İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

U ile Başlayan İngilizce Kelimeler ve Anlamları


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

U ile başlayan İngilizce kelimeler ve anlamlarını aşağıda sıraladık. 1000 adet en çok kullanılan u harfi ile başlayan İngilizce kelime listesi;

  • u:soylu
  • s.:amerika, amerika birleşik devletleri
  • ubiety:mevki, yer
  • ubiquitous:her yerde birden bulunan
  • ubiquity:aynı anda her yerde bulunma
  • udder:meme
  • udograph:yağmurölçer
  • udometer:yağmurölçer
  • ufo:belirlenemeyen uçan cisim, uçan daire
  • ugh:of!, öf!
  • ugh!:of!, öf!
  • uglify:çirkinleştirmek
  • ugliness:çirkinlik, iğrençlik
  • ugly:biçimsiz, çirkin, fırtınalı, huysuz, iğrenç, kötü, suratsız, tatsız
  • uhlan:alman mızraklı süvari askeri
  • uigur:uygur, uygurca
  • ukase:emir, rus hükümeti fermanı
  • ukrainian:ukrayna, ukraynaca, ukraynalı
  • ukranian:ukrayna, ukraynaca, ukraynalı
  • ulcer:ahlâk bozukluğu, ülser, yara
  • ulcerate:ülser etmek, ülser olmak, ülsere dönüştürmek, ülserleşmek
  • ulcerated:ülserli
  • ulceration:ülser olma, ülserleşme
  • ulcerous:ahlâkı bozulmuş, ülserli
  • uliginose:çamurlu, çamurlu yerde büyüyen
  • ullage:boş kalan kısım, fire
  • ulna:dirsek kemiği
  • ulster:uzun ve bol kemerli palto
  • ulterior:gizli, ötedeki, sonraki, uzaktaki
  • ultimate:en son, en uzak, en yüksek, esas, nihai, son
  • ultimately:en sonunda, eninde sonunda
  • ultimatum:ültimatom
  • ultra:aşırı, aşkın, radikal kimse, uç görüşlü kimse, ultra
  • ultramarine:denizaşırı, lacivert, lâcivert
  • ultramodern:ultramodern
  • ultrasonic:sesötesi, sesten hızlı, ultrasonik
  • ultraviolet:morötesi, ültraviyole
  • ululate:feryat etmek, ulumak
  • ululation:feryat, uluma
  • umbel:şemsiye şeklinde çiçeklenme, umbel
  • umbellate:şemsiye biçiminde, şemsiye şeklinde çiçeklenmiş
  • umber:koyu kahverengi, ombra boyası
  • umbilical:göbek, göbek bağı, göbek ile ilgili
  • umbilicus:göbek, göbek deliği
  • umbra:tam gölge
  • umbrage:ağaç gölgesi, alınma, gücenme, içerleme
  • umbrageous:alıngan, gölgelik, şüpheli
  • umbrella:koruma, koruyucu, şemsiye
  • umbrellas:koruma, koruyucu, şemsiye
  • umlaut:üzerine çift nokta koymak
  • umpire:hakem, hakemlik etmek, yargıcı
  • umpiring:hakemlik etmek
  • umpteen:birçok, çok, sayısız
  • umpteenth:çok, sayısız
  • umptieth:çok, sayısız
  • un:bir
  • unabashed:arsız, küstah, utanmaz, yüzsüz
  • unabashedly:arsızca
  • unabated:hafiflememiş, şiddeti azalmamış
  • unabating:aralıksız, arasız, devamlı, sürekli
  • unabbreviated:kısaltılmamış
  • unable:aciz, elinden gelmez, gücü yetmez, yapamıyacak durumda
  • unabridged:kısaltılmamış, özetlenmemiş
  • unaccented:vurgusuz
  • unacceptable:çekilmez, kabul edilemez
  • unaccommodating:eğilmez, keyfine düşkün, rahatına düşkün
  • unaccompanied:refakâtsiz, tek başına, yalnız
  • unaccomplished:beceriksiz, tamamlanmamış, yapılmamış
  • unaccountable:anlaşılmaz, anlatılamaz, esrarlı, sorumsuz
  • unaccustomed:alışılmamış, alışmamış, tuhaf
  • unachievable:başarılamayan, erişilemez, ulaşılamaz, yapılamayan
  • unachieved:başarılmamış, tamamlanmamış
  • unacknowledged:cevaplanmamış, kaynağı belirtilmemiş, onaylanmamış
  • unacquaintance:bilgi, tanıdık, tanıma, tanışma
  • unacquainted:bilmez, tanımaz, tanışmayan
  • unadaptable:kullanışsız, uyarlanamayan, uygun olmayan, uyumsuz
  • unadapted:uygun olmayan, uyumsuz
  • unaddressed:adressiz
  • unadorned:sade, süslenmemiş, süssüz
  • unadultareted:hilesiz, katkısız, saf
  • unadulterated:hilesiz, katkısız, saf
  • unadventurous:maceracı olmayan, macerasız
  • unadvisable:önerilemez, tavsiye edilemez
  • unadvised:düşüncesiz, fikir danışmamış, patavatsız, tavsiye almamış, tedbirsiz
  • unaffected:değişmemiş, doğal, etkilenmemiş, içten, yapmacıksız
  • unaffectedness:doğallık, içtenlik, samimiyet
  • unafraid:korkmayan, korkusuz
  • unaided:çıplak, tek başına, yardım görmemiş, yardımsız
  • unaired:havalandırılmamış, havasız, ortaya dökülmemiş
  • unalienable:devredilemez, elden çıkarılamaz
  • unallied:ilgisiz, ilişkisiz
  • unalloyed:katıksız, katışıksız, saf, tam
  • unalterable:değişmez, değiştirilemez
  • unaltered:değişmemiş, değiştirilmemiş
  • unambiguous:açık, kesin, tam
  • unamenable:başına buyruk, sorumlu olmayan, sorumsuz, tabi olmayan, yükümlü olmayan
  • unamended:değiştirilmemiş, düzelmeyen, düzeltilmemiş, ıslah olmayan
  • unamiable:dostça olmayan, sevimsiz
  • unamusing:eğlenceli olmayan, tatsız, zevksiz
  • unanimity:birlik, fikir birliği, oybirliği
  • unanimous:aynı fikirde, müttefik, oybirliği ile verilmiş
  • unannounced:beklenmedik, bildirilmemiş, duyurulmamış, haber verilmemiş, habersiz
  • unanswerable:cevaplanamaz, çözümsüz, çürütülemez, itiraz edilemez
  • unanswered:cevaplanmamış, cevapsız, karşılıksız
  • unappealable:temyiz edilemez
  • unappeasable:amansız, sakinleştirilemez, yatıştırılamaz
  • unappetizing:iştah kaçırıcı, iştah kapatan
  • unapplied:ayrılmamış, tahsis edilmemiş
  • unappreciated:hesaba katılmayan, takdir edilmeyen
  • unapproachable:erişilemez, ulaşılamaz, yaklaşılamaz
  • unappropriated:kullanılmayan, sahipsiz, tahsis edilmemiş
  • unapproved:izin verilmemiş, onaylanmamış
  • unapt:anlayışı kıt, eğilimli olmayan, olası olmayan, uygun olmayan
  • unargued:itirazsız, tartışmasız
  • unarm:silâhsızlandırmak
  • unarmed:korumasız, silâhsız, silâhsızlandırılmış
  • unarmored:blendajsız, zırhsız
  • unarmoured:blendajsız, zırhsız
  • unarranged:önceden ayarlanmamış, tesadüfi
  • unascertainable:ortaya çıkarılamaz, soruşturulamaz
  • unascertained:kesinleşmemiş
  • unashamed:açık, ortada olan, utanmaz, yüzsüz
  • unasked:davetsiz, istenmemiş, sorulmamış
  • unaspiring:okunmayan, telaffuz edilmeyen
  • unassailable:dil uzatılamaz, itiraz edilemez, saldırılamaz, şüphe götürmez, tartışma götürmez
  • unassignable:devredilemez
  • unassisted:yardımcısız, yardımsız
  • unassistedly:yardım görmeden, yardımcısız olarak
  • unassuming:alçakgönüllü, iddiasız, mütevazi
  • unattached:bağımsız, bağlı olmayan, bekâr, boşta, serbest
  • unattainable:elde edilemez, ele geçirilemez, erişilemez, ulaşılamaz
  • unattempted:denenmemiş, kalkışılmamış, teşebbüs edilmemiş
  • unattended:ihmal edilmiş, refakâtsiz, sahipsiz, yalnız
  • unattested:doğrulanmamış, kontrolden geçmemiş, onaylanmamış, resmen açıklanmamış
  • unattractive:çirkin, itici, sevimsiz
  • unauthorised:resmi olmayan, yetkisiz
  • unauthorized:resmi olmayan, yetkisiz
  • unavailable:mevcut olmayan, müsait değil, yok
  • unavailing:boşuna, faydasız, nafile
  • unavoidable:iptal edilemez, kaçınılmaz, zorunlu
  • unavoidably:elinde olmadan, elinde olmayan sebeplerle, kaçınılmaz bir şekilde
  • unaware:dikkatsiz, farkında değil, farkında olmayan, haberi olmayan, habersiz, önemsemeyen
  • unawareness:bilgisizlik, gaflet
  • unawares:bilinçsizce, bilmeden, farkında olmadan, gafil avlayarak, habersizce
  • unbacked:alıştırılmamış, ciro edilmemiş, desteklenmemiş, desteksiz, üzerine oynanmamış
  • unbaked:acemi, çiğ, pişmemiş, tecrübesiz
  • unbalance:akli dengesizlik, dengesini bozmak, dengesizlik
  • unbalanced:akli dengesi bozuk, dengesiz
  • unbaptized:kutsanmamış, vaftiz edilmemiş
  • unbar:sürgüsünü açmak
  • unbarred:sürgüsünü açmak
  • unbathed:banyo yapmamış, ıslatılmamış, yıkanmamış
  • unbearable:çekilmez, dayanılmaz, katlanılmaz
  • unbearded:başaksız, sakalsız
  • unbeaten:ayak basılmamış, çırpılmamış, dövülmemiş, kırılmamış, yenilmemiş
  • unbecoming:uygun olmayan, uygunsuz, uymayan, yakışmayan
  • unbefitting:uygun olmayan, uygunsuz, yakışık almayan
  • unbefriended:arkadaşsız, dostsuz
  • unbegotten:doğmamış
  • unbeknown:bilinmeyen, farkedilmeden, farkettirmeden, haber vermeden, habersiz, habersizce, meçhul, tanınmayan
  • unbeknownst:bilinmeyen, farkedilmeden, farkettirmeden, haber vermeden, habersiz, habersizce, tanınmayan
  • unbelief:imansızlık, inançsızlık
  • unbelievable:akıl almaz, inanılmaz
  • unbeliever:dinsiz, gâvur, imansız, imansız kimse, inançsız, kâfir
  • unbelieving:inançsız, inanmayan, kâfir, şüpheci
  • unbelt:kayışını çıkarmak, kemerini çıkarmak
  • unbelted:kayışını çıkarmak, kemerini çıkarmak
  • unbend:açılmak, ciddiyeti bırakmak, doğrultmak, düzeltmek, fora etmek, gevşemek, gevşetmek, rahatlamak, rahatlatmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • unbending:aşırı resmi, bükülmez, eğilmez, inatçı, sert, taviz vermez
  • unbent:açılmak, ciddiyeti bırakmak, doğrultmak, düzeltmek, fora etmek, gevşemek, gevşetmek, rahatlamak, rahatlatmak, yumuşamak, yumuşatmak
  • unbeseeming:uygun olmayan, uygunsuz, yakışık almaz
  • unbiased:tarafsız
  • unbiassed:tarafsız
  • unbidden:davetsiz
  • unbind:açmak, çözmek, salmak, serbest bırakmak
  • unblemished:hatasız, kusursuz, lekesiz
  • unblended:harmanlanmamış, katışıksız, saf
  • unblessed:melun, takdis edilmemiş
  • unblest:melun, takdis edilmemiş
  • unblinking:göz kırpmayan, gözünü kırpmayan
  • unblock:debloke etmek, engeli kaldırmak
  • unblocked:debloke etmek, engeli kaldırmak
  • unblooded:cins olmayan, kırma
  • unblushing:arsız, utanmaz, yüzsüz
  • unbolt:sürgüsünü açmak
  • unbolted:sürgüsünü açmak
  • unborn:doğmamış, henüz doğmamış, müstakbel
  • unbosom:açmak, dökmek, itiraf etmek
  • unbound:bağsız, başsız, ciltsiz, serbest
  • unbounded:aşırı, kontrolsüz, ölçüsüz, sınırsız
  • unbowed:boyun eğmemiş, eğilmemiş
  • unbrace:çözmek, gevşetmek, rahatlatmak
  • unbreakable:bozulamaz, ehlileşmez, işlenemez, kırılmaz
  • unbribable:rüşvet yemez
  • unbridle:dizginini çıkarmak, gemini çıkarmak
  • unbridled:dizginlenemez, dizginsiz, gem vurulmamış, önüne geçilmez
  • unbroken:aralıksız, boyun eğmemiş, bozulmamış, bütün, değişmemiş, devamlı, evcilleşmemiş, işlenmemiş, kırılmamış
  • unbuckle:çözmek, tokasını açmak
  • unbuckled:çözmek, tokasını açmak
  • unbuild:yıkmak
  • unbuilt:boş, inşa edilmemiş
  • unburden:açmak, itiraf etmek, rahatlatmak, yükten kurtarmak
  • unburied:gömülmemiş
  • unburned:yakılmamış, yanmamış
  • unburnt:yakılmamış, yanmamış
  • unbutton:düğmelerini açmak, düğmesini çözmek
  • unbuttoned:düğmeleri açılmış, laubali, teklifsiz
  • uncalled:çağırılmamış, davetsiz, talep edilmemiş
  • uncanny:acayip, anlaşılmaz, esrarengiz, tekin olmayan
  • uncase:açmak, çıkarmak
  • unceasing:aralıksız, devamlı, durmayan, sürekli
  • unceasingly:durmaksızın
  • unceremonious:kaba, laubali, teklifsiz
  • uncertain:belirsiz, bir öyle bir böyle olan, değişken, emin olmayan, güvenilmez, kararsız, kesin olmayan, şüpheli
  • uncertainly:belirsizce, istikrarsız olarak, kararsızca
  • uncertainty:belirsizlik, değişkenlik, kararsızlık, kesin olmama, şüphe, tereddüd
  • uncertanity:belirsizlik, değişkenlik, kararsızlık, kesin olmama, şüphe, tereddüd
  • uncertified:doğrulanmamış, onaylanmamış
  • unchain:özgür bırakmak, serbest bırakmak, zincirini çözmek
  • unchained:özgür bırakmak, serbest bırakmak, zincirini çözmek
  • unchallengeable:itiraz kabul etmez, su götürmez, tartışılmaz
  • unchallenged:itiraz kabul etmez, su götürmez, tartışmasız
  • unchangeable:değişmez, değiştirilemez
  • unchangeablity:değişmezlik
  • unchanged:değişmemiş, değiştirilmemiş, eskisi gibi
  • unchanging:değişmeyen, değişmez
  • uncharged:borçlandırılmamış, doldurulmamış, şarj edilmemiş
  • uncharitable:kusur bulucu, merhametsiz, şefkâtsiz
  • uncharted:haritada olmayan, haritası yapılmamış, keşfedilmemiş
  • unchaste:iffetsiz, namussuz
  • unchastity:iffetsizlik, namussuzluk
  • unchecked:durdurulmamış, kontrolsüz, serbest, yasaklanmamış
  • unchivalrous:kaba, nezaketsiz
  • unchristian:hristiyan olmayan, hristiyanlığa aykırı, uygunsuz
  • uncircumcised:musevi olmayan, sünnetsiz
  • uncivil:kaba, nezaketsiz
  • uncivilised:barbar, medeniyetsiz, vahşi
  • uncivilized:barbar, medeniyetsiz, vahşi
  • unclad:çıplak, giyinmemiş
  • unclaimed:isteyen olmamış, sahibi çıkmamış, sahipsiz
  • unclasp:açmak, bırakmak
  • unclassified:gizli olmayan, karışık, sınıflandırılmamış
  • uncle:amca, dayı, rehinci
  • unclean:ahlaksız, kirli, pis
  • uncleanliness:ahlaksızlık, kirlilik, pislik
  • uncleanly:ahlaksız, murdar, namussuz, pis
  • unclear:açık olmayan, belirsiz
  • unclerical:laik, rahiplere uygun olmayan
  • uncles:amca, dayı, rehinci
  • uncloak:açığa vurmak, açmak, ortaya çıkarmak
  • unclose:açığa vurmak, açıklamak, açmak
  • unclothe:açığa çıkarmak, açmak, elbiselerini çıkarmak, soymak
  • unclothed:açığa çıkarmak, açmak, elbiselerini çıkarmak, soymak
  • unclouded:açık, berrak, bulutsuz
  • unco:acayip, aşırı, aşırı derecede, müthiş, son derece
  • uncoil:açmak, çözmek, çözülmek
  • uncollected:biriktirilmemiş, kendini toparlayamamış, tahsil edilmemiş, toplanmamış
  • uncolored:boyanmamış, boyasız, renksiz, tarafsız
  • uncoloured:boyanmamış, boyasız, renksiz, tarafsız
  • uncomely:çirkin, uygunsuz, yersiz
  • uncomfortable:rahatsız, rahatsız edici, tatsız
  • uncommitted:bağımsız, fikrini söylememiş, işlenmemiş, kararsız, taahhüde girmemiş, tarafsız
  • uncommon:alışılmamış, nadir, olağandışı, sıradışı
  • uncommonly:nadiren, olağandışı olarak
  • uncommonness:alışılmamış olma, olağandışılık
  • uncommunicative:çekingen, ketum, konuşkan olmayan
  • uncompanionable:mesafeli, soğuk, sokulgan olmayan
  • uncompensated:dengesiz
  • uncomplaining:sabırlı, şikâyet etmeyen
  • uncomplaisant:hoşgörüsüz, kaba
  • uncompleted:bitmemiş, tamamlanmamış, yarım kalmış
  • uncomplicated:açık, karışık olmayan, kolay
  • uncomplimentary:eleştirici, kaba, yerici
  • uncompromising:anlaşmaya yanaşmaz, eğilmez, inatçı, kesin, uzlaşmaz
  • unconcealed:açık, aşikâr
  • unconcern:aldırmazlık, ilgisizlik, kaygısızlık, kayıtsızlık, umursamazlık
  • unconcerned:aldırışsız, endişesiz, ilgisiz, karışmamış, kaygısız, umursamaz
  • unconcernedness:aldırmazlık, endişesizlik, ilgisizlik, umursamazlık
  • unconditional:kayıtsız, kayıtsız şartsız, koşulsuz, mutlâk, şartsız
  • unconditionally:kayıtsız şartsız, mutlâka
  • unconditioned:bütünlemeye kalmamış, doğuştan olan, içgüdüsel, koşulsuz, mutlâk
  • unconfined:kuşatılmamış, serbest, sınırsız
  • unconfirmed:doğrulanmamış, kiliseye üye olmamış, onaylanmamış, teyidedilmemiş
  • unconformity:uyumsuzluk
  • uncongenial:cana yakın olmayan, sevimsiz, sıkıcı, tatsız, uymayan
  • unconnected:alâkasız, ayrı, bağımsız, ilgisiz, tutarsız
  • unconquerable:ele geçirilemez, fethedilemez, yenilmez
  • unconquered:fethedilmemiş, yenilmemiş
  • unconscientious:fahiş, insafsız, mantıksız, vicdansız
  • unconscionable:aşırı, insafsız, mantıksız, ölçüsüz, vicdansız
  • unconscious:baygın, bilinçaltı ile ilgili, bilinçsiz, bilmeden, farkında olmayan, habersiz, kasıtsız, kendinden geçmiş, şuursuz
  • unconsciously:baygın halde, bilinçsizce, bilmeden, farkında olmadan, kendinden geçmiş olarak
  • unconsciousness:baygınlık, bilinçsizlik, farkında olmama, kendinde olmama
  • unconsecrated:adanmamış, kutsanmamış
  • unconsidered:düşüncesizce yapılmış, düşünmeden söylenmiş, önemsenmemiş
  • unconstitutional:anayasaya aykırı
  • unconstrained:rahat, serbest, teklifsiz
  • unconstraint:serbestlik, sıkılmazlık
  • uncontaminated:kirletilmemiş, saf
  • uncontested:kabul edilmiş, tek adaylı, tek partili
  • uncontrollable:dizginlenemez, ele avuca sığmaz, kontrol edilemez, önlenemez
  • uncontrolled:baskısız, kontrol edilemeyen, kontrolsüz
  • unconventional:alışılmadık, kalender, laubali, rahat, teklifsiz
  • unconventionality:kalenderlik, resmi olmama, teklifsizlik
  • unconverted:değişmemiş, değiştirilmemiş, din değiştirmemiş, paraya çevrilmemiş
  • unconvinced:emin olmayan, ikna olmamış, inanmamış, şüphe eden
  • unconvincing:ikna edici olmayan, inandırıcı olmayan, şüpheli
  • uncooked:çiğ, pişmemiş
  • uncooperative:işbirliği etmeyen, yardımcı olmayan
  • uncord:ipini çözmek
  • uncork:açığa vurmak, atmak, göstermek, tıpasını çıkarmak
  • uncorroborated:ispatlanmamış, kanıtlanmamış
  • uncountable:hesaplanamaz, sayılamaz
  • uncounted:hesapsız, sayılmamış, sayısız
  • uncouple:birbirinden ayırmak, çözmek
  • uncoupled:birbirinden ayırmak, çözmek
  • uncouth:çirkin, görgüsüz, hoyrat, kaba, tuhaf
  • uncovenanted:garanti edilmemiş, söz verilmemiş, söz vermemiş, taahhüt edilmemiş
  • uncover:açmak, ortaya çıkarmak, örtüsünü açmak, şapka çıkarmak
  • uncovered:açık, çıplak, karşılıksız, örtüsüz, şapkasız
  • uncovering:açmak, ortaya çıkarmak, örtüsünü açmak, şapka çıkarmak
  • uncritical:eleştirici olmayan, eleştirmeyen, kritik olmayan, tehlikesiz, yorum yapmayan
  • uncross:açmak, çizgilerini iptal etmek, doğrultmak
  • uncrossed:açık, çapraz olmayan, çizgisiz
  • unction:kutsal yağ, merhem, sahte yakınlık, yağ sürme, yapmacıklı nezaket
  • unctuous:kaypak, yağlı, yapmacık samimiyet gösteren, yoğurulabilen
  • uncultivated:eğitilmemiş, ekilmemiş, işlenmemiş, kültürsüz
  • uncultured:kültürsüz, terbiyesiz, yobaz
  • uncurbed:dizginlenemez, kontrol edilemeyen
  • uncurl:açılmak, açmak
  • uncurtailed:kesilmemiş, kısaltılmamış
  • uncut:biçilmemiş, budanmamış, ham, işlenmemiş, kesilmemiş, kısaltılmamış, kısıtlanmamış, yontulmamış
  • undamaged:hasar görmemiş, zarar görmemiş
  • undamped:darılmamış, gücenmemiş, ıslatılmamış, sindirilmemiş, sönümsüz
  • undate:dalga şeklinde, dalgalı
  • undated:dalga şeklinde, dalgalı, tarihsiz, vadesiz
  • undaunted:cesur, gözüpek, korkusuz, yılmaz
  • undeceive:aklını başına getirmek, gözünü açmak, uyandırmak
  • undecided:askıda, istikrarsız, karara bağlanmamış, kararlaştırılmamış, kararsız
  • undecked:güvertesiz, süssüz
  • undeclared:açıklanmamış, bildirilmemiş
  • undefended:itiraz edilmeyen, korumasız, savunmasız, savunulmamış
  • undefinable:tanımlanamaz, tanımsız, tarif edilemez, tarifsiz
  • undefined:belirsiz, müphem, tanımlanmamış
  • undelivered:kurtarılmamış, söylenmemiş, teslim edilmemiş
  • undemanding:basit, gösterişsiz, iddiasız
  • undemonstrative:duygularını gizleyen, ihtiyatlı, temkinli
  • undeniable:inkâr edilemez, itiraz olunamaz, su götürmez
  • under:alt, altı, altına, altında, altından, altta, aşağıda, aşağısına, az, bağlı, dibe, döneminde, emrinde, etkisi altında, halinde, normalin altında
  • underact:kötü oynamak, rolün hakkını verememek
  • underage:erginlik yaşına varmamış, reşit olmayan, yasal yaştan küçük, yaşı tutmayan
  • underarm:aşağıdan vurarak, aşağıdan vurulan, gizli, koltuk altı, kurnazca, sinsi, sinsice
  • underbid:daha düşük teklif yapmak, eksik deklarasyon yapmak, eksiltmek
  • underbred:cins olmayan, görgüsüz, kaba, kırma, terbiyesiz
  • underbrush:ağaç altındaki çalılık
  • undercarriage:iniş takımı, kundak taşıyıcı, şasi
  • undercharge:az para almak, az şarj etmek, değerinden az fiyat, değerinden az fiyat istemek, iyi doldurmamak, yeterince doldurmama
  • underclothes:iç çamaşırı, iç çamaşırları
  • underclothing:iç çamaşırı, iç çamaşırları
  • undercoat:astar, astar boya, iç ceket
  • undercook:az pişirmek, yeterince pişirmemek
  • undercooked:az pişirmek, yeterince pişirmemek
  • undercover:el altından, gizli, örtülü
  • undercroft:yeraltı kemerleri
  • undercurrent:dip akıntısı, gizli eğilim, gizli etki
  • undercut:altını kesmek, alttan kesilmiş kısım, alttan vurmak, daha ucuza satmak, fiyat kırmak, kesme vuruşu, kesme vuruşu yapmak, sığır filetosu
  • underdeveloped:az gelişmiş, gelişmemiş, geri kalmış, iyi tab edilmemiş
  • underdo:az pişirmek, baştan savma yapmak, gerekeni yapmamak, yetersiz yapmak
  • underdone:az pişmiş
  • underdress:altına giymek, içine giydirmek
  • underestimate:az değer biçmek, hafife almak, hor görmek, küçük görmek, küçümsemek
  • underestimated:az değer biçmek, hafife almak, hor görmek, küçük görmek, küçümsemek
  • underestimating:hor gören, hor görme, küçümseyen
  • underestimation:az değer biçme, gereken önemi vermeme, küçümseme
  • underexpose:karanlık çıkarmak
  • underexposed:karanlık
  • underexposure:eksik ışıklama, karanlık çıkarma
  • underfed:az beslenmiş, yetersiz beslenmiş
  • underfeed:yeterli gıdayı vermemek, yetersiz beslemek
  • underfeeding:yetersiz beslenme
  • underfoot:ayak altında, kontrol altında
  • undergarment:iç çamaşırı
  • undergarments:iç çamaşırları
  • undergo:başına gelmek, çekmek, geçirmek, katlanmak, uğramak
  • undergoing:başına gelmek, çekmek, geçirmek, katlanmak, uğramak
  • undergone:başına gelmek, çekmek, geçirmek, katlanmak, uğramak
  • undergrad:üniversite öğrencisi
  • undergraduate:lisans, üniversite öğrencisi, üniversite öğrencisine ait, üniversiteli
  • underground:alt geçit, gizli, gizli örgüt, gizlice, metro, toprak altındaki, toprakaltı, yeni akım, yeni akıma ait, yeraltı, yeraltı dünyası, yeraltı geçidi, yeraltında
  • undergrowth:ağaç altındaki çalılık
  • underhand:aşağıdan, aşağıdan vurulan, el altından, gizli, kurnazca, sinsi, sinsice
  • underhanded:el altından, gizli, personeli az, yardımcısı az
  • underlay:alta serilen şey, altına koymak, altına koyulan şey, altına yerleştirmek, alttan desteklemek, destek
  • underlease:kiracının kiracısı
  • underlie:altında olmak, altında yatmak, temelini oluşturmak
  • underline:afiş altındaki yazı, alt çizgi, altını çizme, altını çizmek, vurgulama, vurgulamak
  • underling:ast, başkasının emrindeki kimse
  • underlying:altında yatan, belli başlı, esas, öncelikli, temel
  • undermanned:eksik adamlı, personeli az olan
  • undermentioned:aşağıda belirtilen
  • undermine:altını kazmak, baltalamak, sarsmak
  • undermining:altını kazmak, baltalamak, sarsmak
  • undermost:en alttaki, en aşağıdaki
  • underneath:alt, altına, altında, altından
  • undernourished:gıdasız kalmış, yetersiz beslenmiş
  • undernourishment:gıdasızlık, yetersiz beslenme
  • underpaid:az para vermek
  • underpants:don, külot
  • underpass:alt geçit, yeraltı geçidi
  • underpin:destek koymak, desteklemek
  • underpinned:destek koymak, desteklemek
  • underpinning:destek koymak, desteklemek
  • underpins:destek koymak, desteklemek
  • underplay:kasten el vermek, kötü oynamak, rolün hakkını vermemek
  • underplaying:kasten el vermek, kötü oynamak, rolün hakkını vermemek
  • underpressure:baskı altında, zorlanarak
  • underprice:az değer biçmek
  • underprivileged:temel sosyal haklardan mahrum
  • underrate:küçük görmek, küçümsemek, yeterince değer vermemek
  • underrated:küçük görmek, küçümsemek, yeterince değer vermemek
  • underrating:hor gören, hor görme
  • underscore:altına çizgi çizmek, vurgulamak
  • underscoring:altına çizgi çizmek, vurgulamak
  • underseal:altını kaplama, altını ziftlemek
  • undersecretary:bakan müşaviri, müsteşar
  • undersell:fiyat kırmak, ucuza satmak
  • undersexed:cinsel gücü az, cinsel isteği az
  • undershirt:fanila
  • undershorts:boxer şort, külot
  • undershot:altından geçen su ile çalışan
  • underside:alt, alt taraf, alt yüz
  • undersigned:aşağıda imzası olan
  • undersize:cılız, küçük, normalden küçük
  • undersized:cılız, küçük, normalden küçük
  • underskirt:iç eteklik, jüpon
  • underslung:alçaltılmış, dingil altında asılı
  • undersoil:toprakaltı, yeraltı
  • understaffed:personeli az olan, yeterli personeli olmayan
  • understand:anlamak, anlayışlı olmak, bilmek, çakmak, hissetmek, iyi anlamak, kavramak
  • understandable:anlaşılabilir, anlaşılır, anlaşılması mümkün, kavranabilir
  • understandably:anlaşılır biçimde, makul bir şekilde
  • understanding:akıllı, anlama, anlaşma, anlayış, anlayışlı, halden anlar, halden anlayan, hissetme, kafalı, kavrama, kavrayış, şart, uyuşma, uzlaşma, zekâ, zeki
  • understate:küçük söylemek, olduğundan az göstermek
  • understated:küçük söylemek, olduğundan az göstermek
  • understatement:az gösterme, olduğundan küçük gösterme
  • understrapper:ast, başkasının emrinde olan
  • understudy:başkasının rolünü ezberlemek, dublör, dublörlük yapmak, yardımcı oyuncu, yardımcı oyunculuk yapmak
  • undertake:garanti etmek, girişmek, söz vermek, üstlenmek, yüklenmek
  • undertaken:garanti etmek, girişmek, söz vermek, üstlenmek, yüklenmek
  • undertaker:cenazeci, ölü kaldırıcı
  • undertaking:cenaze kaldırma, girişim, girişme, işletme, taahhüt, üstlenme, vâât
  • undertakings:cenaze kaldırma, girişim, girişme, işletme, taahhüt, üstlenme, vâât
  • undertenant:kiracının kiracısı
  • undertone:alçak ses, donuk renk, fısıltı, genel eğilim, gizli duygu
  • undertook:garanti etmek, girişmek, söz vermek, üstlenmek, yüklenmek
  • undertow:ters yönlü dip akıntısı
  • undertrow:ters yönlü dip akıntısı
  • undervalue:az değer biçmek, hafife almak, küçümsemek
  • undervest:fanila
  • underwater:sualtı, sualtındaki
  • underwear:iç çamaşırı
  • underweight:normalden hafif
  • underwent:başına gelmek, çekmek, geçirmek, katlanmak, uğramak
  • underwood:ağaç altında büyüyen çalılar
  • underworld:ahiret, cehennem, ruhlar diyarı, yeraltı dünyası
  • underwrite:altına yazmak, imzalamak, sağlama almak, sigorta etmek
  • underwriter:sigortacı
  • underwriting:sigorta poliçesini imzalama
  • undeserved:hak edilmemiş, haksız
  • undeservedly:haksız olarak, haksız yere
  • undeserving:hak etmeyen
  • undesigned:kasıtsız, önceden bilinmeyen, önceden plânlanmamış
  • undesigning:gizli maksadı olmayan, içten, samimi
  • undesirable:hoş karşılanmayan, hoşa gitmeyen, istenmeyen, istenmeyen kimse
  • undesirables:istenmeyen kimse
  • undesired:istenmeyen
  • undesirous:isteksiz, istemeyen
  • undetachable:sökülemez
  • undetached:farkedilmemiş
  • undetermined:belirsiz, kararlaştırılmamış, kararsız
  • undeterred:azimli, kararlı, önlenemez
  • undeveloped:gelişmemiş, işlenmemiş, tab edilmemiş
  • undeviating:sapmaz, yolundan şaşmayan
  • undies:iç çamaşırları
  • undifferentiated:ayırt edilmemiş, farklılaşmamış
  • undigested:anlaşılmamış, hazmedilmemiş, sindirilmemiş
  • undignified:onursuz, şerefsiz
  • undiluted:saf, su katılmamış
  • undiminished:azalmamış, eksilmemiş
  • undine:su perisi
  • undiplomatic:diplomatik olmayan, dobra, lafını sakınmayan
  • undirected:adressiz, yönetim altında olmayan, yönlendirilmemiş
  • undiscerned:ayırt edilmemiş
  • undiscerning:anlayışsız
  • undischarged:boşaltılmamış, ödenecek, ödenmemiş, ödeyecek
  • undisciplined:disiplinsiz, terbiye edilmemiş, yaramaz
  • undisclosed:açığa vurulmamış, gizli
  • undiscouraged:cesareti kırılmamış, hayal kırıklığına uğratılmamış
  • undiscoverable:keşfedilemez
  • undiscovered:keşfedilmemiş, ortaya çıkarılmamış
  • undiscriminating:farkı farkedemeyen, görüşü olmayan
  • undisguised:açık, kılık değiştirmemiş, yapmacıksız
  • undismayed:yılmayan, yılmaz
  • undisposed:gönülsüz, isteksiz
  • undisputed:şüphesiz, tartışılmaz, tartışmasız
  • undistinguishable:farkedilemez, seçilemeyen
  • undistinguished:ayırt edilemeyen, farksız, orta halli, vasat
  • undisturbed:karıştırılmamış, rahat, rahatsız edilmemiş
  • undivided:bölünmemiş, bütün, pay edilmemiş, tüm
  • undo:açmak, bozmak, çözmek, mahvetmek, sökmek, telâfi etmek
  • undoing:açma, bozulma, çözme, felâket, telâfi, yıkım
  • undone:açılmış, bitirilmemiş, çözülmüş, mahvolmuş, sökülmüş, yapılmamış
  • undoubted:kesin, kuşkusuz, şüphesiz
  • undoubtedly:kesin olarak, şüphesiz olarak
  • undress:elbiselerini çıkarmak, ev elbisesi, gündelik elbise, soymak, soyunmak, üniforma
  • undressed:çıplak, işlenmemiş, sargıları açılmamış, sossuz, terbiyesiz
  • undressing:soyunma
  • undue:aşırı, kanunsuz, usulsüz, vadesi gelmemiş, yersiz
  • undulant:dalgalanan, inip çıkan, inişli çıkışlı
  • undulate:dalgalandırmak, dalgalanmak, inip çıkmak, inişli çıkışlı olmak
  • undulated:dalgalı
  • undulating:dalgalanan, dalgalı
  • undulation:dalga, dalga devinimi, dalgalanma, dalgalı oluş, kıvrım, salınım, titreşim
  • unduly:aşırı derecede, boş yere, gereksiz olarak, haksız yere
  • undutiful:görev anlayışı olmayan, saygısız, sorumsuz
  • undying:ölmez, ölümsüz, sonsuz
  • unearned:çalışmadan kazanılmış, haksız, kazanılmamış
  • unearth:deliğinden çıkarmak, ortaya çıkarmak, topraktan çıkarmak
  • unearthed:deliğinden çıkarmak, ortaya çıkarmak, topraktan çıkarmak
  • unearthing:deliğinden çıkarmak, ortaya çıkarmak, topraktan çıkarmak
  • unearthly:doğaüstü, manevi, olağanüstü, tüyler ürpertici
  • uneasiness:endişe, huzursuzluk, kuşku, rahatsızlık, tedirginlik
  • uneasy:endişe verici, endişeli, huzursuz, rahatsız, rahatsız edici, sıkıntılı, tedirgin, tutuk, zor
  • uneasyness:endişe, huzursuzluk, kuşku, rahatsızlık, tedirginlik
  • uneatable:yenilemez, yenmez
  • uneconomic:ekonomik olmayan, savurgan
  • uneconomical:ekonomik olmayan, hesapsız, savurgan
  • uneducated:cahil, eğitilmemiş, kültürsüz, okumamış
  • unembarrassed:rahat, sıkıntısı olmayan, utanmaz
  • unemotional:duygusuz, heyecanlanmayan, heyecansız
  • unemployed:atıl, aylak, boşta, işsiz
  • unemployment:işsizlik
  • unencumbered:ipoteksiz, serbest
  • unending:bitmeyen, bitmez tükenmez, sonsuz
  • unendowed:bağışlanmamış, donatılmamış, kabiliyetsiz, yeteneksiz
  • unendurable:çekilmez, dayanılmaz, katlanılmaz
  • unengaged:boş, nişanlı olmayan, serbest, sözlü olmayan
  • unenlightened:batıl inançlı, cahil, okumamış, önyargılı
  • unenterprising:girişken olmayan, pısırık, uyanık olmayan
  • unenviable:kıskanılmaya değmez
  • unequal:düzensiz, düzeysiz, eşitsiz, haksız, istikrarsız, oransız, yetersiz
  • unequaled:benzersiz, emsalsiz, eşsiz
  • unequalled:benzersiz, emsalsiz, eşsiz
  • unequipped:donatılmamış
  • unequivocal:açık, anlaşılır, samimi
  • unerring:hata yapmaz, şaşmaz, yanılmaz
  • unessential:önemsiz, önemsiz şey, şart olmayan
  • uneven:dengesiz, düz olmayan, eğri büğrü, engebeli, eşitsiz, inişli çıkışlı, pürüzlü, tek
  • unevenness:eğrilik, eşitsizlik, yamukluk
  • uneventful:olaysız
  • unexampled:benzersiz, eşsiz
  • unexcelled:eşsiz
  • unexceptionable:istisna edilemez, itiraz edilemez, karşı çıkılmaz, sakıncasız
  • unexceptional:istisnasız, itiraz edilemez, sıradan
  • unexciting:can sıkıcı, heyecansız, sıkıcı
  • unexpected:beklenmedik, davetsiz, umulmadık
  • unexpectedly:habersizce
  • unexperience:acemi, deneyimsiz, tecrübesiz, toy
  • unexplainable:açıklanamaz, anlatılamaz
  • unexplained:açıklanmamış, anlaşılmamış
  • unexplore:ayak basılmamış, keşfedilmemiş
  • unexplored:ayak basılmamış, keşfedilmemiş
  • unexpressed:açıklanmamış, ifade edilmemiş
  • unexpurgated:sansürden geçmiş, sansürsüz
  • unfading:dayanıklı, değerini yitirmeyen, ölmez, solmaz
  • unfailing:bitmez tükenmez, eksik olmaz, güvenilir, şaşmaz, yanılmaz, yorulmaz
  • unfair:haksız, hileli, insafsız, taraflı
  • unfairly:insafsızca
  • unfairness:insafsızlık
  • unfaithful:aslına uygun olmayan, güvenilmez, sadakâtsiz, vefasız
  • unfaithfulness:sadakâtsizlik
  • unfaltering:emin, kararlı, sağlam, tereddüdsüz
  • unfamiliar:alışık olmayan, alışılmamış, tanıdık olmayan, yabancı
  • unfashionable:demode, modası geçmiş, modaya uygun olmayan
  • unfasten:açılmak, çözmek, çözülmek, gevşetmek
  • unfastened:açılmış, çözülmüş, gevşemiş
  • unfastening:açılmak, çözmek, çözülmek, gevşetmek
  • unfathomable:akıl ermez, çok derin, dipsiz, sırrına erişilmez
  • unfavorable:açık veren, aksi, elverişsiz, olumsuz, sakıncalı, ters
  • unfavourable:açık veren, aksi, elverişsiz, olumsuz, sakıncalı, ters
  • unfeasible:imkânsız, olanaksız, yapılamaz
  • unfed:aç, beslenmemiş
  • unfeeling:duygusuz, insafsız, merhametsiz
  • unfeigned:gerçek, içten, yapmacıksız
  • unfermented:mayalanmamış, mayasız
  • unfetter:kurtarmak, serbest bıraktırmak
  • unfettered:dizginsiz, özgür, serbest
  • unfilial:evlâda yakışmaz, saygısız
  • unfilled:doldurulmamış, tamamlanmamış, yerine getirilmemiş
  • unfinished:bitmemiş, cilasız, işlenmemiş, kaba, tamamlanmamış, yarım kalmış
  • unfit:elverişsiz, işe yaramaz, işe yaramaz hale getirmek, uygun olmayan, yetersiz, yetersiz yapmak
  • unfitted:işe yaramaz hale getirmek, yetersiz yapmak
  • unfitting:işe yaramaz hale getirmek, yetersiz yapmak
  • unfix:çıkarmak, çözmek, sökmek
  • unfixed:belirlenmemiş, çıkarılmış, çözülmüş, kararlaştırılmamış, sökülmüş
  • unflagging:bitmez tükenmez, yorulmaz
  • unflappable:soğukkanlı, temkinli
  • unflattering:kalaysız, kötüleyen, övücü olmayan, yaldızsız
  • unfledged:acemi, hayatı tanımayan, tüysüz, tüyü bitmemiş
  • unflinching:gözükara, korkusuz, yılmaz
  • unfold:açıklamak, açılmak, açmak, gelişmek, gözler önüne serilmek, sermek, yayılmak
  • unfolded:açıklamak, açılmak, açmak, gelişmek, gözler önüne serilmek, sermek, yayılmak
  • unfolding:açıklamak, açılmak, açmak, gelişmek, gözler önüne serilmek, sermek, yayılmak
  • unforeseeable:beklenmeyen, umulmayan
  • unforeseen:beklenmedik, umulmadık
  • unforgettable:unutulmayan, unutulmaz
  • unforgivable:affedilmez, bağışlanamaz
  • unforgiven:affedilmemiş, affedilmeyen
  • unforgiving:affetmez, bağışlamaz
  • unforgotten:unutulmamış, unutulmayan
  • unformed:biçimsiz, şekillenmemiş, şekilsiz
  • unfortunate:aksi, bahtsız, başarısız, mutsuz, şanssız, şanssız kimse, tâlihsiz
  • unfortunately:aksi gibi, maalesef, ne yazık ki
  • unfortunately!:aksi gibi, maalesef, ne yazık ki
  • unfounded:asılsız, boş
  • unframed:çerçevesiz
  • unfreeze:buzunu çözmek, eritmek, serbest bırakmak
  • unfrequented:ıssız, sık sık gidilmeyen, tenha
  • unfriended:arkadaşsız, dostsuz
  • unfriendly:dostça olmayan, düşmanca, soğuk, sokulgan olmayan
  • unfrock:papazlıktan çıkarmak
  • unfruitful:başarısız, kısır, meyvesız, verimsiz
  • unfulfilled:karşılanmamış, tatmin edilmemiş, yerine getirilmemiş
  • unfunded:değişen, değişken
  • unfurl:açılmak, açmak, fora etmek, göz önüne sermek
  • unfurl!:açılmak, açmak, fora etmek, göz önüne sermek
  • unfurled:açılmak, açmak, fora etmek, göz önüne sermek
  • unfurnished:donatılmamış, döşenmemiş, mobilyasız
  • ungainly:biçimsiz, hantal, hırpani, kaba, sakar
  • ungallant:kaba, kadına saygısız, saygısız
  • ungear:boşa almak
  • ungenerous:cimri, pinti, yüce gönüllü olmayan
  • ungenial:neşe kaçıran, suratsız
  • ungentle:kaba, sert
  • ungentlemanlike:centilmence olmayan, kaba
  • ungentlemanly:centilmence olmayan, kaba
  • ungetatable:erişilemez, ulaşılamaz
  • ungird:çözmek, gevşetmek
  • unglazed:perdahsız, sırsız
  • ungodliness:allah’sızlık, dinsizlik
  • ungodly:allah’ın cezası, allah’sız, berbat, dinsiz, günahkâr
  • ungovernable:asi, başa çıkılmaz, kontrol edilemez
  • ungoverned:kendine hakim olamayan, kendini kontrol edemeyen
  • ungraceful:hantal, inceliksiz, kaba
  • ungracious:hoş olmayan, kaba, sevimsiz, tatsız
  • ungrammatical:dilbilgisi kurallarına uymayan, kuralsız
  • ungrateful:hain, iyilikten anlamaz, nankör
  • ungratefulness:hainlik, iyilik bilmezlik, nankörlük
  • ungratified:hoşnutsuz, memnun olmayan
  • ungrounded:asılsız, temelsiz, topraklanmamış
  • ungrudging:cömert, esirgemeyen, memnuniyetle verilen, seve seve yapan
  • ungual:tırnak gibi, tırnaklı, toynaklı, toynaksı
  • unguarded:düşüncesizce yapılmış, gafil, ihtiyatsız, korumasız, savunmasız
  • unguent:merhem
  • unguided:rehbersiz, uzaktan kumandasız
  • ungulate:toynak şeklinde, toynaklı, toynaklı hayvan
  • unhallowed:kötü, kutsanmamış, şeytani, takdis edilmemiş
  • unhampered:engellenmemiş, engelsiz, serbest
  • unhand:elinden bırakmak, salıvermek
  • unhandiness:beceriksizlik, kullanışsızlık, sakarlık
  • unhandsome:çirkin, uygunsuz, yakışıksız
  • unhandy:beceriksiz, elverişsiz, kullanışsız, sakar
  • unhappily:maalesef, ne yazık ki
  • unhappiness:keder, mutsuzluk, üzüntü
  • unhappy:aksi, kederli, münasebetsiz, mutsuz, şanssız, üzgün, yersiz
  • unharmed:sağ salim, zarar görmemiş
  • unharmonious:ahenksiz, uyumsuz
  • unharness:koşum takımını çıkarmak
  • unhealthy:sağlığa zararlı, sağlıksız, zararlı
  • unheard:dinlenmemiş, duyulmamış, savunma yaptırılmamış
  • unheeded:aldırış edilmeyen, ihmal edilmiş, önemsenmeyen
  • unheedful:dalgın, dikkatsiz, ihmalci, umursamaz
  • unheeding:dikkatsiz, ihmal eden, umursamayan
  • unhelpful:yardım etmeyen, yardımcı olmayan
  • unhesitating:tereddüd etmeden, tereddüdsüz
  • unhindered:engellenemeyen, engellenmemiş, engelsiz
  • unhinge:aklını oynatmak, kararsızlığa düşürmek, menteşelerinden çıkarmak, menteşelerini çıkarmak, sinir bozmak
  • unhinged:aklını oynatmak, kararsızlığa düşürmek, menteşelerinden çıkarmak, menteşelerini çıkarmak, sinir bozmak
  • unhitch:açmak, çözmek, serbest bırakmak
  • unhitched:açmak, çözmek, serbest bırakmak
  • unholy:dine aykırı, fena, kötücül, kutsal olmayan
  • unhonored:ödenmemiş, şereflendirilmemiş
  • unhonoured:ödenmemiş, şereflendirilmemiş
  • unhook:çengelini çıkarmak, kancadan çıkarmak, kancadan kurtulmak, kancasını çıkarmak
  • unhooked:çengelini çıkarmak, kancadan çıkarmak, kancadan kurtulmak, kancasını çıkarmak
  • unhoped:beklenmedik, umulmadık
  • unhorse:atını almak, attan düşürmek
  • unhurried:acelesiz, telaşsız
  • unhurt:incinmemiş, sağ salim, yarasız
  • unhygienic:hijenik olmayan
  • uni:bir, tek
  • unicellular:tek hücreli
  • unicolor:tek renkli
  • unicolored:tek renkli
  • unicolour:tek renkli
  • unicoloured:tek renkli
  • unicorn:tek boynuzlu at
  • unideaed:fikirsiz, fikri olmayan
  • unidentified:kimliği belirlenemeyen, tanımlanamayan
  • unidentify:kimliği belirlenemeyen, tanımlanamayan
  • unidimensional:tek boyutlu
  • unidirectional:tek yönlü
  • unification:birleşme, birleştirme
  • unified:birleşik, birleştirilmiş
  • uniform:aynı, aynı yapmak, bir örnek, değişmeyen, forma, resmi elbise, standartlaştırmak, tekdüze, üniforma, üniforma giydirmek
  • uniformed:üniformalı
  • uniformity:aynılık, değişmezlik, istikrar, monotonluk, tekdüzelik
  • uniforms:aynı yapmak, forma, resmi elbise, standartlaştırmak, üniforma, üniforma giydirmek
  • uniformty:aynılık, değişmezlik, istikrar, monotonluk, tekdüzelik
  • unify:aynı yapmak, birleştirmek
  • unifying:aynı yapmak, birleştirmek
  • unilateral:tek taraflı, tek yanlı, tek yönlü
  • unilluminated:aydınlatılmamış, bilgisiz, cahil, ışıksız
  • unimaginable:düşünülemez, tasavvur edilemez
  • unimaginative:hayal gücü olmayan, yaratıcı olmayan
  • unimagined:beklenmedik, umulmadık
  • unimpaired:bozulmamış, zarar görmemiş
  • unimpassioned:heyecansız, sönük
  • unimpeachable:çürütülemez, kusursuz, suçlanamaz, şüphe edilmez
  • unimpeded:engellenmemiş, engelsiz
  • unimportance:önemsizlik
  • unimportant:mühim olmayan, önemsiz
  • unimposing:etkileyici olmayan, görkemsiz
  • unimpressionable:etki altında kalmayan, etkilenmeyen
  • unimpressive:etkileyici olmayan
  • unimproved:düzelmemiş, gelişmemiş, sürülmemiş
  • uninflected:bükümsüz
  • uninfluenced:etkilenmemiş
  • uninformed:bilgisiz, cahil, haber verilmemiş, habersiz
  • uninhabitable:oturulmaz, yaşanmaz
  • uninhabited:ıssız, tenha
  • uninjured:incinmemiş, yaralanmamış, zarar görmemiş
  • uninscribed:kayıtsız
  • uninspired:ilhamsız, sönük, yavan
  • uninspiring:ilham vermeyen, sönük, umut vermeyen
  • uninstructed:bilgi verilmemiş, talimat verilmemiş
  • uninsured:sigorta edilmemiş, sigortasız
  • unintelligent:akılsız, zeki olmayan
  • unintelligible:anlaşılmaz
  • unintended:istemeden yapılan, kasıtsız
  • unintentional:kasıtsız
  • unintentionally:düşünmeden
  • uninterested:ilgilenmeyen, ilgisiz
  • uninteresting:ilgi çekmeyen, ilginç olmayan
  • uninterrupted:aralıksız, kesilmemiş, kesintisiz
  • uninvited:davetsiz
  • uninviting:çekici olmayan
  • union:bilezik, birleşme, birlik, darülaceze, dernek, evlilik, ittifak, kavuşma, sendika, vida yuvası
  • unionism:birlikçilik, sendikacılık
  • unionist:birlikçi, sendika yanlısı
  • unionize:birlik olmak, birlik yapmak, sendikalaşmak
  • unionized:birlik olmak, birlik yapmak, sendikalaşmak
  • unions:bilezik, birleşme, birlik, darülaceze, dernek, evlilik, ittifak, kavuşma, sendika, vida yuvası
  • unique:benzersiz, bir değerli, biricik, eşsiz, eşsiz şey, mükemmel, nadir şey, özgün, rakipsiz, tek, yegâne
  • uniqueness:benzersizlik, eşsizlik, tek olma
  • unisex:her iki cinse de uyan, üniseks
  • unisexual:tek cins, tek cinsli
  • unison:ahenk, aynı perdeli, uyum
  • unisonous:aynı perdeden, birlikte, uyumlu
  • unit:birim, birlik, bütünlük, öğe, ünite
  • unitary:birimsel, bölünmez, ünite
  • unite:bağlamak, birleşmek, birleştirmek, birlik olmak, bitişmek, evlenmek, kaynaşmak
  • united:birleşik, birleşmiş
  • uniting:bağlamak, birleşmek, birleştirmek, birlik olmak, bitişmek, evlenmek, kaynaşmak
  • unity:beraberlik, birlik, bütünlük, teklik
  • univalent:kimyasal bağ yapabilen
  • univerisity:üniversite
  • universal:çok amaçlı, evrensel, evrensel düşünce, genel olgu, genel veri, geniş kapsamlı, kapsamlı, üniversal
  • universality:genellik, yaygınlık
  • universalize:evrenselleştirmek, genelleştirmek, yaygınlaştırmak
  • universe:alem, âlem, cihan, evren, kâinat
  • universes:alem, âlem, cihan, evren, kâinat
  • university:üniversite
  • univocal:tek anlamlı, tek anlamlı sözcük
  • unjust:adaletsiz, haksız, insafsız
  • unjustifiable:gereksiz, yersiz
  • unjustified:gayri meşru, haksız, yetkisiz
  • unjustly:haksız olarak, haksız yere, insafsızca
  • unjustness:adaletsizlik, haksızlık
  • unkempt:dağınık, düzensiz, hırpani, paçoz, taranmamış
  • unkind:düşmanca, insafsız, kırıcı, nezaketsiz, sert
  • unknowing:bilgisiz, bilmeyen, cahil, habersiz
  • unknown:bilinmeyen, bilinmez, gizli, meçhul, tanınmamış, yabancı
  • unlabeled:etiketsiz
  • unlabelled:etiketsiz
  • unlabored:çalışılmamış, işlenmemiş, kolay
  • unlaboured:çalışılmamış, işlenmemiş, kolay
  • unlace:bağcıklarını çözmek, bağını çözmek
  • unlaced:bağcıklarını çözmek, bağını çözmek
  • unlade:boşaltmak, indirmek
  • unladen:sorumlu olmayan, yüksüz
  • unladylike:bayana yakışmayan, hanıma yakışmayan
  • unlamented:yası tutulmayan
  • unlatch:mandalını açmak
  • unlatched:mandalını açmak
  • unlawful:gayri meşru, illegal, kanunsuz, usulsüz, yasadışı, yolsuz
  • unleaded:kurşunsuz
  • unlearn:bırakmak, öğrendiğini unutmak, unutmak, vazgeçmek
  • unlearned:bilgisiz, cahil, çalışarak öğrenilmeyen
  • unlearnt:çalışarak öğrenilmeyen
  • unleash:salmak, tasmasını çıkarmak
  • unleashing:salmak, tasmasını çıkarmak
  • unleavened:mayasız
  • unless:-den başka, -mezse, olmadıkça, olmazsa
  • unlettered:cahil, okumamış, okuması yazması olmayan, yazılmamış, yazısız
  • unlikable:hoş olmayan, hoşa gitmeyen, itici, nahoş, sevimsiz
  • unlike:aksine, benzemez, farklı, farklı olarak, yakışmayan
  • unlikeable:hoş olmayan, hoşa gitmeyen, itici, nahoş, sevimsiz
  • unlikely:ihtimali olmadan, ihtimali olmayan, muhtemel olmayan, olası olmayan, olmaz, pek mümkün olmayan
  • unlimited:kısıtlamasız, şartsız, sınırlanmamış, sınırsız
  • unlimitedness:sınırsızlık
  • unlined:astarsız, çizgisiz, kırışıksız
  • unlink:çözmek, halkalarını ayırmak, zincirini açmak
  • unlit:aydınlatılmamış, ışıksız, karanlık
  • unload:açılmak, anlatmak, boşaltmak, elden çıkarmak, satmak
  • unloaded:doldurulmamış
  • unloading:boşaltma
  • unlock:açmak, kilidini açmak
  • unlocked:açık, kilitsiz
  • unlocking:açmak, kilidini açmak
  • unlookedfor:beklenmedik, hesapta olmayan, umulmadık
  • unloose:açmak, bırakmak, çözmek, gevşetmek, koyvermek, serbest bırakmak
  • unlovable:sevilmeyen, sevimsiz
  • unloved:beğenilmemiş, sevilmemiş
  • unlovely:çirkin, itici, sevimsiz
  • unloving:şefkâtsiz, sevgisiz, sevmeyen
  • unluckily:maalesef, ne yazık ki
  • unlucky:aksi, başarısız, meymenetsiz, şanssız, tâlihsiz, uğursuz
  • unmade:bozulmuş, yapılmamış
  • unmake:bozmak, değiştirmek
  • unman:adamsız bırakmak, cesaretini kırmak, hadım etmek, kadın gibi ağlatmak, kısırlaştırmak, sinirini bozmak, yumuşatmak
  • unmanageable:ele avuca sığmaz, kontrol edilemez, yaramaz, yönetilemez, zaptedilemez
  • unmanly:erkeğe yakışmaz, kadınca, kadınsı, korkak, zayıf
  • unmanned:adamsız kalmış
  • unmannerliness:görgüsüzlük
  • unmannerly:ayıp, görgüsüz, kaba, saygısız, terbiyesiz
  • unmarked:ifadesiz, işaretsiz, not verilmemiş
  • unmarried:bekâr, evlenmemiş
  • unmask:foyasını çıkarmak, gerçek yüzünü görmek, maskesi düşmek, maskesini çıkarmak
  • unmasking:foyasını çıkarmak, gerçek yüzünü görmek, maskesi düşmek, maskesini çıkarmak
  • unmatched:benzersiz, emsalsiz, eşsiz
  • unmeaning:anlamsız, ifadesiz
  • unmeant:istenmeden yapılmış, kasıtsız, kastedilmemiş
  • unmeasurable:ölçülemez
  • unmeasured:aşırı, ölçülmemiş, ölçüsüz
  • unmelodious:ahenksiz, melodik olmayan
  • unmentionable:ağza alınmaz, kelimelerle anlatılamaz, lâfı edilmez, sözü edilmez
  • unmentioned:bahsedilmemiş, dile getirilmemiş, sözü edilmemiş
  • unmerciful:acımasız, insafsız, merhametsiz
  • unmercifully:acımasızca, insafsızca, zalimce
  • unmerited:haksız
  • unmeritedly:haksız olarak, haksız yere
  • unmethodical:plansız, sistemsiz, usulsüz
  • unmilitary:sivil
  • unmindful:aldırışsız, düşüncesiz, kayıtsız, unutkan
  • unmistakable:açık, belli
  • unmistakeable:açık, belli
  • unmitigated:dinmeyen, hafiflemeyen, tam, tam anlamıyla
  • unmixed:karışmamış, katışıksız, sade, saf
  • unmodified:değiştirilmemiş
  • unmolested:rahat bırakılmış
  • unmoor:fora etmek, lenger çekmek, vira etmek
  • unmoored:fora etmek, lenger çekmek, vira etmek
  • unmortgaged:ipoteksiz
  • unmounted:atsız, çerçevesiz, monte edilmemiş, takılmamış
  • unmourned:yas tutulmamış
  • unmovable:kımıldamaz, taşınmaz
  • unmoved:duygusuz, heyecanlanmayan, istifini bozmamış, yerinden kımıldamamış
  • unmusical:ahenksiz, geçimsiz, uyumsuz
  • unnamable:haddi hesabı olmayan, ifade edilemez
  • unnamed:adı anılmayan, adsız, bahsedilmeyen, isimsiz
  • unnatural:anormal, doğal olmayan, doğaya aykırı, insanlık dışı, sapık, yapay, yapmacık
  • unnavigable:denize açılamaz, denize açılmaya müsait olmayan
  • unnecessarily:boşu boşuna, boşuna, gereksiz yere, gereksizce
  • unnecessary:gereğinden fazla, gereksiz, lüzumsuz
  • unneeded:gereksiz, lüzumsuz
  • unneedful:fazla, gereksiz
  • unnegotiable:ciro edilemez, devredilemez, paraya çevrilemez
  • unneighborly:komşuca olmayan
  • unneighbourly:komşuca olmayan
  • unnerve:cesaretini kırmak, sinirini bozmak, sinirlendirmek
  • unnerved:cesaretini kırmak, sinirini bozmak, sinirlendirmek
  • unnerving:cesaretini kırmak, sinirini bozmak, sinirlendirmek
  • unnoted:gözden kaçmış, göze çarpmadan, tanınmamış
  • unnoticeable:farkedilemez
  • unnoticed:farkedilmeden, farkedilmemiş, gözden kaçmış, göze çarpmadan
  • unnumbered:numaralanmamış, numarasız, sayılmamış, sayısız
  • unobjectionable:aleyhinde konuşulamaz, itiraz edilemez, sakıncasız
  • unobliging:aldırışsız, faydasız, ilgisiz, yararsız
  • unobservant:dikkat çekmeyen, dikkatsiz
  • unobserved:dikkat edilmemiş, farkedilmemiş, gözden kaçmış
  • unobstructed:açık, engellenmemiş, kapatılmamış
  • unobtainable:bulunmaz, elde edilemez, sağlanamaz
  • unobtrusive:göze çarpmayan, kendi halinde, mütevazi
  • unoccupied:boş, işsiz, oturulmayan
  • unoffending:dokunmaz, zararsız
  • unofficial:gayri resmi, resmi olmayan
  • unopened:açılmamış, kapalı
  • unopposed:karşı çıkılmayan, muhalefetsiz, rakipsiz
  • unorganised:organize olmamış, örgütlenmemiş, sendikalaşmamış
  • unorganized:organize olmamış, örgütlenmemiş, sendikalaşmamış
  • unoriginal:başlangıçta olmayan, orijinal olmayan
  • unorthodox:ortodoks geleneklerine uymayan, ortodoks olmayan
  • unostentatious:gösterişsiz
  • unowned:sahipsiz
  • unpack:açmak, bavuldan çıkarmak, boşaltmak
  • unpacked:açmak, bavuldan çıkarmak, boşaltmak
  • unpaid:alacaklı, karşılıksız, ödenmemiş, pulsuz, ücretsiz
  • unpainted:boyanmamış, boyasız
  • unpalatable:hoş olmayan, tatsız
  • unparalleled:benzersiz, eşsiz
  • unpardonable:affedilmez, bağışlanamaz
  • unparliamentary:kaba, parlamentoya uymayan
  • unpatriotic:vatansever olmayan
  • unpedigreed:cins olmayan, soyu belli olmayan
  • unpeopled:nüfusunu azaltmak
  • unperceived:anlaşılmamış, farkına varılmamış
  • unperformed:oynanmamış, yapılmamış, yerine getirilmemiş
  • unperson:adam yerine koyulmayan kimse, gözden düşmüş kimse
  • unperturbably:ağırbaşlı, sakin, soğukkanlı
  • unperturbed:istifini bozmadan, sakin, soğukkanlı
  • unpick:ayırmak, çözmek, sökmek
  • unpicked:dikişleri sökülmüş, seçilmemiş
  • unpin:açmak, toplu iğnelerini çıkarmak
  • unpinned:açmak, toplu iğnelerini çıkarmak
  • unpitied:acımasız, merhametsiz
  • unpitying:amansız
  • unplait:açmak, örgüsünü açmak
  • unplanned:plansız
  • unplayable:çalınamaz, oynanamaz
  • unpleasant:çirkin, hoş olmayan, nahoş, sıkıcı, tatsız
  • unpleasantly:fena halde, soğuk bir şekilde
  • unpleasantness:hoş olmayan durum, kavga, tatsızlık
  • unpleasent:çirkin, hoş olmayan, nahoş, sıkıcı, tatsız
  • unpleseant:çirkin, hoş olmayan, nahoş, sıkıcı, tatsız
  • unplug:fişini çekmek
  • unplugged:fişini çekmek
  • unplumbed:derinliği ölçülmemiş, iskandil edilmemiş, keşfedilmemiş
  • unpoetic:şiirsel olmayan
  • unpoetical:şiirsel olmayan
  • unpolished:boyanmamış, cilalanmamış, cilasız, kaba, terbiyesiz
  • unpolluted:kirletilmemiş, temiz
  • unpopular:popüler olmayan, rağbet görmeyen, tutulmayan
  • unposted:bilgi verilmemiş, haberi olmayan, postalanmamış
  • unpractical:kullanışsız, pratik olmayan, uygulanamaz
  • unpracticed:deneyimsiz, pratiği olmayan, tecrübesiz
  • unpractised:deneyimsiz, pratiği olmayan, tecrübesiz
  • unprecedent:benzeri yaşanmamış, eşi benzeri görülmemiş, eşi görülmemiş, örneğine rastlanmamış
  • unprecedented:benzeri yaşanmamış, eşi benzeri görülmemiş, eşi görülmemiş, örneğine rastlanmamış
  • unprecendented:benzeri yaşanmamış, eşi benzeri görülmemiş, eşi görülmemiş, örneğine rastlanmamış
  • unpredictable:ne yapacağı belli olmaz, önceden bilinmez, sağı solu belli olmaz
  • unprejudiced:haklarına dokunmayan, önyargısız, peşin hükümsüz, tarafsız
  • unpremeditated:kasıtsız, önceden plânlanmamış
  • unprepared:hazırlanmamış, hazırlıksız
  • unpreparedly:hazırlıksız olarak
  • unprepossessing:cazibesiz, çekici olmayan, itici, sevimsiz
  • unpresentable:insan içine çıkamaz, sunulamaz, takdim edilemez
  • unpresuming:alçakgönüllü, mütevazi
  • unpretending:alçakgönüllü, gösterişsiz, iddiasız, mütevazi
  • unpretentious:alçakgönüllü, gösterişsiz, iddiasız, mütevazi
  • unpretentiousness:gösterişsizlik, iddiasızlık, tevazu
  • unprincipled:ahlaksız, ahlaksızca olan, prensipsiz
  • unprintable:basılamaz, müstehcen
  • unprinted:basılmamış, baskısız, desensiz
  • unprocurable:bulunmaz, elde edilemez
  • unproductive:atıl, bereketsiz, kâr etmeyen, verimsiz
  • unproductiveness:bereketsizlik, kârsız olma, verimsizlik
  • unprofessional:mesleği olmayan, meslek ahlâkına aykırı, meslek kurallarına aykırı, profesyonelce olmayan
  • unprofitable:boş, faydasız, kâr etmeyen, kârsız, verimsiz
  • unprogressive:gelişme göstermeyen, gerici, ilerlemeyen, tutucu
  • unpromising:gelecek vaadetmeyen, ümit verici olmayan, umut vermeyen
  • unprompted:ihtiyari, isteğe bağlı, istemli
  • unpropitious:elverişsiz, uygunsuz
  • unpropitiousness:gösterişsizlik, iddiasızlık, tevazu
  • unproportional:oransız, orantısız
  • unprotected:açık, korumasız, korunmasız
  • unproved:ispatlanmamış, ispatsız
  • unproven:ispatlanmamış, ispatsız
  • unprovided:gafil, hazırlıksız, mahrum, yoksun
  • unprovoked:kışkırtılmamış, sebepsiz, tahrik edilmemiş
  • unpublishable:basılamaz, yayınlanamaz
  • unpublished:açıklanmamış, basılmamış, yayınlanmamış
  • unpunctual:dakik olmayan, geç kalan
  • unpunished:cezalandırılmamış, cezasız kalmış
  • unputdownable:elden bırakılmayacak kadar ilginç, elden düşürülemez, sürükleyici
  • unqualified:diplomasız, ehliyetsiz, koşulsuz, mutlâk, şartsız, vasıfsız, yetersiz
  • unquenchable:bastırılamaz, söndürülemez, sönmez
  • unquestionable:kesin, sorgulanamaz, su götürmez, tartışılmaz, tartışma götürmez
  • unquestioned:kesin, sorgulanmamış, sorgusuz sualsiz, şüphesiz
  • unquestioning:kayıtsız şartsız, kesin
  • unquestioningly:kayıtsız şartsız, kesin olarak
  • unquote:tırnağı kapatmak, tırnak işareti koymak
  • unquoted:alıntı yapılmamış, kayıtlı olmayan
  • unravel:aydınlatmak, çözmek, çözülmek, sökmek, sökülmek
  • unraveled:sökülmüş
  • unraveling:aydınlatmak, çözmek, çözülmek, sökmek, sökülmek
  • unravelled:sökülmüş
  • unravelling:aydınlatmak, çözmek, çözülmek, sökmek, sökülmek
  • unread:cahil, okumamış, okunmamış
  • unreadable:okunaksız, okunamayan, sıkıcı
  • unready:çabuk davranmayan, hazır değil, hazırlıksız
  • unreal:düşsel, gerçek dışı, hayali, sahte
  • unrealistic:gerçekçi olmayan
  • unreality:gerçek olmama, gerçeksizlik, gerçekte olmayan şey
  • unrealizable:gerçekleştirilemez, satılamaz
  • unrealized:anlaşılmamış, gerçekleştirilmemiş, idrak edilmemiş
  • unreason:akılsızlık, anlamsızlık, mantıksızlık
  • unreasonable:abes, akıl almaz, anlamsız, aşırı, fahiş, lâf anlamaz, makul olmayan, mantıksız, saçma
  • unreasoning:akıl almaz, akılsız, mantıksız
  • unreceptive:açık olmayan, kavramayan, kolay anlamayan
  • unreclaimed:değişmemiş, geri istenmemiş, işlenmemiş, vazgeçmemiş
  • unrecognise:kabul edilmemiş, kıymeti bilinmeyen, onaylanmamış, tanınmamış
  • unrecognised:kabul edilmemiş, kıymeti bilinmeyen, onaylanmamış, tanınmamış
  • unrecognizable:tanınmaz
  • unrecognize:kabul edilmemiş, kıymeti bilinmeyen, onaylanmamış, tanınmamış
  • unrecognized:kabul edilmemiş, kıymeti bilinmeyen, onaylanmamış, tanınmamış
  • unreconciled:barışmamış, uzlaşmamış
  • unrecorded:boş, kaydedilmemiş, kayıtsız, yazılmamış
  • unredeemed:azaltılmamış, günahtan arınmamış, ödenmemiş, rehinden kurtarılmamış, tam, tutulmamış, yerine getirilmemiş
  • unredressed:düzeltilmemiş, telâfi edilmemiş
  • unreel:makaradan çözmek, makaradan çözülmek
  • unrefined:arıtılmamış, ham, kaba
  • unreflecting:düşüncesiz, hiç düşünmeyen, yansımasız, yansıtmayan
  • unreformed:düzelmemiş, düzeltilmemiş, yola gelmemiş
  • unregarded:ihmal edilmiş, önemsenmemiş
  • unregenerate:ahlaksız, düzelmemiş, tövbekâr olmamış
  • unregistered:kaydedilmemiş, kayıtsız, taahhütsüz
  • unrehearsed:doğaçtan, hazırlıksız, provasız
  • unrein:dizginlerini bırakmak, serbest bırakmak
  • unrelated:akraba olmayan, alâkasız, bağlantısız, ilgisiz
  • unrelenting:acımasız, boyun eğmez, gevşemeyen, katı yürekli, sert
  • unreliability:kaypaklık
  • unreliable:güvenilmez, inanılmaz, kaypak
  • unrelieved:hafiflememiş
  • unremitting:aralıksız, devamlı, sürekli
  • unremunerative:kârsız, kazançsız
  • unrepentant:pişman olmayan, tövbe etmez
  • unrequited:cezasız kalmış, karşılıksız, ödüllendirilmemiş
  • unreserved:açık sözlü, çekinmeyen, koşulsuz, sınırlanmamış, tam
  • unresisting:dirençsiz, karşı koymayan
  • unresolved:ayrışmamış, çözümlenmemiş, çözünmemiş, kararsız
  • unresponsive:ihtiyacı karşılamayan, tepkisiz
  • unrest:huzursuzluk, karışıklık, rahatsızlık
  • unrestful:huzursuz, rahatsız, rahatsız edici, sıkıntılı
  • unresting:durmak bilmeyen
  • unrestrained:frenlenmemiş, kontrolsüz, serbest
  • unrestraint:denetimsizlik, serbestlik, sınırsızlık
  • unrestricked:kısıtlanmamış, serbest, sınırlamasız, sınırsız
  • unrestricted:kısıtlanmamış, serbest, sınırlamasız, sınırsız
  • unreturned:cevapsız, geri verilmemiş, karşılıksız, yeniden seçilmemiş
  • unrevised:düzeltilmemiş, tekrar gözden geçirilmemiş
  • unrewarded:ödüllendirilmemiş
  • unrhymed:kafiyesiz
  • unriddle:çözmek, halletmek
  • unrig:donanımı çıkarmak, sökmek
  • unrighteous:adaletsiz, günahkâr, haksız, kötü
  • unrighteousness:adaletsizlik, haksızlık
  • unrip:dikişlerini sökmek, yırtıp açmak
  • unripe:ham, kabak, olgunlaşmamış, olmamış
  • unripeness:hamlık, olgun olmayış
  • unripped:dikişlerini sökmek, yırtıp açmak
  • unrivaled:eşsiz, rakipsiz
  • unrivalled:eşsiz, rakipsiz
  • unrobe:soymak
  • unroll:açmak, göz önüne sermek
  • unrolled:açmak, göz önüne sermek
  • unrope:çözmek, çözülmek, ipini çözmek
  • unruffled:durgun, düzgün, sakin, telâşsız
  • unruled:çizgisiz, kendine hakim olamayan, kendini tutamayan
  • unruly:asi, azılı, ele avuca sığmaz, serkeş
  • unsaddle:attan düşürmek, eyerini çıkarmak
  • unsaddled:eyersiz
  • unsafe:emin olmayan, emniyetsiz, güvenli olmayan, tehlikeli
  • unsaid:dile getirilmemiş, söylenmemiş
  • unsalaried:fahri, maaşsız
  • unsanctioned:onaylanmamış
  • unsanitary:sağlıkla ilgili olmayan, sağlıksız
  • unsatisfactory:sudan, tatmin edici olmayan, yetersiz
  • unsatisfied:ödenmemiş, tatmin olmamış, tatminsiz, yerine getirilmemiş, yetersiz
  • unsatisfying:sudan, tatmin edici olmayan, yetersiz
  • unsaturated:doymamış
  • unsaved:kaydedilmemiş
  • unsavory:berbat, kötü kokulu, kötü tatlı, lezzetsiz, tadı kötü
  • unsavoury:berbat, kötü kokulu, kötü tatlı, lezzetsiz, tadı kötü
  • unsay:sözünü geri almak
  • unscalable:tırmanılamaz
  • unscathed:incinmemiş, sağ salim, yarasız, zarar görmemiş
  • unscheduled:plânlanmamış, programda olmayan
  • unscholarly:bilgisiz, okumamış
  • unschooled:doğal, eğitilmemiş, okumamış
  • unscientific:bilimsel olmayan
  • unscramble:çözmek, deşifre etmek, düzeltmek
  • unscrew:vidaları çıkmak, vidalarını sökmek
  • unscripted:önceden yazılmamış, yazıdan okunmamış
  • unscrupulous:ahlaksız, vicdansız
  • unseal:açığa vurmak, açmak, mührünü açmak
  • unsealed:açık, açılmış, mühürsüz, sonuçlandırılmamış
  • unsearchable:araştırılamaz, gizli
  • unseasonable:mevsimsiz, yersiz, zamansız
  • unseasoned:acemi, alışmamış, baharatsız, çeşnisiz, fırınlanmamış
  • unseat:binicisini düşürmek, görevden almak, koltuğundan etmek, sırtından atmak, yerinden etmek
  • unseated:görevden alınmış
  • unseating:binicisini düşürmek, görevden almak, koltuğundan etmek, sırtından atmak, yerinden etmek
  • unsecured:güvencesiz, güvensiz, sağlam olmayan, teminâtsız
  • unseeded:dereceye giremeyen
  • unseeing:dikkatsiz, görmeyen, kör
  • unseemliness:uygunsuzluk, yakışmama
  • unseemly:münasebetsiz, olmaz, uygunsuz, yakışık almaz, yakışmayan
  • unseen:gizli, görülmemiş, görünmeyen, ön çalışmasız
  • unselfish:bencil olmayan, fedakâr, kendini düşünmeyen, özgecil, özverili
  • unselfishness:fedakârlık, kendini düşünmeme, özveri
  • unsensational:duygusal olmayan, heyecansız, sıkıcı
  • unserviceable:işe yaramaz, kullanılmayan, yararsız
  • unsettle:düzenini bozmak, heyecanlandırmak, huzurunu kaçırmak, karıştırmak, sarsmak, yerinden çıkarmak
  • unsettled:askıda, belirsiz, huzursuz, kararlaştırılmamış, kararsız, ödenmemiş, oturmamış, yerleşilmemiş, yerleşmemiş
  • unsettling:düzenini bozmak, heyecanlandırmak, huzurunu kaçırmak, karıştırmak, sarsmak, yerinden çıkarmak
  • unsex:kadınlıktan çıkarmak
  • unsexed:kadınlıktan çıkarmak
  • unshackle:serbest bırakmak, zincirlerini çıkarmak
  • unshackled:serbest
  • unshaded:gölgelenmemiş, karartılmamış, sert
  • unshakable:metin, sağlam, sarsılmaz
  • unshakeable:metin, sağlam, sarsılmaz
  • unshaken:metin, sağlam, sarsılmaz
  • unshapely:biçimsiz, şekilsiz
  • unshaved:tıraş olmamış, tıraşsız
  • unshaven:tıraş olmamış, tıraşsız
  • unsheathe:kınından çıkarmak
  • unsheathed:kınından çıkmış
  • unshell:kabuğundan çıkarmak, kabuğunu çıkarmak
  • unshelled:kabuğundan çıkarmak, kabuğunu çıkarmak
  • unsheltered:korumasız, sipersiz
  • unship:fora etmek, gemiden boşaltmak, gemiden indirmek
  • unshipping:fora etmek, gemiden boşaltmak, gemiden indirmek
  • unshod:ayakkabısız, nalsız, yalınayak
  • unshortened:kısaltılmamış
  • unshrinkable:büzülmez, çekmez, küçülmez
  • unshrinking:çekinmez, çekmeyen, sarsılmaz
  • unsighted:görmeyen, görülmemiş, kör, nişangâhsız
  • unsightly:çirkin, göz zevkini bozan, göze hoş görünmeyen
  • unsigned:imzasız, notaya dökülmemiş
  • unsized:karışık, kolalanmamış, numaralarına göre ayrılmamış
  • unskilful:beceriksiz, yeteneksiz
  • unskilled:acemi, beceri gerektirmeyen, deneyimsiz, vasıfsız
  • unskillful:beceriksiz, yeteneksiz
  • unskimmed:kaymağı alınmamış
  • unslaked:bastırılmamış, doymamış, sönmemiş
  • unsleeping:uykusuz, uyumayan
  • unsmiling:ciddi, gülmeyen, somurtkan
  • unsnarl:açmak
  • unsociable:çekingen, sokulgan olmayan
  • unsocial:asosyal, çekingen, sokulgan olmayan
  • unsoiled:lekesiz, temiz
  • unsold:elde kalmış, satılmamış
  • unsolder:lehimini açmak
  • unsolicited:istenmeden verilmiş, istenmemiş, talep edilmeden yapılmış
  • unsolvable:çözülemez, çözümsüz
  • unsolved:çözülmemiş, halledilmemiş
  • unsophisticated:bozulmamış, deneyimsiz, doğal, içeriksiz, kafasız, sade, saf
  • unsought:aranmamış, araştırılmamış
  • unsound:bozuk, çürük, geçersiz, güvenilmez, hafif, hasta, hatalı, sağlıksız
  • unsoundness:bozukluk, çürüklük, geçersizlik, güvenilmezlik, hasta olma, sağlıksızlık
  • unsparing:bitmek bilmez, bol, cömert, esirgemeyen, kıyan
  • unspeakable:ağza alınmaz, kelimelerle anlatılmaz, söylenemez
  • unspecified:belirtilmemiş, özellikle belirtilmemiş
  • unspent:harcanmamış, yorulmamış
  • unspoiled:bozulmamış, çürümemiş, şımarmamış
  • unspoilt:bozulmamış, çürümemiş, şımarmamış
  • unspoken:söylenmemiş
  • unsporting:sportmence olmayan
  • unsportsmanlike:centilmence olmayan, sportmence olmayan
  • unspotted:beneksiz, farkedilmemiş, görünmeden, lekesiz, temiz
  • unstability:istikrarsızlık
  • unstable:değişken, dengesiz, güvenilmez, istikrarsız, kararsız, oynak, sağlam olmayan
  • unstained:lekesiz, renksiz, temiz
  • unstamped:damgasız, pulsuz
  • unsteadiness:değişkenlik, istikrarsızlık, kararsızlık, sabit olmama
  • unsteady:değişken, düzensiz, güvenilmez, istikrarsız, kararsız, sabit olmayan, sallanan
  • unstick:ayırmak, koparmak
  • unstinted:bol, esirgenmemiş, kısıtlanmamış, sınırsız
  • unstitch:dikişlerini sökmek, sökmek
  • unstitched:dikişleri sökülmüş, sökülmüş
  • unstitching:sökme
  • unstop:açmak, tıkanmış yeri açmak, tıpasını çıkarmak
  • unstopped:açmak, tıkanmış yeri açmak, tıpasını çıkarmak
  • unstrained:filtre edilmemiş, gerilmemiş, süzülmemiş, yapmacıksız
  • unstrap:askısını çıkarmak, kayışını çıkarmak
  • unstressed:gerilmemiş, vurgusuz
  • unstring:gevşetmek, ipini çıkarmak, ipten çıkarmak, sinirini bozmak, sinirlendirmek, tellerini çıkarmak
  • unstrung:ipsiz, sinirleri bozuk, telleri çıkarılmış, telleri gevşemiş
  • unstuck:ayrılmak, gevşek, gevşemiş
  • unstudied:doğal, önceden hazırlanmamış, üzerinde çalışılmamış, yapmacıksız
  • unsubmissive:asi, dik kafalı
  • unsubstantial:besleyici olmayan, gerçek dışı, gerçekte olmayan, hafif, önemsiz
  • unsubstantiated:doğrulanmamış, ispatlanmamış, nedensiz
  • unsuccesful:başarısız, şanssız
  • unsuccess:başarısızlık
  • unsuccessful:başarısız, şanssız
  • unsuitability:uygun olmama, uygunsuzluk, uymama
  • unsuitable:elverişsiz, uygun olmayan, uygunsuz, uymayan, uymaz
  • unsuited:elverişsiz, uygun olmayan
  • unsullied:lekesiz, tertemiz
  • unsung:duyulmamış, tanınmamış
  • unsure:emin olmayan, emniyetsiz, riskli
  • unsurmountable:aşılmaz
  • unsurpassable:aşılmaz, geçilmez
  • unsurpassed:eşsiz, üstün
  • unsusceptible:aldırmaz, etkilenmez, hassas olmayan
  • unsuspected:şüphe edilmeyen, umulmadık
  • unsuspecting:kuşkulanmayan, şüphelenmeyen
  • unsuspicious:güvenilir, kuşkucu olmayan, saf, şüpheci olmayan
  • unsweetened:şekersiz, tatlandırılmamış, tatsız
  • unswerving:değişmez, sapmaz, şaşmaz, yolundan şaşmaz
  • unsworn:yeminsiz
  • unsympathetic:anlayışsız, halden anlamayan, sevimsiz, soğuk
  • unsystematic:plansız, sistemsiz
  • untainted:bozulmamış, lekesiz, namuslu
  • untalented:beceriksiz, kabiliyetsiz, yeteneksiz
  • untamable:evcilleşmez
  • untamed:evcilleşmemiş, yabani
  • untangle:açmak, çözmek, halletmek
  • untanned:bronzlaşmamış, tabaklanmamış, yanmamış
  • untapped:delinmemiş, kullanılmayan, tıpası çıkarılmamış
  • untarnished:kararmamış, lekesiz
  • untasted:tadılmamış
  • untaught:doğuştan olan, eğitilmemiş, öğretilmemiş, okumamış
  • untaxed:vergilendirilmemiş
  • unteachable:öğrenemez, öğretilemez, söz dinlemez
  • untempered:su verilmemiş, tavlanmamış, yatıştırılmamış
  • untenable:savunulmaz
  • untenanted:kiracısız, kiralanmamış
  • unthankful:nankör, şükranla ödenmeyen
  • unthinkable:akla gelmez, düşünülemez, olanaksız
  • unthinking:düşüncesiz, düşüncesizce yapılan
  • unthought:düşünülmemiş
  • unthread:açmak, ipini çıkarmak, ipten çıkarmak, yolunu bulmak
  • unthrifty:müsrif, savurgan, tutumsuz, verimsiz
  • untidiness:dağınıklık, düzensizlik, pasaklılık
  • untidy:dağılmış, dağınık, derbeder, düzensiz, kılıksız, pasaklı, savruk
  • untie:açmak, çözmek, halletmek
  • untied:açmak, çözmek, halletmek
  • until:değin, dek, -inceye kadar, kadar
  • untilled:işlenmemiş
  • untimeliness:yersiz oluş, zamansız oluş
  • untimely:münasebetsiz, vakitsiz, vaktinden önce olan, yersiz, zamansız
  • untold:açıklanmamış, anlatılmamış, anlatılmaz, hesapsız, sayısız, söylenmemiş, tarifsiz
  • untolerable:hoşgörülmez
  • untouchable:dokunulması yasak, dokunulmaz, parya, ulaşılamaz
  • untouched:bakire, bozulmamış, dokunulmamış, el değmemiş, el sürülmemiş, ellenmemiş, etkilenmemiş, rötuşsuz
  • untoward:aksi, huysuz, şanssız, uğursuz, uygunsuz, yersiz
  • untraceable:izi bulunamaz, izlenemez
  • untrained:acemi, antremansız, eğitilmemiş, tecrübesiz, terbiye edilmemiş
  • untrammeled:engellenmemiş, kısıtlanmamış, serbest
  • untrammelled:engellenmemiş, kısıtlanmamış, serbest
  • untransferable:devredilemez
  • untranslatable:çevirisi yapılamaz, tercüme edilemez
  • untraveled:dar görüşlü, kullanılmayan
  • untried:bakılmamış, denenmemiş, yargılanmamış
  • untrodden:ayak basılmamış, bakir
  • untroubled:dertsiz, durgun, rahat, sakin, sıkıntısız
  • untrue:eğri, sadakâtsiz, sahte, uydurma, vefasız, yalan, yanlış
  • untrustworthiness:döneklik, güvenilmezlik
  • untrustworthy:dönek, güvenilmez
  • untrusty:güvenilmez
  • untruth:asılsızlık, sahtelik, uydurma, vefasızlık, yalan
  • untruthful:asılsız, sahte, uydurma, vefasız, yalan, yalancı
  • untuned:ahenksiz, akortsuz, uyumsuz
  • untuneful:melodisiz, nağmesiz
  • unturned:çevrilmemiş
  • untutored:cahil, eğitimsiz, saf
  • untwine:açılmak, açmak, çözmek, çözülmek, halletmek
  • untwist:açılmak, açmak, çözmek, halletmek
  • untying:açmak, çözmek, halletmek
  • unusable:faydasız, kullanılmaz
  • unused:alışmamış, kullanılmamış, kullanılmayan, yepyeni
  • unusual:acayip, alışılmadık, ender, nadir, olağandışı, tuhaf
  • unusually:olağandışı olarak
  • unusualness:olağandışılık
  • unutterable:ağza alınmaz, aşağılık, kelimelerle anlatılamaz, söylenemez, tarifsiz
  • unvalued:değer verilmemiş, değeri belirtilmemiş, önemsenmemiş, paha biçilmemiş
  • unvaried:aynı kalmış, değişmemiş
  • unvarnished:cilasız, çıplak, salt, süssüz, verniksiz, yalın
  • unvarying:değişmeyen, değişmez
  • unveil:açığa vurmak, açıklamak, açılışı yapılmak, açılışını yapmak, ortaya çıkarmak, örtüsünü açmak, peçesini kaldırmak
  • unveiled:açığa vurmak, açıklamak, açılışı yapılmak, açılışını yapmak, ortaya çıkarmak, örtüsünü açmak, peçesini kaldırmak
  • unveiling:açığa vurmak, açıklamak, açılışı yapılmak, açılışını yapmak, ortaya çıkarmak, örtüsünü açmak, peçesini kaldırmak
  • unverified:doğrulanmamış, tetkik edilmemiş
  • unversed:acemi, tecrübesiz
  • unvoiced:açıklanmamış, sessiz, söylenmemiş, ünsüz
  • unvouched:doğrulanmamış, teyidedilmemiş
  • unwanted:istenmemiş, istenmeyen
  • unwariness:ihtiyatsızlık, tedbirsizlik
  • unwarlike:barışçı, barışsever
  • unwarrantable:hoşgörülmez, mazur gösterilemez, özürsüz, savunulamaz
  • unwarranted:haksız, hoşgörülmez, mazur görülemez, yersiz
  • unwary:dikkatsiz, gafil, ihtiyatsız, tedbirsiz, uyanık olmayan
  • unwashed:yıkanmamış
  • unwavering:değişmez, sabit, sarsılmaz
  • unwearied:yorulmak bilmez, yorulmamış, yorulmaz
  • unwearying:bıkmaz, yorulmak bilmez
  • unwed:bekâr, evlenmemiş
  • unwedded:bekâr, evlenmemiş
  • unwelcome:hoş karşılanmayan, istenmeyen, tatsız
  • unwell:hasta, iyi değil, keyifsiz, rahatsız
  • unwetted:ıslatılmamış
  • unwholesome:ağır, ahlâk bozucu, hastalıklı, sağlığa zararlı, sağlıksız, zararlı
  • unwieldiness:hantallık
  • unwieldy:ağır, hantal, havaleli, kullanışsız
  • unwilling:gönülsüz, isteksiz
  • unwillingly:gönülsüzce, isteksizce, istemeye istemeye, istemeyerek
  • unwillingness:gönülsüzlük, isteksizlik
  • unwind:açılmak, açmak, çözmek, dolanmış şeyi açmak, gevşemek
  • unwinding:açılmak, açmak, çözmek, dolanmış şeyi açmak, gevşemek
  • unwinking:dik dik bakan, tetikte, uyanık
  • unwisdom:akılsızlık
  • unwise:akılsız, akılsızca olan, makul olmayan
  • unwished:dileğinden vazgeçmiş
  • unwitting:farkında olmayan, habersiz, kasıtsız
  • unwomanly:kadına yakışmayan, kadınca olmayan
  • unwonted:alışılmamış, alışmamış, nadir, olağandışı
  • unworkable:işlenemez, kullanışsız, uygulanamaz
  • unworked:çıkarılmamış, işlenmemiş
  • unworkmanlike:iyi yapılmamış, ustaca yapılmamış
  • unworldly:bu dünya ile ilgili olmayan, manevi, ruhani, saf, toy
  • unworn:hiç giyilmemiş, tertemiz, yepyeni
  • unworthy:alçakça, aşağılık, değmez, hak etmeyen, lâyık olmayan, yakışmaz
  • unwound:açılmamış, çözülmemiş, kurulmamış
  • unwrap:açmak, paketini açmak
  • unwrinkled:kırışıkları düzeltilmiş, kırışıksız
  • unwritten:yazılmamış
  • unyielding:boyun eğmez, inatçı, sert
  • unyoke:boyunduruğunu çıkarmak, boyunduruktan kurtarmak
  • unzip:direncini kırmak, fermuarını açmak, halletmek
  • unzipped:direncini kırmak, fermuarını açmak, halletmek
  • up:artırmak, artış, ayaklanmış, ayakta, çıkış, çıkmış, dik, hepsini, içeride, keyifli, kuzeye, mutluluk veren şey, olmakta, olmuş, önde, şehre giden, tepesinde, ümitli, üstün, uyarıcı, uyuşturucu almak, yukarı, yukarı giden, yukarıya, yükselmiş, yükseltmek
  • up!:kalk!, yaşasın!, yukarı!
  • upandcoming:açıkgöz, geleceği parlak, gelecek vaadeden, girişken, ümit verici
  • upas:upas, upas ağacı özsuyu
  • upbeat:eğlenceli, neşeli, vurgusuz tempo
  • upbraid:azarlamak, çıkışmak, haşlamak
  • upbraiding:azarlama, azarlayıcı
  • upbringing:yetişme, yetiştirme
  • upcast:hava bacası, yukarıya bakan, yukarıya dönük
  • upchuck:kusarak çıkarmak, kusmak
  • upcoming:meydana gelmek üzere olan, olmak üzere olan
  • upcountry:iç kesimlerde, iç kesimlerdeki, iç tarafta, taşra, taşralı, ülkenin iç kesimleri
  • update:güncel veriler, güncelleştirme, güncelleştirmek, modernize etmek, modernleştirme, modernleştirmek
  • updo:kabarık saç modeli
  • updraft:havanın yükselmesi, yukarı çekiş
  • updraught:havanın yükselmesi, yukarı çekiş
  • upend:altüst etmek, başaşağı etmek, boca etmek, dikine oturtmak, dikmek, tersini yapmak
  • upended:altüst etmek, başaşağı etmek, boca etmek, dikine oturtmak, dikmek, tersini yapmak
  • upending:altüst etmek, başaşağı etmek, boca etmek, dikine oturtmak, dikmek, tersini yapmak
  • upfront:açık, belirgin, belli, dürüst, önde
  • upgrade:artan, artırmak, düzeltmek, iyileştirmek, terfi ettirmek, yokuş, yokuş yukarı, yükselen, yükseltmek
  • upheaval:ayaklanma, büyük değişiklik, devrim, kabarma, karışıklık, yükselme
  • upheave:kaldırmak, yükselmek, yükseltmek
  • upheld:desteklemek, devam ettirmek, kaldırmak, onaylamak, sürdürmek, tutmak, uygun bulmak
  • uphill:yokuş yukarı, yokuş yukarı giden, yukarıya, yükselen, zahmetli
  • uphold:desteklemek, devam ettirmek, kaldırmak, onaylamak, sürdürmek, tutmak, uygun bulmak
  • upholder:destek, savunan kimse
  • upholding:desteklemek, devam ettirmek, kaldırmak, onaylamak, sürdürmek, tutmak, uygun bulmak
  • upholster:döşemek, kaplamak
  • upholstered:döşemek, kaplamak
  • upholsterer:döşemeci, koltukçu
  • upholstery:döşeme, döşemecilik, döşemelik kumaş
  • upkeep:bakım, bakım masrafı, geçim
  • uplift:canlandırmak, iyileştirme, kalkındırma, kalkındırmak, ruhu şenlenme, yüceltme, yüceltmek, yukarı dikmek, yukarı kaldırmak, yükseltmek
  • uplifted:canlandırmak, kalkındırmak, yüceltmek, yukarı dikmek, yukarı kaldırmak, yükseltmek
  • uplifting:canlandıran, canlandırıcı, neşelendirici, ruhu şenlendirici
  • upmarket:şık, sosyete müşteriye hitap eden
  • upmost:birinci, en baştaki, en üstteki
  • upon:üzerinde, üzerine
  • upper:amfetamin, üst, üst diş, üst parça, üstteki, uyarıcı
  • uppercut:alttan vuruş, aparkat
  • uppermost:birinci, en baştaki, en üste, en üstteki, en yukarıya
  • uppish:kendini beğenmiş, kibirli, mağrur
  • uppity:kendini beğenmiş, kibirli, mağrur
  • upraise:havaya kaldırmak, kaldırmak
  • upraised:havaya kaldırmak, kaldırmak
  • upright:dik, dik duran şey, dik olarak, dikey, direk, dürüst, kale, kalkık, kuyruksuz piyano, namuslu
  • uprightly:dik, dikey olarak, dimdik
  • uprightness:doğruluk, dürüstlük, namusluluk
  • uprising:ayaklanma, başkaldırma, isyan, kabarma, kalkma, yükselme
  • upriver:akıntıya karşı, kaynağa yakın, nehrin yukarısındaki, suyun kaynağına doğru
  • uproar:curcuna, gürültü, hengâme, kargaşa, şamata
  • uproarious:curcunalı, gürültülü, kahkahaya boğan, şamatacı, şamatalı
  • uproot:kökünden sökmek, kökünü kazımak, uzaklaştırmak
  • uprooting:kökünden sökmek, kökünü kazımak, uzaklaştırmak
  • upset:alabora etmek, alabora olma, altüst etmek, altüst olmak, altüst olmuş, beklenmedik yenilgi, bozgun, bozmak, bozuk, bozukluk, bozulma, bozulmak, bozulmuş, bulandırmak, bulanmış, devirme, devirmek, devrilme, devrilmek, devrilmiş, karışıklık, keyfini kaçırmak, sinirli, üzgün
  • upsets:alabora etmek, alabora olma, altüst etmek, altüst olmak, beklenmedik yenilgi, bozgun, bozmak, bozukluk, bozulma, bozulmak, bulandırmak, devirme, devirmek, devrilme, devrilmek, karışıklık, keyfini kaçırmak
  • upshot:netice, son, sonuç
  • upside:üst taraf
  • upsidedown:başaşağı, tepetaklak, ters
  • upstage:gölgede bırakmak, hiçe saymak, kendini beğenmiş, kibirli, kibirli davranmak, küçük görmek, sahne arkası, sahne arkasına, sahne arkasında, sahne arkasındaki
  • upstairs:aklen, kafadan, üst kat, üst kata, üst katlar, üst katta, yukarıda
  • upstanding:dik, dinç, doğru, dürüst
  • upstart:birden zengin olan, birden zengin olan kimse, sonradan görme, yeni zengin
  • upstarts:birden zengin olan kimse, sonradan görme, yeni zengin
  • upstate:şehir dışı, şehir dışına, şehir dışında, şehir dışındaki, şehrin kuzeyi, şehrin kuzeyinde, şehrin kuzeyindeki, taşra, taşrada, taşradaki
  • upstream:akıntıya karşı, kaynağa yakın, nehrin yukarısındaki, suyun kaynağına doğru
  • upstroke:yukarı doğru kuyruk çekme, yukarı doğru vuruş
  • upsurge:hızlı artış, kabarma, kabarmak, yükselme, yükselmek
  • upsweep:tepede toplanmış saç, topuz, yukarıya kıvrım, yukarıya meyil
  • upswing:düzelme, ilerleme, iyileşme
  • upsydaisy!:hoppala!
  • uptake:anlama, hava bacası, kaldırma, kavrama, kazan borusu
  • upthrow:yer yükselmesi, yukarıya fırlatma
  • upthrust:kabarma, yükselme
  • uptight:gergin, hırslı, sinirli, telaşlı, tutucu
  • uptodate:aktüel, bugünkü, çağdaş, güncel, modern
  • uptown:şehir dışına, şehir dışında, şehrin yukarı kısmı, şehrin yukarısına, şehrin yukarısındaki
  • uptrend:ilerleme, yükseliş
  • upturn:altüst etmek, çevirmek, düzelme, iyiye gitme, ters çevirmek, tersi dönme, yukarı çevirme, yukarı çevirmek
  • upturned:alabora olmuş, kalkık, ters dönmüş
  • upward:daha fazla, itibaren, yukarı, yukarıya
  • upwards:daha fazla, itibaren, yukarı, yukarıya
  • upwind:rüzgâra karşı
  • uraemia:üremi
  • uranalysis:idrar tahlili
  • uranium:uranyum
  • uranography:gök haritası, gökcisimlerini tanımlama bilimi
  • uranus:uranus
  • urban:kentsel, şehir, şehirli, şehre ait
  • urbane:ince, kibar, medeni, nazik
  • urbaneness:kibarlık, medenilik, nezaket, uygarlık
  • urbanisation:kentleşme, kibarlaşma, nazikleşme, şehirleşme
  • urbanity:kibarlık, medenilik, nezaket, uygarlık
  • urbanization:kentleşme, kibarlaşma, nazikleşme, şehirleşme
  • urbanize:kentleştirmek, kibarlaştırmak, şehirleştirmek
  • urbanized:kentleştirmek, kibarlaştırmak, şehirleştirmek
  • urbanizing:kentleştirmek, kibarlaştırmak, şehirleştirmek
  • urchin:afacan, deniz kestanesi, kirpi, sokak çocuğu, yaramaz çocuk
  • urdu:urdu dili
  • urea:üre
  • ureal:üre, üre ile ilgili
  • uremia:üremi
  • urethra:idrar yolu, üretra
  • urge:arzu, baskı yapmak, dürtü, ileri sürmek, ısrar etmek, ısrarla tavsiye etmek, istek, kışkırtma, sevketmek, sıkıştırmek, teşvik etmek, zorlama, zorlamak
  • urgency:acele, aciliyet, baskı, ısrar, kaçınılmazlık, zorunluluk
  • urgent:acele, acil, ısrarcı, ısrarlı, ivedi, kaçınılmaz, önemli, zorunlu
  • urgently:acilen
  • urging:baskı yapmak, ileri sürmek, ısrar etmek, ısrarla tavsiye etmek, sevketmek, sıkıştırmek, teşvik etmek, zorlamak
  • uric:idrarla ilgili, ürik
  • urinal:çiş kabı, pisuar, sürgü
  • urinalysis:idrar tahlili
  • urinary:idrar, sidik
  • urinate:çiş yapmak, işemek
  • urination:çiş yapma, işeme
  • urine:çiş, idrar, sidik
  • urn:ayaklı vazo, ölü küllerinin saklandığı kap, semaver
  • urologist:ürolog
  • urology:bevliye, üroloji
  • ursa:dişi ayı
  • ursine:ayı gibi, ayıya benzer
  • urticaria:kurdeşen, ürtiker
  • uruguay:uruguay
  • uruguayan:uruguay, uruguaylı
  • us:biz, bize, bizi
  • usa:amerika, amerika birleşik devletleri
  • usable:kullanılabilir, kullanılır
  • usage:adet, kullanım, kullanım şekli, kullanma, muamele, usul
  • usages:adet, kullanım, kullanım şekli, kullanma, muamele, usul
  • use:adet, adet edinmek, alışkanlık, amaç, davranmak, fayda, faydalanma, faydalanmak, kullanım, kullanma, kullanmak, kullnım hakkı, menfaat, muamele etmek, yapmış olmak, yarar, yararlanmak
  • useable:kullanılabilir, kullanılır
  • used:eski, kullanılmış
  • useful:faydalı, işe yarar, kullanışlı, yararlı
  • usefulness:fayda, işe yararlık, kullanışlılık
  • useless:beyhude, boşuna, faydasız, işe yaramaz, kullanışsız, nafile, yararsız
  • uselessness:boşunalık, faydasızlık, işe yaramazlık, yararsızlık
  • user:kullanan, kullanıcı, kullanma hakkı, tüketici
  • uses:adet, adet edinmek, alışkanlık, amaç, davranmak, fayda, faydalanma, faydalanmak, kullanım, kullanma, kullanmak, kullnım hakkı, menfaat, muamele etmek, yapmış olmak, yarar, yararlanmak
  • usher:getirmek, götürmek, gözcü, kapıcı, mübaşir, teşrifatçı, yardımcı öğretmen, yer gösterici, yer göstermek
  • usherette:yer gösterici kız
  • using:kullanma
  • ussualy:çoğunlukla, genelde, genellikle
  • usual:alışılmış, her günkü, herzamanki, klasik, olağan
  • usually:çoğunlukla, genelde, genellikle
  • usufruct:intifa hakkı, kullanım hakkı
  • usurer:faizci, tefeci
  • usurious:aşırı faizli, yüksek faizli
  • usuriousness:faizcilik, tefecilik
  • usurp:el koymak, gaspetmek, zorla almak
  • usurpation:el koyma, gasp, zorla alma
  • usurper:gaspçı, tahta hile ile geçen kimse, zorla alan kimse
  • usury:aşırı faiz, faizcilik, tefecilik, yüksek faiz
  • utensil:kap, malzeme
  • utensils:kap kacak, malzemeler, mutfak eşyaları
  • uterine:annesi bir babası ayrı olan, dölyatağı, dölyatağına ait, rahim
  • uterus:dölyatağı, rahim, uterus
  • utilisation:faydalanma, kullanım, kullanma, yararlanma
  • utilise:faydalı hale getirmek, istifade etmek, kullanmak, yarar sağlamak, yararlanmak
  • utilised:faydalı hale getirmek, istifade etmek, kullanmak, yarar sağlamak, yararlanmak
  • utilitarian:çıkarcı, faydacı, faydacı kimse, faydalı, yararcı, yararcıl kimse
  • utilitarianism:faydacılık, yararcılık
  • utilities:elektrik, su, havagazı hizmetleri, kamu hizmetleri, kamu kuruluşları
  • utility:fayda, faydalı, işe yarar, işe yarar şey, kamu hizmeti, yarar, yararlılık
  • utilizable:kullanılabilir, yararlanılabilir
  • utilization:faydalanma, kullanım, kullanma, yararlanma
  • utilize:faydalı hale getirmek, istifade etmek, kullanmak, yarar sağlamak, yararlanmak
  • utilized:faydalı hale getirmek, istifade etmek, kullanmak, yarar sağlamak, yararlanmak
  • utilizing:faydalı hale getirmek, istifade etmek, kullanmak, yarar sağlamak, yararlanmak
  • utmost:elinden gelen çaba, en fazla, en son, en uzak, en yüksek, olanca, son derece, son nokta
  • utopia:düşler ülkesi, gerçekleşmesi imkânsız düşünce, ütopya
  • utopian:düşsel, gerçekleşmesi imkânsız, ideal, ütopik, ütopist, ütopyacı
  • utopias:düşler ülkesi, gerçekleşmesi imkânsız düşünce, ütopya
  • utricle:içkulak boşluğu, kesecik, kırbacık
  • utter:açığa vurmak, atmak, basmak, bütün, dile getirmek, ifade etmek, kesin, mutlâk, piyasaya sürmek, sapına kadar, ses çıkarmak, söylemek, su katılmadık, tam, telâffuz etmek, tüm
  • utterance:dile getirme, ifade, konuşma, ses çıkarma, söyleme, söyleyiş, telâffuz
  • uttered:açığa vurmak, atmak, basmak, dile getirmek, ifade etmek, piyasaya sürmek, ses çıkarmak, söylemek, telâffuz etmek
  • utterer:kalpazan, konuşan kimse, piyasaya süren kimse
  • uttering:açığa vurmak, atmak, basmak, dile getirmek, ifade etmek, piyasaya sürmek, ses çıkarmak, söylemek, telâffuz etmek
  • utterly:bütün bütün, düpedüz, sapına kadar, tamamen
  • uttermost:en fazla, en son, en uzak, son derece
  • uvula:küçük dil
  • uxorious:karısına çok düşkün
  • uzbek:özbek, özbekçe
  • uzbekistan:özbekistan

 

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.

X

Online Canlı Ders

Çağrı Hoca ile İngilizce cümle kurma canlı dersi İçin son 3 dakika 45 saniye.