerfesleğeni
  • mercy:af, aman, insaf, merhamet, merhametlilik, rahmet
  • mere:göl, katkısız, sade, saf, sırf
  • merely:ancak, sade, sadece, sırf, yalnız
  • meretricious:cafcaflı, gösterişli, süslü püslü
  • meretriciously:cafcaflı, gösterişli, süslü püslü
  • merganser:testeregagalı ördek
  • merge:birleşmek, karışmak, kaynaşmak
  • merged:birleşmek, karışmak, kaynaşmak
  • merger:birleşme
  • merges:birleşmek, karışmak, kaynaşmak
  • merging:birleşmek, karışmak, kaynaşmak
  • meridian:doruk, dorukta olan, meridyen, öğle vakti olan, öğlen, zirve
  • meridians:doruk, meridyen, zirve
  • meridional:güney, güney fransalı, güneyli, meridyen, meridyen gibi
  • meringue:beze
  • meringues:beze
  • merino:merinos
  • merit:değer, değmek, erdem, fazilet, hak etmek, layık olmak, meziyet, yararlık
  • merited:değmek, hak etmek, layık olmak
  • meriting:değmek, hak etmek, layık olmak
  • meritorious:değerli, övülmeğe değer
  • merlon:mazgallar arasındaki siper
  • mermaid:deniz kızı
  • merman:deniz adamı
  • merrily:mutlu olarak, neşeyle
  • merriment:cümbüş, eğlence, neşe
  • merry:keyifli, mutlu, neşe verici, neşeli, şen
  • merrymaking:cümbüş, eğlence, neşeli, şen
  • merrythought:lades kemiği
  • mesa:düz tepe, yüksek ova
  • mescal:dikensiz kaktüs
  • mescaline:meskalin
  • mesdames:bayanlar, hanımlar
  • mesdemoiselles:genç bayanlar, matmazeller
  • meseems:bana göre, bana öyle geliyor ki
  • mesentery:mesenter
  • mesh:ağ, ağ gözü, ağ ile tutmak, birbirine geçme, birbirine geçmek, tuzağa düşürmek
  • meshed:ağ ile tutmak, birbirine geçmek, tuzağa düşürmek
  • meshuggah:çatlak, deli
  • meshwork:ağ örgüsü
  • mesial:orta
  • mesmerism:ipnotizma, ipnoz, manyetizma
  • mesmerize:ipnotize etmek
  • mesmerized:ipnotize etmek
  • mesmerizing:ipnotize etmek
  • meson:meson
  • mesophyll:mezofil, yaprak iç dokusu
  • mesopotamia:elcezire, irak, mezopotamya
  • mesotron:mesotron
  • mesozoic:ikinci zamana ait, mesozoik
  • mespot:elcezire, irak, mezopotamya
  • mess:asker sofrası, asker sofrasında yemek yemek, bozmak, çorba, karışık şey, karışık yemek, karışıklık, karıştırmak, karmakarışık, karmakarışıklık, kirletmek, manga, pisletmek, pislik, sofra arkadaşları
  • message:haber, mesaj
  • messages:haber, mesaj
  • messenger:haberci, kurye, ulak
  • messiah:isa peygamber, kurtarıcı, mesih
  • messianic:mesih, mesihe ait
  • messier:dağınık, karmakarışık, karman çorman, pasaklı, pis
  • messieurs:baylar, beyler, efendiler
  • messing:asker sofrasında yemek yemek, bozmak, karıştırmak, kirletmek, pisletmek
  • messrs:baylar, beyler, efendiler
  • messy:dağınık, karmakarışık, karman çorman, pasaklı, pis
  • mestizo:kırma, melez, metis
  • metabolic:metabolik
  • metabolism:metabolizma
  • metacarpus:eltarağı
  • metagalaxy:kâinat
  • metage:ölçme, ölçüm, ölçüm ücreti
  • metal:kırık taş, maden, metâl
  • metallic:madeni, madenli, metâlik
  • metallize:madenle kaplamak, metâllemek
  • metallography:metâlografi
  • metallurgic:metâlurji, metâlurjik
  • metallurgical:metâlurji, metalurjik
  • metallurgy:maden bilimi, metâlurji
  • metals:madenler, metâller, raylar
  • metalwork:madeni eşyalar, metal işi
  • metalworker:dökümcü, maden işçisi
  • metamorphose:başkalaşmak, başkalaştırmak, değiştirmek
  • metamorphosis:başkalaşım, değişim, metâmorfoz
  • metaphor:istiare, mecaz
  • metaphoric:mecazi
  • metaphorical:mecazi
  • metaphrase:aynen tercüme, kelimesi kelimesine tercüme, kelimesi kelimesine tercüme etmek
  • metaphysical:doğaüstü, metafiziksel
  • metaphysician:metafizikçi
  • metaphysics:fizikötesi, metafizik
  • metastasis:başka organlara bulaşma, metastaz, yayılma
  • metatarsal:ayaktarağına ait
  • metatarsus:ayaktarağı
  • metathesis:harf ve seslerin yer değiştirmesi, şartların terine dönmesi
  • mete:bölüştürmek, ölçmek
  • metempsychosis:ruh geçişmesi, ruhun başka vücuda geçmesi
  • meteor:akanyıldız, göktaşı, meteor
  • meteoric:çok hızlı, göktaşı gibi, hava olayları ile ilgili, meteor, parlak, şimşek gibi
  • meteorite:göktaşı, yere düşen meteor
  • meteorologic:meteorolojik
  • meteorological:meteorolojik
  • meteorologist:meteoroloji uzmanı
  • meteorology:hava şartları bilgisi, meteoroloji
  • meter:metre, ölçmek, ölçü, saat, sayaç, taksimetre, vezin
  • metering:ölçmek
  • meters:metre, ölçmek, ölçü, saat, sayaç, taksimetre, vezin
  • methane:metan
  • methanol:metanol
  • methinks:galiba, öyle geliyor ki, sanırım
  • method:düzen, metod, tarz, usul, yöntem
  • methodical:düzenli, sistemli, usule uygun
  • methodist:metodist
  • methodize:düzenlemek, sistemleştirmek
  • methodology:metodoloji, yöntembilim
  • methods:düzen, metod, tarz, usul, yöntem
  • methought:bana öyle geldi ki, sandım ki, zannettim ki
  • methuselah:çok yaşlı adam, ihtiyar adam
  • methyl:metil
  • methylene:metilen
  • meticously:özenle, titizlikle
  • meticulous:çok dikkatli, kılı kırk yaran, titiz
  • meticulously:özenle, titizlikle
  • meticulousness:titizlik
  • metier:iş, meslek
  • métier:iş, meslek
  • metis:avrupalı-kızılderili melezi
  • metonymy:ad değişimi, benzerinin ismini kullanma, kinaye
  • metope:çatı sütunu tepe taşı, metop
  • metre:metre, ölçmek, ölçü, saat, sayaç, taksimetre, vezin
  • metres:metre, ölçmek, ölçü, saat, sayaç, taksimetre, vezin
  • metric:metre sistemine göre, metrik, vezne ait
  • metrical:metre sistemine göre, metrik, vezne ait
  • metrically:metre sistemine göre, ölçüyle
  • metricate:metrik sisteme çevirmek
  • metrify:metreye çevirmek
  • metro:metro
  • metrology:metroloji, ölçme bilimi
  • metronome:metronom, tempo ölçer
  • metropolis:başkent, büyük şehir
  • metropolitan:başkent, başkentli, başpiskoposa ait
  • mettle:ataklık, ateş, hırs, şevk
  • mettled:atak, ateşli, canlı
  • mettlesome:atak, ateşli, canlı
  • mew:hapsetmek, kafes, kafese koymak, martı, miyavlama, miyavlamak
  • mewl:bebek gibi ağlamak, zayıf sesle ağlamak
  • mexican:meksika, meksikalı, meksikan
  • mexicans:meksikalı
  • mexico:meksika
  • mezzanine:ara kat, asma kat
  • mezzo:orta, yarım
  • mezzotint:bakır klişe, bakır klişe ile basmak
  • mho:iletkenlik birimi
  • mi:mi, mi notası
  • miaou:miyav, miyavlama, miyavlamak
  • miaow:miyav, miyavlama, miyavlamak
  • miasma:mikroplu hava, miyasma, pis hava
  • miasmal:mikroplu, pis, zehirli
  • miasmatic:mikroplu, pis, zehirli
  • mica:mika
  • micaceous:mika benzeri, mikalı
  • mice:fareler, korkaklar
  • michigan:michigan
  • mick:irlandalı
  • mickey:miki
  • mickle:az miktar, küçük miktar
  • micro:küçük, mikro, mini, ufak
  • microbe:mikrop
  • microbiology:hücrebilimi, mikrobiyoloji
  • microchemistry:mikrokimya
  • microcircuit:mikrodevre
  • microcomputer:mikrobilgisayar
  • microcopy:küçük kopya
  • microcosm:insan, küçük evren
  • microfilm:mikrofilm
  • micrometer:mikrometre
  • micron:mikron
  • microorganism:mikroorganizma, mikrop
  • microphone:mikrofon
  • microprocessor:mikroişlemci
  • microscope:mikroskop
  • microscopic:mikroskobik
  • microscopical:mikroskobik
  • microtome:mikroskobik dilimleme aleti
  • microvolt:mikrovolt
  • microwave:mikrodalga
  • microwaveable:mikrodalgada yapılabilir
  • micturate:işemek, su dökmek
  • micturition:işeme, sık işeme hastalığı, su dökme
  • mid:arasında, orta, ortadaki
  • midbrain:beynin ortası
  • midday:öğle vakti, öğlen
  • midden:çöp yığını, gübrelik, mezbele
  • middle:aradaki, orta, orta kısım, orta yer, ortadaki
  • middleaged:orta yaşlı
  • middlebrow:az kültürlü, sıradan zevkleri olan
  • middleman:aracı, komisyoncu, madrabaz
  • middlemen:aracı, komisyoncu, madrabaz
  • middlemost:en ortadaki, tam ortadaki
  • middleweight:orta siklet
  • middling:orta, orta halli, şöyle böyle
  • middlings:orta kalitede ürün
  • middy:deniz asteğmeni, deniz harp okulu öğrencisi, denizci yakalı bluz
  • midge:tatarcık, titrer sinek
  • midget:cüce, mini, minicik, minyon tip, ufak yapılı kimse
  • midi:baldıra kadar giysi, midi
  • midland:ülkenin iç kısmı
  • midmost:en ortadaki, tam ortadaki
  • midnight:gece yarısı
  • midpoint:göbek, orta nokta, orta yer
  • midrib:yaprak orta damarı
  • midriff:diafram
  • midshipman:deniz asteğmeni, deniz harp okulu öğrencisi
  • midships:gemi ortası, geminin ortasında
  • midst:orta, orta yer, ortasında
  • midsummer:yaz dönümü, yaz ortası
  • midterm:sömestr
  • midway:fuarda panayır bölümü, yarı yolda, yarı yoldaki
  • midweek:hafta ortası
  • midwife:ebe
  • midwifery:ebelik
  • midwinter:karakış, kış ortası
  • midyear:yıl ortası, yıl ortası sınavı, yıl ortasındaki
  • mien:eda, görünüş, surat, tavır, yüz
  • miff:darılma, gücendirmek, kavga, keyfini kaçırmak, küsme, küstürmek
  • miffed:gücendirmek, keyfini kaçırmak, küstürmek
  • might:-abilmek, -ebilmek, güç, kuvvet, mümkün olmak, olası olmak, zor
  • mightily:çok fazla, kuvvetle, kuvvetlice
  • mightiness:güçlülük
  • mighty:aziz, büyük, güçlü, kuvvetli, muazzam, pek çok, zorlu
  • mıghty:aziz, büyük, güçlü, kuvvetli, muazzam, pek çok, zorlu
  • migraine:migren, yarım başağrısı
  • migrant:göçebe, göçmen
  • migrants:göçmen
  • migrate:göç etmek, göçmek
  • migration:göç, göçme, göçmenlik, hicret
  • migratory:göç, göçebe, göçmen, seyyar
  • mikado:japon imparatoru, mikado
  • mike:mikrofon
  • mil:bin, binde bir
  • milady:ingiliz asilzadesi kadın, şık ve havalı kadın
  • milage:mil hesabı ile ücret, mil olarak alınan yol, mil olarak uzaklık
  • milch:sağmal, süt veren
  • mild:hafif, ılıman, ılımlı, kibar, nazik, yumuşak
  • mildew:küf, küflendirmek, küflenmek
  • mildewed:küflendirmek, küflenmek
  • mildewy:küflü
  • mildly:kibarca
  • mildness:ılımanlık, ılımlılık, nezaket, yumuşaklık
  • mile:kara mili, mil
  • mileage:mil hesabı ücret, mil olarak alınan yol, mil olarak uzaklık
  • milepost:mil işareti
  • miles:kara mili, mil
  • milestone:dönüm noktası, kilometre taşı, mil taşı
  • milfoil:civanperçemi
  • milieu:çevre, muhit
  • milimeter:milimetre
  • miliner:kadın şapkacısı, şapkacı, tuhafiyeci
  • milinery:kadın şapkacılığı, kadın şapkaları, tuhafiye
  • militancy:ataklık, azimlilik, saldırganlık
  • militant:atak, azimli, kavgacı, militan, saldırgan, saldırgan tip
  • militarism:asker zihniyeti, militarizm, savaşçı siyaset
  • militarist:militarist
  • militarization:askerileştirme
  • military:askeri, ordu
  • militate:ağır basmak, etkilemek
  • militia:milis, yedek asker
  • militiaman:yedek er
  • milk:sağmak, süt
  • milker:süt ineği, süt sağıcı
  • milkiness:süt gibi olma, uysallık, yumuşak başlılık
  • milking:sağma
  • milkmaid:sağıcı kız, sütçü kız
  • milkman:sağıcı adam, sütçü
  • milkshake:milk shake
  • milksop:korkak, lâpacı, muhallebi çocuğu
  • milky:süt gibi, sütlü, uysal
  • milkyway:samanyolu
  • mill:çentiklemek, çırpmak, değirmen, doların binde biri, fabrika, imalathane, mengene, öğütmek, tırtıklamak
  • milldam:değirmen barajı
  • milled:çekilmiş, çentikli, kenarı tırtıllı, öğütülmüş, tırtıklı, tırtıllı
  • millenarian:bin yıllık, bin yıllık barış ve refah dönemi, bininci
  • millenarism:bin yıllık barış ve refaha inanma
  • millenary:bin yıllık, bininci yıla ait, bininci yıldönümü
  • millennial:bin yıllık
  • millennium:bin yıllık dönem, bin yıllık refah dönemi
  • millepede:kırkayak
  • miller:değirmen makinası, değirmenci, pervane
  • miller’s:değirmen makinası, değirmenci, pervane
  • millesimal:binde bir, binde bir olan, binde birlik
  • millet:akdarı, darı
  • milliard:milyar
  • milliary:mil, mile ait
  • milligram:miligram
  • milligramme:miligram
  • milligrams:miligram
  • milliliter:mililitre
  • millilitre:mililitre
  • millimeter:milimetre
  • millimicron:milimikron
  • milliner:kadın şapkacısı, şapkacı, tuhafiyeci
  • milliners:kadın şapkacısı, şapkacı, tuhafiyeci
  • millinery:kadın şapkacılığı, kadın şapkaları, tuhafiye
  • milling:değirmencilik, paranın kenarındaki tırtıllar
  • million:milyon
  • millionaire:milyoner
  • millions:milyon
  • milliped:kırkayak
  • millipede:kırkayak
  • millrace:değirmen deresi, değirmen suyu
  • millstone:değirmentaşı
  • millwright:değirmen yapan usta, değirmenci
  • milord:ingiliz asilzadesi
  • milquetoast:çekingen kimse, korkak, sümsük tip
  • milt:balık menisi, balık spermi
  • mime:mim, mim oynamak, pandomimci, sessiz tiyatro, taklit etmek, taklitçi
  • mimeograph:teksir makinası, teksir makinası ile çoğaltmak
  • mimes:mim, mim oynamak, pandomimci, sessiz tiyatro, taklit etmek, taklitçi
  • mimesis:benzeme, benzetme, taklit
  • mimetic:taklit eden
  • mimic:benzemek, pandomimaya değin, taklidini yapmak, taklit, taklit eden, taklit etmek, taklitçi
  • mimicking:benzemek, taklidini yapmak, taklit etmek
  • mimicry:benzeme, benzerlik, taklit, taklit etme, taklitçilik
  • mimosa:küstümotu, mimoza
  • mina:mina, yunan ağırlık birimi
  • minacious:korkutucu, tehdit eden, tehditkâr
  • minaret:minare
  • minatory:korkutucu, tehdit eden, tehditkâr
  • mince:ince doğramak, kırıtmak, kıyma, kıymak, önemsiz göstermek
  • minced:kıyılmış
  • mincemeat:turta harcı, üzümlü ve elmalı tart harcı
  • mincing:çıtkırıldım, kırıtkan, kıyım, kıyma
  • mind:akıl, aldırış etmek, aldırmak, bellek, dikkat etmek, dikkatli olmak, düşünce, endişelenmek, fikir, hafıza, istek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak, kulak vermek, önemsemek, şuur, us, zihin
  • mind!:akıl, aldırış etmek, aldırmak, bellek, dikkat etmek, dikkatli olmak, düşünce, endişelenmek, fikir, hafıza, istek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak, kulak vermek, önemsemek, şuur, us, zihin
  • :akıl, aldırış etmek, aldırmak, bellek, dikkat etmek, dikkatli olmak, düşünce, endişelenmek, fikir, hafıza, istek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak, kulak vermek, önemsemek, şuur, us, zihin
  • mindbending:bunaltıcı, hayal gördüren, kafa karıştıran, şaşırtıcı
  • minded:fikirli, istekli, niyetli
  • mindful:dikkatli, düşünceli, unutmayan
  • minding:aldırış etmek, aldırmak, dikkat etmek, dikkatli olmak, endişelenmek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak, kulak vermek, önemsemek
  • mindless:akılsız, akılsızca yapılan, dikkatsiz, düşüncesiz
  • minds:akıl, aldırış etmek, aldırmak, bellek, dikkat etmek, dikkatli olmak, düşünce, endişelenmek, fikir, hafıza, istek, itaat etmek, kafaya takmak, karşı çıkmak, kulak vermek, önemsemek, şuur, us, zihin
  • mine:benim, benimki, kazıp çıkarmak, kazmak, lağım, maden, maden işletmek, maden ocağı, mayın, mayın döşemek, memba, sinsice bozmak, torpil, tünel kazmak
  • mined:mayın döşenmiş, mayınlı
  • minefield:mayın tarlası
  • miner:delik açan kurtçuk, lâğımcı, madenci, mayıncı
  • mineral:maden, madeni, madensel, madensel tuz, mineral
  • mineralize:madenleştirmek, mineralize etmek, mineralleştirmek
  • mineralogy:madenler ilmi, mineraloji
  • mineralojy:madenler ilmi, mineraloji
  • minerals:madensel maddeler, mineraller, sodalı içecekler
  • mineshaft:maden kuyusu
  • minestrone:etli ve sebzeli italyan çorbası
  • minesweep:mayın tarama gemisi
  • minesweeper:mayın tarama gemisi
  • mingle:karışmak, karıştırmak, katılmak, katmak
  • mingled:karışmış
  • mingling:karışmak, karıştırmak, katılmak, katmak
  • mingy:cimri
  • mini:kısa, küçük, mini, mini etek, ufak araba
  • miniature:çok küçük, küçücük, minyatür, minyatür yapmak
  • miniaturist:minyatürcü
  • miniaturize:küçültmek, minyatürünü yapmak
  • minibar:mini-bar
  • minibike:küçük motosiklet
  • minibus:minibüs
  • minibuses:minibüs
  • minibusses:minibüs
  • minicab:küçük taksi
  • minify:küçültmek, önemini azaltmak
  • minikin:küçük adam, ufacık şey
  • minim:damla, yarım nota
  • minimal:asgari, en az, en düşük
  • minimise:azaltmak, küçültmek, küçümsemek
  • minimize:azaltmak, küçültmek, küçümsemek
  • minimum:asgari, en az, en düşük, en küçük, minimum, minimum değer
  • mining:madencilik, mayın döşeme
  • minion:dalkavuk, emir altındaki kimse, gözde, köle, peyk, uydu
  • miniskirt:mini etek
  • minister:bakan, papaz, vaiz, vekil
  • ministerial:bakanlık, orta elçilik, papazlık
  • ministers:bakan, papaz, vaiz, vekil
  • ministration:hizmet
  • ministrations:hizmet
  • ministries:bakanlık, hizmet, papazlık, vekillik
  • ministry:bakanlık, hizmet, papazlık, vekillik
  • minium:kırmızı kurşun tuzu, parlak kırmızı renk, vermilyon
  • miniver:resmi elbise süsü kürk
  • mink:amerika vizonu, vizon
  • minor:ikinci derecede, ikincil, küçük, reşit olmayan, reşit olmayan kimse, üniversitede ikinci branş
  • minority:azınlık, azlık, reşit olmama
  • minors:küçük, reşit olmayan kimse, üniversitede ikinci branş
  • minotaur:yarı insan yarı boğa canavar
  • minscule:küçük, küçük harf, küçük harfle el yazısı, küçük harfle yazılı, minik, miniskül, ufacık
  • minster:katedral, manastır kilisesi
  • minstrel:aşık, ortaçağ halk şairi, ozan
  • minstrelsy:aşıklık, ozanlık, saz şairleri
  • mint:darphane, icat etmek, nane, para basmak, uydurmak
  • mintage:basılan para, para basma
  • minted:icat etmek, para basmak, uydurmak
  • minting:icat etmek, para basmak, uydurmak
  • minuend:eksiltilen sayı
  • minuet:ağır tempolu bir dans, menüet
  • minus:aşağı, çıkarsa, çıktı, eksi, eksik, negatif, sıfırın altında
  • minuscule:küçük, küçük harf, küçük harfle el yazısı, küçük harfle yazılı, minik, miniskül, ufacık
  • minute:an, ayrıntılı, dakik, dakika, minik, önemsiz, saat tutmak, tutanak tutmak, ufacık, zabıt tutmak
  • minute’s:kayıt, tutanak, zabıt
  • minutely:dikkatle, inceden inceye, özenle
  • minuteness:ufacık olma
  • minutes:kayıt, tutanak, zabıt
  • minute’s:kayıt, tutanak, zabıt
  • minutest:ayrıntılı, dakik, minik, önemsiz, ufacık
  • minutiae:önemsiz ayrıntılar
  • minx:fingirdek kız, sürtük
  • miracle:alâmet, harika, harika şey, keramet, mucize
  • miraculous:mucize eseri, mucize yaratan, mucizevi, olağanüstü
  • mirage:ılgım, serap
  • mire:batak, çamur, çamura batırmak, çamura batmak, çamurlamak, pislik
  • mired:çamura batırmak, çamura batmak, çamurlamak
  • mirror:aksetmek, ayna, yansıtmak
  • mirrored:aynalı
  • mirroring:aksetmek, yansıtmak
  • mirth:gülme, neşe, sevinç
  • mirthful:neşeli, şen, sevinçli
  • mirthless:neşesiz
  • miry:batak, çamurlu, pis
  • mirza:mirza, prens
  • mis:kötü, ters, yanlış
  • misadventure:aksilik, kaza, terslik
  • misadvise:kötü öğüt vermek, kötü yol göstermek
  • misalliance:uygunsuz birliktelik, yanlış evlilik
  • misanthrope:insanları sevmeyen kimse
  • misanthropic:insanları sevmeyen
  • misanthropist:insanları sevmeyen kimse
  • misanthropy:insan sevmeme, insanlardan nefret etme
  • misapplication:yanlış uygulama
  • misapplied:boşa harcamak, yanlış uygulamak, yerinde kullanmamak
  • misapply:boşa harcamak, yanlış uygulamak, yerinde kullanmamak
  • misapprehend:yanılmak, yanlış anlamak
  • misapprehension:yanılma, yanlış anlama
  • misappropriate:emanete hıyanet etmek, kötüye kullanmak, zimmete geçirmek
  • misappropriation:emanete hıyanet, güveni kötüye kullanma, suistimal
  • misbecome:uygun olmamak
  • misbegotten:alçak, gayri meşru, piç
  • misbehave:edepsizlik etmek, yaramazlık etmek
  • misbehaved:edepsizlik etmek, yaramazlık etmek
  • misbehaving:edepsizlik etmek, yaramazlık etmek
  • misbehavior:terbiyesizlik, yaramazlık
  • misbehaviour:terbiyesizlik, yaramazlık
  • misbelief:inançsızlık, yanlış inanç
  • misbelieve:inanmamak, yanlış inancı olmak
  • misbeliever:imansız, kâfir
  • miscalculate:hesap hatası yapmak, yanlış hesaplamak
  • miscalculation:yanlış hesap
  • miscall:sövüp saymak, yanlış adlandırmak, yanlış karar vermek
  • miscarriage:başarısızlık, boşa çıkma, çocuk düşürme, düşük, suya düşme
  • miscarry:başaramamak, çocuk düşürmek, düşük yapmak, suya düşmek, ters gitmek
  • miscegenation:beyazlarla zencilerin melezleşmesi, ırkların karışması
  • miscellaneous:çeşitli, karışık, türlü türlü
  • miscellany:derleme
  • mischance:şanssızlık, tâlihsizlik
  • mischief:fesat, hasar, haylazlık, şeytanlık, yaramazlık, zarar
  • mischievous:afacan, yaramaz, zarar verici, zararlı
  • mischievousness:yaramazlık
  • mischoose:yanlış seçim yapmak, yanlış seçmek
  • miscible:karıştırılabilir
  • misconceive:yanlış kavramak
  • misconceived:yanlış kavramak
  • misconception:yanlış kanı, yanlış kavrama
  • misconduct:kötü davranış, kötü idare, kötü idare etmek, zina
  • misconstruction:yanlış anlama, yanlış yorumlama
  • misconstrue:tersinden anlamak, yanlış anlamak, yanlış yorumlamak
  • miscreant:imansız, kötü, kötü kimse, zalim
  • miscue:dalgınlıkla yapılan hata, yanlış, yanlış vuruş yapma
  • misdeed:kötü hareket, kötülük, suç
  • misdeeds:kötü hareket, kötülük, suç
  • misdeem:yanlış hüküm vermek
  • misdemean:kötü davranmak
  • misdemeanant:kabahatli kimse, suçlu
  • misdemeanor:kötü davranış, suç
  • misdemeanors:kötü davranış, suç
  • misdemeanour:kötü davranış, suç
  • misdirect:yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek
  • misdirected:yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek
  • misdirection:yanlış yol gösterme, yanlış yönlendirme
  • misdo:kötülük yapmak, yanlış yapmak
  • misdoing:kötülük
  • misdoubt:şüphe, şüphe etmek
  • misemploy:kötüye kullanmak, suistimal etmek
  • miser:cimri, paragöz, pinti
  • miserable:acınacak halde, berbat, perişan, sefil, zavallı
  • miserably:berbat şekilde, sefil bir halde
  • misericordia:merhamet
  • miserliness:cimrilik, paragözlük
  • miserly:cimrice, çok küçük, tamahkâr
  • misery:acı, hınzır, ızdırap, sefalet, yoksulluk
  • misfire:anlaşılmamak, ateş almama, ateş almamak, tekleme, teklemek
  • misfiring:anlaşılmamak, ateş almamak, teklemek
  • misfit:uymama, uymayan şey, uyumsuz tip
  • misfortune:aksilik, belâ, felâket, kaza, şanssızlık, tâlihsizlik, terslik
  • misfortunes:aksilik, belâ, felâket, kaza, şanssızlık, tâlihsizlik, terslik
  • misgiven:kuşkulandırmak, şüpheye düşürmek
  • misgiving:korku, kuruntu, kuşku
  • misgivings:korku, kuruntu, kuşku
  • misgovern:kötü yönetmek
  • misgovernment:kötü yönetim
  • misguided:baştan çıkarmak, kötü yola sevketmek, yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek
  • misguiding:baştan çıkarmak, kötü yola sevketmek, yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek
  • mishandle:hor kullanmak, kötü davranmak, kötü idare etmek
  • mishandling:hor kullanmak, kötü davranmak, kötü idare etmek
  • mishap:aksilik, felâket, kaza, tâlihsizlik
  • mishaps:aksilik, felâket, kaza, tâlihsizlik
  • mishit:kötü vuruş, kötü vuruş yapmak
  • mishmash:karışıklık, karmakarışıklık
  • misinform:yanlış bilgi vermek
  • misinformation:yanlış bilgi
  • misinformed:yanlış bilgi vermek
  • misinterpret:yanlış anlamak, yanlış yorumlamak
  • misinterpretation:yanlış yorumlama
  • misjudge:yanlış değerlendirmek, yanlış hüküm vermek
  • misjudged:yanlış değerlendirmek, yanlış hüküm vermek
  • misjudgment:yanlış hüküm
  • mislaid:kaybetmek, yanlış yere koymak, yerine koymamak
  • mislay:kaybetmek, yanlış yere koymak, yerine koymamak
  • mislaying:kaybetmek, yanlış yere koymak, yerine koymamak
  • mislead:şaşırtmak, yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek, yoldan çıkarmak
  • misleading:göz boyama, göz boyayıcı, şaşırtma, yanıltıcı
  • misled:şaşırtmak, yanlış yol göstermek, yanlış yönlendirmek, yoldan çıkarmak
  • mismanage:idare edememek, kötü yönetmek
  • mismanagement:kötü yönetim
  • mismarriage:uygunsuz evlilik, yanlış evlilik
  • mismatch:birbirine uymama, birbirine uymamak, uyumsuz olmak, uyumsuzluk
  • mismatched:birbirine uymamak, uyumsuz olmak
  • misname:ismini şaşırmak, yanlış adlandırmak, yanlış isimle çağırmak
  • misnomer:isim hatası, yanlış ad, yanlış isim kullanma
  • misogynist:kadın düşmanı
  • misogynous:kadın düşmanı
  • misplace:yanlış yere koymak, yanlış yerleştirmek
  • misplaced:yanlış yere koymak, yanlış yerleştirmek
  • misplacement:yanlış yere koyma
  • misplay:hatalı oynama, yanlış oyun
  • misprint:baskı hatası, baskı hatası yapmak, yanlış basmak
  • misprision:görevi kötüye kullanma, küçük görme, suça göz yumma
  • misprize:hor görmek, küçük görmek
  • mispronounce:yanlış telâffuz etmek
  • misquotation:yanlış aktarma
  • misquote:yanlış aktarmak, yanlış tekrarlamak
  • misread:yanlış okumak, yanlış yorumlamak
  • misreading:yanlış okuma, yanlış yorumlama
  • misrepresent:kötü temsil etmek, yanlış sunmak, yanlış tanıtmak
  • misrepresentation:kötü temsil etme, yanlış tanıtma
  • misrepresented:kötü temsil etmek, yanlış sunmak, yanlış tanıtmak
  • misrule:karışıklık, kötü hükümet, kötü yönetim, kötü yönetmek
  • miss:aramak, bayan, eksik olmak, gözlemek, hanım, isabet etmeme, ıska, ıskalamak, kaçırmak, karavana, kız, matmazel, özlem duymak, özlemek, vuramamak
  • missal:dua kitabı, katolik dua kitabı
  • missed:aramak, eksik olmak, gözlemek, ıskalamak, kaçırmak, özlem duymak, özlemek, vuramamak
  • misses:aramak, bayan, eksik olmak, gözlemek, hanım, isabet etmeme, ıska, ıskalamak, kaçırmak, karavana, kız, matmazel, özlem duymak, özlemek, vuramamak
  • misshape:kötü biçim vermek, şeklini bozmak
  • misshaped:kötü biçim vermek, şeklini bozmak
  • misshapen:biçimsiz, çirkin, şekilsiz
  • missile:atılan şey, füze, mermi, ok
  • missiles:atılan şey, füze, mermi, ok
  • missing:eksik, kaçırma, kayıp, özlem
  • mission:amaç, elçilik, görev, heyet, ideal, iş, misyon, vazife
  • missionary:misyoner
  • missions:amaç, elçilik, görev, heyet, ideal, iş, misyon, vazife
  • missis:bayan, hanım
  • missive:mektup, resmi mektup, tezkere
  • missives:mektup, resmi mektup, tezkere
  • missouri:missouri
  • misspell:imlâ hatası yapmak, yanlış yazmak, yazım hatası yapmak
  • misspend:boşa harcamak, kötü harcamak
  • misspending:boşa harcamak, kötü harcamak
  • misspent:boşa harcamak, kötü harcamak
  • misstate:yalan anlatmak, yanlış ifade etmek
  • misstated:yalan anlatmak, yanlış ifade etmek
  • misstatement:yalan ifade, yanlış ifade
  • missus:hanımefendi
  • missy:küçük hanım
  • mist:buğu, buğulamak, çiselemek, duman, karartı, pus, sis, sis kaplamak
  • mistake:başkası sanmak, hata, karıştırmak, yanılgı, yanılmak, yanlış, yanlış anlamak, yanlışlık
  • mistaken:hatalı, yanlış
  • mistakenly:yanlışlıkla
  • mistakes:başkası sanmak, hata, karıştırmak, yanılgı, yanılmak, yanlış, yanlış anlamak, yanlışlık
  • mistaking:başkası sanmak, karıştırmak, yanılmak, yanlış anlamak
  • misted:buğulamak, çiselemek, sis kaplamak
  • mister:bay, bey, beyefendi
  • mistification:aldatma, gizemli bir hava verme, şaşırtma
  • mistime:zamanını yanlış tahmin etmek, zamanlama hatası yapmak, zamansız yapmak
  • mistimed:zamanını yanlış tahmin etmek, zamanlama hatası yapmak, zamansız yapmak
  • mistiming:zamanını yanlış tahmin etmek, zamanlama hatası yapmak, zamansız yapmak
  • mistiness:sis, sisli olma
  • misting:buğulamak, çiselemek, sis kaplamak
  • mistletoe:ökseotu
  • mistral:karayel, soğuk karayel
  • mistranslate:yanlış çeviri yapmak, yanlış tercüme etmek
  • mistranslation:yanlış çeviri, yanlış tercüme
  • mistreat:hor kullanmak, kötü davranmak
  • mistreated:hor kullanmak, kötü davranmak
  • mistreatment:hor kullanma, kötü davranma
  • mistress:bayan, hanım, metres, müdire hanım, öğretmen
  • mistrust:güvenmemek, güvensizlik, şüphe, şüphe etmek
  • mistrusted:güvenmemek, şüphe etmek
  • mistrustful:güvensiz, şüpheci
  • misty:belirsiz, bulanık, hayal meyal, puslu, sisli
  • misunderstand:ters anlamak, yanlış anlamak
  • misunderstanding:anlaşamama, geçimsizlik, yanlış anlama, yanlış anlaşılma
  • misusage:hor kullanma, kötü davranma, yanlış kullanım
  • misuse:hırpalamak, hor kullanma, hor kullanmak, kötüye kullanma, kötüye kullanmak, suistimal, suistimal etmek, yanlış kullanma, yanlış kullanmak
  • mite:akar, böcekçik, çocuk, kuruş, mayt, ufacık şey, zerre
  • miter:açıölçer, gönye, piskoposluk tacı
  • mithridate:panzehir
  • mitigable:azaltılabilir, hafifletilebilir, yatıştırılabilir
  • mitigate:azaltmak, hafifletmek, yatıştırmak
  • mitigated:azaltmak, hafifletmek, yatıştırmak
  • mitigating:azaltmak, hafifletmek, yatıştırmak
  • mitigation:hafifletme
  • mitosis:karyokinez
  • mitrailleuse:makinalı tüfek, mitralyöz
  • mitral:kâlp kapakçığına ait
  • mitre:açıölçer, gönye, piskoposluk tacı
  • mitt:beysbol eldiveni, boks eldiveni, eldiven, parmaksız eldiven
  • mitten:eldiven, tek parmaklı eldiven
  • mittens:eldiven, tek parmaklı eldiven
  • mittimus:görevden alma, hapis cezası ilamı, memuriyetten çıkarma
  • mity:kurtlu, maytlı
  • mitzvah:sevap, sünnet
  • mix:karışıklık, karışım, karışma, karışmak, karıştırma, karıştırmak, katmak, kaynaşmak, melezlemek, uyuşmak
  • mixable:karıştırılabilir
  • mixed:karışık, karışmış, karma, katışık, melez
  • mixer:karıştırıcı, mikser, sokulgan kimse, sosyal kimse, tanışma toplantısı
  • mixing:karışma, karıştıran, karıştırma, karma
  • mixture:karışım, karışma, karıştırma, kaynaşma
  • mixup:anlaşmazlık, karışıklık
  • mizen:mizana direği, mizana yelkeni
  • mizzen:mizana direği, mizana yelkeni
  • mnemonic:hafıza, hafıza geliştiren, hatırlatıcı ipucu
  • moa:moa, yeni zelanda devekuşu
  • moan:inilti, inlemek
  • moaning:inilti, inleme, sızlanan
  • moat:hendek, kale hendeği, kale hendeği ile kuşatmak
  • moated:kale hendeği ile kuşatılmış
  • mob:ayaktakımı, çete, halk tabakası, izdiham, kalabalık, toplanmak, topluca saldırmak
  • mobbed:toplanmak, topluca saldırmak
  • mobbing:toplanmak, topluca saldırmak
  • mobile:akışkan, değişken, dengede hareket düzeni, gezici, hareketli, oynak, seyyar, yer değiştirebilen
  • mobilise:hareketlendirmek, seferber etmek, silâh altına almak
  • mobility:akışkanlık, değişkenlik, hareketlilik
  • mobilization:seferberlik
  • mobilize:hareketlendirmek, seferber etmek, silâh altına almak
  • mobilized:seferber
  • mobocracy:avam daresi, halk yönetimi
  • mobster:gangster, haydut
  • mobsters:gangster, haydut
  • moccasin:kızılderili çarığı, mokasen, zehirli suyılanı
  • moccasins:kızılderili çarığı, mokasen, zehirli suyılanı
  • mocha:kahve, koyun derisi, moha limanı
  • mock:alay, alay etmek, alay konusu, kalp, maskaralık, sahte, taklit, taklit etmek
  • mocked:alay etmek, taklit etmek
  • mocker:alaycı kimse
  • mockery:alay, alay edilecek şey, taklit
  • mocking:alaycı
  • mockingbird:alaycı kuş
  • mod:şık
  • modal:kip, makam, şekilsel, tipik
  • modality:şekil, tarz, yöntem
  • mode:biçim, kip, makam, moda, tarz, tipik değer, üslup, yöntem
  • model:biçimlendirmek, kalıbını çıkarmak, kalıp, manken, model, model yapmak, modellik etmek, numune, örneğe göre yapmak, örnek, örnek olan
  • modeled:biçimlendirmek, kalıbını çıkarmak, model yapmak, modellik etmek, örneğe göre yapmak
  • modeler:model ressamı, modelci
  • modeling:biçimlendirme, modelini yapma
  • modelling:biçimlendirme, modelini yapma
  • modem:modem
  • moderate:başkanlık etmek, hafifletmek, ılıman, ılımlı, ılımlı kimse, makul, ölçülü, orta, yatıştırmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • moderately:az çok, ılımlı olarak
  • moderateness:ılımlılık
  • moderating:başkanlık etmek, hafifletmek, yatıştırmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • moderation:ılım, ılımlılık, ölçülü olma, ölçülülük
  • moderator:arabulucu, başkan, ılımlayıcı
  • modern:bugünkü, çağcıl, çağdaş, modern, modern kimse
  • modernisation:yenileştirme
  • modernise:modernize etmek, modernleştirmek, yenilemek
  • modernised:modernize etmek, modernleştirmek, yenilemek
  • modernism:modernlik, yenilikçilik
  • modernist:yenilikçi
  • modernity:çağdaşlık, modernlik
  • modernization:yenileştirme
  • modernize:modernize etmek, modernleştirmek, yenilemek
  • modernized:modernize etmek, modernleştirmek, yenilemek
  • modernizing:modernize etmek, modernleştirmek, yenilemek
  • modernness:çağcıllık, modernlik
  • modest:alçakgönüllü, gösterişsiz, ılımlı, mütevazi, namuslu
  • modestly:alçakgönüllülükle, mütevazi olarak
  • modesty:alçakgönüllülük, gösterişsizlik, iffet, ılımlılık, tevazu
  • modicum:az miktar, biraz
  • modification:değişiklik, değiştirme
  • modifications:değişiklik, değiştirme
  • modified:değişiklik yapmak, değişmek, değiştirmek, hafifletmek, nitelemek, tamlamak
  • modifier:değiştiren şey, niteleyici, tamamlayıcı
  • modify:değişiklik yapmak, değişmek, değiştirmek, hafifletmek, nitelemek, tamlamak
  • modifying:değişiklik yapmak, değişmek, değiştirmek, hafifletmek, nitelemek, tamlamak
  • modish:modaya uygun, son moda
  • modishly:modaya uygun olarak
  • modishness:modaya uygunluk
  • modiste:kadın giyim mağazası sahibi, mağazacı
  • modulate:hafifleştirmek, sesi ayarlamak, sesini değiştirmek
  • modulates:hafifleştirmek, sesi ayarlamak, sesini değiştirmek
  • modulating:hafifleştirmek, sesi ayarlamak, sesini değiştirmek
  • modulation:geçiş, hafifletme, modülasyon
  • module:esas kısım, kapsül, kip, modül
  • modules:esas kısım, kapsül, kip, modül
  • modulus:modül
  • modus:tarz, usul, yöntem
  • mogul:önemli adam, yük lokomotifi
  • mohair:moher, tiftik
  • mohammed:hazreti muhammed, muhammed
  • mohammedan:müslüman
  • mohammedanism:islamiyet, müslümanlık
  • moiety:hisse, parça, pay, yarı
  • moil:ağır iş, didinmek, kargaşa, karmaşa, uğraşmak
  • moire:hare, hareli, hareli kumaş
  • moiré:hare, hareli, hareli kumaş
  • moist:ıslak, nemli, rutubetli, sulu
  • moisten:ıslatmak, nemlendirmek, nemlenmek
  • moistened:ıslatmak, nemlendirmek, nemlenmek
  • moistening:nemlendirme
  • moistness:nemlilik, rutubet
  • moisture:ıslaklık, nem, rutubet
  • moisturiser:krem, nemlendirici
  • moisturize:ıslatmak, nemlendirmek, nemlenmek
  • moisturizer:krem, nemlendirici
  • moisturizing:ıslatmak, nemlendirmek, nemlenmek
  • moither:endişeli olmak, şaşırtmak
  • molar:azıdişi, kitleye ait, öğütücü, öğütücü diş
  • molasses:melas, şeker tortusu
  • mold:biçimlendirmek, gübreli toprak, humuslu toprak, kalıba dökmek, kalıp, küf, küflendirmek, küflenmek, şekil, şekil vermek, yapı, yaradılış
  • moldavian:buğdan, buğdanlı
  • moldboard:saban demiri
  • molded:biçimlendirmek, kalıba dökmek, küflendirmek, küflenmek, şekil vermek
  • molder:biçimlendirici, çürümek, çürütmek, dökmeci, dökülmek, kalıpçı, şekillendirici
  • moldering:çürümek, çürütmek, dökülmek
  • moldiness:küf, küflü olma, küflülük
  • molding:döküm, kalıp yapma, korniş, pervaz, süsleme
  • moldy:küflenmiş, küflü
  • mole:ben, dalgakıran, grammolekül, köstebek, mendirek, mol
  • molecular:moleküler, moleküllü
  • molecule:molekül, zerre
  • molecules:molekül, zerre
  • molehill:köstebek yuvası, önemsiz şey
  • moleskin:köstebek derisi, pamuklu kadife
  • molest:elle rahatsız etmek, sarkıntılık etmek, taciz etmek
  • molestation:sarkıntılık, taciz
  • molested:elle rahatsız etmek, sarkıntılık etmek, taciz etmek
  • moll:fahişe, gangsterin sevgilisi, orospu
  • mollification:dindirme, teskin, yatıştırma
  • mollify:gönlünü almak, yatıştırmak, yumuşatmak
  • mollifying:gönlünü almak, yatıştırmak, yumuşatmak
  • mollusc:molüsk, yumuşakça, yumuşakçalar
  • molluscs:molüsk, yumuşakça, yumuşakçalar
  • mollusk:molüsk, yumuşakça, yumuşakçalar
  • mollusks:molüsk, yumuşakça, yumuşakçalar
  • molly:hanım evlâdı, muhallebi çocuğu
  • mollycoddle:hanım evlâdı, muhallebi çocuğu, üstüne titremek
  • mollycoddled:üstüne titremek
  • moloch:dikenli kertenkele
  • molt:deri değiştirme, deri değiştirmek, tüy dökme, tüy dökmek
  • molten:dökme, erimiş
  • molting:deri değiştirme, tüy dökme
  • molto:çok
  • molybdenum:molibden
  • mom:anne
  • moment:an, moment, nüfuz, önem
  • momentarily:anlık olarak, bir an için, geçici olarak
  • momentary:anlık, bir an süren, geçici
  • momently:bir an için, bir anlık, her an
  • momentous:ciddi, mühim, önemli
  • momentously:cidden, önemle
  • moments:an, moment, nüfuz, önem
  • moment’s:an, moment, nüfuz, önem
  • momentum:moment
  • mon:pazartesi
  • monacal:manastıra ait
  • monachal:manastıra ait
  • monad:atom, birim, monad, tek hücreli canlı, zerre
  • monandrous:tek ercikli, tek kocalı
  • monarch:hükümdar, kral, padişah
  • monarchal:hükümdara uygun
  • monarchic:krallık sistemine ait
  • monarchical:krallık sistemine ait
  • monarchist:kralcı, monarşi yanlısı
  • monarchy:hükümdarlık, monarşi
  • monasterial:manastır ile ilgili, manastıra ait
  • monasteries:manastır
  • monastery:manastır
  • monastic:keşiş, manastıra ait, manastırda yaşayan
  • monastical:manastıra ait
  • monday:pazartesi
  • monde:çevre, dünya
  • mondial:bütün dünyaya ait, dünya çapında
  • monecious:monoik, tek evcikli
  • monetary:para, para ile ilgili, parasal
  • monetize:para olarak tedavüle koymak
  • money:mangır, nakit, para, tıkır
  • moneybag:para çuvalı, para torbası
  • moneybox:kumbara
  • moneychanger:sarraf
  • moneyed:paralı, zengin
  • moneylender:faizci, tefeci
  • moneylending:faizcilik
  • moneyless:parasız
  • moneymaker:çok para getiren
  • moneymaking:para kazanma, para yapma
  • monger:satıcı, tacir, tüccar
  • mongol:moğol
  • mongolian:moğol, moğolca
  • mongoose:firavun faresi
  • mongrel:kırma, melez, melez hayvan, melez köpek
  • monied:paralı, zengin
  • monies:mangır, nakit, para, tıkır
  • moniker:ad, isim, lakap
  • monism:bircilik, monizm
  • monition:ihbarname, ihtar, ikaz, uyarı
  • monitor:ekran, etobur kertenkele, gözlemci öğrenci, gözleme, gözlemek, izleme tertibatı, izlemek, monitor, varan
  • monitorize:görüntülemek, izlemek
  • monitors:ekran, etobur kertenkele, gözlemci öğrenci, gözleme, gözlemek, izleme tertibatı, izlemek, monitor, varan
  • monk:inzivaya çekilmiş kimse, keşiş, papaz, rahip
  • monkey:kurcalamak, maymun, oynamak, şahmerdan başı
  • monkeyshines:dürüst olmayan hareketler, şaka
  • monkfish:kelerbalığı, maymunbalığı
  • monkhood:keşişler, keşişlik
  • monkshood:boğanotu, kaplanboğan
  • mono:bir, mono, tek
  • monochromatic:tek renkli
  • monochrome:tek renkli resim
  • monocle:monokl, tek gözlük
  • monocotyledon:monokotiledon, tek çenekli bitki
  • monocular:tek göz ile kullanılan, tek gözlü
  • monody:ses aynılığı, tek sesli mersiye, tek sesli şarkı
  • monogamist:tek eşli kimse
  • monogram:baş harflerle yapılan desen, monogram, yaptırmak
  • monograph:monografi, tek bir konuyu inceleyen yazı
  • monogynous:tek karılı, tek pistilli
  • monohydrate:tek su moleküllü bileşik
  • monokini:tek parça bikini
  • monolith:tek parça anıt, yekpare dikme
  • monolithic:tek taştan yapılmış, yekpare
  • monologue:monolog
  • monomania:sabit fikir, sabit fikirlilik, saplantı
  • monomaniac:sabit fikirli tip, saplantısı olan kimse
  • monomial:tek kelimeden oluşan, tek terimli
  • monomolecular:tek molekül kalınlığında
  • monophthong:tek sesli
  • monoplane:tek kanatlı uçak
  • monopolise:tekel altına almak, tekeline almak
  • monopolist:tekelci
  • monopolistic:tekelci, tekele ait
  • monopolize:tekel altına almak, tekeline almak
  • monopoly:tekel
  • monorail:tek ray, tek raylı demiryolu
  • monosyllabic:tek heceli
  • monosyllable:tek heceli kelime
  • monotheism:monoteizm, tektanrıcılık
  • monotheist:tektanrıcı kimse
  • monotheistic:tek tanrıcılıkla ilgili
  • monotone:monoton, monoton ses, monoton şey, monotonluk, tekdüze
  • monotonous:monoton, tekdüze
  • monotonously:monoton bir biçimde
  • monotony:monotonluk, tekdüzelik, yeknesaklık
  • monotype:monotip, tek tip
  • monoxide:monoksit
  • monsieur:bay, bey, mösyö
  • monsoon:mevsim rüzgârı, muson
  • monster:canavar, dev, kocaman, ucube
  • monstrosity:canavar, canavarlık
  • monstrous:azman, canavar gibi, korkunç
  • monstrously:canavarca
  • montage:montaj
  • montane:dağ, dağlarla ilgili
  • monte:ispanyol kâğıt oyunu
  • month:ay
  • monthlies:aylık dergi
  • monthly:ayda bir, ayda bir olan, aylık, aylık dergi
  • monument:abide, anıt
  • monumental:anıtsal, devasa, heybetli
  • monumentally:heybetle
  • monuments:abide, anıt
  • moo:böğürme, böğürmek
  • mooch:aptal aptal dolaşmak, aşırmak, beleşe konmak, çalmak
  • mood:hava, kip, ruh hali
  • moodiness:aksilik, huysuzluk
  • moods:aksilik, gıcıklık, kıllık, terslik
  • moody:aksi, bunalım, dengesiz, huysuz, karamsar kimse, kıl
  • mooing:böğürme
  • moon:ay, dalgın dalgın dolaşmak, kamer, mehtap
  • mooneyed:gece körü, gözleri faltaşı gibi
  • moonless:aysız
  • moonlight:ay ışığı, mehtap
  • moonlighting:ek iş olarak gece çalışma, ikinci işte çalışma
  • moonlit:mehtapta olan
  • moonrise:ayın doğuşu
  • moonrock:aydan alınmış kaya parçası, aytaşı
  • moons:ay, dalgın dalgın dolaşmak, kamer, mehtap
  • moonset:ayın batışı
  • moonshine:ay ışığı, boş lâf, kaçak içki, mehtap, saçmalık
  • moonshot:aya yolculuk
  • moonstone:aytaşı
  • moonstruck:çılgın
  • moonwalk:ayda yürüyüş
  • moony:ay gibi, ay ışıklı, dalgın
  • moor:bozkır, demir atmak, demirlemek, kır, palamarla bağlamak
  • moorage:demir atma, gemi bağlama yeri
  • moored:demir atmak, demirlemek, palamarla bağlamak
  • moorfowl:orman tavuğu
  • mooring:demir yeri
  • moorings:gemi bağlama yeri, palamar, şamandıra
  • moorish:fas’a ait
  • moorland:bozkır, kır
  • moors:dubalar, palamar, şamandıralar
  • moose:amerika geyiği, kanada geyiği
  • moot:münazara, tartışılabilir, tartışma, tartışmak, tartışmalı
  • mooting:tartışmak
  • mop:iplik paspas, karışık saç, paspas, paspaslamak, surat ekşitme, suratını ekşitmek, yüz buruşturma, yüzünü buruşturmak
  • mope:canı sıkkın olmak, sıkıcı tip, sıkmak, üzgün olmak, üzmek
  • moped:moped, motosiklet
  • mopes:dert, sıkıntı, tasa, üzüntü
  • moping:canı sıkkın olmak, sıkmak, üzgün olmak, üzmek
  • mopish:gamlı, kasvetli
  • moppet:çocuk
  • mopping:paspaslamak, suratını ekşitmek, yüzünü buruşturmak
  • moquette:yünlü kadife döşemelik kumaş, yünlü kadife halı
  • moraine:buzultaş, moren
  • moral:ahlâk dersi, ahlâki, ahlâklı, dürüst, kıssadan hisse, manevi, medeni cesaret, törel
  • morale:manevi güç, maneviyat, moral
  • moralist:ahlâkçı, törebilimci
  • morality:ahlâk, törellik
  • moralization:ahlâk yönünden değerlendirme
  • moralize:ahlâk dersi vermek, ahlâk öğretmek
  • moralizing:ahlâk dersi vermek, ahlâk öğretmek
  • morally:ahlâkça, manevi olarak
  • morals:ahlâk, ders, özdeyiş, töre
  • morass:batak, bataklık, sazlık
  • moratorium:borçların ertelenmesi, moratoryum
  • moratory:borçları erteleyen
  • moray:murana
  • morbid:hastalıklı, marazi, marazi şeylere ilgi duyan
  • morbidity:hastalıklılık
  • morbidly:marazi olarak
  • morbidness:hastalık oranı, marazi şeylere aşırı ilgi
  • mordacious:alaycı, iğneleyici, iğneli, keskin
  • mordacity:keskinlik
  • mordant:bakır oymacılığı ilacı, dokunaklı, içe işleyen, içine işleyen, iğneleyici, iğneli, renk sabitleştirici, renk sabitleştirici ilaç
  • mordent:melodi süsleme türü, mordan
  • more:bir kat daha, çok, daha, daha çok, daha fazla, fazla şey, fazlalık
  • :biraz daha.
  • moreen:bir tür kumaş
  • morel:kuzumantarı, siyah mantar
  • morello:vişne
  • moreover:bir de, bundan başka, dahası, diğer taraftan, üstelik
  • mores:adetler, gelenekler, töreler
  • moresque:fas, mağribi
  • morganatic:dengi dengine olmayan
  • morgue:morg
  • moribund:can çekişen, ölmek üzere
  • morion:miğfer
  • morn:sabah, yarın
  • morning:başlangıç, sabah
  • moro:filipinli müslüman
  • moroccan:fas, faslı
  • morocco:fas
  • moron:geri zekâlı, moron
  • moronic:geri zekâlı gibi
  • morose:asık suratlı, somurtkan, suratsız
  • moroseness:suratsızlık
  • morosity:somurtkanlık
  • morpheme:morfem
  • morpheus:morfeus, rüya tanrısı
  • morphia:morfin
  • morphine:morfin
  • morphological:morfolojik
  • morphology:morfoloji, şekilbilim
  • morris:bahar dansı
  • morrow:ertesi gün, sabah, yarın
  • morse:mors
  • morsel:lokma, parça
  • morsels:lokma, parça
  • mortal:fani, insan, öldürücü, ölüm, ölümcül, ölümlü
  • mortality:insanlık, insanoğlu, ölüm oranı, ölümlülük
  • mortally:ciddi, dehşetle, ölecek şekilde
  • mortals:insan, ölümlü
  • mortar:harç, harç ile sıvamak, havan, sıva yapmak
  • mortarboard:harç tahtası, kep, üniversite mezuniyet kepi
  • mortared:harç ile sıvamak, sıva yapmak
  • mortgage:ipotek, ipotek etmek, rehin
  • mortgaged:ipotekli
  • mortgagee:ipotek yapan alacak sahibi
  • mortgager:ipotek ettiren borçlu
  • mortgages:ipotek, ipotek etmek, rehin
  • mortgaging:rehin vermek
  • mortgagor:ipotek ettiren borçlu
  • mortice:delik, yuva, zıvana
  • mortician:cenaze kaldırıcısı
  • mortification:aşağılama, kangren, onuru kırılma
  • mortified:incitmek, kangren olmak, utandırmak
  • mortify:incitmek, kangren olmak, utandırmak
  • mortifying:incitmek, kangren olmak, utandırmak
  • mortise:delik, yuva, zıvana, zıvana açmak
  • mortuary:morg, ölüm, ölüme ait
  • mosaic:mozaik
  • moses:musa
  • mosey:ayrılmak, dolaşmak, gezinmek
  • moslem:islam, müslüman
  • mosque:cami, mescit
  • mosquito:sivrisinek
  • mosquitoes:sivrisinek
  • moss:bataklık, karayosun, liken, yosun
  • mossback:örümcek kafalı kimse, yosun kaplı balık, yosun kaplı yaşlı kaplumbağa
  • mosstrooper:bataklık eşkiyası
  • mossy:yosunlu
  • most:çoğu, en, en çok, en fazla, en fazla miktar, en fazlası, pek çok
  • mostly:başlıca, çoğunlukla, genelde
  • mot:nükte
  • mote:toz tanesi, zerre
  • motel:motel
  • motet:müziksiz çok sesli ilahi
  • moth:güve, pervane
  • mothball:naftalin topu, vakumlu plastik kılıf
  • motheaten:eski püskü, güve yemiş
  • mother:ana, anne, anne gibi bakmak, annelik etmek, valide
  • motherhood:analık, annelik
  • motherinlaw:kayınvalide, kaynana
  • motherland:memleket, vatan
  • motherless:anasız, annesiz, öksüz
  • motherlike:ana gibi, anne gibi
  • motherly:ana gibi
  • motherofpearl:sedef
  • mothers:ana, anne, anne gibi bakmak, annelik etmek, valide
  • mother’s:ana, anne, anne gibi bakmak, annelik etmek, valide
  • moths:pulkanatlılar
  • mothy:güve dolu, güveli
  • motif:motif, örge
  • motile:hareket edebilen, kendiliğinden hareket eden
  • motion:devinim, el ile işaret etmek, hareket, önerge, teklif
  • motionless:hareketsiz
  • motivate:hareket ettirmek, motive etmek
  • motivated:hareket ettirmek, motive etmek
  • motivating:hareket ettirmek, motive etmek
  • motivation:dürtü, güdü, hareket ettirme, motivasyon
  • motive:âmil, dürtü, güdü, hareket ettirici, neden
  • motivity:hareket kuvveti, tahrik kuvveti
  • motley:çeşit çeşit, karışık, rengârenk, rengârenk giysi, renk renk, uyumsuz karışım
  • motor:araba, arabayla götürmek, hareket ettirici, makina, motor, otomobil, otomobille gitmek
  • motorbike:motosiklet
  • motorboat:motorbot, motorlu tekne
  • motorbus:otobüs
  • motorcade:konvoy
  • motorcar:araba, otomobil
  • motorcycle:motosiklet
  • motored:arabayla götürmek, otomobille gitmek
  • motorine:motor yağı
  • motoring:arabayla götürmek, otomobille gitmek
  • motorist:araba kullanan kimse, otomobil kullanan kimse
  • motorize:motor takmak, motorize etmek
  • motorized:motor takmak, motorize etmek
  • motors:araba, arabayla götürmek, makina, motor, otomobil, otomobille gitmek
  • motorway:asfalt, ekspres yol, karayolu, otoban, otoyol
  • motorways:asfalt, ekspres yol, karayolu, otoban, otoyol
  • motte:höyük
  • mottle:benek, beneklemek, leke, lekelemek
  • mottled:alacalı, benekli
  • mottling:benek, beneklemek, leke, lekelemek
  • motto:arma simgesi, özlü söz, parola, vecize
  • moufflon:muflon, yabani koyun
  • mouflon:muflon, yabani koyun
  • moujik:mujik, rus köylüsü
  • mould:biçimlendirmek, gübreli toprak, humuslu toprak, kalıba dökmek, kalıp, küf, küflendirmek, küflenmek, şekil, şekil vermek, yapı, yaradılış
  • mouldboard:saban demiri
  • moulder:biçimlendirici, çürümek, çürütmek, dökmeci, dökülmek, kalıpçı, şekillendirici
  • mouldiness:küf, küflü olma, küflülük
  • moulding:döküm, kalıp yapma, korniş, pervaz, süsleme
  • mouldy:küflenmiş, küflü
  • moult:deri değiştirme, deri değiştirmek, tüy dökme, tüy dökmek
  • moulting:deri değiştirme, tüy dökme
  • mound:öbek, tepecik, tepecikler yapmak, toprak yığını, tümsek, tümsek yapmak, yığın
  • mount:altlık, bindirmek, binek hayvanı, binmek, çerçeve, çerçevelemek, çıkmak, dağ, dayanak, düzenlemek, monte etmek, oturtmak, tepe, üzerine çıkmak, üzerine yerleştirmek
  • mountain:dağ
  • mountainee:dağa tırmanmak, dağcı, dağlı
  • mountaineer:dağa tırmanmak, dağcı, dağlı
  • mountaineering:dağcılık
  • mountainous:dağ gibi, dağlı, dağlık
  • mountainy:dağ gibi, dağlı, dağlık
  • mountanious:dağ gibi, dağlı, dağlık
  • mountebank:şarlatan
  • mounted:atlı, binmiş, kakma, mukavvaya yapıştırılmış, takılı
  • mountie:atlı polis
  • mounting:altlık, binme, destek, montaj
  • mourn:ağlamak, matem tutmak, yas tutmak
  • mourner:matemli kimse, yaslı kimse
  • mournful:hazin, kederli, yaslı
  • mournfully:kederle
  • mourning:acılı, ağıt, karalar, matem, matem elbisesi, yas
  • mouse:fare, fare avlamak, fare tutmak, mouse, sıçan
  • mousehole:fare deliği
  • mouseleum:anıt mezar, anıtkabir, mozole, türbe
  • mouser:avcı kedi
  • mousetrap:fare kapanı, kalitesiz peynir
  • mousey:çekingen, fare gibi, mahçup, ürkek
  • mousse:çırpılmış tatlı krema, köpük, saç köpüğü
  • moustache:bıyık
  • mousturizing:ıslatmak, nemlendirmek, nemlenmek
  • mousy:çekingen, fare gibi, mahçup, ürkek
  • mouth:ağız, dudak bükmek, geme alıştırmak, haliç, surat asma, tane tane söylemek
  • mouthed:ağızlı
  • mouthful:ağız dolusu, lokma, söylemesi zor kelime
  • mouthiness:gevezelik
  • mouthpiece:ağızlık, avukat, sözcü
  • mouthwash:gargara
  • mouthy:ağzı kalabalık, geveze
  • mouton:işlenmiş koyun derisi
  • movable:menkul, oynatılabilir, taşınabilir
  • movables:menkul eşya
  • move:hamle, hareket, hareket etmek, ilerlemek, kımıldamak, kımıldatmak, kıpırdamak, kıpırdanmak, kıpırdatmak, nakil, oynama, oynama sırası, oynamak, oynatmak, tahrik etmek, taşınma, taşınmak, teklif etmek, yer değiştirmek
  • moveable:taşınır
  • moved:etkilenmiş
  • movement:akım, bağırsakların çalışması, hareket, işleme, manevra
  • movements:akım, bağırsakların çalışması, hareket, işleme, manevra
  • mover:hareket ettirici, nakliyeci, taşıyıcı
  • movie:film, sinema
  • movies:filmler, sinema
  • moving:dokunaklı, etkili, hareket eden, hareket etme, hareketli, oynama, taşınma
  • movingly:dokunaklı olarak
  • mow:biçmek, ekin yığını, ot yığını
  • mower:makineli tüfek, orakçı, tırpancı
  • mowing:biçmek
  • mown:biçmek
  • mr:bay, bey, beyefendi
  • :bay, bey, beyefendi
  • mrs:bayan, hanım
  • :bayan, hanım
  • ms:bayan, hanım
  • :bayan, hanım
  • much:çok, çok şey, çokça, fazla, fazlaca, hayli, hemen hemen, önemli şey, pek
  • muchness:çokluk
  • mucilage:zamk
  • mucilaginous:yapışkan, zamk gibi, zamklı
  • muck:çamur, gübre, gübrelemek, pisletmek, pislik
  • mucker:ağır düşüş, kaba adam, kaba kimse
  • muckheap:gübre yığını
  • mucking:gübrelemek, pisletmek
  • muckle:büyük miktar, çok miktar
  • muckrake:rezaletleri ortaya çıkarmak, skandal çıkaran araştırmacı
  • mucky:pis
  • mucoid:sümüksü
  • mucous:balgam gibi, balgamlı, sümüklü
  • mucus:balgam, sümük
  • mud:çamur
  • mudbath:çamur banyosu
  • muddied:bulandırmak, çamurlamak
  • muddiness:bulanıklık, çamurluluk
  • muddle:becerememek, karışık şey, karışıklık, karıştırmak, şaşkınlık, sersemlik, yüzüne gözüne bulaştırmak
  • muddled:becerememek, karıştırmak, yüzüne gözüne bulaştırmak
  • muddleheaded:sersem
  • muddling:sersemleyici
  • muddy:anlaşılması zor, bulandırmak, bulanık, çamurlamak, çamurlu
  • mudguard:çamurluk
  • mudslide:toprak kayması
  • mudslinger:çamur atan kimse
  • mudslinging:çamur atma
  • muff:acemice iş yapmak, acemilik, becerememek, beceriksizlik, boru bileziği, el kürkü, manşon
  • muffin:çörek, kek
  • muffle:sarınacak şey, sarınmak, sesi boğmak
  • muffled:örtülü
  • muffler:atkı, susturucu
  • muffling:sarınmak, sesi boğmak
  • mufti:müftü, sivil elbise
  • mug:bardak, çok çalışmak, enayi, eşkıya, fotoğrafını çekmek, herif, inek, ineklemek, komik mimikler yapmak, kulplu bardak, kupa, maymunluk etmek, surat etme, zevzeklik etmek
  • mugger:haydut, hint timsahı, soyguncu
  • mugginess:bunaltı, sıcak ve rutubetlilik
  • mugging:gasp olayı, saldırıp soyma
  • muggins:ahmak, enayi
  • muggy:bunaltıcı, kapalı, nemli, sıcak ve rutubetli
  • mugs:bardak, çok çalışmak, enayi, eşkıya, fotoğrafını çekmek, herif, inek, ineklemek, komik mimikler yapmak, kulplu bardak, kupa, maymunluk etmek, surat etme, zevzeklik etmek
  • mugwort:pelin
  • mugwump:asi, bağımsız üye, kendini beğenmiş
  • mujik:mujik, rus köylüsü
  • mulatto:melez, melez tenli, zenci melezi, zenci-beyaz melezi
  • mulberry:dut, dut ağacı
  • mulch:kuru otla örtmek, saman örtüsü
  • mulct:çarpmak, mahrum etmek, para cezası, para cezası vermek, para koparmak
  • mule:inatçı, ip eğirme makinesi, katır, terlik, traktör
  • mules:inatçı, ip eğirme makinesi, katır, terlik, traktör
  • muleteer:katırcı
  • muley:boynuzsuz
  • muliebrity:kadınlık
  • mulish:inatçı, katır gibi
  • mulishly:inatla
  • mulishness:inatçılık
  • mull:ince muslin, organdi, şarabı baharatla kaynatmak
  • mullah:molla
  • mullberry:dut, dut ağacı
  • mullein:sığırkuyruğu
  • muller:havan
  • mullet:tekir
  • mulling:şarabı baharatla kaynatmak
  • mullock:çöp
  • multangular:çok açılı
  • multi:çok
  • multicellular:çok hücreli
  • multicolored:alacalı, çok renkli, rengârenk, renk renk
  • multicoloured:alacalı, çok renkli, rengârenk, renk renk
  • multidimensional:çok boyutlu
  • multifarious:çeşit çeşit, çeşitli
  • multiform:çok şekilli, çokbiçimli
  • multilateral:çok kenarlı, çok uluslu, çok yanlı
  • multileteral:çok kenarlı, çok uluslu, çok yanlı
  • multilingual:çok dil bilen, çok dilli
  • multimedia:multimedya
  • multimillionaire:multimilyoner
  • multinational:çok uluslu
  • multiphase:çok fazlı, çok safhalı
  • multiple:birçok, çoklu, kat, katlı, katsayı
  • multiplex:çok kısımlı, kat kat, katmerli
  • multiplicand:çarpılan
  • multiplication:çarpma, çoğalma, çoğaltma
  • multiplier:çarpan
  • multiply:çarpmak, çoğalmak, çoğaltmak, türemek
  • multipurpose:çok amaçlı, çok işlevli
  • multiracial:çok ırklı
  • multistorey:çok katlı
  • multitude:çokluk, izdiham, kalabalık
  • multitudinous:çok, kalabalık
  • mum:anne, dilsiz oyunu oynamak, hanımefendi, kasımpatı, maske ile oynamak, sessiz, tatlı bir tür bira
  • mum!:sus!
  • mumble:geveleme, gevelemek, mırıldamak, mırıltı
  • mumbled:gevelemek, mırıldamak
  • mumbling:mırıldama
  • mummer:maskara, maskeli oyuncu
  • mummery:maskaralık, maskeli oyun
  • mummification:mumyalama, mumyalanma
  • mummify:mumyalamak
  • mummy:anne, mumya
  • mump:dilenmek, mırıldanmak, somurtmak
  • munch:hart hurt çiğnemek, katur kutur yemek, sesli yemek
  • munching:hart hurt çiğnemek, katur kutur yemek, sesli yemek
  • mundane:dünyasal, dünyevi, olağan
  • munich:münih
  • municipal:belediyeye ait
  • municipality:belediye
  • munificence:cömertlik, eli açıklık
  • munificent:cömert, eli açık
  • munificently:cömertçe
  • muniment:belge, senet
  • muniments:arşiv, belgeler, evraklar
  • munition:levazım, savaş malzemeleri, savaş malzemesi sağlamak
  • munitions:cephane
  • munution:levazım, savaş malzemeleri, savaş malzemesi sağlamak
  • mural:duvar, duvar resmi
  • murder:adam öldürme, bozmak, cinayet, cinayet işlemek, kasten öldürmek, öldürme, öldürmek
  • murdered:öldürülmüş
  • murderer:cani, katil
  • murderess:katil
  • murdering:bozmak, cinayet işlemek, kasten öldürmek, öldürmek
  • murderous:öldürücü, ölüm saçan
  • murderously:öldürecek gibi
  • mure:hapsetmek
  • murine:fare gibi, faregillere ait
  • murk:karanlık, kasvet
  • murky:bulanık, bulutlu, kapalı, karanlık, şüpheli
  • murmur:çağıldamak, çağıltı, hırıltı, homurdanmak, homurtu, mırıldanmak, mırıltı, söylenme, söylenmek, uğuldamak
  • murmured:çağıldamak, homurdanmak, mırıldanmak, söylenmek, uğuldamak
  • murmuring:çağlama
  • murphy:murphy, patates
  • murrain:lanet, salgın hastalık
  • muscadine:misket, misket şarabı, misket üzümü
  • muscat:misket şarabı, misket üzümü
  • muscatel:misket şarabı, misket üzümü
  • muscle:adale, kas, kas gücü
  • muscled:adaleli, kaslı
  • muscles:kaslar
  • muscovado:esmer şeker, ham şeker
  • muscovite:mika, moskof, rus
  • muscovy:rusya
  • muscular:adaleli, kas, kaslı, kuvvetli
  • muscularity:kaslılık
  • musculature:kas sistemi
  • muse:dalmak, düşünceye dalmak, ilham perisi, müz, şiir tanrıçası
  • museum:müze
  • museums:müze
  • mush:aşırı duygusallık, köpek kızağına binmek, lapa, pelte
  • mushroom:mantar, mantar gibi çoğalmak, türemek, yayılmak
  • mushroomed:mantar gibi çoğalmak, türemek, yayılmak
  • mushrooming:mantar gibi çoğalmak, türemek, yayılmak
  • mushrooms:mantar, mantar gibi çoğalmak, türemek, yayılmak
  • mushy:aşırı duygusal, lapa gibi
  • music:musiki, müzik
  • musical:müziğe ait, müzikal, müzikli, müzikli oyun, müziksever
  • musician:çalgıcı, müzisyen
  • musicians:çalgıcı, müzisyen
  • musk:misk, misk otu
  • muskeg:bataklık
  • musket:misket tüfeği
  • musketeer:silâhşör
  • muskmelon:kavun, kokulu kavun
  • muskrat:misk sıçanı
  • muskrose:misk gülü
  • muslim:islâm, müslüman
  • muslims:müslüman
  • muslin:muslin
  • musquash:misk sıçanı
  • muss:bozmak, buruşturmak, düzensizlik, kargaşa, karışıklık, karıştırmak
  • mussed:bozmak, buruşturmak, karıştırmak
  • mussel:midye
  • mussulman:müslüman
  • mussy:buruş buruş, karmakarışık, karman çorman
  • must:gereklilik, kızgın fil, kızgınlık, kızmış, küf kokusu, küflülük, -malı, -meli, şart, şıra
  • mustache:bıyık
  • mustang:yabani at
  • mustard:hardal, hardal bitkisi
  • muster:toplam, toplamak, toplanma, toplanmak, yoklama için toplanma
  • mustering:toplamak, toplanmak
  • mustiness:köhnelik, küflülük
  • musty:köhne, küf kokulu, küflenmiş, küflü
  • mutable:değişebilir, değişken
  • mutant:değişime uğramış, değişmiş, mutasyon geçirmiş
  • mutate:değişmek
  • mutated:değişmek
  • mutation:değişim, dönüşüm, mutasyon
  • mute:dilsiz, okunmayan harf, ses kısma düzeni, sesini kısmak, sessiz, surdin, surdin ile kısmak, suskun, yumuşatmak
  • muted:sağır, sessiz
  • mutely:sessizce
  • muteness:dilsizlik, sessizlik
  • mutilate:bozmak, kesip sakat bırakmak, sakatlamak
  • mutilated:bozmak, kesip sakat bırakmak, sakatlamak
  • mutilation:bozma, sakatlama
  • mutineer:asi, isyancı
  • mutinous:asi, isyancı, isyankâr
  • mutiny:ayaklanma, ayaklanmak, başkaldırma, isyan, isyan etmek
  • mutinying:ayaklanmak, isyan etmek
  • mutism:dilsizlik, sessizlik
  • mutt:ahmak, it, mankafa
  • mutter:fısıldamak, fısıltı, homurdanma, homurdanmak, homurtu, mırıldamak, mırıldanmak, mırıltı
  • muttered:fısıldamak, homurdanmak, mırıldamak, mırıldanmak
  • muttering:fısıldama, homurdanan, mırıldanma
  • mutton:koyun eti
  • muttonhead:ahmak, kalın kafalı
  • muttonheaded:ahmak, kalın kafalı
  • mutual:iki taraflı, karşılıklı, müşterek, ortak
  • mutuality:karşılıklı olma, mukabele
  • mutually:karşılıklı olarak
  • muzhik:mujik, rus köylüsü
  • muzzily:sersem sersem
  • muzzle:ağız, ağızlık, ağızlık takmak, ağzını bağlamak, hayvan burnu, top ağzı
  • muzzy:ağır, kasvetli, sersem
  • my:benim
  • my!:hayret!, vay be!
  • myalism:büyücülük
  • mycology:mantarbilim
  • myocarditis:kâlp kası iltihabı
  • myocardium:kâlp kası
  • myology:kasbilim
  • myope:miyop
  • myopia:miyopi, miyopluk
  • myopic:miyop, uzağı göremeyen
  • myopy:miyopi, miyopluk
  • myosis:göz bebeğinin ufalanması
  • myriad:çok büyük sayı, çok büyük sayıda, sayısız
  • myriapod:çokayaklı böcek
  • myrmidon:paralı köle, uşak
  • myrrh:mür, sarı sakız
  • myself:ben, bizzat, kendim
  • mysteries:bilinmeyen, esrar, esrarengizlik, gizem, hikmet, muamma, sır
  • mysterious:bilinmeyen, esrarengiz, esrarlı, gizemli
  • mysteriously:anlaşılmaz biçimde, gizemli bir şekilde
  • mystery:bilinmeyen, esrar, esrarengizlik, gizem, hikmet, muamma, sır
  • mystic:gizemci, gizemli, mistik, sufi, tasavvufi
  • mystical:esrarlı, tasavvufi
  • mysticism:gizemcilik, mistisizm, tasavvuf
  • mystification:aldatma, gizemli bir hava verme, şaşırtma
  • mystified:gizemli bir hava vermek, hayret ettirmek, şaşırtmak
  • mystify:gizemli bir hava vermek, hayret ettirmek, şaşırtmak
  • mystifying:gizemli bir hava vermek, hayret ettirmek, şaşırtmak
  • mystique:esrarlı hava, esrarlı ve etkili hüner
  • myth:efsane, hayali şey, mit
  • mythic:efsanevi, mitsi
  • mythical:efsanevi, mitsi
  • mythological:mitolojik
  • mythology:mitoloji
  • mythos:mit, mitos
  • myths:efsane, hayali şey, mit
  • mythological:mitolojik
  • mythology:mitoloji
  • mythos:mit, mitos
  • myths:efsane, hayali şey, mit

 

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.

X

Online Canlı Ders

Çağrı Hoca ile İngilizce cümle kurma canlı dersi İçin son 3 dakika 45 saniye.