İngilizce soru sorun, soruları cevaplandırın, puan toplayın. Topladığınız puanlarla hediyeler kazanın!

W ile Başlayan İngilizce Kelimeler ve Anlamları


Türkiye’nin En İyi Online İngilizce Eğitim Sistemi Konuşarak Öğren’den Ücretsiz Konuşma Dersi Almak İçin Tıklayın !

Konuşarak Öğren'i Ücretsiz Deneyin

W ile başlayan İngilizce kelimeler ve anlamlarını aşağıda sıraladık. 1000 adet en çok kullanılan w harfi ile başlayan İngilizce kelime listesi;

  • wacky:kaçık, mantıksız, manyak, saçma, sapık
  • wad:pamukla doldurmak, tampon, tıkaç, tıkamak, tıpa, tomar, tüfek sıkısı, vatka koymak
  • wadding:dolgu, tela, tıkaç, vatka
  • waddle:badi badi yürüme, badi badi yürümek, paytak paytak yürümek, paytak paytak yürüyüş
  • waddling:badi badi yürümek, paytak paytak yürümek
  • wade:çamurda yürüme, çamurda yürümek, suda yürüme, suda yürümek, yürüyerek geçmek, zorla ilerlemek, zorlukla yürüme
  • wader:uzunbacaklılardan kuş, yağmurkuşu
  • wadi:yazın kuruyan dere
  • wads:pamukla doldurmak, tampon, tıkaç, tıkamak, tıpa, tomar, tüfek sıkısı, vatka koymak
  • wafer:aşai rabbani ayini ekmeği, dondurma külahı, gofret, ilaç kapsülü, kâğıt helva, mektup kapatma etiketi, silikon devre levhası
  • waffle:boş lâf, gevelemek, gözleme, saçma, saçmalamak
  • waffling:gevelemek, saçmalamak
  • waft:el işareti, esinti, flandra, hafif koku, rüzgâr flâması, sürüklemek, taşımak
  • wag:asmak, hareket ettirmek, şakacı, sallama, sallamak, sallanma, şarlatan
  • wage:devam ettirmek, haftalık, maaş, sürdürmek, ücret, yevmiye, yürütmek
  • waged:devam ettirmek, sürdürmek, yürütmek
  • wageearner:ücretli
  • wager:bahis, bahse girme, bahse girmek, riske atmak
  • wagering:bahse girmek, riske atmak
  • wages:bedel, haftalık, işgücü maliyeti, karşılık, ücret, yevmiye
  • waggery:lâtife, şaka, şakacılık
  • wagging:sallama, sallanma
  • waggish:muzip, nükteli, şaka yollu, şakacı
  • waggishness:şaka, şakacılık
  • waggle:hareket etmek, sallamak, sallanmak
  • waggling:hareket etmek, sallamak, sallanmak
  • waggon:katar, yük arabası, yük vagonu
  • waggoner:arabacı takımyıldızı, büyükayı, büyükayı takımyıldızı
  • waggonload:bir araba dolusu, bir sürü
  • waging:devam ettirmek, sürdürmek, yürütmek
  • wagon:katar, yük arabası, yük vagonu
  • wagoner:arabacı
  • wagtail:sarı kuyruksallayan
  • waif:başıboş hayvan, batan geminin malları, kalıntı, kayıp çocuk, kayıp eşya, kimsesiz çocuk, sahipsiz hayvan, sahipsiz mal
  • wail:acı acı bağırmak, ağıt yakmak, ağlama, ağlamak, feryat, feryat etmek, hayıflanmak, inlemek, yas tutmak
  • wailing:ağıt, ağlayan, feryat eden, inilti, inleme, inleyen
  • wain:arabacı takımyıldızı, büyükayı, büyükayı takımyıldızı
  • wainscot:lambri, lambri kaplamak, tahta kaplama
  • wainscoted:lambri kaplamak
  • wainscoting:lambri kaplamak
  • wainscotting:kaplamalık tahta, lambri, tahta kaplama
  • waist:bel, korsaj, orta kısım, yelek
  • waistband:kemer, kuşak
  • waistcoat:yelek
  • waisted:belli, belli olan
  • waistline:bel kısmı, bel ölçüsü
  • wait:bekleme, beklemek, bekletmek, bekleyiş, garsonluk yapmak, kalmak, pusu, servis yapmak
  • wait!:bekleyin!
  • waiter:garson, uşak
  • waiting:bekleme, bekleyiş, eşlik, ihtiyatlı, refakât, temkinli
  • waitingroom:bekleme odası, bekleme salonu
  • waitrees:garson!
  • waitreess:garson!
  • waitress:garson, garson kız
  • waitress!:garson!
  • waive:ertelemek, feragat etmek, vazgeçmek
  • waiver:feragat, feragatname, vazgeçme
  • waiving:ertelemek, feragat etmek, vazgeçmek
  • wake:anlamasını sağlamak, canlandırmak, canlanmak, dümen rüzgârı, dümen suyu, gemi izi, gözünü açmak, körüklemek, ölünün başında beklemek, ölüyü bekleme, rüzgâr çıkması, sabahlama, sabahlamak, uyandırmak, uyanmak, yıllık tatil
  • waked:anlamasını sağlamak, canlandırmak, canlanmak, gözünü açmak, körüklemek, ölünün başında beklemek, sabahlamak, uyandırmak, uyanmak
  • wakeful:tetikte, uyanık, uykusuz
  • waken:anlamak, canlandırmak, farkına varmak, görmek, görmesini sağlamak, gözünü açmak, körüklemek, uyandırmak, uyanmak
  • wakening:uyanış
  • wakes:anlamasını sağlamak, canlandırmak, canlanmak, dümen rüzgârı, dümen suyu, gemi izi, gözünü açmak, körüklemek, ölünün başında beklemek, ölüyü bekleme, rüzgâr çıkması, sabahlama, sabahlamak, uyandırmak, uyanmak, yıllık tatil
  • waking:gözü açık, uyanık, uyanık olma, uykusuzluk, uyumama
  • wale:çizgi, iz, kenar, kırbaç izi, pervaz
  • wales:gal, gal ülkesi, galler
  • walk:adımla ölçmek, adımlamak, devriye gezme, dolaşmak, dolaştırmak, eşlik etmek, gezdirmek, gezinti, gezmek, iş sahası, koyun çiftliği, taşımak, yol, yürüme, yürümek, yürünecek mesafe, yürünecek yer, yürüterek yormak, yürütmek, yürüyerek gitmek, yürüyüş, yürüyüş yolu, yürüyüşe çıkarmak
  • walkabout:dolaşma, gezinme, halkın arasında dolaşma
  • walkaway:kolay galibiyet, kolay kazanılan başarı
  • walker:yaya, yürüme arabası, yürüteç, yürüyen kimse, yürüyüşçü
  • walking:ayaklı, yürüme, yürüyen, yürüyüş
  • walkingstick:baston
  • walkout:bırakıp çıkma, çekilme, grev, işi bırakma, terketme, toplantıyı terketme
  • walkover:kolay galibiyet, kolay kazanılan başarı, kolay kazanma
  • walkway:geçit, kaldırım, patika
  • wall:ayırmak, çeper, duvar, duvarla çevirmek, kapatmak, set, sur, tecrit etmek, zar
  • wallah:kimse, kişi
  • wallet:cüzdan, dağarcık, portföy
  • walleye:akçıl gözbebeği, göz kayması
  • wallflower:dansa kaldırılmayan kız, sarı şebboy
  • wallop:bata çıka yürümek, çok kötü dövmek, dayak, dövmek, fokurdamak, heyecan, mahvetmek, sert darbe, sert vurmak, yenmek
  • walloped:bata çıka yürümek, çok kötü dövmek, dövmek, fokurdamak, mahvetmek, sert vurmak, yenmek
  • walloping:kocaman, kuyruklu
  • wallow:çamurda yuvarlanmak, çamurlu çukur, yuvarlanma, yuvarlanmak
  • wallpaper:duvar kâğıdı, duvar kâğıdı ile kaplamak, duvar kağıdı kaplamak
  • wallpapers:duvar kâğıdı, duvar kâğıdı ile kaplamak, duvar kağıdı kaplamak
  • walls:ayırmak, çeper, duvar, duvarla çevirmek, kapatmak, set, sur, tecrit etmek, zar
  • walnut:ceviz, ceviz ağacı, ceviz tahtası
  • walnuts:ceviz, ceviz ağacı, ceviz tahtası
  • walrus:denizayısı, mors
  • waltz:sekerek hareket etmek, vals, vals müziği, vals yapmak
  • wan:benzi atmış, bitik, solgun, soluk, yorgun
  • wand:asa, çubuk, orkestra şefinin çubuğu, sihirbaz değneği
  • wander:abuk sabuk konuşmak, dalıp gitmek, dolaşmak, gezinmek, gezmek, kaybolmak, kıvrıla kıvrıla gitmek, sapmak, sayıklama, sayıklamak, uzaklaşmak, yolunu şaşırmak
  • wanderer:avare, gezgin, gezginci, göçebe
  • wandering:amaçsızca dolaşan, amaçsızca dolaşma, avare, başıboş dolaşan, daldan dala konma, dalgın, dalgınlık, gezginlik, gezinme, göçebe, sayıklama, sayıklayan, serseri, sürüngen
  • wanderings:amaçsızca dolaşma, daldan dala konma, dalgınlık, gezginlik, gezinme, sayıklama
  • wanderlust:yolculuk tutkusu
  • wane:azalma, azalmak, batmak, eksilme, kerestedeki kusur, küçülmek, solmak, sonuna yaklaşmak, zayıflama
  • waned:azalmak, batmak, küçülmek, solmak, sonuna yaklaşmak
  • wangle:caymak, dolaylı yoldan sağlamak, hile ile yapmak, hile karıştırma, hileye başvurmak, hileyle koparma, kitabına uydurmak, sızdırma, vazgeçmek
  • wangler:hilekar, oyunbaz, üçkâğıtçı
  • wangling:caymak, dolaylı yoldan sağlamak, hile ile yapmak, hileye başvurmak, kitabına uydurmak, vazgeçmek
  • waning:azalmak, batmak, küçülmek, solmak, sonuna yaklaşmak
  • wank:kendi kendini tatmin etmek, masturbasyon yapmak, otuzbir çekmek
  • wanks:kendi kendini tatmin etmek, masturbasyon yapmak, otuzbir çekmek
  • want:arzu, arzu etmek, arzulamak, eksik olmak, fakirlik, gereksinim, gereksinme, gerektirmek, ihtiyaç, ihtiyacı olmak, istek, istemek, lüzum, talep etmek, yokluk, yoksun olmak
  • wantage:fıçıda kalan boşluk, fire, zayi
  • wanted:aranan, gerekli, lazım
  • wanting:eksik, noksan, -siz, -sız, -siz olan, yoksun
  • wanton:ahlaksız, aklına eseni yapan, amaçsız, aşırı çoğalmak, çok gelişmek, düşüncesiz, hafifmeşrep, kendini eğlenceye vermek, kötü niyetli, maskara, oyunbaz, sebepsiz, serkeş
  • wantonness:ahlaksızlık, art niyet, düşüncesizlik, hafif meşreplik, kötü niyet, sebepsizlik
  • wants:ihtiyaçlar, istenen şeyler
  • war:düşman olmak, düşmanlık, harp, mücâdele, mücâdele etmek, savaş, savaş ile ilgili, savaşmak, uğraşma
  • warble:ezgi, nağme, ötme, ötmek, şakıma, şakımak, semerin yaptığı şişlik, sesini titretmek, şırıldama, şırıldamak
  • warbler:çalı bülbülü, ötleğen kuşu, tatlı sesli kimse
  • warbling:ötmek, şakımak, sesini titretmek, şırıldamak
  • ward:bölge, gözetim, hapishane, kilit dili, koğuş, korumak, önlemek, şato dış avlusu, vesayet, vesayet altındaki çocuk
  • warden:bekçi, gardiyan, hapishane müdürü, koruyucu, müdür, muhafız, rektör
  • warder:bekçi, gardiyan, nöbetçi
  • wardress:kadın gardiyan
  • wardrobe:dolap, elbise dolabı, gardrop, giysiler
  • wardroom:subay salonu
  • wardship:vasilik, vesayet
  • ware:dikkat etmek, eşya, mal, porselen eşya, tabak çanak
  • ware!:dikkat!
  • warehouse:ambar, ambarda saklamak, antrepo, ardiye, büyük mağaza, depo, depolamak, toptan satış yeri
  • warehouseman:ambarcı, depocu, mağaza sahibi
  • warehouses:ambar, ambarda saklamak, antrepo, ardiye, büyük mağaza, depo, depolamak, toptan satış yeri
  • warehousing:ambarda saklamak, depolamak
  • wares:mallar, satılık eşya
  • warfare:harp, mücâdele, savaş, savaş durumu, savaş hali
  • warhead:savaş başlığı
  • warhorse:kurt politikacı, savaş atı, usta asker
  • wariness:ihtiyat, uyanıklık
  • warlike:askeri, kavgacı, savaş ile ilgili, savaşçı
  • warlock:büyücü, falcı, sihirbaz
  • warlord:diktatör, kumandan
  • warm:canlı, hararetli, heyecanlı, ılık, ısınma, ısınmak, ısıtmak, samimi, samimileşmek, sıcacık, sıcak, sıcak tutan, sıcakça yer, taze
  • warmblooded:enerjik, sıcakkanlı, tutkulu
  • warmed:ısınmak, ısıtmak, samimileşmek
  • warmer:daha sıcak, ısıtıcı
  • warmest:canlı, hararetli, heyecanlı, ılık, samimi, sıcacık, sıcak, sıcak tutan, taze
  • warmhearted:cana yakın, iyi kâlpli, sevgi dolu
  • warming:dayak atma, ısınma, ısıtan, ısıtma, pataklama
  • warmish:ılık
  • warmonger:savaş kışkırtıcısı
  • warmongering:savaş kışkırtıcılığı
  • warmth:hararet, heyecan, içtenlik, ısı, samimiyet, sıcaklık
  • warmup:ısınma, ısıtma, son hazırlık
  • warn:haber vermek, ihbar etmek, ihtar etmek, ikaz etmek, öğütlemek, tembih etmek, uyarmak
  • warned:haber vermek, ihbar etmek, ihtar etmek, ikaz etmek, öğütlemek, tembih etmek, uyarmak
  • warning:ibret, ihbar, ihtar, ihtarname, ikaz, nasihat, öğüt, tembih, uyarı, uyarıcı, uyarma
  • warnings:ibret, ihbar, ihtar, ihtarname, ikaz, nasihat, öğüt, tembih, uyarı, uyarma
  • warp:alüvyonlu tortu, çarpıklık, çarpılmak, çarpıtmak, eğilmek, eğmek, eğrilik, palamar, sapma, saptırmak, yamukluk, yamulmak, yamultmak, yanlış yorumlamak, yoldan sapmak
  • warped:çarpık, eğri, sapmış, taraflı, yamuk
  • warping:çarpılmak, çarpıtmak, eğilmek, eğmek, saptırmak, yamulmak, yamultmak, yanlış yorumlamak, yoldan sapmak
  • warrant:garanti, garanti etmek, hak, haklı neden, izin belgesi, izin vermek, kefil olmak, mazur göstermek, ruhsat, ruhsat vermek, tayin emri, temin etmek, teminât, vekâletname, yetki, yetki belgesi, yetki vermek
  • warrantable:avlanabilir, garanti edilebilir
  • warrantably:uygun bir şekilde
  • warranted:garanti etmek, izin vermek, kefil olmak, mazur göstermek, ruhsat vermek, temin etmek, yetki vermek
  • warrantee:kefil olunan kimse, teminât verilen kimse
  • warranter:garantör, kefil
  • warranting:garanti etmek, izin vermek, kefil olmak, mazur göstermek, ruhsat vermek, temin etmek, yetki vermek
  • warrantly:garanti, hak, haklı neden, kefalet, yetki
  • warranty:garanti, hak, haklı neden, kefalet, yetki
  • warren:kalabalık ev, kalabalık semt, tavşanı bol olan yer
  • warring:mücâdele eden, muhalif, savaşan
  • warrior:asker, cengâver, savaşçı
  • wars:düşman olmak, düşmanlık, harp, mücâdele, mücâdele etmek, savaş, savaşmak, uğraşma
  • warsaw:varşova
  • warship:savaş gemisi
  • wart:siğil, şiş, yumru
  • warted:siğilli
  • wartime:savaş, savaş zamanı
  • warty:siğil gibi, siğilli
  • warweary:savaş yorgunu
  • warworn:savaş görmüş, savaş yorgunu
  • wary:dikkatli, ihtiyatlı, tedbirli, uyanık
  • wash:antiseptik sıvı, aşındırmak, badanalamak, boyamak, bulaşık suyu, çalkantı sesi, dalga sesi, dümen suyu, elini yüzünü yıkamak, erezyon, erezyona uğratmak, inandırmak, ince boya tabakası, kıyıya vuran süprüntü, losyon, mutfak artığı, sulu yemek, suyla temizlemek, taşımak, uçak izi, yıkama, yıkamak, yıkanabilir, yıkanır olmak, yıkanma, yıkanmak, yıkayıp temizlemek
  • washable:yıkanabilir, yıkanır
  • washbasin:lavabo, leğen
  • washboard:çamaşır yıkama tahtası, dalga siperi, tümsekli yol
  • washbowl:lavabo, leğen
  • washcloth:küçük havlu, lif
  • washday:çamaşır günü
  • washed:aşındırmak, badanalamak, boyamak, elini yüzünü yıkamak, erezyona uğratmak, inandırmak, suyla temizlemek, taşımak, yıkamak, yıkanır olmak, yıkanmak, yıkayıp temizlemek
  • washer:çamaşır makinesi, pul, rondela, yıkama makinesi, yıkayıcı
  • washerwoman:çamaşırcı kadın
  • washeteria:çamaşırhane, paralı çamaşırhane
  • washiness:cansızlık, solgunluk, solukluk, sululuk
  • washing:bulaşık yıkama, çamaşır, ince boya, ince kaplama, lavman, yıkama, yıkanma
  • washings:çamaşır
  • washout:başarısız kimse, başarısızlık, erozyon, fiyasko, ıskalama, su ile aşınma
  • washroom:helâ, tuvalet
  • washstand:el yüz yıkama leğeni, lavabo
  • washtub:çamaşır leğeni, çamaşır teknesi, leğen
  • washup:bulaşık yıkama
  • washwoman:çamaşırcı kadın
  • washy:halsiz, kuvvetsiz, solmuş, soluk, sulu
  • wasp:arı, eşekarısı, sarıca arı, yabanarısı
  • waspish:asabi, huysuz, ince belli
  • wassail:içki alemi, noelde içilen baharatlı içki, şerefe içme
  • wastage:boşa harcama, fire, israf
  • waste:artık, aşınmak, aşırı zayıflamak, atık, boş, boş arazi, boşa geçirmek, boşa harcama, boşa harcamak, boşa harcanan, çarçur etmek, çöp, değer kaybı, döküntü, ekilmemiş, ekilmemiş toprak, harap, harap etmek, harcamak, heba etmek, israf, israf etmek, ıssız, kasvetli, kullanılmış, öldürmek, sarfiyat, sıkıcı, tükenmek, tüketmek
  • wastebasket:çöp sepeti
  • wasteful:müsrif, savurgan, tutumsuz, zarar veren
  • wastefulness:israf, müsriflik, savurganlık, tutumsuzluk
  • wasteland:boş arazi, ekilmemiş toprak
  • wastepaper:kâğıt artığı, kullanılmış kâğıt
  • waster:defolu mal, ıskarta, savurgan kimse
  • wastes:artık, aşınmak, aşırı zayıflamak, atık, boş arazi, boşa geçirmek, boşa harcama, boşa harcamak, çarçur etmek, çöp, değer kaybı, döküntü, ekilmemiş toprak, harap etmek, harcamak, heba etmek, israf, israf etmek, öldürmek, sarfiyat, tükenmek, tüketmek
  • wastewater:atık su, pis su
  • wasting:aşırı zayıflatan, mahveden
  • wastrel:defolu mal, işe yaramaz kimse, ıskarta, savurgan kimse
  • watch:bakma, bakmak, başında beklemek, beklemek, dikkat etme, dikkat etmek, gözaltı, gözetim, gözetlemek, gözkulak olmak, gözleme, gözlemek, izlemek, kol saati, kollamak, nöbet, nöbet tutmak, saat, seyretme, seyretmek, vardiya, yolunu gözlemek
  • watchdog:bekçi köpeği
  • watcher:bakıcı, bekçi
  • watchful:dikkatli, tetikte, uyanık
  • watchfulness:dikkat, gözkulak olma, sakınma, uyanıklık
  • watchhouse:karakol, polis karakolu
  • watching:gözetleme, gözleme, seyretme
  • watchmaker:saat tamircisi, saatçi
  • watchmaking:saat tamirciliği, saatçilik
  • watchman:bekçi, gözcü, nöbetçi
  • watchstrap:saat kayışı
  • watchtower:gözcü kulesi, gözetleme kulesi
  • watchword:parola
  • water:hafifletmek, hare, hârelemek, ıslatmak, kalite, kaplıca suyu, karasuları, sıvı, su, su almak, su birikintisi, su katmak, su verilmek, su vermek, sulamak, sulandırmak, sulanmak, sular, suluboya, yaşarmak
  • waterbed:su yatağı
  • waterbird:su kuşu
  • waterborne:deniz yolu ile taşınan, içme suyu ile geçen, suya iniş yapmış
  • watercolor:suluboya, suluboya resim
  • watercolors:suluboya, suluboya resim
  • watercolour:suluboya, suluboya resim
  • watercourse:çay, dere, nehir yatağı, suyolu
  • watercraft:deniz uçağı
  • watercress:su teresi
  • watered:hâreli
  • waterfall:çağlayan, şelâle
  • waterfowl:su kuşu
  • waterfront:denize yakın arsa, liman bölgesi, su kenarında arsa
  • watering:hafifletmek, hârelemek, ıslatmak, su almak, su katmak, su verilmek, su vermek, sulamak, sulandırmak, sulanmak, yaşarmak
  • waterless:çorak, susuz
  • waterlily:nilüfer
  • waterline:filigran, su hattı
  • waterlogged:su dolu, su emmiş
  • waterman:kayıkçı, kürekçi, su perisi
  • watermark:filigran, filigran yapmak, su seviyesi çizgisi
  • watermelon:karpuz
  • watermeter:hidrometre, su sayacı
  • waterpipe:nargile, su borusu
  • waterproof:su geçirmez, su geçirmez kumaş, su geçirmez yapmak, su sızdırmaz, yağmurluk
  • waterproofed:su geçirmez yapmak
  • waters:hafifletmek, hare, hârelemek, ıslatmak, kalite, kaplıca suyu, karasuları, sıvı, su, su almak, su birikintisi, su katmak, su verilmek, su vermek, sulamak, sulandırmak, sulanmak, sular, yaşarmak
  • waterscape:deniz manzarası
  • watershed:dönüm noktası, nehir havzaları arası set, önemli olay, sınır
  • waterside:deniz kenarı, deniz kıyısı, kıyı, sahil, sahilde olan
  • waterski:su kayağı yapmak
  • waterspout:deniz hortumu, sağanak, şiddetli ve ani yağmur
  • watertight:çok sıkı, göz açtırmayan, hata kabul etmez, su geçirmez, su götürmez, su sızdırmaz
  • waterworks:gözyaşı, su oyunları, su şebekesi, yağmur
  • watery:ıslak, sıkıcı, sırsıklam, soluk, su dolu, su gibi, su ile ilgili, sudan, sulak, sulu, tatsız, yağmur yağacak gibi, yaşlı, yavan
  • wathc:bakma, bakmak, başında beklemek, beklemek, dikkat etme, dikkat etmek, gözaltı, gözetim, gözetlemek, gözkulak olmak, gözleme, gözlemek, izlemek, kol saati, kollamak, nöbet, nöbet tutmak, saat, seyretme, seyretmek, vardiya, yolunu gözlemek
  • watt:vat
  • wattage:vat miktarı
  • wattle:bir tür akasya, çubuklarla örmek, sarkık gerdan, sepet örgüsü, sepet örgüsü yapmak
  • wattles:kamış, saz
  • waul:miyavlamak
  • wave:dalga, dalgalandırmak, dalgalanmak, dalgalı olmak, el hareketi yapmak, el sallama, el sallamak, hare, sallamak, sallanmak
  • waved:dalgalı
  • wavelength:dalga boyu
  • waver:bocalamak, duraksamak, sallanmak, sendelemek, tereddüd etmek, titremek, titreşmek
  • waverer:bocalayan kimse, kararsız olan kimse, tereddüd eden kimse
  • wavering:bocalayan, sallanan, tereddüd eden, titrek, titreşen, titreyen, yalpalayan
  • waving:sallama
  • wavy:dalga dalga olan, dalga şeklinde, dalgalı, hareli, titrek, titreşen, titreyen
  • wax:ağda, ağda yapmak, artmak, balmumu, balmumu sürmek, büyümek, cila, cilalamak, haline gelmek, kızgınlık, kulak kiri, -leşmek, mum, mumlamak, öfke
  • waxcloth:mumlu bez, muşamba
  • waxed:ağda yapmak, artmak, balmumu sürmek, büyümek, cilalamak, haline gelmek, -leşmek, mumlamak
  • waxen:balmumundan yapılmış, kolay şekil alan, mum gibi, mumlu
  • waxing:balmumu
  • waxwork:balmumu heykel, balmumu işi, mum bebek
  • waxworks:balmumu heykeleri müzesi
  • waxy:balmumu gibi, kolay şekil alan, mumlu, öfkeli, sinirli
  • way:bakım, civar, davranış, davranış tarzı, durum, gelenek, gidişat, iş alanı, mesafe, taraf, tarz, usul, yapılış şekli, yol, yön, yöntem
  • waybill:gönderi listesi, irsaliye, manifesto, yolcu listesi
  • wayfarer:yaya yolcu
  • wayfaring:yaya yolculuk eden
  • waylay:pusu kurmak, pusuya yatmak
  • waylaying:pusu kurmak, pusuya yatmak
  • wayside:yol kenarı
  • wayward:asi, dik başlı, kaprisli, kararsız, nazlı, şımarık, ters, tutarsız
  • waywardness:dağınıklık, düzensizlik, inat, inatçılık, kapris, şımarıklık
  • wayworn:yol yorgunu
  • we:biz
  • weak:aciz, cansız, cılız, dayanıksız, güçsüz, hafif, halsiz, iradesiz, kuvvetsiz, silik, sulu, zayıf
  • weaken:cansızlaştırmak, güçsüzleştirmek, gücünü azaltmak, hafifletmek, kuvvetsizleşmek, zayıflamak, zayıflatmak
  • weakened:cansızlaştırmak, güçsüzleştirmek, gücünü azaltmak, hafifletmek, kuvvetsizleşmek, zayıflamak, zayıflatmak
  • weakening:güçsüzleşme, zayıflama
  • weaker:aciz, cansız, cılız, dayanıksız, güçsüz, hafif, halsiz, iradesiz, kuvvetsiz, silik, sulu, zayıf
  • weakkneed:azimsiz, iradesiz, kararsız, zayıf karakterli
  • weakling:cılız hayvan, zayıf karakterli kimse, zayıf kimse
  • weaklings:cılız hayvan, zayıf karakterli kimse, zayıf kimse
  • weakly:bitkin, halsiz, hasta, hastalıklı, zaaf ile, zayıf bir şekilde
  • weakminded:iradesiz, zayıf karakterli
  • weakness:cansızlık, dayanıksızlık, güçsüzlük, halsizlik, hasta oluş, kuvvetsizlik, zaaf, zayıf taraf, zayıflık
  • weal:iyi hal, iz, kamçı izi, mutluluk, refah
  • wealth:bolluk, mal varlığı, servet, varlık, zenginlik
  • wealthiest:bol, paralı, varlıklı, zengin
  • wealthy:bol, paralı, varlıklı, zengin
  • wean:memeden kesmek, soğutmak, sütten kesmek, vazgeçirmek
  • weaning:sütten kesme
  • weapon:silâh
  • weaponry:silâhlar
  • wear:aşındırmak, aşınma, boca etmek, dayanıklılık, dayanma, dayanmak, elbise, eskime, giyinme, giymek, giysi, kullanma, soldurmak, solmak, takınmak, takmak, taşımak, volta vurmak, yıpranma, yıpranmamak, yıpratmak
  • wearable:giyilebilir
  • wearer:giyen, takan
  • wearier:bıkkın, bıkmış, bıktırıcı, bitkin, usandırıcı, yorgun, yorucu
  • weariless:yorulmak bilmez
  • weariness:bezginlik, bıkkınlık, bitkinlik, usanç, yorgunluk
  • wearing:bıktırıcı, giyilebilir, giyme, usandırıcı, yıpratıcı, yorucu
  • wearisome:bıkmak, bıktırıcı, bıktırmak, sıkıcı, usandırıcı, usanmak, yormak, yorucu
  • weary:bıkkın, bıkmak, bıkmış, bıktırıcı, bıktırmak, bitkin, usandırıcı, usanmak, yorgun, yormak, yorucu
  • wearying:bıkmak, bıktırmak, usanmak, yormak
  • weasel:gelincik, kurnaz, paletli kar arabası, samur, sansar, sinsi kimse
  • weather:hava, hava durumu, havalandırmak, kurutmak, rengi solmak
  • weatherbeaten:fırtına yemiş, kötü havadan etkilenmiş, sertleşmiş, yanık
  • weathercock:dönek kimse, fırıldak, rüzgâr gülü
  • weathered:havalandırmak, kurutmak, rengi solmak
  • weatherglass:barometre
  • weathering:kötü havadan aşınma
  • weatherman:hava durumu spikeri, meteoroloji uzmanı
  • weatherproof:kötü hava şartlarına dayanıklı
  • weathertight:hava geçirmez, hava kaçırmaz
  • weathervane:fırıldak, rüzgâr gülü
  • weatherworn:fırtına yemiş, kötü havadan etkilenmiş, sertleşmiş, yanık
  • weave:dokuma, dokumak, karıştırmak, katmak, kurmak, örme, örmek, serpiştirmek, yapmak, zikzak çizmek, zikzak yapmak
  • weaver:dokumacı
  • weaverbird:dokumacı kuşu
  • weaver’s:dokumacı
  • weaving:dokuma, dokumacılık, dokumacılık ile ilgili, örme
  • weazened:kart, kurumuş, pörsük, pörsümüş
  • web:bağlantı levhası, dokuma, örümcek ağı, perde, tomar
  • webbed:perde, perdeli
  • webbing:dokuma, sağlam dokunmuş kumaş
  • webfeet:perde ayak, perdeli ayak
  • website:website
  • wed:adamak, bağlamak, bağlanmak, başgöz etmek, evlendirmek, evlenmek
  • wedded:adamış, vakfetmiş
  • wedding:düğün, nikâh
  • wedge:çivi, golf sopası, kama, kama ile yarmak, sıkıştırmak, takoz, tıkmak
  • wedged:kama ile yarmak, sıkıştırmak, tıkmak
  • wedges:çivi, golf sopası, kama, kama ile yarmak, sıkıştırmak, takoz, tıkmak
  • wedlock:ayak bağı, evlilik, evlilik bağı, nikâh
  • wednesday:çarşamba
  • wee:çiş, çiş yapmak, mini mini, minicik, minnacık, ufacık
  • weed:başından defetmek, cılız kimse, esrar, ot, otları temizlemek, puro, tütün, yabani ot, yabani otları temizlemek
  • weeding:başından defetmek, otları temizlemek, yabani otları temizlemek
  • weedkiller:zararlı ot ilacı
  • weeds:matem elbisesi
  • weedy:çelimsiz, çiroz, işe yaramaz, ıskarta, otlarla kaplı, sıska, yabani ot gibi, yabani otlarla dolu
  • week:hafta
  • weekday:çalışma günü, hafta içi gün, iş günü
  • weekend:hafta sonu, hafta sonu yapılan, hafta sonunu geçirmek
  • weekly:haftada bir, haftada bir olan, haftalık, haftalık dergi, haftalık gazete, her hafta
  • weeny:mini mini, minicik, minnacık, ufacık
  • weep:ağlama, ağlamak, akıtmak, damlamak, gözyaşı dökme, gözyaşı dökmek, iltihap akıtmak, özsu akıtmak, sızmak
  • weeper:ağıt yakan kimse, ağlayan kimse, başlıklı maymun, gözü yaşlı kimse
  • weeping:ağlama, ağlayan, akıtan, dökülen, gözü yaşlı, iltihap akıtan
  • weepy:acıklı, acıklı film, ağlamaklı, ağlayan, içli
  • weevil:buğday biti, pamukkurdu
  • weewee:çiş, çiş yapmak, işemek
  • weft:argaç, atkı
  • weigh:basmak, bastırmak, düşünüp taşınmak, gelmek, ölçüp tartmak, önemi olmak, sıkıştırmak, tartmak, yük olmak
  • weighbridge:baskül, kantar
  • weighed:basmak, bastırmak, düşünüp taşınmak, gelmek, ölçüp tartmak, önemi olmak, sıkıştırmak, tartmak, yük olmak
  • weigher:kantar, kantarcı, tartı, tartıcı
  • weighing:tartı, tartma
  • weight:ağırlaştırmak, ağırlık, ağırlık yapmak, etki, gramajını artırmak, gülle, itibar, önem, sıkıntı, siklet, tartı, tartma, yük, yüklemek
  • weightbridge:baskül, kantar
  • weighted:ağırlaştırılmış, ağırlıklı
  • weightiness:ağırlık, etkili olma, önemlilik
  • weighting:ağırlaştırmak, ağırlık yapmak, gramajını artırmak, yüklemek
  • weightless:ağırlıksız
  • weightlessness:ağırlıksızlık
  • weightlifter:halterci
  • weightlifting:halter sporu
  • weights:ağırlaştırmak, ağırlık, ağırlık yapmak, etki, gramajını artırmak, gülle, itibar, önem, sıkıntı, siklet, tartı, tartma, yük, yüklemek
  • weightwatcher:kilosuna dikkat eden kimse, rejim yapan kimse
  • weighty:ağır, endişeli, hatırı sayılır, nüfuzlu, okkalı, önemli, sıkıntılı
  • weir:bent, set
  • weird:acayip, anlaşılmaz, esrarengiz, kader ile ilgili, tuhaf
  • weirdo:acayip şey, garip, tuhaf tip
  • welch:ödemeden kaçmak, şartları yerine getirmemek, sözünü tutmamak
  • welching:ödemeden kaçmak, şartları yerine getirmemek, sözünü tutmamak
  • welcome:hoş karşılama, hoş karşılamak, hoşgeldiniz demek, karşılama, karşılamak, sıcak karşılama
  • welcome!:hoş karşılama, hoş karşılamak, hoşgeldiniz demek, karşılama, karşılamak, sıcak karşılama
  • welcomed:hoş karşılamak, hoşgeldiniz demek, karşılamak
  • weld:birleşmek, kaynak, kaynak yapmak, kaynak yeri, kaynamak, leğimlemek
  • welded:kaynak yapılmış, kaynaklı
  • welding:kaynak, kaynaklı, kaynama
  • welfare:mutluluk, refah, sağlık, sosyal yardımlaşma, yardım
  • :mutluluk, refah, sağlık, sosyal yardımlaşma, yardım
  • welfarism:refah devletçiliği
  • welkin:gök kubbe, gökyüzü, sema
  • well!:öyleyse!, peki!, şey!, ya!
  • wellbehaved:efendi, terbiyeli, uslu
  • wellbeing:iyi oluş, iyilik, mutluluk, sağlık
  • wellborn:iyi aileden gelen, kibar, soylu
  • wellbred:asil, cins, görgülü, soylu
  • welled:fışkırmak, kaynamak
  • wellfavored:güzel, yakışıklı
  • wellhead:kaynak, kaynak gözü, köken
  • wellheeled:para babası, paralı, zengin
  • wellingtons:çizme, lastik çizme
  • wellknown:herkesçe bilinen, meşhur, tanınan, tanınmış, ünlü
  • wellmannered:efendi, iyi huylu, kibar, terbiyeli
  • wellnigh:çok yakın, hemen hemen, neredeyse, yaklaşık
  • welloff:hali vakti yerinde, şanslı, varlıklı
  • wellrounded:abartılı, çok yönlü, dolgun, içerikli, kapsamlı, tombul
  • wellspring:kaynak, köken, memba
  • welltimed:vakitli, zamanlaması iyi
  • welltodo:hali vakti yerinde, tuzu kuru, varlıklı
  • wellworn:basmakalıp, eskimiş, klişeleşmiş, paralanmış
  • welsh:bahisleri ödemeden kaçmak, ödemeden kaçmak, şartları yerine getirmemek, sözünü tutmamak
  • welshing:bahisleri ödemeden kaçmak, ödemeden kaçmak, şartları yerine getirmemek, sözünü tutmamak
  • welshman:galli
  • welt:bant, bant koymak, kamçı izi, kamçılamak, kırbaçlamak, şerit, şerit yapmak, sert vuruş
  • welter:bulaşmak, gürültü, içinde yuvarlanmak, kargaşa, karışmak, patırtı, yuvarlanma, yuvarlanmak, yüzükoyun yatmak, yüzüstü yatmak
  • wen:büyük şehir, metropol, ur, yağ bezesi
  • wench:fahişelerle düşüp kalkmak, haspa, kız, zamparalık etmek
  • went:bahse girmek, başlamak, geçmek, girmek, gitmek, haline gelmek, iddiaya girmek, işlemek, kaybolmak, koyulmak, olmak, ölmek, sonuçlanmak, tükenmek, uymak, yapılmak, yayılmak
  • werewolf:kurt adam
  • werwolf:kurt adam
  • west:batı
  • westerly:batıdaki, batıdan, batıdan esen, batıya, batıya doğru
  • western:batı, batı ile ilgili, batılı, batıya ait, kovboy filmi, kovboy romanı
  • westerner:batılı
  • westernize:batılılaştırmak
  • westward:batıya doğru
  • westwards:batıya doğru
  • wet:hatalı, içki, içki ile kutlamak, içki yasağı karşıtı, içkili, içkinin serbest olduğu, ıslak, ıslaklık, ıslatmak, isteksiz, isteksiz kimse, martavalcı, nemli, rutubet, sulu, yağışlı, yağmurlu, yağmurlu hava, yaş
  • wetback:kaçak meksikalı göçmen
  • wether:iğdiş edilmiş koç, kısırlaştırılmış koç
  • wetness:ıslaklık, nem, rutubet
  • wetnurse:emzirmek, süt annelik yapmak, üstüne titremek
  • wetter:hatalı, içkili, içkinin serbest olduğu, ıslak, isteksiz, martavalcı, nemli, sulu, yağışlı, yağmurlu, yaş
  • wetting:ıslatma
  • wey:kuru yük
  • whack:darbe, deneme, pay, sert vurmak, vurmak, vuruş
  • whacked:bitkin, canı çıkmış, turşu gibi, yorgun
  • whacker:kocaman kimse, koskocaman şey, kuyruklu yalan
  • whacking:dayak, kocaman, koskocaman, kötek, kuyruklu, muazzam
  • whacky:güvenilmez, kaçık, saçma
  • whale:balina, balina avlamak, dövmek, pataklamak, sert davranmak
  • whaleman:balina avcısı, balina avı gemisi
  • whaler:balina avcısı, balina avı gemisi
  • whales:balina, balina avlamak, dövmek, pataklamak, sert davranmak
  • whaling:balina avcılığı, balina avında kullanılan, balina avlama, dayak, kocaman, koskocaman, kötek, sopa atma
  • whammy:darbe, kem göz, nazar
  • whang:şak diye vurma, şaklatmak, şaplak, şaplak atmak
  • whang!:güm!, şak!
  • wharf:iskele, iskeleye bağlamak, iskeleye boşaltmak, rıhtım
  • wharfage:iskele kullanımı, iskele ücreti, iskeleler, rıhtım ücreti, rıhtımlar
  • what:hangi, ne, neleri, neyi
  • what!:nasıl?, ne?
  • whatever:hangi, her ne, herhangi, hiç, ne
  • whatnot:belirsiz şey, biblo rafı, etajer
  • whatsoever:hangi, her ne, herhangi, hiç, ne
  • wheal:çizgi, iz, kenar, kırbaç izi, pervaz
  • wheat:buğday
  • wheatear:kuyrukkakan kuşu
  • wheaten:buğdaydan yapılmış
  • wheedle:dil dökmek, ikna etmek, kandırmak, tatlı sözlerle kandırmak, yaltaklanmak
  • wheedling:pohpohçu, yaltakçı
  • wheel:araba, araba ile götürmek, bisiklet, çark, çark etme, çark etmek, direksiyon, dişli, döndürmek, dönme, dönmek, dümen, el arabasıyla götürmek, işkence çarkı, lastik, pedal çevirmek, teker, tekerlek, tekerlekli bir şeyi itmek, yuvarlanmak
  • wheelbarrow:el arabası
  • wheelchair:tekerlekli sandalye
  • wheeled:tekerlekli
  • wheeler:koşum atı, tekerlekli araç
  • wheelerdealer:hileci tüccar, kurnaz, kurnaz politikacı
  • wheeling:araba ile götürmek, çark etmek, döndürmek, dönmek, el arabasıyla götürmek, pedal çevirmek, tekerlekli bir şeyi itmek, yuvarlanmak
  • wheelman:bisikletçi
  • wheels:araba, araba ile götürmek, bisiklet, çark, çark etme, çark etmek, direksiyon, dişli, döndürmek, dönme, dönmek, dümen, el arabasıyla götürmek, işkence çarkı, lastik, pedal çevirmek, teker, tekerlek, tekerlekli bir şeyi itmek, yuvarlanmak
  • wheelsman:bisikletçi
  • wheelwright:tekerlekçi
  • wheeze:bayat espri, bayat şaka, hırıldama, hırıldamak, hırıldayarak solumak, hırıltı, hırıltı ile söylemek, hırıltılı ses, hışıltı, hışıltılı nefes, oyun, parlak fikir, şaka
  • wheezing:hırıldamak, hırıldayarak solumak, hırıltı ile söylemek
  • wheezy:cızırtılı, hırıldayan, hırıltılı
  • whelk:deniz salyangozu, kabartı, sivilce
  • whelm:bastırmak, boğmak, bunaltmak, yenmek
  • whelmed:bastırmak, boğmak, bunaltmak, yenmek
  • whelming:bastırmak, boğmak, bunaltmak, yenmek
  • whelp:delikanlı, enik, eniklemek, genç, köpek yavrusu, saygısız genç, yavru, yavrulamak
  • whelping:eniklemek, yavrulamak
  • whelps:delikanlı, enik, eniklemek, genç, köpek yavrusu, saygısız genç, yavru, yavrulamak
  • when:-dığı sırada, -dığı zaman, -dığında, gerektiğinde, iken, ne zaman, ne zamandan kalma, vakit, zaman
  • whence:bu nedenle, -dan, -den, neden, nereden, nereli
  • whenever:bir ara, -dığında, -diğinde, her ne zaman, -ince
  • whensoever:-dığında, -diğinde, -ince
  • where:-diği yerde, -dığı yere, nere, nerede, nereden, nereye, yer
  • whereabouts:-dığı yerlere, nerelerde, nerelere, semt, yer
  • whereas:halbuki, mademki, oysa
  • whereat:bunun üzerine, dolayı, dolayısıyla, neye
  • whereby:mademki, vasıtasıyla
  • wherefore:amaç, -den dolayı, ne sebepten, neden, nedeniyle, niçin
  • wherefrom:neden, nereden
  • wherein:hangi hususta, ne yönden, neyin içinde, neyin içine
  • whereof:ki bundan, ki bunun, ki onun
  • whereon:üstünde
  • wheresoever:her nerede, her nereye, nerede olursa
  • whereupon:bundan sonra, bunun üzerine, ondan sonra
  • wherever:her nerede, her nereye, nerede olursa
  • wherewith:-dığı yerde, -dığı yere, nasıl, ne ile
  • wherewithal:araç gereçler, gereken, para
  • wherry:kayık, küçük kayık, küçük tekne, tek yelkenli mavna
  • whet:açmak, aperatif, bileme, bilemek, bilenme, bileylemek, iştah açıcı, sivriltmek, tahrik etmek, uyandırmak
  • whether:eğer, olup olmadığını
  • whetstone:bileği taşı, özendirme, tahrik
  • whetted:açmak, bilemek, bileylemek, sivriltmek, tahrik etmek, uyandırmak
  • whetting:açmak, bilemek, bileylemek, sivriltmek, tahrik etmek, uyandırmak
  • whew:of!, öf!, üf!, vay be!, vay canına!, vay!
  • whew!:of!, öf!, üf!, vay be!, vay canına!, vay!
  • whey:kesilmiş sütün suyu
  • wheyfaced:rengi atmış, soluk yüzlü
  • which:hangi, hangisi, hangisini, ki
  • whichever:hangi, hangisi, hangisi olursa, hangisini, herhangi
  • whiff:esinti, ima, koku, koku dalgası, kötü kokmak, kötü kokutmak, nefes, üflemek
  • whiffle:esmek, ıslık sesi çıkarmak, üflemek
  • whiffling:esmek, ıslık sesi çıkarmak, üflemek
  • while:halbuki, iken, -irken, karşın, olduğu halde, oysa, rağmen, sırasında, süre, vakit, zaman
  • whilst:-dığı halde, -iken, -irken, oysa, rağmen, sırasında, süresince, zaman
  • whim:bocurgat, geçici istek, heves, kapris, merak
  • whimper:ağlama, ağlamak, inleme, inlemek, mızırdanma, sızlanma, sızlanmak
  • whimpering:ağlamak, inlemek, sızlanmak
  • whims:bocurgat, geçici istek, heves, kapris, merak
  • whimsey:acayip fikirli, geçici istek, heves, kapris, kaprisli, maymun iştahlı
  • whimsical:acayip fikirli, garip, kaprisli, maymun iştahlı, tuhaf
  • whimsicality:acayiplik, gariplik, mizah, saçmalık
  • whimsicalness:acayiplik, gariplik, mizah, saçmalık
  • whimsy:acayip fikirli, geçici istek, heves, kapris, kaprisli, maymun iştahlı
  • whine:halinden şikâyet etme, mızırdanma, mızırdanmak, mızmızlanma, mızmızlanmak, sızlanma, sızlanmak
  • whining:mızırdanan, mızmızlanan, şikâyet eden, sızlanan
  • whinny:kişneme, kişnemek
  • whinnying:kişneme
  • whinstone:yol yapımında kullanılan sert taş
  • whip:aşırmak, bastırmak, çalmak, çevirmek, çırpılmış yiyecek, çırpma teli, çırpmak, dalgalanmak, dolamak, döndürmek, dövmek, fırlamak, kafasına sokmak, kamçı, kamçılama, kamçılamak, kapmak, kırbaç, kırbaçlamak, kitap dikişi, makara, olta atmak, parti denetçisi, parti disiplini bildirisi, teyel, teyellemek, yenmek, zorla öğretmek
  • whiplash:kamçı ucu, kırbaç ucu, omurga incinmesi
  • whipout:birden çekmek, çekivermek
  • whipped:aşırmak, bastırmak, çalmak, çevirmek, çırpmak, dalgalanmak, dolamak, döndürmek, dövmek, fırlamak, kafasına sokmak, kamçılamak, kapmak, kırbaçlamak, olta atmak, teyellemek, yenmek, zorla öğretmek
  • whipper:kamçı, kırbaç, kırbaçlayan kimse
  • whippersnapper:kendini bir şey sanan delikanlı, küçük çocuk, zıpır delikanlı
  • whippet:küçük zırhlı araç, tazı
  • whipping:bastırma, dayak, ipe sarılan sicim, kamçılama, kırbaçlama
  • whippletree:araba falakası
  • whippy:kamçıya benzeyen
  • whipsaw:hızar, hızar ile doğramak, karşılıklı oynamak, kereste bıçkısı
  • whipsawing:hızar ile doğramak, karşılıklı oynamak
  • whir:kanat sesi, pırlamak, pırpır etme, pırpır etmek
  • whirl:acele, baş dönmesi, dolamak, döndürmek, dönmek, fıldır fıldır dönmek, fırıl fırıl döndürmek, fırıl fırıl dönme, fırıl fırıl dönmek, karışmak, karmakarışıklık, koşuşturma, sarmak, telaş
  • whirlabout:fırıl fırıl dönmek, kendi etrafında dönmek
  • whirligig:deveran, dönme, fırıldak, geçme, topaç
  • whirling:dolamak, döndürmek, dönmek, fıldır fıldır dönmek, fırıl fırıl döndürmek, fırıl fırıl dönmek, karışmak, sarmak
  • whirlpool:anafor, girdap
  • whirlwind:çabuk kimse, hızlı tip, hortum, kasırga
  • whirlybird:helikopter
  • whirr:kanat sesi, pırpır etme, pırpır etmek
  • whirring:pırpır etme
  • whisk:çalı süpürgesi, çekmek, çırpma teli, çırpmak, fırça, fırçalamak, fırlamak, fırlatmak, hızla çıkarmak, hızlı hareket, kaçırmak, kuyruk sallamak, saçak, silerek çıkarmak, silip temizlemek, silmek, sineklik, süpürge, süpürmek, yumurta çırpıcı
  • whisked:çekmek, çırpmak, fırçalamak, fırlamak, fırlatmak, hızla çıkarmak, kaçırmak, kuyruk sallamak, silerek çıkarmak, silip temizlemek, silmek, süpürmek
  • whisker:bıyık, favori, sakal kılı
  • whiskered:bıyıklı, favorili
  • whiskers:bıyık, favori, favoriler, sakal
  • whiskey:viski
  • whisking:çekmek, çırpmak, fırçalamak, fırlamak, fırlatmak, hızla çıkarmak, kaçırmak, kuyruk sallamak, silerek çıkarmak, silip temizlemek, silmek, süpürmek
  • whisky:viski
  • whisper:dedikodu yapmak, fısıldamak, fısıltı, hışırdamak, hışırtı, ima, kulağına söylemek, söylenti
  • whispered:dedikodu yapmak, fısıldamak, hışırdamak, kulağına söylemek
  • whisperer:dedikoducu kimse, fısıldayan kimse
  • whispering:akustik, fısıldama, fısıldayan, fısıltı, fısıltılı
  • whispers:dedikodu yapmak, fısıldamak, fısıltı, hışırdamak, hışırtı, ima, kulağına söylemek, söylenti
  • whist:vist
  • whist!:pışt!, sus!
  • whistle:boğaz, düdük, düdük çalmak, düdük sesi, ıslık, ıslık çalmak, ıslık sesi, ıslıkla çalmak, ötmek, rüzgârın sesi, uğuldamak, vınlama, vınlamak
  • whistlestop:küçük kasaba, seçim gezisi
  • whistling:ıslık çalma, ıslık sesi, uğuldama, vınlama
  • whit:zerre
  • white:ak, beyaz, masum, solgun, temiz, terbiyeli, zararsız
  • whitecap:beyaz başlıklı kuş, kızılkuyruk, köpüklü dalga
  • whitefish:beyaz balık
  • whitelivered:korkak, ödlek
  • whiten:açmak, ağarmak, ağartmak, aklamak, bembeyaz yapmak, beyazlamak, beyazlaşmak, beyazlatmak, solmak
  • whitened:açmak, ağarmak, ağartmak, aklamak, bembeyaz yapmak, beyazlamak, beyazlaşmak, beyazlatmak, solmak
  • whiteness:aklık, beyazlık
  • whitening:ağartma, beyazlatıcı, beyazlatma
  • whites:beyazlar
  • whitesmith:kalaycı, tenekeci
  • whitethorn:akdiken, alıç
  • whitethroat:çalı bülbülü, kiraz kuşu, ötleğen kuşu
  • whitewash:aklama, aklamak, badana, badanalamak, beyaz boya, krem, kusurlarını gizlemek, namusu kurtarma, örtbas etme, örtbas etmek, sayı vermeden yenme, sayı vermeden yenmek, temize çıkarmak, temize çıkma
  • whitewashed:aklamak, badanalamak, kusurlarını gizlemek, örtbas etmek, sayı vermeden yenmek, temize çıkarmak
  • whitewashing:aklama, aklamak, badana, badanalamak, beyaz boya, krem, kusurlarını gizlemek, namusu kurtarma, örtbas etme, örtbas etmek, sayı vermeden yenme, sayı vermeden yenmek, temize çıkarmak, temize çıkma
  • whitey:beyaz adam, ırkçı beyaz
  • whither:ki orada, ki oraya, nereye, neye
  • whiting:ispanya beyazı, merlanos, mezgit, tebeşir tozu
  • whitish:akçıl, beyazımsı, beyazımtrak
  • whitlow:dolama
  • whittle:bıçakla kesmek, yontmak
  • whittling:bıçakla kesmek, yontmak
  • whiz:erbap, harika, pırpır etmek, usta, vınlama, vınlamak, vızıldamak, vızıltı
  • whizz:erbap, harika, pırpır etmek, usta, vınlama, vınlamak, vızıldamak, vızıltı
  • whizzing:pırpır etme
  • who:ki o, kim, kime, kimi
  • whoa:çüş!, dur!
  • whoa!:çüş!, dur!
  • whodunit:polisiye film, polisiye roman
  • whodunnit:polisiye film, polisiye roman
  • whoever:her kim, kim olursa
  • whole:bütün, öz, sağlam, sağlıklı, tam, toplam, toplu, tüm, yarasız beresiz
  • wholehearted:candan, içten, samimi
  • wholemeal:kepek, kepekli, kepekli buğday unu, kepekli undan yapılmış
  • wholeness:bütünlük, sağlamlık, tamlık
  • wholesale:büyük çapta, geniş çapta, toptan, toptan olarak, toptan satılan, toptan satış
  • wholesaler:toptancı
  • wholesome:sağlığa yararlı, sağlıklı, yararlı
  • wholewheat:kepekli, kepekli undan yapılmış
  • wholly:büsbütün, bütün bütün, hep, tamamen, tümden
  • whom:ki onu, kime, kimi
  • whoop:bağırma, bağırmak, bağırtı, boğmaca öksürüğü sesi, boğmacalı gibi öksürmek, çığlık, çığlık atmak, haykırma, haykırmak
  • whoopee:alem, şamata
  • whoopee!:yaşa!
  • whooping:bağırmak, boğmacalı gibi öksürmek, çığlık atmak, haykırmak
  • whoops:hop!, hoppala!, ops!
  • whoops!:hop!, hoppala!, ops!
  • whoosh:vınlamak, vızıldamak
  • whop:dayak atmak, dövmek, pataklamak, yenmek
  • whopper:kocaman şey, koskocoman şey, kuyruklu yalan
  • whopping:çok, çok büyük, kocaman, koskocoman, kuyruklu, okkalı, oldukça
  • whore:fahişe, fahişelik yapmak, fuhuş yapmak, orospu, orospuluk yapmak
  • whorehouse:genelev
  • whoring:fahişelik yapmak, fuhuş yapmak, orospuluk yapmak
  • whorl:halka, halka dizilişli yapraklar, helezonun bir kıvrımı, parmak izindeki kabarıklık
  • whortleberry:amerikan yabanmersini, çayüzümü
  • whose:ki onun, kimin
  • whosit:şey, zımbırtı
  • whosoever:her kim, her kim olursa, kim olursa
  • why:neden, niçin, niye, sebep
  • why!:neden?
  • wick:fitil
  • wicked:ahlaksız, aşağılık, fena, günahkâr, hain, harika, hınzır, kötü, kötü huylu, kötücül, muzip, yaramaz
  • wickeder:ahlaksız, aşağılık, fena, günahkâr, hain, harika, hınzır, kötü, kötü huylu, kötücül, muzip, yaramaz
  • wickedness:günahkârlık, kötülük
  • wicker:hasır, hasırdan yapılmış, sepetçi söğüdü dalı
  • wickerwork:hasır işi, sepet örgüsü
  • wicket:gişe kapısı, kriket kalesi, küçük kapı, yarım kapı
  • wide:adamakıllı, alabildiğine, ardına kadar, ardına kadar açık, bol, büyük, engin, enli, ferah, geniş, iyice, kapsamlı, tamamen, yaygın
  • wideawake:açıkgöz, cin gibi, kurnaz, tamamen uyanık, uyanık
  • wideeyed:gözleri faltaşı gibi açılmış, masum, şaşkın
  • widely:adamakıllı, enli, geniş ölçüde, iyice
  • widen:bollaşmak, genişlemek, genişletmek
  • widened:bollaşmak, genişlemek, genişletmek
  • wideness:bolluk, genişlik
  • widening:genişletme, genişleyen
  • widescreen:geniş ekran
  • widespread:alabildiğine açılmış, genel, yaygın
  • :alabildiğine açılmış, genel, yaygın
  • widgeon:yaban ördeği
  • widow:dul, dul kadın
  • widowed:dul, ıssız, tenha
  • widower:dul, dul erkek
  • widowhood:dulluk
  • width:en, genişlik
  • wield:kullanmak
  • wielding:kullanmak
  • wiener:sosis
  • wienie:sosis
  • wife:eş, hanım, karı, zevce
  • wifie:hanım, hatun
  • wig:peruk, takma saç
  • wigging:azarlama, paylama
  • wiggle:kıpır kıpır oynamak, kıpırdamak, kıpırdatmak, kıvrılmak, oynatmak, rahat durmamak
  • wight:insan, kimse, kişi
  • wigwag:hafifçe sallanmak
  • wigwam:kızılderili çadırı
  • wild:azgın, barbar, başıboş bir şekilde, çılgın, çılgınca, dağınık, delişmen, fırtınalı, hovarda, ıssız, kızgın, müthiş, rasgele, serkeş, sinirli, tenha, vahşi, vahşice, yabani
  • wildcat:hırçın kimse, huysuz, huysuz kadın, resmi olmayan grev, riskli, riskli girişim, rizikolu, tehlikeli, vaşak, yaban kedisi, yasal olmayan
  • wilderness:bakımsız bahçe, çöl, el değmemiş yer, kalabalık, kır, sahra, yığın
  • wildest:azgın, barbar, çılgın, çılgınca, dağınık, delişmen, fırtınalı, hovarda, kızgın, müthiş, rasgele, serkeş, sinirli, vahşi, yabani
  • wildfire:söndürülmesi güç ateş
  • wildfowl:av kuşları
  • wilding:yabani bitki
  • wildlife:vahşi hayvanlar
  • wildness:çılgınlık, delilik, vahşilik
  • wilds:ıssızlık, tenhalık, vahşi doğa, vahşi yerler
  • wile:ayartmak, baştan çıkarmak, cezbetmek, dolap, hile, üçkâğıt
  • wiles:ayartmak, baştan çıkarmak, cezbetmek, dolap, hile, üçkâğıt
  • wilful:bildiğini okuyan, inatçı, kasıtlı, kasti, söz dinlemez, taammüden
  • wilfully:kasıtlı olarak, kasten, mahsus, taammüden
  • wilfulness:inatçılık, kasıtlılık
  • wiliness:hinlik, kurnazlık, şeytanlık, üçkâğıtçılık
  • wiling:ayartmak, baştan çıkarmak, cezbetmek
  • will:amaç, amaçlamak, arzu, arzulamak, azim, azmetmek, buyurmak, dilek, dilemek, emretmek, irade, istek, istekte bulunmak, istemek, niyet, niyet etmek, vasiyet, vasiyet etmek, vasiyetname
  • willed:iradeli
  • willful:bildiğini okuyan, inatçı, kasıtlı, kasti, söz dinlemez, taammüden
  • willfully:kasıtlı olarak, kasten, mahsus, taammüden
  • willfulness:inatçılık, kasıtlı yapma
  • willies:bıkkınlık, sıkıntı, sinirlilik
  • willing:candan, gönülden, gönüllü, hazır, istekli, razı
  • willingless:gönüllülük, içinden gelme, isteklilik, isteyerek yapma
  • willingly:can atarak, içinden gelerek, isteyerek, kendi isteğiyle, seve seve
  • willingness:gönüllülük, içinden gelme, isteklilik, isteyerek yapma
  • willow:hallaç makinesi, hallaç makinesi ile atmak, kriket sopası, söğüt
  • willowy:dal gibi, eğilir, narin, söğütlerle dolu, söğütlü
  • willpower:irade, irade gücü
  • willynilly:ister istemez, istese de istemese de
  • wilt:cesaretini kaybetmek, -eceksin, güçten düşmek, solmak
  • wilted:cesaretini kaybetmek, -eceksin, güçten düşmek, solmak
  • wilting:cesaretini kaybetmek, -eceksin, güçten düşmek, solmak
  • wily:cin fikirli, kurnaz, şeytan
  • win:başarı, dostluğunu kazanmak, elde etmek, ele geçirmek, galibiyet, galip gelmek, ikna etmek, kazanma, kazanmak, ulaşmak, zafer
  • wince:çekinme, çekinmek, ürkme, ürkmek
  • winced:çekinmek, ürkmek
  • winch:bocurgat, vinç, vinçle kaldırmak
  • wind:açmak, boş lâf, bükülmek, çevirmek, dolamak, dolambaçlı olmak, dolanmak, döndürmek, dönemeç, esinti, hava, kıvırmak, kıvrıla kıvrıla gitmek, kıvrılmak, koklayarak bulmak, koku, kokusunu almak, kurma, nefes, nefes aldırmak, osuruk, rüzgâr, saçmalık, sarılmak, sarmak, soluklandırmak, üfleme, yel
  • windbag:çalçene, çenesi düşük kimse, dillidüdük, farfara, geveze
  • windblown:kâkul şeklinde kesilmiş, rüzgârdan dağılmış, rüzgârdan eğilmiş, rüzgârdan savrulmuş
  • windbreak:rüzgâr siperi
  • windcheater:anorak, parka
  • winded:soluğu kesilmiş, soluksuz
  • winder:çıkrık, çıkrıkçı, döner basamak, kurgu, saat kurgusu, sarılan bitki
  • windfall:beklenmedik şans, düşeş, rüzgârdan düşen meyve, rüzgârın devirdiği ağaç, tâlih kuşu
  • windflower:anemon, dağ lalesi
  • windiness:çenesi düşüklük, gevezelik, rüzgârlılık
  • winding:bobin, dolam, dolama, dolambaç, dolambaçlı, dolaşma, döndürme, dönemeç, döner, dönme, helezoni, kavis, sarma, sarmal, yılankavi
  • windjammer:çenesi düşük kimse, geveze, yelkenli, yelkenli gemi
  • windlass:bocurgat, çıkrık, ırgat, vinç
  • windless:durgun, rüzgârsız
  • windmill:fırıldak, rüzgâr gülü, yeldeğirmeni
  • window:cam, camekân, pencere, vitrin
  • windowpane:pencere camı
  • windows:cam, camekân, pencere, vitrin
  • windowsill:pencere eşiği, pencere kenarı
  • windpipe:nefes borusu, soluk borusu
  • windscreen:araba ön camı, ön cam
  • windshield:araba ön camı, ön cam
  • windsleeve:rüzgâr hortumu
  • windsock:rüzgâr hortumu
  • windswept:darmadağınık, rüzgâr alan, rüzgâra açık, rüzgârlı
  • windup:araba camını açmak, bitirmek, boylamak, bükmek, çevirmek, döndürmek, heyecanlandırmak, kapamak, kıvırmak, kurmak, sarıp sarmalamak, sarmak, son vermek, sona ermek, tahrik etmek, tasfiye etmek, yumak yapmak
  • windward:rüzgâr tarafı, rüzgâr tarafındaki, rüzgâr üstü, rüzgâr üzerindeki
  • windy:boş, boş konuşan, endişeli, gaz yapan, korkmuş, lafı uzatan, rüzgâr alan, rüzgârlı
  • wine:ağırlamak, şarap, şarap içmek, şarap rengi, şarap sunmak, şaraplı eğlence
  • winebibber:bekri, şarapçı
  • wineglass:şarap bardağı, şarap kadehi
  • winery:şaraphane
  • wineskin:şarap tulumu
  • wing:burun kanadı, çamurluk, ek bina, hava filosu, hızlandırmak, kanadını yaralamak, kanat, kanat takmak, kanatlanmak, kol, kolundan yaralamak, sıvışma, uçarak geçmek, uçma, uçmak, uçuşan şey
  • wingding:çılgın eğlence, çılgınca şey, heyheyleri tutma
  • winged:etkileyici, hızlı, kanatlı
  • winging:hızlandırmak, kanadını yaralamak, kanat takmak, kanatlanmak, kolundan yaralamak, uçarak geçmek, uçmak
  • wingless:kanatsız
  • wings:kanatlar, kulis, pilotluk rozeti
  • wingspan:kanat genişliği
  • wingspread:kanat genişliği
  • wink:an, göz işareti, göz kırpmak, göz yummak, gözetme, gözetmek, kırpmak, pırıldamak, titreyerek parlamak, yanıp sönmek
  • winker:flaşör, göz siperi, işaret lâmbası
  • winking:göz kırpma, kırpma
  • winkle:deniz salyangozu, salyangoz
  • winner:birinci, büyük başarı, galip, kazanan
  • winners:birinci, büyük başarı, galip, kazanan
  • winner’s:birinci, büyük başarı, galip, kazanan
  • winning:birinci olan, dostça, galibiyet, hoş, kazanan, kazandıran, kazanma, sevimli
  • winnings:kazanç
  • winnow:ayıklamak, ayırmak, harman savurma, harman savurmak, rüzgâra savurarak ayırmak, yaba, yabalama, yabalamak
  • winnowing:ayıklamak, ayırmak, harman savurmak, rüzgâra savurarak ayırmak, yabalamak
  • wino:ayyaş, içkici
  • winsome:çekici, güzel, hoş, sevimli, şirin
  • winter:kış, kışı geçirmek, kışı geçirtmek, kışlamak, kışlık, yaş
  • wintering:kışı geçirmek, kışı geçirtmek, kışlamak
  • winterize:kışa hazırlamak
  • wintertide:kış mevsimi
  • wintery:buz gibi, kış gibi, soğuk
  • wintriness:buz gibi olma, soğukluk
  • wintry:buz gibi, kış gibi, soğuk
  • winy:şarap gibi, sarhoş
  • wipe:alay, dalga geçme, kafa bulma, kurulamak, silme, silmek, temizleme, tokat, vuruş
  • wiped:kurulamak, silmek
  • wipeout:çıkarmak, kapamak, ödemek, öldürmek, ovarak çıkarmak, silip temizlemek, silmek, temizlemek, yok etmek
  • wiper:dalga geçme, dirsekli makara, kafa bulma, kazıma aleti, kontak kolu, silecek, silici, sille, temizlik malzemesi, tokat
  • wiping:silme
  • wire:elektrik tesisatını yapmak, idare, kablo döşemek, kapan, kapana kıstırmak, kiriş, kontrol, kukla ipi, nüfuz, tel, tel takmak, telden yapılmış, telgraf, telgraf çekmek, telgrafla göndermek, telle bağlamak, telle çevirmek, tuzak, tuzakla yakalamak
  • wired:telli
  • wiredraw:haddeden çekip tel yapmak, kılı kırk yarmak, uzatmak
  • wiredrawn:kılı kırk yaran, lafı uzatan
  • wireless:kablosuz, radyo, telsiz, telsiz telefon, telsiz telgraf
  • wireman:kablo döşeyen kimse, kablocu, telefon hattı döşeyen kimse, telsizci
  • wirepuller:ipleri elinde tutan kimse, perde arkasındaki idareci
  • wirepulling:ipleri elinde tutma, perde arkasından yönetme
  • wires:elektrik tesisatını yapmak, idare, kablo döşemek, kapan, kapana kıstırmak, kiriş, kontrol, kukla ipi, nüfuz, tel, tel takmak, telgraf, telgraf çekmek, telgrafla göndermek, telle bağlamak, telle çevirmek, tuzak, tuzakla yakalamak
  • wiretap:hattı dinlemek, telefon dinlemek
  • wiretapper:telefonu dinleyen kimse
  • wiretapping:hattı dinleme, telefonu dinleme
  • wirewalker:ip cambazı
  • wiriness:dayanıklı olma, sertlik
  • wiring:elektrik şebekesi, kablo şebekesi, kablo takma
  • wiry:dayanıklı, fırça gibi, metalik, sırım gibi, tel, tel gibi, titreşimli
  • wisdom:akıl, akıllılık, bilgelik, hikmet, ilim, irfan
  • wise:akıllı, alim, anlayışlı, becerikli, bilge, bilgili, deneyimli, haberi olan, küstah, şekil, ukalâ, usta, usul, yol, yöntem
  • wiseacre:bilmiş, çokbilmiş, ukâla
  • wisecrack:espri, şaka
  • wisecracker:esprili kimse, şakacı
  • wisecracks:espri, şaka
  • wiseguy:bilmiş, hinoğlu hin, kurnaz, ukalâ
  • wisely:akıllıca, bilgece, her ihtimale karşı
  • wiser:akıllı, anlayışlı, becerikli, bilge, bilgili, deneyimli, haberi olan, küstah, ukalâ, usta
  • wish:arzu, dilek, dilemek, istek, isteme, istemek, umut, umut etmek
  • wishbone:lades kemiği, süspansiyon kolu
  • wished:dilemek, istemek, umut etmek
  • wishes:arzu, dilek, dilemek, istek, isteme, istemek, umut, umut etmek
  • wishful:arzulu, hasret dolu, istekli
  • wishing:isteme
  • wishywashy:açık, boş, cansız, hafif, karaktersiz, renksiz, zayıf
  • wisp:küçük süpürge, tutam, ufacık şey
  • wispy:bir tutam, incecik, ufacık
  • wistful:arzulu, dalgın, düşünceli, hasret çeken, istekli, özlemiş
  • wit:akıl, bilmek, ince espri, ince zekâ, nükte, öğrenmek, yâni, zekâ, zeki kimse
  • witch:afsuncu, büyü yapmak, büyücü kadın, büyülemek, büyüleyici güzel, cadı, sihirbaz
  • witchcraft:büyü, büyücülük, sihirbazlık
  • witchdoctor:kabile büyücüsü
  • witchery:büyü, büyücülük, cazibe, çekicilik, sihir
  • witching:büyü yapmaya uygun, büyüleyici, çekici
  • witeless:kablosuz, radyo, telsiz, telsiz telefon, telsiz telgraf
  • with:beraber, birlikte, ile, -li
  • withal:ayrıca, bununla beraber, da, de, ile, üstelik
  • withdraw:almak, ayrılmak, çekilmek, çekinmek, çekmek, geri almak, geri çekilmek, geri çekmek, para çekmek
  • withdrawal:bırakma, çekilme, çekme, çıkma, geri alma, gerileme, iptal, para çekme, tedavülden kaldırma, vazgeçme
  • withdrawing:geri çekilme
  • withdrawn:çekilmiş, çekingen, geri alınmış, içe dönük, içine kapanık
  • withdrew:almak, ayrılmak, çekilmek, çekinmek, çekmek, geri almak, geri çekilmek, geri çekmek, para çekmek
  • wither:kalmamak, kaybolmak, kurutmak, soldurmak, solmak, susturmak, utandırmak, yitmek
  • withered:bozulmuş, kalmamış, pörsük, solmuş
  • withering:solan, solduran, utandıran
  • withers:atın omuz başı
  • withheld:alıkoymak, esirgemek, tutmak, vermemek
  • withhold:alıkoymak, esirgemek, tutmak, vermemek
  • within:dahilinde, iç, iç kısım, içeri, içeride, içeriden, içeriye, için için, içinde, içinden, kapsamında, zarfında
  • without:dışarıda, dışında, -meden, -medikçe, -meksizin, olmadan, olmaksızın, -siz, -sız
  • withstand:dayanmak, direnmek, karşı koymak
  • withstanding:dayanmak, direnmek, karşı koymak
  • withy:bodur söğüt, söğüt dalı
  • witless:akılsız, düşüncesiz, kafasız, saf
  • witness:kabul etmek, onaylamak, şahit, şahit olmak, şahitlik etmek, sahne olmak, tanık, tanık olmak, tanıklık
  • witnessed:kabul etmek, onaylamak, şahit olmak, şahitlik etmek, sahne olmak, tanık olmak
  • witnessing:kabul etmek, onaylamak, şahit olmak, şahitlik etmek, sahne olmak, tanık olmak
  • wits:akıl, ince espri, ince zekâ, nükte, zekâ, zeki kimse
  • witted:zekâlı
  • witticism:espri, nükte, şaka
  • witticisms:espri, nükte, şaka
  • wittiness:espri yeteneği, esprililik, hazırcevaplık
  • wittingly:bile bile, kasten
  • witty:esprili, hazırcevap, nükteli, zekice
  • wiz:deha
  • wizard:büyücü, büyücülüğe ait, büyüleyici, dahi, harika, harikalar yaratan kimse, şahane, sihirbaz, sihirbazlık ile ilgili
  • wizardry:beceri, büyücülük, sihirbazlık, ustalık
  • wizen:kart, kurumuş, pörsük, pörsümüş
  • wizened:kart, kartlaşmış, kurumuş, pörsük, pörsümüş
  • wobble:bocalama, bocalamak, sallanma, sallanmak, sendeleme, sendelemek, tereddüd, tereddüd etmek, titremek, yalpalama, yalpalamak
  • wobbling:bocalamak, sallanmak, sendelemek, tereddüd etmek, titremek, yalpalamak
  • wobbly:sallanan, sendeleyen, titrek
  • woe:dert, gam, keder, üzüntü
  • woe!:eyvah!, vah vah!, vah!
  • woebegone:dertli, mutsuz, üzüntülü
  • woeful:acıklı, acınacak, dertli, kederli, üzücü
  • woke:anlamasını sağlamak, canlandırmak, canlanmak, gözünü açmak, körüklemek, ölünün başında beklemek, sabahlamak, uyandırmak, uyanmak
  • woken:anlamasını sağlamak, canlandırmak, canlanmak, gözünü açmak, körüklemek, ölünün başında beklemek, sabahlamak, uyandırmak, uyanmak
  • wold:bozkır, step, yayla
  • wolf:aç kurt gibi yemek, akortsuzluk, çapkın, kurt, yalayıp yutmak, zampara
  • wolfhound:kurt köpeği
  • wolfish:açgözlü, kurt gibi, vahşi
  • wolfram:tungsten, volfram
  • woman:bayan, kadın, karı
  • womanhood:kadınlar, kadınlık
  • womaniser:çapkın, kadın avcısı, zampara
  • womanish:kadın gibi, kadınsı
  • womanize:çapkınlık etmek, kadın peşinde koşmak, zamparalık etmek
  • womanizer:çapkın, kadın avcısı, zampara
  • womanizing:çapkınlık etmek, kadın peşinde koşmak, zamparalık etmek
  • womankind:kadın cinsi, kadın milleti, kadın üyeler, kadınlar
  • womanlike:kadın gibi, kadınca, kadınsı
  • womanliness:kadın gibi olma, kadınsılık
  • womanly:kadına yakışır, kadınca
  • womb:dölyatağı, kaynak, köken, rahim
  • women:bayan, kadın, karı
  • womenfolk:kadın milleti, kadın üyeler, kadınlar
  • won:won
  • wonder:harika, hayranlık, hayret, hayret etmek, merak etmek, mucize, şaşılacak şey, şaşkınlık, şaşmak
  • wondered:hayret etmek, merak etmek, şaşmak
  • wonderful:harika, harikulâde, şahane, şaşılacak
  • wonderful!:harika!
  • wondering:şaşırmış, şaşkın
  • wonderland:harikalar diyarı
  • wonderment:hayret, merak, şaşkınlık
  • wonders:harika, hayranlık, hayret, hayret etmek, merak etmek, mucize, şaşılacak şey, şaşkınlık, şaşmak
  • wonderstruck:çok şaşırmış, hayretler içinde kalmış
  • wondrous:fevkalade, harika, harikulâde, şaşılacak
  • wondrously:harika şekilde, şaşılacak biçimde
  • wonky:bitkin, çürük, halsiz, sakat
  • wont:adet, alışkanlık, alışkanlık haline getirmiş, alışmış
  • wonted:alışılmış, herzamanki
  • woo:aramak, elde etmeye çalışmak, kur yapmak
  • wood:ağaçlık, ahşap, fıçı, kereste, koru, odun, tahta, tahtadan yapılmış
  • woodbine:frenk asması, ucuz sigara, yabani hanımeli
  • woodblock:gravür, kütük, tahta kalıp
  • woodcarver:ağaç oymacısı
  • woodcarving:ağaç oyma işi, ağaç oymacılığı
  • woodchuck:dağ sıçanı
  • woodcock:çulluk
  • woodcraft:ağaç oymacılığı, ormancılık
  • woodcut:gravür, gravür sanatı, tahta baskı kalıbı
  • woodcutter:gravür sanatçısı, oduncu
  • woodcutting:gravür sanatı, odunculuk
  • wooded:ağaçlık, ormanlık
  • wooden:ağaçlı, ahşap, alık, kalın kafalı, kazık gibi, ruhsuz, tahta
  • woodenheaded:kalın kafalı, odun kafalı
  • woodland:ağaçlık yer, ormanda yaşayan, ormanlık yer
  • woodlark:tarlakuşu
  • woodlouse:tesbih böceği
  • woodman:keresteci, korucu, oduncu, orman adamı, ormancı, ormanda yaşayan kimse
  • woodpecker:ağaçkakan
  • woods:orman
  • woodshed:kömürlük, odunluk
  • woodsman:keresteci, korucu, oduncu, orman adamı, ormancı, ormanda yaşayan kimse
  • woodwind:tahta nefesli çalgı
  • woodwork:doğrama işleri, doğramacılık, marangozluk
  • woodworking:doğrama
  • woody:ağaçlık, ağaçsı, odunsu, ormanlık
  • wooer:aşık, kur yapan kimse
  • woof:argaç, atkı, dokuma, havlamak, kumaş, ulumak
  • woofer:alçak titreşimli hoparlör
  • wooing:flört, kur, kur yapma
  • wool:bulaşık teli, kıvırcık saç, yapağı, yün, yün gibi saç
  • woolen:yün, yünlü, yünlü kumaş
  • woolgathering:başında kavak yelleri esen, başında kavak yelleri esme, dalgın, dalgınlık, hayal kurma, hayalci, hayale dalma, hayallere dalma
  • woolies:yün giysiler, yünlüler
  • wooliness:karışıklık, kıvırcıklık, yün gibi olma, yünlülük
  • woollen:yün, yünlü, yünlü kumaş
  • woollens:yün giysiler, yünlüler
  • woollies:yün giysiler, yünlüler
  • woolliness:karışıklık, kıvırcıklık, yün gibi olma, yünlülük
  • woolly:karışık, kıvır kıvır, kıvırcık, tüylü, yün çamaşır, yünlü, yünlü giysi, yünlü kumaş
  • woolpack:bulut kümesi, yün balyası
  • wooly:karışık, kıvır kıvır, yapağı gibi, yumuşacık, yün çamaşır, yün gibi, yün giysi, yünlü, yünlü kumaş
  • woozy:kafası karışık, sarhoş, sersem
  • word:bilgi, emir, haber, ifade etmek, iki çift lâf, kelime, laf, lâkırdı, lügat, parola, söylemek, söz, sözcük, tabir, vâât
  • wordbook:libretto, sözlük
  • wordiness:çok kelimeli oluş, sözcük çokluğu, sözü uzatma
  • wording:ifade tarzı, üslup
  • wordless:kelimesiz, sessiz, sözcüksüz
  • wordplay:cinas, kelime oyunu
  • words:ağız kavgası, güfte, laf, sözler
  • wordy:çok kelimeli, kelime, söz, sözü fazla uzatan
  • wore:aşındırmak, boca etmek, dayanmak, giymek, soldurmak, solmak, takınmak, takmak, taşımak, volta vurmak, yıpranmamak, yıpratmak
  • work:başarılı olmak, çabalamak, çalışma, çalışmak, emek, eser, etkili olmak, görev, iş, iş yapmak, işe yaramak, işleme, işlemek, işletmek, işyeri, koparmak, mayalanmak, meşgul olmak, meşguliyet, oynamak, oynatmak, seğirmek, sızdırmak, yapıt
  • workable:biçim verilir, çalıştırılır, işlenebilir, işletilir, uygulanabilir
  • workaday:alelâde, gündelik, günlük, sıradan
  • workaholic:işkolik kimse
  • workbench:tezgâh
  • workbook:alıştırma kitabı, çalışma kılavuzu
  • workbox:alet kutusu, dikiş kutusu
  • workday:çalışma günü, iş günü
  • worked:işlenmiş
  • worker:amele, emekçi, işçi, yaratıcı
  • workers:emekçiler, işçi sınıfı, işçiler
  • worker’s:emekçiler, işçi sınıfı, işçiler
  • workfellow:iş arkadaşı
  • workhorse:beygir, eşek gibi çalışan kimse
  • workhouse:darülaceze, düşkünler evi, ıslahevi
  • working:çaba, çalışan, çalışma, halletme, iş, işleme, işletme, işleyen, kazı, mayalanma, temel, üretme, yeterli
  • workıng:çaba, çalışan, çalışma, halletme, iş, işleme, işletme, işleyen, kazı, mayalanma, temel, üretme, yeterli
  • workingman:emekçi, işçi
  • workings:görev, iş, işletme, kazı, kazı yapılan yerler
  • workless:işsiz
  • workload:adam başına düşen iş, iş yükü
  • workman:amele, işçi, usta, zanaatçı
  • workmanlike:işçi gibi, işçiye yakışır, usta elinden çıkmış
  • workmanly:işçi gibi, işçiye yakışır, usta elinden çıkmış
  • workmanship:işçilik, usta işi, ustalık, zanaat
  • workmen:amele, işçi, usta, zanaatçı
  • workout:antreman, çalışma, deneme, idman, yetenek testi
  • workpeople:çalışanlar, emekçiler, işçiler
  • workplace:atölye, dükkân, işyeri
  • works:atölye, çalışmalar, eserler, fabrika, imalathane, iş, işler, istihkâm, tesis, yapı, yapıtlar
  • worksheet:çalışma kâğıdı, hesap özeti, karalama kâğıdı, mizan, müsvedde
  • workshop:atölye, çalışma alanı, dükkân, fabrika, imalathane, işyeri
  • worksite:şantiye
  • worktable:çalışma masası
  • workup:amaçlamak, artırmak, düzenlemek, geliştirmek, getirmek, hazırlamak, hedeflemek, heyecanlandırmak, körüklemek, planlamak, sokmak, tahrik etmek, tamamlamak
  • workwear:iş giysisi, tulum
  • world:alem, diyar, dünya, yeryüzü
  • worldliness:dünyevi oluş, maddecilik
  • worldling:dünya işlerine dalmış kimse
  • worldly:dünya zevklerine düşkün, dünyasal, dünyevi, maddi, pişkin
  • worldview:dünya görüşü
  • worldwide:dünya çapında, evrensel
  • worm:bağırsak kurdu, içini kemiren şey, kurt, kurt aramak, kurt dökmek, kurtçuk, kurtlarını dökmek, pısırık adam, solucan, sonsuz dişli, sonsuz vida
  • worms:bağırsak kurdu, içini kemiren şey, kurt, kurt aramak, kurt dökmek, kurtçuk, kurtlarını dökmek, pısırık adam, solucan, sonsuz dişli, sonsuz vida
  • wormwood:acı şey, acı veren şey, pelin
  • wormy:adi, aşağılık, kurt gibi, kurt yemiş, kurtlanmış, kurtlu
  • worn:bayat, bitap, bitkin, çok giyilmiş, eskimiş, köhne, yıpranmış, yorgun
  • wornout:bayat, bitap, bitkin, eski püskü, eskimiş, işi bitmiş, yıpranmış, yorgun
  • worried:düşünceli, endişeli, kaygılı, merakta kalmış, üzgün, üzüntülü
  • worries:acı, dert, endişe, endişe etmek, endişelendirmek, endişelenmek, hırpalamak, ısırıp silkeleme, ısırıp silkelemek, karın ağrısı, kaygı, kaygılanmak, merak, merak etmek, merakta kalmak, rahatsız etmek, rahatsız olmak, silkeleme, sinirlenmek, taciz etmek, tedirgin olmak, üzmek, üzülmek, üzüntü, zorlamak
  • worrisome:can sıkıcı, endişe verici, huzursuz, kaygılandıran, merakta bırakan, rahatsız, üzücü
  • worry:acı, dert, endişe, endişe etmek, endişelendirmek, endişelenmek, hırpalamak, ısırıp silkeleme, ısırıp silkelemek, karın ağrısı, kaygı, kaygılanmak, merak, merak etmek, merakta kalmak, rahatsız etmek, rahatsız olmak, silkeleme, sinirlenmek, taciz etmek, tedirgin olmak, üzmek, üzülmek, üzüntü, zorlamak
  • worrying:can sıkıcı, endişe verici, rahatsız edici, üzücü
  • worse:beter, beteri, daha berbat, daha da kötüsü, daha fena, daha kötü, daha kötüsü, kötü
  • worsen:beter etmek, daha da kötü olmak, gerilemek, kötüleşmek, kötüleştirmek
  • worsening:beter etmek, daha da kötü olmak, gerilemek, kötüleşmek, kötüleştirmek
  • worsens:beter etmek, daha da kötü olmak, gerilemek, kötüleşmek, kötüleştirmek
  • worship:aşırı saygı, ibadet, ibadet etmek, ilahlaştırma, taparcasına sevmek, tapınmak, tapma, tapmak
  • worshiped:ibadet etmek, taparcasına sevmek, tapınmak, tapmak
  • worshiper:ibadet eden kimse, inanan, mümin, tapan kimse
  • worshipful:muhterem, saygı dolu, saygıdeğer, tapılacak
  • worshiping:tapınma
  • worshipped:ibadet etmek, taparcasına sevmek, tapınmak, tapmak
  • worshipper:ibadet eden kimse, inanan, mümin, tapan kimse
  • worshipping:tapınma
  • worst:alt etmek, en fena, en fena şekilde, en kötü, en kötü biçimde, en kötü durum, en kötüsü, yenmek
  • worsted:taranmış, yün iplik, yün iplikten dokunmuş, yün kumaş
  • worsting:alt etmek, yenmek
  • wort:arpa mayası, bitki
  • worth:bedel, değer, değerinde, değerli şey, değmek, layık
  • worthier:değer, değerli, dikkate değer, layık, önemli, saygıdeğer, yakışır
  • worthily:uygun bir şekilde, yakışır şekilde, yaraşır biçimde
  • worthiness:değer, lâyık olma
  • worthless:beş para etmez, değersiz, karaktersiz, önemsiz
  • worthwhile:değer, uğraşmaya değer, zahmete değer, zaman harcamaya değer, zamana değer
  • worthy:değer, değerli, dikkate değer, kodaman, layık, önemli, önemli kimse, saygıdeğer, saygın kişi, yakışır
  • would:-caktı, -cekti, -erdi, -ermi, -ermiydi
  • wound:bere, incitmek, kâlbini kırmak, yara, yaralamak
  • wounded:incinmiş, kırılmış, yaralanmış, yaralı, yaralılar
  • wounding:incitmek, kâlbini kırmak, yaralamak
  • wounds:bere, incitmek, kâlbini kırmak, yara, yaralamak
  • wove:dokumak, karıştırmak, katmak, kurmak, örmek, serpiştirmek, yapmak, zikzak çizmek, zikzak yapmak
  • woven:dokuma, dokunmuş, örülmüş
  • wow:büyük başarı, hayran etmek, hayret ettirmek, müthiş şey, parmak ısıttıran şey, radyoda ses bozulması, şaşırtmak
  • wow!:hayret!, vay be!, vay!
  • wowing:hayran etmek, hayret ettirmek, şaşırtmak
  • wowser:içkiye tövbe eden, oyunbozan, tutucu
  • wrack:enkaz, gemi enkazı, harabe, kıyıya vuran yosun, uçuşan bulut, yıkıntı
  • wraith:hayalet, sıska tip
  • wrangle:birbirini yemek, dalaşmak, kavga, kavga etmek, tartışma, tartışmak
  • wrangler:kavgacı, matematik bölüm birincisi, sığır çobanı, sığırtmaç, tartışmacı
  • wrangling:birbirini yemek, dalaşmak, kavga etmek, tartışmak
  • wrap:atkı, battaniye, bürümek, bürünmek, dolamak, örtmek, örtü, paketlemek, paketlenmek, palto, şal, sargı, sarılacak şey, sarınılan şey, sarınmak, sarmak
  • wraparound:kaplayan, kuşatan, önü açık giysi, saran
  • wrapped:bürünmüş, dalmış, kendini kaptırmış, örtülü
  • wrapper:atkı, eşarp, kaplık, kitap kabı, örtü, paket kâğıdı, puronun dış yaprağı, sabahlık, şal, saran kimse
  • wrappers:atkı, eşarp, kaplık, kitap kabı, örtü, paket kâğıdı, puronun dış yaprağı, sabahlık, şal, saran kimse
  • wrapping:ambalaj ipi, paket kâğıdı, paketleme, sargı, sarma
  • wrappings:ambalaj ipi, paket kâğıdı, sargı
  • wrapround:kaplayan, kuşatan, önü açık giysi, saran
  • wrapt:bürünmüş, dalmış, kendini vermiş
  • wrath:gazap, hiddet, öfke
  • wrathful:hiddetli, küplere binmiş, öfkeli
  • wrathy:hiddetli, küplere binmiş, öfkeli
  • wreak:almak, çıkarmak
  • wreath:çelenk, halka, halka şeklinde duman
  • wreathe:çelenk yapmak, çelenklerle süslemek, çevrelemek, çöreklenmek, döne döne yükselmek, kaplamak
  • wreck:baltalamak, bozmak, enkaz, gemi enkazı, harabe, harap olma, hasara uğratmak, haşat etmek, karaya oturtmak, kaza, kaza yapmak, kaza yaptırmak, mahvetmek, mahvolma, rezil etmek, suya düşme, suya düşürmek, yıkılma, yıkıntı
  • wreckage:enkaz, gemi enkazı, hasar, yıkıntı, zarar
  • wrecked:bozulmuş, harap olmuş, karaya oturmuş, kaza yapmış, mahvolmuş
  • wrecker:baltalayan kimse, çekici, enkaz toplayıcı, gemi batıran yağmacı, hurdacı, sabotajcı, tamirci
  • wrecking:kurtarma, tamir, yardıma gelen, yıkım
  • wrecks:harabe, virane, yıkıntı
  • wren:çalıkuşu
  • wrench:asılmak, ayrılış acısı, bükme, bükmek, bükülme, burkma, burkmak, burkulma, çarpıtmak, ingiliz anahtarı, ters anlamak, yanlış yorumlamak, zorla almak
  • wrenching:asılmak, bükmek, burkmak, çarpıtmak, ters anlamak, yanlış yorumlamak, zorla almak
  • wrest:akort anahtarı, bükmek, çarpıtmak, gasp, gaspetmek, zorla alma, zorla almak, zorlamak
  • wresting:bükmek, çarpıtmak, gaspetmek, zorla almak, zorlamak
  • wrestle:boğuşma, boğuşmak, güreş, güreşmek, mücâdele, mücâdele etmek, uğraş, uğraşmak
  • wrestled:boğuşmak, güreşmek, mücâdele etmek, uğraşmak
  • wrestler:güreşçi, pehlivan
  • wrestling:güreş, güreşme, mücâdele
  • wretch:adamcağız, alçak herif, aynasız, sefil, zavallı adam
  • wretched:acınacak halde, berbat, biçare, bitkin, perişan, sefil, zavallı
  • wretcheder:acınacak halde, berbat, biçare, bitkin, perişan, sefil, zavallı
  • wretchedness:perişanlık, sefalet, sefillik, zavallılık
  • wrick:bükülme, burkmak, burkulma
  • wriggle:çaktırmadan halletmek, çalkalama, kımıldatmak, kıpırdanmak, kıpırdatmak, kıvranmak, kıvrılmak, oynatmak, sallanma, sıyrılmak, yalpalama
  • wriggler:herşeyden sıyrılan kimse, kıvranan şey, kurtçuk, sinek lâvrası
  • wriggling:kıvranma
  • wright:işçisi, usta, ustası
  • wring:acıtmak, bükme, bükmek, burma, burmak, çarpıtmak, döndürerek sıkmak, döndürme, koparmak, kuvvetle sıkmak, ovuşturmak, saptırmak, sıkma, sızlatmak, zorla almak
  • wringer:merdane
  • wringing:çok ıslak, sırılsıklam
  • wrinkle:buruşma, buruşmak, buruşturmak, buruşukluk, çatmak, ipucu, kırışık, kırışıklık, kırışmak, kırıştırmak, kurnazlık, marifet, teknik, ustaca çözüm
  • wrinkled:buruş buruş, buruşuk, kırış kırış, kırışık
  • wrinkling:buruşmak, buruşturmak, çatmak, kırışmak, kırıştırmak
  • wrinkly:buruş buruş, buruşuk, çatık, kırış kırış, kırışık
  • wrist:bilek, krank pimi, piston pimi
  • wristband:bileklik, kol ağzı, manşet, yen
  • wristlet:bileklik, bilezik, kelepçe
  • wrists:bilek, krank pimi, piston pimi
  • wriststrap:bileklik
  • wristwatch:kol saati
  • writ:bildiri, ferman, mahkeme emri, yazılı emir
  • write:bestelemek, kâğıda dökmek, kaleme almak, mektup yazmak, yazarlık yapmak, yazı yazma, yazı yazmak, yazmak
  • wrıte:bestelemek, kâğıda dökmek, kaleme almak, mektup yazmak, yazarlık yapmak, yazı yazma, yazı yazmak, yazmak
  • writedown:düşük yazma, kaydetme, yazma
  • writer:yazan, yazar
  • writhe:acıdan kıvranmak, debelenmek, kıvranmak
  • writhed:acıdan kıvranmak, debelenmek, kıvranmak
  • writhing:burulma
  • writing:el yazısı, kitabe, kitap, makale, yazarlık, yazı, yazı kâğıdı, yazı şekli, yazı yazan, yazı yazma
  • writings:el yazısı, kitabe, kitap, makale, yazarlık, yazı, yazı kâğıdı, yazı şekli, yazı yazma
  • written:yazılı, yazılmış
  • wrong:bozuk, eziyet etmek, günahına girmek, haksız, haksızlık, haksızlık etmek, hata, hatalı, suç, ters, ters olarak, uygunsuz, yanlış, yanlış yol
  • wrongdoer:günahkâr, haksızlık eden kimse
  • wrongdoing:günah, haksızlık, kabahat
  • wronged:haksızlığa uğrayan kimse
  • wrongful:haksız, insafsız, kötü, yasadışı
  • wrongfulness:haksızlık, hata, hatalı oluş, yanlışlık
  • wrongheaded:aksi, huysuz, inatçı, yanlış fikirli
  • wronging:eziyet etmek, günahına girmek, haksızlık etmek
  • wrongly:haksız yere, hatalı bir şekilde, ters, ters olarak, yanlış
  • wrote:bestelemek, kâğıda dökmek, kaleme almak, mektup yazmak, yazarlık yapmak, yazı yazmak, yazmak
  • wroth:dargın, kırgın, kızgın, öfkeli
  • wrought:dövme, işlenmiş
  • wry:alaycı, çarpık, eğri, esprili, iğneleyici, küçümseyici, yanlış
  • wyvern:ejder

 

Konuşarak Öğren uygulaması ile İngilizcenizi geliştirin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İngilizcenizi Geliştirin

Türkiye'nin %100 başarı garantili tek online İngilizce kursunu ücretsiz deneyin.

X

Online Canlı Ders

Çağrı Hoca ile İngilizce cümle kurma canlı dersi İçin son 3 dakika 45 saniye.