İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

N ile Başlayan İngilizce Kelimeler ve Anlamları


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

N ile başlayan İngilizce kelimeler ve anlamlarını aşağıda sıraladık. 1000 adet en çok kullanılan n harfi ile başlayan İngilizce kelime listesi;

  • nab:kapmak, yakalamak
  • nabbing:kapmak, yakalamak
  • nabob:hindistan’da zengin avrupalı, hint prensi
  • nacelle:motor yeri
  • nacre:sedef
  • nacreous:sedefli
  • nadir:ayak ucu, en aşağı nokta
  • nag:başının etini yemek, dırdır etmek, dırdırcı tip, ihtiyar at, kusur bulup durmak, ufak at
  • nagger:dırdırcı
  • nagging:başının etini yemek, dırdır etmek, kusur bulup durmak
  • naiad:ırmak perisi, su perisi
  • nail:çivi, çivi çakmak, çivilemek, kavramak, meydana çıkarmak, mıhlamak, tırnak, vurmak, yakalamak
  • nailbrush:tırnak fırçası
  • nailfile:tırnak törpüsü
  • nailing:çivi çakmak, çivilemek, kavramak, meydana çıkarmak, mıhlamak, vurmak, yakalamak
  • nails:çivi, çivi çakmak, çivilemek, kavramak, meydana çıkarmak, mıhlamak, tırnak, vurmak, yakalamak
  • nainsook:nansuk
  • naive:bön, saf, toy
  • naively:saf saf, safça
  • naivete:saflık
  • naiveté:saflık
  • naivety:saflık
  • naked:çıplak, salt, yalın
  • nakedly:açıkça, çıplak olarak
  • nakedness:çıplaklık
  • namable:ad takılabilir, unutulmaz
  • name:ad, ad koymak, adını koymak, isim, isim koymak, isim vermek, ismiyle çağırmak, nam, söylemek, tayin etmek, ün, ünlü kimse
  • named:adlı, denilen
  • namedropping:ünlülerden sık sık bahsetme
  • nameless:adsız, anlatılamaz, isimsiz, meçhul
  • namely:şöyle ki, yani
  • nameplate:isim levhası, tabela
  • namesake:adaş
  • nana:nine
  • nanny:dadı
  • nap:hav, içi geçmek, kestirme, kestirmek, kısa uyku, şekerleme, tüy, tüylendirmek, uyku, uyuklamak
  • napalm:napâlm
  • nape:ense
  • napery:sofra örtüleri ve peçeteler
  • naphtha:neft
  • naphthalene:naftalin
  • napkin:bebek bezi, kâğıt peçete, kundak bezi, peçete
  • napkins:bebek bezi, kâğıt peçete, kundak bezi, peçete
  • napless:havsız, tüysüz
  • napoleon:napolyon, napolyon altını
  • nappe:örtü
  • napped:içi geçmek, kestirmek, tüylendirmek, uyuklamak
  • nappies:bebek bezi, çiş bezi, yayık tabak
  • napping:uyuklayan
  • nappropriate:uygun olmayan, uygunsuz, uymaz, yersiz
  • nappy:bebek bezi, çiş bezi, havlı, sarhoş, sert, tüylü, yayık tabak
  • narcism:kendine hayranlık, narsizm
  • narcissism:kendine hayranlık, narsizm
  • narcissist:narsist
  • narcissus:fulya, nergis, zerrin
  • narcosis:narkoz, uyuşma
  • narcotic:narkotik, uyuşturucu, uyuşturucu madde
  • narcotics:narkotik, uyuşturucu, uyuşturucu madde
  • narcotism:uyuşturucu bağımlılığı
  • narcotize:narkoz vermek, uyuşturmak, uyutmak
  • narcotized:narkoz vermek, uyuşturmak, uyutmak
  • nard:hint sümbülü
  • nares:burun delikleri
  • narghile:nargile
  • nark:hırsızları ele veren kimse, muhbir, narkotik ajanı
  • narrate:anlatmak, öykülemek
  • narration:anlatma, hikâye, öyküleme
  • narrative:hikâye, hikâye anlatma, hikâye tarzında, öykü, rivayet
  • narrator:anlatan, hikâyeci
  • narrow:dar, daralmak, daraltmak, kısıtlı, kısmak, sınırlı
  • narrowing:daralma
  • narrowly:dar, güç belâ, ucu ucuna
  • narrowness:darlık, kısıtlılık
  • narrows:daralmak, daraltmak, kısmak
  • narwal:deniz gergedanı
  • narwhal:deniz gergedanı
  • nary:hiç
  • nasal:burun, burun kemiği, geniz sesi, genizden gelen
  • nascency:doğuş, meydana geliş, oluşum
  • nascent:doğan, oluşmaya başlayan
  • nastily:iğrenç şekilde
  • nastiness:iğrençlik, pislik
  • nasty:ayıp, çirkin, edepsiz, fırtınalı, iğrenç, kötü, müstehcen, pis
  • natal:doğum, doğuş
  • natality:doğum oranı
  • natant:yüzen
  • natation:yüzme
  • natatorium:yüzme havuzu
  • nates:kabaetler, kalça, kıç
  • nation:millet, ulus
  • national:milli, ulusal, vatandaş, yurttaş
  • nationalisation:devletleştirme, kamulaştırma, ulusallaştırma
  • nationalise:devletleştirmek, kamulaştırmak, millileştirmek
  • nationalism:milliyetçilik
  • nationalist:milliyetçi
  • nationalistic:milliyetçiliğe ait
  • nationality:milliyet, uyruk
  • nationalization:devletleştirme, kamulaştırma, ulusallaştırma
  • nationalize:devletleştirmek, kamulaştırmak, millileştirmek
  • nationalized:devletleştirmek, kamulaştırmak, millileştirmek
  • nationally:milletçe, ulusal olarak
  • nationwide:bütün millete ait
  • native:doğal, doğuştan, yerli, yerli hayvan, yerli kimse, yerli mal
  • natives:yerli hayvan, yerli kimse, yerli mal
  • nativity:doğum, doğuş
  • natron:sodyum karbonat
  • natter:gevezelik etmek
  • nattering:gevezelik etmek
  • natty:ince işe yatkın, süslü, zarif
  • natural:doğal, doğuştan, natürel, tabii
  • naturalisation:vatandaş olma, yurttaşlığa kabul
  • naturalism:doğacılık
  • naturalist:doğacı, natüralist
  • naturalization:vatandaş olma, yurttaşlığa kabul
  • naturalize:vatandaşlık vermek, yabancı kelimeleri kullanmak
  • naturalized:vatandaşlık vermek, yabancı kelimeleri kullanmak
  • naturally:doğal olarak, doğuştan, elbette
  • naturalness:doğallık, tabiilik
  • nature:alem, doğa, dünya, huy, mizaç, tabiat, yapı
  • natured:huylu, tabiatlı
  • natures:alem, doğa, dünya, huy, mizaç, tabiat, yapı
  • naturist:doğacı
  • naught:hiç, sıfır
  • naughtily:yaramazca
  • naughtiness:münasebetsizlik, yaramazlık
  • naughty:afacan, edepsiz, haşarı, haylaz, terbiyesiz, yaramaz
  • nausea:bulantı, iğrenme, mide bulantısı
  • nauseate:iğrenmek, mide bulandırmak
  • nauseated:iğrenmek, mide bulandırmak
  • nauseating:iğrenmek, mide bulandırmak
  • nauseation:bulantı, mide bulantısı
  • nauseous:iğrenç, mide bulandırıcı
  • nauseousness:iğrençlik, mide bulandırıcılık
  • nautical:deniz, denizciliğe ait, gemiciliğe ait
  • naval:deniz, deniz harp, savaş gemisi
  • nave:kilise ortası, tekerlek başlığı
  • navel:göbek, merkez, orta yer
  • navicular:kayık şeklinde
  • navies:deniz filosu, donanma
  • navigable:denize dayanıklı, gemi ile geçilebilir
  • navigate:gemi ile geçmek, gemi yolculuğu yapmak, tekne kullanmak
  • navigating:gemi ile geçmek, gemi yolculuğu yapmak, tekne kullanmak
  • navigation:denizcilik, gemi yolculuğu, gemicilik, navigasyon, sefer
  • navigator:denizci, gemici
  • navigator’s:denizci, gemici
  • navvy:demiryolu işçisi, kanal işçisi
  • navy:deniz filosu, donanma
  • nay:hayır, inkâr, olumsuz oy, red, ret, yok
  • nay!:hayır!
  • nazarene:hazreti isa, hristiyan, nasıralı
  • nazareth:nasıra
  • nazi:nazi
  • near:bitişik, cimri, eli sıkı, hemen hemen, samimi, yakın, yakında, yakınlaşmak, yaklaşık olarak, yaklaşmak
  • nearby:civarında, yakında, yanında
  • nearer:cimri, eli sıkı, samimi, yakın
  • nearest:en yakın
  • nearing:merdiven dayamış, yaklaşan
  • nearly:az daha, az kalsın, hemen hemen, neredeyse, takriben, yakından
  • nearness:cimrilik, yakınlık
  • nearsighted:miyop, uzağı göremeyen
  • nearsightedness:miyopluk
  • neat:becerikli, düzenli, muntazam, sek, sığır, susuz, temiz, temiz giyimli, zarif, zeki
  • neath:altında
  • neatly:temiz, temizce, tertemiz
  • neatness:temizlik, zariflik
  • nebbish:zavallı
  • nebula:bulutsu uzak yıldız topluluğu, nebula
  • nebulae:bulutsu uzak yıldız topluluğu, nebula
  • nebular:nebulaya ait
  • nebulous:belli belirsiz, bulutlu, bulutsu, dumanlı, şüpheli
  • nebulously:belli belirsiz, bulutumsu olarak
  • necessaries:malzeme, malzemeler
  • necessarily:ister istemez, olmazsa olmaz, şart, zorunlu olarak
  • necessary:gereken, gereken şey, gerekli, lazım, lazım olan şey, zorunlu
  • necessitate:gerekmek, gerektirmek, icap etmek
  • necessitating:gerekmek, gerektirmek, icap etmek
  • necessities:gerek, gereken, gereklilik, ihtiyaç, kaçınılmazlık, lüzum, zorunluluk
  • necessitous:fakir, muhtaç
  • necessity:gerek, gereken, gereklilik, ihtiyaç, kaçınılmazlık, lüzum, zorunluluk
  • neck:boğaz, boyun, kıstak, sarmaş dolaş olmak, yaka
  • neckband:dik yaka, gerdanlık
  • neckcloth:boyunbağı
  • neckerchief:boyun atkısı
  • necking:sarmaş dolaş olma
  • necklace:gerdanlık, kolye
  • necklet:boyun kürkü
  • necktie:boyunbağı, kravat
  • neckties:boyunbağı, kravat
  • neckwear:boyun takıları, boyunbağı
  • necrology:ölenlerin listesi, ölü ile ilgili yazı
  • necromancer:büyücü, ruh çağıran falcı
  • necromancy:büyücülük, ruh çağırarak fala bakma
  • necromantic:büyücü, olağanüstü, sihir gibi
  • necropolis:kabristan, mezarlık
  • necrosis:doku ölmesi, kangren, nekroz
  • nectar:balözü, bitki özü, nektar
  • nee:kızlık soyadı ile
  • née:kızlık soyadı ile
  • need:gerek, gerekmek, gereksinim, ihtiyaç, ihtiyacı olmak, lüzum, muhtaç olmak, muhtaçlık, yoksulluk
  • needed:lazım
  • needful:gerekli, lazım, lüzumlu
  • neediness:muhtaçlık, yokluk, yoksulluk
  • needing:gerekmek, ihtiyacı olmak, muhtaç olmak
  • needle:alkol derecesini artırmak, dikmek, enjektör, ibre, iğne, iğne ile delmek, iğnelemek, sinirlendirmek, şiş, tığ
  • needlecraft:dikişçilik
  • needlefish:zargana
  • needlepoint:ince uç, oya işi
  • needles:iğneler
  • needless:boşuna, gereksiz, lüzumsuz
  • needlewoman:dikişçi kadın
  • needlework:dikiş, iğne işi
  • needling:alkol derecesini artırmak, dikmek, iğne ile delmek, iğnelemek, sinirlendirmek
  • needs:ihtiyaçlar, ister istemez
  • needy:fakir, muhtaç, yoksul
  • neer:asla, hiç
  • ne’er:asla, hiç
  • nefarious:alçak, çirkin, hain, kötü
  • nefariously:alçakça, kötülükle
  • negate:aksini ispatlamak, inkâr etmek, iptal etmek, reddetmek
  • negation:eksiklik, inkâr, olumsuzluk, red, ret
  • negations:eksiklik, inkâr, olumsuzluk, red, ret
  • negative:eksi, etkisiz hale getirmek, negatif, olumsuz, olumsuz cevap, olumsuz cevap vermek, olumsuzluk, red, reddetmek, ret, ters, zıt
  • negativism:karşı gelme eğilimi
  • negator:olumsuz kimse, reddeden kimse
  • negatory:aksi, negatif, olumsuz, reddedici
  • neglect:aldırmamak, asmak, bakımsızlık, boşlama, boşlamak, ihmal, ihmal etmek, ilgisizlik, unutmak
  • neglected:bakımsız, ihmal edilmiş
  • neglectful:ihmalci, ihmalkâr, lakayt, umursamaz
  • neglecting:aldırmamak, asmak, boşlamak, ihmal etmek, unutmak
  • neglige:ev elbisesi, sabahlık
  • negligee:ev elbisesi, sabahlık
  • negligence:dikkatsizlik, ihmal, ihmalcilik, ihmalkârlık, özensizlik, umursamazlık
  • negligences:dikkatsizlik, ihmal, ihmalcilik, ihmalkârlık, özensizlik, umursamazlık
  • negligent:ihmalci, ihmalkâr, lakayt, savsak, umursamaz
  • negligible:göz ardı edilebilir, ihmal edilebilir, önemsiz
  • negotiable:ciro edilebilir, devredilebilir, geçilebilir, görüşülebilir, paraya çevrilebilir, tartışılabilir
  • negotiate:aşmak, başarmak, ciro etmek, geçmek, görüşmek, kırdırmak, paraya çevirmek, tartışmak
  • negotiated:aşmak, başarmak, ciro etmek, geçmek, görüşmek, kırdırmak, paraya çevirmek, tartışmak
  • negotiating:aşmak, başarmak, ciro etmek, geçmek, görüşmek, kırdırmak, paraya çevirmek, tartışmak
  • negotiation:anlaşmaya varma, aşma, ciro etme, görüşme, müzakere, paraya çevirme
  • negotiations:anlaşmaya varma, aşma, ciro etme, görüşme, müzakere, paraya çevirme
  • negotiator:arabulucu, görüşmeci
  • negress:zenci kadın
  • negro:arap
  • negroid:zenciye benzer
  • neigbourhood:çevre, civar, komşular, komşuluk ilişkileri, merkezi yer, muhit, semt
  • neigh:kişneme, kişnemek
  • neighbor:bitişik, bitişik olmak, komşu, komşu olmak, yanında olmak
  • neighborhood:çevre, civar, komşular, komşuluk ilişkileri, merkezi yer, muhit, semt
  • neighboring:bitişik, komşu
  • neighborliness:dostluk, komşuluk
  • neighborly:dostça, komşu gibi
  • neighbors:komşular
  • neighbour:bitişik, bitişik olmak, komşu, komşu olmak, yanında olmak
  • neighbourhood:çevre, civar, komşular, komşuluk ilişkileri, merkezi yer, muhit, semt
  • neighbouring:bitişik, komşu
  • neighbourliness:dostluk, komşuluk
  • neighbourly:dostça, komşu gibi
  • neighbours:komşular
  • neighing:kişneme
  • neither:de değil, hiçbiri, ikisi de değil, ne … ne de
  • nematode:iplik kurdu, nematod
  • nemesis:adil ceza, intikam, öç
  • neo:neo, yeni
  • neocene:neogen
  • neoclassic:neoklâsik
  • neolithic:cilâlı taş devrine ait, neolitik
  • neologism:yeni kelime, yenilikçilik
  • neology:yeni kelime, yeni sözcük yaratma, yenilik
  • neon:neon
  • neophyte:acemi, yeni girmiş kimse
  • neophytes:acemi, yeni girmiş kimse
  • neoplasm:doku büyümesi, neoplazma, tümör, ur
  • neoteric:modern, yeni
  • nepal:nepal
  • nephew:yeğen
  • nephritic:böbrek, böbrek ilacı
  • nephritis:böbrek iltihabı, nefrit
  • nepotism:akrabasını tutma, akrabaya ayrıcalık yapma
  • nepotist:akrabasını kayıran kimse
  • neptune:deniz tanrısı, neptün
  • neptunian:neptün, neptün ile ilgili, suyun etkisi ile oluşmuş
  • nerd:inek öğrenci
  • nereid:deniz kurdu, su perisi
  • nervation:damar şekli, sinir biçimi
  • nervature:damar şekli, sinir biçimi
  • nerve:asap, çaba, cesaret, cesaret vermek, cüret, damar, gayret, guçlendirmek, sinir, soğukkanlılık, yüzsüzlük
  • nerveless:etkisiz, sakin, sinirsiz, zayıf
  • nerveous:asabi, gergin, sinir, sinirli, ürkek
  • nerves:asap, çaba, cesaret, cesaret vermek, cüret, damar, gayret, guçlendirmek, sinir, soğukkanlılık, yüzsüzlük
  • nervine:sinir ilacı, sinirlere iyi gelen, yatıştırıcı, yatıştırıcı ilaç
  • nervous:asabi, gergin, sinir, sinirli, ürkek
  • nervously:gergin biçimde, sinirli olarak
  • nervousness:sinirlilik, ürkeklik
  • nervure:yaprak damarı
  • nervy:gergin, küstah, sinirleri bozuk, sinirli, ürkek, yüzsüz
  • nescience:bilgisizlik, cahillik
  • nescient:bilgisiz, cahil
  • ness:burun, kara çıkıntısı
  • nest:iç içe geçen şeyler, iç içe koymak, kuluçka, tutam, yuva, yuva yapmak, yuvaya yerleşmek
  • nesting:iç içe koymak, yuva yapmak, yuvaya yerleşmek
  • nestle:bağrına basmak, barındırmak, sığınmak, sokulmak, yerleşmek, yerleştirmek
  • nestling:kuş yavrusu, yavru, yavru kuş
  • net:ağ, ağ ile yakalamak, ağ yapmak, file, kâr etmek, kazanmak, kesintisiz, net, şebeke, tül, tuzağa düşürmek, tuzak
  • nether:alt, alttaki, aşağıdaki
  • netherland:hollanda
  • netherlandish:hollanda
  • netherlands:hollanda
  • nethermost:en alttaki, en aşağıdaki
  • netherworld:cehennem
  • nets:ağ, ağ ile yakalamak, ağ yapmak, file, kâr etmek, kazanmak, şebeke, tül, tuzağa düşürmek, tuzak
  • nett:kesintisiz, net
  • netted:ağ ile yakalamak, ağ yapmak, kâr etmek, kazanmak, tuzağa düşürmek
  • netting:ağ, ağ işi, ağ yapma, file, örme
  • nettle:ballıbaba, ısırgan, ısırgan gibi batmak, kızdırmak, sinir etmek
  • nettled:ısırgan gibi batmak, kızdırmak, sinir etmek
  • nettlerash:kurdeşen, ürtiker
  • nettling:ısırgan gibi batmak, kızdırmak, sinir etmek
  • network:ağ, ağ örgüsü, iletişim ağı, şebeke
  • neural:sinir, sinirsel
  • neuralgia:nevralji, sinir ağrısı
  • neuralgic:nevraljik
  • neurasthenia:nevrasteni, sinir zayıflığı
  • neurasthenic:nevrastenik, nevrastenik kimse, sinir hastası
  • neuritis:sinir iltihabı
  • neurological:nörolojik
  • neurologist:asabiyeci, nörolog, sinir hastalıkları uzmanı
  • neurology:nöroloji, sinirbilim
  • neuroma:nörom
  • neuron:nöron, sinir hücresi
  • neurons:nöron, sinir hücresi
  • neuropathist:asabiyeci, nörolog
  • neurosis:nevroz, sinir hastalığı
  • neurotic:evhamlı, nevrozlu, sinir hastası, sinirsel
  • neurotomy:nörotomi, sinir ameliyatı
  • neuter:cinsiyet belirtmeyen kelime, cinsiyetsiz, geçişsiz, hadım edilmiş hayvan, iğdiş edilmiş hayvan, kısırlaştırılmış hayvan, kısırlaştırmak
  • neutered:kısırlaştırmak
  • neutral:cinsiyet organı olmayan, nötr, tarafsız, tarafsız kimse, tarafsız ülke, yansız
  • neutralise:etkisizleştirmek, nötr hale getirmek, tarafsız kılmak
  • neutralised:etkisizleştirmek, nötr hale getirmek, tarafsız kılmak
  • neutralism:tarafsızlık
  • neutralist:tarafsızlık yanlısı
  • neutrality:tarafsızlık, yansızlık
  • neutralization:nötrleştirme
  • neutralize:etkisizleştirmek, nötr hale getirmek, tarafsız kılmak
  • neutralized:etkisizleştirmek, nötr hale getirmek, tarafsız kılmak
  • neutralizing:etkisizleştirmek, nötr hale getirmek, tarafsız kılmak
  • neutron:nötron
  • never:asla, balık kavağa çıkınca, hiç, hiçbir şekilde, hiçbir suretle, hiçbir zaman, katiyen, taş çatlasa
  • never!:asla!
  • nevermore:asla, bir daha asla
  • nevertheless:ancak, buna rağmen, bununla beraber, yine de
  • nevus:ben
  • new:acemi, keşfedilmemiş, modern, taze, yeni
  • newborn:yeni doğmuş
  • newcomer:yeni gelen
  • newcomers:yeni gelen
  • newel:merdiven desteği, merdiven direği
  • newer:acemi, keşfedilmemiş, modern, taze, yeni
  • newest:en yeni
  • newfangled:yeni çıkmış, yeni model
  • newfound:yeni bulunmuş, yeni keşfedilmiş
  • newfoundland:newfoundland
  • newish:yeni gibi, yenice
  • newly:yakın zamanda, yeni, yeni olarak
  • newlywed:yeni evli
  • newlyweds:yeni evliler
  • newness:yeni olma, yenilik
  • news:haber, havadis
  • newsagent:gazete bayi, gazeteci
  • newsagents:gazete bayi, gazeteci
  • newsboy:gazeteci çocuk
  • newscast:haber programı, haberler
  • newscaster:haber spikeri
  • newsdealer:gazete bayi, gazeteci
  • newsflash:flaş haber, yayın arasında verilen haber
  • newsman:gazete sahibi, gazeteci, gazeteci yazar
  • newsmonger:ayaklı gazete, dedikoducu
  • newspaper:gazete
  • newspaperman:gazete sahibi, gazeteci, gazeteci yazar
  • newsprint:gazete kâğıdı
  • newsreader:haber spikeri
  • newsreel:aktüalite filmi
  • newssheet:tek sayfalık gazete
  • newsstall:gazete tezgâhı
  • newsstand:gazete bayi, gazete tezgâhı
  • newsvendor:gazete satıcısı, gazeteci
  • newsworthy:aktüel, güncel, haber değeri olan, haber olabilir
  • newsy:dedikoduyla dolu, haberlerle dolu
  • newt:semender, sukeleri
  • newton:newton
  • newtonian:newton
  • next:ardından, bir dahaki, bir sonra, bir sonraki, bitişik, daha sonra, en yakın, ertesi, hemen hemen, neredeyse, sonraki, yanına, yanında, yanısıra
  • nextdoor:bitişik, komşu
  • nexus:bağ, rabıta
  • niagara:niyagara
  • nib:gaga, kaba çekilmiş kahve, kalem ucu
  • nibble:dişleme, dişlemek, ilgilenmek, ısırmak, kemirme, kemirmek, otlanmak, yeme
  • nibbles:dişleme, dişlemek, ilgilenmek, ısırmak, kemirme, kemirmek, otlanmak, yeme
  • niblick:golf sopası
  • nice:dakik, güzel, hassas, hoş, ince, kibar, sevimli
  • nicely:çok iyi, güzelce, hoş, hoş bir şekilde, hoşça, kibarca
  • niceness:dakiklik, güzellik, hoşluk, incelik, kibarlık, sevimlilik, titizlik
  • nicer:dakik, güzel, hassas, hoş, ince, kibar, sevimli
  • nicest:dakik, güzel, hassas, hoş, ince, kibar, sevimli
  • niceties:ayrıntılar, hoş yanlar, incelikler
  • nicety:ayrıntı, incelik, kesinlik, tamlık, titizlik
  • niche:işe yerleştirmek, oyuğa koymak, oyuk, uygun bir yere yerleştirmek, uygun yer
  • nick:çalmak, çentik, çentmek, doğru tahmin etmek, dolandırmak, enselemek, gafil avlamak, gedik, hapishane, isabet ettirmek, karakol, kazıklamak, kesmek, tutuklamak, yüksek sayı atma, yürütmek
  • nicked:çalmak, çentmek, doğru tahmin etmek, dolandırmak, enselemek, gafil avlamak, isabet ettirmek, kazıklamak, kesmek, tutuklamak, yürütmek
  • nickel:beş sent, nikel, nikel kaplamak
  • nicknack:biblo, çerez, ıvır zıvır, küçük biblo, önemsiz şey, ufak biblo
  • nickname:ad takmak, isim takmak, lakap, lakap takmak, rumuz, takma ad
  • nicotine:nikotin
  • nictitate:göz kırpmak
  • nictitation:göz kırpma
  • nidificate:yuva yapmak
  • nidify:yuva yapmak
  • nidus:böcek yuvası, mikropların geliştiği yer, yuva
  • niece:kardeş kızı, yeğen
  • niff:leş gibi koku, pis koku
  • niffy:kokmuş, leş gibi kokan
  • nifty:güzel, havalı, şık, zeki
  • niger:nijer
  • nigeria:nijerya
  • niggard:cimri, eli sıkı, eli sıkı tip, pinti, tamahkâr
  • niggardliness:cimrilik, hasislik
  • niggardly:cimrice, değersiz, küçük, pintice
  • nigger:zenci
  • niggle:detayları çok önemsemek, gereksiz ayrıntılarla uğraşmak, ince eleyip sık dokumak, kılı kırk yarmak, üzerinde durmak
  • niggling:aşırı titizlenme, detaycı, titiz, üzerinde durma
  • nigh:aşağı yukarı, hemen hemen, yakın
  • night:akşam, cehalet, gece, karanlık
  • nightbird:gece kuşu
  • nightcap:yatak şapkası, yatmadan içilen içki
  • nightclothes:yatak kıyafeti
  • nightclub:gece klübü, gece kulübü
  • nightdress:gecelik
  • nightfall:akşam üzeri, akşam vakti
  • nightgown:gecelik
  • nighthawk:çobanaldatan, gece hırsızı, gece kuşu
  • nightingale:bülbül
  • nightingale’s:bülbül
  • nightjar:çobanaldatan
  • nightlife:eğlence hayatı, eğlence yerleri, gece hayatı
  • nightlight:gece açık bırakılan hafif ışık
  • nightlong:bütün gece, gece boyunca, gece boyunca süren
  • nightly:geceleyin, geceleyin olan, her gece, her gece yapılan
  • nightmare:kâbus, karabasan
  • nightmarish:kâbus gibi
  • nights:akşam, cehalet, gece, karanlık
  • nightshade:itüzümü, köpek üzümü
  • nightshift:gece mesaisi, gece şifti
  • nightshirt:gecelik
  • nightside:gezegenin karanlık kısmı, karanlıktaki taraf
  • nightspot:gece klübü
  • nightstand:başucu sehpası, komidin
  • nightstick:cop
  • nighttime:gece vakti
  • nightwalker:fahişe, uyurgezer
  • nightwear:yatak kıyafeti
  • nighty:gecelik
  • nigrescence:kararma, siyahlaşma
  • nigritude:siyahlık
  • nihilism:hiççilik, nihilizm, yokçuluk
  • nihilist:nihilist
  • nihilistic:nihilist
  • nil:hiç, sıfır
  • nile:nil, nil yeşili
  • nimbi:ayla, hale, ışık halkası, nur, yağmur bulutu
  • nimble:açıkgöz, atik, çabuk, çevik, tetik, tez, uyanık
  • nimbleness:çabukluk, çeviklik, uyanıklık
  • nimbly:çabucak, çevikçe
  • nimbus:ayla, hale, ışık halkası, nur, yağmur bulutu
  • nimrod:babil krallığının kurucusu, nemrut, usta avcı
  • nincompoop:alık, avanak, sersem
  • ninefold:dokuz kat, dokuz katı, dokuz misli
  • ninepins:dokuz kuka oyunu, kiy oyunu
  • nineteenth:on dokuzda bir, on dokuzda bir kısım, on dokuzuncu
  • ninetieth:doksanda bir, doksanda bir kısım, doksanıncı
  • ninny:avanak, salak, sersem
  • ninth:dokuzda bir, dokuzda birlik bölüm, dokuzuncu
  • nip:acele ile gitmek, ayaz, budamak, büyümesini engellemek, cimcik, çimdik, çimdiklemek, dondurmak, dondurucu soğuk, ısırma, ısırmak, kesme, kesmek, kıstırmak, soğuktan kavrulma, soğuktan kavrulmak, yudum, yudumlamak
  • nipper:çocuk, kesici, kıskaç, oğlan, ön diş
  • nippers:cımbız, kelepçe, kerpeten, pense
  • nipping:dondurucu, ısırıcı, kesici, keskin, sivri
  • nipple:emzik, meme, meme başı, meme ucu, yağdanlık
  • nippy:acı, buz gibi, çevik, garson, hızlı, iğneleyici, keskin
  • nirvana:mutluluk, nirvana
  • nisi:aksi halde, olmazsa, yoksa
  • nit:bit yumurtası, sirke
  • niter:güherçile, potasyum nitrat
  • nitpick:her şeye kusur bulmak, kusur aramak
  • nitpicking:her şeye kusur bulan, her şeye kusur bulma, kusur arama, kusur arayan
  • nitrate:nitrat, nitratlamak, nitrik aside batırmak, nitrik aside doymak
  • nitre:güherçile, potasyum nitrat
  • nitric:nitrik
  • nitricacid:kezzap, nitrik asit
  • nitride:azot bileşimi, nitratlamak, nitrid
  • nitrification:azotlama, azotlanma
  • nitrify:azotlamak, güherçile haline gelmek
  • nitrite:nitrit, nitrit asit tuzu
  • nitrites:nitrit, nitrit asit tuzu
  • nitrogen:azot, nitrojen
  • nitrogenize:azotlamak
  • nitrogenized:azotlu
  • nitrogenous:azot, azotlu
  • nitroglycerin:nitrogliserin
  • nitroglycerine:nitrogliserin
  • nitrous:azot gibi, azotlu, güherçileli
  • nitwit:kuş beyinli, sersem
  • nix:engel olmak, hiç, hiçbir şey, reddetmek, su perisi
  • nix!:dikkat et!, dur!
  • nixie:su perisi
  • no:aleyhte oy, artık değil, değil, gereksiz, hayır, hiç, hiçbir, numara, red, ret, yasak, yok
  • no!:deme!, hayır!, olmaz!
  • nob:asilzade, baş, kafa, kelle, zengin soylu, züppe
  • nobble:çalmak, dolandırmak, rüşvetle kazanmak, sakatlamak, yakalamak
  • nobby:fiyakalı, gösterişli, havalı, şık
  • nobel:nobel
  • nobility:asillik, soylular, soyluluk, yücelik
  • noble:asil, muhteşem, soy, soylu, ulu, yüce
  • nobleman:asilzade
  • noblemen:piyon dışındaki taşlar
  • nobleness:alçakgönüllülük, asalet, kibarlık, tevazu
  • noblesse:asiller, soylular sınıfı
  • noblewoman:soylu kadın
  • noblewomen:soylu kadın
  • nobly:asilce, mertçe
  • nobody:bir hiç, hiç kimse, kimse, önemsiz şahsiyet
  • nock:oku kirişe yerleştirmek, yay kirişi takılan kertik
  • noctambulation:uyurgezerlik
  • noctambulism:uyurgezerlik
  • noctambulist:uyurgezer
  • nocturnal:gece, geceleyin hareketlenen
  • nocturnally:gece, geceleyin
  • nocturne:duygulu melodi, gece manzarası, gece müziği
  • nocuous:zarar veren, zararlı, zehirli
  • nod:baş işareti, başı ile onaylamak, başı öne düşme, başı öne düşmek, başıyle selâm vermek, dikkatsiz davranmak, hata yapmak, kafa sallama, kafa sallamak, sallamak
  • nodal:boğum, düğüm
  • noddle:baş, kafa
  • noddy:ahmak, budala, deniz kırlangıcı
  • node:bezecik, boğum, düğüm, yumru
  • nodose:boğumlu, düğümlü, yumru yumru
  • nodosity:bezecik, boğumluluk, düğüm
  • nodular:boğumlu, düğüme ait, düğümlü, yumrulu
  • nodule:bezecik, düğüm, nodül, ufak maden parçası, yumru
  • nodus:düğüm noktası, hikâyenin karışık noktası
  • noel:noel, noel şarkısı
  • noetic:akli faaliyetle ilgili
  • nog:çok alkollü bira, takoz
  • noggin:içki ölçüsü, kafa, ufak bardak
  • nogo:boşuna, imkânsız, sökmez
  • nohow:asla, katiyen, kesinlikle
  • noise:gürültü, gürültü etmek, parazit, patırtı, ses, ses çıkarmak, velvele
  • noiseless:gürültüsüz, sakin, sessiz
  • noiselessly:gürültüsüzce, sessizce
  • noiselessness:sessizlik
  • noiseproof:ses geçirmez
  • noisily:gürültüyle
  • noisiness:gürültü, gürültücülük
  • noisome:iğrenç, mide bulandırıcı, muzır, pis kokulu, zararlı
  • noisy:göze batan, gürültücü, gürültülü, patırtılı, rahatsız edici, sesli, yaygaracı
  • nomad:göçebe
  • nomadic:başıboş dolaşan, göçebe gibi, göçebeye ait
  • nomadism:göçebelik
  • nomenclature:adlar dizini, isimler, terminoloji
  • nominal:düşük, göstermelik, ismen var olan, itibari, nominal, sembolik, sözde
  • nominalism:nominalizm
  • nominally:ismen, nominal olarak, sözde
  • nominate:aday olarak göstermek, atamak, resmen kararlaştırmak, tayin etmek
  • nominated:aday olarak göstermek, atamak, resmen kararlaştırmak, tayin etmek
  • nomination:aday gösterme, adaylık, atama, tayin
  • nominative:öznel, yalın, yalın hal
  • nominee:aday, namzet, temsilci, vekil
  • non:gayri, karşıtı, olmayan, -siz
  • nonacceptance:kabul etmeme, reddetme
  • nonachiever:başarısız kimse
  • nonage:reşit olmama, yaşça küçüklük
  • nonagenarian:doksan yaşlarında, doksanlık, doksanlık kimse
  • nonaggression:saldırgan olmama, saldırmazlık
  • nonaggressive:girişken olmayan, saldırgan olmayan
  • nonagon:dokuz kenarlı çokgen, dokuzgen
  • nonalcoholic:alkolsüz
  • nonaligned:bağlı olmayan, müttefik olmayan
  • nonappearance:gıyap, hazır bulunmama, yokluk
  • nonassessable:değeri tahmin edilemeyen, değeri takdir olunamayan
  • nonattendance:devamsızlık, gıyap, katılmama
  • nonbelligerent:savaşmayan
  • nonce:şimdiki zaman
  • nonchalance:kayıtsızlık, soğukkanlılık, umursamazlık
  • nonchalant:heyecansız, ilgisiz, kayıtsız, lakayt, soğukkanlı
  • noncom:çavuş, erbaş, onbaşı
  • noncommittal:çekimser, çekimser kalma, fikrini açıklamayan, tarafsız, tarafsızlık, yansız
  • noncompliance:itaatsizlik, karşı gelme, uymama
  • nonconductor:iletken olmayan madde, yalıtkan madde
  • nonconformist:anglikan protestanı, toplum kurallarına uymayan, toplum kurallarına uymayan kimse
  • nonconformity:ayak uydurmama, bağdaşmama, resmi kiliseye karşı olma, uymama
  • noncontentious:tartışmasız
  • noncooperation:direniş, hükümetle işbirliğini reddetme
  • nondenominational:mezhep farkı gözetmeyen
  • nondescript:alelâde, sıradan, tanımlanamaz, tarif edilemez
  • nondirectional:yönsüz
  • none:hiç, hiç kimse, hiçbiri
  • noneffective:etkisiz, geçersiz, işe yaramaz, işe yaramaz kimse, yaramaz
  • nonentity:bir hiç, hiçlik, önemsiz kimse, solda sıfır, var olmama
  • nonessential:gereksiz, gereksiz şey, ikinci derecede, önemsiz
  • nonessentials:hayati önemi olmayan şeyler
  • nonesuch:benzersiz şey, eşsiz insan, kabayonca
  • nonetheless:bununla beraber, her şeye rağmen, yine de
  • nonevent:düş kırıklığı, hayal kırıklığı
  • nonexistence:var olmama, yokluk
  • nonexistent:var olmayan
  • nonfading:güneşten solmaz, solmaz
  • nonflammable:ateş almaz, yanmaz
  • noninflammable:ateş almaz, parlamaz, yanmaz
  • nonleaded:kurşunsuz
  • nonnegotiable:ciro edilemez, devredilemez, paraya çevrilemez
  • nonnuclear:konvansiyonel, nükleer olmayan, nükleer silahları olmayan
  • nonobservance:çiğneme, riayet etmeme, uymama
  • nonpareil:altı puntoluk harf, benzersiz, benzersiz şey, emsalsiz, eşsiz, eşsiz insan, tablet şekerleme
  • nonpartisan:parti tutmayan, tarafsız
  • nonparty:parti tutmayan, tarafsız
  • nonpayment:ödeme yapmama, ödememe
  • nonperformance:yapmama, yerine getirmeme
  • nonperishable:bozulmayan, dayanıklı
  • nonperson:adam sayılmayan kimse, önemsiz ve silik kişilik, sıkıcı tip
  • nonplus:hayret, hayrete düşürmek, şaşırtmak, şaşkınlık
  • nonplused:hayrete düşürmek, şaşırtmak
  • nonplussed:hayrete düşürmek, şaşırtmak
  • nonplussing:hayrete düşürmek, şaşırtmak
  • nonpolluting:çevre kirliliğine yol açmayan, doğayı kirletmeyen
  • nonprofit:kâr amacı gütmeyen, kâr etmeyen
  • nonresident:bölgeye ait olmayan, geçici olarak oturan, ikamet etmeyen
  • nonrestrictive:kısıtlamayan
  • nonreturnable:iade edilemez, tek kullanımlık
  • nonrigid:bağları sıkı olmayan, esnek, gevşek, iskeletsiz
  • nonsense:fasa fiso, saçma, saçmalık, safsata, zırva
  • nonsensical:abes, abuk sabuk, anlamsız, ipe sapa gelmez, saçma, saçma sapan
  • nonsensicalness:anlamsızlık, saçma sapan olma
  • nonstarter:başarı şansı olmayan kimse, önemsiz kimse, üzerinde düşünmeye değmez şey
  • nonstop:aktarmasız, ara vermeden, aralıksız, devamlı, direkt, durmadan, ekspres, kesintisiz, sürekli
  • nonsuch:benzersiz şey, eşsiz insan
  • nonsupport:aileyi geçindirme
  • nontheless:bununla beraber, her şeye rağmen, yine de
  • nonuniform:düzensiz, düzgün olmayan, homojen olmayan
  • nonvalent:değersiz
  • nonviolent:pasif, sessiz, şiddete başvurmayan
  • noodle:budala, erişte, kafa, saksı, şehriye
  • noodles:budala, erişte, kafa, saksı, şehriye
  • noodless:budala, erişte, kafa, saksı, şehriye
  • nook:köşe, kuytu, kuytu yer
  • noon:öğle, öğle vakti, öğlen
  • noonday:öğle vakti
  • noone:hiç kimse, hiçbiri, kimse
  • noontide:öğle vakti
  • noontime:öğle vakti
  • noose:bağ, bağlantı, ilişki, ilmek, ilmik, ilmik yapmak, kement, kementle yakalamak, tuzak
  • nopal:frenk inciri, hint inciri
  • nope:hayır, yok
  • nope!:hayır!, olmaz!
  • nor:de değil, ne, ne de
  • nordic:iskandinav, iskandinav ırkından, kuzey avrupalı
  • norm:model, norm, örnek, standart, tip
  • normal:dik açılı, dikey, dikey doğru, normal, olağan, ortalama, standart, tipik
  • normalcy:normal durum, normallik
  • normalisation:normalleştirme, standartlaştırma
  • normalise:normalleştirmek, standartlaştırmak
  • normalising:normalleştirmek, standartlaştırmak
  • normality:dikeylik, normallik, olağanlık
  • normalization:normalleştirme, standartlaştırma
  • normalize:normalleştirmek, standartlaştırmak
  • normalizing:normalleştirmek, standartlaştırmak
  • normally:genelde, genellikle, normal olarak, normalde
  • norman:normandiya, normandiya fransız lehçesi, normandiyalı
  • normative:düzgüsel, normal, örneğe ait, örnek oluşturan
  • norms:model, norm, örnek, standart, tip
  • norse:iskandinavya, iskandinavya dili, norveç, norveççe
  • norseman:iskandinav, norveçli
  • norsewoman:iskandinav kadın, norveçli
  • north:kuzey, kuzey bölge, kuzeyde, kuzeydeki, kuzeyden esen, kuzeye doğru, kuzeyinde
  • northbound:kuzeye yönelen
  • northeast:kuzeydoğu, kuzeydoğu yönünde, kuzeydoğuya
  • northeaster:kuzeydoğu rüzgârı, poyraz, su geçirmez gemici şapkası
  • northeasterly:kuzeydoğu, poyraza doğru, poyrazdan
  • northeastern:kuzeydoğu
  • norther:kuzey rüzgârı
  • northerly:kuzeydeki, kuzeyden, kuzeyden esen, kuzeye doğru, kuzeye doğru olan
  • northern:kuzey
  • northerner:kuzeyli
  • northing:kuzey doğrultusu, kuzeye doğru alınan yol, kuzeye doğru katedilen mesafe
  • northman:iskandinav, norveçli
  • northwest:kuzeybatı
  • northwester:kuzeybatı
  • northwestern:kuzeybatı
  • norwary:norveç
  • norway:norveç
  • norwegian:norveç, norveççe, norveçli
  • nose:burnunu sürmek, burun, dikkatle ve yavaşça sürmek, emzik, genizden çıkarmak, koklamak, koklayarak bulmak, koku alma yeteneği, koku almak, meme, uçak burnu
  • nosebag:yem torbası
  • nosebleed:burun kanaması
  • nosed:burunlu
  • nosedive:başaşağı dalış, hızla inişe geçmek, pike, pike yapmak
  • nosegay:çiçek demeti
  • nosepiece:burun kayışı, mikroskopta mercek yeri
  • nosey:güzel kokulu, her şeye burnunu sokan, kokulu, küf kokulu, meraklı
  • nosiness:her işe burnunu sokma
  • nosing:burnunu sürmek, dikkatle ve yavaşça sürmek, genizden çıkarmak, koklamak, koklayarak bulmak, koku almak
  • nostalgia:geçmişe özlem, hasret, nostalji, özlem, vatan hasreti
  • nostalgic:geçmişe özlem belirten, nostaljik, yurt özlemi ile ilgili
  • nostril:burun deliği
  • nostrils:burun deliği
  • nostrum:her derde deva, kocakarı ilacı
  • nosy:güzel kokulu, her şeye burnunu sokan, kokulu, küf kokulu, meraklı
  • not:değil, yok
  • notability:saygınlık, şöhret, tanınmış kimse
  • notable:dikkate değer, ileri gelen, saygın, saygın kimse, şöhret, tanınmış, ünlü kimse, unutulmaz
  • notables:ileri gelenler, kodamanlar, seçkinler, şöhretler
  • notarize:notere onaylatmak, notere yaptırmak
  • notarized:notere onaylatmak, notere yaptırmak
  • notary:noter
  • notation:işaretlerle gösterme, not etme, notalar sistemi
  • notbook:defter, muhtıra defteri, not defteri
  • notch:çentik, çentiklemek, çentmek, çetelesini tutmak, dar ve derin dağ geçidi, diş, diş diş yapmak, gedik, gez, kertik
  • notched:çentikli, çentilmiş, dişli, gedikli
  • notching:çentiklemek, çentmek, çetelesini tutmak, diş diş yapmak
  • note:belge, belirlemek, belirti, dikkat, dikkat etmek, farketmek, fatura, işaret, işaretlemek, kâğıt para, not, not etmek, nota, notalarını yazmak, önem vermek, protesto etmek, pusula, saygınlık, senet, yazmak
  • notebook:defter, muhtıra defteri, not defteri
  • noted:belirlenmiş, dikkate alınmış, meşhur, tanınmış, ünlü
  • notedly:bilhassa, özellikle
  • notepaper:mektup kâğıdı
  • notes:not, notlar
  • noteworthy:dikkate değer, önemli, takdire değer
  • nothing:asla, boş söz, hiç, hiçbir şey, katiyen, sıfır
  • nothing!:hiç!, hiçbir şey!, olmaz!
  • nothingness:anlamsızlık, bilinçsizlik, boşluk, hiçlik
  • nothings:boş söz, hiç, hiçbir şey, sıfır
  • notice:bildiri, bildirmek, bilgi, dikkat, dikkat etmek, duyurmak, duyuru, eleştirmek, farketme, farketmek, farkına varmak, genelge, ihbar, ihbarname, ihtar, ikaz, ilan, mühlet, önemsemek, süre, uyarı
  • noticeable:belli, dikkate değer, farkedilebilir, göze çarpan
  • noticeboard:duyuru panosu, ilân tahtası
  • noticing:bildirmek, dikkat etmek, duyurmak, eleştirmek, farketmek, farkına varmak, önemsemek
  • notification:bildiri, duyuru, ihbarname, tebliğ
  • notifies:bildirmek, haber vermek, ihtar etmek, tebliğ etmek
  • notify:bildirmek, haber vermek, ihtar etmek, tebliğ etmek
  • notifying:bildirmek, haber vermek, ihtar etmek, tebliğ etmek
  • noting:not etme
  • notion:eğilim, fikir, görüş, heves, kanı, kavram
  • notional:göreceli, hayalperest, itibari, kaprisli, kavramsal, kuramsal, soyut
  • notions:cici bici, tuhafiye
  • notoriety:adı çıkma, adı çıkmış kimse, dile düşme, kötü şöhret
  • notorious:adı çıkmış, dile düşmüş, kötü tanınmış
  • notwithstanding:buna rağmen, bununla beraber, -dığı halde, gerçi, karşın, mamafih, -mesine rağmen, rağmen, yine de
  • nougat:koz helvası
  • nought:hiç, sıfır
  • noun:ad, isim
  • nouns:ad, isim
  • nourish:beslemek, büyütmek, desteklemek, gütmek
  • nourishing:besleyici, geliştirici
  • nourishment:besin, besleme, beslenme, gıda
  • nous:akıl, idrak, sağduyu, zekâ
  • nova:birden parlayan yıldız, nova
  • novation:yenileme
  • novel:acayip, roman, yeni, yeni çıkmış
  • novelette:hafif roman, kısa roman, serbest formda beste
  • novelist:romancı, yazar
  • novelize:roman haline getirmek
  • novella:kısa hikâye
  • novels:roman
  • novelties:tuhafiye
  • novelty:acayiplik, tuhaflık, yeni çıkmış şey, yenilik
  • november:kasım
  • novice:acemi, papaz adayı, rahibe adayı, yeni
  • novices:acemi, papaz adayı, rahibe adayı, yeni
  • noviciate:acemilik devresi, çıraklık dönemi
  • novitiate:acemilik devresi, çıraklık dönemi
  • now:acilen, derhal, -dığından, halen, hemen, mademki, şimdi, şu an, şu anda
  • nowadays:bu günlerde, bu sıralar, günümüz, günümüzde, şimdiki zaman
  • noway:asla, katiyen, kesinlikle olmaz
  • nowhere:hiçbir yer, hiçbir yerde
  • nowise:asla, hiçbir surette
  • noxious:muzır, tehlikeli, zararlı
  • noxiousness:muzırlık
  • nozzle:ağızlık, burun, hortum başı, ibrik ağzı
  • nozzles:ağızlık, burun, hortum başı, ibrik ağzı
  • nth:n’inci, son
  • nuance:ayırtı, ince fark, nüans
  • nub:esas, topak, yumru, yuvarlak çıkıntı
  • nubble:yumru
  • nubbly:yumrularla dolu
  • nubile:çekici, evlenecek yaşta, gelinlik
  • nubility:erginlik, evlenme çağı
  • nuclear:atom, atom bombası olan ülke, çekirdeksel, nükleer, nükleer başlıklı füze
  • nucleate:çekirdekleşmek, çekirdekleştirmek, çekirdekli
  • nucleated:çekirdekleşmek, çekirdekleştirmek
  • nuclei:esaslar
  • nucleolus:çekirdekçik
  • nucleon:çekirdek parçası, nükleon
  • nucleus:atom çekirdeği, çekirdek, nüve, öz, sinir hücreleri yığını
  • nude:çıplak, çıplak insan vücudu, çıplak resmi, çıplaklık, geçersiz, hükümsüz, nü, ten rengi
  • nudge:dirsekle dürtmek, dirseklemek, dürtmek, hafifçe dürtme, hafifçe dürtmek
  • nudging:dirsekle dürtmek, dirseklemek, dürtmek, hafifçe dürtmek
  • nudism:çıplak dolaşma merakı, çıplak yaşama öğretisi
  • nudist:çıplak dolaşan kimse, çıplaklık taraftarı kimse
  • nudity:çıplak insan figürü, çıplaklık, fakirlik, yokluk
  • nudnik:yapışkan tip
  • nugatory:abes, boş, değersiz, faydasız, hükümsüz
  • nugget:küçük değerli şey, külçe
  • nuggets:küçük değerli şey, külçe
  • nuisance:baş belâsı, belâ, dert, rahatsızlık, sıkıcı tip, sıkıntı
  • nuke:atom bombası, atom bombası ile tahrip etmek, nükleer reaktör
  • null:boş, geçersiz, hiç, hükümsüz, işe yaramaz, önemsiz, sıfır
  • nullification:etkisiz hale getirme, geçersiz kılma, iptal
  • nullified:etkisiz bırakmak, geçersiz kılmak, hükümsüz kılmak, iptal etmek
  • nullify:etkisiz bırakmak, geçersiz kılmak, hükümsüz kılmak, iptal etmek
  • nullity:boşluk, geçersizlik, hiç, hiçlik, iptal
  • numb:donakalmış, dondurmak, duygusuz, duygusuzlaştırmak, hissiz, hissizleştirmek, uyuşmuş, uyuşturmak, uyuşuk
  • numbed:dondurmak, duygusuzlaştırmak, hissizleştirmek, uyuşturmak
  • number:adet, hesaplamak, hoş şey, içermek, katılmak, katmak, miktar, müzik parçası, numara, numaralamak, rakam, sayı, sayı saymak, saymak, tip, yaşında olmak
  • numbered:numaralanmış, numaralı, sayılı
  • numbering:numara verme, numaralama
  • numberless:pek çok, sayısız
  • numbers:numaralar, sayılar
  • numbing:dondurmak, duygusuzlaştırmak, hissizleştirmek, uyuşturmak
  • numbness:hissizlik, uyuşma, uyuşukluk
  • numbskull:mankafa
  • numen:güdü
  • numerable:sayılabilir, sayılır
  • numeral:adet, rakam, sayı, sayı belirten sözcük, sayısal
  • numerate:numara vermek, numaralamak, rakamları okumak
  • numeration:numara okuma yöntemi, numaralama, sayılarla belirtme
  • numerator:pay
  • numerical:sayı belirten, sayıca, sayısal
  • numerology:numeroloji, rakamların gizli gücü bilimi
  • numerous:bir hayli, çok, çok sayıda, sayısız
  • numinous:akıl almaz, esrarlı
  • numismatic:madalyalar ile ilgili, madeni paralara ait
  • numismatics:madalya ve para bilgisi, nümismatik
  • numskull:ahmak, kalın kafalı, mankafa
  • nun:rahibe
  • nuncio:papalık elçisi
  • nuncupative:sözlü, yazılı olmayan
  • nunnery:rahibe manastırı
  • nun’s:rahibe
  • nuptial:düğün, evlenme, evlilik, gerdek, nikâh
  • nuptials:düğün, nikâh
  • nurse:bakıcı, bakıcılık yapmak, bakılmak, bakım, bakmak, besleme, beslemek, dadı, dert etmek, destekçi, emzirmek, hastabakıcı, hemşire, hemşirelik yapmak, ilgilenmek, işçi arı, işçi karınca, iyileştirmek, kafaya takmak, kollarına almak, meme emmek, özen göstermek, tedavi etmek
  • nurseling:bakım, iyi bakılmış çocuk, özenle büyütülmüş şey, süt çocuğu
  • nursemaid:bakıcı, bebek bakıcısı, dadı
  • nursery:anaokulu, bakımevi, çocuk odası, fidanlık, kreş, üretme çiftliği, yuva
  • nurseryman:fidanlık bahçıvanı
  • nurses:bakıcı, bakıcılık yapmak, bakılmak, bakım, bakmak, besleme, beslemek, dadı, dert etmek, destekçi, emzirmek, hastabakıcı, hemşire, hemşirelik yapmak, ilgilenmek, işçi arı, işçi karınca, iyileştirmek, kafaya takmak, kollarına almak, meme emmek, özen göstermek, tedavi etmek
  • nursing:bakıcılık, bakım, doğum, emzirme, hastabakıcılık, hemşirelik
  • nursling:bakım, iyi bakılmış çocuk, özenle büyütülmüş şey, süt çocuğu
  • nurture:bakım, besleme, beslemek, büyütmek, terbiye, terbiye etmek, yetiştirme, yetiştirmek, yiyecek
  • nurtured:beslemek, büyütmek, terbiye etmek, yetiştirmek
  • nurturing:beslemek, büyütmek, terbiye etmek, yetiştirmek
  • nut:çatlak, ceviz, ceviz toplamak, çılgın, delice sevme, fındık toplamak, kabuklu yemiş, kaçık, kafa, sap, somun
  • nutbrown:fındık rengi
  • nutcase:deli, kaçık
  • nutcracker:ceviz kıracağı, fındıkkıran, kanca burun ve çene, köknar kargası
  • nutgall:meşe mazısı, meşe palamudu
  • nuthatch:sıvacı kuşu
  • nuthouse:akıl hastanesi, tımarhane
  • nutmeg:küçük hindistan cevizi
  • nutria:güney amerika kunduzu
  • nutrient:besin, besin değeri yüksek, besleyici, gıda, yapı maddesi
  • nutrients:besin, gıda, yapı maddesi
  • nutriment:besin, gıda
  • nutrition:besin, besleme, beslenme, gıda
  • nutritional:besin, beslenme ile ilgili
  • nutritionist:besleme uzmanı, diyetisyen
  • nutritious:besleyici, gıdalı
  • nutritive:beslenme, besleyici, sindirim
  • nutritous:besleyici, gıdalı
  • nuts:çılgınlık, deli, hayalar, hoş şey, taşaklar
  • nuts!:asla!, halt etmişsin!, illallah!
  • nutshell:fındık kabuğu, kabuk
  • nutty:çatlak, ceviz gibi, deli, fındık dolu, kaçık, kafadan çatlak
  • nuzzle:burnu ile dürtmek, burnunu sürmek, sokulmak
  • nylon:naylon
  • nylons:naylon çorap, naylon giysiler
  • nymph:güzel kız, nimfa, orman perisi, su perisi, yenilebilir bir kurbağa
  • nymphet:çekici ve tahrik eden kız, seksi kız
  • nymphomania:aşırı seks arzusu, seks düşkünlüğü

 

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.