İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

R ile Başlayan İngilizce Kelimeler ve Anlamları


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

R ile başlayan İngilizce kelimeler ve anlamlarını aşağıda sıraladık. 1000 adet en çok kullanılan r harfi ile başlayan İngilizce kelime listesi;

  • r:r harfi
  • rabbet:birbirine geçirmek, lambalı geçme, lambalı geçme yapmak, oluk, oluk açmak, yiv
  • rabbi:haham, yahudi din adamı
  • rabbinate:hahamlar, hahamlık
  • rabbinical:hahama ait, hahamlarla ilgili
  • rabbit:acemi oyuncu, adatavşanı, korkak, kötü oyuncu, ödlek, tavşan
  • rabbit’s:acemi oyuncu, adatavşanı, korkak, kötü oyuncu, ödlek, tavşan
  • rabble:ayaktakımı, ayaktakımıdan kalabalık, gelberi, gelberi ile karıştırmak, gürültücü kalabalık
  • rabelaisian:rabelais gibi
  • rabid:bağnaz, fanatik, kudurmuş, kuduruk, kuduz, öfkeli
  • rabidness:çılgınlık, cinnet, fanatizm, kudurmuşluk, kuduzluk
  • rabies:kuduz
  • raccoon:rakun
  • race:acele ile yapmak, akıntı, at yarışı, cins, döl, familya, hayat, hızlı akmak, hızlı çalışmak, ırk, koşu, mücâdele, nesil, ömür, sınıf, soy, tad, tür, yarış, yarışa sokmak, yarışmak, yarıştırmak, yuva
  • racecourse:koşu yolu, parkur, yarış pisti
  • racehorse:yarış atı
  • raceme:çiçek salkımı, salkım
  • racemose:salkım şeklinde
  • racer:karayılan, koşucu, yarış arabası, yarış atı, yarış bisikleti, yarış motoru, yarışçı
  • races:acele ile yapmak, akıntı, at yarışı, cins, döl, familya, hayat, hızlı akmak, hızlı çalışmak, ırk, koşu, mücâdele, nesil, ömür, sınıf, soy, tad, tür, yarış, yarışa sokmak, yarışmak, yarıştırmak, yuva
  • racetrack:hipodrom, koşu yolu, parkur, yarış pisti
  • raceway:değirmen arkı, kablo kanalı
  • rachis:belkemiği, eksen, omurga, orta damar, rakis, tüy sapı
  • rachitic:raşitik
  • rachitis:raşitizm
  • racial:ırk, ırksal
  • racialism:ırkçılık
  • racialist:ırkçı
  • raciness:canlılık, hız, müstehcenlik, neşe, orijinallik
  • racing:at yarışları, koşma, yarış, yarışma
  • racism:ırkçılık
  • racist:ırkçı
  • rack:askı, askıya asmak, eziyet etmek, fıçıdan çekmek, gererek işkence yapmak, gergi, germek, işkence etmek, işkence sehpası, kirayı artırarak eziyet etmek, kirayı çok artırmak, kremayer, parmaklık, raf, rafa kaldırmak, rafa koymak, rahvan yürüyüş, rüzgarda uçuşmak, şarabın süzülmesi, uçan hafif bulut, uçuşan bulut, uzatmak, yemlik
  • racked:askıya asmak, eziyet etmek, fıçıdan çekmek, gererek işkence yapmak, germek, işkence etmek, kirayı artırarak eziyet etmek, kirayı çok artırmak, rafa kaldırmak, rafa koymak, rüzgarda uçuşmak, uzatmak
  • racket:cümbüş, curcuna, dolandırıcılık, eğlence, gününü gün etmek, gürültü, gürültü etmek, haraç, hayatın tadını çıkarmak, iş, kar ayakkabısı, kar raketi, meslek, raket, şamata, şantaj, şantajla para alma, telaş, velvele
  • racketeer:dolandırmak, düzenbaz, gangster, haraç almak, haraççı, karaborsacı, şantaj yapmak, şantajcı, şantajla para almak, vurguncu
  • racketeering:haraç kesme, para koparma, şantaj
  • rackety:gürültücü, gürültülü, şamatacı, şamatalı
  • racking:askıya asmak, eziyet etmek, fıçıdan çekmek, gererek işkence yapmak, germek, işkence etmek, kirayı artırarak eziyet etmek, kirayı çok artırmak, rafa kaldırmak, rafa koymak, rüzgarda uçuşmak, uzatmak
  • raconteur:hikâyeci, öykücü
  • racoon:rakun
  • racquet:kar ayakkabısı, kar raketi, raket
  • racy:açık saçık, aromatik, ateşli, baharatlı, canlı, müstehcen, özel bir tadı olan, özlü
  • rad:radikal
  • radar:radar
  • raddle:kırmızı tebeşir, kırmızıya boyamak
  • raddled:kırmızıya boyamak
  • radial:ışınsal, merkezden yayılan biçimde, önkol damarı, radyal, radyal sinir, yarıçapa ait, yarıçapsal, yayılan ışınlar biçiminde
  • radiance:aydınlık, görkem, ışıma, ışınım, nur, parlaklık, radyans, radyasyon
  • radiant:göz alıcı, ısı merkezi, ısı yayan, ışık saçan, ışıl ışıl, ışıma merkezi, ışın yayan, mutluluk saçan, parlak, radyant, saçılma noktası
  • radiate:bir merkezden yayılan, bir merkezden yayılmak, ışık saçmak, ışımak, ışın yaymak, ışınlı, neşe saçmak, saçmak, yayın yapmak, yaymak
  • radiated:bir merkezden yayılmak, ışık saçmak, ışımak, ışın yaymak, neşe saçmak, saçmak, yayın yapmak, yaymak
  • radiating:bir merkezden yayılmak, ışık saçmak, ışımak, ışın yaymak, neşe saçmak, saçmak, yayın yapmak, yaymak
  • radiation:ışıma, ışınım, radyasyon
  • radiator:kalorifer, radyatör, verici anten
  • radical:ana nota, esas, kök, kök halinde olan, kök işareti, köke ait olan, köken, köklü, köksel, kökten, köktenci, radikal
  • radicalism:köktencilik, radikallik
  • radicalize:radikalleştirmek
  • radically:esasen, kökünden, temelinden
  • radicals:ana nota, esas, kök, kök işareti, köken, radikal
  • radicle:kökçük, sinir kökü
  • radio:ışın tedavisi uygulamak, radyo, radyo istasyonu, radyo yayını, radyodan yayınlamak, radyografi yapmak, radyoterapi uygulamak, röntgen çekmek, telgraf, telsiz, telsizden yayınlamak, telsizle gelen haber
  • radioactive:ışınetkin, radyoaktif
  • radiogram:pikaplı radyo, radyogram, röntgen filmi, telsiz telgraf
  • radiograph:radyograf, radyografisini çıkarmak, röntgen filmi, röntgenini çekmek
  • radiography:radyografi, röntgen, röntgen filmi
  • radiological:radyoloji, röntgen
  • radiologist:radyolog, röntgen uzmanı
  • radioman:radyo operatörü
  • radiophone:radyofon, telsiz telefon
  • radiotelegram:telsiz telgraf
  • radiotelegraphy:telsiz telgraf
  • radiotelephone:radyotelefon, telsiz telefon
  • radiotherapy:ışın tedavisi, radyoterapi
  • radish:turp
  • radium:radyum
  • radius:çevre, erim, etki alanı, ispit, önkol kemiği, radyus, yarıçap
  • radix:kök, kök sözcük, sayı sistemindeki temel simge
  • raffia:lif sicim, rafya
  • raffish:gösterişçi, hovarda, rezil
  • raffle:çekiliş, çekilişe katılmak, eşya piyangosu, piyango, piyango çekmek, piyangoya koymak
  • raft:büyük miktar, sal, sal ile taşımak, sal yapmak, sala binmek, yığın
  • rafter:çatı kirişi, kiriş, sal yapan kimse
  • rafting:ırmakta sal ile ilerleme, rafting
  • raftsman:salcı
  • ragamuffin:baldırı çıplak, paçavralar içindeki kimse, pasaklı tip
  • ragbag:çaput torbası, kargaşa, karmaşa
  • rage:arzu, galeyan, gazap, hiddet, hırs, köpürme, köpürmek, kudurma, kudurmak, moda, öfke, rağbette olan şey, şiddetli esmek, şiddetli olmak, sinirinden kudurmak, tutku
  • ragged:bakımsız, cırlak, dağınık, düzensiz, eksik, karman çorman, kırpık kırpık, kulağı tırmalayan, lime lime, olmamış, pejmürde, pütürlü, yırtık pırtık
  • ragging:azarlamak, dağıtmak, dalga geçmek, herkesi ayağa kaldırmak, kaba şaka yapmak, paylamak, şamata yapmak
  • raging:köpürmek, kudurmak, şiddetli esmek, şiddetli olmak, sinirinden kudurmak
  • ragman:eskici
  • ragout:sebzeli yahni, yahni
  • ragpicker:paçavracı
  • rags:eski püskü giysiler
  • ragtag:ayaktakımı
  • ragtime:kesik tempolu caz müziği
  • raid:akın, akın etmek, baskın, baskın yapmak, basmak, çapul, hücum, hücum etmek, saldırı
  • raider:akıncı, çapulcu
  • raiding:akın etmek, baskın yapmak, basmak, hücum etmek
  • raids:akın, akın etmek, baskın, baskın yapmak, basmak, çapul, hücum, hücum etmek, saldırı
  • rail:ağzına geleni söylemek, azarlamak, demiryolu, dil uzatmak, korkuluk, küfretmek, parmaklık, parmaklıkla çevirmek, ray, ray döşemek, sövmek, sutavuğu, tırabzan, tırabzan koymak, trabzan, yakınmak
  • railhead:gar, rayların son bulduğu nokta, tren garı
  • railing:korkuluk, parmaklık, tırabzan, trabzan
  • railings:korkuluk, parmaklık, tırabzan, trabzan
  • raillery:alaya alma, kafa bulma, takılma
  • railroad:demiryolu, demiryolu ile taşımak, mecbur etmek, meclisten hızla geçirmek, tren yolu, zorlamak
  • railroader:demiryolu işçisi
  • railroading:demiryolu ile taşımak, mecbur etmek, meclisten hızla geçirmek, zorlamak
  • rails:raylar
  • railway:banliyö hattı, demiryolu, tren yolu
  • railwayman:demiryolu işçisi, demiryolu memuru
  • raiment:elbise, giysi
  • rain:rahmet, şakır şakır akmak, yağdırmak, yağmak, yağmur, yağmur yağmak, yağmuruna tutmak
  • rainbow:ebemkuşağı, gökkuşağı
  • raincoat:trençkot, yağmurluk
  • raincoats:trençkot, yağmurluk
  • rained:şakır şakır akmak, yağdırmak, yağmak, yağmur yağmak, yağmuruna tutmak
  • rainfall:sağanak, yağış miktarı
  • rainforest:tropikal orman, yağmur ormanı
  • raininess:çok yağmurlu olma, yağışlı hava, yağmurlu oluş
  • raining:şakır şakır akmak, yağdırmak, yağmak, yağmur yağmak, yağmuruna tutmak
  • rainless:kurak
  • rainmaker:yağmur yağdıran büyücü
  • rainproof:yağmur geçirmez, yağmurluk
  • rains:yağış, yağmur mevsimi, yağmurlar
  • rainstorm:yağmur fırtınası
  • rainy:yağışlı, yağmurlu
  • raise:artırmak, artış, ayağa kaldırmak, beslemek, büyütmek, çıkıntı, dikmek, kabartı, kabartmak, kaldırmak, karayı görmek, neden olmak, rampa, ruh çağırmak, son vermek, toplamak, yetiştirmek, yokuş, yol açmak, yükselme, yükseltmek, zam, zam yapmak
  • raised:kabarık, kabartma, kalkık, mayalanmış, mayalı, yükseltilmiş, zamlı
  • raisin:kuru üzüm
  • raising:kabartma, kaldırma, yükselen
  • raisins:kuru üzüm
  • raj:egemenlik, hakimiyet, hükümdarlık
  • raja:raca
  • rajah:raca
  • rake:araştırmak, arayıp taramak, çapkın, çapkın adam, eğiklik, fırın tarağı, gelberi, hovarda, taraklamak, taramak, tırmık, tırmıkla toplamak, tırmıklamak, uçarı, yan yatma, yan yatmak, zampara
  • raki:rakı
  • rakish:çapkın, direkleri arkaya doğru yatık, havalı, hızlı, hovarda, sefa pezevengi, şık, süratli
  • rakishness:hovardalık
  • rallied:canlandırmak, harekete geçirmek, iyileşmek, kafa bulmak, takılmak, toparlamak, toparlanmak, toplamak, toplanmak, yardımına koşmak, yeniden güç kazanmak, yeniden yükselmek
  • rally:araba yarışı, canlandırmak, harekete geçirmek, iyileşmek, kafa bulmak, miting, ralli, takılmak, toparlama, toparlamak, toparlanmak, toplamak, toplanma, toplanmak, toplantı, üst üste birkaç vuruş, yardımına koşmak, yeniden güç kazanmak, yeniden yükselme, yeniden yükselmek
  • rallying:toplama, toplanma
  • ram:çakmak, çarpmak, doldurmak, gemi mahmuzu, koç, mahmuz ile çarpmak, mancınık, şahmerdan, sokmak, su mengenesi, toslamak, vurmak, zorla tıkmak
  • ramadan:ramazan
  • ramble:abuk sabuk konuşmak, başıboş gezmek, boş boş dolaşmak, gezinme, ipsiz sapsız konuşmak, kıvrılarak uzanmak, konuyu dağıtmak, yayılıp büyümek, yayılmak
  • rambler:başıboş dolaşan kimse, sarmaşık gülü, serseri
  • rambling:bağlantısız, başıboş, başıboş tip, biçimsiz, boş boş dolaşan kimse, derme çatma, düzensiz, ipe sapa gelmez, saçma sapan, tutarsız
  • rambunctious:delişmen, gürültülü, neşeli, taşkın
  • ramification:dal, dallanıp budaklanma, dallanma, kol, kollara ayrılma, şube
  • ramifications:dal, dallanıp budaklanma, dallanma, kol, kollara ayrılma, şube
  • ramified:dallanmış
  • ramify:bölümlere ayırmak, çatallanmak, dal budak salmak, dallanmak, kollara ayrılmak
  • ramjet:tepkili jet
  • rammed:çakmak, çarpmak, doldurmak, mahmuz ile çarpmak, sokmak, toslamak, vurmak, zorla tıkmak
  • ramming:çakmak, çarpmak, doldurmak, mahmuz ile çarpmak, sokmak, toslamak, vurmak, zorla tıkmak
  • ramose:dallı
  • ramp:dolandırıcılık, dolap, kazık, köpürmek, kudurmak, rampa, şaha kalkmak, şahlanmak, yayılmak, yokuş
  • rampage:heyhey, kudurmak, öfkelenmek, sağa sola sataşmak, tantana
  • rampageous:azgın, kuduruk, sağa sola sataşan
  • rampancy:aşırılık, kudurma, şaha kalkma, şahlanma, taşkınlık
  • rampant:arka ayakları üzerine kalkmış, azgın, coşmuş, her tarafa yayılan, öfkeli, şahlanmış
  • rampart:kale duvarı, korunma, savunma, set, siper, sur
  • ramrod:harbi
  • ramshackle:harap, köhne, yıkılmak üzere
  • ranch:çiftlik, çiftlik işletmek, çiftlikte yaşamak, hayvan üretme çiftliği, hayvancılık yapmak
  • rancher:çiftlik işçisi, çiftlik sahibi, rençper
  • ranching:çiftlik işletmek, çiftlikte yaşamak, hayvancılık yapmak
  • ranchman:çiftlik işçisi, çiftlik sahibi, rençper
  • rancid:acımış, bozuk, ekşimiş, iğrenç, kokmuş, kokuşmuş
  • rancidity:bayatlama, bozulma, ekşime, kokuşmuşluk
  • rancidness:bayatlama, bozulma, ekşime, kokuşmuşluk
  • rancor:garez, hınç, kin, kuyruk acısı
  • rancorous:hınç besleyen, kinci
  • rancour:garez, hınç, kin, kuyruk acısı
  • rand:güney afrika parası
  • random:gelişigüzel, rasgele, tesadüfi
  • randomized:rasgele seçmek
  • randy:arsız, azgın, azgın erkek, inatçı, kuduruk, şehvetli
  • ranee:racanın karısı
  • rang:çalmak, çembere almak, çevrelemek, çınlatmak, daire içine almak, etrafını sarmak, halka biçiminde doğramak, halka geçirmek, kuşatmak, şıngırdamak, yüzük takmak
  • ranger:atlı polis, izci kız, korucu, orman bekçisi, orman muhafızı
  • rank:alâsı, aşama, bakımsız, bereketli, bol, bozulmuş, çok, derece, dizi, dizilmek, dizmek, gür, iğrenç, kaba, kaba saba, kokmuş, kokuşmuş, rütbe, rütbesi olmak, saf, sayılmak, saymak, sınıf, sıra, sıra olmak, sıraya koymak, tabaka, tam, verimli, yer vermek, yüksek rütbeli olmak
  • ranked:dizilmek, dizmek, rütbesi olmak, sayılmak, saymak, sıra olmak, sıraya koymak, yer vermek, yüksek rütbeli olmak
  • ranker:alaylı, er, erbaş
  • ranking:dizilmek, dizmek, rütbesi olmak, sayılmak, saymak, sıra olmak, sıraya koymak, yer vermek, yüksek rütbeli olmak
  • rankle:acısı geçmemek, için için yanmak, içine dert olmak, irin toplamak
  • rankness:bolluk, kabalık, kokmuşluk
  • ranks:aşama, derece, dizi, dizilmek, dizmek, rütbe, rütbesi olmak, saf, sayılmak, saymak, sınıf, sıra, sıra olmak, sıraya koymak, tabaka, yer vermek, yüksek rütbeli olmak
  • ransack:altını üstüne getirerek aramak, altüst etmek, yağma etmek
  • ransacked:altını üstüne getirerek aramak, altüst etmek, yağma etmek
  • ransacking:altını üstüne getirerek aramak, altüst etmek, yağma etmek
  • ransom:fidye, fidye ile kurtulma, fidye karşılığı bırakmak, fidye verip kurtarmak, günahını bağışlatmak, kefaret
  • rant:ağız kalabalığı, ateş püskürmek, atıp tutma, atıp tutmak, farfaralık, yüksekten atmak
  • ranter:metodist vaiz, palavracı, yüksekten atan tip
  • ranting:ateş püskürmek, atıp tutmak, yüksekten atmak
  • ranunculus:düğünçiçeği
  • rap:azarlama, beş para, çalmak, görüşme, hafif vuruş, hafifçe vurmak, kapı çalınması, mahkum etmek, metelik, sert eleştiri, şiddetle eleştirmek, suç, suçlama, tartışma, tıklatma, tıklatmak, tutuklamak, zerre
  • rapacious:açgözlü, gözü doymaz, hasis, yırtıcı, zorba
  • rapaciousness:açgözlülük, gözü doymama, hasislik, hırs, yırtıcılık
  • rapacity:açgözlülük, gözü doymama, hasislik, hırs, yırtıcılık
  • rape:gasp, gaspetmek, ırza tecavüz, ırzına geçme, ırzına geçmek, kaçırmak, kirletmek, kız kaçırma, kolza, küçük şalgam, tecâvüz, tecâvüz etmek, üzüm posası, zorla almak
  • raped:gaspetmek, ırzına geçmek, kaçırmak, kirletmek, tecâvüz etmek, zorla almak
  • raphael:raphael
  • rapid:ani, çabuk, dik, hızlı, ışığa hassas, sarp, seri
  • rapidfire:seri ateş
  • rapidity:hız, serilik, sürat
  • rapidly:çarçabuk, hızla, seri bir şekilde
  • rapidness:hız, serilik, sürat
  • rapids:nehrin akıntılı yeri, suyun en hızlı aktığı yer
  • rapier:ince kılıç, meç
  • rapine:yağma, yağmacılık
  • rapist:ırz düşmanı, tecâvüzcü
  • rapper:kapı tokmağı, kapıyı çalan kimse, tıklatan kimse
  • rapping:çalmak, hafifçe vurmak, mahkum etmek, şiddetle eleştirmek, tıklatmak, tutuklamak
  • rapport:anlaşma, dostça ilişki, ilişki, uyum
  • rapporteur:raportör, sözcü
  • rapprochement:barışma, uzlaşma, yeniden dost olma
  • raps:azarlama, beş para, çalmak, görüşme, hafif vuruş, hafifçe vurmak, kapı çalınması, mahkum etmek, metelik, sert eleştiri, şiddetle eleştirmek, suç, suçlama, tartışma, tıklatma, tıklatmak, tutuklamak, zerre
  • rapscallion:dayı, haylaz, kabadayı
  • rapt:kendinden geçmiş, mest, mest olmuş
  • raptorial:yırtıcı
  • rapture:kendinden geçme, mest olma
  • rapturous:coşkulu, kendinden geçmiş, mest eden, mest olmuş
  • rare:az bulunur, az pişmiş, bulunmaz, ender, nadir, olağanüstü, seyrek, seyreltik
  • rarefaction:seyreltme, yoğunluğunu azaltma
  • rarefied:arıtmak, seyrelmek, seyreltmek
  • rarefy:arıtmak, seyrelmek, seyreltmek
  • rarely:ayda yılda bir, nadiren, seyrek olarak
  • rareness:az bulunma, enderlik, nadide şey, seyreklik
  • raring:can atan, çok istekli
  • rarity:az bulunma, enderlik, nadide şey, seyreklik
  • rascal:afacan, ahlaksız, alçak herif, alçak kimse, çapkın, hayta, hovarda, kerata, kötülük eden kimse, namussuz, rezil, serseri
  • rascality:ahlaksızlık, çapkınlık, hovardalık, namussuzluk
  • rascally:ahlaksız, alçak, alçakça, aşağılık, namussuz, namussuzca
  • rash:aceleci, atak, düşüncesiz, isilik, kaşıntı, kurdeşen, sabırsız
  • rasher:domuz pastırması dilimi, domuz salamı dilimi
  • rashes:isilik, kaşıntı, kurdeşen
  • rashly:acele ile, düşüncesizce, düşünmeden, hesapsızca, palas pandıras, paldır küldür
  • rashness:acelecilik, düşüncelilik, ihtiyatsızlık
  • rasp:eğe, eğelemek, kızgın bir sesle söylemek, kulak tırmalamak, rencide etmek, sinir etmek, sinirini bozmak, törpü, törpü sesi, törpülemek, yaralamak
  • raspberry:ağaççileği, ahududu
  • rasped:eğelemek, kızgın bir sesle söylemek, kulak tırmalamak, rencide etmek, sinir etmek, sinirini bozmak, törpülemek, yaralamak
  • rasping:eğeleme, gıcırtılı, kulak tırmalayan ses, kulak tırmalayıcı, talaş, törpüleme, yonga
  • rat:dönek, döneklik etmek, fare, fare avlamak, grev bozucu, greve katılmamak, hain, hainlik etmek, ihanet etmek, ihbar etmek, ispiyoncu, ispiyonlamak, kalleş, muhbir, parti değiştiren milletvekili, parti değiştirmek, sıçan
  • ratable:değer biçilebilir, vergilendirilebilir, vergiye tabi
  • ratbag:gıcık tip, sevilmeyen kimse, sinir tip
  • ratch:dişli çark mandalı, kastanyola, mandal
  • ratchet:dişli çark mandalı, kastanyola, mandal
  • rate:addetmek, azarlamak, bedel, belediye vergisi, değer, değer biçmek, derece, emlâk vergisi, fırça atmak, fiyat belirlemek, hak etmek, kur, layık olmak, olarak görmek, oran, posta ücreti, rayiç, sayılmak, saymak, sınıf, sınıflandırmak, ücret
  • rated:değerlendirilmiş, değerlenmiş, vergiye tabi
  • ratel:hint porsuğu
  • ratepayer:vergi yükümlüsü
  • rates:addetmek, azarlamak, bedel, belediye vergisi, değer, değer biçmek, derece, emlâk vergisi, fırça atmak, fiyat belirlemek, hak etmek, kur, layık olmak, olarak görmek, oran, posta ücreti, rayiç, sayılmak, saymak, sınıf, sınıflandırmak, ücret
  • rather:aksine, az çok, bayağı, bilâkis, daha doğrusu, daha iyisi, iyisimi, oldukça, tercihen
  • rathskeller:bodrumdaki bar, bodrumdaki lokanta
  • ratification:onay, onaylama, tasdik
  • ratified:onamak, onaylamak, tasdik etmek
  • ratify:onamak, onaylamak, tasdik etmek
  • rating:azarlama, değerlendirme, derece, fırça, izlenme oranı, rating, sınıflandırma, vergi oranı, verim
  • ratings:azarlama, değerlendirme, derece, fırça, izlenme oranı, rating, sınıflandırma, vergi oranı, verim
  • ratio:oran, orantı, rasyo
  • ratiocinate:aklen tartma, muhakeme etme, usavurum
  • ration:istihkak, karne ile vermek, tayın, tayına bağlamak, yiyecek payı
  • rational:akılcı, akla yatkın, mantıklı, oranlı, rasyonel
  • rationale:gerekçe, mantık, mantıklı açıklama
  • rationalisation:akla yatkın hale getirme, rasyonalizasyon, rasyonelleştirme
  • rationalise:akılcı olmak, akla uygun hale getirmek, örgütlemek, rasyonel sayıya çevirmek, rasyonelleştirmek, teşkilatlandırmak
  • rationalising:akılcı olmak, akla uygun hale getirmek, örgütlemek, rasyonel sayıya çevirmek, rasyonelleştirmek, teşkilatlandırmak
  • rationalism:akılcılık, rasyonalizm
  • rationalist:akılcı, rasyonalist, rasyonel
  • rationalistic:akılcı, rasyonel
  • rationality:akla uygunluk, mantık, rasyonellik
  • rationalization:akla yatkın hale getirme, rasyonalizasyon, rasyonelleştirme
  • rationalize:akılcı olmak, akla uygun hale getirmek, örgütlemek, rasyonel sayıya çevirmek, rasyonelleştirmek, teşkilatlandırmak
  • rationalizing:akılcı olmak, akla uygun hale getirmek, örgütlemek, rasyonel sayıya çevirmek, rasyonelleştirmek, teşkilatlandırmak
  • rationally:mantıklı bir biçimde, rasyonel bir şekilde
  • rationing:tayına bağlama
  • rations:erzak, zahire
  • ratsbane:arsenik, fare zehiri, sıçanotu
  • rattan:duvar yosunu, hazaren
  • ratten:makineleri bozmak, sabotaj yapmak, sabote etmek
  • ratter:avcı kedi, dönek, fare avcısı kedi, fare avcısı köpek, hain, ispiyoncu
  • rattle:bozmak, çançan, çıngırak, çıngıraklı bir bitki, çıngırdak, çok konuşmak, dırdır, dırdır etmek, gevezelik, hırıldamak, hırıltı, hırıltı yapmak, şaşırtmak, sinir etmek, takırdamak, takırtı, tıkırdatmak, tıngırdamak, tıngırtı, vırvır, vırvır etmek
  • rattlebrain:dırdırcı, geveze, vırvırcı
  • rattlebrained:beyinsiz, boş kafalı, mankafa
  • rattled:bozmak, çok konuşmak, dırdır etmek, hırıldamak, hırıltı yapmak, şaşırtmak, sinir etmek, takırdamak, tıkırdatmak, tıngırdamak, vırvır etmek
  • rattleheaded:beyinsiz, boş kafalı, mankafa
  • rattler:çıngıraklı yılan
  • rattlesnake:çıngıraklı yılan
  • rattletrap:hurda, kırık dökük şey, külüstür, külüstür araba
  • rattling:çok, hareketli, pek, son derece, takır tukur, tıkır tıkır, tıkırtı, vızır vızır
  • ratty:asabi, fare gibi, fareli, harap, huysuz, kılıksız, köhne, pasaklı, rüküş, sinirli, yıkık dökük
  • raucous:boğuk, kısık
  • raunchy:boşboğaz, dobra, şapşal, şom ağızlı
  • ravage:harap etmek, kırıp geçirmek, tahrip, tahrip etkisi, yıkıcı etki, yıkım, yıkmak, zarar
  • ravaged:harap etmek, kırıp geçirmek, yıkmak
  • ravages:harap etmek, kırıp geçirmek, tahrip, tahrip etkisi, yıkıcı etki, yıkım, yıkmak, zarar
  • ravaging:harap etmek, kırıp geçirmek, yıkmak
  • rave:abuk sabuk konuşmak, çıldırmak, çılgın parti, çılgınlık, coşku, coşkulu tezahürat, deli olma, deli olmak, hayran olmak, kudurmak, küplere binmek, saçmalamak
  • ravel:çözmek, çözülmek, dolaşıklık, dolaştırmak, kaçmış ilmek, karışıklık, karıştırmak, sökmek, sökük iplik, sökülmek, tel tel ayırmak
  • raveled:çözmek, çözülmek, dolaştırmak, karıştırmak, sökmek, sökülmek, tel tel ayırmak
  • raveling:çözmek, çözülmek, dolaştırmak, karıştırmak, sökmek, sökülmek, tel tel ayırmak
  • ravelling:çözmek, çözülmek, dolaştırmak, karıştırmak, sökmek, sökülmek, tel tel ayırmak
  • raven:aç olmak, av aramak, hasret olmak, kara karga, kuzgun, kuzguni, oburca yemek, simsiyah, susamak, yağmalamak, yiyip bitirmek
  • ravening:aç olmak, av aramak, hasret olmak, oburca yemek, susamak, yağmalamak, yiyip bitirmek
  • ravenous:aç, aç kurt gibi, açgözlü, gözü aç, gözü dönmüş, obur, pisboğaz, yırtıcı
  • raver:homoseksüel
  • raves:abuk sabuk konuşmak, çıldırmak, çılgın parti, çılgınlık, coşku, coşkulu tezahürat, deli olma, deli olmak, hayran olmak, kudurmak, küplere binmek, saçmalamak
  • ravine:dağ geçidi, dar ve derin vadi
  • raving:çılgın, çılgınlık, deli saçması, fantastik, gözü dönmüş, kudurmuş, olağanüstü, saçma, zırva
  • ravings:çılgınlık, deli saçması, zırva
  • ravioli:italyan mantısı, ravioli
  • ravish:gaspetmek, ırzına geçmek, kaçırmak, kâlbini çalmak, kendinden geçirmek, mest etmek, tecâvüz etmek, tutkun etmek
  • ravisher:alçak, tecâvüzcü, zorba
  • ravishing:aklını başından alan, büyüleyici, çekici, mest eden
  • raw:acemi, açık, açık saçık, açık yara, bamteli, çiğ, deneyimsiz, derisi soyulmuş, derisi soyulmuş yer, haksız, ham, hammadde, hassas, hassas nokta, işlenmemiş, kavrulmamış, müstehcen, olmamış, pişmemiş, saf, soğuk ve rutubetli, taze, toy, yara
  • rawboned:bir deri bir kemik, iskelet gibi, kemikleri sayılan
  • rawhide:ham deri, kamçı
  • rawness:acemilik, çiğlik, derisi soyulma, hamlık, rutubet, sıyrık, toyluk
  • ray:ışık huzmesi, ışık saçmak, ışıklandırmak, ışımak, ışın, ışın tedavisi yapmak, ışın yaymak, iz, kanat kılçığı, kedibalığı, röntgenini çekmek, tırpana, zerre
  • rayon:reyon, yapay ipek
  • rays:ışık huzmesi, ışık saçmak, ışıklandırmak, ışımak, ışın, ışın tedavisi yapmak, ışın yaymak, iz, kanat kılçığı, kedibalığı, röntgenini çekmek, tırpana, zerre
  • raze:ortadan kaldırmak, temelinden yıkmak, yerle bir etmek
  • razed:ortadan kaldırmak, temelinden yıkmak, yerle bir etmek
  • razing:ortadan kaldırmak, temelinden yıkmak, yerle bir etmek
  • razor:tıraş makinesi, ustura
  • razorback:fin balinası
  • razorblade:jilet, jilet bıçağı, tıraş bıçağı
  • razors:tıraş makinesi, ustura
  • razz:ağır eleştiri, ağır eleştirmek, alay etmek, dalga geçmek
  • razzia:akın, köle toplama, yağma
  • rcycling:geri dönüşüm, yeniden kullanım
  • re:dair, falan, filanca, hakkında
  • reaaonable:akılcı, akıllı, akla uygun, akla yatkın, makul, mantıklı
  • reabsorb:tekrar emmek
  • reach:alan, bulmak, çarpmak, erim, erişme, erişmek, etkilemek, geçirmek, idrak etmek, iletişim sağlamak, isabet ettirmek, kavrama gücü, kavrayış, menzil, ulaşılabilecek uzaklık, ulaşmak, uzanıp vermek, uzanma, uzanmak, uzatmak, varmak, vermek, yetişmek
  • reachable:ulaşılabilir, yetişilir
  • reached:bulmak, çarpmak, erişmek, etkilemek, geçirmek, idrak etmek, iletişim sağlamak, isabet ettirmek, ulaşmak, uzanıp vermek, uzanmak, uzatmak, varmak, vermek, yetişmek
  • reaches:alan, bulmak, çarpmak, erim, erişme, erişmek, etkilemek, geçirmek, idrak etmek, iletişim sağlamak, isabet ettirmek, kavrama gücü, kavrayış, menzil, ulaşılabilecek uzaklık, ulaşmak, uzanıp vermek, uzanma, uzanmak, uzatmak, varmak, vermek, yetişmek
  • reaching:bulmak, çarpmak, erişmek, etkilemek, geçirmek, idrak etmek, iletişim sağlamak, isabet ettirmek, ulaşmak, uzanıp vermek, uzanmak, uzatmak, varmak, vermek, yetişmek
  • react:karşı etki yapmak, tepki yapmak, tepkimek
  • reacting:karşı etki yapmak, tepki yapmak, tepkimek
  • reaction:alerji, geri tepme, gericilik, irtica, karşı kuvvet, reaksiyon, tepki, tepkime, tepme
  • reactionary:gerici, irticacı, sağcı
  • reactivate:tekrar çalıştırmak, tekrar devreye sokmak, yeniden yürürlüğe koymak
  • reactive:duyarlı, tepki gösteren, tepkili
  • reactor:reaktör, tepki bobini
  • read:anlamak, anlamına gelmek, aydın, bilgili, çözmek, eğitimini görmek, okuluna gitmek, okumak, okumuş, okunan, okunmak, sökmek, yorumlamak
  • readable:okumaya değer, okunabilir, okunaklı
  • readdress:yeni adresle göndermek
  • reader:antoloji, doçent, eleştirmen, okuma kitabı, okur, okutman, okuyucu
  • readers:antoloji, doçent, eleştirmen, okuma kitabı, okur, okutman, okuyucu
  • reader’s:antoloji, doçent, eleştirmen, okuma kitabı, okur, okutman, okuyucu
  • readership:doçentlik, okur sayısı, okutmanlık, okuyucu sayısı
  • readily:çabucak, can atarak, isteyerek, kolayca, seve seve
  • readiness:atiklik, çabukluk, can atma, gönüllülük, hazır olma, hızlılık, istek
  • reading:bilgililik, kanaat, konferans, okuma, okumuşluk, ölçüm, yorum
  • readjust:ayarını düzeltmek, tekrar ayarlamak, yeniden düzenlemek
  • readjustment:ayar, düzeltme, reorganizasyon, tekrar düzenleme, yeniden ayarlama
  • readmission:yeniden kabul edilme
  • readmit:tekrar kabul etmek
  • ready:amade, becerikli, çabuk, el altındaki, eldeki, gönüllü, gündelik, hazır, hazır para, hazırlıklı, her günkü, hızlı, istekli, klişeleşmiş, kolay, kullanıma hazır, nakit, peşin para, razı
  • readymade:hazır, hazır giyim, konfeksiyon
  • reaffirm:tekrar doğrulamak, tekrar iddia etmek, yeniden onaylamak
  • reaffirmation:tekrar iddia etme, yeniden doğrulama
  • reaffirmed:tekrar doğrulamak, tekrar iddia etmek, yeniden onaylamak
  • reagent:ayıraç, denek, miyar, reaksiyon, reaktif, tepki
  • real:aktif, asıl, cidden, etkin, gerçek, gerçekten, hakiki, real, reel, sabit, saf, sahici, sahiden, taşınmaz
  • realestate:emlâk, gayrimenkul, taşınmaz mal
  • realiable:emin, emniyetli, güvenilir, güvenli, inanılır
  • realisation:anlama, gerçekleşme, gerçekleştirme, idrak, kavrayış, nakte çevirme, paraya çevirme
  • realise:aklında bulundurmak, anlamak, farketmek, farkına varmak, gerçekleştirmek, idrak etmek, kâr etmek, kavramak, kazanmak, paraya çevirmek, uygulamak
  • realism:gerçekçilik, realizm
  • realist:gerçekçi, gerçekçi kimse, realist, realist kimse
  • realistic:gerçeğe uygun, gerçekçi, realist
  • reality:gerçek, gerçeklik, gerçekte var olan şeyler, hakikat, realite
  • realizable:gerçekleştirilebilir, paraya çevrilebilir
  • realization:anlama, gerçekleşme, gerçekleştirme, idrak, kavrayış, nakte çevirme, paraya çevirme
  • realize:aklında bulundurmak, anlamak, farketmek, farkına varmak, gerçekleştirmek, idrak etmek, kâr etmek, kavramak, kazanmak, paraya çevirmek, uygulamak
  • realized:aklında bulundurmak, anlamak, farketmek, farkına varmak, gerçekleştirmek, idrak etmek, kâr etmek, kavramak, kazanmak, paraya çevirmek, uygulamak
  • realizes:aklında bulundurmak, anlamak, farketmek, farkına varmak, gerçekleştirmek, idrak etmek, kâr etmek, kavramak, kazanmak, paraya çevirmek, uygulamak
  • realizing:aklında bulundurmak, anlamak, farketmek, farkına varmak, gerçekleştirmek, idrak etmek, kâr etmek, kavramak, kazanmak, paraya çevirmek, uygulamak
  • really:aslında, cidden, gayet, gerçekten, kesin olarak, kesinlikle, mutlâka, sahiden
  • realm:alan, alem, diyar, krallık, ülke
  • realms:alan, alem, diyar, krallık, ülke
  • realtor:emlâkçı
  • realty:emlâk, gayrimenkul, taşınmaz mal
  • ream:çukuru genişletmek, deliği genişletmek, delik açmak, delmek, kâğıt topu, sıkmak, suyunu çıkarmak
  • reamer:delik genişletici, meyve presi, rayba, sıkacak
  • reams:çukuru genişletmek, deliği genişletmek, delik açmak, delmek, kâğıt topu, sıkmak, suyunu çıkarmak
  • reanimate:tekrar canlandırmak, yeniden canlandırmak
  • reanimated:tekrar canlandırmak, yeniden canlandırmak
  • reanimating:tekrar canlandırmak, yeniden canlandırmak
  • reap:biçmek, hasat etmek, kaldırmak, kazanmak, para yapmak
  • reaper:biçerdöver, orakçı
  • reaping:hasat
  • reappear:tekrar görünmek, tekrar ortaya çıkmak
  • reappearance:tekrar görünme, yeniden ortaya çıkma
  • reapply:tekrar başvurmak, yeniden uygulamak
  • reappraisal:tekrar inceleme, yeniden değerlendirme
  • reappraise:tekrar değer biçmek, yeniden değerlendirmek
  • reaps:biçmek, hasat etmek, kaldırmak, kazanmak, para yapmak
  • rear:arka, arka taraf, arkadaki, art, büyütmek, dikmek, geri, geri plân, inşa etmek, kaldırmak, kıç, popo, şahlanmak, ters taraf, tuvalet, yetiştirmek, yukarı kaldırmak, yükseltmek
  • rearguard:artçı, dümdar
  • rearing:büyütmek, dikmek, inşa etmek, kaldırmak, şahlanmak, yetiştirmek, yukarı kaldırmak, yükseltmek
  • rearm:modernize etmek, yeniden silahlandırmak, yeniden silahlanmak
  • rearmost:en arkadaki, en gerideki
  • rearrange:yeniden düzeltmek
  • rearranging:yeniden düzeltmek
  • rearward:arka, arkadaki, arkaya doğru, geri, geriye doğru
  • rearwards:arkaya doğru, geriye doğru
  • reason:adalet, akıl, bulmak, çözmek, düşünmek, düşünüp taşınmak, etraflıca düşünmek, gerekçe, görüşmek, hikmet, ikna etmeye çalışmak, insaf, kanıtlamaya çalışmak, konuşmak, mantık, mantıklı davranmak, muhakeme etmek, neden, sağduyu, sebep, sonuç çıkarmak, sonuca varmak, us, usavurmak, uslamlamak
  • reasonable:akılcı, akıllı, akla uygun, akla yatkın, makul, mantıklı
  • reasonably:akla uygun olarak, epey, makul bir şekilde, mantıklı olarak, oldukça
  • reasoned:bulmak, çözmek, düşünmek, düşünüp taşınmak, etraflıca düşünmek, görüşmek, ikna etmeye çalışmak, kanıtlamaya çalışmak, konuşmak, mantıklı davranmak, muhakeme etmek, sonuç çıkarmak, sonuca varmak, usavurmak, uslamlamak
  • reasoning:düşünce, kanıtlar, mantık, mantıklı düşünme, muhakeme, nedenler, tümevarım, usavurma
  • reassemble:tekrar kurmak, yeniden monte etmek
  • reassert:tekrar otorite kullanmak, tekrar savunmak, yeniden ileri sürmek
  • reassurance:doyurma, güvence, içini rahatlatma, reasürans, yeniden güven verme, yenilenmiş sigorta
  • reassure:güvence vermek, güvenini tazelemek, sigortayı yenilemek, tekrar sigortalamak, yeniden güven vermek
  • reassured:güvence vermek, güvenini tazelemek, sigortayı yenilemek, tekrar sigortalamak, yeniden güven vermek
  • reassuring:güvence vermek, güvenini tazelemek, sigortayı yenilemek, tekrar sigortalamak, yeniden güven vermek
  • reatment:davranış, işlem, işleyiş, muamele, tedavi
  • reave:yağmalamak, zaptetmek, zorla almak
  • reaver:istilacı, yağmacı
  • rebate:iade, indirim, para iadesi
  • rebel:asi, ayaklanan, ayaklanmak, başkaldırmak, isyan etmek, isyancı
  • rebelling:ayaklanmak, başkaldırmak, isyan etmek
  • rebellion:ayaklanma, başkaldırma, isyan
  • rebellious:asi, inatçı, isyancı, isyankâr, serkeş
  • rebirth:canlanma, rönesans, yeniden doğuş
  • rebore:büyütmek, deliği genişletmek
  • reborn:yeniden doğmuş
  • rebound:çarpıp geri gelmek, geri gelme, geri tepme, reaksiyon, rezonans, sekme, sekmek, tepki, yankı, yankılanmak, yansıma, yansımak, yeniden ciltlenmiş
  • rebounding:çarpıp geri gelmek, sekmek, yankılanmak, yansımak
  • rebroadcast:naklen yayın, naklen yayınlamak, tekrar yayınlama, tekrar yayınlamak, tekrarlamak
  • rebroadcasting:naklen yayınlamak, tekrar yayınlamak, tekrarlamak
  • rebuff:geri çevirme, geri çevirmek, ret, ters cevap, ters cevap vermek, terslemek
  • rebuild:yeniden inşa etmek, yeniden yapmak, yenilemek
  • rebuilding:yeniden inşa etmek, yeniden yapmak, yenilemek
  • rebuilt:yeniden inşa etmek, yeniden yapmak, yenilemek
  • rebuke:azar, azarlama, azarlamak, paylamak, sitem, sitem etmek
  • rebus:resimli bilmece
  • rebut:aksini ispat etmek, çürütmek, reddetmek
  • rebuttal:aksini ispat etme, çürütme, yanlış olduğunu kanıtlama
  • rebutter:davalının ikinci cevabı
  • recalcitrance:aksilik, inatçılık, söz dinlemezlik
  • recalcitrant:aksi, inatçı, söz dinlemez
  • recalcitrate:aksilik etmek, inat etmek, karşı gelmek, söz dinlememek
  • recall:anımsamak, anımsatma, azletme, dönmek, feshetme, geri alma, geri almak, geri çağırma, geri çağırmak, geri çekme, geri çekmek, geri isteme, geri istemek, hatırlama, hatırlamak, hatırlatma, hatırlatmak, iptal, uyandırmak
  • recalling:anımsamak, dönmek, geri almak, geri çağırmak, geri çekmek, geri istemek, hatırlamak, hatırlatmak, uyandırmak
  • recant:caymak, dönmek, fikrini değiştirmek, sözünü geri almak, vazgeçmek
  • recantation:cayma, sözünü geri alma, vazgeçme
  • recap:kaplamak, tekrar, tekrar özetlemek, tekrarlama, tekrarlamak, yeniden özetleme
  • recapitulate:tekrarlamak, yeniden özetlemek, yinelemek
  • recapitulation:tekrar, tekrarlama, yeniden özetleme
  • recapture:geri almak, hatırlamak, tekrar ele geçirilen şey, yeniden alma, yeniden ele geçirmek, yeniden istila etmek, yeniden zaptetme
  • recast:değişiklik, değişiklik yapmak, değiştirme, değiştirmek, şeklini değiştirmek, yeniden biçimlendirme, yeniden biçimlendirmek, yeniden dökme, yeniden dökmek, yeniden hesaplamak
  • recasting:değişiklik yapmak, değiştirmek, şeklini değiştirmek, yeniden biçimlendirmek, yeniden dökmek, yeniden hesaplamak
  • recede:çekilmek, düşmek, geri çekilmek, geri gitmek, geri plâna geçmek, gerilemek, ortadan kaybolmak, uzaklaşmak, vazgeçmek
  • receding:basık, içe çökük
  • receipt:alındı, alınma, alma, fiş, fiş vermek, hasılat, kazanç, makbuz, makbuz vermek, reçete, tarife, yemek tarifi
  • receipts:alındı, alınma, alma, fiş, fiş vermek, hasılat, kazanç, makbuz, makbuz vermek, reçete, tarife, yemek tarifi
  • receivable:alacak, alınabilir, kabul edilebilir
  • receive:ağırlamak, almak, başına gelmek, çekmek, evsahipliği yapmak, kabul etmek, kaldırmak, karşılamak, parasını almak, teslim almak, uğramak
  • received:geçer, geçerli, kabul edilmiş, teslim alınmış
  • receiver:ahize, alıcı, icra memuru, kabul eden kimse, tahsildar, toplama kabı, yataklık eden, yediemin
  • receivership:tasfiye halinde bulunma, yedieminlik
  • receiving:alış, kabul, yataklık, yayını alma
  • recency:yakın zamanda olma, yenilik
  • recension:düzeltilmiş metin, düzeltme
  • recent:son, son günlerdeki, yeni
  • recently:bu günlerde, geçenlerde, son günlerde, yakınlarda, yeni
  • receptacle:çiçek tablası, depo, duy, hazne, kap, priz, zarf
  • reception:alış, alma, kabul, karşılama, resepsiyon, tepki
  • receptionist:karşılama görevlisi, resepsiyoner, resepsiyonist
  • receptive:anlayışlı, çabuk kavrayan, yeni fikirlere açık
  • receptivity:alıcının gücü, çabuk kavrama, yayını alma kalitesi
  • recess:ara, ara vermek, boşluğa yerleştirmek, girinti, girinti yapmak, gizli yer, kovuk, mola, oymak, paydos etmek, tatil, tatil olmak, yatak, yer açmak, yuva
  • recessed:ara vermek, boşluğa yerleştirmek, girinti yapmak, oymak, paydos etmek, tatil olmak, yer açmak
  • recesses:ara, ara vermek, boşluğa yerleştirmek, girinti, girinti yapmak, gizli yer, kovuk, mola, oymak, paydos etmek, tatil, tatil olmak, yatak, yer açmak, yuva
  • recession:durgunluk, düşüş, geri çekilme, gerileme, girinti
  • recessional:ara, durgunluk, düşüş, gerileme, kapanış, tatil
  • recessive:gerileyen
  • recharge:tekrar hücum etmek, tekrar yüklemek, yeniden şarj etmek
  • recharging:tekrar hücum etmek, tekrar yüklemek, yeniden şarj etmek
  • recherche:nadide, özenle seçilmiş, seçilmiş, seçme, yapmacık tavırlı kimse, zarif
  • recherché:nadide, özenle seçilmiş, seçilmiş, seçme, yapmacık tavırlı kimse, zarif
  • recidivism:yeniden suç işleme eğilimi
  • recidivist:sabıkalı, tekrar suç işleyen sabıkalı
  • recidivous:sabıkalı
  • recipe:reçete, tarife, yemek tarifi
  • recipes:reçete, tarife, yemek tarifi
  • recipient:alan, alan kimse, alıcı, duyarlı, hassas, yatkın
  • recipients:alan kimse, alıcı
  • reciprocal:çift taraflı, evrik, işteş, karşılıklı, karşıt
  • reciprocally:karşılıklı olarak
  • reciprocate:acısını çıkarmak, aşağı yukarı işlemek, karşılık vermek, karşılıklı olmak, karşılıklı yapmak
  • reciprocated:acısını çıkarmak, aşağı yukarı işlemek, karşılık vermek, karşılıklı olmak, karşılıklı yapmak
  • reciprocating:karşılıklı, karşıt, pistonlu
  • reciprocation:ileri geri çalışma, karşılık, karşılık verme, karşılıklı değişme, karşılıklı etki, karşılıklı ilişki
  • reciprocity:karşılıklı olma, karşılıklılık, karşıtlık
  • recital:anlatma, beyan, ezberden okuma, hikâye, ifade, öykü, resital, solist konseri
  • recitation:anlatma, ezberden okuma, ezberlenen parça, nakletme
  • recitative:konuşur gibi okuma, konuşur gibi okunan beste
  • recite:belgelerle anlatmak, ezberden okumak, ezbere anlatmak, sayıp dökmek
  • reciter:ezberden okuyan kimse, ezberlenecek kitap
  • reck:dikkatli olmak, düşünmek
  • reckless:aldırışsız, atak, atılgan, çekinmesiz, düşüncesiz, kayıtsız, lakayt, laubali, pervasız, umursamaz
  • recklessly:çekinmeden, dikkatsizce, düşünmeden, lakaytca, sakınmadan, umursamazca
  • recklessnes:dikkatsizlik, düşüncesizlik, pervasızlık, umursamazlık
  • recklessness:dikkatsizlik, düşüncesizlik, pervasızlık, umursamazlık
  • reckon:hesap etmek, hesaplamak, hükmetmek, saymak
  • reckoner:hesaplayan kimse, sayan kimse
  • reckoning:hesap, hesap pusulası, hesaplama, hesaplaşma, konum hesabı, sayma, yer belirleme
  • reclaim:değerlendirmek, düzeltmek, evcilleştirmek, geliştirmek, geri çağırmak, geri istemek, iadesini istemek, ıslah etmek, medenileştirmek, yeniden kullanmak, yola getirmek
  • reclaimable:düzeltilebilir, evcilleştirilebilir, ıslah edilebilir, iyileştirilebilir, tarıma elverişli hale getirilebilir, tekrar kullanılabilir
  • reclamation:arazi kazanma, değerlendirme, geri isteme, iadesini isteme, ıslah, iyileştirme, tarıma uygunlaştırma, yeniden kullanma
  • recline:arkaya yatmak, birbirine dayamak, dayamak, uzanmak, yaslanmak, yatmak
  • reclining:arkaya yatmak, birbirine dayamak, dayamak, uzanmak, yaslanmak, yatmak
  • recluse:keşiş, köşesine çekilmiş, köşesine çekilmiş kimse, toplumdan uzak, toplumdan uzak yaşayan kimse, uzak
  • recognisable:ayırt edilebilir, farkedilebilir, tanınabilir
  • recognise:ayırt etmek, farketmek, farkına varmak, itiraf etmek, kabul etmek, onaylamak, söz hakkı tanımak, takdir etmek, tanımak
  • recognised:ayırt etmek, farketmek, farkına varmak, itiraf etmek, kabul etmek, onaylamak, söz hakkı tanımak, takdir etmek, tanımak
  • recognising:ayırt etmek, farketmek, farkına varmak, itiraf etmek, kabul etmek, onaylamak, söz hakkı tanımak, takdir etmek, tanımak
  • recognition:doğrulama, kabul, onaylama, onaylanma, takdir, tanıma, tanınma, tanıtma
  • recognizable:ayırt edilebilir, farkedilebilir, tanınabilir
  • recognizance:kefalet, tanıma, teminât
  • recognizant:bilen, onaylayan, tanıyan
  • recognize:ayırt etmek, farketmek, farkına varmak, itiraf etmek, kabul etmek, onaylamak, söz hakkı tanımak, takdir etmek, tanımak
  • recognized:ayırt etmek, farketmek, farkına varmak, itiraf etmek, kabul etmek, onaylamak, söz hakkı tanımak, takdir etmek, tanımak
  • recognizes:ayırt etmek, farketmek, farkına varmak, itiraf etmek, kabul etmek, onaylamak, söz hakkı tanımak, takdir etmek, tanımak
  • recognizing:ayırt etmek, farketmek, farkına varmak, itiraf etmek, kabul etmek, onaylamak, söz hakkı tanımak, takdir etmek, tanımak
  • recoil:geri çekilme, geri çekilmek, geri tepme, geri tepmek, irkilme, irkilmek, ürkme
  • recoilless:geri tepmesiz, seğirdimsiz
  • recollect:aklına getirmek, anımsamak, hatırlamak
  • recollecting:toparlamak, yeniden toplamak
  • recollection:anı, bellek, hafıza, hatıra, hatırlama
  • recollections:anı, bellek, hafıza, hatıra, hatırlama
  • recommend:beğendirmek, iyi izlenim bırakmak, öğütlemek, önermek, salık vermek, tavsiye etmek, tembih etmek
  • recommendation:öğüt, öğütleme, tavsiye
  • recommendations:öğüt, öğütleme, tavsiye
  • recommendatory:öneri niteliğinde, tavsiye
  • recommended:beğendirmek, iyi izlenim bırakmak, öğütlemek, önermek, salık vermek, tavsiye etmek, tembih etmek
  • recommending:beğendirmek, iyi izlenim bırakmak, öğütlemek, önermek, salık vermek, tavsiye etmek, tembih etmek
  • recommit:tekrar yatırmak, yeniden göndermek, yeniden kurula sunmak
  • recompense:ceza, cezasını vermek, hakkını vermek, karşılama, karşılamak, karşılığını vermek, karşılık, misilleme, ödül, ödüllendirmek, tazminat, telafi, telafi etmek
  • recompose:tekrar bestelemek, tekrar yatıştırmak, yeniden dizmek, yeniden düzenlemek
  • reconcilable:araları yapılabilir, barıştırılabilir, uzlaştırılabilir
  • reconcile:ara bulmak, arabuluculuk etmek, aralarını bulmak, bağdaştırmak, barıştırmak, kiliseyi yeniden temizlemek, uydurmak, uzlaştırmak
  • reconciled:ara bulmak, arabuluculuk etmek, aralarını bulmak, bağdaştırmak, barıştırmak, kiliseyi yeniden temizlemek, uydurmak, uzlaştırmak
  • reconciliation:barış, barışma, barıştırma, uzlaşma, uzlaştırma
  • reconciling:ara bulmak, arabuluculuk etmek, aralarını bulmak, bağdaştırmak, barıştırmak, kiliseyi yeniden temizlemek, uydurmak, uzlaştırmak
  • recondite:anlaşılması zor, anlaşılmaz, bilinmeyen, bilinmez, çapraşık, derin
  • recondition:tamir etmek, yenilemek
  • reconditioned:onarılmış, yenilenmiş
  • reconditioning:yenileme
  • reconnaissance:arama, keşif
  • reconnoiter:araştırma yapmak, inceleme yapmak, keşif yapmak
  • reconnoitering:araştırma yapmak, inceleme yapmak, keşif yapmak
  • reconnoitre:araştırma yapmak, inceleme yapmak, keşif yapmak
  • reconnoitring:araştırma yapmak, inceleme yapmak, keşif yapmak
  • reconsider:muhakeme etmek, tekrar düşünmek, tekrar ele almak, yeniden oya sunmak
  • reconsideration:tekrar ele alma, yeniden düşünme
  • reconsidering:muhakeme etmek, tekrar düşünmek, tekrar ele almak, yeniden oya sunmak
  • reconstitute:parçaları birleştirip sonuca varmak, su katmak, sulandırmak, yeniden düzenlemek, yeniden kurmak, yeniden oluşturmak
  • reconstituted:parçaları birleştirip sonuca varmak, su katmak, sulandırmak, yeniden düzenlemek, yeniden kurmak, yeniden oluşturmak
  • reconstruct:bozup yapmak, imar etmek, kalkındırmak, yeni baştan yapmak, yeniden inşa etmek, yeniden kurmak
  • reconstructed:bozması, yeniden kurulmuş
  • reconstruction:imar, kalkınma, tekrar inşa, yeniden kurma, yeniden yapılanma
  • reconversion:reorganizasyon, reorganizasyon süreci, yeniden düzenleme
  • reconvert:reorganize etmek, yeniden düzenlemek
  • record:belge, çekmek, dosya, isim, kayda geçirmek, kaydetmek, kayıt, kütük, not etmek, plak, rapor, rekor, sicil, şöhret, tutanak, vesika, yazmak
  • recorded:kaydedilmiş, kayıtlı
  • recorder:flavta, hakim, sayaç, ses kayıt cihazı, sicil memuru, teyp, zabıt kâtibi
  • recorders:flavta, hakim, sayaç, ses kayıt cihazı, sicil memuru, teyp, zabıt kâtibi
  • recording:bant, kayda geçme, kayıt, ses kaydı, yazıcı, zabıt, zapta geçme
  • recordings:bant, kayda geçme, kayıt, ses kaydı, zapta geçme
  • records:arşiv, kayıtlar, zabıtlar
  • recount:anlatmak, nakletmek, sayıp dökmek
  • recounting:anlatmak, nakletmek, sayıp dökmek
  • recoup:karşılamak, ödemek, parasını çıkarmak, tazmin etmek, telâfi etmek, yerini doldurmak
  • recouping:karşılamak, ödemek, parasını çıkarmak, tazmin etmek, telâfi etmek, yerini doldurmak
  • recourse:başvurma, başvuru, rücu hakkı, yardım kaynağı
  • recover:ayılmak, davayı kazanmak, değerlendirmek, düzelmek, geri kazanmak, iyileşmek, kendine gelmek, kılıcı geri çekmek, kurtarmak, kurtulmak, telafi etmek, telâfi etmek, toplamak, yerine gelmek
  • recoverable:düzeltilebilir, geri alınabilir, iyileşir, restore edilebilir, tekrar kazanılabilir, telâfisi mümkün
  • recovered:ayılmak, davayı kazanmak, değerlendirmek, düzelmek, geri kazanmak, iyileşmek, kendine gelmek, kılıcı geri çekmek, kurtarmak, kurtulmak, telafi etmek, telâfi etmek, toplamak, yerine gelmek
  • recovering:ayılmak, davayı kazanmak, değerlendirmek, düzelmek, geri kazanmak, iyileşmek, kendine gelmek, kılıcı geri çekmek, kurtarmak, kurtulmak, telafi etmek, telâfi etmek, toplamak, yerine gelmek
  • recovery:düzelme, geri dönüştürme, geri kazanma, iyileşme, kurtarma, kurtulma, tazmin
  • recpectful:ayrıcalık yapan, fark gözeten, hatır sayan, hürmetkâr, hürmetli, riayet eden, saygılı
  • recreancy:alçaklık, hainlik, korkaklık, ödleklik
  • recreant:alçak, hain, korkak, ödlek
  • recreate:canlandırmak, dinlendirmek, eğlendirmek, tazelemek
  • recreating:canlandırmak, dinlendirmek, eğlendirmek, tazelemek
  • recreation:ara, boş zamanı değerlendirme, dinlenme, eğlence, hoşça vakit geçirme, rekreasyon, teneffüs
  • recreational:dinlence, eğlence
  • recreative:dinlendirici, eğlendirici
  • recriminate:birbirini suçlamak, suçlamaya karşılık vermek
  • recrimination:birbirini suçlama, karşılıklı suçlama
  • recrudesce:açılmak, kötüye gitmek, nüksetmek, tekrarlamak, yeniden kötüleşmek
  • recrudescence:açılma, tekrarlama, yeniden kötüleşme
  • recruit:acemi, acemi asker, acemi er, askere almak, iyileşmek, iyileştirmek, kuvvetlendirmek, silâh altına almak, toplamak, yeni üye
  • recruited:askere almak, iyileşmek, iyileştirmek, kuvvetlendirmek, silâh altına almak, toplamak
  • recruiting:asker toplama, askere alma, askerlik
  • recruitment:asker toplama, askerlik, güçlendirme, iyileşme, iyileştirme, takviye
  • recruitments:asker toplama, askerlik, güçlendirme, iyileşme, iyileştirme, takviye
  • rectal:anal yolla, rektuma ait
  • rectangle:dikdörtgen
  • rectangles:dikdörtgen
  • rectangular:dik açılı, dikdörtgen biçiminde
  • rectifiable:doğrultulabilir, düzeltilebilir
  • rectification:damıtarak arıtma, doğru akıma çevirme, doğrultma, düzelme, düzeltme
  • rectified:damıtarak arıtmak, doğru akıma çevirmek, doğrultmak, düzeltmek, taşlamak, uzunluğunu ölçmek
  • rectify:damıtarak arıtmak, doğru akıma çevirmek, doğrultmak, düzeltmek, taşlamak, uzunluğunu ölçmek
  • rectilineal:düz çizgi halindeki, düz çizgili
  • rectilinear:düz çizgi halindeki, düz çizgili
  • rectitude:doğruluk, dürüstlük
  • rector:bölge papazı, mahalle papazı, rektör
  • rectorate:papazlık, rektörlük
  • rectorship:papazlık, rektörlük
  • rectory:bölge papazının konutu, bölge papazının makamı
  • rectum:göden, rektum
  • recumbency:dinlenme, uzanma, yatma
  • recumbent:arkasına yaslanmış, dinlenen, uzanan, yaslanmış
  • recuperate:iyileşmek, iyileştirmek, telâfi etmek, yeniden kazanmak, zararını çıkarmak
  • recuperating:iyileşmek, iyileştirmek, telâfi etmek, yeniden kazanmak, zararını çıkarmak
  • recuperation:iyileşme, karşılama, sağlığına kavuşma, telâfi etme
  • recuperative:güçlendiren, iyi gelen, iyileştirici, sağlığa iyi gelen
  • recur:başladığı yere dönmek, hatırlamak, tekrar aklına gelmek, tekrarlamak, yeniden olmak, yinelemek
  • recurrence:başa dönme, nüksetme, tekerrür, tekrar, tekrar söz konusu etme, yinelenme
  • recurrent:devirli, geri dönen, tekrarlayan, tekrarlı, yinelenen
  • recurring:devirli, tekrarlayan, yinelenen
  • recycle:değerlendirmek, geri dönüşümünü sağlamak, yeniden kullanıma sokmak
  • recycled:değerlendirmek, geri dönüşümünü sağlamak, yeniden kullanıma sokmak
  • recycling:geri dönüşüm, yeniden kullanım
  • red:al, borç, borçlu bakiye, kırmızı, kızarmış, kızgın, kızıl, kızıl saçlı, kızıl tüylü, kızılderili, komünist, solcu
  • redact:baskıya hazırlamak, yazıya dökmek
  • redaction:baskıya hazır hale getirme, düzeltmeleri yapılmış yazı, redaksiyon, yeni basım
  • redbreast:kızılgerdan, narbülbülü
  • redcap:askeri polis, bagaj hamalı
  • redcoat:ingiliz askeri
  • redden:kırmızılaşmak, kırmızılaştırmak, kızarmak, kızıllaşmak
  • reddened:kırmızılaşmak, kırmızılaştırmak, kızarmak, kızıllaşmak
  • reddening:kırmızılaşmak, kırmızılaştırmak, kızarmak, kızıllaşmak
  • reddish:kırmızımsı, kızılca, kızılımsı
  • reddle:kırmızı boya, kırmızı tebeşir
  • rede:atasözü, deyim, hikâye, kıssa, nasihat, tavsiye
  • redecorate:şeklini değiştirmek
  • redeem:amorti etmek, fidye verip kurtarmak, günahını bağışlatmak, kurtarmak, ödemek, para verip kurtarmak, telâfi etmek, tutmak, yerine getirmek
  • redeemable:affedilebilir, amorti edilebilir, bağışlanabilir, kurtarılabilir, ödemeli, ödenip kurtarılır, paraya çevrilebilir, telâfi edilir
  • redeemer:kurtarıcı
  • redeeming:amorti etmek, fidye verip kurtarmak, günahını bağışlatmak, kurtarmak, ödemek, para verip kurtarmak, telâfi etmek, tutmak, yerine getirmek
  • redeliver:yeniden dağıtmak, yeniden teslim etmek
  • redemption:amortisman, borçtan kurtarma, kefaret, kurtarma, ödeme, paraya çevirme, telâfi etme, tutma, yerine getirme
  • redeploy:yeniden düzenlemek, yeniden organize etmek
  • redeployment:reorganizasyon, yeniden düzenleme
  • redevelop:tekrar imar etmek, yeniden geliştirmek, yeniden tab etmek
  • redeveloping:tekrar imar etmek, yeniden geliştirmek, yeniden tab etmek
  • redevelopment:tekrar imar etme, yeniden geliştirme, yeniden tab etme
  • redhead:kızıl saçlı
  • redhot:ateşli, çok taze, en yeni, fanatik, kıpkırmızı olmuş, kızgın, öfkeli
  • redintegrate:eski haline getirmek, restore etmek, tamir etmek, yenilemek
  • redirect:başka tarafa yönlendirmek, yeni adrese göndermek, yönünü değiştirmek
  • rediscount:kırdırmak, reeskont, reeskont etmek
  • redistribute:yeniden dağıtmak, yeniden pay etmek
  • redistribution:yeniden dağıtma, yeniden pay etmek
  • redness:allık, kırmızılık
  • redo:baştan yapmak, tekrar yapmak, yeniden yapmak
  • redoing:baştan yapmak, tekrar yapmak, yeniden yapmak
  • redolence:hoş koku, ıtır, koku
  • redolent:güzel kokulu, hatırlatan, kokulu
  • redouble:iki katına çıkarmak, iki katına çıkmak, yeniden katlamak
  • redoubled:iki katına çıkarmak, iki katına çıkmak, yeniden katlamak
  • redoubt:palanka, tabya
  • redoubtable:cesur, heybetli, korkulur, korkunç, yiğit, zorlu
  • redound:arttırmak, gerilemek, iyi etkilemek, kazandırmak, sonuçlanmak, yararı olmak
  • redpoll:kenevir kuşu, kızıl inek
  • redraw:tekrar imzalamak, yeniden düzenlemek, yeniden keşide etmek, yeniden kurmak
  • redress:çare, çözüm, düzeltmek, karşılamak, ödeme, onarmak, tazminat, telâfi, telâfi etmek
  • redskin:kızılderili
  • redstart:kızılkuyruk
  • reduce:alçaltmak, ayırmak, azaltmak, bölmek, dönüştürmek, düşürmek, eksiltmek, ergitmek, eritmek, haline getirmek, inceltmek, indirgemek, indirmek, kırmak, kısaltmak, kısmak, küçültmek, mecbur etmek, özetlemek, sadeleştirmek, sarsmak, yerine oturtmak, zayıflamak, zayıflatmak, zorunda bırakmak
  • reduced:indirimli
  • reducer:indirgen, negatifleri zayıflatıcı madde, redüktör
  • reducible:azaltılır, dönüştürülebilir, indirgenir, indirilebilir
  • reducing:azalma, indirgen, kısma, küçültme, zayıflama, zayıflatıcı
  • reduction:ayırma, azalma, boyun eğdirme, dönüştürme, düşürme, düşüş, ergime, haline getirme, indirgeme, indirim, iskonto, küçültme, küçültülmüş resim, negatifi zayıflatma, yerine oturtma
  • reductions:ayırma, azalma, boyun eğdirme, dönüştürme, düşürme, düşüş, ergime, haline getirme, indirgeme, indirim, iskonto, küçültme, küçültülmüş resim, negatifi zayıflatma, yerine oturtma
  • redundance:gereğinden fazla olma, gereksiz çokluk, ihtiyaç fazlası oluş, laf kalabalığı, yazıdaki tekrar oranı
  • redundancy:gereğinden fazla olma, gereksiz çokluk, ihtiyaç fazlası oluş, laf kalabalığı, yazıdaki tekrar oranı
  • redundant:anlama katkısı olmayan, gereğinden fazla, gereksiz, ihtiyaç fazlası, işten çıkarılmış, lâf kalabalığı olan, lüzumsuz
  • reduplicate:iki misline çıkarmak, ikilemek, tekrar ikiyle çarpmak
  • reduplicated:iki misline çıkarmak, ikilemek, tekrar ikiyle çarpmak
  • reduplication:iki misline çıkarma, tekrar ikiyle çarpma
  • redwood:kızıl keresteli ağaç, sekoya
  • reecho:tekrar yankılanmak, yankılamak, yankılanmak, yansıtmak
  • reed:dokuma tarağı, düdük, jüdorg, kamış, kaval, saz, sipsi
  • reedmace:su kamışı
  • reedpen:kamış kalem
  • reedpipe:kamıştan yapılmış org borusu, kaval
  • reeds:hasır, saz demeti, sazlık
  • reeducate:yeniden eğitmek, yeniden terbiye etmek
  • reedy:kamış dolu, kamış gibi, kamış gibi ses çıkaran, sazlık
  • reef:altınlı maden damarı, camadan, camadan vurmak, ihtiyatlı hareket etmek, kayalık, resif, sığ kayalık, temkinli davranmak
  • reefer:buzdolabı, camadan düğümü, camadancı, deniz asteğmeni, esrarlı sigara, kısa kruvaze ceket, soğuk hava gemisi, soğuk hava vagonu
  • reefs:altınlı maden damarı, camadan, camadan vurmak, ihtiyatlı hareket etmek, kayalık, resif, sığ kayalık, temkinli davranmak
  • reek:buğu, buğulanmak, kokmak, kötü koku, pis kokmak, pis koku, tütme, tütmek
  • reeking:buğulanmak, kokmak, pis kokmak, tütmek
  • reeky:dumanlı, pis kokulu, tüten
  • reel:bobin, dolamak, dönmek, fırıl fırıl dönmek, makara, makaraya sarılmış şey, makaraya sarmak, sarmak, sendelemek, sersemlemek
  • reelect:yeniden seçmek
  • reelection:yeniden seçilme, yeniden seçme
  • reeling:dolamak, dönmek, fırıl fırıl dönmek, makaraya sarmak, sarmak, sendelemek, sersemlemek
  • reenact:tekrar sahnelemek, tekrar yürürlüğe koymak, tekrarlamak
  • reentrant:girintili, girintili köşe
  • reentry:atmosfere geri girme, tekrar yazma, yeniden girme
  • reestablish:eskisi gibi yapmak, yeniden kurmak
  • reeve:delikten geçirip bağlamak, delikten geçirmek, kasaba heyeti başkanı, kasabada yüksek mevkili memur, muhtar
  • reeves:delikten geçirip bağlamak, delikten geçirmek, kasaba heyeti başkanı, kasabada yüksek mevkili memur, muhtar
  • reexamination:tekrar sınav yapma, tekrar sorgulama, yeniden değerlendirme, yeniden sınama
  • reexport:reeksport, tekrar ihraç, tekrar ihraç etmek
  • refashion:şeklini değiştirmek, tipini değiştirmek
  • refashioning:şeklini değiştirmek, tipini değiştirmek
  • refection:atıştırma, hafif içki ile ferahlama, hafif yemek
  • refectory:yemekhane
  • refer:ait olmak, ait saymak, atfetmek, bahsetmek, bakmak, başvurmak, değinmek, göndermek, ilgili olmak, ima etmek, kastetmek, sevketmek, yararlanmak
  • referable:atfedilebilir, bakılabilir, başvurulabilir, gönderilebilir, sevkedilebilir, yararlanılabilir
  • referee:bilirkişi, bilirkişilik yapmak, eksper, hakem, hakemlik etmek, raportör
  • refereeing:bilirkişilik yapmak, hakemlik etmek
  • referees:bilirkişi, bilirkişilik yapmak, eksper, hakem, hakemlik etmek, raportör
  • referendum:halkoylaması, referandum
  • referring:ait olmak, ait saymak, atfetmek, bahsetmek, bakmak, başvurmak, değinmek, göndermek, ilgili olmak, ima etmek, kastetmek, sevketmek, yararlanmak
  • refers:ait olmak, ait saymak, atfetmek, bahsetmek, bakmak, başvurmak, değinmek, göndermek, ilgili olmak, ima etmek, kastetmek, sevketmek, yararlanmak
  • refill:doldurma, iç, tekrar dolmak, yedek, yeniden doldurmak
  • refilling:tekrar dolmak, yeniden doldurmak
  • refine:arıtmak, düzelmek, düzeltmek, gelişmek, güzelleşmek, ince eleyip sık dokumak, incelmek, inceltmek, kibarlaştırmak, kılı kırk yarmak, rafine etmek, saflaştırmak
  • refined:arıtılmış, dakik, ince, işlenmiş, kibar, rafine, saf
  • refinement:arıtma, detay farkı, düzeltme, geliştirme, incelik, kibarlık, saflık, tasfiye
  • refiner:arıtıcı, detaycı kimse, düzelten kimse, gelişme sağlayan kimse, ince eleyip sık dokuyan kimse
  • refinery:arıtma yeri, kal ocağı, rafineri
  • refining:inceltme
  • refit:onarmak, tamir, tamir etmek, yeniden donatma, yeniden donatmak, yeniden hazırlanmak
  • refitment:onarım, tamir, yeniden donatma
  • refitting:onarmak, tamir etmek, yeniden donatmak, yeniden hazırlanmak
  • reflect:aksettirmek, düşünmek, düşünüp taşınmak, ifade etmek, yansıtmak
  • reflected:aksettirmek, düşünmek, düşünüp taşınmak, ifade etmek, yansıtmak
  • reflecting:aksettirmek, düşünmek, düşünüp taşınmak, ifade etmek, yansıtmak
  • reflection:akis, aksetme, ayıplama, derin düşünce, etki, hayal, kusur bulma, refleks, yankı, yansıma, yansıyan görüntü
  • reflective:aksettiren, dalgın, düşünceli, yansıtan, yansıtıcı
  • reflector:ayna, aynalı teleskop, projektör, reflektör, yansıtıcı
  • reflex:akis, akseden, istemsiz, istemsiz hareket, refleks, tepke, yansıma, yansıyan
  • reflexed:akseden, istemsiz, refleks, yansıyan
  • reflexion:akis, aksetme, ayıplama, derin düşünce, etki, kusur bulma, refleks, yankı, yansıma, yansıyan görüntü
  • reflexive:dönüşlü, dönüşlü fiil, dönüşlü yapı, öze dönüşlü
  • reflext:aksettirmek, düşünmek, düşünüp taşınmak, ifade etmek, yansıtmak
  • refloat:yeniden yüzdürmek, yeniden yüzmesini sağlamak
  • refluent:alçalan, çekilen, geriye akan
  • reflux:çekilme, cezir, suların alçalması
  • reform:adam olmak, devrim, devrim yapmak, düzelmek, düzeltmek, ıslah, ıslah etmek, reform, reform yapmak, tekrar kurmak, tekrar sıraya koymak, yeniden biçimlendirmek, yeniden düzenleme, yeniden düzenlemek, yeniden kurma, yenilik
  • reformation:değiştirme, devrim, dinsel devrim, düzeltme, protestanlık, reformasyon, tekrar kurma, yeniden düzenleme
  • reformative:düzeltici, iyileştirici, reform
  • reformatory:düzeltici, ıslahevi, iyileştirici, reform
  • reformed:düzelmiş, ıslah olmuş, iyileşmiş, protestan
  • reformer:devrimci, düzelten kimse, ıslahatçı, reformcu, yenilikçi
  • reforming:adam olmak, devrim yapmak, düzelmek, düzeltmek, ıslah etmek, reform yapmak, tekrar kurmak, tekrar sıraya koymak, yeniden biçimlendirmek, yeniden düzenlemek
  • reformist:devrimci, ıslahatçı, reformcu, yenilikçi
  • reforms:adam olmak, devrim, devrim yapmak, düzelmek, düzeltmek, ıslah, ıslah etmek, reform, reform yapmak, tekrar kurmak, tekrar sıraya koymak, yeniden biçimlendirmek, yeniden düzenleme, yeniden düzenlemek, yeniden kurma, yenilik
  • refract:kırıp yansıtmak, kırmak
  • refracted:kırıp yansıtmak, kırmak
  • refracting:kırılma, sapma
  • refraction:ışığı kırma gücü, kırılma, refraksiyon
  • refractive:ışığı kıran, kıran, kırılan, kırılma, sapma
  • refractoriness:ateşe dayanıklılık, dik başlılık, inatçılık, ısıya dayanıklılık
  • refractory:aksi, dayanıklı, inatçı, ısıya dayanıklı, kolay işlenemez, tedavisi güç
  • refrain:kaçınmak, kendini tutmak, nakarat, sakınmak
  • refraining:kaçınmak, kendini tutmak, sakınmak
  • refresh:açılmak, canlandırmak, canlanmak, dinçleşmek, ferahlamak, ferahlatmak, hayat vermek, serinletmek, tazelemek, tazelenmek
  • refreshed:açılmak, canlandırmak, canlanmak, dinçleşmek, ferahlamak, ferahlatmak, hayat vermek, serinletmek, tazelemek, tazelenmek
  • refresher:avukatlık ek ücreti, ferahlatıcı, hafızayı canlandıran şey, hayat veren, serinletici içki, tazeleyen şey
  • refreshing:canlandıran, canlandırıcı, dinçleştirici, ferahlatıcı, serinletici
  • refreshment:canlanma, dinçleşme, hafif yemek, serinletici içki, serinletme
  • refreshments:canlanma, dinçleşme, hafif yemek, serinletici içki, serinletme
  • refresment:canlanma, dinçleşme, hafif yemek, serinletici içki, serinletme
  • refrigator:buzdolabı, soğutucu
  • refrigerant:dondurucu, serinletici, soğutucu, soğutucu sprey
  • refrigerate:buzdolabında saklamak, dondurmak, soğutmak
  • refrigerated:buzdolabında
  • refrigerating:soğutma, soğutucu
  • refrigeration:dondurma, soğutma
  • refrigerator:buzdolabı, soğutucu
  • refuel:benzin almak, yakıt ikmali yapmak
  • refuge:barınak, iltica, kalacak yer, kalacak yer bulmak, kalmak, refüj, sığınak, sığınmak
  • refugee:muhacir, mülteci, sığınan kimse
  • refugees:muhacir, mülteci, sığınan kimse
  • refulgent:görkemli, göz alıcı, ışıl ışıl, parlak, pırıl pırıl
  • refund:geri ödeme, geri ödemek, geri vermek, iade yapmak, para iadesi, yeniden sermaye sağlamak
  • refunding:geri ödemek, geri vermek, iade yapmak, yeniden sermaye sağlamak
  • refunds:geri ödeme, geri ödemek, geri vermek, iade yapmak, para iadesi, yeniden sermaye sağlamak
  • refurbish:cilasını tazelemek, yenilemek
  • :cilasını tazelemek, yenilemek
  • refurbishing:cilasını tazelemek, yenilemek
  • refusal:ayrıcalık, ilk seçme hakkı, inkâr, kabul etmeme, olumsuz cevap, red, reddetme, ret, rüçhan hakkı
  • refuse:artık, atık, ayak diremek, çöp, direnmek, döküntü, geri çevirmek, işe yaramaz, istenmeyen, izin vermemek, kabul etmemek, kaçınmak, karşı koymak, kırpıntı, reddetmek, süprüntü
  • refused:ayak diremek, direnmek, geri çevirmek, izin vermemek, kabul etmemek, kaçınmak, karşı koymak, reddetmek
  • refusing:ayak diremek, direnmek, geri çevirmek, izin vermemek, kabul etmemek, kaçınmak, karşı koymak, reddetmek
  • refutable:aksi ispatlanabilir, çürütülebilir, yalanlanabilir
  • refutation:aksini ispatlama, çürütme, red, ret, tekzip, yalanlama
  • refute:aksini ispatlamak, çürütmek, reddetmek, yalanlamak, yanlışlığını kanıtlamak
  • refuting:aksini ispatlamak, çürütmek, reddetmek, yalanlamak, yanlışlığını kanıtlamak
  • regain:geri dönmek, geri gelmek, tekrar kavuşmak, yeniden kazanmak
  • regaining:geri dönmek, geri gelmek, tekrar kavuşmak, yeniden kazanmak
  • regal:krala ait, krallara lâyık, krallık, muhteşem
  • regale:ağırlamak, eğlendirmek, hoşça vakit geçirtmek, keyfine bakmak, mest olmak, zevk ve sefa içinde yaşamak, ziyafet çekmek
  • regalia:farmasonluk simgeleri, göz alıcı kıyafet, krallık sembolleri, kurumsal işaretler, rütbe sembolleri
  • regard:ait olmak, anlamlı bakış, bakım, bakış, bakmak, beğeni, çok beğenmek, dikkat, dikkate almak, göz önüne almak, hesaba katmak, hürmet, ilgi, ilgili olmak, ilişki, itibar, nazar, önem, önem vermek, saygı, saygı duymak, saymak, takdir, takdir etmek
  • regarded:ait olmak, bakmak, çok beğenmek, dikkate almak, göz önüne almak, hesaba katmak, ilgili olmak, önem vermek, saygı duymak, saymak, takdir etmek
  • regardful:dikkate alan, dikkatli, düşünceli, düşünen, özenli, riayet eden, saygılı, uyan
  • regardless:aldırışsız, dikkatsiz, her şeye rağmen, kayıtsız, ne olursa olsun
  • regards:hürmetler, iyi dilekler, selamlar
  • regency:kral naipliği, naiblik süresi
  • regenerate:canlandırmak, düzelmiş, düzeltmek, hayat vermek, rejenere etmek, tazelenmiş, yeniden can vermek, yeniden oluşmak, yenilenmek, yenilenmiş
  • regenerated:canlandırmak, düzeltmek, hayat vermek, rejenere etmek, yeniden can vermek, yeniden oluşmak, yenilenmek
  • regeneration:düzelme, rejenere etme, tekrar elde etme, yeniden doğma, yeniden oluşma, yenileme, yenilenme
  • regenerative:canlandırıcı, düzeltici, hayat veren, iyileştirici, tazeleyici, yeniden yaratıcı
  • regent:kral naibi, naip, saltanat vekili
  • regicide:kral katili, kralı öldürme
  • regime:diyet, düzen, rejim, sistem, yönetim şekli
  • regimen:diyet, idare, perhiz, rejim
  • regiment:alay, alay haline getirmek, disiplin altına almak, gruplaştırmak, kalabalık, sistematik olarak düzene sokmak, sürü
  • regimental:alay
  • regimentals:askeri üniforma, üniforma
  • regimentation:sıkı disiplin altına alma, sistematik biçime koyma, sistemli düzenleme
  • regimented:alay haline getirmek, disiplin altına almak, gruplaştırmak, sistematik olarak düzene sokmak
  • regina:hüküm süren kraliçe, kraliçe
  • region:alan, bölge, çevre, iklim, nahiye, yöre
  • regional:bölgesel, lokal, yerel, yöresel
  • regionalism:bölgecilik, yerel yönetim yanlısı olma, yörenin çıkarlarını gözetme
  • regionalisms:bölgecilik, yerel yönetim yanlısı olma, yörenin çıkarlarını gözetme
  • regions:alan, bölge, çevre, iklim, nahiye, yöre
  • regious:derin, din, dindar, dini, dinsel, diyanet, inançlı, sofu, tarikata ait
  • register:belli etmek, defter, dışa vurmak, etki yaratmak, göstermek, izlenim bırakmak, kasa, kayda geçirmek, kaydetmek, kayıt cihazı, kayıt memuru, kayıtlı olmak, kütük, liste, nikâh memuru, nüfus memuru, patent vermek, renk ayarı, satırları hizalamak, sayaç, ses perdesi, sicil, sicile geçmek, subap, taahhütlü göndermek, valf, yazdırmak, yazılmak, yazmak
  • registered:isme yazılı, kaydedilmiş, kayıtlı, lisanslı, patentli, taahhütlü, tescilli
  • registering:belli etmek, dışa vurmak, etki yaratmak, göstermek, izlenim bırakmak, kayda geçirmek, kaydetmek, kayıtlı olmak, patent vermek, satırları hizalamak, sicile geçmek, taahhütlü göndermek, yazdırmak, yazılmak, yazmak
  • registers:belli etmek, defter, dışa vurmak, etki yaratmak, göstermek, izlenim bırakmak, kasa, kayda geçirmek, kaydetmek, kayıt cihazı, kayıt memuru, kayıtlı olmak, kütük, liste, nikâh memuru, nüfus memuru, patent vermek, renk ayarı, satırları hizalamak, sayaç, ses perdesi, sicil, sicile geçmek, subap, taahhütlü göndermek, valf, yazdırmak, yazılmak, yazmak
  • registrar:evlendirme memuru, kayıt memuru, nikâh memuru, nüfus memuru, sicil memuru
  • registration:kaydetme, kayıt, taahhütlü göderme, tescil
  • registry:defter, evlendirme dairesi, kayıt, kütük, sicil, sicil dairesi, tescil
  • regnant:egemen, geçerli, hükmeden, saltanat süren, yaygın, yönetimdeki
  • regress:dönmek, dönüş, geri çekilme, geri çekilmek, geri gitme, geri gitmek, gerileme, gerilemek, ricat
  • regression:dönüş, geri çekilme, gerileme
  • regressive:gerileyen, geriye doğru giden, tepki oluşturan
  • regret:esef, esef etmek, gözünde tütmek, hasret olmak, hayıflanmak, müteessir olmak, özlemini çekmek, pişmanlık, teessüf, teessüf etmek, üzülmek, üzüntü, vicdan azabı
  • regretful:müteessir, pişman, üzgün
  • regretfull:müteessir, pişman, üzgün
  • regrets:esef, esef etmek, gözünde tütmek, hasret olmak, hayıflanmak, müteessir olmak, özlemini çekmek, pişmanlık, teessüf, teessüf etmek, üzülmek, üzüntü, vicdan azabı
  • regrettable:acınacak, ayıplanacak, kınanacak, üzücü
  • regrettably:esefle, üzülerek
  • regretting:esef etmek, gözünde tütmek, hasret olmak, hayıflanmak, müteessir olmak, özlemini çekmek, teessüf etmek, üzülmek
  • regroup:düzenlerini değiştirmek, tekrar grup oluşturmak, yeniden toplamak
  • regulable:ayarlanabilir, düzenlenebilir
  • regular:değişmez, devamlı, devamlı müşteri, dürüst, düzenli, düzgün, gedikli, güvenilir, herzamanki, inişleri ve çıkışları olmayan, kadrolu, keşiş, kurallı, mazbut, meslekten, meslekten olan asker, müdavim, muntazam, muvazzaf asker, normal, olağan, partisine bağlı üye, sıradan, uzman
  • regularise:devamlılık kazandırmak, düzene koymak, düzenlemek, düzenli olarak yapmak, usule uydurmak
  • regularity:devamlılık, düzen, düzenli olma, düzenlilik, düzgünlük, sisteme uygunluk
  • regularize:devamlılık kazandırmak, düzene koymak, düzenlemek, düzenli olarak yapmak, usule uydurmak
  • regularly:adamakıllı, devamlı, devamlı olarak, düzenli olarak, gerçekten, muntazaman, sistemli olarak
  • regulatable:ayarlanabilir, düzenlenebilir
  • regulate:ayarlamak, düzenleme yapmak, düzenlemek, yoluna koymak
  • regulated:düzenlenmiş
  • regulates:ayarlamak, düzenleme yapmak, düzenlemek, yoluna koymak
  • regulating:ayar, düzenleyici
  • regulation:ayar, ayarlama, düzen, düzene sokma, düzenleme, iş, kural, resmi, sistem, yasa, yönetmeliğe uygun
  • regulations:kurallar, mevzuat, nizamname, tüzük, yasalar, yönetmelik
  • regulative:ayarlayıcı, düzenleyici
  • regulaton:ayar, ayarlama, düzen, düzene sokma, düzenleme, iş, kural, resmi, sistem, yasa, yönetmeliğe uygun
  • regulator:akım düzenleyici, düzenleyici, regülatör, saat rakkası
  • regulatory:düzenleyici
  • regultions:kurallar, mevzuat, nizamname, tüzük, yasalar, yönetmelik
  • regurgitate:geri akmak, geri çıkartmak, geri çıkmak, geri fışkırmak, kusturmak
  • regurgitates:geri akmak, geri çıkartmak, geri çıkmak, geri fışkırmak, kusturmak
  • regurgitating:geri akmak, geri çıkartmak, geri çıkmak, geri fışkırmak, kusturmak
  • rehabilitate:eski haline döndürmek, hakları geri vermek, iade etmek, itibarını iade etmek, iyileştirmek, rehabilite etmek, sağlığına kavuşturmak, tamir etmek
  • rehabilitating:eski haline döndürmek, hakları geri vermek, iade etmek, itibarını iade etmek, iyileştirmek, rehabilite etmek, sağlığına kavuşturmak, tamir etmek
  • rehabilitation:eski haline döndürme, haklarını geri verme, iade etme, iyileştirme, rehabilitasyon
  • rehash:aynen çıkarmak, aynen sunma, ısıtıp yeniden sunma, tekrar ısıtmak, tekrarlama, yeniden ele alma, yeniden ele almak
  • rehashed:aynen çıkarmak, tekrar ısıtmak, yeniden ele almak
  • rehear:duruşmayı tekrarlamak, şahitleri tekrar dinlemek
  • rehearsal:prova, sayıp dökme, tekrarlama
  • rehearse:ezberden okumak, prova yapmak, sayıp dökmek, tekrarlamak
  • rehearsed:ezberden okumak, prova yapmak, sayıp dökmek, tekrarlamak
  • rehearsing:ezberden okumak, prova yapmak, sayıp dökmek, tekrarlamak
  • reheat:tekrar ısınmak, yeniden ısıtmak
  • reheating:tekrar ısınma, yeniden ısıtma
  • reify:cisimleştirmek, maddeleştirmek, somutlaştırmak
  • reign:egemen olmak, egemenlik, hüküm sürmek, hükümdarlık, saltanat, saltanat dönemi, saltanat sürmek
  • reigning:egemen olmak, hüküm sürmek, saltanat sürmek
  • reimbursable:geri ödenebilir
  • reimburse:geri ödemek, masraflarını karşılamak, tazminat vermek, zararını karşılamak
  • reimbursement:geri ödeme, geri verme, harcamalarını karşılama, masrafını ödeme, rambursman
  • reimbursements:geri ödeme, geri verme, harcamalarını karşılama, masrafını ödeme, rambursman
  • rein:dizgin, dizginleme, idare, kontrol
  • reincarnate:tekrar dünyaya getirmek, yeniden hayat vermek
  • reincarnation:reenkarnasyon, ruh göçümü
  • reindeer:ren, ren geyiği
  • reinforce:güçlendirmek, pekiştirmek, sağlamlaştırmak, takviye etmek
  • reinforced:güçlendirmek, pekiştirmek, sağlamlaştırmak, takviye etmek
  • reinforcement:destek, güçlendirme, kuvvetlendirıci parça, takviye, takviye parçası
  • reinforcements:destek birlikleri, takviye kuvvetleri
  • reinforces:güçlendirmek, pekiştirmek, sağlamlaştırmak, takviye etmek
  • reinforcing:güçlendirmek, pekiştirmek, sağlamlaştırmak, takviye etmek
  • reins:dizginler
  • reinstall:yeniden yerleştirmek
  • reinstate:eski durumuna getirmek, eski görevine vermek, görevine geri vermek, haklarını iade etmek, yeniden kurmak
  • reinstatement:eski görevine verme, hakların iadesi, yeniden kurma
  • reinsurance:reasürans, sigortanın yinelenmesi
  • reinvestment:yeniden yatırım
  • reis:real
  • reissue:tekrar oynatmak, yeni baskı, yeniden basmak, yeniden tedavüle çıkarmak, yeniden yayınlamak
  • reiterate:defalarca söylemek, tekrarlamak, yeniden yapmak
  • reiterated:defalarca söylemek, tekrarlamak, yeniden yapmak
  • reiteration:tekrar, tekrarlama, tekrarlanma, yineleme
  • reiterative:ikileme, tekrarlayıcı
  • reject:çıkarmak, çürüğe çıkan kimse, defolu mal, geri çevirmek, işe yaramaz, ıskarta, ıskartaya çıkarmak, istememek, kabul etmemek, kusmak, reddetmek
  • rejectamenta:atık, çöp, denizin getirdiği atıklar, dışkı, kaka, süprüntü
  • rejected:çıkarmak, geri çevirmek, ıskartaya çıkarmak, istememek, kabul etmemek, kusmak, reddetmek
  • rejecting:geri çevirme
  • rejection:atık, çıkarma, defolu mal, dışkı, ıskarta, red, reddetme, ret
  • rejects:çıkarmak, çürüğe çıkan kimse, defolu mal, geri çevirmek, işe yaramaz, ıskarta, ıskartaya çıkarmak, istememek, kabul etmemek, kusmak, reddetmek
  • rejoice:keyif vermek, keyiflenmek, memnun etmek, neşelenmek, sevindirmek, sevinmek
  • rejoicing:eğlence, haz, keyif, keyifli, mutlu, neşe, şenlik, sevinç, sevinçli, sevindirici
  • rejoin:cevaba cevapla karşılık vermek, cevabı yapıştırmak, kavuşmak, yeniden katılmak
  • rejoinder:cevaba verilen cevap, sert cevap, yerinde cevap
  • rejuvenate:gençleştirmek, yenilemek
  • rejuvenating:gençleştirmek, yenilemek
  • rejuvenesce:gençleşmek, yenilenmek
  • rejuvenescence:gençleşme, gençleştirme, hücre yenilenmesi
  • rejuvenescent:gençleşmiş, yenilenmiş
  • rekindle:alevlendirmek, alevlenmek, şiddetlendirmek, yeniden ateşlemek, yeniden yakmak, yeniden yanmak
  • rekindling:alevlendirmek, alevlenmek, şiddetlendirmek, yeniden ateşlemek, yeniden yakmak, yeniden yanmak
  • relapse:depreşmek, nüksetmek, tekrar kötüleşmek, tekrarlamak, yeniden suç işlemek
  • relapsing:depreşmek, nüksetmek, tekrar kötüleşmek, tekrarlamak, yeniden suç işlemek
  • relate:ait olmak, bağlantı kurmak, bağlı olmak, ilgili olmak, ilişki kurmak, ilişkisi olmak
  • related:akraba, bağlı, ilgili, ilişkili, ilişkin
  • :akraba, bağlı, ilgili, ilişkili, ilişkin
  • relates:ait olmak, bağlantı kurmak, bağlı olmak, ilgili olmak, ilişki kurmak, ilişkisi olmak
  • relating:ait olmak, bağlantı kurmak, bağlı olmak, ilgili olmak, ilişki kurmak, ilişkisi olmak
  • relation:akrabalık, alâka, anlatma, bağ, bağıntı, bağlantı, ilgi, ilişik, ilişki, nispet, oran, söyleme
  • relations:aile
  • relationship:akrabalık, alâka, bağ, ilgi, ilişki, yakınlık
  • relative:akraba, bağıl, bağıntılı, göreceli, hısım, ilgi cümleciği, ilgi zamiri, ilgili, izafi, karşılaştırmalı, yakın
  • relativeness:ilgi, nispet
  • relatives:akraba, hısım, ilgi cümleciği, ilgi zamiri, yakın
  • relativism:bağıntıcılık, görecilik, izafiye
  • relativity:bağıntılık, görecelik, izafiyet
  • relator:emlâkçı
  • relavant:alâkalı, amaca uygun, konu ile ilgili, uygun
  • relax:dinlenmek, gevşemek, gevşetmek, rahatlamak, rahatlatmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • :kastlarınızı gevşetin.
  • relaxation:dinlenme, eğlence, gevşeme, gevşetme, hafifletme, rahatlama, yumuşatma
  • relaxed:gevşemiş, rahatlamış, yumuşamış
  • relaxes:dinlenmek, gevşemek, gevşetmek, rahatlamak, rahatlatmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • relaxing:dinlendirici, gerginlik giderici, gevşetici, huzur veren, rahatlatıcı, rahatlatma, yumuşatıcı
  • relay:bayrak yarışı, el değiştirmek, kontervizör, naklen yayın, naklen yayın yapmak, nöbetleşe çalışan şey, röle, vardiya, yayın yapmak, yedek at, yerine koymak, yerini alan kimse, yerini almak, yorulanın yerini alan grup
  • relayed:el değiştirmek, naklen yayın yapmak, yayın yapmak, yerine koymak, yerini almak
  • relaying:el değiştirmek, naklen yayın yapmak, yayın yapmak, yerine koymak, yerini almak
  • release:affetmek, azat, bırakma, bırakmak, davadan vazgeçme, deklanşör, deklanşöre basmak, devir, feragat, feragat etmek, gevşetmek, gösterime sokmak, ipoteğini çözmek, koyvermek, kurtuluş, muaf tutma, muaf tutmak, muafiyet, salıverme, salıvermek, salmak, serbest bırakma, serbest bırakmak, serbest kalma, yay, yayın izni, yayın izni vermek
  • released:affetmek, bırakmak, deklanşöre basmak, feragat etmek, gevşetmek, gösterime sokmak, ipoteğini çözmek, koyvermek, muaf tutmak, salıvermek, salmak, serbest bırakmak, yayın izni vermek
  • releases:affetmek, azat, bırakma, bırakmak, davadan vazgeçme, deklanşör, deklanşöre basmak, devir, feragat, feragat etmek, gevşetmek, gösterime sokmak, ipoteğini çözmek, koyvermek, kurtuluş, muaf tutma, muaf tutmak, muafiyet, salıverme, salıvermek, salmak, serbest bırakma, serbest bırakmak, serbest kalma, yay, yayın izni, yayın izni vermek
  • releasing:affetmek, bırakmak, deklanşöre basmak, feragat etmek, gevşetmek, gösterime sokmak, ipoteğini çözmek, koyvermek, muaf tutmak, salıvermek, salmak, serbest bırakmak, yayın izni vermek
  • relegate:göndermek, indirmek, küme düşürmek, sürgün etmek, sürmek, yerinden etmek
  • relegated:göndermek, indirmek, küme düşürmek, sürgün etmek, sürmek, yerinden etmek
  • relegation:indirme, küme düşme, sürgün
  • relent:acımak, insafa gelmek, merhamet etmek, yumuşamak
  • relenting:acımak, insafa gelmek, merhamet etmek, yumuşamak
  • relentless:acımasız, insafsız, merhametsiz
  • relevance:alâka, ilgi, ilişki, uygunluk
  • relevancy:alâka, ilgi, ilişki, uygunluk
  • relevant:alâkalı, amaca uygun, konu ile ilgili, uygun
  • reliability:dayanıklılık, emniyet, güvenilirlik, güvenlilik
  • reliable:emin, emniyetli, güvenilir, güvenli, inanılır
  • reliance:emniyet, güven, inanç, itimat
  • reliant:bel bağlayan, güvenen, inançlı, kendinden emin, kendine güvenen
  • relic:eski eser, hatıra, kalıntı, kutsal emanet, yadigâr
  • relics:eski eserler, harabeler, kalıntılar
  • relict:dul kadın, soyu tükenmekte olan canlı
  • relied:inanmak
  • relief:ara verme, çare, destek, hafifletme, kabartma, kurtarma, nöbet değiştirme, nöbeti alan kimse, rahatlama, rahatlatma, rölyef, sıkıntıdan kurtulma, yardım
  • relieve:avutmak, belirginleştirmek, çare bulmak, dikkat çekmesini sağlamak, dindirmek, hafifletmek, içini rahatlatmak, kabartma yapmak, kurtarmak, nöbeti devralmak, rahatlatmak, renk katmak, sadaka vermek, teselli vermek, torna etmek, yardım yapmak
  • relieved:avutmak, belirginleştirmek, çare bulmak, dikkat çekmesini sağlamak, dindirmek, hafifletmek, içini rahatlatmak, kabartma yapmak, kurtarmak, nöbeti devralmak, rahatlatmak, renk katmak, sadaka vermek, teselli vermek, torna etmek, yardım yapmak
  • relieving:rahatlatma
  • relievo:kabartma
  • religion:din, dindarlık, diyanet, iman, inanç, kutsal görev, mezhep, onur meselesi, tarikat
  • religionist:aşırı dinci kimse, bağnaz kimse, mutaassıp kimse, sofu
  • religions:din, dindarlık, diyanet, iman, inanç, kutsal görev, mezhep, onur meselesi, tarikat
  • religiosity:aşırı dindarlık, sofuluk, yalancı sofuluk, yobazlık
  • religious:derin, din, dindar, dini, dinsel, diyanet, inançlı, sofu, tarikata ait
  • relinquish:başkasına bırakmak, bırakmak, feragat etmek, serbest bırakmak, terketmek, vazgeçmek
  • relinquishing:başkasına bırakmak, bırakmak, feragat etmek, serbest bırakmak, terketmek, vazgeçmek
  • relinquishment:bırakma, feragat, vazgeçme
  • relish:ağız tadı, beğenmek, çeşni, eğilim, haz, heves, hoş kokmak, hoş tat vermek, hoşlanmak, iştah, istek, lezzet, mis gibi kokmak, tadına varmak, tadını çıkarmak, tat, zevk, zevkle yemek
  • relishing:beğenmek, hoş kokmak, hoş tat vermek, hoşlanmak, mis gibi kokmak, tadına varmak, tadını çıkarmak, zevkle yemek
  • relocate:taşımak, taşınmak, yeni yerine geçmek, yeniden yerleştir, yerini değiştirmek
  • reluctance:ağırdan alma, direnç, gönülsüzlük, isteksizlik
  • reluctant:ağırdan alan, gönülsüz, isteksiz
  • reluctantly:ağırdan alarak, gönülsüzce, isteksiz olarak, isteksizce, istemeden
  • rely:inanmak
  • relyon:bel bağlamak, dayanmak, güvenmek, itimat etmek
  • remade:tekrar yapmak, yeniden çevirmek, yeniden yapmak
  • remain:artmak, aynen kalmak, durmak, geriye kalmak, kalmak, sürdürmek
  • remainder:artık, bakiye, elden çıkarmak, geri kalan, geri kalan kısım, kalan, kalıntı, miras kalan şey, satılmayıp elde kalan kitap, tortu, ucuza satmak, ünvanın varisi olma hakkı
  • remainderman:aday, mirasçı, namzet
  • remained:artmak, aynen kalmak, durmak, geriye kalmak, kalmak, sürdürmek
  • remaining:arda kalan, artan, kalan, kalma, öteki
  • remains:artıklar, ceset kalıntısı, izler, kalanlar, kalıntılar, kalıtlar, ölünün kemikleri, yemek artıkları
  • remake:tekrar yapmak, yeni versiyon, yeniden çevirme, yeniden çevirmek, yeniden yapmak
  • remaking:tekrar yapmak, yeniden çevirmek, yeniden yapmak
  • remand:geri göndermek, iade etmek, mahkemesini ertelemek, mahkemeye kadar tutmak, tutmak
  • remark:belirtmek, dikkat, dikkat etmek, düşünce, düşüncesini söylemek, farketmek, ihtar, söylemek, uyarı, yorum, yorum yapmak
  • remarkable:dikkat çekici, dikkate değer, fevkalade, göze çarpan, kayda değer, klas, olağanüstü
  • remarked:belirtmek, dikkat etmek, düşüncesini söylemek, farketmek, söylemek, yorum yapmak
  • remarking:belirtmek, dikkat etmek, düşüncesini söylemek, farketmek, söylemek, yorum yapmak
  • remarriage:ikinci evlilik, tekrar evlenme, tekrar evlenmek, yeniden evlenme
  • remediable:çaresi bulunur, tedavisi mümkün
  • remedial:çare olan, çözüm getiren, deva olan, iyileştiren, iyileştirici, tedavi eden
  • remedies:çare, çare bulmak, çözüm, çözüm getirmek, derman, deva, düzeltmek, ilaç, iyileştirmek, onarmak, tedavi, tedavi etmek
  • remediless:çaresiz, devasız, iyileşmesi imkânsız, umutsuz
  • remedy:çare, çare bulmak, çözüm, çözüm getirmek, derman, deva, düzeltmek, ilaç, iyileştirmek, onarmak, tedavi, tedavi etmek
  • remedying:çare bulmak, çözüm getirmek, düzeltmek, iyileştirmek, onarmak, tedavi etmek
  • remember:aklında tutmak, anımsamak, anmak, düşünmek, hatırda tutmak, hatırlamak, ihmal etmemek, yâdetmek
  • remembering:aklında tutmak, anımsamak, anmak, düşünmek, hatırda tutmak, hatırlamak, ihmal etmemek, yâdetmek
  • remembrance:anı, anmalık, hatıra, hatıra eşya, hatırlama, yadigâr
  • remembrances:hatıralar, selamlar, yadigârlar
  • remerkable:dikkat çekici, dikkate değer, fevkalade, göze çarpan, kayda değer, klas, olağanüstü
  • remind:aklına getirmek, andırmak, benzemek, hatırlatmak
  • reminder:hatırlatıcı mektup, hatırlatıcı şey
  • reminding:hatırlatan, hatırlatma
  • reminds:aklına getirmek, andırmak, benzemek, hatırlatmak
  • reminisce:anılarını anlatmak, anmak, hatıralardan söz etmek
  • reminiscence:andırma, anımsama, hatırlama, hatırlatan şey
  • reminiscences:anılar, hatıralar
  • reminiscent:anan, andıran, eskilerden söz eden, geçmişi hatırlatan, geçmişten konuşmaya istekli, hatırlatan, hatırlayan
  • reminiscing:anılarını anlatmak, anmak, hatıralardan söz etmek
  • remise:feragat, kiralık at arabası, vazgeçme
  • remiss:dikkatsiz, gafil, ihmalci, savsak
  • remissible:affedilebilir, bağışlanabilir, göz ardı edilebilir
  • remission:af, azalma, bağışlama, feragat, hafifleme, hafifletme, vazgeçme
  • remissness:ihmal, ihmalcilik, ihmalkârlık, kusur
  • remit:affetmek, ara vermek, bağışlamak, göndermek, günah çıkarmak, hafifletmek, havale göndermek, iptal etmek, kolaylaştırmak, para göndermek, vazgeçmek, yatıştırmak
  • remittance:havale, para gönderme
  • remittances:havale, para gönderme
  • remittent:azalıp çoğalan, azalıp çoğalan ateş, bir düzelip bir kötüleşen, inişli çıkışlı
  • remitter:alt mahkemeye sevketme, gönderici, göreve iade, hakların iadesi, havale gönderen
  • remnant:artık, bakiye, kalıntı, parça kumaş
  • remnants:artık, bakiye, kalıntı, parça kumaş
  • remodel:değişiklik yapmak, şeklini değiştirmek, yeni model uygulamak
  • remodeling:değişiklik yapmak, şeklini değiştirmek, yeni model uygulamak
  • remodelling:değişiklik yapmak, şeklini değiştirmek, yeni model uygulamak
  • remonstrance:itiraz, protesto, şikâyet, sitem, uyarı, yakınma
  • remonstrant:itiraz eden, itirazcı, protesto eden, protestocu, şikâyetçi, sitem eden
  • remonstrate:güçlü kanıtları olmak, itiraz etmek, kınamak, protesto etmek, sitem etmek, uyarmak
  • remorse:pişmanlık, vicdan, vicdan azabı
  • remorseful:pişman, vicdan azabı çeken
  • remorseless:merhametsiz, vicdanı sızlamayan, vicdansız
  • remote:çok eski, çok uzak, dolaylı, endirekt, küçük, mesafeli, naklen yayın, sapa, soğuk, ücra, uzak
  • remount:gerilemek, tekrar çıkmak, yedek at, yedek at sağlamak, yeniden binmek, yeniden tırmanmak
  • removable:kaldırılabilir, taşınabilir, uzaklaştırılabilir, yerinden alınabilir
  • removal:giderme, görevden alınma, halletme, nakil, ortadan kaldırma, taşıma, uzaklaştırma, yer değiştirme
  • remove:başka yere götürmek, çıkarmak, derece, elini çekmek, gidermek, görevden almak, götürmek, götürülmek, kademe, kaldırmak, mesafe, nakletmek, ortadan kaldırmak, sonra gelen yemek, taşımak, taşınma, taşınmak, uzaklaşma, uzaklaştırma, uzaklaştırmak, uzaklık, yerinden etmek
  • remover:ev taşıyıcı, nakliyeci
  • removing:başka yere götürmek, çıkarmak, elini çekmek, gidermek, görevden almak, götürmek, götürülmek, kaldırmak, nakletmek, ortadan kaldırmak, taşımak, taşınmak, uzaklaştırmak, yerinden etmek
  • remunerate:emeğinin karşılığını vermek, hakkını vermek, ödüllendirmek
  • remunerated:emeğinin karşılığını vermek, hakkını vermek, ödüllendirmek
  • remuneration:hizmet karşılığı ödeme, karşılık, ödeme, ödül, ücret, yevmiye
  • remunerative:bol paralı, ikramiyeli, kazançlı
  • renaissance:canlandırma, canlanma, uyanış, uyanma, yeniden doğuş
  • renaissence:canlandırma, canlanma, uyanış, uyanma, yeniden doğuş
  • renal:böbreğe ait, böbrek
  • rename:adını değiştirmek, yeni ad vermek, yeni isim koymak
  • renascence:canlandırma, yeniden doğuş
  • renascense:canlandırma, yeniden doğuş
  • renascent:yeniden canlanan, yeniden doğan
  • rencontre:çarpışma, çatışma, düello, rastlama
  • rend:bölmek, koparmak, paralamak, parçalamak, parçalanmak, yarmak, yırtılmak, yırtmak
  • render:açıklamak, çalmak, çevirisini yapmak, çevirmek, eritmek, etmek, geri vermek, hale getirmek, ilk kat sıva sürmek, kılmak, sunmak, vermek, yorumlamak
  • rendered:açıklamak, çalmak, çevirisini yapmak, çevirmek, eritmek, etmek, geri vermek, hale getirmek, ilk kat sıva sürmek, kılmak, sunmak, vermek, yorumlamak
  • rendering:çalma, çeviri, iade, ödeme, sahneleme, sıva, tercüme, verme, yorum
  • rendezvous:buluşma, buluşma yeri, randevu
  • rending:paralayan, parçalayan
  • rendition:çalma, çeviri, hüküm verme, icra etme, sahneleme, tercüme, yorum
  • renegade:dininden dönmüş kimse, dönek, dönme, hain
  • renege:dininden dönmek, dönmek, hile yapmak, kurallara uymamak, reddetmek, sözünden dönmek
  • reneging:dininden dönmek, dönmek, hile yapmak, kurallara uymamak, reddetmek, sözünden dönmek
  • renew:bakım yapmak, tazelemek, tekrarlamak, uzatmak, yenilemek, yinelemek
  • renewable:uzatılabilir, yenilenebilir, yenisi ile değiştirilebilir
  • renewal:uzatma, yenileme, yenilenme
  • renewed:bakım ve onarımı yapılmış, uzatılmış, yeni, yenilenmiş
  • renewing:bakım yapmak, tazelemek, tekrarlamak, uzatmak, yenilemek, yinelemek
  • reniform:böbrek biçiminde
  • renounce:başka renk kâğıt oynamak, bırakmak, feragat etmek, reddetmek, tanımamak, vazgeçmek
  • renounced:başka renk kâğıt oynamak, bırakmak, feragat etmek, reddetmek, tanımamak, vazgeçmek
  • renovate:onarmak, tamir etmek, tazelemek, yenilemek
  • renovated:onarılmış, tamir edilmiş, tazelenmiş, yenilenmiş
  • renovating:onarmak, tamir etmek, tazelemek, yenilemek
  • renovation:bakım ve onarım, onarım, tamirat, yenileme
  • renovator:bakım ve onarım yapan kimse, yenileyen kimse
  • renowed:meşhur, şanlı, şöhretli, ünlü
  • renown:şan, şöhret, ün
  • renowned:meşhur, şanlı, şöhretli, ünlü
  • rent:bölünme, bozuşma, dargınlık, fikir ayrılığı, gedik, kira, kira bedeli, kira getirmek, kiralamak, kiraya verilmek, kiraya vermek, parçalanma, yarık, yırtık
  • rentable:kiralanabilir
  • rental:kira, kira bedeli, kiralık, kiralık eşya, kiralık evlerin listesi
  • rented:kiralanmış
  • renter:kiracı, kiralayan, kiraya veren
  • renting:kira getirmek, kiralamak, kiraya verilmek, kiraya vermek
  • rents:bölünme, bozuşma, dargınlık, fikir ayrılığı, gedik, kira, kira bedeli, kira getirmek, kiralamak, kiraya verilmek, kiraya vermek, parçalanma, yarık, yırtık
  • renunciation:bırakma, el çekme, feragat, vazgeçme
  • reopen:tekrar açılmak, tekrar açmak, tekrar başlamak, yeniden açmak, yeniden başlatmak
  • reopening:tekrar açılmak, tekrar açmak, tekrar başlamak, yeniden açmak, yeniden başlatmak
  • reorganisation:düzenleme, reorganizasyon, yeniden örgütleme
  • reorganisations:düzenleme, reorganizasyon, yeniden örgütleme
  • reorganise:düzeltmek, reorganize etmek, yeniden düzenlemek, yeniden örgütlemek
  • reorganization:düzenleme, reorganizasyon, yeniden örgütleme
  • reorganizations:düzenleme, reorganizasyon, yeniden örgütleme
  • reorganize:düzeltmek, reorganize etmek, yeniden düzenlemek, yeniden örgütlemek
  • reorganizing:düzeltmek, reorganize etmek, yeniden düzenlemek, yeniden örgütlemek
  • rep:ahlaksız, fitilli döşemelik kumaş, fitilli kumaş, oyun çizelgesi, repertuvar, sefil, şöhret, temsilci, ün
  • repaint:rötuş yapmak, üzerine başka resim yapmak, yeniden boyamak
  • repair:barınak, çekilmek, durum, gidermek, gitmek, hal, onarım, onarmak, sığınak, tamir, tamir etmek, tamirat, telâfi etmek, yamamak, zararını ödemek
  • repaired:onarılmış
  • repairing:çekilmek, gidermek, gitmek, onarmak, tamir etmek, telâfi etmek, yamamak, zararını ödemek
  • repairman:tamirci
  • repairs:tamirat
  • reparable:giderilebilir, telâfi edielbilir, zararı karşılanabilir
  • reparation:onarılma, onarım, özür, tamir, telâfi, zararı karşılama
  • reparations:savaş tazminatı, tazminat
  • repartee:hazırcevap, hazırcevaplık, yerinde cevap
  • repartition:bölme, dağıtım, yeniden bölme, yeniden bölmek, yeniden parçalara ayırmak
  • repass:dönmek, geri gitmek, yeniden yanından geçmek
  • repast:öğün, yemek, yemek zamanı
  • repatriate:ülkesine geri göndermek, ülkesine iade edilen kimse, ülkesine iade etmek, vatanına geri gönderilen kimse
  • repatriated:ülkesine geri göndermek, ülkesine iade etmek
  • repatriation:ülkesine geri dönme, ülkesine iade etme, vatanına gönderme
  • repay:altında kalmamak, aynen iade etmek, geri vermek, karşılık vermek, ödemek, telâfi etmek
  • repayable:geri ödenebilir, karşılığı verilebilir
  • repaying:altında kalmamak, aynen iade etmek, geri vermek, karşılık vermek, ödemek, telâfi etmek
  • repayment:geri verme, karşılık, ödeme
  • repeal:fesih, geçersiz kılmak, iptal, iptal etmek, yürürlükten kaldırma, yürürlükten kaldırmak
  • repealable:feshedilebilir, iptal edilebilir
  • repealed:geçersiz kılmak, iptal etmek, yürürlükten kaldırmak
  • repeals:fesih, geçersiz kılmak, iptal, iptal etmek, yürürlükten kaldırma, yürürlükten kaldırmak
  • repeat:ağzına gelmek, aralıksız ateş etmek, ezberden okumak, nakarat, tekrar, tekrar edilen şey, tekrar etmek, tekrarlama, tekrarlamak, yineleme, yinelemek, yinelenmek
  • repeate:ağzına gelmek, aralıksız ateş etmek, ezberden okumak, nakarat, tekrar, tekrar edilen şey, tekrar etmek, tekrarlama, tekrarlamak, yineleme, yinelemek, yinelenmek
  • repeated:tekrar tekrar yapılmış olan, tekrarlanan, yinelenen
  • repeatedly:aralıksız olarak, defalarca, durmadan, tekrar tekrar
  • repeater:amplifikatör, çalar cep saati, devirli ondalık sayı, iki kez oy veren kimse, kesintisiz ateş eden silah, otomatik röle, sabıkalı, tekrar suç işleyen sabıkalı, tekrarlayan kesirli sayı, tekrarlayıcı
  • repeating:tekrarlanan
  • repel:defetmek, geçirmemek, geri çevirmek, geri itme, iğrendirmek, itelemek, itici gelmek, itmek, püskürtmek, reddetmek
  • repellant:geçirmez, itici, nahoş, püskürtücü, savar, uzaklaştırıcı
  • repelled:defetmek, geçirmemek, geri çevirmek, iğrendirmek, itelemek, itici gelmek, itmek, püskürtmek, reddetmek
  • repellent:geçirmez, itici, nahoş, püskürtücü, savar, uzaklaştırıcı
  • repelling:geçirmez, itici, nahoş, püskürtücü, savar, uzaklaştırıcı
  • repent:pişman olmak, pişmanlık duymak, tövbe etmek
  • repentance:pişmanlık, tövbe
  • repentant:pişman, pişmanlık duyan, tövbeli
  • repercussion:geri tepme, tepki, yan etki, yankı, yansıma
  • repercussions:tepki, yan etki, yankı
  • repertoire:oyun listesi, repertuar
  • repertory:depo, hazine, oyun listesi, repertuar, zengin kaynak
  • repetition:ezberden okuma, kopya, suret, taklit, tekrar, tekrarlama, yinelenme
  • repetitious:gereksiz tekrarlar içeren, tekrarlayan, tekrarlayıp duran
  • repetitive:gereksiz tekrarlar içeren, tekrarlayan, tekrarlayıp duran, tekrarlı
  • repine:küsmek, şikâyetçi olmak, söylenmek, yakınmak
  • repining:asık suratlı, hoşnutsuz, küskün, şikâyetçi, söylenip duran
  • replace:ahizeyi yerine koymak, değiştirmek, geri ödemek, vekâlet etmek, yenisiyle değiştirmek, yerine bakmak, yerine geçmek, yerine koymak, yerini almak, yerini tutmak
  • replaceable:değiştirilebilir, yeri doldurulabilir, yerine geçilebilir
  • replacement:değiştirme, protez, yedek, yerine geçen kimse, yerine koyma
  • replacing:ahizeyi yerine koymak, değiştirmek, geri ödemek, vekâlet etmek, yenisiyle değiştirmek, yerine bakmak, yerine geçmek, yerine koymak, yerini almak, yerini tutmak
  • replant:yeni ağaç dikmek, yeniden dikmek, yeşillendirmek
  • replay:tekrar yayınlama, tekrarlama maçı, yeniden oynamak
  • replenish:doldurmak, ikmal yapmak, yeniden doldurmak
  • replete:dolu, dopdolu, tıka basa doymuş
  • repletion:dolgunluk, doluluk, doyma, fazla dolu olma, tokluk
  • replevin:gasp davası, gasp edilmiş malın iadesi hükmü
  • replica:eşi, kopya, reprodüksiyon, tıpatıp aynı
  • replicate:aynını yapmak, kopya etmek, tekrarlamak
  • replicated:aynını yapmak, kopya etmek, tekrarlamak
  • replicating:aynını yapmak, kopya etmek, tekrarlamak
  • replication:aynısı, cevap, eko, kopya, yankı
  • replied:cevap vermek, karşılık vermek, yanıtlamak
  • reply:cevaba cevap, cevap, cevap vermek, karşılık, karşılık vermek, yanıt, yanıtlamak
  • reponsibility:güvenilirlik, mesuliyet, ödeme gücü, sağlamlık, sorumluluk, temyiz gücü, yükümlülük
  • report:anlatmak, bildiri, bildirmek, bilgi, dedikodu, görünmek, haber, hazır bulunmak, ihbar etmek, karne, muhabirlik yapmak, patlama sesi, rapor, rapor etmek, silâh sesi, şöhret, söylemek, söylenti, sunmak, tutanak, ün
  • reportage:röportaj
  • reported:anlatmak, bildirmek, görünmek, hazır bulunmak, ihbar etmek, muhabirlik yapmak, rapor etmek, söylemek, sunmak
  • reportedly:söylendiğine göre, söylentiye göre
  • reporter:bilgi veren kimse, haberci, muhabir, muhbir, raportör
  • reporters:bilgi veren kimse, haberci, muhabir, muhbir, raportör
  • reporting:anlatmak, bildirmek, görünmek, hazır bulunmak, ihbar etmek, muhabirlik yapmak, rapor etmek, söylemek, sunmak
  • reports:anlatmak, bildiri, bildirmek, bilgi, dedikodu, görünmek, haber, hazır bulunmak, ihbar etmek, karne, muhabirlik yapmak, patlama sesi, rapor, rapor etmek, silâh sesi, şöhret, söylemek, söylenti, sunmak, tutanak, ün
  • repose:dayanmak, dinlendirmek, dinlenme, dinlenmek, ebedi istirahatte olmak, güvenmek, sessizlik, sükunet, uyku, yaslanmak, yatırmak, yatmak
  • reposeful:dinlendirici, huzurlu, sakin
  • repository:ambar, depo, dolap, kutu, mahzen, muhafaza, sırdaş, zengin kaynak
  • repossess:tekrar ele geçirmek, yeniden sahip olmak
  • repousse:kakma işi
  • reprehend:azarlamak, ihtar etmek, kusur bulmak, paylamak, şiddetle eleştirmek
  • reprehensible:azarı hak eden, kınanması gereken
  • reprehension:azar, ihtar, kınama, paylama
  • represantative:acenta, karakteristik, kişileştiren, milletvekili, mümessil, örnek, sembolik, temsil eden, temsilci, temsilen, tipik, tipik örnek, vekil
  • represent:belirtmek, betimlemek, canlandırmak, göstermek, ifade etmek, oynamak, sahneye koymak, simgelemek, sunmak, tarif etmek, temsil etmek, temsilciliğini yapmak, vekâlet etmek, vekili olmak
  • representation:beyan, fikir belirtme, ibraz, işaret, oyun, piyes, sembol, simge, sitem, sunma, tasarım, temsil, temsilcilik, vekillik
  • representative:acenta, karakteristik, kişileştiren, milletvekili, mümessil, örnek, sembolik, temsil eden, temsilci, temsilen, tipik, tipik örnek, vekil
  • representatives:acenta, milletvekili, mümessil, örnek, temsilci, tipik örnek, vekil
  • represented:belirtmek, betimlemek, canlandırmak, göstermek, ifade etmek, oynamak, sahneye koymak, simgelemek, sunmak, tarif etmek, temsil etmek, temsilciliğini yapmak, vekâlet etmek, vekili olmak
  • representing:belirtmek, betimlemek, canlandırmak, göstermek, ifade etmek, oynamak, sahneye koymak, simgelemek, sunmak, tarif etmek, temsil etmek, temsilciliğini yapmak, vekâlet etmek, vekili olmak
  • represents:belirtmek, betimlemek, canlandırmak, göstermek, ifade etmek, oynamak, sahneye koymak, simgelemek, sunmak, tarif etmek, temsil etmek, temsilciliğini yapmak, vekâlet etmek, vekili olmak
  • representstive:acenta, karakteristik, kişileştiren, milletvekili, mümessil, örnek, sembolik, temsil eden, temsilci, temsilen, tipik, tipik örnek, vekil
  • repress:baskı altında tutmak, baskılamak, bastırmak, içine atmak, önlemek
  • repressed:baskı altında tutmak, baskılamak, bastırmak, içine atmak, önlemek
  • repressing:baskı altında tutmak, baskılamak, bastırmak, içine atmak, önlemek
  • repression:baskı, bastırma, bilinçaltına itme, psikolojik baskı, tutma, zaptetme, zorla önleme
  • repressive:ağır, baskı yapan, baskılayıcı, bastırıcı, önleyici
  • reprieve:cezanın ertelenmesi, cezayı ertelemek, ertelemek, ferahlık, içini rahatlatmak, rahat vermek, rahatlama, yüreğine su serpmek
  • reprimand:azar, azarlama, azarlamak, kınama, kınamak, paylama, paylamak
  • reprint:yeni baskı, yeni baskısını yapmak, yeniden basmak
  • reprinting:yeni baskısını yapmak, yeniden basmak
  • reprisal:aynen karşılık verme, misilleme, yanına koymama
  • reprisentative:acenta, karakteristik, kişileştiren, milletvekili, mümessil, örnek, sembolik, temsil eden, temsilci, temsilen, tipik, tipik örnek, vekil
  • repro:kopya, reprodüksiyon
  • reproach:ayıp, ayıplamak, azar, azarlamak, başına kakmak, kınama, kınamak, paylamak, sitem, sitem etmek, suçlama, suçlamak, utanç verici şey, yakıştıramamak, yüz karası
  • reproachful:ayıp, kınayan, sitemli, yüz kızartıcı
  • reproaching:paylama
  • reprobate:ahlaksız, ayıplamak, günahkâr, hoşgörmemek, huzuruna kabul etmemek, kınamak, lanetlemek, serseri, yoldan çıkmış
  • reprobation:ayıplama, hoşgörmeme, lanet, lânetlenme
  • reproduce:çoğalmak, çoğaltmak, kopyasını çıkarmak, reprodüksiyon yapmak, türetmek, yeniden üretmek, yenisini yapmak
  • reproducer:çoğaltıcı, ses çoğaltıcı
  • reproducible:kopyası yapılabilir, tekrar üretilebilir
  • reproducing:çoğalmak, çoğaltmak, kopyasını çıkarmak, reprodüksiyon yapmak, türetmek, yeniden üretmek, yenisini yapmak
  • reproduction:çoğalma, eserin kopyası, kopan organın tekrar çıkması, reprodüksiyon, taklit, tekrar oynama, türetme, üreme, yeniden basma, yeniden yapma
  • reproductive:üreme, üretici, üretken
  • reproof:ayıplama, azar, kınama, serzeniş, sitem, yeniden dayanıklı yapmak, yeniden geçirmez hale getirmek
  • reproval:ayıplama, azar, kınama, sitem
  • reprove:ayıplamak, hoşgörmemek, kınamak, sitem etmek
  • reproving:ayıplamak, hoşgörmemek, kınamak, sitem etmek
  • reps:fitilli döşemelik kumaş, fitilli kumaş
  • reptant:sürüngen
  • reptile:adi, aşağılık, aşağılık kimse, dalkavuk, sürünen, sürüngen
  • reptiles:aşağılık kimse, dalkavuk, sürüngen
  • reptilian:aşağılık, aşağılık kimse, sürüngen, sürüngenlerle ilgili, yağcı
  • republic:cumhuriyet
  • republican:cumhuriyetçi, cumhuriyetçi parti üyesi
  • republicanism:cumhuriyetçilik
  • repudiate:borçlarını tanımamak, boşamak, inkâr etmek, kabul etmemek, ödememek, reddetmek, tanımamak
  • repudiated:borçlarını tanımamak, boşamak, inkâr etmek, kabul etmemek, ödememek, reddetmek, tanımamak
  • repudiating:borçlarını tanımamak, boşamak, inkâr etmek, kabul etmemek, ödememek, reddetmek, tanımamak
  • repudiation:boşama, inkâr, red, ret, tanımama, yadsıma
  • repugnance:antipati, aykırılık, iğrenme, isteksizlik, nefret, tutarsızlık, zıtlık
  • repugnant:aykırı, gönülsüz, iğrenç, isteksiz, itici, karşı, muhalif
  • repulse:geri çevirme, geri çevirmek, geri tepme, iğrendirmek, itelemek, itici gelmek, itme, itmek, kabaca reddetme, kabaca reddetmek, kovmak, püskürtme, püskürtmek
  • repulsion:antipati, geri tepme, iğrenme, itme, nefret
  • repulsive:antipatik, iğrenç, itici, uzaklaştırıcı
  • repulsiveness:antipati, iğrençlik, iticilik
  • repurchase:tekrar satın almak, yeniden satın alma
  • reputability:saygınlık
  • reputable:hatırı sayılır, itibarlı, saygın, şerefli, tanınmış, ünlü
  • reputation:ad, itibar, şeref, şöhret, ün
  • repute:ad, farzetmek, isim, olarak bilmek, sanmak, saygınlık, saymak, şeref, şöhret, ün
  • reputed:farzedilen, meşhur, sanılan, sayılan, sözde, tanınmış, ünlü
  • reputition:ad, itibar, şeref, şöhret, ün
  • reqruited:askere almak, iyileşmek, iyileştirmek, kuvvetlendirmek, silâh altına almak, toplamak
  • request:arzu, dilek, dilekçe, istek, istem, istemek, resmen istemek, rica, rica etmek, ricada bulunmak, talep, talep etmek
  • requiem:ölü ayini ilahisi, ölülerin ruhu için dua
  • require:eksik olmak, gerekli olmak, gerekmek, gerektirmek, icap etmek, ihtiyacı olmak, istemek, zorunlu tutmak
  • required:gereken, lazım
  • requirement:gerek, gereklilik, gereksinim, icap, ihtiyaç, istek, koşul, lüzum
  • requires:eksik olmak, gerekli olmak, gerekmek, gerektirmek, icap etmek, ihtiyacı olmak, istemek, zorunlu tutmak
  • requiring:eksik olmak, gerekli olmak, gerekmek, gerektirmek, icap etmek, ihtiyacı olmak, istemek, zorunlu tutmak
  • requisite:gereç, gerekli, gerekli şey, lazım, malzeme, zaruri, zorunlu
  • requisition:el koyma, el koymak, gerek, istek, isteme, istemek, lüzum, resmen istemek, talep, talep etmek
  • requital:bedel, karşılık, misilleme, öç, ödül
  • requite:acısını çıkarmak, altında kalmamak, karşılığını vermek, öç almak, ödüllendirmek
  • requited:acısını çıkarmak, altında kalmamak, karşılığını vermek, öç almak, ödüllendirmek
  • reread:tekrar okumak, yeniden okumak
  • reredos:kilise mihrap arkalığı
  • reroute:saptırmak, yeniden yönlendirmek, yönünü değiştirmek
  • rerouting:saptırmak, yeniden yönlendirmek, yönünü değiştirmek
  • rerun:tekrar oynatmak, tekrar piyasaya sürme, tekrar yayınlama, tekrar yayınlamak, yeniden gösterim, yeniden göstermek, yeniden piyasaya sürmek
  • res:konu, mesele, şey
  • resale:perakende satış, tekrar satış
  • rescind:feshetmek, geçersiz kılmak, iptal etmek, yürürlükten kaldırmak
  • rescinding:feshetmek, geçersiz kılmak, iptal etmek, yürürlükten kaldırmak
  • rescission:fesih, iptal, yürürlükten kaldırma
  • rescript:buyruk, ferman, tebliğ
  • rescue:hacizden kurtarmak, hayat kurtarma, imdadına yetişmek, imdat, kurtarma, kurtarmak, muaf tutmak, yardım, zorla geri almak
  • rescued:hacizden kurtarmak, imdadına yetişmek, kurtarmak, muaf tutmak, zorla geri almak
  • rescuer:cankurtaran, kurtarıcı
  • rescuers:cankurtaran, kurtarıcı
  • rescuing:hacizden kurtarmak, imdadına yetişmek, kurtarmak, muaf tutmak, zorla geri almak
  • research:arama, arama çalışmaları, arama çalışmaları yapmak, araştırma, araştırma yapmak, araştırmak, etüt, inceleme, incelemek
  • researcher:arama çalışması yapan kimse, araştırmacı
  • researchers:arama çalışması yapan kimse, araştırmacı
  • resect:parça almak
  • resection:parça alma
  • reseda:muhabbetçiçeği, yeşilimsi beyaz renk
  • resell:satmak, tekrar satmak
  • resemblance:benzerlik
  • resemble:benzemek
  • resembled:benzemek
  • resembling:benzemek
  • resent:alınmak, gücenmek, gücüne gitmek, içerlemek
  • resentful:alınmış, çabuk kızan, dargın, gücenmiş, içerlemiş, kinci, küskün
  • resentment:alınma, dargınlık, gücenme, hınç, içerleme, kin, zoruna gitme
  • reservation:ayrılmış bölge, doğal koruma alanı, korumaya alınmış arazi, ön koşul, rezervasyon, şart, yer ayırtma
  • reservations:ayrılmış bölge, doğal koruma alanı, korumaya alınmış arazi, ön koşul, rezervasyon, şart, yer ayırtma
  • reserve:ayırmak, ayırtmak, çekingenlik, ertelemek, fon, hakkı saklı tutmak, ihtiyat, kaynak, korumaya alınmış arazi, ön koşul, rezerv, rezerve ettirmek, şart, sonraya bırakmak, stok, tutmak, yedek
  • reserved:ağzı sıkı, ayırtılmış, ayrılmış, çekingen, içine kapanık, rezerve edilmiş, sessiz, tutulmuş
  • reserves:ayırmak, ayırtmak, çekingenlik, ertelemek, fon, hakkı saklı tutmak, ihtiyat, kaynak, korumaya alınmış arazi, ön koşul, rezerv, rezerve ettirmek, şart, sonraya bırakmak, stok, tutmak, yedek
  • reserving:ayırmak, ayırtmak, ertelemek, hakkı saklı tutmak, rezerve ettirmek, sonraya bırakmak, tutmak
  • reservist:yedek
  • reservoir:depo, hazne, rezervuar, su deposu
  • reset:ayarlamak, baştaki konumuna getirmek, bilemek, oturtmak, tekrar yerine takmak, yeniden dizgi yapmak, yerleştirmek
  • resettle:dinlendirmek, sakinleşmek, tekrar yerleşmek, yatışmak, yeni düzenlemeler yapmak, yeniden yerleştirmek
  • resettlement:yeni bir ülkeye yerleşme, yeni düzenleme
  • resettling:dinlendirmek, sakinleşmek, tekrar yerleşmek, yatışmak, yeni düzenlemeler yapmak, yeniden yerleştirmek
  • reshape:şeklini değiştirmek, yeni biçim vermek, yeniden şekillendirmek
  • reshaping:şeklini değiştirmek, yeni biçim vermek, yeniden şekillendirmek
  • reshuffle:çaprazlamak, karşılıklı değiştirmek, tekrar karıştırmak, yeniden karmak
  • reshuffling:çaprazlamak, karşılıklı değiştirmek, tekrar karıştırmak, yeniden karmak
  • reside:ait olmak, bulunmak, ikamet etmek, oturmak
  • residence:ev, ikâmet, ikametgâh, işyerinde yatıp kalkma, konak, konut, mesken, oturma
  • residences:ev, ikâmet, ikametgâh, işyerinde yatıp kalkma, konak, konut, mesken, oturma
  • residency:genel vali konağı, konak
  • resident:genel vali, göç etmeyen, ikamet eden kimse, oturan, oturan kimse, sakin, stajyer doktor, yerleşmiş, yerleşmiş olan kimse, yerli, yerlisi
  • residential:ikâmetgâh, meskun, oturmaya elverişli, yerleşim
  • residents:genel vali, ikamet eden kimse, oturan, oturan kimse, sakin, stajyer doktor, yerleşmiş olan kimse, yerli
  • residual:artan, artık, kalan, kalıcı, kalıntı, tortu, tortu şeklindeki
  • residuary:arda kalan, artan, fazlalık, kalan
  • residue:artık, kalan, kalıntı, tortu
  • residuum:bakiye, çökelti, döküntü, kalan, posa, tortu
  • resign:bırakmak, çekilmek, emanet etmek, istifa etmek, istifasını vermek, kendini vermek, teslim etmek, teslim olmak, vazgeçmek
  • resignation:bırakma, boyun eğme, çekilme, feragat, istifa, rıza, tevekkül, vazgeçme
  • resigned:kaderine boyun eğmiş, oluruna bırakmış
  • resigning:istifa
  • resilience:çabuk iyileşme özelliği, elastikiyet, esneklik
  • resilient:çabuk iyileşen, elastik, esnek, kendini çabuk toparlayan
  • resin:çamsakızı, reçine, reçine ile işlemek, reçinelemek, sakız
  • resinous:reçine, reçineli, sakızlı
  • resins:çamsakızı, reçine, reçine ile işlemek, reçinelemek, sakız
  • resist:dayanıklı olmak, dayanmak, direnmek, engellemek, göğüs germek, karşı çıkmak, karşı koymak, muhalefet etmek
  • resistance:dayanıklılık, dayanma, dayanma gücü, direnç, direnme, karşı çıkma, karşı gelme, karşı koyma, metanet, mukavemet, rezistans, tahammül
  • resistant:dayanıklı, dirençli, karşı koyan
  • resisting:dayanıklı olmak, dayanmak, direnmek, engellemek, göğüs germek, karşı çıkmak, karşı koymak, muhalefet etmek
  • resistivity:dirençlilik, özdirenç
  • resistor:rezistans, rezistör
  • resit:sınavı tekrarlamak, tekrar sınava girme, tekrar sınava girmek
  • resole:pençe yapmak, tabanını değiştirmek, yeni taban koymak
  • resoled:pençe yapılmış
  • resoluble:çözülebilir, çözüm bulunur, çözünebilir, halledilir, yeniden eritilebilir
  • resolute:azimli, cesur, dayanıklı, iradeli, kararlı, metin
  • resolutely:tereddüdsüz
  • resoluteness:azim, cesurluk, kararlılık, metanet, sebat
  • resolution:ayırma, ayrışma, azim, çözülüm, çözüm, çözünme, dokunun iyileşmesi, iltihabın iyileşmesi, karar, kararlılık, niyet, önerge, teklif
  • resolutions:ayırma, ayrışma, azim, çözülüm, çözüm, çözünme, dokunun iyileşmesi, iltihabın iyileşmesi, karar, kararlılık, niyet, önerge, teklif
  • resolvable:ayrılabilir, çözülebilir, çözümlenebilir, çözünebilir, halledilebilir
  • resolve:aklına koymak, analizini yapmak, ayırmak, ayrışmak, azim, azmetmek, çözmek, çözümlemek, dönüşmek, dönüştürmek, gidermek, haline getirmek, halletmek, karar, karar vermek, karara bağlamak, karara varmak, niyet, önerge, tahlil etmek, yasa teklifi
  • resolved:azimli, karara bağlanmış, kararlı
  • resolvent:çözücü, çözücü madde, çözümleyen, halleden
  • resonance:rezonans, sesi şiddetlendirme özelliği, sesi yansıtma, tınlama, yankılama
  • resonances:rezonans, sesi şiddetlendirme özelliği, sesi yansıtma, tınlama, yankılama
  • resonant:çınlayan, rezonant, sesi yansıtan, tınlayan, yankı yapan, yankılanan
  • resonate:çınlamak, tınlamak, yankı yapmak, yankılamak
  • resonating:çınlamak, tınlamak, yankı yapmak, yankılamak
  • resonator:çınlatıcı, sesi yansıtan alet, yankılayıcı
  • resondents:davalı, sanık, savunma makamı
  • resorb:yeniden emmek
  • resorbance:emicilik, tekrar emilme özelliği, yeniden emme özelliği
  • resort:başvurma, başvurmak, çare, dinlenme yeri, gitmek, ikinci adres, mesire, sık sık gidilen yer, tatil yeri, uğrak, yardımına başvurulacak kimse
  • resound:çın çın ötmek, çınlamak, herkesçe duyulmak, sesi yansıtmak, tınlamak, yankı yapmak, yankılanmak, yayılmak
  • resounding:çın çın ötmek, çınlamak, herkesçe duyulmak, sesi yansıtmak, tınlamak, yankı yapmak, yankılanmak, yayılmak
  • resource:beceri, çare, çözüm bulma yeteneği, kaynak, oyalayıcı şey, uğraş, vasıta, yardımına başvurulacak kimse
  • resourceful:becerikli, her işin altından kalkar, her şeye çare bulur, zengin kaynaklı
  • resourceless:beceriksiz, elinden gelmez
  • resources:aktifler, imkânlar, kaynaklar, olanaklar, parasal kaynaklar
  • respect:alâka, ayrıcalık gözetme, bakım, hatır, hürmet, hürmet etmek, ilgi, ilgili bulunmak, riayet, riâyet etmek, saygı, saygı göstermek, saymak, uyma, uymak
  • respectabilities:görgü kuralları, itibarlı kimseler, saygıdeğer kişiler
  • respectability:ekonomik açıdan güvenilirlik, itibar, saygınlık
  • respectable:derli toplu, ekonomik bakımdan güçlü, hatırı sayılır, hürmetli, kayda değer, kıyafeti düzgün, namuslu, önemli, saygıdeğer, saygın, temiz
  • respected:hatırı sayılır, itibarlı
  • respectful:ayrıcalık yapan, fark gözeten, hatır sayan, hürmetkâr, hürmetli, riayet eden, saygılı
  • respectfully:hürmetle, saygılı bir biçimde
  • respecting:dair, gelince, hakkında, ilişkin
  • respective:bir bir, herkes kendi, kendi, sırasıyla
  • respectively:ayrı ayrı, her biri ayrı olarak, sırasıyla
  • :ayrı ayrı, her biri ayrı olarak, sırasıyla
  • respects:hürmetler, saygılar, selamlar
  • respiration:nefes alma, solunum, teneffüs
  • respirator:gaz maskesi, nefes filtresi, solunum cihazı
  • respiratory:solunum, solunumla ilgili
  • respire:biraz dilenmek, nefes almak, soluk almak, soluklanmak, solumak
  • respite:ara, dinlenme, dinlenmesine fırsat vermek, erteleme, ertelemek, infazın ertelenmesi, mühlet, soluk aldırmak, soluklanma, süre, süre tanımak, zaman vermek
  • resplendence:görkem, ihtişam, parlaklık
  • resplendent:göz alıcı, göz kamaştırıcı, ışıl ışıl, muhteşem, parlak, şaşaalı
  • respond:cevap vermek, cevap yazmak, etkilenmek, karşılık vermek, ses vermek, yanıtlamak
  • responded:cevap vermek, cevap yazmak, etkilenmek, karşılık vermek, ses vermek, yanıtlamak
  • respondent:cevap niteliğinde, cevap veren, davalı, karşılık veren, sanık, savunma makamı, savunma yapan
  • respondents:davalı, sanık, savunma makamı
  • responding:cevap vermek, cevap yazmak, etkilenmek, karşılık vermek, ses vermek, yanıtlamak
  • responent:cevap niteliğinde, cevap veren, davalı, karşılık veren, sanık, savunma makamı, savunma yapan
  • response:cevap, etkilenme, karşılık, ses verme, tepki, yanıt, yansıma
  • responses:cevap, etkilenme, karşılık, ses verme, tepki, yanıt, yansıma
  • responsibility:güvenilirlik, mesuliyet, ödeme gücü, sağlamlık, sorumluluk, temyiz gücü, yükümlülük
  • responsible:emin, güvenilir, mesul, sağlam, sorumlu, sorumluluk gerektiren, sorumluluk sahibi
  • responsive:cevap niteliğinde olan, cevap veren, duyarlı, elastik, esnek, hassas, hevesli, uyumlu
  • responsiveness:heveslilik
  • rest:artık, aynen kalmak, bakiye, çıkarmak, dayamak, dayanak, dayanmak, destek, dikmek, dinlendirmek, dinlenme, dinlenme yeri, dinlenmek, durak, durmak, ebedi istirahatte olmak, es, geri, gerisi, gömülü olmak, hareketsizlik, ihtiyat akçesi, istirahat etmek, kalan, kalıntı, koymak, mezar, misafirhane, mola vermek, olmaya devam etmek, ölüm, rahat, uyku, uyumak, uzanmak, yaslanmak, yatmak
  • restate:yeniden ifade etmek, yeniden şekillendirmek
  • restatement:yeniden ifade etme, yeniden şekillendirme
  • restaurant:lokanta, restoran
  • restaurateur:lokantacı
  • rested:dinlenmiş
  • restful:dinlendirici, huzur veren, huzurlu, rahat, sessiz sakin
  • resting:dayanma
  • restitute:iade etmek
  • restitution:doğrultma, eski durumuna dönme, eski haline getirme, restore etme, sahibine geri verme, tazmin, zararı karşılama
  • restive:ayak direyen, gitmemekte direnen, huzursuz, inatçı, kıpır kıpır, sabırsız, yerinde duramayan
  • restiveness:huzursuzluk, inatçılık, sabırsızlık, yerinde duramama
  • restless:dalgalı, hareketli, huzursuz, kararsız, kıpır kıpır, tez canlı, vesveseli, yerinde duramayan
  • restlessly:kıpır kıpır
  • restlessness:huzursuzluk, rahatsızlık, tez canlılık, uykusuzluk, yerinde duramama
  • restock:eksikleri tamamlamak, stoğu tamamlamak, yeniden depolamak, yeniden doldurmak
  • restocking:eksikleri tamamlamak, stoğu tamamlamak, yeniden depolamak, yeniden doldurmak
  • restoration:geri verme, iade, iyileştirme, restorasyon, yeniden tahta geçme, yeniden yapılanma, yenileme
  • restorative:ayıltıcı ilaç, canlandırıcı, iyileştirici yiyecek, kuvvet şurubu, kuvvet verici
  • restore:eski haline getirmek, geri vermek, görevine iade etmek, iade etmek, kavuşturmak, onarmak, restore etmek, yeniden tahta geçirmek, yenileştirmek
  • restored:onarılmış
  • restorer:restore eden, saçları güçlendiren ilaç, yenileyen
  • restoring:eski haline getirmek, geri vermek, görevine iade etmek, iade etmek, kavuşturmak, onarmak, restore etmek, yeniden tahta geçirmek, yenileştirmek
  • restrain:alıkoymak, baskı altında tutmak, bastırmak, dizginlemek, engellemek, frenlemek, hapsetmek, kısıtlamak, sınırlamak, tutmak
  • restrained:bastırılmış, dar, ihtiyatlı, ölçülü
  • restraining:alıkoymak, baskı altında tutmak, bastırmak, dizginlemek, engellemek, frenlemek, hapsetmek, kısıtlamak, sınırlamak, tutmak
  • restraint:baskı, engel, kısıtlama, sınırlama, tahdit, tutma
  • restraints:baskı, engel, kısıtlama, sınırlama, tahdit, tutma
  • restrict:kısıtlamak, sınırlama getirmek, sınırlamak, tahdit etmek
  • restricted:gizli, kısıtlı, sınırlı, yasak
  • restricting:kısıtlamak, sınırlama getirmek, sınırlamak, tahdit etmek
  • restriction:kayıt, kısıtlama, sınırlama, tahdit, yasak
  • restrictions:kayıt, kısıtlama, sınırlama, tahdit, yasak
  • restrictive:bağlayıcı, kısıtlayıcı, sınırlayıcı, tanımlayıcı
  • restroom:helâ, tuvalet
  • result:akıbet, netice, semere, son, sonuç, sonucu olmak, ürün
  • resultant:bileşke, çıkan, meydana gelen, sonuç, sonuç olarak çıkan
  • resulted:sonucu olmak
  • resulting:sonucu olmak
  • results:akıbet, netice, semere, son, sonuç, sonucu olmak, ürün
  • resume:geri almak, kaldığı yerden devam etmek, kavuşmak, özet, özetlemek, özgeçmiş, yeniden başlamak
  • résumé:geri almak, kaldığı yerden devam etmek, kavuşmak, özet, özetlemek, özgeçmiş, yeniden başlamak
  • resumes:geri almak, kaldığı yerden devam etmek, kavuşmak, özet, özetlemek, özgeçmiş, yeniden başlamak
  • resuming:geri almak, kaldığı yerden devam etmek, kavuşmak, özetlemek, yeniden başlamak
  • resumption:geri alma, kaldığı yerden devam etme, yeniden başlama
  • resurge:yeniden çıkmak, yeniden dirilmek
  • resurgence:canlanma, güçlenme, yeniden dirilme
  • resurgent:yeniden çıkan, yeniden dirilen
  • resurrect:diriltmek, yaşama döndürmek, yeniden adet edinmek
  • resurrecting:diriltmek, yaşama döndürmek, yeniden adet edinmek
  • resurrection:diriliş, diriltme, kıyamet, yeniden canlanma, yeniden ortaya çıkma
  • resusciate:ayıltmak, dirilmek, diriltmek, hayata dönmek, yaşama döndürmek
  • resuscitate:ayıltmak, dirilmek, diriltmek, hayata dönmek, yaşama döndürmek
  • resuscitating:ayıltmak, dirilmek, diriltmek, hayata dönmek, yaşama döndürmek
  • resuscitation:dirilme, diriltme, öldükten sonra yeniden canlanma
  • ret:çürümek, ıslatıp yumuşatmak
  • retail:ayrıntılarıyla anlatmak, önüne gelene söylemek, perakende, perakende olarak, perakende satılmak, perakende satış, perakende satmak, perakendecilik, yaymak
  • retailate:aynı şekilde karşılık verilmek, aynını yapmak, intikamını almak, misilleme yapmak, öç almak
  • retailer:perakendeci
  • retailers:perakendeci
  • retain:alıkoymak, elinden kaçırmamak, kaybetmemek, parayla tutmak, tutmak, unutmamak
  • retained:alıkoymak, elinden kaçırmamak, kaybetmemek, parayla tutmak, tutmak, unutmamak
  • retainer:avans, avukatlık avansı, dava takip anlaşması, kilit mandalı, pey akçesi, uşak, yatak yuvası
  • retainers:avans, avukatlık avansı, dava takip anlaşması, kilit mandalı, pey akçesi, uşak, yatak yuvası
  • retaining:alıkoymak, elinden kaçırmamak, kaybetmemek, parayla tutmak, tutmak, unutmamak
  • retake:filmden resim çekmek, geri almak, tekrar almak, tekrar çekmek, yeni çekim, yeni çekim yapmak
  • retaliate:aynı şekilde karşılık verilmek, aynını yapmak, intikamını almak, misilleme yapmak, öç almak
  • retaliating:aynı şekilde karşılık verilmek, aynını yapmak, intikamını almak, misilleme yapmak, öç almak
  • retaliation:dişe diş, misilleme, öç
  • retaliatory:misilleme, misilleme niteliğinde
  • retard:alıkoymak, frenlemek, geciktirmek, gelişimini önlemek, hızını kesmek, sürüncemede bırakmak, yavaşlatmak
  • retardation:alıkoyma, engel, erteleme, gecikme, geciktiren şey, geciktirme, yavaşlama, yavaşlatma
  • retarded:alıkoymak, frenlemek, geciktirmek, gelişimini önlemek, hızını kesmek, sürüncemede bırakmak, yavaşlatmak
  • retarding:alıkoymak, frenlemek, geciktirmek, gelişimini önlemek, hızını kesmek, sürüncemede bırakmak, yavaşlatmak
  • retch:kusmağa çalışmak, öğürmek
  • retching:kusmağa çalışmak, öğürmek
  • retell:başka biçimde anlatmak, tekrar anlatmak, tekrarlamak
  • retelling:başka biçimde anlatmak, tekrar anlatmak, tekrarlamak
  • retention:akılda tutma, alıkoyma, bellek, çişini tutma, durdurma, hafıza, kaybetmeme, koruma, tutma
  • retentive:alıkoyucu, kuvvetli, nemini kaybetmeyen, suyu tutan, tutan, unutmayan
  • rethink:etraflıca düşünmek, tekrar düşünmek, yeniden düşünmek
  • reticence:ağzı sıkılık, ağzını açmama, az konuşma, sır tutma, suskunluk
  • reticent:ağzı sıkı, bildiğini söylemeyen, ketum, sessiz, suskun
  • reticle:dürbün ağı, taksimatlı objektif
  • reticular:ağ, ağ biçiminde, ağsı
  • reticulate:ağ gibi, ağ gibi bölünmek, ağ şeklinde, ağsı
  • reticulated:ağ şeklinde, ağsı, şebekeli
  • reticulation:ağ gibi olma
  • reticule:ağsı objektif, dürbün ağı, el çantası, kadın çantası
  • retiform:ağ biçiminde, ağ gibi, ağsı
  • retina:ağtabaka, retina
  • retinue:beraberindekiler, eşlik edenler, maiyet
  • retire:ayrılmak, çekilmek, emekli etmek, emekli olmak, emekliye ayırmak, geri çekilmek, geri çekmek, inzivaya çekilmek, ödemek, tedavülden kaldırmak, uyumaya gitmek, uzaklaşmak, yatağa yatmak, yatmaya gitmek
  • retired:emekli, gözden uzak, inzivaya çekilmiş, ıssız, kuytu, uzaklarda
  • retirement:çekilme, emeklilik, emekliye ayrılma, geri çekilme, gizli yer, inziva, inziva yeri, köşesine çekilme, tedavülden kaldırma
  • retiring:çekingen, emekli, emeklilik, göze çarpmayan, inziva, mahçup, sıkılgan, silik, utangaç
  • retiurn:aynı kâğıttan oynamak, beyan etmek, bülten, döndürmek, dönmek, dönüş, geri dönme, geri dönmek, geri dönüş, geri gelme, geri gelmek, geri göndermek, geri tepme, geri verme, geri vermek, geri vurmak, geriye gitme, getiri, getiri sağlamak, getirmek, hüküm vermek, iade, iade etmek, ince kıyım tütün, kâr, karar vermek, karşılık, milletvekili seçmek, misilleme yapmak, nüksetme, nüksetmek, rapor, resmen bildirmek, resmi açıklama, rövanş, rövanş maçı, seçim sonucu, tazminat, tekrarlama, tekrarlamak, topa geri vurma, topu karşılamak, tornistan, yansıtmak
  • retool:aletleri yenilemek, yeni makinelerle donatmak
  • retort:anında yapıştırılan cevap, aynen karşılık vermek, cevabı yapıştırmak, imbik, sert cevap, sert cevap vermek
  • retortion:aynen karşılık verme, geriye doğru bükme, geriye eğme, misilleme
  • retouch:düzeltme, düzeltme yapmak, rötuş, rötuş yapmak
  • retouching:rötuş
  • retrace:geri akma, izini takip etmek, kaynağına gitmek, kaynağına inmek, kökenine inmek, üzerinden geçmek
  • retract:caymak, çekilmek, dili çekerek telaffuz etmek, geri almak, geri çekilmek, geri çekmek, içeri çekmek, sözünü geri almak, vazgeçmek
  • retractable:geri alınabilir, geri çekilebilir, içeri çekilebilir, vazgeçilebilir
  • retractation:sözünden dönme, sözünü geri alma
  • retracted:caymak, çekilmek, dili çekerek telaffuz etmek, geri almak, geri çekilmek, geri çekmek, içeri çekmek, sözünü geri almak, vazgeçmek
  • retractile:geri çekilebilir, içeri çekilebilir
  • retraction:geri çekme, içeri çekilme, içeri çekme, sözünden dönme, sözünü geri alma
  • retractor:fleksör kas, geri çekme kası, yara ağzını açık tutan alet
  • retrain:değişik bir meslek için eğitmek, yeni bir konuda eğitmek, yeniden eğitmek
  • retrained:değişik bir meslek için eğitmek, yeni bir konuda eğitmek, yeniden eğitmek
  • retraining:mesleki eğitim, yeniden eğitme
  • retranslate:tekrar çeviri yapmak, yeniden tercüme etmek
  • retread:dış lastiği değiştirmek, dışı değişmiş lastik, lastiğin dışını yenilemek
  • retreat:bayrak indirme borusu, enstitü, geri çekilme, geri çekilmek, geri hamle yapmak, gerileme, gerilemek, inzivaya çekilme, inzivaya çekilmek, kaçmak, kafa dinleme yeri, köşesine çekilme, köşesine çekilmek, rehabilite merkezi, yat borusu, yeniden bakım yapmak, yeniden işlemek
  • retreating:geri çekilmek, geri hamle yapmak, gerilemek, inzivaya çekilmek, kaçmak, köşesine çekilmek, yeniden bakım yapmak, yeniden işlemek
  • retrench:azaltmak, kırpmak, kısaltmak, kısmak, personel sayısını düşürmek, siperin iç kısmına hendek yapmak, tasarruf yapmak
  • retrenchment:azaltma, kırpma, kısaltma, kısıntı, metris içi hendek, personel sayısını düşürme, tasarruf
  • retrial:tekrarlanan sınav, yeniden yargılama
  • retribution:ceza, intikam, misilleme, öç
  • retributive:cezalandırıcı, intikamcı, kinci
  • retrievable:düzeltilebilir, geri alınabilir, telâfisi mümkün, yeniden alınabilir
  • retrieval:geri alma, yeniden alma
  • retrieve:avı bulup getirmek, geri almak, kavuşmak, kurtarmak, telâfi etmek
  • retriever:av köpeği, avı bulup getiren köpek
  • retrieving:avı bulup getirmek, geri almak, kavuşmak, kurtarmak, telâfi etmek
  • retro:geçmişe, geri, geriye, geriye doğru, ters, tersine
  • retroaction:geriye doğru işleme
  • retroactive:geriye dönük, geriye etkili, geriye yönelik
  • retrocede:geri gitmek, geri vermek, iade etmek
  • retrocession:geri verme, gerileme, geriye gitme, iade
  • retrograde:bozulmak, dejenere olmak, geri gitmek, gerici, gerilemek, geriye doğru giden, kötüleşen, kötüleşmek, ters yönde dönmek, tersine giden
  • retrogress:bozulmak, geriye gitmek, kötüleşmek, ters yönde dönmek, yozlaşmak
  • retrogression:gerileme, geriye gitme, kötüleşme, ters yönde dönme, yozlaşma
  • retrogressive:gerici, gerileyen, geriye giden, irticacı, yozlaşan
  • retrorockets:fren roketi, geciktirme roketi
  • retrospect:geçmişe bakma, geçmişi düşünme
  • retrospective:geçmişe ait, geçmişe yönelik, geçmişi de kapsayan
  • retrousse:havaya kalkık, ucu kalkık
  • retroversion:geriye çevirme
  • retry:yeniden yargılamak
  • return:aynı kâğıttan oynamak, beyan etmek, bülten, döndürmek, dönmek, dönüş, geri dönme, geri dönmek, geri dönüş, geri gelme, geri gelmek, geri göndermek, geri tepme, geri verme, geri vermek, geri vurmak, geriye gitme, getiri, getiri sağlamak, getirmek, hüküm vermek, iade, iade etmek, ince kıyım tütün, kâr, karar vermek, karşılık, milletvekili seçmek, misilleme yapmak, nüksetme, nüksetmek, rapor, resmen bildirmek, resmi açıklama, rövanş, rövanş maçı, seçim sonucu, tazminat, tekrarlama, tekrarlamak, topa geri vurma, topu karşılamak, tornistan, yansıtmak
  • returnable:depozitolu, geri verilebilir, geri verilmesi gereken, iadesi mümkün
  • returning:aynı kâğıttan oynamak, beyan etmek, döndürmek, dönmek, geri dönmek, geri gelmek, geri göndermek, geri vermek, geri vurmak, getiri sağlamak, getirmek, hüküm vermek, iade etmek, karar vermek, milletvekili seçmek, misilleme yapmak, nüksetmek, resmen bildirmek, tekrarlamak, topu karşılamak, yansıtmak
  • returns:hasılat
  • reunification:uzlaşma, yeniden birleşme
  • reunion:anma toplantısı, birleşme, tekrar toplanma, toplanma, uzlaşma
  • reunite:barışmak, barıştırmak, birleşmek, birleştirmek, kavuşmak, toplamak, toplanmak
  • reunited:barışmak, barıştırmak, birleşmek, birleştirmek, kavuşmak, toplamak, toplanmak
  • reuniting:barışmak, barıştırmak, birleşmek, birleştirmek, kavuşmak, toplamak, toplanmak
  • rev:devir, devrini yükseltmek, dönüş, hızını artırmak, hızlandırmak
  • revaluate:değerini yükseltmek, yeni değerini belirlemek, yeniden değerlendirmek
  • revaluation:değerini yükseltme, revalüasyon, yeniden değer belirleme
  • revalue:değerini yükseltmek, yeniden değer biçmek
  • revamp:düzeltmeler yapmak, modernize etmek, yamamak, yenilemek
  • revamped:düzeltmeler yapmak, modernize etmek, yamamak, yenilemek
  • revamping:düzeltmeler yapmak, modernize etmek, yamamak, yenilemek
  • revanchist:intikam hırsının esiri olmuş, intikamcı, öç almak için yanıp tutuşan, öç almak için yanıp tutuşan kimse
  • reveal:açığa vurmak, belli etmek, esin vermek, gözler önüne sermek, ifşa etmek, ilham vermek, meydana çıkarmak, pervaz, vahiy etmek
  • revealed:açığa vurmak, belli etmek, esin vermek, gözler önüne sermek, ifşa etmek, ilham vermek, meydana çıkarmak, vahiy etmek
  • revealing:açık, açıklayıcı, anlamlı, dekolte
  • reveille:kalk borusu
  • revel:alem, alem yapmak, cümbüş, eğlence, eğlenmek, mest olmak, zevk almak
  • revelation:açığa çıkarma, açığa vurma, belli etme, esin, ilham, vahiy
  • revelations:açığa çıkarma, açığa vurma, belli etme, esin, ilham, vahiy
  • reveler:eğlence düşkünü, sabahlara kadar eğlenen kimse, zevk ve sefaya düşkün tip
  • reveller:eğlence düşkünü, sabahlara kadar eğlenen kimse, zevk ve sefaya düşkün tip
  • revelry:alem, cümbüş, içkili eğlence
  • revels:alem, alem yapmak, cümbüş, eğlence, eğlenmek, mest olmak, zevk almak
  • revenge:acısını çıkarma, hesaplaşma, hınç, hıncını almak, intikam, intikam hırsı, intikamını almak, kin, öç, öç alma isteği, öcünü almak, rövanş
  • revengeful:intikamcı, kinci, kindar, öç almak isteyen
  • revengefulness:hınç, kincilik, kindarlık, öç alma isteği
  • revenue:devlet geliri, gelir, hazine, maliye
  • revenues:aidat, gelir, hasılat, kazanç
  • reverberate:aksetmek, yankılanmak, yansımak, yansıtmak
  • reverberating:aksetmek, yankılanmak, yansımak, yansıtmak
  • reverberation:akis, yankılanma, yansıma
  • reverberations:akis, yankılanma, yansıma
  • reverberator:projektör, reflektör, yansıtıcı
  • revere:büyük saygı duymak, kutsamak, önünde saygı ile eğilmek, tapmak, ululamak
  • revered:büyük saygı duymak, kutsamak, önünde saygı ile eğilmek, tapmak, ululamak
  • reverence:derin saygı, hayranlık, hürmet, reverans, saygı ile eğilme
  • reverend:aziz, din adamı, muhterem, peder, saygıdeğer
  • reverent:hürmetkâr, saygılı
  • reverential:saygı ile karışık, saygıdan ileri gelen, saygılı
  • reversal:ani değişiklik, geri dönme, iptal, kararı bozma, ters giriş, tersine çevirme, tersini yapma, yürürlükten kaldırma
  • reversals:ani değişiklik, geri dönme, iptal, kararı bozma, ters giriş, tersine çevirme, tersini yapma, yürürlükten kaldırma
  • reverse:aksi, aksilik, arka taraf, başarısızlık, bozmak, döndürmek, geri, geri çevirmek, geri tepme, geri vites, geriye doğru döndürmek, iptal etmek, karşıt, öbür yüzü, ters, ters taraf, ters yönde dönmek, tersi, tersine çevirmek, tersini çevirmek, terslik, tersyüz etmek, yenilgi, zıt
  • reversed:bozmak, döndürmek, geri çevirmek, geriye doğru döndürmek, iptal etmek, ters yönde dönmek, tersine çevirmek, tersini çevirmek, tersyüz etmek
  • reverses:aksilik, arka taraf, başarısızlık, bozmak, döndürmek, geri çevirmek, geri tepme, geri vites, geriye doğru döndürmek, iptal etmek, öbür yüzü, ters, ters taraf, ters yönde dönmek, tersi, tersine çevirmek, tersini çevirmek, terslik, tersyüz etmek, yenilgi
  • reversible:bozulabilir, çevrilebilir, iki taraflı, iptal edilebilir, ters çevrilebilir, tersi de kullanılabilir, tersinir
  • reversing:geri, geri dönebilen, ters çevirme
  • reversion:eski haline dönme, eski sahibine dönme, evirtim, kutup değiştirme, terslik, veraset hakkı
  • revert:çevirmek, dönmek, eski haline dönmek, ilkel haline dönmek, tekrar değinmek, yeniden dönmek
  • revet:giydirmek, kaplamak
  • revetment:kaplama, patlayıcılardan korunma barikatı
  • review:araştırma, bir bakışta kavramak, denetim, denetim yapmak, dergi, detayları ile görmek, eleştiri, eleştiri yazısı, eleştirmek, geçit töreni, geçmişi anmak, geçmişi düşünmek, gözden geçirmek, kritiğini yapmak, kritik, revizyon, revü, teftiş, teftiş etmek, tekrar, tekrar etmek, yeniden göz atmak, yeniden inceleme, yeniden incelemek
  • reviewer:eleştirici, eleştirmen
  • reviewing:bir bakışta kavramak, denetim yapmak, detayları ile görmek, eleştirmek, geçmişi anmak, geçmişi düşünmek, gözden geçirmek, kritiğini yapmak, teftiş etmek, tekrar etmek, yeniden göz atmak, yeniden incelemek
  • reviews:araştırma, bir bakışta kavramak, denetim, denetim yapmak, dergi, detayları ile görmek, eleştiri, eleştiri yazısı, eleştirmek, geçit töreni, geçmişi anmak, geçmişi düşünmek, gözden geçirmek, kritiğini yapmak, kritik, revizyon, revü, teftiş, teftiş etmek, tekrar, tekrar etmek, yeniden göz atmak, yeniden inceleme, yeniden incelemek
  • revile:hakaret etmek, kötülemek, küfretmek, sövmek, yermek
  • revilement:hakaret, kötüleme, küfür, yerin dibine sokma
  • revisal:ikinci denetleme, ikinci düzeltme, revizyon, teftiş, tekrar yoklama, tetkik, yeniden inceleme
  • revise:değiştirmek, düzeltilmiş baskı, gözden geçirip düzeltme, gözden geçirmek, revizyon, tashih, tashih nüshası, tekrar düzeltme yapmak, tekrarlamak, yeniden incelemek
  • revising:değiştirmek, gözden geçirmek, tekrar düzeltme yapmak, tekrarlamak, yeniden incelemek
  • revision:düzeltilmiş baskı, düzeltme yapma, gözden geçirme, revizyon, tashih
  • revisionist:saptırımcı
  • revitalise:canlandırmak, diriltmek, kuvvet vermek, teşvik etmek, yeniden canlandırmak
  • revitalising:canlandırmak, diriltmek, kuvvet vermek, teşvik etmek, yeniden canlandırmak
  • revitalize:canlandırmak, diriltmek, kuvvet vermek, teşvik etmek, yeniden canlandırmak
  • revitalizing:canlandırmak, diriltmek, kuvvet vermek, teşvik etmek, yeniden canlandırmak
  • revival:ayılma, ayıltma, canlanma, dinin yeniden canlanması, dirilme, diriltme, uyanış, yeniden canlandırma, yeniden gösterme, yeniden yayınlama
  • revivals:ayılma, ayıltma, canlanma, dinin yeniden canlanması, dirilme, diriltme, uyanış, yeniden canlandırma, yeniden gösterme, yeniden yayınlama
  • revive:ayılmak, canlandırmak, canlanmak, dirilmek, diriltmek, gündeme getirmek, hayata döndürmek, hayata dönmek, ihya etmek, neşelendirmek, tasfiye etmek, tekrar yayınlamak, uyandırmak, uyanmak, yeniden canlandırmak, yeniden oluşturmak, yeniden sahnelemek
  • revived:ayılmak, canlandırmak, canlanmak, dirilmek, diriltmek, gündeme getirmek, hayata döndürmek, hayata dönmek, ihya etmek, neşelendirmek, tasfiye etmek, tekrar yayınlamak, uyandırmak, uyanmak, yeniden canlandırmak, yeniden oluşturmak, yeniden sahnelemek
  • reviver:kuvvetlendirici madde, uyarıcı
  • revivify:canlandırmak, diriltmek, hayata döndürmek, ihya etmek, yeni bir hayat vermek
  • revivifying:canlandırmak, diriltmek, hayata döndürmek, ihya etmek, yeni bir hayat vermek
  • reviving:ayılmak, canlandırmak, canlanmak, dirilmek, diriltmek, gündeme getirmek, hayata döndürmek, hayata dönmek, ihya etmek, neşelendirmek, tasfiye etmek, tekrar yayınlamak, uyandırmak, uyanmak, yeniden canlandırmak, yeniden oluşturmak, yeniden sahnelemek
  • revocable:feshedilebilir, geri alınabilir, iptal edilebilir
  • revocation:geri alınma, geri alma, iptal, yürürlükten kaldırma
  • revoke:geri almak, iptal etmek, rönons yapmak, yerdeki kâğıttan oynamamak, yürürlükten kaldırmak
  • revoked:geri almak, iptal etmek, rönons yapmak, yerdeki kâğıttan oynamamak, yürürlükten kaldırmak
  • revoking:geri almak, iptal etmek, rönons yapmak, yerdeki kâğıttan oynamamak, yürürlükten kaldırmak
  • revolt:ayaklanma, ayaklanmak, ayrılmak, başkaldırma, başkaldırmak, dehşete düşmek, iğrendirmek, iğrenmek, isyan, isyan etmek, nefret etmek, nefret ettirmek, tiksinmek
  • revolted:ayaklanmak, ayrılmak, başkaldırmak, dehşete düşmek, iğrendirmek, iğrenmek, isyan etmek, nefret etmek, nefret ettirmek, tiksinmek
  • revolting:iğrenç
  • revoltingly:çok, iğrenç şekilde, son derece
  • revolution:deveran, devir, devrim, gezegenin güneş etrafında dönmesi, ihtilal, köklü değişiklik
  • revolutionary:devrim, devrimci, devrimlerle ilgili, inkılâpçı
  • revolutionise:ayaklandırmak, devirmek, devrim yapmak, köklü değişiklik yapmak
  • revolutionize:ayaklandırmak, devirmek, devrim yapmak, köklü değişiklik yapmak
  • revolutionizing:ayaklandırmak, devirmek, devrim yapmak, köklü değişiklik yapmak
  • revolve:devir yapmak, devretme, devretmek, döndürmek, dönmek, düşünüp taşınmak, etrafında dönmek
  • revolved:devir yapmak, devretmek, döndürmek, dönmek, düşünüp taşınmak, etrafında dönmek
  • revolver:altıpatlar, revolver, tabanca
  • revolves:devir yapmak, devretmek, döndürmek, dönmek, düşünüp taşınmak, etrafında dönmek
  • revolving:devir yapan, döner
  • revue:danslı gösteri, revü, varyete
  • revulsion:ani değişiklik, duyguların birden değişmesi, iğrenme, tepki, uzaklaşma, uzaklaştırılma
  • rewamp:düzeltmeler yapmak, modernize etmek, yamamak, yenilemek
  • reward:hizmet karşılığı kazanılan şey, karşılığını vermek, karşılık, mükâfat, mükâfatlandırmak, ödül, ödüllendirmek
  • rewarding:faydalı, ileriye yönelik, kârlı, yapmaya değer
  • rewind:geri sarma, yeniden kurmak, yeniden sarmak
  • rewinde:geri sarma, yeniden kurmak, yeniden sarmak
  • reword:başka kelimelerle ifade etmek, yeniden kelimelere dökmek
  • rewording:başka kelimelerle ifade etmek, yeniden kelimelere dökmek
  • rewrite:düzelterek yazmak, tekrar yazmak, yeni baştan yazmak, yeni yazım, yeniden yazmak
  • rewriting:yeni baştan yazma
  • rex:hükümdar, kral
  • reynard:tilki
  • rhapsodic:coşkun, heyecanlı, rapsodi, rapsodiye benzer
  • rhapsodical:coşkun, heyecanlı, rapsodi, rapsodiye benzer
  • rhapsodies:aşırı övgü, coşku, heyecan, rapsodi
  • rhapsodize:hayranlıkla söz etmek, heyecanla anlatmak, öve öve bitirememek
  • rhapsody:aşırı övgü, coşku, heyecan, rapsodi
  • rhea:amerika devekuşu
  • rhenium:renyum
  • rheostat:akım ayarlayıcı, reosta, reostat
  • rhesus:al yanaklı maymun
  • rhetoric:belâgat, etkili konuşma sanatı, etkili yazma, güzel konuşma, hitabet sanatı, sözbilim
  • rhetorical:hitabet, sözbilime ait, tumturaklı
  • rhetorician:etkileyici konuşmacı, güzel konuşmacı, hatip
  • rheumatic:romatizma, romatizmal, romatizmalı
  • rheumatical:romatizma, romatizmal, romatizmalı
  • rheumaticky:romatizmalı
  • rheumatics:romatizma
  • rheumatism:romatizma
  • rheumatoid:romatizma gibi
  • rhinal:burun, buruna ait
  • rhinestone:elmas taklidi, yapay elmas
  • rhino:gergedan, mangır, para
  • rhinoceros:gergedan
  • rhizome:köksap, rizom
  • rhodesia:rhodesia
  • rhodesian:rhodesialı, rodos, rodoslu
  • rhodium:rodyum
  • rhododendron:rododendron
  • rhomb:eşkenar dörtgen, main
  • rhombic:baklava biçiminde, eşkenar dörtgen şeklinde
  • rhombohedron:eşkenar dörtgen
  • rhomboid:baklava biçiminde, eşkenar dörtgen şeklinde, paralel kenarlı
  • rhomboidal:baklava biçiminde, paralel kenarlı, paralelkenar şeklinde
  • rhombus:eşkenar dörtgen
  • rhubarb:arka plandaki konuşma, mırıldanma, ravent, saçma
  • rhumb:kerte
  • rhym:kafiye, kafiye yapmak, kafiyeli söylemek, kafiyeli yazmak, kısa şiir, uyak, uyaklı olmak
  • rhyme:kafiye, kafiye yapmak, kafiyeli söylemek, kafiyeli yazmak, kısa şiir, uyak, uyaklı olmak
  • rhymed:kafiyeli, uyaklı
  • rhymeless:kafiyesiz, uyaksız
  • rhymer:acemi şair, şair bozuntusu
  • rhymes:kafiye, kafiye yapmak, kafiyeli söylemek, kafiyeli yazmak, kısa şiir, uyak, uyaklı olmak
  • rhymester:acemi şair, şair bozuntusu
  • rhyming:kafiye, kafiyeleme, kafiyeli, uyaklı
  • rhythm:ahenk, nabız atışı, ritim, ritm, uyum, vezin
  • rhythmic:ritmik, uyumlu
  • rhythmical:ritmik
  • rhythms:ahenk, nabız atışı, ritim, ritm, uyum, vezin
  • rhytm:ahenk, nabız atışı, ritim, ritm, uyum, vezin
  • rhytmic:ritmik, uyumlu
  • rialto:borsa, ticaret merkezi, tiyatroların çok olduğu bölge
  • rib:çubuk, çubuklarla desteklemek, dalga geçmek, fitil, hanım, kaburga, kaburga kemiği, kafa bulmak, kiriş, nervür, pervaz, pirzola, şemsiye teli, takılmak, yaprak damarı, zevce
  • ribald:ağzı bozuk, ağzı bozuk tip, alaycı tip, dedikoducu tip, küfürbaz kimse, müstehcen, terbiyesiz, terbiyesiz kimse, utanmaz, yüzsüz
  • ribaldry:açık saçık konuşma, soğuk şaka, terbiyesiz söz, terbiyesizlik
  • riband:daktilo şeridi, kurdele, şerit
  • ribbed:çıkıntılı, damarlı, fitilli, kaburgalı, yivli
  • ribbing:azarlama, fırça atma, kaburgalar, kaburgalar şeklinde
  • ribbon:bant, daktilo şeridi, kurdele, pervaz, şerit
  • ribboned:bantlı, geniş çizgili, şeritli
  • ribbons:dizginler
  • ribs:çubuk, çubuklarla desteklemek, dalga geçmek, fitil, hanım, kaburga, kaburga kemiği, kafa bulmak, kiriş, nervür, pervaz, pirzola, şemsiye teli, takılmak, yaprak damarı, zevce
  • rice:pilav, pirinç
  • rich:ağır, anlamlı, bereketli, besin değeri yüksek, besleyici, bol, canlı, değerli, esprili, gür, komik, nükteli, pahada ağır, pahalı, paralı, varlıklı, verimli, yoğun, zengin
  • richer:ağır, anlamlı, bereketli, besin değeri yüksek, besleyici, bol, canlı, değerli, esprili, gür, komik, nükteli, pahada ağır, pahalı, paralı, varlıklı, verimli, yoğun, zengin
  • riches:hazine, servet, zenginlik
  • richest:ağır, anlamlı, bereketli, besin değeri yüksek, besleyici, bol, canlı, değerli, esprili, gür, komik, nükteli, pahada ağır, pahalı, paralı, varlıklı, verimli, yoğun, zengin
  • richly:adamakıllı, bol bol, tamamen, zengince
  • richness:ağırlık, bereket, bolluk, canlılık, ferah, verim, yağlı oluş, zenginlik
  • rick:bükülme, burkmak, burkulma, kuru ot yığını, saman yığını, tınaz
  • rickets:raşitizm
  • rickety:cılız, çürük, kırıldı kırılacak, köhne, raşitik, sıska
  • rickshaw:çekçek, puspus
  • ricochet:sekerek gitme, sekme, sekmek, zıplamak
  • rictus:agız açıklığı, gaga açıklığı, riktüs
  • rid:kurtarmak, kurtulmuş, temizlemek
  • riddance:başından atma, kurtulma
  • ridden:akınına uğramış, basmış, istilasına uğramış
  • ridding:kurtarmak, kurtulmuş, temizlemek
  • riddle:bilmece, bilmece gibi konuşmak, bilmecenin cevabını söylemek, bulmaca, bulmaca çözmek, delik deşik etmek, doğruluğunu sınamak, elemek, eleştirmek, kalbur, kalbura çevirmek, kalburdan geçirmek, muamma, sır, sırrını çözmek, üstü kapalı konuşmak
  • riddling:bilmece gibi konuşmak, bilmecenin cevabını söylemek, bulmaca çözmek, delik deşik etmek, doğruluğunu sınamak, elemek, eleştirmek, kalbura çevirmek, kalburdan geçirmek, sırrını çözmek, üstü kapalı konuşmak
  • ride:arabaya binmek, arabayla gezmek, binme, binmek, dolaşma, geçmek, gezinti, gezinti yolu, gırgıra almak, havada kalmak, kafa bulmak, karara bağlanmamış olmak, kayar gibi görünmek, kullanmak, sataşmak, sürüklenmek, süzülmek, taşımak, üst üste binmek, yüzmek
  • rider:atlı, binici, bisikletçi, bisikletli, destek, ek parça, ilave, oynak parça
  • rides:arabaya binmek, arabayla gezmek, binme, binmek, dolaşma, geçmek, gezinti, gezinti yolu, gırgıra almak, havada kalmak, kafa bulmak, karara bağlanmamış olmak, kayar gibi görünmek, kullanmak, sataşmak, sürüklenmek, süzülmek, taşımak, üst üste binmek, yüzmek
  • ridge:çapalanmış düz sıra, çıkıntı, dağ silsilesi, dağ sırası, kabarık çizgi, sırt, tepe, yükselti
  • ridgepole:çatı merteği
  • ridges:çapalanmış düz sıra, çıkıntı, dağ silsilesi, dağ sırası, kabarık çizgi, sırt, tepe, yükselti
  • ridgeway:dağ yolu
  • ridicule:alay, alay etmek, alay konusu yapmak, alaya almak, dalga geçme, dalga geçmek
  • ridiculous:anlamsız, gülünç, komik, rezalet
  • ridiculousness:anlamsızlık, gülünçlük, maskaralık
  • riding:ata binilen alan, binek, binici yolu, binicilik, binme, idari bölge
  • rife:çok bulunan, dolu, salgın, yaygın
  • riffle:aceleyle çevirmek, ayırma ızgarası, çabuk çabuk çevirmek, iskambil kâğıtlarını karmak, ızgara, oluk, oluk açmak, yiv
  • riffraff:ayaktakımı, döküntü tipler
  • rifle:ceplerini boşaltmak, soymak, soyup soğana çevirmek, tüfek, yağma etmek, yiv açmak, yivli tüfek
  • rifled:ceplerini boşaltmak, soymak, soyup soğana çevirmek, yağma etmek, yiv açmak
  • rifleman:avcı eri, silâhlı adam, tüfekli er
  • rifling:helezon, yiv açma, yiv helezonu
  • rift:açıklık, ara açıklığı, aralık, çatlak, çatlatmak, yarık, yarmak
  • rig:alet edevat, allayıp pullamak, donanım, donatım, donatmak, dümen, düzmece bir şekilde kurmak, hile, hile ile yönetmek, hile yapmak, kılık kıyafet, süslemek, teçhiz etmek, teçhizat, uyduruvermek, yalancıktan yapmak
  • rigged:allayıp pullamak, donatmak, düzmece bir şekilde kurmak, hile ile yönetmek, hile yapmak, süslemek, teçhiz etmek, uyduruvermek, yalancıktan yapmak
  • rigger:armador, kablocu, makinist, piyasayı oynatan kimse, transmisyon kasnağı
  • rigging:arma, dalavere, donanım, donatma, hile, uçağın kanat ve kuyruk ayarı
  • right:çeki düzen vermek, cidden, derleyip toplamak, dik, dik açılı, dik konuma getirmek, doğru, doğrudan doğruya, doğrultmak, doğruluk, dosdoğru, dürüst, düz, düzeltmek, düzen, düzenli, düzgün, en uygun, gayet, gerçek, hak, haklı, haklı çıkarmak, itibarını iade etmek, sağ, sağ taraf, sağa, sağda, sağdan, sağlıklı, tam, tam olarak, telâfi etmek, yasal, yolunda
  • rightabout:gerisingeri dönüş, tam geri dönüş
  • rightdown:sapına kadar, tam, tam olarak
  • righteous:adil, doğru, doğrucu, dürüst, hak tanır
  • righteousness:doğruculuk, doğruluk, dürüstlük
  • rightful:gerçek, hakiki, haklı, yasal, yerinde
  • righthand:güvenilir, sağ, sağa doğru, sağdaki, sağdan
  • rightist:muhafazakâr, sağcı
  • rightly:doğrulukla, dürüstçe, emin olarak, gergi gibi, haklı olarak, kesin olarak, uygun biçimde
  • rightminded:adil, aklıselim, doğru düşünceli, dürüst, insaflı, sağduyulu
  • rightness:doğruluk, hakkaniyet
  • righto!:aferin!, tamam!
  • rightoh!:aferin!, tamam!
  • rights:çeki düzen vermek, derleyip toplamak, dik konuma getirmek, doğrultmak, doğruluk, düzeltmek, düzen, gerçek, hak, haklı çıkarmak, itibarını iade etmek, sağ, sağ taraf, telâfi etmek
  • rightwinger:muhafazakâr, sağ açık, sağ kanat oyuncusu, sağcı
  • rigid:değişmez, dik kafalı, dimdik, eğilmez, esnemez, kaskatı, katı, kesin, sabit, sert
  • rigidity:bükülmezlik, değişmezlik, esnemezlik, katılık, sabitlik, sertlik
  • rigmarole:deli saçması, saçma sapan lâf, tekerleme
  • rigor:cefa, dakiklik, kasılma, katılaşma, katılık, kesinlik, kötü koşullar, sertlik, şiddet, sıkıntı, titizlik, titreme, ürperme, zorluk
  • rigorous:dakik, dikkatli, kesin, sert, şiddetli, sıkı, soğuk, titiz
  • rigour:cefa, dakiklik, kasılma, katılaşma, katılık, kesinlik, kötü koşullar, sertlik, şiddet, sıkıntı, titizlik, titreme, ürperme, zorluk
  • rile:kızdırmak, sinirlendirmek
  • riled:kızdırmak, sinirlendirmek
  • rill:çay, derecik
  • rim:çember geçirmek, çerçeve, jant, kasnak, kenar, kenar geçirmek
  • rime:kafiye, kırağı, uyak
  • rimy:kırağı gibi, kırağı kaplı
  • rind:deri, dış görünüş, dış yüzey, kabuk
  • ring:ayla, bahis oynanan yer, çalma sesi, çalmak, çan sesi, çember, çembere almak, çete, çevrelemek, çıkar grubu, çınlatmak, daire içine almak, etki, etrafını sarmak, gösteri alanı, hale, halka, halka biçiminde doğramak, halka geçirmek, izlenim, kartel, klik, kuşatmak, pist, ring, şıngırdamak, telefon sesi, tröst, yüzük, yüzük takmak, zil sesi
  • ringbolt:halkalı civata
  • ringdove:boynu halkalı güvercin
  • ringed:halkalı, yüzüklü
  • ringer:çancı, çanlı araba, çıngıraklı araba, demir halka, tıpatıp benzeri, zangoç
  • ringing:çalan, çan sesi, çınlama, çınlayan
  • ringleader:çete lideri, elebaşı
  • ringlet:bukle, lüle, saç lülesi, ufak halka
  • ringlets:bukle, lüle, saç lülesi, ufak halka
  • ringmaster:sirk eğitmeni, sirk müdürü
  • ringroad:çevre yolu
  • ringside:ring kenarı
  • ringsnake:çayır yılanı
  • ringworm:mantar hastalığı, saçkıran
  • rink:buz pateni alanı, paten alanı
  • rinse:çalkalama, çalkalamak, çalkalanma, durulama, durulamak, hafif saç boyası, hafifçe boyamak
  • rinsing:çalkalama, durulama, durulama suyu, sudan geçirme
  • rinsings:durulama suyu
  • riot:alem, ayaklanma, ayaklanmak, azıtmak, başkaldırmak, cümbüş, isyan, kargaşa, kargaşaya yol açmak, karışıklık, mest olmak, patırtı, şamata, velvele
  • rioter:asi, gösterici, gürültücü, isyancı, karışıklık çıkaran kimse
  • rioting:ayaklanmak, azıtmak, başkaldırmak, kargaşaya yol açmak, mest olmak
  • riotous:aşırı derecede, bol, gürültülü, hovarda, huzuru bozan, kargaşa çıkaran, sefih
  • rip:beş para etmez tip, çapkın, değersiz tip, dikişleri açılmak, hızla geçip gitmek, hovarda, koparmak, olanca gücüyle koşmak, sökmek, sökük, sökülmek, uçarı, vın diye geçmek, yarılmak, yarmak, yırtık, yırtılmak, yırtmak
  • ripcord:balon ipi, elektrik kordonu, paraşüt ipi, paraşüt kordonu
  • ripe:açık saçık, ameliyata hazır, bekletilmiş, dinlendirilmiş, ergin, erişkin, görmüş geçirmiş, hazır, kemâle ermiş, müstehcen, olgun, olmuş, pişkin, sulu, uygun
  • ripen:kemâle ermek, olgunlaşmak, olgunlaştırmak
  • ripened:kemâle ermek, olgunlaşmak, olgunlaştırmak
  • ripeness:erginlik, kemâl, olgunluk, pişkinlik
  • ripening:kemâle ermek, olgunlaşmak, olgunlaştırmak
  • ripoff:hile, hırsızlık, sömürme, soygun
  • riposte:cevabı yapıştırmak, hazırcevap, karşı atak yapmak, karşı saldırı, karşılık, karşılık vermek, sert yanıt, zekice cevap vermek
  • ripostes:cevabı yapıştırmak, hazırcevap, karşı atak yapmak, karşı saldırı, karşılık, karşılık vermek, sert yanıt, zekice cevap vermek
  • ripped:sökülmüş
  • ripper:alem tip, dikişleri almaya yarayan alet, kanlı katil, sökücü, yaman herif, yırtıcı
  • ripping:harika, mükemmel, müthiş, sökme
  • ripple:çağlama, çağlayarak akmak, daire şeklinde yayılan dalga, dalga dalga yayılma, dalgacık, dalgalandırmak, dalgalanma, dalgalanmak, hafifçe dalgalanmak, keten ayıklama aleti, keten tarağı, kırışmak, şırıltı, su sesi
  • rippled:çağlayarak akmak, dalgalandırmak, dalgalanmak, hafifçe dalgalanmak, kırışmak
  • rippling:çağlayarak akmak, dalgalandırmak, dalgalanmak, hafifçe dalgalanmak, kırışmak
  • riproaring:çılgın, gülmekten çatlayan, yeri göğü inleten
  • ripsaw:bıçkı testeresi, kaba testere
  • ripsnorter:çılgın, gürültücü tip, gürültülü şey, olağanüstü şey, şamata
  • riptide:karışık durum
  • rise:artış, artmak, ayağa kalkmak, bahane, çıkma, çıkmak, dirilme, doğmak, doğuş, eklenme, görünmek, havalanmak, kabarmak, kalkmak, katılma, kaynak, neden, şiddetlenmek, tepe, terfi, terfi etmek, tümsek, yukarı kalkmak, yükseklik, yükseliş, yükselme, yükselmek, yükselti, yükseltmek
  • rise!:ayağa kalkın!, herkes ayağa kalksın!
  • risen:artmak, ayağa kalkmak, çıkmak, doğmak, görünmek, havalanmak, kabarmak, kalkmak, şiddetlenmek, terfi etmek, yukarı kalkmak, yükselmek, yükseltmek
  • rısen:artmak, ayağa kalkmak, çıkmak, doğmak, görünmek, havalanmak, kabarmak, kalkmak, şiddetlenmek, terfi etmek, yukarı kalkmak, yükselmek, yükseltmek
  • riser:basamaklı platform, merdiven desteği
  • rises:artış, artmak, ayağa kalkmak, bahane, çıkma, çıkmak, dirilme, doğmak, doğuş, eklenme, görünmek, havalanmak, kabarmak, kalkmak, katılma, kaynak, neden, şiddetlenmek, tepe, terfi, terfi etmek, tümsek, yukarı kalkmak, yükseklik, yükseliş, yükselme, yükselmek, yükselti, yükseltmek
  • risibility:güldürücülük, gülme isteği, komiklik
  • risible:güldürücü, gülme, gülünecek, komik
  • rising:artış, ayaklanma, çıkan, çıkış, doğan, doğma, doğuş, gelişen, gitgide yükselen, ihtilal, ilerleme, isyan, şiş, şişlik, ucu sararmış sivilce, yükselen, yükseliş, yükselme
  • risk:göze almak, risk, riske atmak, riziko, tehlike, tehlikeye atmak
  • risking:göze almak, riske atmak, tehlikeye atmak
  • risks:göze almak, risk, riske atmak, riziko, tehlike, tehlikeye atmak
  • risky:açık saçık, müstehcen, riskli, rizikolu, tehlikeli, terbiyesiz
  • risque:açık saçık, müstehcen, terbiyesiz
  • risqué:açık saçık, müstehcen, terbiyesiz
  • rissole:balık köftesi, köfte
  • rite:aşai rabbani ayini, ayin, dini tören, usul, yol yordam, yöntem
  • rites:aşai rabbani ayini, ayin, dini tören, usul, yol yordam, yöntem
  • ritual:ayin, ayin gibi, ayin ile ilgili, ayin kitabı, ayin kuralları, ayin sırasında yapılan, dini tören, dini tören ile ilgili, dini tören ile yapılan, dinsel tören, törensel
  • ritualism:ayin ve törenleri çok önemseme
  • ritualist:ayinlere çok önem veren kimse, törenle tapınan kimse
  • ritzy:lüks
  • rival:aşık atmak, çekişmek, hasım, rakip, rekabet etmek
  • rivaling:aşık atmak, çekişmek, rekabet etmek
  • rivalling:aşık atmak, çekişmek, rekabet etmek
  • rivalry:çekişme, rekabet, yarışma
  • rivals:aşık atmak, çekişmek, hasım, rakip, rekabet etmek
  • rive:incitmek, kırılmak, kırmak, koparmak, yırtmak, yolmak
  • riven:incitmek, kırılmak, kırmak, koparmak, yırtmak, yolmak
  • river:akış, ırmak, nehir
  • riverain:ırmak kenarında yaşayan, nehir kenarında olan, nehir kenarında oturan kimse
  • riverbank:ırmak kenarı, nehir kıyısı
  • riverbed:nehir yatağı
  • riverfront:ırmak kıyısı, nehir kenarı
  • riverine:ırmak kenarında yaşayan, nehir kıyısında yetişen
  • riverside:ırmak kıyısı, nehir kanarında olan, nehir kenarı, nehir kıyısı, nehir kıyısındaki
  • rivet:bağlamak, bir noktaya dikmek, dikmek, konsantre olmak, perçin, perçin çivisi, perçinlemek
  • riveted:bağlamak, bir noktaya dikmek, dikmek, konsantre olmak, perçinlemek
  • riveting:perçin, perçin eki, perçinleme
  • rivulet:çay, dere, derecik
  • roach:çamça balığı, çamçak, hamamböceği, istralya payı, karaböcek
  • road:cadde, demirleme yeri, demiryolu, karayolu, maden geçidi, yol
  • roadability:yola dayanıklılık, yola uygunluk
  • roadbed:demiryolu hattı, sabit hat, yol temeli
  • roadblock:barikat, bariyer, yolu kapatan engel
  • roadblocks:barikat, bariyer, yolu kapatan engel
  • roadbook:yol kılavuzu
  • roadhouse:han, konak, motel
  • roadless:yolu olmayan
  • roadman:seyyar satıcı, yol işçisi
  • roadmap:karayolu haritası, yol haritası, yol planı
  • roadroller:silindir, yol silindiri
  • roads:demirleme yeri, dış liman, liman ağzı
  • roadside:yol kenarı
  • roadstead:demir atma yeri, dış liman, liman ağzı
  • roadster:binek atı, bisiklet, üstü açık araba, uzun yol bisikleti
  • roadway:şerit, yol şeridi
  • roam:amaçsız gezinmek, dolaşma, dolaşmak, gezinme, gezinmek, gezme
  • roaming:amaçsız gezinmek, dolaşmak, gezinmek
  • roan:benekli, demir kırı, demir kırı at, mercan kırı, meşin
  • roar:bağıra çağıra söylemek, bağırmak, gürleme, gürlemek, gürültü, haykırmak, hırıltılı solumak, kükreme, kükremek, uğuldama, uğuldamak, uğultu
  • roaring:çok iyi, fanatik, gümbürtü, gürleme, gürleyen, gürültü, gürültülü, gürültülü kahkaha, hararetli, kapış kapış satılan, kükreme, kükreyen, uğuldama, uğuldayan, uğultu
  • roast:alay etmek, azarlamak, et kızartması, fırça atmak, fırında kızartılmış, fırında kızartmak, fırında pişirilmiş et, fırınlamak, kavrulmak, kavurmak, kızartmak, pişmek, rosto, sıcaktan pişmek, tavlamak
  • roasted:fırınlanmış, kavrulmuş, kızarmış
  • roaster:cevher eritme fırını, fırın, kızartmalık piliç, süt domuzu
  • roasting:dili çok sıcak
  • rob:çalmak, hırsızlık yapmak, soygun yapmak, soymak, soyup soğana çevirmek, yoksun bırakmak, zorla almak
  • robbed:çalmak, hırsızlık yapmak, soygun yapmak, soymak, soyup soğana çevirmek, yoksun bırakmak, zorla almak
  • robber:haydut, hırsız, soyguncu
  • robbers:haydut, hırsız, soyguncu
  • robbery:hırsızlık, soygun, soygunculuk
  • robbing:çalmak, hırsızlık yapmak, soygun yapmak, soymak, soyup soğana çevirmek, yoksun bırakmak, zorla almak
  • robe:bornoz, cüppe, elbise, giydirmek, giymek, giysi, kaftan, lata, örtmek, rop, sabahlık, sarmak, uzun elbise
  • robed:giydirmek, giymek, örtmek, sarmak
  • robin:kızılgerdan, mehmetçik, narbülbülü
  • roborant:kuvvet ilacı, kuvvet verici, kuvvetlendirici
  • robot:otomat, otomatik, robot, uçan bomba
  • robust:çetin, dinç, dirençli, güçlü, gürbüz, kaba saba, kuvvetli, zorlu
  • robustious:gürültülü, kaba saba
  • robustness:dinçlik, kuvvet, sağlamlık
  • rochet:piskopos cüppesi
  • rock:belâ, değerli taş, dert, dolar, elmas, ırgalamak, kaya, kaya güvercini, kaya parçası, lolipop, para, rock yapmak, sallamak, sallanmak, sallayarak uyutmak, sarsılmak, sarsmak, sıkıntı, şok etmek, şok olmak, taş, zorlaştırmak
  • rockbound:kayalarla çevrili
  • rocker:beşik ayağı, kavisli paten, rock’çı, sallama düzeni, sallanan at, sallanan koltuk
  • rockery:taş döşeli bahçe
  • rocket:azar, füze, füze fırlatmak, havai fişek, papara, roka, roket, roket atmak, roket ile göndermek
  • rocketing:füze fırlatmak, roket atmak, roket ile göndermek
  • rocketry:füze bilimi
  • rockets:azar, füze, füze fırlatmak, havai fişek, papara, roka, roket, roket atmak, roket ile göndermek
  • rockiness:katı yüreklilik, kayalık olma
  • rocking:sallama, sallanan, sallanma
  • rock’n’roll:rock, rock’n’roll
  • rocks:taşaklar
  • rockwork:kaya işi, kayalık, taş süsleme
  • rocky:çürük, kaya gibi, kayalı, kayalık, sallanan, sarsak, taş gibi, taşlı
  • rococo:çok süslü, rokoko, rokoko tarzı, rokoko tarzında
  • rod:asa, baston, çubuk, çük, dayak, değnek, filiz, güç, ince dal, kamış, kol, penis, sırık, sopa, tabanca
  • rode:arabaya binmek, arabayla gezmek, binmek, geçmek, gırgıra almak, havada kalmak, kafa bulmak, karara bağlanmamış olmak, kayar gibi görünmek, kullanmak, sataşmak, sürüklenmek, süzülmek, taşımak, üst üste binmek, yüzmek
  • rodent:dokuları zamanla tahrip eden, kemirgen, kemirici
  • rodeo:kovboyların yetenek gösterisi, rodeo, sığır toplama
  • rodomontade:övünen, övünme
  • roe:balık menisi, balık yumurtası, dişi karaca, karaca
  • roebuck:erkek karaca
  • roentgen:röntgen
  • roentgenogram:röntgen, röntgen filmi
  • rogation:miraç öncesi yakarma
  • roger:roger
  • roger!:anlaşıldı!, tamam!
  • rogue:çapkın, dolandırıcı, düzenbaz, ipsiz sapsız tip, kerata, köftehor, muzip, serseri, yaramaz
  • roguery:çapkınlık, dolandırıcılık, serserilik, yaramazlık
  • roguish:çapkın, derbeder, düzenbaz, kurnaz, serseri
  • roister:gürültülü eğlenmek, şamata yapmak, yeri göğü inletmek, yüksekten atmak
  • roisterer:çenebaz, farfara, gürültücü, şamatacı
  • roistering:gürültülü eğlenmek, şamata yapmak, yeri göğü inletmek, yüksekten atmak
  • role:rol, rol yapmak
  • roles:rol
  • roll:ağzında yuvarlayarak söylemek, arabayla dolaşmak, çevirmek, dalga dalga göndermek, dalgalanma, davul sesi, döndürmek, dürmek, dürüm, gitmek, gümbür gümbür çalmak, gümbürtü, haddeden geçirmek, havada takla atmak, kullanmak, liste, oklava ile açmak, rulo, rulo ile boyamak, rulo köfte, rulo yapmak, şakımak, salınmak, sallamak, sallana sallana gitmek, sarmak, silindir, silindirle ezmek, soymak, sürmek, tekerlekler üzerinde gitmek, tomar, tomar yapmak, top, top yapmak, vurgulayarak telaffuz etmek, yalpa, yalpa yapmak, yaprak haline getirmek, yuvarlamak, yuvarlanma, yuvarlanmak
  • rollback:aşağı çekme, düşürme, geri püskürtme, püskürtme, ucuzlatma
  • rolled:ağzında yuvarlayarak söylemek, arabayla dolaşmak, çevirmek, dalga dalga göndermek, döndürmek, dürmek, gitmek, gümbür gümbür çalmak, haddeden geçirmek, havada takla atmak, kullanmak, oklava ile açmak, rulo ile boyamak, rulo yapmak, şakımak, salınmak, sallamak, sallana sallana gitmek, sarmak, silindirle ezmek, soymak, sürmek, tekerlekler üzerinde gitmek, tomar yapmak, top yapmak, vurgulayarak telaffuz etmek, yalpa yapmak, yaprak haline getirmek, yuvarlamak, yuvarlanmak
  • roller:baskı silindiri, bigudi, bobin, gök kuzgun, makara, merdane, oklava, rulmân, sahile çarpan dalga, sarma çubuğu, silindir, takla atan güvercin, tekerlek
  • rollerblades:roller blade, tekerlekli paten
  • rollercoaster:lunapark treni
  • rollers:baskı silindiri, bigudi, bobin, gök kuzgun, makara, merdane, oklava, rulmân, sahile çarpan dalga, sarma çubuğu, silindir, takla atan güvercin, tekerlek
  • rollick:alem yapmak, çılgınca eğlenmek, eğlenmek, gülüp oynamak
  • rollicking:eğlence dolu, eğlenceli, neşeli
  • rolling:devrik, döner, gümbürdeme, gürleme, gürül gürül akma, haddeden geçirme, inişli yokuşlu, tekerlekli, yalpa, yalpalama, yuvarlanan, yuvarlanma
  • rollout:açarak yaymak, dürülmüş şeyi açmak, haddeden geçirmek, kalın sesle söylemek, oklava ile açmak
  • rom:çingene erkeği, roman
  • romaic:rumca, yunanca, yunancaya ait
  • roman:katolik, katolik kilisesine ait, latin, latin harfleri, roma, roma mimarisine ait, romalı, romen, yeni ahit
  • romancer:macera romanı yazarı, palavracı, uydurukçu
  • romanes:çingenece
  • romanesque:latince kökenli, latince kökenli diller, roma mimarisi tarzı, roma mimarisi tarzında, romanesk, romantik
  • romanic:latince kökenli, romalı
  • romanist:katolik, roma hukuku araştırmacısı
  • romantic:düşsel, duygusal, hayali, hayalperest, içli, roman gibi, romantik, romantik sanatçı, şairane
  • romanticism:duygusallık, romantik ortam, romantizm
  • romanticist:romantik, romantik kimse
  • romanticize:romantik bir şekilde yazmak, romantik olarak değerlendirmek, romantikleştirmek
  • romanticized:romantik bir şekilde yazmak, romantik olarak değerlendirmek, romantikleştirmek
  • romany:çingene, çingenece, çingeneler
  • rome:roma
  • romish:katolik
  • romp:azmak, boğuşma, boğuşmak, ele avuca sığmaz çocuk, haşarı çocuk, haşarılık etmek, itişip kakışmak, itişme, kolay kazanılan galibiyet, kolay kazanmak, zorlanmadan geçmek
  • rompers:çocuk tulumu, oyun tulumu, tulum
  • rompy:ele avuca sığmaz, haşarı, kabına sığmayan, yaramaz
  • rondeau:iki uyaklı 10-13 dizelik şiir
  • rondel:iki uyaklı şiir
  • rondo:rondo
  • roneo:roneo
  • rontgen:röntgen, röntgen ışını birimi
  • rontgenogram:radyografi, röntgen filmi
  • rontgenologist:radyolojist, röntgen uzmanı
  • rood:bir uzunluk ölçüsü, çeyrek dönüm, haç
  • roof:çatı, çatı ile örtmek, dam, motor kapağı, tepe, üst kısım, üstünü kapamak
  • roofed:çatı ile örtmek
  • roofer:çatı tamircisi, çatı ustası
  • roofing:çatı, çatı kaplama, çatı kaplaması, çatı malzemesi, çatı örtüsü, çatı yapımı
  • roofless:çatısız, damsız, evsiz barksız
  • rooftree:çatı mahya kirişi, saçak
  • rook:dolandırmak, ekinkargası, hile yapmak, hilebaz, kale, kazıklamak, kumarda hile yapan, kumarda hile yapmak
  • rookery:çok aileli harap bina, ekinkargaları kolonisi, fukara yatağı, kenar mahalle, kümes gibi bina
  • rookie:acemi asker, acemi çaylak
  • room:boş yer, kalmak, neden, oda, oturmak, yer
  • roomer:pansiyoner
  • roominess:ferahlık, genişlik
  • roommate:oda arkadaşı
  • rooms:apartman, daire, ev, kalacak yer
  • roomy:ferah, geniş
  • roost:gecelemek, konaklamak, tüneğe konmak, tünek, tünemek
  • rooster:horoz
  • root:akortta temel nota, altında yatan neden, araştırmak, burnu ile eşelemek, çakmak, deşmek, esas neden, eşelemek, kaynak, kök, kök salmak, köken, kökleşmek, kökleştirmek, temel, yerleşmek
  • rooted:kökleşmiş, köklü, yer etmiş
  • rooter:fanatik, koyu taraftar
  • rooting:araştırmak, burnu ile eşelemek, çakmak, deşmek, eşelemek, kök salmak, kökleşmek, kökleştirmek, yerleşmek
  • rootless:asılsız, dayanağı olmayan, köksüz
  • rootlet:ince kök, kökçük
  • roots:kaynak, memba
  • rootstock:asıl, kaynak, kök gövde, rizom
  • rooty:çok köklü
  • rope:bağlamak, dizi, halat, halatla bağlamak, hareket özgürlüğü, hareket serbestliği, içeceğin yapışkan oluşumu, ip, ip ip olmak, ipe çekme, ipe dizilmiş şeyler, kement, kementle yakalamak, sicim, urgan
  • ropedancer:ip cambazı
  • ropewalker:ip cambazı
  • ropeway:asma hat, teleferik
  • ropey:ağdalı, berbat, bozulmuş, fakir, kalitesiz, lüzuci, sefil, tel tel olup kopmayan, vıcık vıcık, yapış yapış, yapışkan
  • ropeyarn:halat ipliği, ip teli, kalitesizlik
  • ropiness:berbatlık, kalitesizlik, tel tel olup kopmama, yapış yapışlık
  • ropy:ağdalı, berbat, bozulmuş, fakir, kalitesiz, lüzuci, sefil, tel tel olup kopmayan, vıcık vıcık, yapış yapış, yapışkan
  • rorqual:çatal kuyruklu balina
  • rosace:gül biçiminde süs, gül deseni, gül pencere
  • rosaceous:gül, gül ailesinden, gül gibi
  • rosary:gül bahçesi, tespih, tespih duası
  • rose:gül, gül deseni, gül pembesi, gül pencere, güzel kız, hortum ağzı, lâl, pembe, pembe şarap, roze şarap, rüzgâr gülü, üzgeçli ağızlık, yılancık
  • rosé:gül, gül deseni, gül pembesi, gül pencere, güzel kız, hortum ağzı, lâl, pembe, pembe şarap, roze şarap, rüzgâr gülü, üzgeçli ağızlık, yılancık
  • roseate:gül rengi, güllük gülistanlık, iyimser, pembe, ümit verici
  • rosebud:gonca, gül goncası
  • rosebush:gül ağacı, gül çalısı
  • rosecolored:gül kurusu renkli, gül pembesi, pembe
  • rosecoloured:gül kurusu renkli, gül pembesi, pembe
  • rosehip:kuşburnu
  • rosemary:biberiye
  • roseola:isilikli bir çocuk hastalığı, kızamıkçık, rozeol
  • rosette:rozet
  • rosewood:gül ağacı, pelesenk
  • rosin:reçine, reçine sürmek, reçinelemek
  • rosiness:gül pembesi olma, pembelik
  • roster:görev listesi, liste, nöbet listesi
  • rostral:kadırga pruvası gibi kıvrık, kadırganın kıvrık pruvasına ait
  • rostrate:gaga, gagaya ait, kadırga pruvası gibi kıvrık, kadırganın kıvrık ucuna ait
  • rostrum:gaga, gaga şeklinde çıkıntı, kadırganın kıvrık ucu, kürsü, söylev kürsüsü
  • rosy:gül gibi, gül renkli, güllük gülistanlık, pembe, ümit verici
  • rot:alay etmek, bozmak, bozulmak, çürüme, çürümek, çürütmek, kokuşmak, saçmalamak, saçmalık, takılmak, terbiyesi bozulmak, zırva, zırvalamak
  • rot!:saçma!, saçmalık!, zırva!
  • rota:görev listesi, iş plânı, nöbet cetveli, rota, yüksek dini mahkeme
  • rotary:devir makinesi, döner, dönerek çalışan, eksen çevresinde dönen, rotary kulüp, rotatif makine
  • rotate:dolamak, dolandırmak, döndürmek, dönmek, dönüşümlü olmak, eksen çevresinde dönmek, her sene değişik ekin ekmek, rotasyonlu olarak çalıştırmak, tekerlek biçimindeki, tekerleksi
  • rotating:dönen
  • rotation:çevirme, deveran, devir, dönme, dönüş, nöbetleşe yapma, nöbetleşme, rotasyon, sıra ile yapma
  • rotative:döner, dönüşümlü, nöbetleşe yapılan, rotasyonlu, sıra ile yapılan
  • rotatory:çark gibi dönen, döner, dönüşümlü, rotasyonlu, sıra ile yapılan
  • rote:alışılmış hareket
  • rotgut:kalitesiz içki, kötü içki
  • rotifer:en küçük çok hücreli su hayvanı, rotator
  • rotisserie:döner şişi, et lokantası
  • rotogravure:bakır merdane baskısı, rotogravür, tifdruk baskı
  • rotor:çark, döneç, kasmak, pervane, rotor
  • rotted:alay etmek, bozmak, bozulmak, çürümek, çürütmek, kokuşmak, saçmalamak, takılmak, terbiyesi bozulmak, zırvalamak
  • rotten:berbat, bozuk, cılk, çok kötü, çürük, çürümüş, kokmuş, kokuşmuş, rezalet
  • rottenness:berbatlık, bozulma, çürüklük, çürüme, kokuşmuşluk
  • rotter:ciğeri beş para etmez tip, güvenilmez tip, it herif
  • rotting:alay etmek, bozmak, bozulmak, çürümek, çürütmek, kokuşmak, saçmalamak, takılmak, terbiyesi bozulmak, zırvalamak
  • rotund:gür, tantanalı, tok, tombul, top gibi, tumturaklı, yusyuvarlak, yuvarlak
  • rotunda:daire biçiminde oda, yuvarlak ve kubbeli yapı
  • rotundity:gürlük, tokluk, tombulluk, tumturaklı oluş, yuvarlaklık
  • rouble:ruble
  • roue:çapkın, zampara
  • roué:çapkın, zampara
  • rouge:allık, allık sürmek, dudaklarını boyamak, ruj, ruj sürmek
  • rouged:allık sürmek, dudaklarını boyamak, ruj sürmek
  • roughage:ekinin artık bölümü, kaba yem, saman gibi gıdası az yiyecek
  • roughcast:bitmemiş, çarpma sıva, kaba sıva, kaba sıva vurmak, müsvedde, müsvedde halinde, taslağını çizmek, taslağını yapmak, taslak, taslak halinde
  • roughen:kabarmak, kabartmak, pürüzlendirmek, pürüzlenmek, pütür pütür olmak
  • roughened:kabarmak, kabartmak, pürüzlendirmek, pürüzlenmek, pütür pütür olmak
  • roughhewn:kaba, kabaca yapılmış, kabası alınmış, yontulmamış
  • roughhouse:gürültü, gürültülü eğlenti, kargaşa, kargaşalık, patırtı
  • roughly:aşağı yukarı, kaba, kabaca, tahminen
  • roughneck:bıçkın, dağ ayısı, hödük, kabadayı, külhanbeyi
  • roughness:dalgalılık, engebe, haşinlik, hoyratlık, kabalık, pürüz, pürüzlülük, seklik
  • roughrider:başıbozuk süvari, yabani at binicisi, yabani at terbiyecisi
  • roughshod:kayarlı, nal çivileri dışarıdan olan
  • roulade:dolması yapılan et dilimi, nağmeleme
  • roulette:dişli ufak çark, rulet
  • roumanian:romanya, romanyalı, romen, romence
  • roundabout:atlıkarınca, çepeçevre, dolambaçlı, dolambaçlı yol, dolaylı, dolaylı anlatım, döner kavşak, tombul, toparlak, toplu, yuvarlak kavşak
  • rounded:dönmek, etrafında dönmek, etrafını dolaşarak geçmek, etrafını dolaşmak, etrafını sarmak, tamamlanmak, yuvarlaklaşmak, yuvarlaklaştırmak
  • roundel:disk, iki uyaklı şiir, madalyon, yuvarlak pencere, yuvarlak yassı cisim
  • rounder:ayyaş, devir, serkeş, serseri, tur
  • rounders:beysbole benzeyen bir top oyunu
  • roundhead:yuvarlak başlı kimse, yuvarlak başlı vida
  • roundhouse:ani yumruk, cezaevi, hapishane, kıç güverte kamarası, lokomotif deposu, sert yumruk
  • rounding:yuvarlaklaştırma, yuvarlatma
  • roundish:yuvarlakça
  • roundly:açıkça, aşağı yukarı, dobra dobra, kesinlikle, şiddetle, tam olarak, tamamen, yaklaşık olarak, yuvarlak olarak
  • roundness:açık sözlülük, açıklık, kesinlik, yuvarlaklık
  • rounds:devriye, kol
  • roundsman:dağıtımcı, devriye
  • roundtop:çanaklık, gemi gözetleme yeri
  • roundup:genel bakış, özet, sürüyü çevirip toplayanlar, toparlama, toplama, toplanmış sürü
  • roundworm:yuvarlak kurt
  • rouse:çalkalamak, canlandırmak, canlanmak, kalk borusu, kalk zili, kışkırtmak, kızdırmak, tahrik etmek, uyandırmak, uyanmak, yatağından çıkarmak, yuvasından çıkarmak
  • rouser:dalavere, heyecanlı olay, kuyruklu yalan, sansasyon, üçkâğıt
  • rousing:büyük, canlı, faal, hareketlendirici, heyecan verici, kocaman
  • roustabout:gemi işçisi, iskele hamalı, rıhtım işçisi, vasıfsız işçi
  • rout:aramak, araştırmak, bozgun, bozguna uğratmak, darmadağın etmek, düzensiz kalabalık, eşelemek, gürültücü topluluk, hengâme, hezimet, kabul töreni
  • route:belli bir kanaldan yollamak, göndermek, güzergâh, hat, herzamanki yol, nakletmek, rota, sevketmek, yol, yürüyüş emri, yürüyüşe geçirmek
  • routed:belli bir kanaldan yollamak, göndermek, nakletmek, sevketmek, yürüyüşe geçirmek
  • routes:belli bir kanaldan yollamak, göndermek, güzergâh, hat, herzamanki yol, nakletmek, rota, sevketmek, yol, yürüyüş emri, yürüyüşe geçirmek
  • routine:adet, alışılagelmiş, alışkanlık, basmakalıp, basmakalıp lâflar, boş lâf, değişmeyen, her günkü, her günkü işler, klişeleşmiş, mekanikleşmiş, program, rutin, sıradan, sıradan işler, yordam
  • routinely:alışkanlık olarak, hep, her zaman, klişeleşmiş biçimde
  • routing:belli bir kanaldan yollamak, göndermek, nakletmek, sevketmek, yürüyüşe geçirmek
  • routinize:adet edinmek, alışkanlık haline getirmek, rutinleştirmek
  • rove:başıboş dolaşmak, civata pulu, dolaşmak, gezinmek, gezmek, göz gezdirmek, iplik bükmek, pul, yarı bükülmüş iplik, yün taramak
  • rover:avare, gezginci, hedef, izci, kaba bükme makinesi, korsan, serseri, uzun mesafe hedefi
  • rovers:avare, gezginci, hedef, izci, kaba bükme makinesi, korsan, serseri, uzun mesafe hedefi
  • roving:başıboş, gezginci, gezici, göçebe, seyyar, uçan
  • rowan:üvez ağacı
  • rowanberry:üvez
  • rowdiness:bıçkınlık, dayılık, kabadayılık
  • rowdy:baldırı çıplak, bıçkın delikanlı, dayı, kabadayı, külhanbeyi, zorba
  • rowdyism:bıçkınlık, dayılık, kabadayılık
  • rowed:gürültü yapmak, kavgaya karışmak, kıyameti koparmak, kürek çekmek, kürekle donatmak, sandalla gezdirmek
  • rowel:mahmuz, mahmuzlamak
  • rowen:ikinci defa çıkan ot, ikinci mahsul
  • rower:kayıkçı, kürekçi
  • rowing:kürek çekme, kürek sporu
  • rowlock:ıskarmoz
  • royal:asil, büyük tabaka kâğıt, kontra babafingo direği, krala ait, kraliyet, kraliyet ailesinden kimse, krallara lâyık, muhteşem, prens gibi, royal
  • royalist:kral taraftarı, kralcı, kralcılıkla ilgili
  • royals:büyük tabaka kâğıt, kontra babafingo direği, kraliyet ailesinden kimse
  • royalties:ayrıcalık, hükümdarlık, imtiyaz, kraliyet, kraliyet ailesi, kraliyet mülkü, krallık, lisans, ruhsat, telif hakkı, telif ücreti
  • royalty:ayrıcalık, hükümdarlık, imtiyaz, kraliyet, kraliyet ailesi, kraliyet mülkü, krallık, lisans, ruhsat, telif hakkı, telif ücreti
  • rozzer:aynasız, polis
  • rub:alay, engebeli oluş, engel, friksiyon yapma, friksiyon yapmak, geçinip gitmek, güçlük, idare etmek, iğneleme, kazımak, klişe çıkarmak, laf çaktırma, mahzur, masaj yapmak, ovalama, ovalamak, ovarak sürme, ovarak sürmek, ovma, ovmak, ovuşturmak, problem, pürüz, sürmek, sürtme, sürtmek, sürtünme, sürtünmek, zımparalamak
  • rubberize:lastik kaplamak, su geçirmez yapmak
  • rubberized:lastik kaplamak, su geçirmez yapmak
  • rubberneck:geziye katılmak, merakla bakınan tip, merakla bakınmak, meraklı tip, tura katılmak, turist
  • rubbers:galoğ, galoş, jimnastik ayakkabısı, lastik ayakkabı, spor ayakkabısı
  • rubberstamp:bakmadan imzalamak, damgayı basmak, incelemeden onaylamak
  • rubbery:lastiğe benzeyen
  • rubbing:merdane ile bastırma, ovalama, ovma, silme, sürtme, sürtünme
  • rubbingstone:perdah taşı
  • rubbish:anlamsız söz, çöp, döküntü, enkaz, işe yaramaz şey, ıvır zıvır, moloz, saçmalık, süprüntü, zırva
  • rubbish!:anlamsız söz, çöp, döküntü, enkaz, işe yaramaz şey, ıvır zıvır, moloz, saçmalık, süprüntü, zırva
  • rubbishy:adi, değersiz, tapon
  • rubble:çakıl, döküntü, moloz, sel taşı, suların getirdiği taşlar
  • rubdown:dayak, masaj, ovalama, ovma
  • rube:avanak, hödük, köylü, saftrik
  • rubefacient:cildi kızartan, deriyi kızartan ilaç, kızartıcı
  • rubeola:kızamık
  • rubicon:rubicon nehri
  • rubicund:al yanaklı, kıpkırmızı yanaklı, kırmızı suratlı, kolay kızaran
  • rubidium:rubidyum
  • rubiginous:pas rengi
  • rubious:yakut rengi
  • rubric:kırmızı başlık, kırmızı harfler, kırmızı harflerle yazılmış, yazı başlığı
  • rubricate:bölümlere ayırmak, kırmızı işaretlemek, kırmızı yazmak
  • rubstone:bileği taşı
  • ruby:kırmızı, kırmızı şarap, lâl, saat taşı, yakut, yakut kırmızısı, yakut rengi
  • ruche:dantel, kırmalı dântela
  • ruched:dantelli, kırmalı dântelalı
  • ruching:dantel kumaş, dantel süsü, dantela
  • ruck:ayaktakımı, buruşmak, buruşturmak, buruşuk, buruşukluk, çoğunluk, geride kalan atlar, kırışık, kırışmak, kırıştırmak, nal toplayanlar, oyuncular grubu, sıradan insanlar
  • ruckle:buruşturmak
  • rucksack:arka çantası, sırt çantası
  • ruckus:gürültü, hengâme, kargaşa, karışıklık, kıyamet
  • ruction:gürültü, hengâme, kargaşa, karışıklık, kıyamet
  • ructions:gürültü, hengâme, kargaşa, karışıklık, kıyamet
  • rudd:kızılkanat
  • rudder:dümen, kılavuz, malt karıştırma küreği, yönetim
  • rudderless:başsız, dümensiz, yöneticisiz
  • ruddiness:kıpkırmızı olma, kırmızılık, kızıllık
  • ruddy:al, kahrolası, kanlı canlı, kıpkırmızı, kırmızı, lanet olası, sağlıklı, yanağından kan damlayan
  • rude:beceriksiz, bet, cahil, edepsiz, engebeli, gürbüz, ham, hantal, haşin, ilkel, işlenmemiş, kaba, kaba saba, kabaca yapılmış, kabataslak, kulağı tırmalayan, nezaketsiz, sapasağlam, saygısız, terbiyesiz, tümsekli, vahşi
  • rudely:kaba bir biçimde, kabaca, terbiyesizce
  • rudeness:beceriksizlik, edepsizlik, engebelilik, hantallık, haşinlik, hoyratlık, ilkellik, işlenmemişlik, kabalık, nezaketsizlik, terbiyesizlik
  • rudiment:dumura uğrayan organ, işlevini yitiren organ
  • rudimental:dumura uğramış, ilkel, tam gelişmemiş, temel
  • rudimentary:dumura uğramış, ilkel, tam gelişmemiş, temel
  • rudiments:esaslar, ön bilgiler, temel bilgiler
  • rue:acımak, pişman olmak, pişmanlık duymak, sedefotu, üzülmek
  • rueful:acıklı, acınacak, dertli, hüzünlü, kederli, pişman, üzgün, üzücü, uzüntülü
  • ruefulness:hüzün, keder, pişmanlık
  • ruff:boyun tüyleri, dövüşken kuş, fırfırlı yaka, kırmalı yaka, koz atmak, koz ile alma, kozla almak, platika
  • ruffe:platika
  • ruffian:ayı, hödük, kabadayı, kalas, kavgacı, yontulmamış tip, zorba
  • ruffianism:vicdansızlık, zorbalık
  • ruffianly:ayı gibi, canavarca, zorbaca
  • ruffle:allak bullak olma, boyun tüyleri, bozmak, buruşmak, buruşturmak, dağıtmak, dalgalandırmak, dalgalanma, dalgalanmak, farbala, fırfır, heyecan, hırpalamak, hızlı hızlı çevirmek, kabartmak, karıştırmak, kırışıklık, kırışmak, kırıştırmak, kırmalı yaka, kızmak, meraklandırmak, süsü takınmak, telaş, telaşlandırmak
  • ruffled:bozmak, buruşmak, buruşturmak, dağıtmak, dalgalandırmak, dalgalanmak, hırpalamak, hızlı hızlı çevirmek, kabartmak, karıştırmak, kırışmak, kırıştırmak, kızmak, meraklandırmak, süsü takınmak, telaşlandırmak
  • ruffling:bozmak, buruşmak, buruşturmak, dağıtmak, dalgalandırmak, dalgalanmak, hırpalamak, hızlı hızlı çevirmek, kabartmak, karıştırmak, kırışmak, kırıştırmak, kızmak, meraklandırmak, süsü takınmak, telaşlandırmak
  • rufous:pas rengi
  • rug:battaniye, halı, kalın örtü, kilim, küçük halı, namazla, seccade
  • rugby:ragbi, rugby
  • rugged:bet, çetin, engebeli, fırtınalı, inişli çıkışlı, kaba, kayalık, kulakları tırmalayan, kuvvetli, sağlam, sarp, yalçın, yontulmamış, zorlu
  • rugger:ragbi, rugby
  • rugose:buruşuk
  • ruin:batırma, batırmak, batış, berbat etmek, bozmak, harabe, harap etmek, iflas, iflas ettirmek, ırzına geçmek, kızlığını bozmak, mahvetmek, mahvoluş, rezil etmek, yıkılış, yıkım, yıkıntı, yıkmak
  • ruination:son, tahrip, yıkılış nedeni, yıkma
  • ruined:batık, batmış, berbat olmuş, bozulmuş, harap, mahvolmuş, yıkılmış
  • ruining:bozma
  • ruinous:harap, iflâsa götüren, perişan, viran, yıkıcı, yıkık, yıkık dökük
  • ruins:çöküş, harabeler, kalıntı, kalıntılar, ören, yıkıntılar
  • rule:cetvel, cetvelle çizmek, çizgi çekmek, çizmek, düzeyinde olmak, egemenlik, emretmek, geçerli olmak, gönye, hükmetmek, hüküm, hüküm vermek, idare, idare etmek, kanun, karara varmak, kural, mahkeme kararı, metre, norm, prensip, saltanat sürmek, sözü geçmek, standart, talimat, tüzük, yönetmek, yönetmelik
  • ruled:çizgili
  • ruler:cetvel, çizgi makinesi, hakim, hükümdar, idareci, yönetici
  • rulers:cetvel, çizgi makinesi, hakim, hükümdar, idareci, yönetici
  • rulership:hükümdarlık
  • rules:kurallar, tüzük
  • ruling:başlıca, belli başlı, cari, cetvelle çizme, çizgi, egemen, geçerli, hakim olan, hüküm, idare, mahkeme kararı, yargı, yöneten, yönetim
  • rulings:cetvelle çizme, çizgi, hüküm, idare, mahkeme kararı, yargı, yönetim
  • rum:acayip, garip, içki, komik, rom, şaşırtıcı, tuhaf
  • rumanian:romanya, romanyalı, romen, romence
  • rumble:anlamak, arka koltuk, bagaj yeri, çakmak, gümbürdemek, gümbürtü, gürleme, gürlemek, guruldama, guruldamak, gurultu, gürültü, haykırış, haykırmak, içini okumak, perdah dolabı, sezmek, sokak kavgası
  • rumbling:guruldama
  • rumbustious:gürültülü, taşkın
  • rumen:işkembe
  • ruminant:dalgın, dalıp gitmiş, düşünceli, geviş getiren, geviş getiren hayvan
  • ruminate:dalıp gitmek, düşünmek, düşünüp taşınmak, geviş getirmek, kurmak, tasarlamak, uzun uzun düşünmek
  • rumination:derin düşünme, geviş, geviş getirme, uzun uzadıya düşünme
  • ruminative:dalgın, düşünceli
  • rummage:aramak, araştırmak, didik didik aramak, mezat malı
  • rummer:büyük bardak
  • rummy:acayip, garip, komik, remi, tuhaf
  • rumor:dedikodu, dedikodusunu çıkarmak, rivayet, şayia, söylenti, yaymak
  • rumored:dedikodusunu çıkarmak, yaymak
  • rumors:dedikodu, dedikodusunu çıkarmak, rivayet, şayia, söylenti, yaymak
  • rumour:dedikodu, dedikodusunu çıkarmak, rivayet, şayia, söylenti, yaymak
  • rumours:dedikodu, dedikodusunu çıkarmak, rivayet, şayia, söylenti, yaymak
  • rump:but, kalan, kalıntı, kıç, sağrı
  • rumple:buruşturmak, dağıtmak, karman çorman etmek, kırıştırmak
  • rumpled:buruşturmak, dağıtmak, karman çorman etmek, kırıştırmak
  • rumpsteak:biftek
  • rumpus:gürültü, gürültülü tartışma, kargaşa, kavga, patırtı
  • run:aday göstermek, aday olmak, adaylığını koymak, akış, akmak, balık sürüsü, çalıştırmak, çarpmak, çay, çoğunluk, çorap kaçığı, dere, devam süresi, erimek, geçerli olmak, geçip gitmek, geçmek, gezinti, gidip gelmek, gitmek, gösterim, göstermek, işlemek, işletmek, kaçak, kaçakçılığını yapmak, kaçamak, kaçık, kaçmak, koşarak geçmek, koşma, koşmak, koşturmak, koşu, kullanmak, kümes bahçesi, maden damarı, otlak, otlatmak, oynatmak, rağbet, sefer, seyir, sızmak, süre, sürmek, sürü, sürü halinde gitmek, tabanları yağlamak, talep, taşımak, uzanmak, verim, yarış, yarışa katılmak, yarışmak, yayınlamak, yönetmek, yürürlükte olmak
  • runabout:aylak, işsiz, küçük araba, küçük motorlu tekne
  • runagate:külhanbeyi, serseri
  • runaround:başından savma
  • runaway:firari, gizli tutulmuş, kaçak, kolay kazanılmış, kontrolden çıkmış, sızıntı
  • rundown:ayrıntılı rapor, bitkin, bitmiş, boşalmış, durmuş, halsiz, halsiz düşmüş, hastalıktan halsiz, kurulmamış, kurulmayıp durmuş, perişan, rapor, tükenmiş, yorgun
  • rune:germen alfabesinde bir harf, rünik yazı
  • rung:basamak, portatif merdiven basamağı, sandâlye ayak desteği
  • runic:germen alfabesi ile yazılmış, rünik
  • runlet:çay, dere, derecik
  • runnel:ark, çay, dere, oluk
  • runner:atlet, çark, çığırtkan, dağıtıcı, haberci, kaçakçı, koşucu, palanga ipi, ray, saban demiri, ulak, yarış atı, yarışçı
  • running:ablukayı yarma, akan, akar, arka arkaya, çalışma, cari, cerahatli, genel, iltihaplı, işlek, işletme, işleyen, kaçakçılık, kaçamak, koşan, koşarak yapılan, koşma, koşu, peşpeşe, sürekli, tekrarlanan
  • runny:akan, akıcı, cıvık, sulu
  • runoff:beraberliği çözücü yarış
  • runproof:dayanıklı, sağlam
  • runs:amel, ishal
  • runt:bir tür evcil güvercin, bücür, cüce, en çelimsiz yavru, kavruk adam, küçük sığır
  • runthrough:çabucak gözden geçirme, soğuk prova
  • runway:geçit, geçit köprüsü, koşu pisti, pist, uçak pisti
  • rupture:bozukluk, çatlak, fıtık, fıtık olmak, ilişkilerin kesilmesi, ilişkisini kesmek, kırılma, kırmak, koparmak, kopma, kopmak, kopukluk, parçalanmak, uyuşmazlık, yırtık
  • ruptured:fıtık olmak, ilişkisini kesmek, kırmak, koparmak, kopmak, parçalanmak
  • rural:çiftçilik ile ilgili, kırsal, köy, köy yaşamına ait
  • ruralize:köy haline getirmek, köyde yaşamak, köye alışmak, köye alıştırmak, köylüleştirmek
  • ruritania:hayali bir avrupa ülkesi, hayaller ülkesi
  • ruritanian:maceraperest, sergüzeşt
  • ruse:dolap, entrika, hile, üçkâğıt
  • ruses:dolap, entrika, hile, üçkâğıt
  • rush:acele, acele etmek, acele ettirmek, acele ile göndermek, aceleye getirmek, akın, asılmak, atılma, atılmak, çabucak halletmek, düşünmeden girişmek, fasa fiso, hasırotu, hızlı akmak, hücum, hücum etmek, kazıklamak, kızarıklık, kızartı, koşma, koşmak, koşturmak, koşuşturma, kur, kur yapmak, önemsiz şey, rağbet, saldırma, saldırmak, saz, sıçrama, şiddetli esmek, sıkboğaz etmek, sıkıştırmak, telaş, toplanma, üstüne atılmak, üşüşme, yetiştirmek
  • rushed:acele etmek, acele ettirmek, acele ile göndermek, aceleye getirmek, asılmak, atılmak, çabucak halletmek, düşünmeden girişmek, hızlı akmak, hücum etmek, kazıklamak, koşmak, koşturmak, kur yapmak, saldırmak, şiddetli esmek, sıkboğaz etmek, sıkıştırmak, üstüne atılmak, yetiştirmek
  • rushes:acele, acele etmek, acele ettirmek, acele ile göndermek, aceleye getirmek, akın, asılmak, atılma, atılmak, çabucak halletmek, düşünmeden girişmek, fasa fiso, hasırotu, hızlı akmak, hücum, hücum etmek, kazıklamak, kızarıklık, kızartı, koşma, koşmak, koşturmak, koşuşturma, kur, kur yapmak, önemsiz şey, rağbet, saldırma, saldırmak, saz, sıçrama, şiddetli esmek, sıkboğaz etmek, sıkıştırmak, telaş, toplanma, üstüne atılmak, üşüşme, yetiştirmek
  • rushing:acele etmek, acele ettirmek, acele ile göndermek, aceleye getirmek, asılmak, atılmak, çabucak halletmek, düşünmeden girişmek, hızlı akmak, hücum etmek, kazıklamak, koşmak, koşturmak, kur yapmak, saldırmak, şiddetli esmek, sıkboğaz etmek, sıkıştırmak, üstüne atılmak, yetiştirmek
  • rusk:galeta, gevrek, peksimet
  • russet:bir tür elma, el dokuması kaba kumaş, kızıl kahverengi, rustik, sade
  • russia:rus meşini, rusya, sahtiyan
  • russian:rus, rusça
  • russki:rus, rusyalı
  • rust:ekin pası, el becerisini yitirmek, hamlama, hamlamak, hamlatmak, körelme, körelmek, köreltmek, pas, pas lekesi olmak, pas rengi, paslandırmak, paslanma, paslanmak
  • rusted:el becerisini yitirmek, hamlamak, hamlatmak, körelmek, köreltmek, pas lekesi olmak, paslandırmak, paslanmak
  • rustic:gösterişsiz, hödük, hoyrat, kaba, kaba biçimli, kaba kimse, kırsal, köy, köylü, rustik, sade, taşralı, yontulmamış, yontulmamış tip
  • rusticate:basit yaşamak, köyde yaşamak, köye göndermek, köye yerleşmek, okuldan uzaklaştırmak, rustik tarzda yapmak, sade bir hayatı olmak
  • rustication:köyde yaşama, köylüleşme, uzaklaştırma
  • rusticity:kaba biçimlilik, kabalık, kırsallık, köylülük, yontulmamışlık
  • rustiness:hamlama, hantallık, körelme, paslanma, paslılık
  • rusting:el becerisini yitirmek, hamlamak, hamlatmak, körelmek, köreltmek, pas lekesi olmak, paslandırmak, paslanmak
  • rustle:çaba harcamak, çalmak, gayret etmek, gıcırdamak, hışırdamak, hışırdatmak, hışırtı, var gücüyle çalışmak
  • rustler:at hırsızı, sığır hırsızı
  • rustling:enerjik, hışırtı
  • rustproof:pas tutmaz, paslanmaz
  • rusty:çatlak, el alışkanlığını kaybetmiş, eskimiş, hamlamış, huysuz, kınacıklı, kızıl, körelmiş, pas rengi, paslanmış, paslı, solmuş
  • rut:alışılmış şey, azgınlık, azmak, çiftleşmek, kızgınlık, kızışma, kızışmak, kösnüme, tekdüzelik, tekerlek izi
  • rutabaga:bir tür şalgam
  • ruth:acıma, merhamet
  • ruthless:acımasız, amansız, insafsız, merhametsiz
  • ruthlessness:acımasızlık, insafsızlık
  • rutted:azmak, çiftleşmek, kızışmak
  • rutting:çiftleşme, kızışma, kösnüme
  • rutty:çukurlu, tekerlek izi olan, tekerlek izleri ile dolu
  • rye:çavdar
  • ryot:hint köylüsü, hintli çiftçi

 

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.